Category Archives: Tabiat

Ne Kadar Dengedeyiz?

Entegral ve global bir tabiatın parçasıyız. Bu her zaman böyleydi, ancak bunu hiçbir zaman düşünmedik ve fark etmedik, ta ki tabiat bizi bunun farkına varmaya zorlayana kadar. Hatta son zamanlarda hayat bizi bu yönde sürekli daha fazla itmeye başladı: Her yönden tokat yemeye başlamış bulunuyoruz.

Diğer bir deyişle, sahip olduğumuz bu egoist hayatı idare edemiyoruz ve hiçbir konuda başarılı olamıyoruz. Ne ailede başarılı olabiliyoruz, ne çocuklarımızla, ne kendimizle, ne dünyayla, ne de güvenlik konusunda. Zor günler için yeteli birikimimiz var mı bilmiyoruz ve emeklilik fonları çöküşe geçmiş durumda.

İnsanda geleceğe dair emniyet, güven ve rahatlık hissini veren; güçsüzlük, hastalık ve yaşlılık durumlarında kendisine ve sevdiklerine emniyet sağlayan tüm sistemler değerlerini kaybetmekte ve yok olmakta. Kim bilir, belki yarın kendimizi sokakta bulacağız; cebimizde ve banka hesabımızda beş kuruşumuz olmadan.

Bu sorunlar insanı düşündürüyor. Eğer bu problemleri yaşamasaydık bu yönde düşünemezdik, çünkü hepimiz egoist bir alma arzusuyuz. Ancak bu durumla karşılaşınca “Neler oluyor?” diye kendimize sormaya başlıyoruz.
Durumu doğru bir şekilde incelediğimizde, kendimiz için yanlış sistemleri kurmuş olduğumuzu görürüz. Sonuçta, ben tabiatın bir parçasıyım ve bu durumda, sadece kendimi düşünerek, kafama göre hareket edemem; yani, realitede işleyen kuvvetleri göz önünde bulundurmadan, rastgele bir şekilde davranamam.

Gelişimimin seviyesine bağlı olarak, tabiatta daha derin ve hassas şeyler keşfederim. Önceleri benden gizli olan bu şeyler, şimdi yavaş yavaş meydana çıkmaya, ifşa olmaya başlar ve tabiatın bütün parçaları arasında olan kuvvetli ve karşılıklı bağı keşfetmeye başlarım. Tabiatın tümünde ve insanların da arasında bulunan bu bağ, tabiatın bütün seviyelerinde bulunan karşılıklı ihsan bağıdır ve sonuç olarak hepimizi etkiler.

Öyleyse; belki de tabiatta, bende ve insan toplumunda bulunan, ancak benim algılayamadığım veri, kanun ve ilişkileri göz önünde bulundurmuyor olabilir miyim? Gerçek şu ki, bunları hiçbir zaman göz önünde bulundurmadım, çünkü karşılaştığım bütün durumları aldırış etmeden, kaygısız ve ihmalci bir şekilde, sadece kendi çıkarımı düşünerek kullandım.

Bu kanunları nasıl öğrenebileceğim konusunda bir sorun mu var? Sonuçta; fizik, kimya, biyoloji, zooloji, botanik veya astronomi olsun, istediğimiz herhangi bir bilimi tabiatın mikro, makro ve tüm seviyelerinde incelediğimizde görüyoruz ki, tüm seviyeleri kapsayan tek bir kanun mevcut ve hüküm sürmektedir… Ve bu kanun, denge kanunudur.

Tabiatın tümü, denge sağlamak zorundadır ve sürekli olarak bu yönde hareket eder ve buna, Dünya gezegeni dediğimiz ufacık sistemimiz de dâhildir.

Yani, eğer barış içinde, dingin olarak ve diğer insanlar, aile vs. ile iyi bağlar içinde yaşamak istiyorsak, o zaman denge halinde bulunmamız gerekir. Formülümüz, alma ve vermeye ait olanı tüm pozitif ve negatif eylemlerimizin, biri bir diğerini geçmeyeceği şekilde denge halinde olmasıdır ki böylece her biri doyuma ulaşabilsin.

Bu durumda herkesin var olma hakkı olur; kimse bir diğerinden üstün olmaz ve hepimiz, genel olarak denge halinde olmamız gerektiğini ve bu dengeyi korumamız gerektiğinin farkında oluruz. Bu, tabiatın tüm kuvvetleri için geçerli olduğu gibi, insandaki tüm kuvvet, arzu ve düşünceler için de geçerlidir. Bu, küçük bireysel sistemler ve entegral global sistemden oluşan sistemin bütününün iyiliği için gereklidir ve tamamen sistemin tüm bileşenlerindeki içsel dengeye bağlıdır.

İster bilgisayar sistemleri, ister kibernetik, sosyoloji, psikoloji, fizyoloji veya herhangi diğer bir sistem olsun, global tabiatı ve tüm alt sistemlerinin çalışma şeklini incelediğimizde, bu içsel dengenin gerekliliğini görürüz. Hatta gelişme aşamasında olan sistemler bile sürekli olarak kendilerini dinamik biçimde dengelerler ve düzeltilmesi gereken dengesizliklere karşı hassastırlar. Bu sebepten dolayı gelişimleri ve eylemleri daima başarıyla sonuçlanır, çünkü her zaman, pozitif ve negatif kuvvetleri arasında eşitlik sağlama kanununa göre çalışırlar.

Dolayısıyla, elbette ki, bu kanunu ailede, toplumda, eğitimde ve genel olarak insan seviyesine ait olan her yerde ne kadar uyguladığımıza bakmamız gerekir.

Yayınlanma tarihi 15 Ocak 2012, saat 14:52

Yok Etme, Dengele

Yayınlanma tarihi 16 Ocak 2012, saat 17:26

Soru: Dengeye ihtiyacımızın olduğundan bahsediyoruz. Dengeye tam olarak nasıl ulaşabiliriz?

Cevap: İçimde var olan şeyler sadece düşünceler, arzular ve sapmalardan ibaret değil mi? Tüm bunlardan kendimden kesip atabilir miyim? Hayır. Peki, bunları bastırabilir miyim? Bu hiç iyi bir fikir olmaz. Bunu denemek, büyük çabalar gerektirir ve çok zaman alır; sonunda ise fark ederim ki, tabiatımda bulunan niteliklerim elli yıl sonra bile kaybolmamış.

O zaman burada nasıl bir eğitimden bahsediyoruz? “İnsan olmak” ne anlama geliyor? Kendimi nasıl aşabilirim?

Tek yapmamız gereken, bütün niteliklerimizi alıp onları dengelemektir. Bende var olan hiçbir kötülükten pişmanlık duymamalıyım; tek yapmam gereken, bunları iyi olan bir şeyle dengelemektir.

Herhangi bir şeyi silmeme gerek yok; bunu bilmek bile insanı rahatlatır. Sonuç olarak, pişmanlık duymuyorum, çünkü ben bu şekildeyim; ben buyum. İçimde olanları silsem benden geriye ne kalacak ki? Böyle bir durumda elimde kalan tek şey, hayatıma son vermek olur. İnsanları intihara sürükleyen şey de budur: Kendi içlerinde iyi olan hiçbir şeyin bulunmadığını fark ediyorlar. Belki farklı dışsal sebepler de olabilir, ancak sonuç aynı.

Fakat biz, bu durumu farklı bir şekilde ele alıyoruz. Kişi, kendisinde var olan her şeyi tutmalıdır ve kendi nitelikleri ile devam eder; negatif niteliklerine olumlu muhakemeler ile pozitif nitelikler ilave eder. Yok etme, dengele. Yok ederek “dünyanın reformcusu” olursun ve bu iki kat kötüdür; çünkü bu durumda kişi, dünyaya zarar veren kişi olur.

Kendimizle ilgili olan tüm fenomenleri silmemiz değil, dengelememiz gerekiyor. Aksi takdirde genel dengeyi bozarız. Benzer bir şekilde de kan basıncını ve diğer fizyolojik problemleri, hatta toplumda ve ailede bulunan sorunları dengelemeye çalışırız.

Hiçbir şeyi bastırmamamız gerekiyor. Sonuçta, alma arzusunun bu şekilde yaratılmış olması bir tesadüf eseri değil. Bunun temeli içimizde yatar, Reşimolarımızda (bilgilendirici genler) ortaya çıkar ve biz bunları yok edemeyiz. Reşimoların zinciri gelişmeye devam eder ve bizim yapabileceğimiz tek şey onları dengelemektir; bu fenomeni doğru bir şekilde kullanarak ve pozitif yanını ifşa ederek ıslah etmektir.

“Barış” makalesi konulu ve 13/01/12 tarihli Günlük Kabala Dersi’nin 4’üncü bölümünden.

Gerçek Nerede? – Doğada

Düşünce (Mikail P.Barbolin,PhD, Rus Eğitim Akademisi, Yetişkin Eğitimi Enstitüsü): “Ahlak bilim ve hayatın anlamı bugünün en tartışılan konuları haline geldiler. Ancak, genellikle birbirine bağlı olarak görülmüyorlar.

“Modern sosyal yaşamda insan ahlâkının gelişimi önemli bir rol oynuyor. Bu dürüst bir yaşama işaret ediyor, fakat kişinin ahlâksal nitelikleri ve içsel ahlâkıyla ilgili hiçbir şey söylemiyor. Şu açıktır ki, hayatın belirli kurallarının, sakıncalı olanın ihlâli söz konusudur, çünkü bir başkasına zarar verebilir.

“Fakat bildiğimiz gibi, iyi ve kötü kavramları görecelidir. Başkalarına, kendimize ve sadece insanlara değil, aynı zamanda doğaya ‘zarar vermemek’ için, takip edilmesi gereken sınır nedir? Bunu dengeleyen ve insan davranışını yönlendiren mekanizma nerededir? Bundan faydalanmak için ne yapmalıyız?”

Benim Yorumum: Öğretmenler, bu dünyadaki muhtemelen en tutucu insanlardır, subay, doktor, koruyucu ve anne arasında bir yerde dururlar. Uzun zamandır okullarımızın durumuyla ilgili mutsuzuz; her şeyden evvel eğer yetişkin eğitimine ihtiyaç varsa, bu demektir ki hayatları boyunca onlara “nasıl öğrenecekleri” öğretilmemiştir.

Fakat bu doğaldır, çünkü tüm plânlarımızda ve eylemlerimizde genel bir krize girdik. Bunun içinde yaşama ve hayatımızı kurma beceriksizliğimizi keşfettiğimizde, egoist arzuların gelişiminin sonunun, neticesi gibi olacaktır.

Öyleyse, hayata karşı ihsan etmeye dayanan yeni bir tavır seçtiğimizde, tüm eğitim sistemini yeniden yapılandırmak zorundayız. Bu hali hazırda bozulmuş olduğundan, sadece alışılmış değil fakat zararlı olan davranışları da, net bir zihniyetle temizlemeli ve doğayla benzer olmaya dayanan, dolayısıyla gerçek ve daimi olacak yeni bir eğitim sistemi yaratmalıyız.

Yayınlanma 14 Jan 2012

Yedi Milyar Dünya

Öylesine gizlilik altındayız ki bu gizliliği dahi hissetmiyoruz. Bütün realiteyi sadece kendi içimizde algılarız ve hissettiğimiz herşey gerçek anlamda var olmayan egoistik arzumuzun içindeki izlenimlerdir. Maneviyatta kendi hatırına almak olan haz alma arzusu gibi bir nosyon yoktur. Eğer arzu kendisine doğru yönelmeye niyetlenmişse hiç bir şey alamaz ve karanlıkta kalır. Ancak, bizim egoistik arzumuz, realitenin bir çeşidinin bize realite gibi görünen bir izlenimi, kendi içinde olduğunu hissetmemize olanak sağlayan alçak bir seviyede temellenir.

Bizler gelişmeye başlayınca ve ihsan etmek için daha büyük arzular ve niyetler kazanınca, üst sistemi hissetmeye başlarız. Bu durum olmadan önce her birimiz var gibi görünen hayali bir dünyayı sayıklama içinde hisseden bilinçsiz bir kişi gibiyiz, bir hayalde gerçekleşen birşeyler gibi, kendi kafasında değişik imajlar gören komadaki biri gibi.

Uyandığımız ve duyularımıza döndüğümüz zaman, arzumuz zaten başka bir seviyededir ve ihsan etmek niyetine sahiptir. Dolayısıyla, herşeyin arzumuzun içinde olduğunu ve dışarıda hiç birşeyin olmadığını hissettiğimizin farkına varırız. Daha önce dışımızda gibi görünende aynı zamanda alma arzumuzun içindeki bir hissiyattır.

Bizler maneviyatı alma arzumuzun içinde de ediniyoruz. Doğanın duran, bitkisel ve hayvansal seviyeleri, tüm insanlar, tüm bu büyük dünya ve bu dünyanın içinde olan herşey sadece, bana bu dünyanın değişiyor olduğunu hissettiren alma arzumun içindeki değişimlerdir. Diğer ruhları keşfederim yani yabancı arzuları öyle ki onları kendime ihsan etmek niyetiyle bağlayabilirim ve daha sonra onlar benim ne kadar ihsan etmek ölçüsünde olduğumu ölçmek için bana yardım eden parçalarım haline gelirler.

Kasıtlı olarak bu puslu, bulanık durumun içinde tutuluyorum öyle ki onları yakına getirmek için ve onları kendi ayrılmaz parçam olarak hissetmeye çalışırken onları hissedemeyeceğim durumda olayım. Bana dışsal olarak görünen tüm bu realiteyi kendime yakınlaştırmaya çalışırsam kendi ihsan etme kablarımı düzeltebilirim.

Dışsal, yabancı arzuları yakına getirebildiğim ölçüde: duran, bitkisel, hayvansal ve konuşan ve onları tek bir bütün içinde, ”beyin- kemikler- tendonlar- et- deri” yi (Mohin – Atzamot – Gidin – Basar – Orh) veya ”kök- ruh- beden- kıyafetler – saraylar” ı (Soreş – Neşema – Guf – Levuş – Heyhal) kapsayan tek bir manevi organizmanın içinde birleştirmek, benim gerçeğe yaklaşmamın ölçüsüdür. Daha doğrusu, tüm realiteyi kendi içimde hisseden ve dolayısıyla içinde Yaratanı algılayacak bir kap inşa eden benden başkası yok.

Tüm parçaları ”tek kalp tek adam” haline gelene dek bir araya getirmek zorundayım ve bana yabancı gibi görünen tüm insanlar benim ruhumun parçalarıdır. Haliyle, herbirimiz hiç kimseyi rahatsız etmeden ilerleriz. Her birimiz kendi dünyasını kendi düzlemi üzerinde, kendi parçasının içinde kendi içsel dünyası olarak bunu edinerek inşa eder. Ve Yaratan bu dünyayı doldurur yani kişi Işıkla, kendisini dolduran Yaratanla bağlanmak durumunda olur.

12.10.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin ilk bölümünden, Rabaş’ın Yazıları

Düşüncenin Gizli Gücü

İnsanlar arasındaki bağlantı insanların realize ettiklerinden daha güçlü ve daha bağlayıcıdır. Doğaya göre, bu bağlantı, bize aşama aşama ifşa olan tüm bir organizmayı temsil eder.

Tüm doğa birleşiktir, bu artık ortaya çıkmaya başladı. Doğa, Big Bang’in (Büyük Patlama) sonucu olarak tek bir noktadan gelişerek başladı. Algımızda, doğa birçok farklı parçaya bölünür: cansız madde, bitki, hayvan ve insan seviyeleri buna ek olarak, fiziksel, kimyasal, biyolojik, ahlaksal, geleneksel ve diğer kanunlar. Bunların hepsinin bir bütün olduğunu görmüyoruz. Bunların hepsinin ne kadar birbiriyle bağlı ve bağımlı olduğunu, düşüncelerimin ve duygularımın yıldızların patlamalarını ve bu yıldızların patlamalarının bahçemdeki bitkileri nasıl etkilediğini görmüyoruz. Her şeyi görmüyoruz ancak var olmadığı anlamına gelmez.

Doğa küreseldir. Bu gerçeği daha ve daha fazla keşfediyor olmamızın sebebi bizler daha fazla gelişmiş hale geldik. Tüm bunlardan sonra, bugün yaptığım ifşalar dün yapamamış olduğumdu çünkü yeteri derecede gelişmemiştim. Ancak, bu demek değildir ki bu gibi şeyler ve doğada keşfediyor olduğum yeni yaklaşım, doğada zaten var değildiler. Bu benim içimde görünüyor çünkü ben gelişiyorum.

Ben doğanın en aktif gelişen parçasıyım. Bir insan olarak, her şeyden daha fazla ve hızlı gelişirim: bilgimde, edinimlerde, hislerde ve böyle gider. Ve ben geliştiğim zaman, daha büyük ve ayrıntılı algı edinirim.

Amerika keşfedilmeden önce var değimliydi? Vardı! Ya galaksiler ve yıldızlar, bunlar da keşfedilmeden önce var değiller miydi? Her şey vardı, sadece biz göremiyorduk çünkü bizler yeteri derece gelişmemiştik.

Bizler kendi bağımızı ifşa etmeye başlıyoruz. Bu bağlantı hissedemeyeceğimiz seviyelerde mevcut yani beş duyu organım vasıtasıyla algılayamıyorum.Bu bağlantı benim duyularımın ötesinde var olur, aramızdaki bağın bazı düşünceleri ve sistemleri içerisinde ve bu yüzden, düşüncelerim, aksiyonlarım ve duygularım seni etkiliyor.

Küresel Eğitim Hakkındaki Tartışmadan 07.09.2011

Yaklaşım

Dünyada kişinin hayatında her çeşit olay yer alır ve bizler gerçekleşen her şeyin Yaratandan geldiğinin farkında olmalıyız. Bütün engeller dahil her şeyin Yaratandan geldiğini keşfedeceğiz. Bütün bu şeyler bizim neyi arzu etmemiz içindir; Yaratanın iyi olduğunu ve O’nun verdiklerinin sadece iyilik olduğunu fark etmeliyiz ve her şeyi bu şekilde algılamalıyız. Eğer aldığımız her şeye yaklaşımımız bu şekilde olursa o zaman ancak Yaratandan kuvvet talep ettiğimizde bütün engellerin üzerine çıkabilmenin yeteneğinde olduğumuzu keşfederiz ve bu sonuçta bizi, perdeyi (niyeti) ve Kaynağa geri dönen Işığı alabileceğimiz duruma getirecektir. Şüphesiz ki, bu durum ancak, karanlığın değişik durumlarında olduğumuzda, kafa karışıklığının her çeşidinden sonra bize gelecektir.

Eğer kişi bireysel olarak zor durumlarında bulunduğu zaman halen Yaratana yardım için hiç yaklaşmamışsa bu demektir ki onun niyeti yanlıştır; yani halen grubun desteğinden yoksundur ve o halde hepimiz daha iyi bir durumu yapmanın gerekli olduğuna dikkat etmeliyiz. Kendimizi kontrol etmeli ve bir engelle karşılaştığımızda nasıl hareket edeceğimizi kendi içimizde tanımlamalıyız. Böyle anlarda Yaratana yakarışta bulunuyor musun veya problemi kendi başına mı çözmeye çalışıyorsun? Herkes bu soruyu kendi başımıza diye cevaplayacaktır.

Doğru aksiyon şöyle olmalıdır; hepimiz birleşmeli ve birleşmenin üzerine, Yaratana yaklaşımda bulunuruz. Bu şekil reaksiyon ve yaklaşım içgüdüsel olmalıdır. Bu bir çocuğun bir problemle karşılaştığı zaman gibidir ve çocuk korkmaz çünkü içgüdüsel olarak annesinden yardım ister. Eğer her birimiz bu şekilde birlikte yanıt verirsek daha sonra her şey olması gereken yere yerleşecektir. Bizler problemlerimizi kendi başımıza çözmeye çalışmamalıyız. Kahramanlar kendi güçlerini kullanmaları sonucu kahraman olmadılar. Eğer halen problemlerini kendi başına çözebileceğini düşünüyorsan bu demektir ki, sen Yaratan’a olan yaklaşımında grupla yeteri şekilde pratik yapmamışsın. Bundan sonuçlar çıkarmaya çalışın.

Bugünün Temel Gerçeği

Basit tek bir gerçeği anlamalıyız, modern dünyadaki başarı aramızdaki uygun ve doğru ilişkiye bağlıdır. Bu durum bize genel kriz tarafından ifşa oldu. Kriz bize bir mesaj gönderiyor: “Yaptığın her şeyde başarı elde etmek istiyor musun? Sadece etrafına bir bak: Bu gün yapmış olduğun her şey krizin koşulundadır. Küresel ve entegral bir sisteme eşitlenmediğin sürece yaptığın hiçbir şeyde başarılı olamayacağın sana net olmalıdır.”

Bu uygunluk durumuna sorumluluk denir! İyi bir şeyler üretmek ve başarılı olmak senin küresel ağa olan doğru yaklaşımına bağlıdır ve bu yaklaşım sorumluluk olmaksızın mümkün değildir. Eğer bunu yapabilirsen, başarılı olursun. Eğer yapamazsan zaman kaybeder ve bu durumu kendin için sadece daha kötü yaparsın.

Başarıyı elde etmek zor değildir. Herkes karşılıklı sorumluluğun ne olduğunu hissedebilir ve herkes sıcak ve içten bir aileyi gözünde canlandırabilir.

Bununla beraber karşılıklı ortak sorumluluğun ne olduğu öğrenilmelidir. Herkes en sonunda Kabala’ya olan düşüncelerini değiştirmek zorunda olacaklar ve Kabala’nın daha yüksek bir bilgelik olduğunu anlayacaklar ve bu durumda kişi kendi ruhunun ıslahına bağlanacak. Kabala’dan korkmak fikrinden kurtulmalı ve bu bilgeliği olabildiğince doğal haliyle anlamalıyız. Kabala’nın içinde insan toplumunun aktif bir gücünü öğreniriz. Bu gücü bilmeliyiz yoksa var olamayacağız.

Kim bu gerçekle tartışabilir? Tüm her şeyden sonra, bu gücü ifşa etmeyene dek kendimizi tatmin edemeyeceğiz. İnsanlar Kabala’nın sanki bu dünyanın dışında daha üst diyarlardan bahseden bir bilim olduğunu düşünüyorlar. Ancak gerçekte, bize Kabala’dan daha yakın hiçbir şey yoktur.

Üst Güç Bize Önce Sırtını Açar

Günümüzde başarı, bizim, doğanın programını nasıl yürüteceğimize bağlıdır. Doğa bizden bağ kurmamızı istiyor ve bugün doğa bu durumu açık bir şekilde kendi parçasından yani üst gücün parçasından bize gösteriyor. Bu güç biz onu ifşa edelim diye bize yakınlaşıyor ancak biz bu durumu kötülük olarak algılıyoruz.

Üst güç daha alttaki kısmını, AHP’yi size ifşa ediyor, Yaratan’a kendinizi iliştirmek için bir fırsat veriyor. O, ihsan etmek formunda ifşa olur ancak sizler bunu karanlık, kafa karıştırıcı ve zayıflık olarak algılıyorsunuz. Ve şimdi, ne olursa olsun, kendinizi O’na bağlamalısınız.

Biz bitişik dereceleri açıklıyoruz: Üstteki ve alttaki. Ve şimdi üst derece, AHP de Bina, Elokim, Yaratan kendisini bize en küçük derecede ifşa ediyor. Ve bizler bunun anlayışının algısına gelmemiz için çaba sarf etmeliyiz. Örneğin doğa, bunun hakkında hiç bir şey yapılamaz: Doğa kendisini bizlerin bağ kurmamız gerektiğini göstererek bize ifşa ediyor.

Üst’ün AHP’si bizden onu (bağ kurmamız gerektiğini) talep ediyor, kabul etmemiz gereken arzulanan formu bize ifşa ederek ve o zaman kendimizi iyi hissedeceğiz. Aksi halde, O üzerimizde parıldayacak ancak bu yansıması bize karanlık gibi olacak, yani Işık (Ohr) değil ancak gece (Orta). Ve bizler kendimizi bütünüyle kötü hissedene dek O’ndan bu etkiyi almaya devam edeceğiz ve halen bizler bu kötü etkinin baskısı altında değişmeye ihtiyaç duyacağız ve O’nun gücüyle hem fikir olmaya geleceğiz.

İşte bu yüzden bize olan her şey kriz olarak yorumlanıyor, gerçekte bu bir kriz değil, daha ziyade bu bizlerin yükselmesi gereken bir sonraki daha üst derecenin ifşasıdır. Bunu daha hızlı bir şekilde anlamamız bizim için olan tüm süreci daha fazla kolaylaştıracaktır, geçmemiz gereken bir yol veya diğeri yani ya kendi isteğimizle veya zorla.

İşte bu yüzden insanlara gidip bunları onlara açıklamaya çalışıyoruz. Ve daha fazla insan bunu keşfetmeye başladı hatta dinlemeseler veya fazla anlamasalarda yine de bu bilgi kitlelere bir şekilde aktarılırsa bu durum onları etkilemeye başlayacaktır. Kitlelerin görüşlerinin özel bir gücü vardır çünkü bu görüş daha geniş bir insan tabanına sahiptir ve bu yüzden insanlar aniden bunu hissetmeye ve anlamaya başlayacaklar.

İçlerinde aniden beliren bu arzunun sebebini bilmeden birliğin yönüne doğru hareket etmeye başlayacaklar. Eğer görüş kitleler vasıtasıyla yayılırsa herkesin mutlaka bağ kurması gerektiği yönünde tek bir kelime duyması bile yeterli olacaktır ve bu iyi bir durumdur.

Bu durum Yaratan’ın yaratılanlarına ifşası olarak adlandırılır, hemen O bizimle ilk derecede temas kurmak için hazırdır. Ve işte bu yüzden bu derece O’nun alt kısmı,AHP olarak bize ifşa oluyor. Fakat biz buna kriz diyoruz – alt ve üst arasındaki denge, ahenk ve bağ eksikliği.

Bizler niteliklerimizi O’nun nitelikleriyle eşitlemeliyiz çünkü Üst yönetime dengeye gelmeye bizi zorlayan kanun her yerde işliyor. Eşitlemediğimiz zaman acı çekeriz ve eğer bizler niteliklerimizi O’nun nitelikleriyle eşitlemeye, dengeye getirmeye başladığımızda mutlu olacağız. Üst Olan değişmez, O basitçe kendi niteliklerini bize daha fazla açmaya çalışıyor – O’nun AHP’si kendimizi ilişkilendirmemiz gerekendir. Ve bizler şuan ki durumumuzda bunu yapmadığımız zaman, O’nun AHP’si daha önce belirlenmiş bir programa göre işler ve aşama aşama daha ve daha fazla ifşa olur. Bu durum sanki O’ndan gelen karanlığın tamamıyla bize dayanılmaz olana dek Sırtını bize dönmesi gibidir. Ve daha sonra bu büyük acı ve darbenin etkisi altında bizlerin kendimizin bir şeyler yapması gerektiğinin ihtiyacını duyarız.

Üst olan Kendisini daima daha yüksek bir formda, düşüncenin formu içinde ifşa eder ve böylece bize gelişim için bir fırsat verir. O, Kendisini bir hüküm veya güvenlik eksikliğinin formunda ifşa etmez. Esas olarak Yaratan, Kendisini anlayış, kafa karışıklığı ve kontrolde yeterli olamamanın bir eksikliği olarak ifşa eder. Yaratan ilkönce içinizdeki insan derecesini geliştirmek için gayret eder; O sizin anlamanızı, hem fikir olmanızı ve kendinizi ve çevrenizi değiştirmenizi ister – seviyenizi, tüm dünyanızı O’na göre yapılandırmak.

Ancak eğer muvaffak olamazsanız, O çok az biraz daha açar zira bu durum O’nun içindeki bir mekanizma gibi işler, buna ‘zamanında’ (Beito) denir, bir saat gibi. OAHP’sini daha ve daha fazla göstermeye devam eder öyle ki sen en sonunda reaksiyon vermeye mecbur kalırsın. İşte bu yüzden bizler beklememeliyiz!

Diyebiliriz ki bizler şimdiden pratik Kabala ile ilgileniyoruz.

02.09.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinden, Baal HaSulam’ın Mektubu

Doğa İle Denge İçinde Yaşamayı Öğrenin

Soru: Doğa nedir ve doğa ile dengede olmak ne demektir?

Cevap: Bizler doğanın içindeyiz. Birçok parametre bizleri etkilemektedir, ısı, basınç, çeşitli titreşimler, her çeşit dalgalar, radyoaktivite ve diğerleri. Bizler bu doğal fenomenler ile dengede olmalıyız.

Bu fiziksel kanundur: kendi çevresiyle denge konumunda bulunan bir beden kendisinin en rahat konumundadır. Eğer sıcaklık, basınç veya diğer parametreler çok az dahi olsa yükselirse, kendimi kötü hissederim. Eğer bu parametreler düşerse yine kendimi kötü hissederim.

Bu doğanın içindeki yaratılışım budur: doğanın içinde belli sınırların içinde ancak var olabilirim ve bu sınırların içinde kendimi beni saran doğaya eşdeğer yapmalıyım. İşte bu yüzden kışın doğa ile denge halinde bulunmak için kalın giysileri giymeye ihtiyacım vardır ve yazın tam tersi ve bu şekilde devam eder.

Bu bizim görebileceğimiz kısma aittir ancak doğanın diğer bir kısmı da vardır ki bizler bunu göremeyiz. Bu kısım arzuların kanunlarını içerir, arzulanan gelişimimizin kanunları, şöyle ki manevi kanunlar. İnsan aynı zamanda bunlara da uymalıdır, bunlarla da dengede olmalıdır.

Bizler bu kanunları bilmiyoruz. Bizler bu dünyada eğer insanlara bağışlar verirsek, fakirlere yardım edersek, kimseyi rahatsız etmezsek, vergilerimizi ödersek, yaşlı bayanları karşıdan karşıya geçirirsek ve hayal edebildiğiniz her ne varsa bunları yaparsak kendimizi çok iyi insan olarak düşünürüz. Bunlar yeterli değil mi?

Bunlar sadece yeterli değil bununla beraber bunların hiçbiri hesaba katılmaz bile çünkü ben egoistik aklımla düşünüp anladığımı sadece yaparım. İhtiyacım olanı yapmak için, doğanın kendisini çalışmalıyım ve onunla benzer olmayı arzulamalıyım.

Bu benzerlik kanunu uymam gereken tek kanundur. Her gün değişir büyür ve farklı bir insan olurum. Bunu her gün, her an takip eder, kendimi düzeltmeli ve doğa ile dengemi ayarlamalıyım.

Sonuna kadar, bizler ilk önce doğa’nın veya Yaratan’ın (nasıl adlandırdığımız önemli değil) bize sunduğu talepleri, bu taleplere uyduğumuz ve dengeyi nasıl edindiğimiz ölçüde öğrenmeliyiz. İşte Kabala Bilgeliği bundan bahseder. Bizi saran doğa ne, biz neyiz, hangi hissiyatın içinde doğa ile dengeli değiliz, hangi parametrelere dayanır ve bu parametrelerle dengeyi nasıl edinebiliriz. İşte bütün Bilgelik bundan bahseder.

31.07.2011 Tarihli Pazar Sanal Dersinden

Yeni Dünya’nın ABC’si

Bizler sıradan bir insanın ihtiyaçlarına göre, lükslerini bırakan kendisini mantıklı tüketime kısıtlayan, yeni bir dünyaya giriyoruz. Bizler, kişinin yeni bir tanesini alması için bugün kasten bu şekilde yapılmış üç – beş yıl içinde hizmet dışı kalan makineler falan üretemeyeceğiz.

Varoluşun yeni bir konumuna doğru hareket etmeliyiz. Dünya devletlerinin anlaması gereken budur. Ancak onlar kendi uluslarını nasıl sakinleştirecekler? Tüm bu faktörleri nasıl onlara izah edip eğitecekler?

İşte bu yüzden bizler eğitim kaynaklarını, herkese sunabileceğimiz açık ve mutlak net bir şekilde bir paket olarak hazırlamalıyız. Başka bir opsiyonumuz yok: yenidünyayı çalışmalıyız.

İşe gitmek zorunda olmayacaksınız. Bunun yerine okula gidiyor olacaksın, ancak öğrenmek için değil. Hayattan gerçek hazzı nasıl alacağınızı çalışacaksınız. Buna değer mi? Bir şekilde işe gitmeye devam edemeyeceksin; kimsenin sana ihtiyacı olmayacak. Büyük Buhran gelişimin bir parçasıydı, periyodik süreç içindeki bir ara düşüş, ancak şimdi tüm bunlar değişti. Bizler kaynakları tüketiyoruz. Yeni bir safhanın eşiğine gelmiş bulunmaktayız. Bunun hakkında yazılan yeteri yazı bulunmaktadır.

Dolayısıyla, işimiz insanları artık kendi neslinin sonuna geldiği konusunda bilgilendirmektir. Bundan daha başka işimiz olmayacak. Öyleyse insanlar nasıl geçimini yapacaklar? İyi, herkes için yeteri kadar sadece ihtiyacımız için çalışalım aynı zamanda yenidünyada nasıl yaşayacağımızı ve doğru bir şekilde nasıl dağıtacağımızı öğrenelim.

Herkese, insanoğlunun evrimini ve tarihini, egoizmin kendi son safhasına yükselişini, bütünleşme safhasını ve entegral sistem tarafından işleyen kanunları, entegral sistemin tüm parçalarının bağlantılarını ve karşılıklı ilişkinin ve gerçek bağlantının bunun içinde nasıl açıldığını anlatmalıyız. Bu, doğa’nın bizleri yapmaya zorladığı şey için olan tek seçeneğimizdir.

Doğa’dan sadece kendi hayatlarını sürdürebilmek için yalnızca ihtiyaçlarını alan hayvanlar gibi, tüketimin dengeli bir konumuna gelmemiz beklenmektedir. Hayvanlar bunu hesap yapmadan içgüdüsel olarak yapıyorlar, oysa bizler kendimiz kısıtlayarak, öğrenim vasıtasıyla, hassas bir şekilde doğa ile ilişkimizi inşa etmek zorundayız ve basitçe, kötü eğilimimizi evcilleştirmeliyiz, çünkü başka türlü göze alamadığımız anlıyoruz.

Bununla beraber, adam dünyayı tüketmek istiyor olduğu bu durumda ona sadece yemek ve barınakla mutlu olması istenildiği zaman, egolarımızı nasıl tatmin edeceğiz? Adam der ki, ben neyim? Mağarada bir ayı mı, kafeste bir kuş mu? Elbette değil, daha önce hiç sahip olmadığın hazdan daha büyük doyum alacaksın. Bu yapılabilir. Öyleyse nasıl bunu yapacağımızı bulalım?

Haliyle, insanlara öğretmek zorundayız, onlara öncülük etmek zorundayız. Hiç kimse bunu tek taraflı yapmak istemeyecektir; herkes hemen hazzı, tatmini araştırıyor. Bu yüzden, bizler eğitim kaynaklarının paketini ve halkın eğitiminin sistemini hazırlayacağız. Bu yavaşça başlayacaktır. Hemen şimdi, bunu dünyaya açıkça anlatamayız ancak krizlere neyin sebep olduğu hakkında materyaller hazırlamanın ve bunları dağıtmanın zamanıdır. Bu durum çözüme ışık tutacaktır. Tüm bunlardan sonra yapacak bir şey yok. Öyle veya böyle yapmanız gerekeni öğreneceksiniz.

“Egomuzun gelen bu son safhasında artık kendisini nasıl dönüştürmesi gerektiği konusunda yolu açıklayan bir makalesi.’’