Category Archives: Tabiat

“Koronavirüsten Sonra Ne Olacak?” (Quora)


Bir noktada, Koronavirüs’ten kurtulacağız. Ancak, kısa süre sonra başka bir krizin insanlığı vurmasını kesinlikle bekleyebiliriz. İster Koronavirüs’ün başka bir kolu, ister tamamen başka bir pandemi veya başka bir kriz olsun, küresel ölçekte daha fazla kriz bekleyebileceğimizi söylememin nedeni, bunun, doğanın bizi yetiştirme biçiminin ayrılmaz bir parçası olmasıdır.

Doğanın bizi belirli bir hedefe nasıl yönlendirdiğini, bu hedefe giden yolda bize nasıl ifşa ettiğini ve doğayla denge kurmak için neleri değiştirmemiz gerektiğini anladığımızda, o zaman Covid pandemisi gibi, darbeleri doğanın planının temel parçaları olarak anlayabiliriz.

Doğa bize her seferinde bir tane olmak üzere dalgalar halinde darbeler gönderir, çünkü bize yönelik amacı, bizi doğayla dengelenmiş daha yüksek bir insani gelişme derecesine yükseltmektir. Bazen çocuklarına ders vermek için onlara sert davranan ve bunun sonucunda çocukların tutumlarında veya davranışlarında belirli bir değişiklik bekleyen sevgi dolu ebeveynlere benzetilebilir. Doğa, bize bir darbe vurduktan sonra genellikle onu düşünmemiz ve bizden beklediği değişimi gerçekleştirmemiz için zaman verir. Dolayısıyla Koronavirüs bir dizi darbedir ve doğanın bizden beklediği değişime adım atmazsak, birbirini izleyen her darbenin öncekilerden daha sert olmasını bekleyebiliriz.

Mevcut pandemiye özgü olan, küresel olan doğasıdır. Dünyadaki herkesi tıbbi, ekonomik, sosyal ve/veya psikolojik olarak çok çeşitli şekillerde etkiler, ancak sonuçta doğa hepimize bizden daha büyük olduğunu ve dahası hepimizin birbirimize bağımlı olduğumuzu hatırlatır.

Küresel karşılıklı bağımlılığımızı bu kadar net bir şekilde aydınlatarak, karşılıklı bağımlılığımızla en iyi nasıl ilişki kurmamız gerektiğini – birbirimize yardım ettiğimizi, desteklediğimizi ve cesaretlendirdiğimizi ve başkalarının ihtiyaçlarını kendimizle ilişkilendirdiğimiz kadar değerli gördüğümüzü düşünmek akıllıca olacaktır. Bu, doğanın bize öğretmek istediği derstir ve eğer karşılıklı bağımlılığımızı daha olumlu bir şekilde gerçekleştirmek için birbirimize karşı tutumlarımızda bir değişiklik yapmazsak, o zaman giderek daha fazla küresel ölçekli krizin bizi böyle bir kararlılığa getirmesini bekleyebiliriz.

İnsan vücudundaki hücrelerin, kendi bireysel ihtiyaçlarının üzerinde tüm vücudun sağlığına hizmet etmek için çalıştıkları gibi, küresel ölçekteki krizlerde de doğa, hepimizin tek bir küresel sistemin parçası olduğumuzu göstermeyi amaçlar. Bu nedenle, bizim için değerli ve önemli biri hakkında düşündüğümüz şekilde, insanlığı sevgiyle, özenle düşünmeye başlamamız akıllıca olur.

Bu zorluğun anahtarı, ellerimiz ve bacaklarımızla hiçbir ilgimizin olmamasıdır – hepsi birbirimize karşı tutumlarımızda bir değişikliğe işaret eder. İnsanlık arasında yaşayan karşılıklı bir ilgi ve düşünce atmosferi geliştirirsek, o zaman böyle bir tutum değişikliğinin – daha fazla pandemi ve diğer küresel ölçekli krizleri durdurmaktan, kişisel ve sosyal ölçekte ilişkilerde büyük gelişmelere ve daha fazla mutluluk ve güven, daha iyi sağlık ve anlam ve bollukla dolu yaşamları içeren yan ürünlerine kadar, nasıl sayısız olumlu değişiklik meydana getirdiğini göreceğiz.

 

Kabalist Dr. Michael Laitman’ın öğrencileri tarafından yazılmış/düzenlenmiştir.

2021 Yılı—Kölelik Çağının Sonu

Bir yıllık karantinadan sonra ekonomi nihayet açılmaya başladığında, yeni bir olgu ortaya çıktı: İşletmeler, yüksek işsizlik oranına rağmen üretime devam etmek için gerekli sayıda işçiyi işe alamıyor. Koronavirüs pandemisi nedeniyle işini kaybedenlerin herhangi bir iş fırsatı aramak için acele edecekleri ve çalışanlarla ilgili herhangi bir sorun yaşanmayacağı varsayılmıştı.

Ve hala, hem İsrail’de hem de dünyada büyük bir işgücü sıkıntısı var. Ve bu sadece düşük ücretli, vasıfsız işler için değil, aynı zamanda yüksek teknoloji, hukuk büroları, muhasebe için de geçerli. Bu nedenle ofisler küçük bir kadro ile ve azaltılmış bir programla çalışmak zorundalar.

Daha önce bu işleri yapanlar ise evde oturuyorlar, pandemi nedeniyle devletten iyi bir ödenek alıyor ve işe dönmek için aceleci değiller. Bu paradoksu yani devasa bir işsizlik seviyesi ile işçi bulmanın imkansız olduğunu nasıl açıklayabiliriz?

Çalışmak isteyen yeterli insan yok. Birçoğu bu arzusunu kaybetti. Sonuçta, açlık veya sosyal baskı tehlikesi altında değiller. Devlet yardımı alırken kanepeye uzanabilir, gazete veya kitap okuyabilir, TV seyredebilir veya ailenizle birlikte plaja gidebilirsiniz.

Ve aslında, bunda yanlış bir şey yok, çünkü bazen “oturup hiçbir şey yapmamak daha iyidir” deniyor. Dünya, iş yerinde aşırı zorlamak için yaratılmadı. Bir işe yaramayan bir sürü iş var, o yüzden evde oturmak daha iyi olmaz mıydı? En azından çevre iyileşecek ve kirlilik azalacaktır.

Kişi, onu zorlayan koşullara uyum sağlayan haz alma arzusu olduğu için, bunda beklenmedik bir şey yok. Üzerinde baskı yoksa, kişi kımıldamaz.

Daha önce toplum, çalışmamanın imkansız olduğu tavrını benimsiyordu: iş yok – geçim kaynağı yok. Bu nedenle, kişi geçimini sağlamak, ailesini ve çocuklarını beslemek için iyi bir meslek edinme arzusundaydı. Bugün her şey alt üst oluyor: Aile kurma, çocuk yapma arzusu yok, çalışmaya da gerek yok.

Ve aslında amaç daha çok çalışıp iş sahibini zenginleştirmek değil, ne için var olduğumuzu anlamaktır. Sabahtan akşama kadar işletme sahibi vergi ödemekten kurtulup birkaç milyon daha kazanacak diye işi nasıl çarpıtacağını düşünen bir ekonomist olarak çalışmanın ne anlamı var? Ve kendimiz için çok daha fazla oyuncak üretmemize ve oynamamıza imkan veren teknolojik ilerlemenin faydası nedir?

Bir kişinin bu zamanı ailesine, çocuklarına ayırması ve gerçekten bilim, felsefe, Kabala yani manevi ilerlemeyi çalışarak kendini geliştirmesi daha faydalı olacaktır. Kendisi için inşa ettiği yapay dünyayı değil, içinde yaşadığı doğanın doğal dünyasını çalışacaktır. Ve böylece her şey sakinleşecek, baskı ve sorun olmayacak, boşanmalar olmayacaktır.

Aksi takdirde, insanı zincire vuran sistemleri biz kendimiz destekleriz.

Bir insan evde kalırsa, dünyayı ve ailesinin, milletinin ve tüm dünyanın hayatını daha iyi hale getirmek için düşünmek için zamana ve enerjiye sahip olacaktır. Son yüz yılda bizi

Evrenin Resmini Kim Çizer?

Soru: Beni bir arzudan diğerine çeviren benim düşüncem mi yoksa Yaradan’ın düşüncesi mi? Bir eşek için ineği değişmediğimden nasıl emin olabilirim?

Cevap: Her şey, olanlara karşı doğru cevaba bağlıdır. İşte Yaradan sizin için evrenin resmini böyle çiziyor. Aslında, onun içinde hiçbir şey yoktur, hiçbir şey yaşamamaktadır.

Doğanın tüm cansız, bitkisel, canlı ve insan seviyeleri, önünüzde gördüğünüz her şey, tüm bu nesneleri sizin için çeken arzunun dört aşamasına dayanan beyninizin bir yansımasıdır.

Bu nedenle, her şey onu nasıl algılayacağınıza bağlıdır. Bunu not edin ve yavaş yavaş gerçeklik algısında bu şekilde ustalaşmaya başlayın.

Twitter’da Düşüncelerim / 02 Haziran 2021

Dünyamızda sadece egoizmin üzerine yükselen İsra-El, irade (karar ve davranış) özgürlüğüne sahiptir. Aksi halde kişi, hayvansal egoizmi tarafından yönetilir.

Bu nedenle dünyayı, ihsan etme niteliğinde davranmak için seçimimize göre Yaradan tarafından kontrol edilen bir kuklalar dünyası olarak görmeliyiz …

Bizler, düşüncelerimizin ve ilişkilerimizin en yüksek güç olduğu kapalı bir doğa sisteminde varız!

İklimin bozulmasına ilişkilerimiz dışında hiçbir şekilde etki edemeyiz. Onlar yüzünden, daha kötüye doğru değişiyor ve onlar sayesinde daha iyiye doğru değişmeye başlayabilir.

“Doğa İle Denge Nedir?” (Quora)


Doğa ile denge, aramızdaki bağlarda sevgi, karşılıklılık ve destek hislerini keşfetmek demektir. Bunu yaparak, doğanın içsel gücü ve temeliyle yani sevginin ve vermenin niteliği ile bağ kurarız.

“Sürekli Yalnızlık Duygusunu Gidermek İçin Çözümler Nelerdir?” (Quora)


Yalnızlık, günümüz dünyasında büyük bir sorundur. Pek çok ülke bu konuyla ilgilenmek üzere bakanlar atadı. İntihar edenlerin çoğunlukla yalnızlar olduğu gerçeği de dahil olmak üzere, bunun birkaç nedeni vardır.

Ancak, hiçbir bakan veya hükümet kararı bu soruna yardımcı olmayacaktır. Gittikçe daha fazla insan evlilikte, işte, arkadaşlıkta ve genel olarak hayatta anlamsızlık buluyor, hareket etmek, düşünmek, konuşmak veya herhangi bir şey yapmak için hiçbir uyarıcı yok. Bugün dünyada giderek daha fazla belirli bir dinginlik ortamı var.

Günümüz dünyasında artan yalnızlık ve anlamsızlık duygularının nedeni, bizleri hayatın anlamını aramaya teşvik etmek içindir. Bununla birlikte, hayatın anlamını keşfetme arayışıyla yalnızlığın ve anlamsızlığın üzerine çıkmak, ancak insanları ona uyandırmayı başarırsak mümkündür. Aksi takdirde, giderek daha fazla insanın, ölene kadar tüm yaşamları boyunca onları uyutacak haplar almasını bekleyebiliriz.

Mantıken, kendimizi kötü hissedersek, olumsuz duygularımıza çareler aramaya başlarız. Ama hiçbir çözüm görmezsek ne yapabiliriz? Ne için yaşıyoruz ki? Sonunda geriye kalan tek çözüm hayatın anlamını keşfetmek olacaktır çünkü bilerek ya da bilmeyerek hepimizin istediği şey budur.

Sonunda yalnızlık, her şeye karşı tam bir kayıtsızlık evresine girecek ve bizi yepyeni bir hayatın keşfine götüren doğal bir sürecin parçası olacaktır. Bazı yönlerden bu bir tür ölümdür. Bu engeli aşarak, çok daha iyi bir yaşam olduğunu keşfeder ve onu yaşamaya başlarız.

Kişi gerçekten yaşamaya başlamak için bir tür ölüme katlanmak zorundadır  – fark etmek, kabul etmek ve nihayetinde meyve vermeyen sürekli egoist arayışı bırakmak istemek. Bu geçişi kabul ettiğimizde bir sonraki hayata hazır hale geliriz.

Yalnızlara, dünyadan yabancılaşmış hisseden herkese tavsiyem, hayatın anlamı hakkındaki soruyu cevaplamak için hazırlanmış materyale gidip okumaktır (Quora biyografimdeki linkleri takip edin). Tavsiye edebileceğim başka bir şey yok. Kalbimin derinliklerinden, önerebileceğim başka hiçbir şey yok.

Kanser Neden Herkesi Etkiler?

Soru: İnsanlık yüzyıllardır kanserle yaşıyor. MÖ 7. yüzyıldan kalma eski Mısır papirüsleri bile meme kanserini vb. tanımlar. İnsanlık her zaman bu hastalıkla savaşmaktadır. Kemoterapiyi icat ettik, her türlü ilacı yarattık ve hala bu hastalık bizi yeniyor.

Bilim adamları, kanser hücresinin benzersiz olduğu ve genel olarak kanserin herkes için farklı olduğu sonucuna varmışlardır. Bu nedenle, yaklaşım her hasta için çok bireysel olmalıdır. Kabalistler bu hastalık hakkında ne diyor ve biz ondan nasıl kurtulacağız?

Cevap: Bu insan veya hayvan vücudundaki bir hücrenin veya bir organın işleyişindeki programın ihlalidir. Hücreler ve organlar bozulma yaşar. Tıpkı bir bilgisayardaki gibidir, örneğin, bir başarısızlık olduğunda ve zaten kimin ne yaptığını bilir ve kendini yok eder.

Ancak Kabala açısından, bir başarısızlık meydana gelir ve kendini yok eder demeyiz. Bir başarısızlık meydana gelir ve her şey farklı bir plana göre gider. Hala bir plana göre gitmektedir, bunlar tamamen rastgele kuvvetler değillerdir. Doğada rastlantısal diye bir şey yoktur. Doğada her şey önceden belirlenmiştir, her şey tamamen birbirine bağlıdır. Bu nedenle kanser, protein hücrelerinin varlığının doğru ve sağlıklı programının ihlalidir.

Doğru, sağlıklı varoluş programı, bedenin efendisini, bedenin sahibini, başkalarıyla doğru bağlantıya götürmek ve birleşmek, bunun aracılığıyla da ortak birleştirici bir güç ortaya çıkarmak için çalışmasıdır.

Sahip, bu hücrelerin doğru bir şekilde birleştirilmesiyle meşgul olmadığından, aralarında yanlış şekilde çoğalmaya başlayacakları bir kesinti yaşanmaktadır.

Soru: Hücrenin doğru gelişimi nedir?

Cevap: Kendi aralarında, yerinde özen göstermededir.

Soru: Diğer hücreleri önemsemeyi bırakıp sadece kendine mi önem verir ve kendisi dahil etrafındaki her şeyi yok etmeye mi başlar?

Cevap: Evet. Bu çevreye, çevresine karşı tamamen egoist bir tutumdur, çünkü onunla doğru pozitif etkileşimi bulamaz.

Soru: Öyleyse aslında aramızdaki, insanlar arasındaki ilişkilere kanserli diyebilir misiniz?

Cevap: Elbette!

Soru: Bu hastalıktan muzdarip bir dünyada yaşadığımız anlamına mı geliyor?

Cevap: Evet.

Soru: Ve aynı şey içimizde mi oluyor?

Cevap: Kesinlikle aynı süreçlerdir.

Soru: Çözüm nedir, tedavisi nedir?

Cevap: Hücrelerin gelişiminde, aramızdaki yanlış ilişkilerde, aramızdaki yanlış insan ilişkilerinde neyin yanlış gittiğini anlamak ve birbirimizle ilişki kurma şeklimizi düzeltmektir.

Ve aramızdaki iyi ilişkilere doğru değişimlere göre, habis hücreler ve dokular arasındaki doğru etkileşimi hemen göreceğiz.

Soru: Kişi bu hastalıktan tek başına kurtulabilir mi?

Cevap: Muhtemelen bir şans olabilir. Ama sadece kendisi ve diğerleri üzerinde çok ciddi çalışmalar yaparak. Eğer kişinin yapmasına izin verilirse. Gerçek şu ki, kanser aslında tüm insanlığın egoist bir tümörüdür. Bu nedenle, doğası gereği, karakteriyle tamamen bencil olmayan insanları da etkileyebilir. Onlar da etkilenir.

Soru: Sanki tüm insanlıktan onlara yansımış gibi, değil mi?

Cevap: Evet. Ve genel olarak, bu açıdan doğayı yanlış anlıyoruz. Çünkü doğa, belki de birbirlerine karşı bu tür kötü tezahürlerle en az ilişki kuran insanları etkiliyor.

Yorum: Demek ki, Hak’tan yana olan ilk acı çeken kişi olabilir.

Cevabım: Doğru.

Soru: Neden?

Cevap: Çünkü onlar diğerlerinin üstündedir ve bu nedenle ilk darbeyi onlar alır.

Soru: Bu utanç verici.

Cevap: Hayır, utanç verici değildir. Bu evrensel bir doğa yasasıdır, bu nedenle herkesi düşünmemiz gerekir.

Yorum: Bir keresinde, bir kişi kendini kötü hissettiğinde veya ağır hasta olduğunda, kendisi hakkında düşünmek yerine başkalarını düşünme gücünü bulursa, bu şekilde hastalığı yenebileceğini söylemiştiniz.

Cevabım: Hastalığı yenebilir, ancak günümüzde her şey birbirine o kadar bağlı ve birbiriyle bağlantılı olduğundan çok zordur.

Soru: Reçeteniz nedir?

Cevap: Yine de başkalarını düşünmelisiniz. Bu, kanser gibi kötü, egoist bir hastalık için en kesin ve en büyük çaredir.

Kabala Kişiye Ne Verir?

Soru: Kabala bir kişiye ne verir ve bugünkü karmaşık yaşamımıza nasıl uygulanır?

Cevap: Bizim zamanımızda, iş, okul, aile veya kariyer dışında hiçbir şey düşünmek istemeyen en sıradan kişi bile, Kabala tarafından ifşa edilen ve başka hiçbir yerde olmayan doğanın temel yasalarını bilmiyorsa, dünyayı kendisi için doğru ve güvenli hale getiremez.

Kabala’nın bize açıkladığı gerçek doğa yasalarını bilmeden, toplumu, doğru ya da varoluş için iyi bir ortam yapamaz. Bu nedenle, bu bilime hakim olmak onun için gereklidir.

Eskiden ilkokul eğitimi yeterli bilgi sağlardı ve hayatımızın geri kalanına hazırlanırdık. Günümüzde, Kabala biliminin bize neyi ifşa ettiğini bilmeden, neredeyse var olamaz ve doğru bir şekilde ilerleyemeyiz.

“Farklı İnsanlar, Farklı Dünyalar” (Linkedin)

Birinin siyah gördüğü yerde, diğeri beyaz görür. Biri bir şeyin iyi olduğunu düşünür ve bir diğeri kötü olduğundan emindir. Farklı insanlar, farklı dünyalar. Dünyalar kadar ayrı olduğumuzda, kabuklarımızın içine kapalıyken ve tamamen farklı bakış açılarıyla nasıl işbirliği yapabiliriz? Ve neden en başta bu böyle yaratıldık?

Her insan kendine özgü bir dizi özellik ve nitelikle doğar. Her insan belli bir ailede, belli koşullar altında büyür, belli bir yetiştirme süreci alır ve farklı deneyimlerle yaşar. Her insan, basın kuruluşları ve sosyal medya ağlarından etkilenir ve tüm bu faktörler bizi biz yapar.

Tüm bu faktörler nedeniyle, dünyayı her birinin taktığı kendine özgü gözlüklerle, farklı filtrelerle görürüz. Bu yüzden diğer insanları anlamak bizim için çok zordur, hatta imkânsızdır. Sonuç olarak, kendimizi sürekli çatışmaların içinde buluruz. Bizim görüşümüzün doğru olduğunu kanıtlamaya çalışırken, her birimizin benzersiz olduğunu unuturuz ve sonunda hayal kırıklığı, umutsuzluk ve depresyondan başka hiçbir yere götürmeyen sonsuz ego-savaşlarının içinde yutuluruz.

Görüşümüz bizim için neden bu kadar önemli? Görüşümüz bizim kim olduğumuzu temsil eder; o, benliğimizin, egomuzun ifadesidir. Biri benimle aynı fikirde değilse, bu varlığımın temelini sarsar, kendimi değersiz ve önemsiz hissetmeme ve dolayısıyla güvensiz hissetmeme neden olur.

Birbirimizle rekabet etmemiz gerektiği öğretildiği sürece, birbirimize zarar vermeye devam edeceğiz ve birbirimizin benzersizliğini bir tehdit olarak göreceğiz. Bireyselliğimizi toplumsal olarak yapıcı bir faktöre dönüştürmek için eğitimimize bir katman daha eklemeliyiz.

Bu katman, doğanın birbirini tamamlayan zıtlıkları ile ilgilidir. Tüm yaşamın birbirini tamamlayan ve birbirimizin varlığını mümkün kılan zıtlıklardan oluştuğunu kendimize hatırlatmalıyız. Tıpkı ölüm ve çürüme olmadan doğum ya da büyüme olmayacağı gibi, düşüncelerde ve fikirlerde çelişen görüşler olmadan da büyüme olmazdı. Doğada karşıtlar birbirlerini yok etmezler; birbirlerini tamamlarlar, birbirlerini cesaretlendirirler ve birbirlerinin varlığını garanti ederler. Bu, doğanın bütünsel formülüdür ve bizler onun önemini anlayıp topluma uygulamazsak, birbirimizi güçlendirmek yerine birbirimizi yok edeceğiz.

Bir kişinin hedefine ulaşmak için uzun bir yolculuğa çıkması, tek ayak üzerinde zıplayarak gerçekleşmez. Hedefimize ulaşmak için sol ve sağ, her iki bacağı kullandığımızda olur. İnsan toplumu da aynı şekilde olmalıdır. Hedefimiz birliktir ve oraya ulaşmanın tek yolu aramızdaki bağı güçlendirmektir. Bununla birlikte, birbirimizden ayrıldığımızı ve birbirimizden nefret ettiğimizi hissetmedikçe ve nefretimizin üzerine çıkmak için birliğimizi güçlendirmemiz gerekmedikçe, bağ kurma dürtümüz olmayacaktır.

Bu nedenle, görüşlerini küçümsediğimiz biriyle karşılaştığımızda, bu görüşün bizim patronluk yapmamız için değil, daha güçlü bir bağ kurmanın temeli olduğunu unutmamalıyız. Hissettiğim bu uzaklık, yakınlığı inşa etmemdeki itici güçtür ve inşa etmemiz gereken şeyin tersi dışında hiçbir zaman başka bir itici güç olmayacaktır.

Başkalarıyla hiçbir çatışma hissetmeyen insanların, birleşmek için hiçbir nedenleri yoktur; onlar oldukça memnun, ilgisiz ve büyük ölçüde kayıtsızdırlar. Sadece farklı olan, birbirinden ayrı dünyalarda olan insanlar gerçek birliği, güçlü bir bağı ve nihayetinde gerçek sevgiyi inşa edebilirler.

Islah Metodunun Faydaları

Soru: Kabalistik ıslah metodunun özelliği nedir?

Cevap: Bize gerçek doğayı, onun bizden ne istediğini ve onunla yüzleşip onun gerçek yasalarını öğrenirsek nasıl mutlu olabileceğimizi ifşa eder.

Elimizi ateşe sokmayacağız, düz zeminde tökezlemeyeceğiz, birkaç yıl içinde ondan bir darbe alıp, susuz, yiyeceksiz ve temiz havasız kalacak şekilde hareket etmeyeceğiz. O bize yasalarını gösterecektir.

Kabala bilimi, Yaradan’ı ifşa etmenin bir metodudur. Ve Yaradan tamamen doğadır. “Elokim” (Yaradan) kelimesinin gematriası (sayısal değeri),  “Teva” ya (doğa) eşittir. Yaradan ve doğa bir ve aynıdır.

Kabala bizlere dünyamızda ve onun ötesinde işleyen tüm genel yasaları gösterir. Onları tanırsak, kaçınılmaz olarak doğru olanı yapacağız. Doğanın kanunlarını net bir şekilde anlamamız gerekir ve o zaman hata yapmayacağız. Kabala bize bu fırsatı verir.