Category Archives: Maneviyat

Anlamla Yaşamak – Bölüm 1

Soru: İnsanın, hayatının anlamlı olduğunu hissetmesi çok önemlidir. Hayatın anlamı herkes için evrensel mi yoksa herkes kendi anlamını mı bulmalı mı?

Cevap: Hepimizin hayatının tek anlamı var: insan gelişiminin zirvesine ulaşmak ve bizi yaratan ve yöneten daha yüksek gücü edinmek. Ona yaklaşabilir, anlayabilir, tanıyabilir ve ortağı olabiliriz. Hayatımızın anlamı bu gücü edinmekte yatmaktadır. Yaratılışın düzenine göre başka bir anlam yoktur.

Doğayı, bu dünyayı ya da kendimizi yaratmadık. Herhangi bir anda başımıza ne geleceğini veya tepkilerimizi belirlemeden, bir yasalar sistemi içinde varız. Hiçbir şey bize bağlı değil. Peki, ağa yakalanan balık gibi olduğumuz bu sistemde bize ne kalıyor?

Bizler, cansız, bitkisel, hayvansal ve insani her seviyede ve geçmiş, şimdi ve gelecek tüm zamanlarda, tüm biçimlerde ve birbirleriyle her türlü kombinasyonda etkileşimde bulunan bir güçler sisteminin içine gömülüyüz, bu da beni geçmişte, şimdide ve gelecekteki tüm nesillerle bağlar. Kendimi onlara ait hissederim çünkü temelde, binlerce yıllık tarih boyunca milyarlarca insandan biriyim.

Bu yüzden hayatın anlamını ararken, önce şu anda yaşadığım günü analiz ederim ve hemen anlamı anlamadığımı keşfederim. Keşke benim ve doğanın yaşadığı tüm süreci bilseydim. Ama küçük bir insan böyle yüce şeyleri nasıl bilebilir ki?

Bu durumda, kişi kendini bu geçici, kısa yaşamda anlam aramakla sınırlamak zorundadır. Bu da artık yaşam ve ölümün ötesindeki nedenlerini ve sonuçlarını sormadığım, sadece hayatın içine baktığım anlamına gelir.

Ve insanlar böyle yaşar: başarıya ulaşmak, aile kurmak, iyi çocuklar yetiştirmek, dünyayı gezmek, ünlü bir bilim insanı ya da müzisyen olmak vb. isterler. Her birey, kendisine en yakın olanda anlam bulur.

Belki sadece eğlenmek istiyorum ya da sadece gerektiği kadar çalışmak ve akşamları eve gelip kanepeden kalkmadan televizyon izlemek istiyorum. Bu da hayatın anlamı olarak kabul edilebilir.

Ama sorun şu ki, kendi planlarımıza göre yaşamıyoruz. Gelişim motoru sürekli döner ve bizi çevirir ve tüm hislerimizde, niteliklerimizde, entelektüel, duygusal ve içsel gelişimimizde bizi ileriye doğru iter. Bu yüzden değişiriz ve dünün yaşam anlamı bugün anlamını yitirir. Eski çocukluk hayallerim çoktan buhar olup uçmuştur.

Örneğin, üç yaşında torunum çöp kamyonu şoförü olmayı hayal ediyordu. Böylesine devasa bir makineyi kontrol eden ve böylesine büyük bir ses çıkaran kişi olmak, ona mutluluğun zirvesi gibi geldi. Bugün torunum on yaşında ve tabii ki artık çöp kamyonu hayal etmiyor.

Başka bir deyişle, hayatın anlamı sürekli büyür. Peki, bu dünyada yaşayan biri hayatın anlamını anlar mı, yoksa sorunların ağırlığı altında sadece olana razı mı olur? Anlam olup olmamasıyla ilgilenmez. Onun için önemli olan kendini iyi hissetmektir.

Okulda öğretmenime hayatın anlamı hakkında sorduğumu hatırlıyorum ve şu cevabı almıştım: hayatın anlamı iyi bir kitap okumak, ilginç bir film izlemektir…

Ve bir arkadaşım, on dört yaşından itibaren kendini Fransız Otuz Yıl Savaşları’nı incelemeye adadı. Bunu hayatının işi haline getirdi ve gerçekten bu konuda önemli bir uzman oldu. Hayatının anlamını böyle buldu, ancak sonradan bu tutku söndü.

Böylece herkes hayatta bir anlam buluyor – ailede, çocuklarda. Ama insanlara günlük hayatlarının anlamının ne olduğunu sorarsanız, nasıl cevap vereceklerini bilemezler ya da hayatın anlamının sadece yaşamak olduğunu söyleyeceklerdir. Eğer doğmuşsak, artık gidecek yer yoktur; yaşamalıyız. Ama ne amaçla yaşanacağını kimse bilmez. Ve böylece hayat anlamsız devam eder.

Eğer Acı Çekiyorsanız

Soru: Eğer mantık ötesi inançla hareket edersem ve Yaradan’ı haklı çıkarırsam ama yine de acı çekersem – bu doğru bir çalışma mıdır?

Cevap: Eğer acı çekiyorsanız, bu gerçekten doğru çalışma mıdır?

Başlangıçta, kaynaklarda yazılanlara göre kendinizi ıslah etmeyi amaçlayarak Yaradan ile hemfikir olursunuz. Ama sonra tam tersi olduğu ortaya çıkar.

Umarım ne demek istediğimi anlıyorsunuzdur.

Onlu İle Bağ Kurun

Soru: “Çabaladı ve buldu” denir. Bulmak, çalışmamızdan beklediğimiz “emek karşılığı ödül”ün tam tersiyse, bu, Yaradan’ın en beklenmedik yerlerde, bizim ödülü beklediğimiz yerde değil de onludaki birlikten ifşa olduğu anlamına mı gelir?

Onlu içinde bu koşula nasıl ulaşabiliriz?

Cevap: Onlu içinde, bağımızın Yaradan’ı ifşa etmeyi amaçlayan bir birlikteliğe ulaşmasına çalışmalıyız, böylece O’nun aramızdaki bağda ifşa olduğunu gerçekten hissedebiliriz.

Soru: Onlu ile bağ kurma çabamızda, Yaradan’ın bize verdiği derslerde, kişinin kendi egoizminin tuzağına düşmediğini ve bulduğunu nasıl bilebilir veya hissedebilir?

Cevap: Aramaya devam edin ve aradığınızı bulup bulmadığınızı veya gerçekten egoizmin ağlarına yakalanıp yakalanmadığınızı göreceksiniz.

Tora Zehir Haline Gelmesin Diye

40) Öncelikle, bilgelerimizin (Megillah 6b) şu sözlerini anlamalıyız “Çabaladım ve buldum – inan; çabalamadım ve buldum – inanma” (Baal HaSulam, “On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş”).

Soru: Neden önce bunu anlamalıyız ve sonra Tora’nın bir insan için nasıl ve ne şekilde ölümcül bir zehir haline geldiğini görmeliyiz?

Cevap: “Çabaladım ve buldum – inan” koşulunu, ifşa etme hissimiz için gösterdiğimiz çabaların arzumuzla orantılı olduğunu anlayacak kadar ifşa etmeye çalışmalıyız.

Kişi, Yaradan’ı edinmek için tüm gücünü harcıyor ve O’nun ifşa olmasını bekliyorsa, nasıl olur da çabalar ve bulamaz?

İfşa Edin Ve Bilin

Soru: TES’te, Atik Yomin’in önce Tora’nın sırlarını gizlediği, sonra da ifşa ettiği yazar. Bu eylem nedir?

Cevap: Tora’yı doğru bir şekilde çalışan kişi iki koşuldan geçer; önce Atik Yomin ondan gizlenir, sonra ifşa olur. Bunun ne olduğunu ifşa etmeli ve anlamalıyız.

İfşa olan her şeyi ve gizli kalan her şeyi kabul etmeli, içimizde ona bir yer bulmalı ve dostlarımızla bağ kurarak bunun herkese ifşa olmasının umudunu korumalıyız.

Sonsuzluğu Kucaklayın

Soru: Dünya grubumuz, bizi ve tüm dünyayı Kabala’dan ayıran demir duvarı henüz aşamadı mı?

Cevap: Gerçek şu ki, demir duvarı aşmak, tam bir ihsan etme niteliği kazanmak anlamına gelir. Hali hazırda bu koşulda olup olmadığınızı kendinize sorun.

Aramızda bu duvarı gerçekten aşan insanlar var, aşmış olanlar var ve ona doğru yol alanlar var, bazıları daha yakın, bazıları daha uzak.

Her birimiz, demir duvarı aşmak için sadece bir tek çaba daha kaldığını hissetmeliyiz. Onun ötesinde birçok başka adım var ve her seferinde kişi onu yeniden aşıyormuş gibi hissedecektir. Ancak sonraki tüm adımlar, bu manevi merdivende, üst dünyada, zaten ihsan etme niteliğinde, küçük bir ihsan seviyesinden giderek daha büyük bir ihsan seviyesine doğru ilerler. Buna uygun olarak, kişinin kendisiyle ve tüm dünyayla olan içsel bağları giderek artan bir hacimde ortaya çıkar. Kişi, tüm dünyayı içinde barındırdığını hisseder.

Aslında her şey içimizdedir. Bazen, geceleri yıldızlı gökyüzüne baktığınızda, aniden hepsini içinize almak istersiniz; hepsini kucaklamak istersiniz. Aslında hepsi sizsiniz, üst dünyadan bahsetmeye bile gerek yok, sonuç olarak sadece içinizdeki yıldızları değil tüm evreni hissedersiniz.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 276

Soru: Gizlenme ile ifşa etme arzusu arasındaki bağ nedir?

Cevap: İfşa etme arzusu gizliliğin ölçüsüne göre uyanır.

Soru: Yaradan’ın Kendisini Tora’da gizlemesi ne anlama gelir?

Cevap: Bu, Tora’yı çalışarak hangi soruların bizi O’na yaklaştırabileceğini, O’nu ifşa edebileceğini ve bizi O’nunla bağa getireceğini görmeye başladığımız anlamına gelir.

Soru: Kişi, realitede her şeyin ardındaki Yaradan’ı nasıl bulabilir ve görebilir?

Cevap: Kendinizi Yaradan’a yöneltirseniz, O’nun Kendisi ile aramıza koyduğu gizlilikten sonra nasıl ifşa olduğunu yavaş yavaş göreceksiniz.

Soru: Bir dostun, Yaradan’ın ve yaratılanların görüşleri nasıl birbirine bağlıdır?

Cevap: Kişinin bir dosta bakış açısı, her birimizin içinde giderek daha doğrudan, net ve yakın hale gelir. Dolayısıyla, dostlarla kurduğumuz bağ sayesinde, yavaş yavaş Yaradan’la bağımıza daha da yaklaşırız.

Soru: Kişi, Yaradan’ın kendisine karşı gerçek tutumunu hissetmeye mi çalışmalı, yoksa bu çabayı ıslah edip arındırmaya mı çalışmalı?

Cevap: Kişi sorular sormalı ve çalıştığımız kaynaklarda cevaplar aramaya çalışmalıdır.

Arzuya Hizmet Eden Zihin

Manevi gelişimde eğitim, akıl ve zihinsel yeteneklerin hiçbir anlamı yoktur.

Bunu kendi deneyimlerimden anladım. Kendimi her zaman zeki biri olarak gördüm; gelişmek istedim ve doğal olarak akla, anlayışa ve bilgiye saygı duydum. Benim için, bir kişinin hissettiği ve algıladığı her şeyi bilmesi, anlaması, fark etmesi, düşünmesi, analiz etmesi ve sentezlemesi ilahi bir şeydi. Ama sonunda, kimsenin bunlara ihtiyacı olmadığı ortaya çıktı. Kimsenin bunlara ihtiyacı olmaması inanılmaz bir şey.

Aslında, manevi çalışma, gelişmiş beyinlerinizle nihayetinde onlara ihtiyacınız olmadığını fark etmeye dayanır. Tek ihtiyacınız olan, üst ışığın üzerinizde etkisi olan şeyleri yapmaktır. Bu arzularınızı değiştirecektir; zihninizi değil ama arzularınızı. Yeni arzularla uyumlu olarak, bu arzulara hizmet edecek yeni bir zihin gelişecektir. Hepsi bu kadar.

En sonunda bilginin önemli olmadığını, sadece üst ışığı çağırmak için gerekli olduğunu anlamam uzun zaman aldı.

Bu yüzden, Kabala’yı öğrenmeye gelen ve her şeyi zihinleriyle çabucak çözüp ilerlemek isteyen tüm zeki insanlar, bunun tam tersinin doğru olduğunu anlamaya başlayana kadar, bu taş duvara dalgalar gibi “çarparlar”.

En İçsel Edinim

Yaradan benim ıslah olmuş niteliğimdir. Yaradan, yaratılan varlığın içinde ifşa olur ve bu nedenle İbranice’de ona “Bo-reh” – “Gel ve Gör” denir.

Islah olmuş halime, ıslah olmuş benliğime ulaşmalıyım; ıslah olmuş niteliklerimi göreceğim ve onlara “Yaradan” diyeceğim.

Yaradan’ı sadece kendi içimde, ıslah olmuş algı kaplarımın içinde ifşa ederim. Kendimin dışında hiçbir şey hissetmem. Tüm gerçekliği, var olan her şeyi, kendi içimde, hislerimde algılarım. Bu nedenle Zohar Kitabı, tüm dünyaların ve onları dolduran her şeyin, Yaradan da dahil, kişinin içinde olduğunu söyler. Çünkü bunlar yalnızca onun kendi içinde hissedilir. Her şeyin dışarıda, benden öteymiş gibi görünmesi sadece bana öyle gelir.

Bu illüzyon kasıtlı olarak verilir: “dışarıda” ve “içeride” hissiyatları arasındaki gerilim sayesinde, dünyayı, kendimi ve Yaradan’ı hem dışarıdan hem içeriden görebilme yeteneği kazanırım ve yaratılışı O’nun gibi algılayabilir hale gelirim: yaratılıştan önce, yaratılış sırasında ve sonrasında, gelecekteki “üst koşullarda”.

Manevi algı, “diğer insanların” arzularını hissetmeye dayanır; bu arzuları onlara ihsan etmek ve sevmek arzusuyla kendime bağlarım. Bu şekilde, arzum büyür. Ve diğer arzularla birleştiğim ölçüde, giderek daha geniş bir gerçekliği ifşa ederim.

Bizim dünyamızda, Asiya dünyasını ifşa ederiz, çünkü her insan kendi içinde, kendi benliğinde ve bu nedenle de egoisttik arzusu içinde kilitlidir.

Eğer Yaradan’a olan özlemde benimkine benzer arzuları olan bir grupla bağ kurmaya başlarsam, bu bağın ölçüsüne göre Yetzira dünyasını ifşa ederim. Çevreyle bir dereceye kadar tek bir arzuda birleşmişimdir ve bunun içinde “Yaradan” olarak adlandırılan, edindiğim ihsan etmenin ölçüsünü ifşa ederim.

Islah olmuş arzum içinde ifşa ettiğim olgulara ışık denir ve onun daha derin kaynağı Yaradan’dır. Sonra daha büyük bir egoist arzu, ‘ben’ bende ifşa olur. Ve bunun üstünde, grupla birleşme çabamla Beria dünyasını edinirim.

Bu şekilde tüm beş dünyayı ifşa ederiz. Baal HaSulam, “Kabala Bilgeliğine Giriş”te tüm dünyaların bir insanın içinde olduğunu yazar. Bu nedenle Kabala bilgeliği, Yaradan’ın yaratılana, yaratılanın içinde, onun ıslah olmuş arzularında (algı organlarında) ifşasıdır.

İhsan etme niteliğini ifşa ederek, onun kaynağını, yaratıcısını da ediniriz. Bu en içsel edinim, bizim Yaradan diye adlandırdığımız şeydir.

Kavranamayan Madde

Soru: Her şeyin manevi olduğunu söylüyorsunuz. Hisler nedir?

Cevap: Hisler, arzuda olan şeydir ve arzu bizim maddemizdir. Yani, madde ve maddenin formundan bahsediyoruz.

Bu, Kabala ’da incelediğimiz ve hissedebildiğimiz, analiz edebildiğimiz ve yeniden üretebildiğimiz şeydir. Dolayısıyla, kesinlikle her şey hislerimizdedir.

Yorum: Ama duyguların belirli bir yeri yok.

Cevabım: Arzu, hissettiklerinizi hissettiğiniz yerdir. Arzum tek gerçekliktir. Ve etrafımdaki tüm nesneler sadece var gibi görünür. Gerçekte, onlar arzumda benim için çekilir. Arzu dışında hiçbir şey yoktur. Madde arzudur.

Yorum: Gerçeklikte bu, açıklanamaz bir şeydir.

Cevabım: Bu basitçe kavranılamaz.

Yorum: Ne hisler ne de arzular hiçbir şekilde aktarılamaz. Sadece dediğiniz gibi, ortak bir form varsa. Biri bunu deneyimlediyse, bu hissi aktarabilir.

Cevabım: Bu sebeple, öğrencileri bir şekilde, insanı manevi bir uyanışa götürecek ve gelişimini hızlandıracak, günlük yaşamdaki durumlar hakkında duygusal eserler yazmaya teşvik etmeye çalışıyorum.

Soru: Kabala’yı bu şekilde aktarmak mümkün mü? Yukarıdan gelen tüm açıklamaları alıp duyusal bir şekilde aktarabilir misiniz?

Cevap: Evet, tüm bunları çeşitli romanlar şeklinde sunmaya çalışın. Elbette, insan başkalarıyla etkileşime girmese bile, bir kişinin içsel durumları hakkında tamamen psikolojik olarak yazabilir. Ya da bunu bir grupla, arkadaşlarla, hayvanlarla, kadınlarla olan ilişkilerine dayandırabilir; önemli değil.

Yani temel her zaman aynıdır, sadece daha karmaşıktır. Tıpkı bizim dünyamızda olduğu gibi: Daha zeki insanlar vardır, daha az eğitimli olanlar vardır, ama temel her zaman aynıdır – duygusaldır.