Category Archives: Maneviyat

Geleceği İyi Olarak Görmek

Soru: Bir Kabalist, on yıl içinde ne olacağını tahmin edebilir mi?

Cevap: Bir Kabalist asla kehanetle ilgilenmez. O, toplumun ve insanlığın gelişim eğilimlerini açıklayabilir; bunu da ıslahımıza müdahale etmeden egoist doğamızın gidişatını göstermek için yapar.

Ve ıslaha müdahale hakkında ise, hiç kimse bunu net bir şekilde tahmin edemez; çünkü her şey sadece Kabala çalışan kişilerin özgür iradesine bağlıdır.

Bu nedenle, Kabala’yı yaymak amacıyla kitaplarını basan, çoğaltan ve dağıtan Baal HaSulam, neslin henüz buna hazır olmadığı sonucuna varmıştır.

Hatta üçüncü ve dördüncü bir dünya savaşı olasılığından bile bahsetmiştir.  Ama yine de bir Kabalist, herhangi bir şeyin tam olarak ne zaman gerçekleşeceğini bilemez; çünkü özgür iradeyi belirli bir gerçeklik olarak kullanma hakkına sahip değildir. Bunu, bireyin kendisinin fark etmesine bırakır.

Böylece, bir Kabalist insanlığın doğal gelişim eğilimini tahmin edebilir. Ancak, bireyin özgür iradesi göz önüne alındığında, insanlığın bu sürece ne kadar hızlı gireceğini bilemez. Bu nedenle, spekülasyonlara girmeyecektir.

Soru: Belki Kabalistler iyi bir şey tahmin edebilir mi?

Cevap: Kabalistler, iyi bir şeyi ancak sizin iyi olmasını istediğiniz ölçüde tahmin ederler.

Yorum: Bu arada, iyi tahminler hiç okumadım. Bu garip.

Cevabım: Çünkü her şey kişiye bağlıdır! Eğer ıslah olmuşsanız, geleceği iyi olarak göreceksiniz. Eğer ıslah olmamışsanız, onu kötü olarak göreceksiniz. Ve kendi başına bir gelecek yoktur. Duyularınız ne kadar iyi ıslah olmuş ya da olmamış, bu şekilde hissedeceksiniz. Kendi geleceğinizi yaratan sizsiniz! Bu yüzden, denemeye devam edin!

Birlikte Yaşamak Yalnız Yaşamaktan Daha Kolaydır

Soru: İstatistiksel çalışmalar, daha fazla dostu olan birinin daha mutlu olma şansının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bu neden böyle?

Cevap: Dostların, bana mutluluktan çok daha fazla sorun getirmesi gerekirmiş gibi gelir.  Ne de olsa ruh hâllerini bana yansıtırlar ve başlarına gelen her şey için – iyi ya da kötü – endişelenirim. Bu yüzden aslında onlar yüzünden daha çok üzülmem gerekir; çünkü genellikle bir insanın hayatında sevinçlerden çok sorunlar vardır.

Ama mesele şu ki, insanlar sorunlarını gizlemeye ve başarılarından bahsetmeye meyillidirler. Bu nedenle, bana, çevremdekiler normal ve refah içinde yaşıyorlarmış gibi gelir. Ve başkaları pek mutlu olmasa bile, paylaşılan talihsizlik o kadar korkutucu değildir. Başkalarının da benimle aynı sorunları olduğunu görürüm ve artık durumumu mutluluk idealine göre ölçmem.

Başkalarından daha kötü durumda olmadığımı ve bunun hayatın ta kendisi olduğunu anlarım. Bunu verilen şekilde kabul eder ve beklentilerimi toplumda genel olarak kabul edilen seviyeye indiririm.

Ayrıca, ticari ve endüstriyel sistemlerin herkesin hayatını kolaylaştıracak şekilde inşa edildiğini görüyorum. Bu yüzden birleşip, şehirler ve fabrikalar yaratıyoruz. Birlikte bu dünyada hayatta kalmak daha kolay ve her birimizin tek başına yaşamaktan daha fazla hayatın tadını çıkarma fırsatımız var. Ormanda münzevi olarak yaşayan biri, hayatta kalırsa çok zor bir hayatla karşı karşıyadır.

Açıkçası, aramızdaki bağ bize fayda sağlıyor. Sorunlar ortaya çıktığında, bunlar paylaşılır ve herkes arasında bölünür. Toplum içinde yaşayarak, birbirimizden öğrenir ve başkalarından örnek alırız. Bu nedenle, topluma ne kadar çok dahil olursam, ondan o kadar fazla destek ve istikrar hissi alabilirim.

Hayatta olan her kötü ve iyi şey sonunda dengelenir. Sonunda toplum bana faydadan çok sorun getirse bile, bunlar herkesin sahip olduğu sorunlar olacaktır; bu yüzden onlarla hemfikir olurum.

Bir Kabalistin Aklı

Yorum: Çok geniş bir zihne sahipsiniz, ancak insan beyni tüm evreni bu kadar geniş bir şekilde algılayıp hissedemez. Sizin içinizde bilgelik var.

Cevabım: Bu, manevi edinimin bir sonucudur, dünyevi seviyede zeki olmam değil. Dünyevi seviyede, Newton ya da Einstein değilim.

Soru: Peki bu engin bilginiz nereden geliyor?

Cevap: Gerçek şu ki, tamamen farklı bir arzu hacmine sahibim. Arzumun içinde, bu dünyada olan her şeye küçük çocukların oyunu gibi bakıyorum. Dünyamızı, tüm hacmiyle, tüm bağlantılarıyla yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya bütünüyle kolayca kavrayabileceğim bir seviyede görüyorum. Benim için bu, bir sandviçe benzer.

Onun dört bölümden: cansız, bitkisel, hayvansal ve insan seviyelerinden oluştuğunu görüyorum ve bunların birbirleriyle nasıl etkileşime girdiğini ve insan seviyesinin sonunda yukarıya, manevi dünyaya yükselecek şekilde giderek nasıl geliştiğini ve diğer tüm seviyeleri de beraberinde yukarı çektiğini görüyorum.

Bunu tamamen spekülatif olarak, görsel şekilde görüyorum; ama bunu, içimde manevi bir Kli, manevi bir arzu geliştirmiş olduğum için görüyorum. Aksi hâlde, böylesine geniş bir hacimde ve böylesine net olarak, yukarıdan aşağıya göremez ve tabiri caizse onu bu şekilde yönlendiremezdim.

Dünyamızda, ‘birisi şöyle söyledi,’ ‘birisi böyle düşünüyor,’ ‘şuna göre,’ ‘buna göre’ gibi ifadelere dayanan çok fazla bilgi taşıyan, üstün zekâlı bilim insanlarıyla konuştum. Bilgi yığını içinde boğuluyorlar, onu sindiremiyorlar. Çünkü onlar bilgiye dayanırlar ve bu yüzden onlar için zordur.

Soru: Ama diğer insanların tüm koşullarını göremezsiniz, değil mi? Her şeyi bir tabaktaymış gibi görmek için her zaman her yerde değilsiniz.

Cevap: Evet, doğayı genel olarak görüyorum. Elbette tüm koşulları, tüm değişimleri, her insanın başına gelen ve yaşadığı her şeyi bilmiyorum. Sadece genel gelişim planını biliyorum. Ben bunu bizzat yaşadım ve bu nedenle başkalarının nelerden geçmesi gerektiğini anlıyorum; çünkü bireyin yolu ile bütünün yolu tamamen aynıdır.

Tüm dönüşümlerin ve değişimlerin doğasını biliyorum ve bu yüzden, bu benim için bir sır değil. Bir insanın özel koşullarını bilmem; başka birine bakıp ne düşündüğünü söyleyebilen, Wolf Messing gibi bir medyum değilim.

Bu arada, Kabala (dünyamızda birtakım duyu ötesi numaralar yapmak, çeşitli gösteriler gerçekleştirmek, yirmi basamaklı kesirleri, sayıları toplama gibi) böyle yetenekler hiç vermez. Geçmişi ya da geleceği bireysel anlamda görmeyi sağlamaz; yalnızca tüm gelişimin genel sistemini verir. Bu sistemin içinden nasıl geçtiğinizi hissedersiniz ve şu anda nelerden geçmekte olduğunuzdan, bunun nasıl gelişmesi gerektiğini anlarsınız.

Kişisel ruhlara girmezsiniz. Ve neden buna ihtiyaç var ki? Başkalarında ne görebileceğim ne fark eder ki?

Soru: Yani, yaşadığınız koşulları hatırlıyorsunuz ve sadece bu sayede bir insanda neler olup bittiğini mi anlayabiliyorsunuz?

Cevap: Elbette, sadece kendi deneyimimden ve sadece bugün bulunduğum dereceye bağlı olarak. Eğer bana bu derecenin üzerindekiler hakkında bir şey sorarsanız, sadece tahmin edebilirim; emin değilim, kesinlikle emin değilim.

Üstelik tüm deneyimim bana bunun kesinlikle yanlış olduğunu söylüyor. Öte yandan, bana: “Ne düşünüyorsunuz: şöyle mi yoksa böyle mi olacak?” derseniz, size her şeyi söyleyebilirim ve yine de bu öngörülemez olacaktır.

Doğa Koruyucu Perdesini Kaldırmaya Başladı – Bölüm 4

Doğa bizi bir kısıtlama yaratarak korur; yani doğa üzerindeki etkimiz, sadece içsel gelişimimiz ölçüsünde ortaya çıkar. Merhametli bir yargıç gibi ceza verirken, sadece suçları değil, aynı zamanda onları anlama ve fark etme yeteneğimizi de hesaba katar.

Doğa, adeta olumsuz etkilerimizi filtreler ve onları milyarlarca kez azaltır. Sonuç olarak, doğaya yalnızca çok az etki ederiz ve bunu da belli bir biçimde, sadece ondan öğrenmek ve gerçekten onu etkilediğimizi anlamak için yaparız.

Her şeyden önce, insan, insan seviyesinde doğanın ayrılmaz bir parçası olmalıdır; yani diğer insanlarla olan ilişkilerinde, herkesin tek bir beden olduğunu anlamalıdır. Kişi kendi ıslahını sağlamalıdır ve yalnızca çevreyi (cansız, bitkisel ve hayvansal) korumanın kendisine yardımcı olacağını ummamalıdır. Bu en temel noktadır.

Tüm atıkları “geri dönüşüme” yani yeniden kullanıma göndersek ve hatta tüm Atlantik Okyanusu’nu atıklardan temizlesek bile, bu doğayı kurtarmamıza yardımcı olmayacaktır. İnsanın doğayla bütünsel ilişkisi, düşünce ve arzu seviyesinde ifade edilir—doğa üzerindeki asıl etkimiz budur.

Doğada, evrensel bütünsel bağ yasası işler, çünkü doğa Yaradan’dır! Bir kurt bir koyunu öldürüp yese bile, bunu doğanın emriyle yapar; doğa ona hasta canlıları öldürmesini söyler.

Ormandaki tüm kurtları yok ederseniz, tüm hayvanlar hastalanır ve tüm orman yok olur. Doğada herkes başkaları için yaşar. Bunu farkında olmadan içgüdüsel olarak yapar. Kurt, hasta hayvanları yemek için yaşadığını bilmez.

Ama insanların hayatta kalmak için birbirini yemelerine gerek yok. Birbirlerine sadece egoizmleri yüzünden zarar veriyorlar.

Doğayı fiziksel seviyede “korumak” yerine, ondan doğanın tüm parçalarının var olduğu içgüdüsel doğru bağı öğrenmemiz gerekir. İnsan toplumunu da aynı yasalara dayandırmalıyız. Hayvanların fiziksel eylemlerle yaptıklarını, bizim manevi eylemlerde inceleyip yerine getirmemiz gerekir.

İnsanların düşünce ve arzuları, alt seviyelere; cansız, bitkisel ve hayvansal dünyalara bir uygulama olarak yansıtılır. Bu nedenle, insan toplumunu bütünsel bir biçimde inşa etmeli ve doğaya, bir parçası olduğumuz genel bir sistem olarak ele almalıyız.

Doğaya tepeden ya da yandan bakmak yerine, doğanın tamamının üst güç, Yaradan olduğunu ve insanlığın onun ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini hissetmeliyiz. Doğru katılımımızla, doğanın tamamı dengeye girecektir.

Doğadaki tüm dengesizlikler, insana kendini dengeye getirmesi için gösterilir. O zaman insan, doğaya olan etkisinde, her şeyin nasıl dengeye geldiğini görecektir. İnsan kendini ıslah ederse, Dünya bir Cennet Bahçesi’ne, mükemmel bir sisteme dönüşecektir.

Bunu yapmazsak, doğa bizi acımasızca eğitecektir ki son zamanlarda gördüğümüz de bu.

Anlamla Yaşamak – Bölüm 2

Soru: Hayatın herkes için ortak olan tek bir anlamı olduğunu kabul etmek zor. Her insan kendi anlamını aramıyor mu?

Cevap: Görünen o ki, herkes her gün yeni bir anlam arıyor; yani bugünden haz alacak bir şey. Ama hayatın gerçek anlamı geçici olamaz: Eğer anlam tükenmişse, o zaman hiçbir anlam yoktur. Bir gün benim hayatım sona erecek ve başkalarını önemsesem bile, onların hayatı da sonsuz değil.

Hayatın anlamı ancak sonsuz olabilir. Eğer bu mevcut değilse ve yaşam süremizle sınırlıysa, o zaman ya kendimizi bazı hobilerde hayalî bir anlam bularak kandırırız ya da hiç anlam aramadan, sadece şimdiki anı yaşarız.

Soru: İnsan, hayatın sonsuz anlamını bulma gerekliliğine ne zaman gelir?

Cevap: Bu, içsel gelişime ve acının ölçüsüne bağlıdır. İnsan, hayatının anlamsız geçmesi gerçeğinden acı duymalıdır. Hayatı çok refah içinde, adeta krallar gibi olabilir; tek bir şey dışında hiçbir eksiği olmayabilir: “Peki ben ne için yaşıyorum?” Bu dünyada her şeye sahip olabilir ama bu onu tatmin etmez. Bu, insanın içsel ihtiyaçlarına bağlıdır.

Eğer kendimizi hayatın sonsuz, gerçek anlamı ile doldurmazsak, o zaman bu, beden ölene kadar bedensel seviyedeki yaşamdır. Ancak gerçek anlama yükselmek istiyorsak, bu soruya cevap veren amaçla her zaman bağda olmalıyız. Tüm evreni yöneten doğanın üst gücüyle bağ kurmalıyız. Ona ulaştığımızda, hayatın anlamını ifşa edeceğiz.

Üst güçle bağ kurun kişi, her şeyin özel bir amaç için yaratıldığını anlamaya başlar. Ve bir hedefle bağ kuran biri bu dünyada bir köke dokunursa, onu eylemlerine anlam katmak için doğru şekilde nasıl kullanacağını bilir. Bu dünyadaki her detayı doğru şekilde kullanarak, onun aracılığıyla daha yüksek anlamla bağ kurabilir.

Böylece kişi, tüm bu dünyayı kutsar ve onu bir zamanlar bu dünyanın genişlediği üst köke geri döndürür. Görünüşe göre dünyayı doğru şekilde kullanmayı öğrenir. Gerçi bu eylemler dışarıdan fark edilmeyebilir çünkü her şey kişinin niyetine bağlıdır.

Yaradan’ın Tutumunu İfşa Edin

Soru: Yaradan’ın yönetiminin O’nun iyiliksever olduğunun ifşası nasıl gerçekleşir? Sonuçta, edindiğimiz her şey, sanki O’nu doğrudan ifşa etmek istemiyormuşuz gibi, mantık ötesi inançla edinilir.

Cevap: Eğer kişi, Yaradan’ın kendisine karşı tutumunu, sadece kendisine karşı değil, gerçekten O’nu ifşa etmek için kendini ayarlarsa, uyguladığı baskıya, arzusuna göre, Yaradan’dan bir yanıt alır.

Sonuçta anlaşılır ki, Yaradan’ın kendisine karşı tutumunu bilmek için bir soru ile Yaradan’a döner ve bir yanıt alır.

Eğer Yaradan’ı Hissetmiyorsanız

Soru: Tüm dünyanın ihsan etme niteliğiyle dolu olduğunu hissettiğiniz, ancak içinde Yaradan’ı hissetmediğiniz bu koşul nedir?

Cevap: Bu doğru olmayan bir koşuldur. Sizin dünyanızda, sizin maneviyat algınızda, Yaradan’ın kendisi mevcut değildir.

Bu sizden, ciddi bir şekilde düşünmenizi ve O’nun sizinle etkileşime girmesini, O’nunla birlikte olmayı ve O’nu memnun edecek şeyleri yapmayı arzulamanızı talep etmenizi gerektirir. Sonra O’nun bunu yerine getirmesini beklersiniz.

Dostlara Özlem

Soru: Ders bittikten sonra dostlarınızı özlemeye başladığınızda, onları bedeninizin vazgeçilmez bir parçası gibi hissettiğinizde, yani sürekli onlarla bir olmak istediğinizde hissettiğiniz bu duygu nedir?

Cevap: Bu doğru bir duygudur. Çalışmaya devam edin, gruplar için verilen tüm görevleri tamamlayın ve kendinizi bu koşuldan yukarı doğru yükselirken göreceksiniz.

Eğer Mutluluk Herkes Tarafından Paylaşılırsa

Toplumun kişi üzerindeki etkisinde özel bir olgu vardır. Eğer büyük bir toplumla birlikte bir sorunla karşı karşıya kalırsam, bu sorun herkes arasında bölünür ve bu sorunla tek başıma kaldığımı hissetmem. Nadir görülen ve ağır bir hastalığa yakalanırsam, çok endişelenirim. Ancak bu bir salgınsa ve çevremdeki herkes hastaysa, o zaman bu o kadar korkutucu olmaz.

Sorun, benim sadece bir parçası olduğum tüm toplumla anında paylaşılır. Bu nedenle, korkum artık sorunun kendisinden kaynaklanan tam bir korku değildir, herkes arasında bölünür ve milyonda bire indirgenir. Bu, benim isteğimden bağımsız olarak gerçekleşir, çünkü ben diğerleriyle tek bir sistem içinde bağlıyım. Dolayısıyla, ortak sorunda benim payım sadece milyonda birdir.

Bu, sorunun bana olmayacağı anlamına gelmez, olacaktır. Ancak korku ve tehdit duygusu, insanların algısında herkes arasında bölünür. Diğerleriyle bağlı olduğum ölçüde, zorluklar hakkında daha az endişelenirim.

Ancak mutluluk olduğunda, bu herkesle paylaşıldığında azalmaz. Çünkü mutluluk herkesle birlikte hissedilir. Dert kişinin kendi içinde hissedilir, ancak mutluluk dışarıda, aramızda hissedilir. Tüm dünyayı yaratan iyiliksever güç herkese etki eder ve bölünmez. Mutluluk olduğunda, herkes tam anlamıyla sevinir.

Dahası, paylaşılan mutluluk, her birimizin mutluluğunu artırır. Örneğin, bir savaşta zafer kazanıldığı haberi gelir. Bu mutluluk, bir milyona bölünerek bana mutluluğun milyonda birini bırakmaz. Aksine, bir milyonla çarpılır ve ben bir milyon kat daha fazla mutluluk hissederim! Sokağa çıkarım, herkesin kutladığını görürüm ve evde yalnız olsaydım hissedeceğimden tamamen farklı bir mutlulukla dolarım.

Birliğin gücü, eşsiz ve mucizevi bir niteliğe sahiptir. Acıyı herkes arasında bölüştürürken, sevinci ve mutluluğu herkes arasında katlar. Bu, yaratılışın kaynağından, Büyük Patlama noktasından, tek bir güçten ortaya çıktığımız gerçeğine dayanır.

Bu nedenle, bugün tüm doğanın tek bir sistem olduğunu ifşa ediyoruz. Bu güce ne kadar yaklaşırsak, doğanın birleşik sistemine o kadar benzeriz, o kadar çok kazanırız ve çok da büyük bir kazanç sağlarız; milyonda bir yerine, birin bir milyonla çarpımını elde ederiz!

Bütünsel eğitim yoluyla bunu doğru bir şekilde kullanmayı öğrenirsek, mutluluğun zirvesine ulaşırız.

Her Şey Bağın Gücüne Bağlıdır

Soru: Yaradan’ın açık yönetimini eninde sonunda ifşa edeceğimi biliyorsam, bu bilgiyi egoizmden uzak bir şekilde nasıl kullanabilirim? Er ya da geç Yaradan’ı edineceğime inanıyorum ve gelecekteki koşulumu şimdiden uygulayabileceğimi düşünüyorum.

Cevap: Bunu nasıl uygulayabilirsiniz?

Yorum: Yaradan’ı ifşa edeceğime olan inancımla.

Cevabım: Henüz inanç niteliğine sahip değilsiniz. Sadece gelecekte bir gün onu edineceğinizi düşünüyorsunuz. Bunu şimdi mi yoksa başka bir zamanda mı edineceğiniz bilinmiyor.

Bu nedenle, daha büyük bir birliktelikle Yaradan’ı ifşa etmek için dostlar grubunuzla birlikte daha da ilerlemeye odaklanın. Her şey bağınızın gücüne bağlıdır.