Monthly Archives: Kasım 2020

Bir Köprü İnşa Etmek, İki Taraf Gerektirir (Linkedin)

Sol ve Sağ taviz vermeyecek. İnsan benmerkezciliği sürekli arttığı ve insanlar giderek daha inatçı ve hoşgörüsüz hale geldiği için bunu yapamazlar. Buna yardım edemeyiz; doğa her bitkiyi ve hayvanı geliştirdiği gibi egoizmimizi de geliştirmektedir. Yapabileceğimiz tek şey, egolarımızı olumlu ya da olumsuz nedenlere yönlendirmektir. İlkini seçersek, insanlık hayatın her alanında yeni zirvelere çıkacaktır. İkincisini seçersek, kendimizi  III. Dünya Savaşı’nın içinde bulacağız.

Doğa, egolarımızı daha yoğun hale getirdiğinden, halihazırda olduğumuzdan daha da bölünmüş olmaya mahkumuz. Dahası, Amerika’da gördüğümüz gibi, bu bizi neredeyse aynı büyüklükte iki yarıya ayırıyor. Doğa da bizi giderek daha inatçı hale getirdiğinden, bize iki seçenek bırakıyor: ölümüne savaşmak veya anlaşmazlıklarımızı aşmak ve onların üzerinde birliği bulmak.

İkinci seçeneği seçmek ve kendimizi yıkımdan kurtarmak için birliği hayatımızdaki en önemli tek değer haline getirmeliyiz. Bunun, Tanrı’ya bağlılık, çevreyi önemseme, kadın hakları için kampanya yürütme, vatanseverlik ya da şu anda önem verdiğimiz herhangi bir değer için, mevcut değerlerimizle çatışması gerekmez. Birlik,  kendi başına bir seviyede olmalıdır ve bu, her konuda anlaşamayabileceğimiz ancak günün sonunda,  tek bir millet olduğumuz anlamına gelmelidir.

Bu milletin içinde her türlü inanç, ırk, renk, cinsiyet, siyasi gündem ve aklınıza gelebilecek her şeye sahipsinizdir. Ancak canlı bir demokraside olması gerektiği gibi, çeşitlilik her fraksiyonun daha da parlamasını sağlar. Çeşitlilik olmasaydı, bireyler olarak düşünemez, yargılayamaz, öğrenemez ve büyüyemezdik. Çocuklukta bakış açıları içlerine yerleştirilmiş robotlar olurduk ve asla oradan gelişmezdik.

Ama hayat gelişim ve değişimdir! Hayat doğum ve ölümdür, gece ve gündüz, gelgitler, fırtına ve sükûnettir. Hayat, sayısız renk ve ton yaratmak ve sonsuz uyum ve dengeyi sürdürmek için birbiriyle iç içe geçmiş sayısız zıtlıktır. Çeşitliliği yok etmek isteyenler, yaşamı yok etmek isterler.

Ortak zemine sahip olamayız olmamalıyız da çünkü bu insan olarak varoluşumuzun sonu olurdu. Ancak zıt olduğumuzu düşünenleri alıp onlarla farklılıklarımızın üzerinde bir birlik örtüsünü inşa ettiğimizde neden ayrı olduğumuzu keşfederiz: çünkü bir köprü inşa etmek iki taraf gerektirir.

Neden Bağ Kurma Metoduna İhtiyacımız Var?

Soru: Savaş zamanlarında her zaman işbirliği vardır çünkü hayatta kalmak ve savaşı bitirmek için ortak bir hedef vardır. Barış zamanında toplumun tüm kesimleri arasında hangi ortak hedef olabilir?

Cevap: Savaş zamanı ile barış zamanı arasında pek bir fark görmüyorum çünkü bugün birbirimizle ve nükleer savaştan daha kötü olan doğa ile savaş halindeyiz.

Ayrılıklarda veya karşılıklı nefretten nasıl kurtulacağımızı anlamıyoruz. Bu ayrılıklar toplumumuzun ve hükümetlerimizin en üst düzeylerinden ailelere ve bireylere kadar her yerde mevcuttur.

Egoizmimiz her seviyede hakimdir ve birbirimizi hiç dinleyemediğimiz bir duruma ulaşır.

Bu nedenle, bir bağ kurma yöntemine ihtiyacımız vardır.

Soru: Sürekli üzerimize baskı yapan doğayı yenmek ortak bir amaç olabilir mi?

Cevap: Bu mümkündür, ki bu hedef bizleri organize edecek ve bizi birbirimize doğru yönlendirecektir. Doğanın bizim için hazırladığı felaketlerde yok olmamak amacıyla, birleşmek için doğru adımları atmaya başlayacağız.

Başkalarına Yardım Etmek, Hayatta Anlam Bulmanıza Yardımcı Olabilir Mi? (Quora)

Hayatın anlamını bulmak için birbirimize iyice bağlanmış olmamız gerekir, çünkü hayatın anlamı gerçekten mevcut hayatımızın üzerinde bulunabilir.

Bu nedenle, hayatın anlamını kendimizden çıkarak elde edebiliriz ki bu, başkalarıyla bağ kurmakla- kendi kişisel çıkarımızın ötesinde onların yararını dileyerek mümkündür.

Kendine hizmet eden arzularımız hayatın anlamı hissini engeller. Onlar, başkalarının ve doğanın pahasına kendi kendini memnun etme arayışındadırlar ve böyle bir memnuniyet, bizim onu almamızın üzerinde çözülür.

Kendimizden çıkarak ve başkalarının arzularını kendimizinmiş gibi hissedeceğimiz bir şekilde başkalarıyla bağ kurarak, çok daha büyük bir yaşamın ifşa olduğunu görmeye başlarız. Bu, kişisel dar arzularımızın sınırlarının dışında ve başkalarının arzularının içinde bir yaşamdır: her an yerine getirilmeye hazır arzular. Başka bir deyişle, hayatın anlamını başkalarının içinde olarak buluruz.

Hayatın anlamını elde etmek, bireysel dar algılarımızın üzerinde uyandırılmış hale gelmek için özel bir pozitif bağa ihtiyacımız vardır. Diğer bir deyişle, hayatın anlamını, hayatın gelip bize girdiği aynı yönde keşfederiz.

“Hayatın Anlamı Nedir? Hayatımızın Tek Amacı Mutluluk Mudur? ” (Quaro)

Mutluluk hayatımızın amacı değildir çünkü hissettiğimiz her mutluluk bizimle birlikte ölür. Eğer sonunda ölüyorsa ve bu ortadan kayboluyorsa, mutlu olmaktan nihayetinde ne kazanırız ki?

Hayatımızda mutluluk ya da dünyamızdaki özgürlük, sevgi ve başarı gibi diğer yüce hisler aracılığıyla bir amaç bulmakla ilgili olarak Kabala bilgeliği bunu Firavun olarak tanımlar. Firavun, mutluluğu ve diğer dünyevi zevkleri hayatın amacı olarak gören ve onu mezarına kadar takip edeceğini düşünen egoist ve materyalist bir hükümdardır. Bununla birlikte, bu hayatta elde ettiğimiz hiçbir mutluluk daha sonra devam etmez ve bu nedenle, gözümüzü ebedi ve sonsuz bir amaca dikmek akıllıca olur.

Hayatın ebedi ve sonsuz amacı nedir?

Bu sadece ruhumuzda, bedenimizin üzerinde, şu anda bildiğimiz ve beş duyumuzla hissettiğimiz her şeyin ötesinde var olmaktadır. Böylesine yüksek bir alanla temas kurarsak, hayatımızın amacına ulaşırız. Üstelik bunu mevcut bedenimizde yaşarken de yapabiliriz.

Bizi yöneten bu daha üst alanın  (“üst alan”, bedensel zihnimizin ve duygularımızın kavrayabileceğinin üstünde olan) algı ve duyumunun elde edilmesi, bize nereden geldiğimize, nereye gittiğimize, neye ve kime ait olduğumuza, bizi neyin yarattığının yanı sıra nasıl ve neden yaratıldığımıza dair tam bir algı ve anlayış verir.

Dahası, bu üst alana erişerek, gerçek ve sonsuz mutluluğu da keşfederiz. Bununla birlikte, bu tür bir mutluluk hayatın kendi başına amacı değildir, daha ziyade hayatımızın amacına yani ebedi gerçekliğe ulaşmanın bir yan ürünü olarak gelir.

“Eski Değerler Öldüğünde Yenileri Doğar” (Linkedin)

Bizim için hiçbir şey eşyalardan daha önemli değildi. “Eşyalar” derken, mutlaka nesneleri veya aksesuarları değil, bizi diğerlerinden ayıran, bizi özel ve benzersiz kılan her şeyi kastediyorum. Covid geldiğinde, bizi evlerimize kilitledi, bizi neredeyse görünmez kıldı ya da daha doğrusu sadece sanal olarak görünür hale getirdi ve neredeyse tüm “eşyalarımızı” anlamsız kıldı. Ama değerler olmadan yaşayamayacağımız için, çünkü o zaman hayvanlardan farkımız kalmaz, yenilerini geliştirmeye başladık. Şimdi, yavaş yavaş, başkalarıyla olumlu, karşılıklı bağlantılardan zevk almayı öğrenirken, saygı ve hayranlık kazanma zevkinden vazgeçmeye mecbur kılındık.

Sokaklardaki ve medyadaki atmosfer, tam tersi olabilir ama yeni bir gerçekliğin yolunu açan zayıf akımlar var. Dışarıdaki savaş, herkesin kendi için yaşadığı eski dünyanın son nefeslerine işaret ediyor.

Hiçbir başlangıç kolay değildir, şüphesiz yeni bir gerçekliğin başlangıcı da kolay değildir. Ancak, ne şimdi ne de hiç bir zaman geri dönemeyeceğimizi ne kadar çabuk anlarsak, geçiş o kadar hızlı ve kolay olacaktır. Eski değerler bize rekabeti, yozlaşmayı, sömürü ve kirliliği getirdi. Onlar depresyona, takıntıya, yabancılaşmaya ve izolasyona neden oldular. Ayrıca bizlere, sonunda onları birer birer öldüren Koronavirüsü de getirdiler.

Birdenbire diğer insanları düşünmemiz ve onların da bizi düşünmesi gerekti. Bu süreçte, rekabet etmekten ziyade iletişim kurmanın, alıp bırakmaktan ziyade almanın ve vermenin, yabancılaşmak yerine bağlanmanın ne kadar iyi olduğunu keşfediyoruz.

Şu anda kendi hakları için savaşanlar kaybedecekler. Her şeyden önce herkesi birleştirmek için savaşanlar, tüm farklılıkların ve tüm zorlukların galip gelmesini sağlayacaktır. Belki şahsen değil ama bağlantı yolu, ayrılık yolunu bozacaktır; basitçe bunun zamanı geldi.

Twitter’da Düşüncelerim / 28 Kasım 2020

Egoist niyeti arzudan ayırmak ancak dostlarla birleşmekle mümkündür. Bir ev kazık üzerine inşa edildiğinden, ortak arzuyu birlikte kazarız: delikler kazılır ve betonla doldurulur ve ardından bina üzerine dikey olarak dikilir. Egoist niyetleri kazarız ve onun yerine ihsan etme uğruna olan niyetleri koyarız.

İhsan etme niyeti haz arzusunun içindeki tüm boşluğu doldurduğunda, ardından bu suyu toprağı sulamak ve mahsulleri canlandırmak için kullanabiliriz ve hayvanların içmesine izin verebiliriz: eşekler, develer veya insanlar ve yavaş yavaş ıslahlara ulaşabiliriz. Kuyu kazmak manevi çalışmanın başlangıcıdır.

Saygı ve Öz Kontrol

Soru: İnsana, birine saygı duymayı öğretmek mümkün müdür?

Cevap: Bizler sadece örneklerden öğreniriz. Bu nedenle, birine iyi bir örnek gösterdiğimizde, iyi insanlar olarak büyürler. Saygı olumlu bir duygudur. Ancak bazen kişiyi sınırlayabilir ve kişinin gerilemesine neden olabilir. Bu nedenle kişinin kendi kendini kontrol etmesi gerekir.

Başkalarından tamamen egoistçe saygı beklemek, kişinin kendi üzerine yoğunlaşmasına neden olabilir. Sonuçta, eğer herkes onu onurlandırmaya başlarsa, büyümeyi bırakır ve ona verildiği sürece, durum ne olursa olsun yalnızca daha fazla saygı ister. Ancak saygı dışa yöneltilirse, bu ilerlememizi kolaylaştırır.

Yorum: Kendini gerçekleştirme veya manevi gelişim elde etmek isteyen biri için toplumdan gelen saygı belirtilerinin çok zararlı olduğunu defalarca söylediniz.

Yorumum: Bu tek kelimeyle felakettir! Bazen, kendiniz hakkında olumlu geribildirim duymak elbette iyidir, ancak genel olarak çevrenin, ilerlemeniz  için sadece doğru yönü göstermesi yeterlidir.

Olumlu geri bildirim ve iltifatlar kişiyi hoşnut hissettirir, gelişimini sınırlar ve her türlü öz yetersizlik hissini giderir.

Bu, kişiye başını kaldıramaması için baskı yapmakla ilgili değildir. Ancak, bilgi ve edinimle doldurulması gereken, kişide ek eksiklikleri ortaya çıkaran çok ciddi bir özdenetim çizgisi olmalıdır.

Bu konuda kaynaklarımızda çok şey yazılıdır. Örneğin, bir öğretmen öğrencilerinden çok fazla ilgi ve saygı görürse, manevi olarak gelişmeyi durdurabileceğini söylüyorlar. Bundan kaçınılmalıdır.

İyiyle Kötü Arasındaki Tarafsız Sınır

Doğa katı yasalara uyar, eğer bizler de onlara uyarsak iyi yaşayabiliriz, uymazsak darbe alırız.

Ama Yaradan, harekete geçmeye başlamamız ve darbeden kaçınmamız için,  özgürce seçim yapmamız için bize biraz zaman verir.  Kaçınılmaz olanla yüzleşmemek için bize hemen vurmaya başlamaz, ama O’nun gibi olma arzusundan, anlamamızı ve bilinçli hareket etmemizi ister.

Fiziksel yasalar, yerçekimi yasası gibi hemen harekete geçer.  Yokuştan atlarsam, düşünecek zamanım kalmadan hemen düşerim.

Fakat manevi dünyada, doğanın kanunlarını değiştiren, iyiyle kötü arasındaki farkı, aralarındaki mesafeyi yaratan bir Klipot sistemi vardır.  Ve bu nedenle bu mesafeyi, kendimizi hemen darbelere maruz bırakmamak, birbirimizle bağ kurabilmek ve ilaçla uyararak darbelerden kaçınmak için kullanabiliriz.

İlaç, Bina’nın kullanabileceğimiz gücüdür.  Maddi doğada böyle bir güç yokken, her şey basittir: ya eksi ya da artı.  Maneviyatta, eksi- artı vardır ve her iki kuvvete de dahil olduğumuz ve her iki zıtlığı içeren bir tampon bölge oluşturabileceğimiz, bunların ortada üst üste bindiği yer vardır.

İki kuvveti içeren bu sisteme “insan”, Adem denir çünkü o, haz alma arzusunu ve ihsan etme niyetini içerir ve bu nedenle Yaradan gibi oluruz.

Doğa bilimlerinin incelediği cansız, bitki ve hayvan dünyasında böyle bir ara sistem yoktur.  Bu nedenle bilim, sıradan, dünyevi bir insanın ve hatta manevi bir insanın bile psikolojisini kavrayamaz.  Manevi bir kişiyi anlamak için, bize kişinin nasıl düzenlendiğini açıklayan Kabala bilimi gereklidir.

Bilimin bir insan hakkında bildiği her şey, onun hayvansal seviyesine aittir ve deneysel olarak elde edilir.  Bu, biyolojik beden için ilaçlar yapmamızı sağlar.  Ancak insanın kendisi, onun içsel özü, herhangi bir aletle ölçüm ile erişilemez ve herhangi bir doğrulamaya tabi değildir.

Genelde cansız maddeler, bitkiler ve hayvanlar üzerinde çalıştığımız için, yalnızca Kabala bilimi bir kişiyi aşağıdan değil, yukarıdan, en yüksek seviyedeki enstrümanlar aracılığıyla inceleyebilir.

Bu nedenle, mevcut krizde Kabala bilimi ve yöntemleri dışında hiçbir şey insanlığa yardımcı olamaz.  O zamana kadar acı çekmek zorunda kalacağız.  Bu nedenle, ıslah yöntemi hakkındaki bilgileri mümkün olan tüm yollarla yaymaya çalışıyoruz.

Batı’dan Doğu Kadar Uzak İnsanlar

Soru: Batılı insanlar çok fazla psikolojik baskı ve stres altındadır. Doğuluların aksine uzun süre hiçbir şeye konsantre olamıyorlar.

Son zamanlarda, Batılılar için çok sayıda eylem içeren özel meditasyon uygulamaları geliştirildi. Kişi, Hint öğretilerinde olduğu gibi sadece tek bir şeye oturup konsantre olmaz, aksine sakinleşmek için birçok eylemde bulunur.

Batılıların meditasyon yapması gerektiğini düşünüyor musunuz?

Cevap: Bunun pek yardımcı olacağını düşünmüyorum çünkü Batılılar ve Doğulular tamamen farklı psikolojik modellere, farklı amaçları olan kişiliklere sahipler. Batı toplumunda yaratılanlar ancak orada uygulanabilir. Ne Yerli Amerikalılar, ne Asya Hintlileri ne de Afrikalılar buna sahip olabilir.

Batılı bir şeyin, bir şekilde Rusya’da uygulanması mümkündür ama burada da görüyoruz ki, bu sadece zeka ve zihniyet düzeyi Batı ile benzer olan özel bir nüfus grubu için geçerlidir.

Prensip olarak her kıtanın, dünyaya, kendisinin ve toplumun gelişimine karşı tavır yönteminin, nüfus tarafından seçildiği kendi içsel ön koşulu vardır. Avrupalılar Avrupalı, Kuzey Amerikalılar Kuzey Amerikalı ise de temelde onlar, Yerli Amerikalıların kültürünü bastırmayı başaran Avrupalılarla aynıdır.

Güney Amerika, Güney Amerika’dır çünkü oradaki yerli halkların psikolojisi hakimdir. Güney Amerika ülkelerinden birine geldiğinizde, bunun özel bir dünya olduğunu hemen anlıyorsunuz. Asya ve Afrika’da da durum aynıdır.

Bir tür insanı, diğerine dönüştüremezsiniz. Yapabileceğimiz tek şey, herkesi kendi dünya algısına bırakmak ve herkes arasında uygun entegrasyonun gerekliliğini anlamalarını sağlamaktır. Aynı zamanda herkes kendi kültüründe kalır, Sovyetler Birliği’nde bir zamanlar söylendiği gibi: “biçim olarak ulusal, ancak içerik olarak sosyalist.”

Burada da aynıdır. İçerik Kabalistik olmalıdır. Bu, ortak bir dünyaya, bağa, nezakete ve sevgiye bir özlemdir, ancak bu, kişinin doğanın dilini anladığı ve diğerlerini doğru bir şekilde anlayabildiği biçimdedir.

Üst Gücün Ayrıcalığı

Soru: Duygularımızı neden ölçemiyoruz?

Cevap: Bu yeteneğe sahip değiliz. Sinir uçlarımızın ve dürtülerimizin tepkisini belirli cihazlarla kısmen ölçebiliriz ama duyguların kendisi değil, çünkü onlar arzularla ölçülürler.

Arzuları ölçmek de imkansızdır. Yaradan ya da dünyanın en içsel gücü, bir arzudur. Bu nedenle, onlarla sadece çok dışsal bir biçimde çalışabileceğimizi kabul etmeliyiz, yani onları anlayamayız, ölçemeyiz veya yönetemeyiz.

Bu, cansız, bitkisel, hayvansal ve insan seviyelerinde bir arzu yaratan ve sonra bu arzu etrafında maddeyi oluşturan üst gücün ayrıcalığıdır.