Category Archives: Zohar

Karşılıklı Garanti Olmaksızın Hayat Yoktur

Soru: Karşılıklı garanti ile ilgili olarak, bedendeki diğerleriyle karşılıklı garanti içinde yaşayan her bir organın çalışmalarını örnek veriyorsunuz. Bu sistem kapalı ve birleşik.

Ancak insan toplumu içerisinde hiçbir birleşik sistem yok. Burada ve orada, insanlar bir kurala veya birbirlerine karşı olan kavga durumuna göre değişik gruplar halinde birleşik durumdalar. Hâlbuki insan toplumunun insan bedenine benzer tek genel bir sistem olma algısı yok. Ben bir diğer insanı kendi bedenimin parçası olarak hissetmiyorum ve bu yüzden onunla karşılıklı garanti durumunu sağlamam.

Cevap: Sen şunu söylüyorsun: getirdiğiniz tüm örnekler bilimsel araştırmalardan, bunun yanı sıra ek olarak, doğada gözlemlediğimiz ise ‘‘yargıç gözüyle görebildiğine inanır’’ prensibine göre ki bunlar güzel örneklerdir. Her şey iyi ve harikuladedir ancak ben bireysel olarak bunu hissetmiyorum. Bunu mantıksal olarak anlarım ancak aklımdaki anlayış beni entegral bir form içinde var olmaya mecbur bırakmak için yeterli değildir.

Eğer bu benim hissiyatım içinde olsaydı, eğer ben sizinle beraber hareket etmezsem başarılı olmayacağımı ve her şeyin güzel olduğu önemli yaşam amacına ulaşmak için size ihtiyacım olduğunu bilirdim. Yine de sen iyi bir hayatın sen ve ben birleşik olduğu koşulda mümkün olduğunu söylüyorsun. O zaman, daha iyi bir hayata, amaca ulaşırız ve tüm krizlerden ve çevresel sorunlardan kurtuluruz. Ancak ben bunu hissetmiyorum. Ben bunu bilim adamlarının yaptığı gibi anlayabilirim.

Fakat neden bilim adamları hep beraber dışarı çıkıp bağırmıyorlar? Onları bunu yapmaktan engelleyen ne? Görmüyorlar mı gerçekleri? Görüyorlar! Neden onlar bileşmiyorlar, ortaya çıkıp bağırmaya başlamıyorlar: ‘Arkadaşlar, az biraz kaldı ve dünya patlayacak! Yeryüzü yıkılacak ve parçalara ayrılacak!’ Yakın gelecekte öngörülen hiç hoş olmayan olayları neden haykırmıyorlar?

Bunun sebebi onlarında problemlerinin aynı olmasındandır. Sana problemlerimizi gözlemleyen ve sadece birliği izlememiz gerektiğini gören binlerce bilim adamı, toplumbilimcisi, ekonomi yöneticisi ve birçok akıllı adamın listesini verebilirim. Onlar neden birlik olmuyorlar? Çünkü onlar bunu hissetmiyorlar sadece görüyorlar.

Akıl ve hissiyat arasında fark vardır. Akılda var olan kişi mecbur kılmaz. Kişisel hayatlarımızda bir şeyleri yapmamamız gerektiğini görüp bildiğimiz defalarca olmuştur ancak yine de yaparız. Örnek olarak sigara içmek. Sigara içmenin zararlı bir şey olduğunu söylemelerine rağmen, haz hissiyatı veya tembellik beni bu alışkanlığın gücü altında bırakır.

Ne yapabilirim? Bizim dışımızda bunu realize edebilecek başka diğer insanlar görmüyorum. Bizler bu çevreyi güçle organize etmeliyiz. Çevre suni olarak birlik için, küresellik için ve bütünsel birleşmek için olan ihtiyaç hakkında konuşmaya başladığı zaman, bu çevre herkese yeni bir hissiyat getirecektir.

Daha sonra herkes hissedecektir: ‘benim gerçekten buna ihtiyacım var! Neden buna sahip değilim?’ Aynı şekilde, bizler önümüzde oynak tavsiyelerle buna zorlanıyoruz. Bu durum akıldan hissiyata geçecektir. Bir hissiyat bir arzudur ve akıl ise bir düşüncedir. Ben arzumun içinden zorlanmalıyım ve bunu edinmeyi yakarmalıyım. Bir arzu bir şeyler için yoğun bir özlem olmalı.

Bu durum yalnızca kıskançlık, tutku vasıtasıyla mümkündür ve onur için bir arzu, herkesin bunun hakkında konuştuğunu gördüğüm zaman, böylelikle onlar bana bunu değerli olduğunu hissettirir ve bu gerçekleri bana tavsiye ederler. Aksi halde, bana hiçbir şey olmaz, hiçbir ilerleme. Onların bana yeni bir yatağı nasıl tavsiye ettikleridir: ‘Bunu almalısın! Bu olmadan, iyi bir uykunun ne olduğunu bilemezsin!’

Eğer bu reklâm sürekli çalışırsa, hiçbir seçeneğim yoktur. Sonuç olarak, ben bu işyerini tekrar ararım ve bazı durumlarda, kendim bu işyerine gidip bunu alırım. Eğer ben olmasam bile insanların çoğunluğu bu reklâma kendini kaptıracaklardır. Bu şekilde işler. Bu yüzden, malların maliyetinin %70’i reklâm gideridir.

Reklâmın bizi kendi objesine nasıl yönelttiğini görebiliriz. İşte bu yüzden bizler sadece tavsiye ile ilgilenmeliyiz. Ve bu birisinin buna olan ilgisinden dolayı değil daha ziyade bizim seçimimizin olmadığındandır. Öyleyse, bu önemli mesajı kendimize tavsiye edelim.

Daha sonra bu doğru beyin yıkama vasıtasıyla, bizler bütünleşmenin, birliğin ve karşılıklı garantinin önemine geleceğiz. O zaman bunu özleriz; aniden buna arzu duyacağız. Neden? Bunun sebebi çevrenin içindeki önemin üstünlüğünün genel farkındalığının etkisi altında olduğum için benim üzerimde hüküm sürecektir.

Yeni Bir Kitap Hakkındaki Konuşmadan 11.07.2011

Zohar Sevginin İçinde İfşa Olur

Zohar’ı ifşa etmek için onu ifşa etmeye uygun bir duruma ulaşmalıyız. Üst Işık mutlak sükûnettedir. Yaratan basitçe yaratılanın içinde gizlenir çünkü yaratılan Yaratan’ın içinde ifşa olabileceği bir konumun içinde olamaz.

Bu yüzden değişimler sadece yaratılanın içinde olur. Yaratılan tek bir kanuna göre; form eşitliği kanununa göre değişmelidir öyle ki Yaratan’ın ifşası için olan koşulları edinsin.

Yaratan’ın niteliği ile eşitliğin herhangi bir ölçüsünü edinir edinmez, O’nu ifşa ederiz. O’na benzer hale gelerek Yaratan’ı ifşa edeceğimiz minimum nitelik, bizlerin birbirimizle minimal bağ kurduğumuz zamandır.

Bu nasıl mümkün olur? Bizi birbirimizden ayıran itilmenin gücünün üzerinde, birlik olmak için isteksizlik ve nefretin üzerinde ancak mümkündür. İçimizde bir arzu uyandırmalıyız, birlik olmak için içsel isteklerimizin içinde, karşılıklı ihsan etmenin içinde inatçı bir ihtiyaç, Yaratan’ın niteliğini – karşılıklı bağ, ihsan etmek ve en küçük derecede bile olsa birleşme –  tanımlayan bir konumu yaratmak.

Ancak bizler bunun olmasını yapamıyorsak eğer, bunun gerçekleşmesi için arzulamalıyız. Daha sonra içimizdeki gizlenmiş güç, Yaratan, bize yardım edecektir, bizi hep beraber yakınlaşmaya getirecektir ve içimizde birliğin konumunu inşa ederek bunun gerçekleşmesini sağlayacaktır.

İşin özü, aramızdaki itilme ve nefretten birliğe gelmeye çalışmaktan daha başka düşüneceğimiz hiçbir şey yoktur ve sonrakini ifşa etmek için sürekli inatçı ve istekli olmaya ihtiyacımız vardır.

Bu yüzden Zohar Kitabını okurken, zaten aramızda var olan birleşmenin ağını sürekli düşünmeye çalışmalıyız ancak bu ağ karşılıklı nefretin içinde, birliğin öneminin eksikliğinin içinde var olur. Ve bizler bunu kendisinin zıt formuna – aramızdaki birleşme – dönüşmesini arzulamalıyız. Birliğimiz Yaratana, Işığa benzemenin en küçük derecesine ulaştığında o zaman Yaratan’ın yaratılana ifşası denen birleşmenin vasıtasıyla Işık akmaya başlar.

01.08.2011 tarihli Günlük Kabala Dersinin 2. bölümünden, Zohar

Uzun Zamandır Beklenilen Buluşmanın Sevinci

Zohar kitabını okumak, sevdiğiniz, yakınlaşmayı istediğiniz biri ile çok uzun zamandır beklenilen buluşmayı gerçekleştirmek ile kıyaslanabilir. Nihayetinde ikiniz buluştuğunuz zaman, sizin için onun ne konuştuğu önemli değildir. En önemli şey, onunla yan yana iken ve onun sesini duyuyorken ona olan yakınlığınızı hissetmenizdir. Sözler önemli değildir. Bırakın istediği gibi konuşsun. Hatta onu çok yakından dinlemeyebilirsiniz. Sözler vasıtasıyla, ona nasıl yakına gelmeyi ve onu nasıl daha fazla hissetmeyi hissetmek istersiniz.

Ve bu Zohar Kitabı ile aynıdır. İçinde yazılı olan farklı sözler ve hikâyeler bizlerin kafasını karıştırıyor gibi görünür, ancak daha sonra, neden bu şekilde yazıldığını anlarız: bunun sebebi tüm bunlar birleşmemizin isimleridir. Ancak ben bu kitabın içinde yazılı olana, hakkında konuştuğuna kesin olarak dikkat etmem. Önemli olan şey burada onu okurken kendimi ona yakınlaştırmamdır. Çünkü onunla bağ kurduğumda sevinirim, sözlerine gerçekten dikkat etmem. Önemli olan şey kitabın aracılığı ile yakınlaşmamızdır.

27.07.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 2. bölümünden alınmıştır, Zohar

Zohar’ı Kalbinizde İfşa Edin

Zohar Kitabından, ‘‘Mişpatim’’ Bölümü, Madde 561: Şöyle yazar ‘‘Ve Ben senin önüne bir melek göndereceğim,’’ … Musa buna ilk önce cevap vermez. Daha doğrusu, şöyle yazıldığı zaman ‘‘Eğer Senin varlığın bizimle beraber gitmezse, bizi buradan yukarı yönlendirmez’’ o bu yazılana karşılık cevap verdi ‘‘Benim varlığım gidecek ve Ben size sükûneti vereceğim’’

Kişi, Zohar’da tarif edilen tüm bu nitelikleri kendi içerisinde aramalıdır. Musa kimdir, melek kimdir, Yaratan kimdir, tüm bu cansız objeler, bitkiler, hayvanlar, insanlar nelerdir ve bunlar kişinin içerisinde nasıl var olur ve yaşar. Bunları içinizde bulmaya çalışmalısınız, gözlerimizin önünde görülen dışsal resimden, tüm bu niteliklerin, güçlerin ve arzuların içimizde olduğu derin düşünceye hareket etmek için çaba harcamalısınız. Bu çabalar çok kıymetlidir.

Bu şekilde, içimde değil de, dışımda bir şeylerin olduğunu bana düşündüren egoistik algımı düzeltirim. Daha sonra, onu kendi gerçek yerinde tanımayı arzulayarak, kesin olarak içsel niteliklerime dönerim ve Işığı kendi içimde ‘‘dikerim’’. İşte bu yüzden bizler daima Zohar’da yazılanları kendi niteliklerimiz olarak değerlendirmeye çalışmalıyız.

24.05.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 2. bölümünden, Zohar Kitabı.

Kurtuluş İçin Umut

Soru: Zohar kitabını okurken niyeti tutmak veya aramızdaki bağı düşünmek ve metni kavramak neden bu kadar zor? Ne yapmalıyız?

Cevap: Eğer bir kişi kendisini çok ciddi bir hastalığın içerisinde bulmuş ve ona ” yarım saatliğine bu metni oku ve hastalığından nasıl kurtulacağını ifşa edeceksin” denmiş olsaydı, o zaman bu kişi için bu yarım saatin nasıl geçebileceğini hayal edebiliyor musunuz? Bu kişi için bu metne yoğunlaşmak zor mu olacaktı? Kişi, bu metnin içine girmek için, kendi ihtiyacı olanı anlamak için, orada bulabileceği şey için, ne tür bir şifa orada var ve nasıl ona gelecek, tüm bunları anlamak için, ne biçim baskı ve umut hissedecekti.

Her şey çevreye bağlıdır ki çevre Zohar metinine olan bu içsel yaklaşımı ”ısıtır”. Tüm diğer Kabalistik metinler, metinlerin kendi etkilerine bağlı olarak daha az bir çaba ile yararlı hale gelirler çünkü onları okurken aklı ve duyguları bağlayabiliriz ve bir şekilde onları kendimize bağlarız.

Tora (Işık), dönüşünde, ”cennetlerde” mükemmel, saf, edinilmeyendir. ”Saf” (Tmima) ne anlama gelir? Hiç kimsenin dokunamadığı. Bu Üst Işıktır. Bizler sadece onun bizlerin içinde ortaya çıkacak olan sonucu için bekliyoruz.

Sadece grup bana Zohar’ı okumaya olan yaklaşımı verir böylece ben tutkuyla bundan bir sonuç almayı isteyeceğim. Aksi halde bu gerçekleşmez.

Zohar’ı okumaya başladığımız zaman bizler zaten böylesi bir süreçten geçmeye başlıyoruz. İlk bir kaç ay boyunca insanlar bu ortak heyecanın her insanı etkilemesinden ve her insanın saran aydınlanmadan çabasına göre hissetmiş olmasından, kendi üzerinde Zohar’ın gücünü hissetmesinden dolayı çok arzuluydular.

Şimdi ise bu ilham azaldı çünkü başlangıçta biz bunu yukarıdan aldık, oysa şimdi bunu bizim kendimizin geliştirmesi gerekiyor. Doğa’da hiç bir şey kendiliğinden olmaz. Sizler başlangıç uyandırılması aldınız ve daha sonra bu sizden alındı bu yüzden sizin kendinizin buna eklemesi lazım, öyle ki yukarıdan olan ilhamın boşalmış yerini kendi çabanızla doldurmanız için.

Eğer bizler buna kendimiz eklemezsek daha sonra Zohar okuduğumuz 45 dakika boyunca ıslah için niyeti tutamayız. Eğer bir kişiyi uyandıramazsak, onun içinde içsel titreşimler uyaramazsak böylece o sadece kurtuluşun anlamıyla yüz yüze gelen hasta bir insan gibi hissedecektir, tek fırsat iyileştirmek ve hastalıktan korumaktır, elbette ki onun için niyeti tutmak ve metni kavramak zordur. İşin özü, o bizi suçlar çünkü biz bunun hayati zorunluluğunu hissetmesi için ona izin vermeyiz, yani amacın önemi.

Yaratan’ın Formülü

Manevi çalışmamızda kendi başımıza hiçbir şey yapamayız çünkü birleşik gücü nasıl tanımlayacağımızı ve hayatımızın birçok durumlarıyla onu nasıl ilişkilendireceğimizi bilmeyiz. Kendimize nasıl uydurmalıyız? Basitçe Yaratan’ın her yerde olduğu ve yardım etmediğini söyleriz.

İşte bu yüzden bizlere bir grup verildi ve eğer birlik olursak, ”O’ndan başkası yok” denen bu birleşik gücü aramızda keşfederiz. Yaratan, yaratılanı kasıtlı olarak bir çok parçalara bölünmüş olarak yapmış ki onlar bir kez daha tekrar tek bir düşünce, tek bir arzuda toplansınlar. Daha sonra, bu ortak arzunun içinde, onlar,  sadece bu bağın içinde var olan bu birleşik gücü, oluşturmuş oldukları birliğin içinde ifşa edecekler ve buna yapışacaklar.

Tek bir arzuda hep beraber birlik olarak, bu gücü dışımızda edinmeyiz, ancak kendimiz ve bu güç bir arada tek bir bütün olarak ediniriz. Doğrusu, eğer kap yoksa ışık olmaz, yaratılan olmaksızın Yaratan olmaz. Daha fazla yakınlaştığımızda, birliğimizin içinde Yaratan’ı daha fazla ifşa ederiz.

Diğer bir ifade ile birleşmemiz Yaratan’dır. Yaratılışın başında var olan da buydu, daha sonra küçük egoist formların içerisinde bu dünyaya düştük ve dağıldık.

Bu yüzden, bir araya gelip birlik olarak Yaratan’ı inşa ediyoruz. Bizler O’nu bağımsız olarak yaratıyoruz, bu yüzden O’na Yaratan denir (İbranicede Bo – Reh veya ”gel ve gör”). O’nu inşa edebileceğimiz, O’nu izlemleyebileceğimiz, birlik olabileceğimiz ve O’na bağlanmayı edinebileceğimiz başka bir yer yok, bu sadece grubumuzun içindeki birleşme ile olur. Ve tüm insanlığın aynı şekilde hep beraber bağ kurmaya ihtiyacı vardır.

Arzula Ve İfşa Edeceksin

Zohar okurken kişi Zohar kitabının akılla anlaşılabilecek bir süreç olmadığını anlamalıdır. Ve eğer kişi bu kitabı aklıyla almaya çalışırsa, kişinin aklı her kelimede karışacaktır zira Zohar Kitabının hiç bir kelimesi bize aşina olan herhangi bir kelimeyi işaret etmez.

Bu kelimelerin tümü manevi konumları ve nitelikleri işaret eder. Eğer bir kişi aynı manevi konum veya dünyada ise, o onların ne hakkında konuştuklarını ifşa eder. Böylece, o hangi manevi niteliklerin ve tanımların tarif edildiğini bilir; o kendi içsel manevi dünyasında hisseder, tanır. Tüm bunlardan sonra, kişi,  manevi dünyayı kendi dışından ziyade tüm realiteyi sadece kendi içinde algılayacak şekilde ifşa eder.

Henüz manevi algıyı edinmemiş birine göre, o basitçe alışık olmadığı bir metni okuyordur. Zohar okuyoruz ya daha sonra? Bunu yapmamızın sebebi, Zohar’ın bizlere anlattığı tüm manevi konum ve nitelikleri anlamak, tanımak, hissetmek ve hatta tecrübe edeceğimiz bir konuma ulaşmak için buna arzu eklemektir. Bütün bunlar, benim şu anda anlaşılmaz bir hikaye olarak okuduğumu kendi içimde tecrübe etmek ve bunun içinde yaşamayı istememdir.

Kendi içimizde bu arzuyu geliştirmeliyiz. Manevi dünyayı görmek için, sadece bir arzuya ihtiyacımız var, ona özlem duymaya ve başka bir şeye değil. Bu yüzden şimdi, Zohar okurken, bu gizli dünyayı ifşa etmek için, hepimiz hep beraber,  elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız.

Ancak bununla beraber bunun için özel bir ihtiyaca sahip değiliz zira ne okuduğumuzu bilmiyoruz halen bu metni beraber okuyoruz. Böylece, bu çok gizlilik koşulundan, bizleri etkileyecek olan ”Saran Işık”, ”Islah Eden Işık” olarak ilişkilendirilen aydınlanmayı kendi üzerimize çekeriz.

Bu, gizlenmiş dünyayı ifşa etmez, ancak ifşa oluştuktan sonra daha ziyade içimizde ihtiyaçlar, arzular ve yeni hissi organ ve algının niteliklerini içimizde uyandırır. Işık, gizlenmiş olanı hissetmemiz için içimizde bir yetenek yaratacak şekilde işler. Böylece, bizler gizli dünyayı hissetmeyi bize sağlayacak olan Saran Işık’ı özlemleriz.

Zohar Kitabı. 06.05.2011 Tarihli Kabala Dersinin 2. bölümünden.

Sizi Sonsuzluğa Bağlayan Sistem

Soru: Bizi birleştirmeye getirecek ”Zohar” denen sistem için neye ihtiyacımız var?

Cevap: Daha fazla niyet, arzuya ihtiyacımız var. Zohar tüm realitenin entegral sistemidir. Ancak neden ”Zohar” deniliyor? Ve neden özel bir kitabı açmak, özel bir kişi tarafından yazılan özel bir metni okumak ve özel sözcükleri dinlemek zorundayız?

Realitenin genel sistemi, bu sistem ve bizler arasında bir düğüm oluşturmaya aracılık eden ve bu birleşmeyi sözcükler ve cümleler içerisinde açıklayan yüce Kabalistler tarafından bizleri birleştirmek için dizayn edilir.

Bu Kitabı okurum ve hiçbir şey anlamam. Ben de bunun arka kısmını okuyabilirim. Buradaki nokta bununla bağ kurmayı arzularım ki Kabalistler kendi yazılarını bana aktarsınlar çünkü onlar benim bunlarla, bu ruhlarla, kendi birlikleri ile bağ kurmamı ve aynı zamanda bunlarla birliğe gelmemi istediler.

Onlarla bağlanıyor olduğumu nasıl bileceğim? Eğer grubumla birlik olursam, amacım mutlak surette ıslahtır: Bu yüce ruhlarla birleşmek, onlarla aynı global, entegre sisteme girmek, bunun vazgeçilmez parçası haline gelmek ve en azından bazı küçük derecede de olsa bunu arzulamak. İşte ihtiyacımız olan tamamıyla budur.

Bir kişi bunun hakkında düşünüyor, diğeri çok fazla değil ve diğeri bazen düşünüyor. Ancak genel içinde, Eğer bizler tek bir bütün olmaya gayret edersek, herkesin bireysel arzusu bir olarak birleşecektir.

Manevi Gelişim İçin Kişisel Test

Soru: Hiç çalışma sorularım yoksa yine de ilerler miyim?

Cevap: Kişi ilerleyip ilerlemediğine dair kendisini kontrol etmelidir. Bunu nasıl yapabilir? Bunu çalışma sırasında diğerleri ile bağlantısında inişler ve çıkışlar ve bu yüzden de reddediş deneyimlemesini inceleyerek yapabilir.

Şimdi, bilmem gereken tek şey diğerleri ile bağlantıda olmam ve bu bağlantıda Zohar’da çalıştığımız, yaratıcının tasvirlerini, açığa çıkarmaya çalışmamdır.

Bunu arzulamalı mıyım? Evet, arzulamalıyım. Arzum ne kadar güçlüdür? Ders sırasında bu düşünceleri kaç kere terk edip, geri geldim? Bu çalışma sırasında kaç kere diğerleri hakkında endişelendim bu sayede onlar da, bu niyete sahip oldular?

Sonrasında, ortak düşünceleri de bana tesir edecek bu sayede bu düşünceleri terketsem bile, derhal onlara geri döneceğim. Aslında bu seri çıkış ve girişleri mümkün olduğu kadar çok yaşamam iyidir.

Bu yüzden grubun desteğine ihtiyacım var ve sürekli olarak bağlantı düşüncesine sahip olmalıyım. Tüm çalışmam budur. Bu işaretler, gelişimimi değerlendirmeme yardım ederler. Bağlantı hakkında düşünmeyi durdurursam ve bu düşüncelere tekrar geri dönmezsem, o zaman ilerleyemem.

Bu yüzden, sormak yerine kendinizi inceleyin.

Günlük Kabala Dersi – Zohar Bölümü –

Realite Yada Arzuların Oluşturduğu Bir Kaos

Zohar, Bölüm “VaYechi (Yakup yaşadı)”, Madde 808: Yakup toplandığında, ay aydınlatıldı ve üst güneş ZA’in özlemi ona doğru uyandı. Bu böyledir, çünkü güneş, Yakup, uyanınca bir başka güneş, ZA, uyanıyor. ZA Nukva’ya tutunuyor ve ay – Nukva – ZA tarafından aydınlatılıyor.

Hepsi sadece maneviyatı edinen bir insandan bahsediyor. Tüm değişimler kişide meydana geliyor çünkü onun haz duyma arzusu, bağ kurmaya ve ıslaha yönelik eksikliği vasıtasıyla sürekli yenileniyor, kişiye genel, değişmeyen, manevi koşuldaki farklı formları gösteriyor. Benim dışımda her şey sabit ve benim içimde – her şey değişiyor.

Bununla birlikte Baal HaSulam “Zohar Kitabına Önsöz”’de şöyle açıklıyor; bizler dünyayı, realitenin resmini bizim için beynimizin arka kısmında bulunan bir “perde”’ye yansıtan bir “kamera”’nın yardımıyla algılıyoruz. İçimde gerçekleşen her şeyin dışarıda varmış gibi gözükmesinin sebebi bu.

Etrafımı saran realiteyi, arzularımın, düşüncelerimin ve onlar arasındaki bağlantıların içsel kaosunun bir yansıması olarak gördüğüm ortaya çıkıyor. Gerçekte bu bir kaos değil; sadece bana bu şekilde gözüküyor çünkü içsel Reşimot’umun içimde hangi sıraya göre su yüzüne çıktığını tam olarak bilmiyorum.

Ancak belirli bir sıralanışta uyandıkları zaman sabit Üst Işıkta değişimler görüyorum. Bu Reşimot aniden Işığı gizliyorlar ve onu farklı belirtilerde ifşa ediyorlar, onu farklı “renklerde” tasvir ediyor, ona farklı formlar ve görüntüler veriyorlar. Aynı zamanda bu Reşimot’un hepsi içimde uyanıyor olmalarına rağmen tüm bunlar bana dışarıda gerçekleşiyor gibi gözüküyor. Zohar içimizde cereyan eden süreçleri bu şekilde tarif ediyor.

– 10/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin ikinci kısmından alıntıdır.