Category Archives: Toplum

“Başkalarının İyiliği İçin Maske Takın” (Linkedin)

Washington Post, “Anma Günü’nden bu yana en az dokuz eyalette hastaneye yatışlar artıyor” diye yazdı. Associated Press analizine göre, “Devletlerin neredeyse yarısında davalar artıyor.”

Koronavirüs anlayışlı değildir. Ekonomilerimizi yeniden açmak ve daha önce yaşadığımız hayata geri dönmek istememiz onun umurunda değildir. Bulaşdan kaçınmazsak, yapmamız gerekeni yapana kadar geri gelmeye devam edecektir.

Ve yapmamız gereken, bu dünyadaki hayata ilişkin tüm perspektifimizi değiştirmektir; virüsün bizleri yapmaya zorladığı şey budur. İyi bir iş bulursak ve yeterince para kazanırsak, hayatın bize gülümseyeceğini düşündük. Ancak herkesi bu kadar çabuk etkilediğimiz bir dünyada, eğer güvende olmak istiyorsak, sadece kendimizle ilgili düşünmeyi göze alamayız.

Güvende olmak için, herkesin güvenliği ile ilgili düşünmek zorundayız, hatta kendi güvenliğimizden daha fazla. Virüse yakalamaktan kaçınmak için değil, başkalarına virüs bulaşmasını önlemek için maske takmalıyız, çünkü kimin virüsü kapmış olduğunu ve kimin kapmadığını, kimin temiz ve kimin bulaşmış ama asemptomik olduğunu bilmiyoruz.

Giymemiz gereken maskeler ve korumamız gereken mesafe, kendi iyiliğimiz için değil, ama her şeyden önce onları sağlıklı tutmak için, herkes içindir. Ancak bu şekilde düşünürsek, ülkeyi virüsten temizleyebiliriz.

Ve ülkeyi temizlerken, başkalarını gerçekten nasıl düşüneceğimizi öğreneceğiz. Sadece başkalarını düşündüğümüzde kendimizin de güvende olabileceğini öğreneceğiz. Kendi güvenliğimizi düşünürsek, bu bizi, koruyucu giysiler ve silahlar ile kendimizi donatmaya zorlar. Bu da sırayla, şiddet ve kayıplara neden olur.  Ancak topluluğumuzu ve şehrimizi güvende tutmaya odaklanırsak, herkes güvende olacak, kişisel güvenliğimiz de artacaktır, aynı zamanda kendimize güvenimiz ve sakinliğimiz artacak ve hayatlarımız daha kolay ve daha mutlu olacaktır.

Anlaşılan o ki bize kendimiz için değil, başkaları için maske takmayı öğreterek, Koronavirüs bize, karşılıklı sorumluluk geliştirmeyi öğretiyor.

Koronavirüs Sonrası Sosyal Huzursuzluk Tehlikesi, Bölüm 2

Koronavirüs dünyayı büyük huzursuzluk, devrimler ve dünya savaşı ile tehdit ediyor. Giriştiğimiz, doğaya karşı çıkan ve bütüncül bir toplum için çaba göstermediğimiz acının yolu, bizlere yeni bir dünya savaşına kadar birçok sıkıntılar ve farklı sorunlar getirecek. Ne yazık ki dünya, hala esas olarak kendi yararları ve konumları ile ilgilenen, egoist hükümetler tarafından yönetilmektedir.

Hareket yönünü daha iyi hale getirmek için ne yapılmalıdır?  Koronavirüs’ün doğanın bir ürünü olup olmadığı veya ABD’nin Çin’i suçladığı gibi, bir laboratuarda üretilip üretilmediğine dair süregelen ateşli bir tartışma var.

Ama doğanın tüm unsurları arasında, doğru bağ koşullarını yerine getirmeyen insanlığa karşı harekete geçmek istenmişse, virüsün tam olarak nereden geldiğinin çok önemli olduğunu düşünmüyorum.  Virüsün bir pazardan veya bir laboratuardan, nereden geldiği önemli değildir, bu, zamanında ıslahı kabul etmeyen insan egoizminin bir sonucudur.

İlk başta herkesin Çin’i suçladığı açıktır. Peki, bizler bu ülkeden gerçekten ne istiyoruz? Bu, egoist bir sistemdir, tüm diğerleri gibi aynıdır, ancak sadece kendine özgü karakteri vardır.

Onların yerinde olan herkes aynı şekilde davranırdı. Her ulus, Çin kadar güçlü ve büyük olmak ister. Kâra susamışlığımızdan kör olan biz kendimiz, tüm üretimi Çin’e devrettik ve böylesi bir güç kazanmalarına imkan verdik. Şimdi onları ne için suçluyoruz?

Çinliler bütün bunları aldı ve tüm ihtiyaçlarımızı karşılamak için gayretle ve özverili bir şekilde çalıştılar, tüm işi onlara devrettiğimiz gerçeğini haklı çıkardılar. Bu ulusun kısa sürede yükselmesine bizler imkan verdik ve şimdi öfkeliyiz çünkü bu durum hoşumuza gitmiyor. Kendimiz dışında suçlayacak başka hiç kimse yok!

Şimdiye kadar, daha mükemmel bütünleşme tarafına dönmeksizin, onu egoistik yollarla düzeltme arzumuz nedeniyle, salgın daha daha fazla yayılmıştır. Bizler, dünya üzerinde entegre bir sistemde yaşıyoruz: cansız doğa, bitkiler, hayvanlar ve insanlar.

Doğanın dört seviyesinin tümü, birbirleriyle iletişim kurmak ve birbirlerini desteklemek zorundadır. Cansız, bitki ve hayvan yaşamı, ortak yaşam içinde sürdürür ve birbirlerini besler. Ama üst seviye, bu dünyanın insanı, zihninde farklı şekilde davranmamız gerektiğini anlayabilse de, diğer tüm seviyeleri acımasızca yok eder.

Burada, daha özgecil bir şekilde davranma ve bütüncül bir toplum inşa etme ihtiyacını fark eden akıl ile bizi daha fazla fırsattan istifade etmeye ve kaçmaya zorlayan ilkel egoizm arasında bir uyumsuzluk vardır. Onlar sürekli birbirleriyle savaşıyorlar.

Ama sonra bir virüs aniden ortaya çıkar ve birleşik, küresel, kapalı ve karşılıklı yardıma dayalı olmak zorunda olan, insan toplumuna karşı tutumumuzu değiştirmemize yardımcı olur. Aksi takdirde, ister istemez dünya savaşına ve tamamen kendini yok etmeye ulaşacağız.

Bütünsel bir topluma giden yol, ancak kişiyi eğiterek, öğrenerek mümkündür, böylece herkes ne tür bir dünyada yaşadığımızı, doğanın bizden ne istediğini, doğanın üst integral gücünün bizi mükemmel bir duruma götürdüğünü ve ayrıca, doğanın talimatlarını takip etmemizi ve iyi bağlarla bağ kurmamızı engelleyen şeyi anlar.

Dünyanın tüm nüfusu bunu öğrenmekle yükümlüdür. Eğer şimdi bunu öğrenmeye başlarsak, artık salgın hastalıklar görmeyeceğiz. Bu bütüncül bağlantıyı hala gerçekleştiremesek bile ve yeni öğrenmeye başlamış olsak bile, asıl şey başlamaktır ve o zaman bunun tüm hayatımızı nasıl daha kolay hale getirdiğini göreceğiz!

Bu hemen bize yardımcı olacak ve her şeyi tek bir kapalı sistem olarak düşündüğümüz için aniden ticaret, sanayi, iş ve aileleri korumak için yeni fırsatlar keşfedeceğiz. Ama başkalarının zararı pahasına kâr etmenin mümkün olduğunu düşünen egoist gibi davranmaya devam edersek, o zaman bu artık işlemeyecektir.

İyileşme/gelişme çok zaman gerektirmez ve bizler çalışmaya başlar başlamaz değişiklikler hemen gerçekleşecektir. Biz kendimiz değişeceğiz ve bundan dolayı neyin değiştirilmesi gerektiğini anlayacağız.

Bağımlılık Hassas Bir Şeydir

Soru: Her ne kadar Koronavirüs birbirimize bağlı olduğumuzu hissetmemize yardımcı olsa da, birbirimize ne kadar bağımlı olduğumuzu anlamıyoruz. Bütün paradoks budur. Bunu nasıl sağlayabiliriz?

Cevap: Gerçekten de burada büyük bir sorun ortaya çıkıyor. Kaçınılmaz olarak birbirimizle bağlı olduğumuzu anlıyoruz, tek bir sistemde birlikteyiz ve virüs herkese etki eder, birinden diğerine geçer.

Dahası, bu sadece her bölgede değil tüm ülkelerde görülebilir. Bugün iletişimde bir sorun yok, bu yüzden dünyada olan her şeyi öğrenebiliriz.

Birbirimize bağlı mıyız? Evet ama bağımlılığı hissetmek bir sorundur çünkü bu farklı seviyelerde olabilir. Bunu belirlemek, bizim için çok zordur.

Ayrıca bağlanmışlık, bilimsel bir kavramdır. Farklı bağları inceleyebiliriz: kötü, iyi, her neyse, çünkü onlar nesneldirler.

Ve bağımlılığı hissetmek için, bizim öznel hissiyatımız zaten müdahale ediyor. Belki birisine bağımlı hissetmek istemem, ya da başkalarının bana bağımlı hissetmesini ve şikayet etmesini istemem. Bu nedenle bağımlılık çok hassas bir şeydir.

Birbirimize nasıl bağımlı olduğumuzu, bu bağımlılığın kendini nasıl gösterdiğini bulmalıyız, ya bilerek bu şekilde birbirimizi etkilersek ne olur? Burada her türlü varsayım ve spekülasyon için birçok vesile vardır.

Bağımlılıktan söz ederken, burada net bir görüş ve sağlam bir temel olamayacağını anlarım ancak her zaman farklı insanlardan birbirlerine karşı yönlendirilen bazı eklemeler vardır.

Soru: Bağımlılık her zaman özgürlük eksikliğine mi yol açar? Bundan kurtulmak mümkün müdür?

Cevap: Bağımlılık ille de özgürlük eksikliği ile sonuçlanmaz. Önemli olan, kişinin neye bağlı olduğudur. Eğer tüm evrene bağlıysam, onun bir parçası olduğumu bilir ve onun içinde var olan yasalara gönüllü olarak uyarım, o zaman sonsuzluk ve mükemmellik hissi yaşarım. Bu nedenle, bu beni baskı altına almaz, bunun bir parçası olduğum için kendime de baskı yapmam.

Koronavirüs Sonrası Sosyal Huzursuzluk Tehlikesi, Bölüm 1

Zamanla, Koronavirüs pandemisiyle ilişkili korkular, sağlıkla ilgili sorunlardan işsizlik ve gıda kaynaklarının eksikliğine doğru kaymaktadır. Birçok işletme, Koronavirüs’ün neden olduğu krizden kurtulamayacaktır çünkü artık onlara talep olmayacaktır.

İnsanlık değişiyor; birçok eski alışkanlığın aşırı lüks olduğunu düşünmeye başlıyor. BM Dünya Gıda Programı Konseyi, Koronavirüs’ün, İncil kehanetlerinde olduğu gibi, eşi görülmemiş bir ölçekte küresel açlığa yol açacağından korkuyor. Aynı zamanda da zenginler, diğer herkesin pahasına daha da zenginleşir.

Daha büyük bir otomasyona geçişle çalışma tarzı değişiyor, enerji fiyatları önemli ölçüde düşüyor ve gelecek, korku ve belirsizlik getiriyor. İşgücü piyasasında neler oluyor ve nereye gidiyor?

Koronavirüs, biyolojik de olsa, bizde büyük değişikliklere neden olan bir güçtür. Bizi nereye götürüyor, insan toplumunu neye itiyor? Virüs, bütünsel bir toplumda yaşadığımızı ve birbirimize bağlı olduğumuzu anlamamızı sağlıyor.

Ölümcül bir hastalıkla bizi enfekte edebilen zararlı parçacıkların, virüslerin, bulaşma tehlikesi nedeniyle birbirimize yaklaşmamıza izin vermemekte. Virüs, bağlarımızın nasıl iyi olmadığını bize böyle gösteriyor, ancak onları düzeltirsek, bir kez daha kısıtlama olmadan yaşayabiliriz.

Aksi takdirde, normal yaşama dönmemiz olası değildir. Tabii ki, daha önce olduğu gibi birbirimizle temas edebilmek için, virüsün tedavisini bulmaya çalışacağız, ancak bu işe yaramayacak.

Sanırım insanlık, onun ortak, küresel, bütüncül formuna, doğru tür bağlara ilerlemek zorunda kalacak. Bu nedenle doğa bizi, aramızdaki iyi bağlantıları gerçekleştirmemizi ve düzenlememizi zorunlu kılacak şekilde etkilemeye devam edecektir.

Bugün böyle bir bağ zaten bizden bekleniyor. Evde kalarak, maske takarak vb. ile doğayı kandırmaya çalışabiliriz. Ancak nihayetinde karşılıklı ilişkilerimizi değiştirmemiz gerektiğini anlayana kadar, daha yeni rahatsızlıklar ortaya çıkacaktır.

Ve onları değiştirdiğimiz,  onları egoistten özgecil ve dostane hale getirdiğimiz ölçüde, bu derecede birbirimizle temas kurabilir, iş yapabilir ve birbirimizden para kazanabiliriz. Geçimimizi sağlamamız, bencil kazançtan ziyade iyi bağlara dayanmalıdır.

20. yüzyılın başında, insanlık, birçok insanın canını alan İspanyol gribi ile benzer bir salgın yaşamak zorunda kaldı. Ayrıca bu, birçok toplumsal değişime de neden oldu, ancak Koronavirüste olduğu gibi karantinaya veya izolasyona yol açmadı.

Buradaki büyük fark, bugün insanlığın küresel bir darbe alması, neredeyse anında salgının tüm dünyaya yayılmış olması ve hiçbir ülke veya ulus ayırmaması gerçeğidir. Virüs bizlere, tek bir beden gibi bağlı olduğumuzu gösteriyor. Daha önceki salgınlarda böyle bir durum söz konusu değildi.

Bizler, kendini ıslah etmesi ve tek bir aile olarak aynı bağın içinde yaşaması gereken “son nesil” diye adlandırılan, son egoist nesil olarak, yeni bir dönemde yaşıyoruz. Ve Koronavirüs’ün bize gösterdiği ilk şey, tüm dünyanın tek bir aile olduğudur. Bizim için çok net olmayabilir, ancak önümüzdeki birkaç yıl içinde bunu fark edeceğiz. Doğanın bu tür güçlerini önleyip,  korunabileceğiz.

Aynı Koronavirüs, hafife almamamız gereken, henüz ortaya çıkmamış olan çok çeşitli sonuçlara sahiptir. Onun taleplerine boyun eğmek en iyisidir. Virüs bize şöyle diyor: “Bir aile gibi birbirinize iyi davranmaya başlayın ve size gelip ne kadar bencil ve birbirinizden ne kadar uzak olduğunuzu göstermek zorunda kalmayayım.”

Karantina, toplumda ekonomik çöküşe yol açabilecek, huzursuzluğa ve gerilimlere yol açmaktadır. Salgın, dünyayı istikrar ve temel güvenlikten mahrum etmektedir. İyi ilişkiler kuramazsak yani sorunu kökünden çözemezsek, o zaman geniş kapsamlı bir ekonomik krizle karşı karşıya geliriz çünkü bizler, tam bağımlılıkla birbirimize bağlıyız.

Sonunda, doğa programında yer alan dünya savaşına ulaşabildik. Doğa acıma bilmez; bu bir kanunlar sistemidir ve bugün cevap vermezsek ve doğanın gerekliliklerine uymazsak, daha da etkili güçler gelecek ve bizi, insan toplumu olarak doğanın diğer tüm – cansız, bitkisel ve hayvansal seviyeleri gibi bütünsel olarak birleşene kadar,  ıslahımız üzerinde çalışmaya zorlayacaktır.

Dünya üzerinde yaşayan insan, kendi türünden olan insanlara,  vahşi kurtlardan daha kötü davranır. Ve doğa, bununla hem fikir değildir. Bizler ilerledikçe,  sadece aramızdaki iyi bağların, ilerlememize yardımcı olacak iyi güçleri çekebileceğini anlamalıyız.

Bu arada, kurtlar birbirlerine çok iyi davranırlar. Bir kurdun insandan daha kötü olduğunu düşünen bizleriz. Bu, genel bir yanlış kanıdır.

Koronavirüs Bizi Birbirimize Bağlayacak

Yorum: Son 70 yılda tüm finansal sistem, tek bir dünya para birimine, dolara ve diğer tüm para birimlerinin de aslında ona bağlı olduğu gerçeğine dayanmaktadır: Petrol fiyatları, doğal kaynaklar, bilgisayarlar, her şey. Tüm hesaplamalar dolara bağlıdır.

Benim Yorumum: Açıkçası, neyin değişeceğini bilmiyorum. Dolar yerine altın mı olacak? Her neyse, bir şeyler yapacaklar.

Yorum: Şimdi ülkelerin birbirlerinden çok fazla izolasyonunu dikkate alan, alternatif seçenekler üzerine çalışmalar var. Ülkelerin bu tür ulusal izolasyonu, virüs olmadan bile daha önce tahmin edilmişti.

Avrupa Birliği’nin uygulamada mevcut olmadığını görüyoruz. Her ülke kendi kararlarını vermekte. Aynı şey tüm dünyada yaşanıyor. Bu arada, ABD de bile, her eyalet valisi durumla ilgili kendi kararlarını veriyor.

Peki, ne olacak? Eğer tüm dünya para birimleri değer kaybediyorsa, diyelim ki Çin ve Rusya dahil olmak üzere birçok komşu ülke, Euro’dan sonra üçüncü dünya para birimini tanıtmak için kendi ekonomik potansiyellerine dayanarak, kendi para birimlerinin ekonomik bölgelerini oluşturmak istiyor. O zaman da tüm dünya, birkaç ekonomik ve finans merkezi arasında denge kuracak.

Bu, dünya için iyi midir? Dünya bununla başa çıkabilecek mi? Yoksa hala tek bir para sistemi çerçevesinde mi kalmamız gerekiyor? Bu konudaki görüşünüz nedir?

Benim Yorumum: Benim görüşüm çok basit: Hiçbir şey dünyaya yardım etmeyecek.

Hiçbir şey yardımcı olmaz! Çünkü tüm bu çatışmalar doğanın genel yasasına – tüm insanlığın ortak bir integral sistem içindeki bütünsel bağlantısına aykırıdır.

Her türlü alandaki, her türlü sorun, virüs ve çöküş vasıtasıyla doğa, bizi genel planı kabul etmeye zorlayacaktır. Ve bu plan basittir: Siz tek bir insanlıksınız ve tek bir sistem yaratmalısınız. Kendinizi saklayamaz, birbirinizden gizleyemezsiniz ve birbirinizi kullanamazsınız.

Dünyanın yöneticileri bunu anlar ve aşağı yukarı buna doğru hareket etmeye başlarsa, o zaman daha fazla hareket edecek olan kazanır. Doğanın yanında insanlığın üst yönetimi böyledir.

Niteliksel olarak bizi değiştirir; bizi tek bir sistemde bütünleşik olarak bir araya gelmeye zorlar. Bu sisteme daha çok benzer olanlar, ondan faydalanacaktır. Kabala’nın söylediği şey budur. Bence bunu yakın gelecekte göreceğiz.

Ancak öte yandan, olan şey övgüye değerdir. Öyle bir kapalı sistem olmadığını, komşu ülkelerde neler olup bittiğine dair bir anlayış olmadığını, Çin’in bu virüsten etkilenen insanlarla ne yapacağını düşünün. Hepsi ölünceye kadar, virüs onları mahvederdi.

Soru: Ve bu şekilde dünyaya, ülkenin büyük kaynaklarını kullanarak etkin bir şekilde nasıl başarılı olunacağına dair bir örnek mi gösterdi?

Cevap: Elbette. Kendini, dünyanın önünde eski haline döndürdü.

Yorum: Hepimiz birbirimizle bağlı olmamıza rağmen, her ülkenin ayrılması ve kendi modellerinin inşası süreci şu anda gerçekleşiyor.

Benim Yorumum: Koronavirüs, bizi yine de birbirimize bağlayacak. Bu virüs kesinlikle herkesi birbirine bağlayan pozitif bir kuvvettir. Karşılıklı bağı, karşılıklı yardımı ve karşılıklı anlayışı yerine getirene kadar, virüs bize işkence edecek.

Soru: Şu anda tamamen farklı ülkelerde, kendi devlet sınırları içinde karantinada olan insanlar için ne isterdiniz? Mevcut durumlarının sadece kötümser veya nahoş olmadığını, aynı zamanda bir insanın hayatında yeni bir şey yapmasını sağlaması için onlara ne teklif edilebilir?

Cevap: Kesinlikle tüm programlarımızı izlemelerini ve Kabala bilimini herhangi bir biçimde, herhangi bir dilde ifşa etmelerini tavsiye ederim. Ve o zaman insanlar, dünyanın genel sisteminden, en iyi, konforlu, güvenli ve kendinden emin duruma nasıl ulaşabileceğimizden bahseden bir yöntem olduğunu öğrenecekler.

Herkese açığız. Lütfen, Kabala’nın binlerce yıldır söylediklerini kullanın. Gerçek bir iyileşme sisteminin, tüm insanlığın egoizminden ıslahı ve tüm insanlığın en iyi duruma yenilenmesi olduğunu öğreneceksiniz.

Koronavirüs Sosyal Sorunları Belirliyor

Soru: Koronavirüs başka bir sorun daha ortaya çıkarmıştır. Bir yandan doğa bizi birbirimizden ayırmakta, öte yandan sevdiklerimizle daha fazla zaman harcamalıyız. Sonuç olarak, salgın sona erdikten sonra Çin’de boşanmalar başladı. Doğa bize ne söylemek istiyor?

Cevap: Çin’e pek aşina değilim ve sadece tek bir şey söyleyebilirim. Daha öncesinde insanlar günde 12 saat veya daha fazla çalışıyorlardı ki bu Çinliler için doğaldır ve salgın sırasında evde 24 saat geçirmek zorunda kaldılarsa, o zaman belki de bu onlar için ezici bir yük haline geldi.

Çinliler işkoliktir; Avrupalılar gibi yaşayamazlar. Bütün gün evde oturan ve televizyon kanallarını değiştiren Çinli bir adam hayal edemiyorum. Onlar, bazı hedeflere, yararlı olmaya çok uyum sağlamışlardır. Ve aniden hepsi ortadan kaybolduysa, o zaman bu elbette, boşanmalar veya intiharlar getirir, burada bir şeyler olmalıdır.

Soru: Sadece Çin ile ilgili de değil. Aile içinde çok sayıda sosyal sorun ortaya çıkıyor. Doğa bizi yabancılardan ayırdı, ama şimdi bütün günümü sevdiklerimle geçiriyorum ve onları her zaman görüyorum. Belki de bu, önce sevdiklerimle olan ilişkileri düzeltmem gerektiğine dair bir tür ipucu çünkü daha basit, daha kolay?

Cevap: Her şeyden önce, ne yapacağımızı anlamalıyız.

Bugün, insan doğanın tüm bu oyununa neden katıldığını bilmiyor. Bizimle ne yaptığını, amacının ne olduğunu anlamıyor. İnsan, uzun zamandır belirli bir olay zincirini takip ettiğimizi görüyor.

Peki, neden bu olaylar? Adam, ona ne olduğunu anlamıyor; bilmiyor. Teknolojik olarak geliştiğimizi ve aynı zamanda aile, sosyal ve devlet ilişkilerini geliştirdiğimizi görüyor. Ama doğanın niyetini fark etmiyor, neden ve ne için olduğunu göremiyor.

İnsanın gözlerinin açılması ve gelişimimizin bizi nereye götürdüğünün söylenmesi gerekir. Sonuçta, bu sadece bir tür mekanik yasaya göre gelişen, sözde, doğanın aptalca bir gelişimi değildir. Bunun içinde bir plan vardır ve başlangıçta az çok tamamlanmış koşulu hayal etmiyorsanız, herhangi bir eylem yapmak imkansızdır.

Bize, küçük çocuklar gibi: “Böyle bir şey yapacağım ve bir şey işe yarayacak.” gibi geliyor.  Doğada böyle bir şey yoktur. Onun nihai hedefi, ilk niyetindedir.

Bu, tüm doğayı,  içinde başlangıç, tüm eylemler ve sonun birbiriyle tamamen bağlantılı, birbirine bağlı olarak göründüğü bütüncül bir forma getirmekten ibarettir. Doğa, bütün parçalarında ve tüm seviyelerinde tamamen bağlı, bütünleyici olmaya çalışır. Bizler buna doğru gelişiyoruz.

Ve her şeyi denklik, bütünlük, karşılıklı bağımlılığa getirmek için doğa yasasına ara verdiğimizde, doğayı,  bize karşı yönlendirilmiş gibi hissetmeye başlarız. Bu nedenle, her türlü virüs ortaya çıkar, volkanlar uyanır, ormanlar yanar, kasırgalar oluşur, vb.

Sosyal Ağların Kalabalıklığı

Soru: Neden Facebook’ta bulunan bir milyar insanın, kendileri ve doğa arasındaki ilişkinin ve bağların açıklanmasının bir tezahürü olmadığını düşünüyorsunuz?

Cevap: Bizler kendi aralarında sürekli savaşan vahşi hayvanlara çok benziyoruz. Ancak bu insanlar, en azından bu ilişkiyi açıklığa kavuşturmaya sahipler ve bu sonuç Facebook’ta gözlemlenmemektedir. Her şey “kendinizi kandırma” prensibiyle çalışmaktadır.

İnsanların böyle bir iletişimden dolayı, daha akıllı ve daha iyi bir hale geldiklerini görmüyorum. Ne yazık ki, sosyal ağlar hala uyku halindedir.

Soru: İnsanlar arasındaki ilişkilerin gelişimi dediğinizde, ne demek istiyorsun? Başka bir alan mı, başka yasalar mı, yoksa başka değerler mi?

Cevap: Bütün bunları ve hatta daha fazlasını: insanlar arasındaki doğru ilişki, kişi niyetinde tek bir hedefi takip ettiği zaman,  diğer kişi de kendini iyi hissedecektir.

Bizim kapalı, bütünsel, insan toplumu sistemimiz buna göre ayarlanmıştır. Eğer herkes insanlarla bu şekilde etkileşime girerse, o zaman birlikte her şey iyi olacaktır.

COVID-19 Bizlere Alçakgönüllülük Dersi Verdi

Facebook Sayfamdan, Michael Laitman 14/5/20

Muhtemelen, hiçbir tehlike Koronavirüsten daha fazla önemsenmemiştir. Birinci vakadan itibaren, virüs bir çeşit grip vakası, sağlık için önemsiz bir tehdit ve temel olarak önemsiz bir mevzu olarak tanımlandı. Yine de, bu virüsün insan toplumu üzerinde büyük bir etkisi olduğunu zaten görebiliriz. COVID-19 gizlice insan medeniyetinin temelini paramparça etti. İki ay içerisinde, insanlık göremedikleri, koklayamadıkları, dokunamadıkları, tadamadıkları ve dokunamadıkları, öldürücülüğü tartışılabilir bir düşmana teslim oldu.

Grip veya değil, hükümetler birer birer tüm kamu faaliyetlerini, dini ve politik toplantıları, profesyonel sözleşmeleri, spor, eğlence ve alışveriş merkezlerini, fabrikaları, yüksek teknoloji şirketlerini, ulaşım ve rekreasyonu iptal ettiler. Hayal edilemeyen maliyete rağmen, devlet başkanları bir virüse karşı yenik düştüler ve uluslarını aniden durdurdular.

Daha da olağanüstü olan, şimdi, hükümetler ülkelerini yeniden harekete geçirmeye çalıştıkça, insanlar buna dahil olmaktan heyecan duymuyorlar. Bu sadece karantina sürecinde gelirlerinin olmaması sebebiyle değil, gerçi bu da doğrudur. Ancak bu ondan daha derindir: İnsanlık, insanları cüzdanlarına göre takdir eden bir medeniyete karşı ilgisini kaybediyor.

Siyasete yön verenler ve kodamanlar, insanları iki ay önce kaldıkları yerden devam etmeye çağırıyor olsalar da,  zira bunlar, zarar görmemiz pahasına ekonomik canlanmadan en iyi şekilde yararlanmaya devam ederler, ancak bu olmayacak, bu sefer değil. Artık insanlar değişti.

Virüs tarafından, sadece kodamanlara ve siyasete yön verenlere, aşağılayıcı bir ders verilmemiştir, bizler hepimiz ders aldık. Bizler ne kadar savunmasız olduğumuzu, sağlık ve gıdadan, insan merhametine kadar en temel ihtiyaçlarımız için birbirimize ne kadar bağımlı olduğumuzu öğrendik. Bizi gerçekten mutlu eden şeyin, yeni trendler ve yapmacık arkadaşlar değil, sıcak aileler ve iyi dostluklar olduğunu öğrendik.

Bizler, eşit olmayı öğreniyoruz. Tamamlamanın rekabet etmekten daha faydalı olduğunu, paylaşmanın, önemsemenin ve nihayetinde egoist benliklerimizden özgür olmanın çok faydalı olduğunu anlıyoruz. Egolarımıza boyun eğdirerek, COVID-19 bizlere hayat verdi.

Ve her yürümeye başlayan çocuk gibi, bizler de bebek adımları atıyoruz. Bazen tökezleyeceğiz, bazen düşeceğiz, ama amacımız her zaman net olmalı: Birlik olmayı öğreniyoruz. Eğer birlik içinde yaşamaya çabalarsak yaşamın kendisi, bize geçmişten neyi korumamız gerektiğini ve neyi atmamız gerektiğini öğretecektir. Önceden karar vermemize gerek yok, sadece birbirimizle bağ kurmaya çalışalım ve ne tür bir toplumun ortaya çıktığını, üyelerine nasıl hitap ettiğini, şampiyonlarını nasıl ödüllendirdiğini ve rakiplerini nasıl kınadığını görelim.

Değerlerimiz değiştikçe sevinç ve üzüntü sebeplerimizde değişecek. Arzularımız kendilerini yeni çevreye zahmetsizce adapte edecek ve çevremizdeki herkes geliştiğinde, başarılı olacağız.

İnsanlar arasındaki bağ, toplumun nihai hedefi olacağından kendimiz, çocuklarımız veya bakımımızdaki diğer insanlar için korkmayacağız. Gıda, barınma, sağlık, eğitim, çocuklarımız için arkadaşlar veya kendimiz için arkadaşlar konusunda endişelenmemize gerek kalmayacak. Kısacası, endişelenmemize gerek kalmayacak. Ve tek talebimiz, diğerlerinin bizim için yaptıkları gibi, aynı iyiliği başkaları için yapmak olacaktır.

Virüsten korkmalıyız ve sağlığımıza bakmalıyız, ancak yardımımıza geldiğine de şükretmeliyiz. Virüs bizleri, birbirimizi öldürmekten ve gezegenimizi yok etmekten kurtardı;  bize baştan başlamak için bir şans verdi. Bu nedenle, dürüst olmak gerekirse, COVID-19’un hepimize verdiği alçakgönüllülük dersi için minnettarım.

Evrensel İğne

Soru: Koronavirüs neden çoğunlukla yaşlı insanlara bulaşıyor?

Cevap: Prensip olarak, virüs herkese bulaşır. Sadece gençler o kadar kolay tolere ediyor ki fark etmiyoruz bile. Bununla birlikte, onun bir sonraki değişimi/mutasyonu onlar üzerinde de açıkça görülecektir.

Gerçek şu ki, virüs herkes tarafından taşınır: hem hayvanlar hem de biz. Hastalığı neredeyse fark edilmeden yaşayan insanlar var. Ürperme veya soğuk algınlığı şeklinde hafif bir rahatsızlık hissedenler,  kendilerini daha çok rahatsız hissedenler de var. Hatta ölen insanlar da var.

Çocuklara gelince, yaşları ne kadar genç olursa, virüs o kadar kolay tolere edilir. Ancak, yine de onları etkiler. Her halükarda, virüs herkesi etkilemelidir! Sonuç olarak, dünyada bu virüsü geçirmemiş tek bir kişi görmeyeceksiniz.

Şimdi, evrensel bir iğne olmamız gereken zamandır. Bu ne iyidir ne de kötü, sadece doğanın bizden ne istediğini anlamamız gerekir. Eğer anlarsak, doğru bir şekilde davranacağız ve hayatın tadını çıkaracağız. Ve herhangi bir kayıp olmayacaktır.

Uzaktaki Başka Yerlere Seyahat

Soru: Artık seyahat, moda ve güncel zevklere ihtiyaç olmadığını söylüyoruz. Bunun yerine insanlara ne vereceğiz? Onlara ne söyleyeceğiz? Nelerden zevk alacaklar?

Cevap: Sizlere tamamen farklı bir düzeyde – manevi düzeyde – seyahat etmeyi öneriyorum. Bu küçük, karmaşık, dumanlı gezegeni görmek yerine,  kendiniz seyahat edebilecek, her yere uçabileceksiniz ve her seviyede dilediğiniz gibi dünyadan dünyaya geçebileceksiniz. Bedenin dışındaki yaşamın ne anlama geldiğini hissedebilirsiniz. Hepsi size bağlıdır.

Koronavirüs, doğayı hissetmek için bir sonraki varoluş seviyesine yükselmemize yardımcı olan bir ilaçtır. Bu yüzden korkmayın, sözde kaybınızı telafi edecek bir şey var.

Tüm kıtaları ve onlarca ülkeyi kendim ziyaret ettim ve sonunda hiçbir şeyin kalmadığını söyleyebilirim. Bütün bunlar sadece kendinizi doldurmanız ve unutmanız için gereklidir. Göreceksin, birkaç ay içinde hatırlamayacaksınız bile. Uzaktaki başka bilinmeyen yerler tarafından cezp edileceksiniz.

Soru: Peki dışarıdan insanlar bunu duyacaklar mı?

Cevap: Duyacaklar! Virüs bunu yapacak, biz değil. Bu, size ne söylediğime bağlı değil. Sadece sizi önceden bilgilendiriyorum. İnsanlarda, onların tamamen farklı uzak yerlere doğru nasıl çekildiklerini göreceksiniz.