Category Archives: Arvut

Arvut’u Yerine Getirmek İçin “Yakıt”

Soru: Karşılıklı Garanti (Arvut) koşulunu yerine getirmeye çabalamamız için bize yakıt verecek olan nedir?

Cevap: Yakıt yukarıdaki saran ışıktadır. Eğer eksikliklerden değil de destek olarak hizmet edebilecek şeylerden bahsediyorsanız, o zaman destek yalnızca ışıkta mevcuttur. Kli’de destek bulamazsınız.

Şunu sorabilirsiniz: “Eğer Kli’de destek yoksa, diğer kaplarla birlikte içinde bulunduğum bu karşılıklı garanti nedir? Onlar da kim? Tıpkı benim gibiler!”

Bu doğru. Ama tam da bu sayede ışığı ifşa ediyorsunuz. Baal HaSulam ne söylüyor? Bunun gerçekleşmesini arzu ettiğimiz andan itibaren, alma arzumuzun üzerinde bize kendimiz için endişelenmemize gerek olmadığı hissini veren bir örtü, perde edinmeye başlarız. Hiçbir eksiğim olmayacağına dair bir güven duygusu belirir.

Böyle bir güven nereden geliyor? Dostlarım beni doldurmaya, ihtiyaçlarımı karşılamaya gerçekten hazır mı? Beni hiç doldurmuyorlar ve dolduramazlar da! Belki de benim grubumda herkes ruhen “yoksullaşmıştır”! Hiç fark etmez. Yukarıdan bir karşılık, bir örtü alıyorum, hiçbir eksiğim olmadığı hissine kapılıyorum. Bu ışığın gücüdür!

Bazen büyük bir ilham alırız. Daimi ve mutlak bir biçimde aldığınız bu ilham, alma arzunuzu susturur. Alma arzunuzun sizinle alay ettiğini, aslında hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını anlamaya başlarsınız; sadece sizi sürekli dürtükleyip duruyordu. Ve şimdi, o artık sustu ve siz özgürsünüz.

Soru: O zaman Arvut zaten ortaya çıkmış oluyor. Peki ya o zamana kadar? İlk andan o ana kadar?

Cevap: Başlangıç ve o nokta arasında dahi, yalnızca ışık aracılığıyla destek ve güç alırsınız. Işıktan başka bir şeyden değil. Kelim’in içinde bir şey aramayı bırakın! Arvut’un kendisi ve ona giden tüm aşamalar yalnızca ışık vasıtasıyla elde edilir.

Bu nedenle Baal HaSulam en önemli şeyin çalışma sırasındaki çabanın kalitesi olduğunu, böylece sizi değiştirecek ışığı çekmek için çalıştığınızı söyler. Sadece bunun içinde güç bulursunuz.

Grubun Çalışması

Soru: Karşılıklı garanti (Arvut) konusundaki endişeden bir anlık kopuşun bile bir düşüş olduğu nasıl hissedilir?

Cevap: Sadece grup bize öyle bir hissiyat, farkındalık, önem hissi verebilir ki Arvut olmasaydı kendimi korkunç bir durumda hissederdim.

Baal HaSulam her şeyin kötülüğün ifşasına bağlı olduğunu yazar. Eğer bir mikroskobum varsa, mikropların korkunç bir şey olduğunu görüyorum. Ama mikroskobum yoksa bu beni rahatsız etmiyor, suyu rahatlıkla içiyorum.

Ama mikroskoptan bakıp orada neler olup bittiğini görürsem, korkunç yaratıklar göreceğim! Birbirlerini nasıl yiyip bitiriyorlar! Ve beni de yiyip bitirecekler! İşte o zaman geri çekilirim. Yani her şey kötülüğün ifşasına bağlıdır.

Bunu tek başıma göremem ama etrafımdaki bin kişi bundan bahsederse, benim için sadece bin kat değil milyon kat daha somut hale gelir.

Ancak kişi grubu dinlemeye hazır olmalıdır. Ve grup, kişiyi ikna etme sürecini onu gerçekten içine alacak şekilde inşa edecek kadar bilge olmalıdır. Her birimizin kapalı olduğunu anlamamız gerekir. Kişi bunu algılayamaz. Kabuğunu kırmak ve içine girmek gerçekten gereklidir. Bu da grubun çalışmasıdır.

Karşılıklı Garanti Olmadan Manevi Edinim Olmaz

Soru: Kişi Yaradan ile bağa ulaştığında artık ortada dost kalmıyor, sadece kendisi ve Yaradan oluyor. Bu durum karşılıklı garanti konusundaki çalışmayla nasıl örtüşüyor?

Cevap: Sıradan, basit, iyi ya da kötü olmayan, bilinmeyen bir şeye karşı arzu geliştirmiş bir egoist, nasıl olur da başkalarıyla bağ kurma, tek bir kap haline gelme, egosunu ıslah etme ihtiyacı hissedebilir?

Kişi bir gruba getirilmiştir. Bu ona bağlı değildir; onun penceresinden tesadüfi görünse bile bu yukarıdan düzenlenmiştir.

Gruba yerleştirilmesi sayesinde yavaş yavaş duymaya başlar. Bazen bu birkaç yıl sürer.

Yıllardır bizimle birlikte olmalarına rağmen hala gerçekten anlamayan pek çok insan var.

Her şey saran ışığa bağlıdır – grubun, her bir üyenin ıslahını ne kadar önemsediği, kişiyi ne kadar etkilediği. Eğer grup, her birinin sadece kendini düşündüğü egoist bireylerden oluşuyorsa ve grup içinde asgari düzeyde bile olsa karşılıklı garanti gerekliliği henüz ateşlenmemişse ki bu koşul olmadan Mahsom’u (bariyer) geçmek mümkün değildir, o zaman her bir kişi, Yaradan’a yönelik kendi özel arzusunda takılıp kalacaktır.

“İhsan ediyorum, çalışıyorum, dağıtım yapıyorum, çeviri yapıyorum, benden istenen her şeyi yapıyorum, peki hakkım olan nerede?!” Ve sormakta da haklı. “Bana sadece ne yapacağımı söyle, ben de yapayım!” Ancak grup tek bir Kli’de birleşmenin gerekliliğini ortaya çıkarmamıştır. Ve bu olmadan, manevi edinim olmaz.

Yüz kişi bir arada oturuyor olabilir ama karşılıklı garanti içinde sadece on beş kişi olabilir. Ancak birkaç kişi içtenlikle bunun olmasını isterse, az sayıda olsalar bile, göreceli bir ifşa elde edeceklerdir.

Öte yandan, meselenin artık sadece bizimle değil, tüm dünyayla ilgili olduğunu ve bir bütün halinde dünyaya uygun olarak nasıl ilerleyeceğimiz konusunda artık farklı koşulların geçerli olduğunu anlamalıyız.

Başka bir deyişle, bu bir dağıtım ve buna ne kadar yatırım yaptığımız meselesi haline geliyor.

Bedensel Ve Manevi Arvut Arasındaki Fark

Soru: Arvut (karşılıklı garanti), henüz ne gördüğümüz ne de hissettiğimiz bir yasa. Bunu gerçekleştirmek için çabalamamızı sağlayacak yakıtı ne sağlayacak?

Cevap: Esasen iddianız şu: “Yaradan, birbirimize bağlı olduğumuzda ifşa olur. Aramızdaki en küçük bağ bile O’nu ifşa edecektir. Ama şu anda, henüz birbirimize bağlı olmadığımız için, O’nun ifşa olacağını veya ne iyilik getireceğini bilmiyoruz. Bu yüzden beni bağ kurmaya iten hiçbir şey yok.”

Başka bir deyişle, bağa karşı tutumunuz egoist. Almaya dayalı: “Bana bunun iyi olduğunu göster, sonra diğerleriyle bağ kuracağım.” Tıpkı savaş zamanlarında olduğu gibi: “Kimseye ‘Askeri arabana al!’ demeye gerek yok.” Herkes naziktir; herkes yardımcı olur. Neden? “Tabii ki onu arabaya alırım! Böylece düşmanların olduğu yere gidip beni koruyabilir!”

Buna “nezaket” mi diyorsunuz?”. Maneviyatı da aynı şekilde mi ifşa etmek istiyorsunuz?

Maneviyata doğru ilerlemek, egonuzdan uzaklaşmaktan ayrılamaz. İşte tam da bu yüzden maneviyat gizlidir. Bu yüzden manevi hazların sizden gizlenmesine şikâyet etmeyin. Eğer onlar ifşa olsaydı, egonuz onların peşinden koşar ve daha da büyük bir egoist olurdunuz. Buna Arvut denmezdi. Bu tür bir Arvut’u, bir bankada veya sosyal sigorta ile yapabilirsiniz.

Her Birimiz Ve Hepimiz İçin Arvut

Soru: Arvut makalesinde denir ki: Topluluktan her bir kişiye Tora’yı kabul edip etmediği sorulmuştur, sonrasında tek bir kişinin bile Tora’yı kabul etmemesi durumunda, kimsenin Arvut’u (karşılıklı garanti) yerine getiremeyeceği yazılmıştır.

Cevap: Mesele şu ki, son ıslahta (Gimar Tikkun) bile kendilerinden isteneni hissetmeyecek belli bir insan tabakası kalacaktır. Şöyle diyecekler: “Tamam, hazırım. Gerekirse seninle gelirim.”

İçlerinde herhangi bir farkındalık veya zorunluluk hissi ortaya çıkmaz, çünkü doğaları gereği bunu yapamazlar. Bu sadece onların seviyesidir.

Yine de onlar da mükemmelliği ve sonsuzluğu hissedecekler. Sadece genel Arvut‘a katılım seviyeleri, “Tamam, imzalayacağım. Ne imzaladığım önemli değil.” tarzında olacaktır. Cansız seviyeye bu denli yakın olan böyle insanlar vardır.

Başka bir deyişle: ıslah, nicelik ve nitelik olarak kademeli gelişir. Eğer şimdi Aviut Şoreş’li (Kök bayağılık) Kelim (kaplar)’in ıslahından bahsediyorsak, o zaman haydi bu seviyeye kimin ait olduğunu düşünelim. Dünyada kaç insan var? Ardından Aviut Alef (Birinci bayağılık) gelir. Aviut Alef, diyelim ki yarım milyar insanı kapsayabilir. Aviut Bet (İkinci bayağılık) ise iki milyar insanı… Ve bu böyle devam eder.

Karşılıklı Garanti: Bizim Kararımız

Soru: Karşılıklı garanti bir ıslah mıdır? Kendimi ıslah edemiyorum, öyleyse görünüşe göre karşılıklı garantiye ulaşmak benim işim değil mi?

Cevap: Karşılıklı garanti, herkesin birlikte çalışmasıyla sağlanır. Karşılıklı garantinin gerekli olduğu, onsuz birleşemeyeceğimiz, bunun tüm arzuları ve tüm ruhları birleştirmenin bir koşulu olduğu konusunda bir anlaşmaya varmalıyız.

Eğer bunu istediğimize karar verirsek, o zaman ıslah olmuş koşulumuzun aşağısında olmamız nedeniyle, bunun içinde olma arzumuz sayesinde saran ışığı çekeriz. Bu koşulda olmak istiyoruz, her ne kadar onun ne olduğunu tam olarak bilmiyor veya gerçekten anlamıyor olsak da, onu sadece istememiz yeterlidir.

Sonra bu kuvvet, saran ışık şeklinde yukarıdan üzerimize iner ve bizi ıslah etmeye başlar, böylece birbirimiz için karşılıklı garantör olmayı kabul ederek, bu koşulu yerine getirmeye ve ruhlardaki karşılıklı dahiliyetimizi ifşa etmeye geliriz.

Kesin konuşmak gerekirse, biz aslında var olan tek bir koşulu ifşa ederiz ve bize göründükleri şekilde, şu anda içinde olduğumuz diğer tüm koşullar, yalnızca bilinçsizliğin farklı seviyeleridir.

Yol Zorlaştığında

Başlangıçta, manevi yol hoş, cazip ve çekici görünür; olağanüstü edinimler, ifşalar ve manevi yükseliş vaat eder. Ancak sonra, tüm bunlar için ödememiz gereken bedeli ve kendimizi manevi seviyeye uyumlamak için neler yapmamız gerektiğini anlamaya başlarız. Böylece yol giderek zorlaşır, artık o kadar cazip değildir; aksine itici, kafa karıştırıcı ve hatta aşağılayıcı bir hal alır.

Bu süreç, Maror (acı otları) ile sembolize edilir. Gerçekten de bu süreçten geçmek kolay değildir çünkü bu, sanki tam bir karanlık içinde bir hedefi aramak,  Kral’ın sarayına doğru tehlikeli patikalarda ve dar köprülerde mücadele etmek ve bir dağa tırmanmak gibidir. Oraya ulaşmak, uzaktan minicik bir parayı vurmaya çalışmak kadar imkânsız görünür.

İşte bu yüzden algımızı keskinleştirmeli ve mantık ötesi inançla yeni bir anlayışa yükselerek, yeni bir koşula alışmalıyız. Burada yardımcı olabilecek tek şey, amacın büyüklüğü ve Yaradan’ın yüceliği konusunda kendimizi güçlendirmektir.

Aksi takdirde, manevi amaç, egoist arzumuz için önemini kaybeder. Bu yüzden, karanlık ve zorluklar arasında manevi amacın önemini geliştiremeyen ve besleyemeyen birçok kişinin bu yolu terk ettiğini görürüz.

Baal HaSulam’ın yazdığı gibi, Arvut (karşılıklı garanti) sayesinde “sadece kahramanlar” başka bir seçenek görmedikleri için bu amaca ulaşırlar. Bu, acı Maror’un zamanıdır. Sadece kendini doğru şekilde inşa edenler, içlerinde “inanç” denilen yeni bir sistem geliştirir ve kendi egoizmlerinden koparak ihsan etmeye yönelik çalışmaya başlar. Onlar sürgünden kaçacaklar ve süt ve bal akan topraklara adım atacaklardır.

İnanç Işığını Mısır Kaplarına Getirmek

Soru: Kişi, kötü düşünceler ve arzular tarafından yenildiği zaman, inancın gücüne sahip olmadığı gerçeğinden nasıl pişmanlık duyabilir?

Cevap: İşte bu yüzden karşılıklı garanti adı verilen, çevreden gelen ışığa ihtiyacımız var. Karşılıklı garanti, grup içinde ifşa olan inancın gücüdür.

Grubun kendisi henüz inancın gücüne ulaşmamış olsa da buna eğilimlidir. Bu, her bir dostumuzu etkilemek ve kolektif çabalarımızla çekilen saran ışıktan alınan ihsan etme gücünü yansıtmak için yeterlidir.

Buna karşılıklı garanti denir. Her şey iki kuvvet arasındaki iş birliğine bağlıdır; bu iki kuvvetten başka bir şey yoktur.

Biz gerçek gizliliğe karşı savaşmıyoruz; sadece inancın ışığını onun üzerine çekiyoruz. Onunla savaşmak için yapabileceğimiz başka bir şey yok. Mısır’da karanlığın giderek büyüdüğü ve sonunda tam bir karanlığa dönüştüğü gibi, gizlilik de büyümeye devam edecektir.

Kurtuluştan hemen önceki andan, 49 kirlilik kapısından çıkmaktan daha büyük bir karanlık yoktur. Bu nedenle, gizliliğin gücüyle doğru bir şekilde ilişki kurmalı ve Firavun’a saygı göstermeliyiz, zira kalbimizin tüm katılaşmasının ve hissettiğimiz kafa karışıklığının bize ilerlemek için verildiğini anlarız.

Firavun’a, gizliliğe ve kafa karışıklığına karşı çıkmak istemeyiz; sadece onların üzerine yükselmek isteriz. Bu, Mısır’ın kaplarıyla çalıştığımız ve onların içine inanç ışığını getirdiğimiz anlamına gelir.

Kişinin Seçimini Güçlendirmesi

Soru: Kişinin herkesle birlikte ıslah talep edebilmesi için ne tür bir hazırlık gereklidir? Bu Arvut (karşılıklı garanti) mudur?

Cevap: Kişinin bir yasayı yerine getirmek istemesi için ne tür bir hazırlık gerekir? Bu hayattaki her şeyle aynıdır!

Diyelim ki herkes gibi karşıdan karşıya sadece yaya geçidinden geçilmesi gerektiğini söyleyen yasaya uymak istemiyorum. Sadece istemiyorum!

İlkinde, birisi bana sesleniyor ve aldırış etmiyorum. İkinci kez ceza yiyorum. Şimdi ne zaman geçebileceğime ve ne zaman geçemeyeceğime bakmaya başlıyorum. Ama etrafta kimse yoksa, yine eskisi gibi geçiyorum. Üçüncüde, Yaradan korusun, araba çarpar ve sonunda…

İşte o zaman belki de yasalara uymam gerektiğini anlamaya başlıyorum. Buna “Yaradan kişinin elini iyi bir kaderin üzerine koyar ve bunu al der.” denir. Ve kişi artık kendini bu konuda güçlendirmelidir çünkü maneviyatı kendi başımıza arzulayamayız. Ama içimizde bu düşünce uyandığında, düşünmeye başlarız: “Belki de bu yasayı yerine getirmeye değer. Yapmak istemiyorum ama yine de buna değebilir.”

Kişinin çalışması burada başlar.

Tembelliğimize, kötü eğilimimize, boyun eğmeyi reddetmemize rağmen destek, rehberlik ve bu yasayı tutmanın gerekliliğini aramaya ve sonunda bunu gerçekten istemeye başlarız.

Şimdi kişinin içinde seçim imkânı belirir. Kalpteki nokta verildikten sonra kişi ikiye bölünür. Kişinin kalbi tamamen egoisttir. Kendini doldurmaktan ve arzularının önünde duran her şeyi yok etmekten başka bir şey istemez. Ancak bunun aksine, kişiye kalbinde bir nokta verilmiştir.

Bunun ne olduğunu ya da nereden geldiğini bile bilmeyiz ama aniden doğamıza aykırı bir şeye kulak vermeye başlarız. Buna “Yaradan’ın yukarıdan bir parçası” denir. Bunu sabahın üçünde kalkıp ders dinlemeye gönüllü olan insanlarda görebiliriz. İçlerindeki bu bölünmeyi hissetmeye başlarlar.

Artık kişi bir seçimle karşı karşıyadır: tavsiye almak ve onun yardımıyla, aslında kişinin kendisine bile ait olmayan doğasına direnme gücünü kazanmak. Yaradan kötülüğü, yani alma arzusunu yarattı ve kişiye yerleştirdi. Ve bu arzunun dışında sadece ışık vardır yani Yaradan.

İçimdeki bu kötülüğü O yarattı ve şimdi ondan kurtulmak ya da onu ıslah etmek için bir destek bulmalıyım ki daha fazla üzerimde hüküm sürmesin ve Arvut yasasını yerine getirmeyi gerçekten isteyebileyim.

Bu seçimde kendi hayatında, kötülükten kurtulmanın bir yolunu aradığım anlamına gelir, bunu kendi içeriğinin içerebileceğim anlamına gelmez. Kalplerimizi birbirine bağlama, tek bir Kli’de birleşme ve içindeki ışığın varlığına layık olma koşuluna kendi başımıza ulaşamayız. Tavsiye aramalı ve bunu gerçekten istemeliyiz yani zorunluluk hali denilen duruma gelmeliyiz.

Bizim hazır olmamıza “Yapacağız ve duyacağız.” denir. Beni neyin beklediğini bilmiyorum, önümdeki koşul hakkında hiçbir şey anlamıyorum çünkü daha düşük bir dereceden daha yüksek bir dereceye yükseliyorum. Doğası gereği, o yüksek dereceyi anlamıyorum.

Bunu kavrayacak ve hissedecek kadar bilge olsaydım zaten onun üzerinde olurdum. Ancak eğer sadece o dereceye sıçramak üzereysem, henüz bilmiyorumdur. Sahip olduğum tek şey bunun gerekliliğine dair bir histir. Buna “Yapacağız ve duyacağız” denir. “Hazırız. Yeter ki bir şeyler yapalım!”

Arvut’un (Karşılıklı Garanti) Sarsılmaz İlkesi

Alma arzumuz ne kadar büyürse Arvut (karşılıklı garanti) da o kadar güçlü olmalıdır. Bunu tarihin akışında da görebiliriz. 

Mısır’dan çıkışla birlikte, Aviut‘un ilave bir derecesini özümsediğimizde, “Sina Dağı’nın eteklerinde tek kalp tek adam olarak durmak” olarak bilinen Arvut‘un ilk seviyesini kabul etmek zorunda kaldık. Bu birlik sayesinde Tora’yı hak ettik.

Daha sonra, çöl yolculuğu sırasında, halkın kabilelere bölünmesinde ve Kohenler, Levililer ve İsrailliler olarak kendi rollerinde kendini ifade eden kolektif katılımın ve karşılıklı garantinin genişletilmesi gerekiyordu.

Yöntem üzerinde çalışıldığında, tüm bunların esasen Arvut adı verilen aynı prensibi ıslah etmenin sürekli bir süreci olduğu, her birinin kendi ruh köküne göre diğerleriyle bağ kurduğu ıslah olmuş bir biçimde tek bir Kli’ye bağlı olduğu anlaşılır.

Halk tapınak inşa etme aşamasına geldiğinde, zaten ülkedeki bağın farkına varmaları gerekiyordu.

Yani, her bir bireyin ve bir bütün olarak halkın içsel durumları değişse de, alma arzuları giderek daha şiddetli bir şekilde yanmaya ve büyümeye devam etti ve bu durum dış koşulları da etkiledi (insanlar İsrail topraklarına girdiler, diğer uluslarla savaştılar ve bu topraklara yerleştiler). Arvut sürekli yeni biçimler almak zorundaydı. Yine de ana fikir değişmedi: birbirimize garantör olmak.