Hayatın Anlamını Bilme İhtiyacı Nasıl Ortaya Çıkıyor?

Soru: Şu anda bilim adamları arasında “yaşam” kavramı konusunda bir fikir birliği yok. Yalnızca birleştikleri bazı kriterler var. Birincisi, hayat her zaman düzenli bir organizasyondur, oldukça düzenlenmiş bir yapıdır. İkincisi, metabolizma veya enerjinin varlığı, bu düzeni korur. Üçüncüsü, büyüme, gelişme, halden hale geçme, uyum sağlama ve bazı dış etkilere tepki verme yeteneği mevcuttur. Dördüncüsü, üreme ve bazı kalıcı bilgi bileşenlerinin varlığıdır. Ve başka bir kriter, doğumdan ölüme kadar olan dönemin yaşam olarak adlandırılabileceğini söyler.

Ancak yaşamı bu şekilde belirleyen tüm bu kriterlerin, bir amacı olmalıdır. Ama kişi, hayatın amacını hissetmez. Kişi buna nasıl ulaşır?

Cevap: Soru, kişinin bu amaca ihtiyacı olup olmadığıdır. Sonuçta, listelediğiniz parametrelerde daha yüksek bir amaca gerek yoktur. Onlar, “A” dan “Z” ye, dünyevi yaşamımızın sınırları içindedirler, neye odaklandığımız, bize neyin rehberlik ettiği, ne için çabaladığımızdır. Bunlar, hayvansal varlığımızın her anında olabildiğince rahat hissetmek için, çözmeye çalıştığımız, karşılaştığımız olağan egoist problemlerdir. Bu, insan fiziksel bedeninin yaşamının anlamıdır.

Soru: Hayatın anlamını bilmeye ihtiyaç neden kişiden gizlidir?

Cevap: Çünkü bize açık bir şekilde verilmemiştir. Bir insanın içinde böyle bir sorunun ortaya çıkması, yaşamın anlamı hissiyatının eksikliğine bağlıdır. Ve insan bunu, dünyamızın çerçevesi içinde: meslek, servet, şöhret, bilgi ve diğerlerinde aramaz. Bunlarla ilgilenmez, burada kavrayabileceğinin dışında, hayatımızın kapsamının ötesinde olan daha yüksek içerikle ilgilenir.

Kişinin bu dünyanın üzerinde bir şeye ihtiyacı vardır. Şöhret, zenginlik ve bilgiyle bile ilgilenmez, hiçbir şeyle ilgilenmez! Kişi yaşamın ve ölümün ötesinde olanla temasa geçmek ister. Aynı zamanda ölümden korkmaz, üst kökle bir bağa ihtiyacı vardır. Kişi bunun kendisini çeken varoluş aşaması olduğunu kendi kendine öğrendikten sonra, elbette bizim dünyamızda yapacağı bir şey yoktur.

O zaman kişinin üst kök ile bağ kurması gerekir. Bunu dinlerde, bilimde, başka bir şeylerde arayan ve bulamayan insanlar var.

Benim gözümde bunu sadece Kabala incelemektedir. Bu insana öyle bir gelişme verir ki, üst dünyayı, varoluşunun anlamını bu dünyada yaşarken bile hissetmeye başlar. Ama bunu yapmak için, doğasını egoist alma arzusundan özgecil vermeye değiştirmelidir. Özgecilik, dünyamızın tanımları içinde yoktur, bugün içinde var olduğumuz şeyin üzerindedir.

Prensip olarak Kabala, tüm dünyanın, tüm insanlığın kaçınılmaz olarak bu duruma geleceğini söyler. Ama vakti, zaman meselesidir.

2020’nin Dersleri

Koronavirüs salgını, sanki dünya savaşı çıkmış gibi dünya çapında öylesine bir patlama yaptı ki ekonomik krize, umutsuzluk ve korku hissine yol açtı. İnsanlar neden toplumda önemli değişiklikler yaparak, dünyayı yeniden inşa etme ihtiyacını hala anlamadılar?

Gerçek şu ki, herkes kendi kişisel, bireysel egoizmiyle hareket eder. Bu nedenle, dünyada ve diğer insanlarla ilgili neler olup bittiğini hiç kimse umursamadı, önemli olan sadece onu kişisel olarak ilgilendiren şeydi. Başkalarının nasıl acı çektiğini izliyorduk ve pek etkilenmedik. Asıl önemli olan, kendimizi iyi hissetmemiz ve kendimizden emin bir şekilde var olup başarılı olabilmemizdir.

Ama işte aniden kendimizi farklı bir dünyada buluyoruz ve toplumun, çevrenin, ülkenin, insanların ve dünyanın, her şeyin birbirine bağlı ve birbirine bağımlı hale geldiğini hissediyoruz. Birbirimize ölümcül bir virüs bulaştırıyoruz, özgürce seyahat edemiyoruz ve karantina emirlerine uymak zorunda kalıyoruz.

Bir taraftan, daha önce var olan ve dünyanın etrafında uçmamıza, seyahat etmemize ve birbirimizi tanımamıza izin veren faydalı bağları koparmak zorunda kaldık. Bunun yanı sıra, kendimizi daha da izole etmeye, maskeler takmaya, eldivenler giymeye ve aramızda iki metrelik mesafeyi korumaya mecbur bırakıldık.

Çok hoşumuza gitmeyen bazı yeni zorunlu kurallar uygulamaya konuldu. Sanki doğa bize şunu diyor: “Eskisi gibi davranamazsınız, kendinizi birbirinizden uzaklaştırmalısınız. İstediğiniz yere gidemez ve dünyayı gezemezsiniz, çocuklarınızı okula ve anaokuluna gönderemezsiniz.”

Doğanın aramıza bir kama yerleştirdiğini ve aramızdaki bağın ne olması gerektiğini bize öğrettiğini hissediyoruz. Bağın, yeni, iyi ve doğru olabilmesi için, Koronavirüsün bize öğrettiği yeni yasalara uyması gerekiyor. Bu yasalara uyarsak, o zaman birbirimizle iletişim kurabiliriz ve eğer uymazsak, o zaman birbirimize yaklaşmamalıyız.

Doğa bizlere insanlar arasında yeni iletişim biçimleri öğretmeye başlıyor ve yakında bunun bizim yararımıza olduğunu anlayacağız. İnsanlarla ancak, kendi çıkarım için değil onların çıkarları için hareket edersem bağ kurabilirim. Doğanın bize öğrettiği ders budur. Karantina vasıtasıyla, iletişim kuramama, uçma ve seyahat edememe vasıtasıyla, bizlere ancak birbirimizi önemsememiz ve başkalarının iyiliğini düşünmemiz durumunda iletişim halinde olabileceğimizi göstermekte.

Yürüyüşe çıkabilir, başkalarını ziyaret edebilir, iletişim kurabilirsiniz ancak sadece birbiriniz hakkında iyi düşünürseniz ve kendinize değil, başkalarına önem verirseniz. Doğa bizlere yavaş yavaş iyi ilişkileri bu şekilde öğretecektir.

Eğer medya, doğanın, insan toplumunu değiştirmesine yardımcı olmak, onu bir sonraki aşamaya taşımak ve hangi tür ilişkilere gelmemiz gerektiğini tüm insanlara iletmek için nasıl davranılması gerektiğini anlayan Kabalistlerle işbirliği yaparsa, bu hızlı ve acısız bir şekilde gerçekleşecektir.

Aramızda nefretin üstünde bir bağ kurmak için “Her insan komşusuna yardım edecek”, böylelikle iyi ilişkiler olmadan, geleceğin imkânsız olduğunu anlarız. Onlara kısa ve kolay bir yoldan mı yoksa dünya savaşı da dahil olmak üzere, ıstırabın uzun yolundan mı ulaşacağımız bize bağlıdır.

İnsanlığın geçiş döneminden ne kadar çabuk geçeceği ve insanlar arasında nasıl yeni bağlar kuracağı, Kabalistlere ve medyaya bağlıdır, böylece doğa üzerimizde baskı yapmayı ve bizi sınırlandırmayı bırakır. Herhangi bir dışsal baskıya ihtiyaç duymayacağız çünkü bizim için neyin iyi olduğunu kendimiz anlayacağız.

Hayatın Anlamını Anlama Arzusu

Yaradılış planını fark etmek, Yaradan’a yakınlaşmak, O’nu ifşa etmek ve O’nunla karşılıklı rıza, haz ve bağ içinde birlikte olmak için, yaratılanın birkaç eylemden geçmesi gerekir.

İlki, Yaradan’dan sadece küçük ve dünyevi bir şey aldığımızda basit egoizm içinde varoluşun, bizi sınırladığının farkına varılmasıdır. Bunlar yemek, seks, aile, zenginlik, şöhret, bilginin küçük zevkleridir. Ve hepsi budur.

İnsani ve sosyal gelişimin bir sonucu olarak, bu tatminlerin artık bize uymadığı bir koşula geliriz. Ve o zaman, daha fazlası için bir özlem olur; ne için yaratıldığımızı anlama arzusu.

Bu, artık kendimizi tatmin edemediğimiz ve dünyevi egoist zevklerin tadını çıkaramadığımız,  “Hayatımın anlamı ne? Ben ne için varım?” diye sormaya başladığımız zamandır. Günümüzde birçok insan bu soruları sormaktadır. Bu yüzden depresyon çok yaygındır.

Ancak temelde bu, hayatın gerçek anlamı hakkında düşünmemizi ve bunun sadece hayatımız çerçevesi içinde, zevk almaktan ibaret olmadığını anlamamızı sağlar. O kadar basit değildir.

Dünyamızdaki tüm gelişim dönemlerini geçtikten ve dünyevi gelişimimizin sonuna geldikten sonra, daha fazlası için, içimizde bu arzu ortaya çıkar.

Birbirinden Haz Almak

İnsan alma arzusunda yaratılmıştır. Bu arzu nasıl Yaradan’a ihsan etme uğruna almaya dönüşür ki böylece O’na eşit hale geleyim?

Gerçek şu ki, içimde arzumun basit kullanımı için, özel bir hoşnutsuzluk duygusu oluşur. Bu kendim için haz alma arzusunu reddederim, onu kendimden uzaklaştırırım. Onu kısıtlamak, bir şekilde azaltmak isterim ki daha sonra alma arzusuna dönüşebilsin, ama Yaradan’a ihsan etme niyetiyle.

Kendimi kısıtladıktan sonra, Yaradan’ı hissetmeye başlamalıyım ve sadece O’nu memnun ettiğimi hissettiğim ölçüde, haz almama izin veririm. Bu nedenle, Yaradan’ın hissiyatı, benim O’ndan aldığım hazdan kaynaklanır. Ve beni seven birinin çifte hediyesi olduğu ortaya çıkar. Bu nedenle, erdemli iki katı kazanır, denir.

Bu hediye bende, iki katı değil milyarlarca kat daha fazla hazza neden olur çünkü sevdiğimin tavrını içinde hissederim ve aynı zamanda, benim de O’na verdiğimi hissederim ve O’ndan haz aldığım şeyden haz alırım.

Birbirleriyle karşılıklı haz dolaşımı, yapışma denen, böyle bir içsel bütünleşmeye yol açar. Bu, Yaradan ile ilişkili olarak, yaratılışın en yüksek koşuludur.

En Doğru Soru

Yorum: Biri size şöyle yazmış “Herkes bir aşı bulunmasını hayal ederken siz virüsü övüyorsun. Aşının yardımcı olmayacağını söylediğiniz zaman, herkese gülüyor gibisiniz. Bunu neden yapıyorsunuz? Bizi umudumuzdan mahrum bırakıyorsunuz.”

Cevabım: Hayır! Bir aşı olacak, sonra başka bir virüs olacak ve başka bir aşı olacak sonra başka bir virüs olacak. Bunların hepsi meydana gelecek.

Ben acı çekmenizin bir savunucusu değilim, ben, acıların sizin tarafınızdan doğru değerlendirilmesi ve sizi doğru sonuca götürmesi için varım, böylece virüsler gerçekten var olmasın diye, var oluşunuzu değiştirmek isteyebilirsiniz çünkü sizler dünyaya, topluma, insanlara karşı yanlış davranışınız ve tutumunuzla virüs üretiyorsunuz.

Öyleyse yapılacak en iyi şey kendinize şu soruyu sormaktır: “Dünyayı nasıl virüssüz hale getirebilirim?” Hepimize bu konuda iyi şanslar!

Feminizmin Etkisi

Soru: Feminizmin son iki yüzyıldır dünyada hakim olmasının nedeni nedir?

Cevap: Feminizm, kadının, dünyada gelişme ve ona katılma ihtiyacı hissetmiş olmasının sonucudur. Kadın, gerçekten erkeklerden daha eksik olmamak için gelişmiştir. Kadın her şeyle, belki erkeklerden daha iyi başa çıkabilir.

Genel olarak, cinsiyetler arası rekabet kesinlikle gereksizdir. Evde hiçbirimiz, hayatı ve diğer her şeyi düzenlemede kimin en iyi olacağını görmek için rekabet etmiyoruz. Bizim için, bir kadının bunu herhangi bir rekabetin ötesinde yapabileceği nettir. Evde bir erkeğin bir günde yapamayacağı ya da tam tersine her şeyi mahvedeceği bir işi, yarım saat içinde yapabilir. Biz böyle yaratıldık.

Bu nedenle, birbirimizi nasıl ve neyle düzgün bir şekilde tamamlayabileceğimizi bilmemiz gerekir ve böylece, özellikle zamanımızı dolduran faydasız, tamamen gereksiz işlerden uzaklaşmaya başladığımız günümüzde, birbirimizle ilişkiler kurmamız gerekir. Gereksiz olan her şeyi kesinlikle filtreleyeceğiz, böylece sadece en gerekli iş kalacaktır.

O zaman, insanlara ve dünyaya hizmet edecek tüm sistemi başlatmak için, belki de tüm nüfusun % 20’sine ihtiyacımız olacak. Tüm geri kalan zamanda, sadece içsel ihtiyaçlarımızı sağlamakla ve nasıl birleşeceğimizi ve içimizdeki üst dünyanın tezahürüne nasıl ulaşacağımızı anlamakla meşgul olacağız. Sanırım bu, yeni nesil için çok özel ve ilgi çekici olacak.

Gizlenme, Bağın Eylemlerini İfşa Etmek İçin Bir Yerdir

Gizlenmenin nerede çalıştığını sürekli olarak incelemeliyiz. Sonuçta tüm dünyamız, ifşa etmemiz gereken üst gücün, bağın ve birliğin gücünün gizlenmesidir.

Yaradan’ın ifşası, birliğin, bağlantının, sıcak bir tavrın, sevginin, ortak ruhun kırık parçaları arasındaki bağın ifşasından ve onları bana yaklaştırmanın yanı sıra onları bir araya getirme arzusundan başka bir şey değildir.

Burada kişinin kendisi üzerinde gerçekleştirdiği eylemlere ve kişinin diğer insanlara karşı gerçekleştirdiği eylemler e sahibiz,  böylece kişi, herkesle bütünleşir ve gelişir. Sonuç olarak, herkes onun Yaradan’ın elçisi olduğunu anlar. Bu çalışma sayesinde, başkaları için bir bağ örneği olarak hizmet ederek ve onların yakınlaşmasına yardım ederek, kişi yaratılışın ıslahını gerçekleştirir.

Dünya, Koronavirüs pandemisinin başlamasıyla netleşen bir ıslah çağına girdi. Yavaş yavaş, bağın dünyamızın ihtiyaç duyduğu tek şey olduğu giderek daha da net hale geliyor. Yaşadığımız tüm koşullar, bir yandan bağın gücünü bizden gizler, diğer yandan ona olan ihtiyacı ortaya çıkarır. Yaradan’ı yavaş yavaş bu şekilde ifşa edeceğiz.

Yaradan’ın Kendisini ifşa etmesini beklememeliyiz. Bu bağın gücü ancak biz kendimiz bunun için bir platform hazırlarsak, ifşa olması gereken yeri kurarsak ortaya çıkabilir, “Beni sen yaptın” dendiği gibi.

“Her biri dostuna yardım etti” diye yazılmıştır yani herkes diğerlerine ne kadar değer verdiğini ve bağ kurmaya özlem duyduğunu gösterir. Belirli bir birlik hissine ulaşır ulaşmaz, bu bize daha güçlü bir şekilde bağlanma fırsatı vermek için, hemen kaybolur ve öncekinden daha da büyük bir kopukluğa dönüşür. Bu yolla, sürekli başlama ve durmalar vasıtasıyla tüm koşullardan hızlı bir şekilde geçebilir, tüm kopuklukları ve bağlantıları bir araya getirebilir ve ıslahın sonuna ulaşabiliriz.

Bu çok fazla sözcüğe ihtiyaç duymaz; herkesin kendi içsel çalışmasını yapması yeterlidir. Bu nedenle, bir Kabalistin çalışmasına gizlenmiş Tora denir çünkü başkaları tarafından görünmez. Ancak kişi, her koşulda, sanki Yaradan onun önünde ifşa olmuş gibi davranmaya çalışır.

Çalışkan karıncalar gibi, birbirimizle daha da fazla bağ kurma fırsatını aramak için, dostlarımızı sürekli uyandırmalıyız. Bu şekilde, bağlarımızın ağını, Kutsallığı (Shechina) keşfedecek ve organize bir şekilde çalışmaya başlayacağız, her bir kişinin herkesi bu ortak alana, Adam HaRishon sistemine bağlamak için ne yaptığını görmeye başlayacağız.

Asıl mesele, gizlenmeyi, bağın eylemlerini ortaya çıkarmak için bir yer olarak ele almaktır.

Kendinizi, yaratılışın tüm parçaları arasında bağlantı denen, bir doğa gücünün var olduğu bir dünyada hayal edin; o, atomları, molekülleri, canlı organizmaları, cansız maddeleri, bitkileri, hayvanları, insanları, gazları, sıvıları ve katı nesneleri birbirine bağlar. Bütün bunlar tek bir güçle birbirine bağlıdır ve insanlar da içsel olarak birbirine bağlıdır.

Bizler, bu genel bağın gücünü ortaya çıkarmak istiyoruz. Başka hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Realitenin tüm parçalarını birbirine bağlayan bu gücü keşfetmeye başlarsak, tüm evrenin işlediği genel yasayı ve onun hangi durumlardan geçtiğini anlayacağız: ne olmuş, ne olmakta ve ne olacak.

Bağımıza göre, tüm yaratılışın gelişme hızını etkileyebileceğiz ve bunu, her birinin enerji ve güç aldığı, giderek daha sağlıklı ve nazik, herkes için iyi olan tek bir sistem olarak göreceğiz.

Bütün bunlar yalnızca tüm parçalar arasındaki bağı ortaya çıkarmaya bağlıdır ve bundan bizler sorumluyuz. Dünya her gün daha bölünmüş, parçalanmış ve bozuk görünecek. Ve bütün bunlar, dünyaya, en yüksek noktasına yani sevgiye kadar bağ kurma yollarını gösterebilmemiz için böyledir.

Twitter’da Düşüncelerim / 4 Ocak 2021

Salgın, herkesi herkesten bağın her derecesinde ayırdı. Ancak, tam da bu sayede herkes arasında gerçek bir bağ kurma ihtiyacı ortaya çıkacaktır. Bunu anladıktan sonra insanlık kendi üzerinde çalışmaya başlayacaktır.

Tam karantina ilanı, hükümetin karar alma sistemindeki tam bir başarısızlığın, tam bir kaosun kabulüdür. Herkes öyle düşünüyor! Bu, insanlar çözümün virüsle doğrudan savaşmaktan ziyade sosyal birlik içinde olduğunu anlayana kadar devam edecek.

2021 – İnsanlığın Uyanış Yılı

Dünyanın ne kadar kapalı olduğunu, tek bir ortak sisteme nasıl bağlı olduğunu bize gösterecek olan 2021 yılına giriyoruz. Birlikte acı çektiğimiz gibi, çözüm de sadece ortak olabilir.

Tüm bunlar, insanlığın uyanış yılı olacak 2021’de ortaya çıkacak. Egoizminizi kullanarak başarılı olmanın imkânsız olduğu herkes için aşikar hale gelecektir. Aksine, başarı, bizi ayıran egoist bölümleri ne kadar yıktığımıza bağlıdır.

Onluda bunu yapmayı başardıkça, tüm dünya üzerinde bir etkiye sahip olacağız. Ve tüm dünya da silahlar için para israfının yeterli olduğunu hissetmeye başlayacak. Yatırım yapmaya değer tek şey, insanları bir araya getirmektir. Bu, tüm hastalıklar için bir iksirdir.

Virüse karşı herhangi bir aşıya veya ilaca ihtiyacımız olmayacak. Bu bir Koronavirüs salgını değildir ama dünyada yayılan bir küresel egoizm salgınıdır. Ve bu hastalığın tek bir tedavisi vardır: bağımız.

Birleşme Doğanın Bir Eğilimidir

Soru: İçsel olarak, sürekli birbirimizden uzaklaşıyoruz. Ben merkezli düşüncenin her zaman büyüdüğünü ve farklı durumlarda kendini gösterdiğini görüyoruz.

Sosyal mesafenin son noktasına ulaştık mı yoksa birleşmeden önce, birbirimizden uzaklaşmaya devam edecek miyiz? Doğanın eğilimi nedir?

Cevap: Doğanın eğilimi, tüm insanların mutlak birliğine yöneliktir; bu nedenle bizi her zaman birbirimize yaklaşmaya zorlar. Egoizmimizle birbirimizden ne kadar uzaklaşmak istesek de, doğa bizi bir araya getirecek ve bu hareketin içten olması gerektiğini anlayana kadar bizi yaklaşmaya zorlayacaktır.

Soru: Burada iki eğilim var. Bir yandan, içimizde bencilliği besleyen doğa, bizi birbirimizden uzaklaştırır. Öte yandan, aynı doğa, bizi birleşmeye iter. Doğa iki güce mi sahiptir?

Cevap: Elbette. Bunlar dünyamızın temelini oluşturan egoist güçlerdir ve özgecil güç, manevi dünyanın temelinde yer alan çekim, karşılıklı sevgi ve ihsan etme gücüdür. Her iki güç de, özellikle zamanımızda, içimizde giderek daha fazla tezahür etmektedir.

Tüm bunların nereye gittiğini anlarsak ve doğa ile birlikte yürümeye başlarsak iyi olur. Bu durumda, çelişkiler, sorunlar veya kaderin darbelerini hissetmeyiz.

Bunu istemezsek ve sadece egoist gücümüze göre hareket edersek, o zaman her türlü savaş, virüsle ilgili sorunlar dahil olmak üzere birçok sorunumuz olacak, şimdi olduğu gibi.