“Manevi Olgunluğa Nasıl Ulaşabiliriz?” (Quora)

Manevi olarak olgun bir kişi, kendini yönelik hazzın peşinden gitmeyi bırakan ve onun yerine başkalarına karşı sevgi, ihsan etme ve olumlu bağı arayan kişidir.

Benzer şekilde, fiziksel hayatlarımızda, çocukken, tek bildiğimiz, kendimize yönelik hazzı nasıl alacağımızdır ve birbiri ardına eğlenceli şeylerin peşinden koşarız. Daha sonra, bedensel olgunluğun belirli bir aşamasında, yetişkin olduğumuzda, toplumda daha verici ve sorumlu bir rol üstlenmek, çalışmak ve çeşitli şekillerde sosyal olarak katkıda bulunmak zorundayız. Ancak, dünyamızda çalışan ve topluma katkıda bulunan bir yetişkin bile, kendine yönelik temel bir alma arzusuna göre hareket eder.

Manevi olgunluğa ulaşmak, arzularımıza yönelik hedefi “kendi yararımıza” dan “başkalarının yararına” çevirmemiz anlamına gelir.

Bunu yaparak, maddesel dünyamız ile manevi dünya arasındaki bir engeli aşarız. Böylece hazzımızın özü de değişir: Yemek, seks, aile, para, onur, kontrol ve bilgi arzuları arasında kendine yönelik bir zevkten diğerine geçerek haz almak yerine, hayatımızın amacına ve kaynağına – mutlak sonsuz mükemmellikte var olan sevginin, ihsan etmenin ve bağın manevi gücü ile bağlantılı olmaktan haz alırız. Başka bir deyişle, manevi olgunluk, bize getirdiği zevk uğruna değil, hayatımızın kaynağıyla bağ kurmak uğruna sevgi içinde yaşamak, ihsan etmek ve başkalarıyla pozitif bağ kurmak anlamına gelir.

Bu nedenle, manevi olgunluk, sevgi, ihsan etme ve bağın manevi gücüne bir bağlantı ve bir derece benzerlik oluşturduktan sonra gelir. Bunu yaparak, egoist hazlar aradığımız yaşamımızın maddesel seviyesinin üzerine yükseliriz.

İnsanlık olarak, böyle bir manevi olgunlukla şu anda nerede olduğumuzu görmek için, insan evriminin bir anlık görüntüsünü alırsak, eskiden yaptığımız gibi maddesel zevklerden artık aynı şekilde zevk alamadığımız, yeni bir çağa geçiş sürecinde olduğumuzu görebiliriz. Artık önümüzde pembe bir tablo da görmüyoruz. Geçmişte, mevcut sistemlerimizi değiştirmek için farklı sistemlere başvurabildik. Denediğimiz yönlerin başarısızlığını şimdiden öngörebildiğimizden, bugün artık durum böyle değil. Artık hayatın içinde herhangi özel, yeni hazların alınmasını beklemiyoruz.

Böyle bir durum, doğal evrimimizin bir parçasıdır: maddesel gelişimimizde bir sınıra ulaştık ve yeni bir manevi paradigmaya geçiş zamanı geldi. Açıkçası bu, gelecek çağımızda gerçek doyumun, tüm hazzın kaynağının (sevgi, ihsan etme ve bağın manevil gücü) peşinde koşmak olduğunu anlamak için, her zaman zevklerin peşinden koşmaktan gittikçe daha az tatmin bulduğumuz anlamına gelir. Dahası, kendi irademizden dolayı bu geçişe kendimizi vermekte başarısız olursak o zaman, manevi olarak olgunlaşma ihtiyacının farkına varmaya sevk etmek için, giderek daha fazla olumsuz duygular (tatminsizlik, boşluk, depresyon, yalnızlık, stres, kaygı ve diğer ıstırap türleri) deneyimleyeceğiz. Herhangi bir şeyden basitçe zevk alabilmekten mahrum kalacağız ve daha sonra hayatımızla ilgili “Bu neden oluyor?”, “Bütün bunların anlamı ne?”, “Bu hayat ne için?”, “Bu dünyada neden bu kadar çok acı var?” ve “Bununla ilgili ne yapabilirim?” gibi temel soruları sormaya başlayacağız.

Başka bir deyişle, hazların kendileri hakkında değil, kaynakları hakkında sorular sormaya başlayacağız. Bu tür soruları ne kadar çok sorarsak, o zaman, şimdiye kadar uğraştıklarımıza karşın – manevi olarak olgunlaşmamıza yardımcı olacak yeni ve farklı ortamlar aramaya o kadar çok yönlendiriliriz.

Bu dünyada haz aldığımız sürece, hazzın kaynağı hakkında soru sormayız. Ancak, hayattan zevk almayı bırakır bırakmaz ve ayrıca önümüzde bizleri değerli bir hedefe doğru ilerleterek, haz almaya yönelten hiçbir gelecek hedefi görmezsek, o zaman kendimizi ciddi bir varoluşsal problemin içinde hissetmeye başlarız. Daha sonra hayatın amacı ve anlamı hakkında temel sorular sormaya başlarız, sadece buradayken nasıl haz alacağımızı değil.

Böyle bir safhada, hayattan zevk almak istiyorsak, o zaman hayatın kaynağına yaklaşmamız gerektiğini anlamaya başlarız, bu da “kendi yararımız için” haz alma niyetini, “başkalarının yararına” olarak, tersine çevirmek anlamına gelir.

Yaradan’a Doğru Manevi Yönlendirme

Baal HaSulam, Shamati #70, “Güçlü Bir El ve Taşkın Bir Gazapla”:

O der ki: Sadakatle O’na tutunmak ve Kral’ın sarayına girmek için Yaradan’ın hizmetine girmek isteyenlerin hepsinin kabul edilmediğini bilmemiz gerek. Aksine kişi sınanır; eğer başka hiçbir arzusu yoksa ve yalnız Dvekut (bir olmak, bağlanmak) istiyorsa kişi kabul edilir.

Peki, kişinin yalnız tek bir arzusu olduğu nasıl sınanır? Kişiye engeller verilir. Bu demektir ki; böylece bu yolu bıraksın ve tüm halkın yolunu izlesin diye, kişiye yabancı düşünceler ve yabancı haberciler yollanır.

Yaradan’a doğru hareket ederken, O’na doğru, doğru yönü elde etmeliyim. Ama ben bunu görmem.  Yaradan, sadece çabamın sonunda keşfedilir. Yolun her adımında karanlıkta yürürüm ve doğru yönlendirmem sonucunda yavaş yavaş O’nu keşfederim.  Ama bunu doğru şekilde nasıl yapacağız? Bunu yapmak için, bir tüfek görüşünde yaptığım gibi, üçüncü bir noktayı vurmak için iki nokta arasından bakmalıyım.

Tek bir niyetle bakıyorsam, bu yeterli değildir, onunla, ikinci bir niyeti birleştirmeliyim ve o zaman hedefi vurabilirim.

Bu nedenle, manevi yolda bazı yol gösterici noktalara ihtiyacım vardır. Eğer şu üç bileşene sahipsem: kendim, bir grup (“Onlu”) ve bir öğretmen (“Rav”), o zaman Yaradan’la “karşılaşacağım” konusunda emin olabilirim.

Bunu yapabilmek için, gruba tam olarak entegre  olmalıyım ki böylece onlum tek bir birlik haline gelecektir. Bu yolla,  tüm grubun öğretmenden aldığı aynı yöntem, bana rehberlik eder ve Yaradan hakkında hiçbir şey bilmesek de, O’nu hedeflediğimizden emin olabiliriz.

Soru: Benim fiziksel gözüm (ego), benimkinin zıddı olan özellikler aracılığıyla, manevi yönü nasıl hissedebilir ve görebilir?

Cevap: Bu, fiziksel bir göz değil ama kalp ve akıldır, hedefe olan ilgimdir.

Tıpkı fiziksel bir hedefle karşılaşmak istediğimizde bilerek baktığımız gibi, kendimiz aracılığıyla manevi bir hedefle karşılaşmak isteriz. Kendimi özellikle bu niteliklerin zıtlığı sayesinde Yaradan’a yönlendiririm ve yavaş yavaş kendimi öyle bir şekilde değiştiririm ki, niteliklerin eşitliğine göre O’nu keşfetmeye başlarım. Bu benim yararıma çalışıyor ve niteliklerimi değiştiriyor.

Manevi Vizyon

Baal HaSulam, TES, Cilt 1, Histaklut Pnimit: Gerçekten de Cennetin görüntüsüne gözleri açılmamış ve bu dünyanın dallarının Üst Dünyalardaki kökleriyle bağlantısındaki yeterliği edinmemiş kişiler duvarları kazıyan körler gibidirler. Onlar tek bir kelimenin bile gerçek anlamını anlamayacaklardır zira her kelime köküyle bağlantılı olan bir dalın ismidir.

Sadece bu kelimeyi konuşma dilinde açıklamaya uygun gerçek bir bilgeden çeviri alırlarsa ki bu bir dilden diğerine, dalların dilinden konuşma diline çevirmektir, o zaman kişi manevi kelimeyi olduğu gibi açıklayabilir.

Soru: Kabala’da manevi vizyon nedir ve kim kör olarak tanımlanır?

Cevap: Kabala’da kör bir kişi, yansıyan ışığa sahip olmayan, Ari’nin yazdığı gibi, gözlerinden ışık gelmeyen kişidir.

Hayatımızda bile, arkamızda biri baksa, onu hissederiz çünkü kişinin gözünden gelen bir bakışta güç vardır ve bir başkası tarafından hissedilir. Kör, ondan gelen bu güce sahip olmayan biridir.

Soru: Kişinin kendisi, kör olduğunu ve birine tutunması gerektiğini anlar mı?

Cevap: Hayır, henüz hiç bir şey yapamaz çünkü ondan gelen, ihsan etmek isteyen hiçbir manevi enerji yoktur.

Daha Büyük Sevinç Duyguları

Soru: Kişiye en büyük sevinç duygularını veren nedir: geçmiş, şimdiki ya da gelecekteki hazlar mı?

Cevap: Gerçek şu ki geçmiş hazlar, ne olursa olsun, her zaman sınırlıdır çünkü geçmişte kalmıştır. Bu duygular bir araya toplanır, üzerine düşünülür ve onlarla ilişkili belirli duygular vardır.

Şimdiki duygular, çok sevinçli olabilir ama kişi şu anda bunlara yakalandığından, henüz onları doğru değerlendiremez çünkü ona yük olur, onu kontrol ederler.

Oysa gelecekteki sevinçler, neredeyse sonsuz bir şekilde yaşanabilir. Kişinin gelecekteki neşeli durumları kendine çekmesi harika olurdu.

Soru: Yani, en yoğun sevinç hissiyatları, gelecekteki haz veya memnuniyet durumundan mı gelir?

Cevap: Evet. Çünkü bu gelecektedir ve hiçbir şey ile sınırlı değildir.

“Maneviyatınızın, Hayatınızın Bir Parçası Olduğunu Nasıl Anlarsınız?” (Quora)

Manevi yoldaki insanlar, günlük yaşamlarının, yaşadıkları her şeyin bu yola uyduğunu hissederler.

Örneğin, bir ofiste günde sekiz ila on saat çalışıyorsanız, bunun manevi çalışmanızın bir parçası olduğunu anlarsınız. Çalışırken, manevi olarak ilerleme ihtiyacını taşıyorsanız, her hareketinizle manevi enerjinin sizden geçmesine izin verirsiniz. Manevi ıslahlara yani doğuştan gelen alma arzusunun üzerinde, sevgi ve ihsan etme niyetine ulaşmak için böyle bir yaklaşım gereklidir.

Bu dünyanın sayısız etkileşimi, birbirimizi manevi enerji ile etkilememiz için bize verilir. Bu nedenle, günlük yaşamlarımıza, bir bakıma manevi çalışmalarımızdan manevi bir tatmin aldığımız yer olarak yaklaşırsak, o zaman maneviyata ilgisi olmayan birkaç kişi arasında, işyerlerinde ve diğer günlük faaliyetlerde etkileşimde bulunarak, sonrasında manevi içeriği toplum aracılığıyla büyük ölçüde insanlığa kanalize eden “manevi gizli ajanlar” haline geliriz. Onlar, ne hissettiklerini ve nereden geldiğini tam olarak belirleyememelerine rağmen bu işten olumlu bir etki hissederler.

Bu şekilde hareket ederek, birbirimize bağlanır ve dünyaya maneviyat aşılamış oluruz. Dahası, manen ilerlemek isteyen insanlar için bunu yapmak bir zorunluluk haline gelir.

Bizim dünyamız; ailelerimiz, ilişkilerimiz, işimiz ve diğer sosyal etkileşimlerimiz olacak şekilde yaratılmıştır – bu tür ilişkilerden çekinmemiz için değil, ancak bu şekilde, toplumla tam temas yoluyla, herkesi uyumlu bir şekilde olumlu olarak bağlama niyetimizi ekleriz ve bunu yaparak, kendimizi maneviyata yakınlaştırırız. Bu nedenle Kabala bilgeliği, maneviyata ulaşmak isteyen herkesin, kendisini topluma bağlaması, çalışma yoluyla çekilen manevi güçlerin, genel olarak topluma yayılmasına meydan verdiği için bir aile kurması ve çalışması gerektiğini belirtir. Manevi olarak ne kadar ilerlersek, maneviyatın olumlu insan bağlarında var olduğunu o kadar çok anlarız.

Bu nedenle, günlük yaşamınızda sevgi ve ihsan etme tutumuyla, başkalarıyla olumlu bir şekilde bağ kurma niyetini dener ve uygularsanız, başarıyı göreceksiniz;  dostlarınız ve iş arkadaşlarınız sizinle farklı şekilde ilişki kuracak ve bunu yaparken manevi başarılara da ulaşacaksınız.

İnsanlıkla olan bağımızın, manevi farkındalığımız için potansiyele sahip olduğunu görmemiz gerekir. Bu nedenle, manevi çemberlerimizle olduğu kadar ailelerimiz, arkadaşlarımız, iş arkadaşlarımız ve diğerleriyle, manevi çevremiz aracılığıyla, sevginin ve ihsan etmenin manevi güçleriyle içsel bağımızı güçlendirmeye çalışmalıyız ve bu güçleri insanlığa aktarmalıyız.

Oyunun Kurallarını Kabul Etmek

Soru: Anlaşılan o ki Yaradan,  bizim için bir oyun yani kötüyü ve oynamamız gereken oyunun kurallarını yarattı. Burada seçme özgürlüğü nerede? Bana bağlı olan nedir?

Cevap: Seçme özgürlüğü,  Yaradan’ın kurallarına göre oynamak değil, sadece oyunun bu kurallarını kabul ettiğiniz ve onlara göre oynadığınız gerçeğidir.

Onları kabul etmeyebilirsiniz, ama o zaman kaderin darbeleriyle bunu yapmaya yönlendirileceksiniz. Kimse sizin özgür olduğunuzu söylemiyor.

Duvarın Ardında Yaradan

Soru: Bugün, Avrupa’da, eski Babil’de olduğu gibi milletler karışmıştır. İnsanlar arasındaki bağ yanlışsa, büyük bir zulüm yavaş yavaş ortaya çıkacaktır. Avrupa’daki insanların bunu bilmesini sağlamak için ne yapmalıyız?

Cevap: Aramızdaki ayrılıkların ve farklılıkların üzerine çıkmalı ve bunlara hiç aldırmamalı ve üst ışıktan bizi birleştirmesini istemeliyiz. Ama nasıl? Bu onun işidir, onun kuvvetidir. Bizlerin sürekli olarak onlu’nun merkezinden ona doğru çekilmemiz gerekir.

Manevi çalışmanızda, dünyayı “Ben, ben, ben.” diyerek, kişisel olarak algılamamaya çalışın. “Ben” den kurtulun ve sadece onlu vasıtasıyla, yalnızca “biz” e bağlı kalın. O zaman, kendinizi iyi veya kötü hissederseniz, sürekli olarak Yaradan’a dönecek ve O’nun cevabını buna göre alacaksınız.

Yaradan’dan herhangi bir kişisel arzu veya talep olmadan, her şeyin bunun üzerine inşa edilmesi gerekir. Sorun budur çünkü tüm bunların sadece duygusal olarak onlu içinde olması gerekirken, kendinizi, sürekli olarak kendiniz için isterken, kendiniz için konuşurken, kendiniz için almaya çalışırken yakalayacaksınız. Duygusal olarak onluda iken, O da orada olduğu için, Yaradan’a dönmelisiniz. Sanki onluda, bir duvarın karşısında ayakta duruyormuşsunuz ve Yaradan duvarın ardındaymış gibi.

İnançtan Daha Güçlü Bir Şey Yoktur

“Mantık öte inanç” kavramını düşünürsek, bilginin, duyularımızda anladığımız şey olduğunu söyleyebiliriz. Ve inanç, hem bilginin hem de tüm etkilerin üzerimize geldiği köktür, kaynaktır.

Bu, inançtan daha güçlü bir şey olmadığı zaman çok açık bir anlayıştır. Bilgi, inancın altındadır. Hissettiğim şey bile bana hiçbir şey söylemez. Asıl mesele, inancın seviyesine yükselmem ve bilgi içinde hissettiklerimin kaynağını duyularımda görmemdir.

Soru: Yani Kabala’da inanç duygusu, beş maddesel duyumla bugün hissettiğimden çok daha mı nettir?

Cevap: Elbette. Duygularınızın kaynağını anlamaya başlıyorsunuz: sizi harekete geçiren nedir, tam olarak ne hissediyorsunuz? Bu dünyayı beş duyunuzun içinde hissedersiniz ve bu dünyayı sizin için inşa eden kaynak bunu size sunar. Bu nedenle sizin için önemlidir.

Soru: Kaynak, Büyük Patlama’dan önce olan şey mi?

Cevap: Büyük Patlama’dan önce ve genel olan, yani her şeyi kontrol eden, her şeyi kendi içinde tutan tek üst güçtür.

Yorum: O, sadece kontrol etmek için olduğu gibi kalır.

Cevabım: Bu yavaş yavaş oluyor ve biz ona doğru ilerliyoruz.

“Ben Mükemmelim! Berbat Olan, Diğer Herkes” (Linkedin)

Başlığa bakın; hepimizin düşündüğü bu değil mi? Dünya çok kötü durumda; sadece bu yıl ne olduğuna bakın: İnsanlar kaba, düşmanca, güvensiz ve kavgacı bir hale geldi. Başkanlık seçiminde neler olduğuna bakın; Covid-19 ile neler olduğuna bakın; sokaklarda, Siyahlar ve Beyazlar, süper zenginler ve diğer herkes arasında,  polis ve siviller arasında, işsizlik ve teşvik paketleri ile neler olduğuna bakın ve bu liste sonsuzdur. Nereye bakarsanız bakın, iyi bir şey bulamazsınız. Elbette tek istisna benim. İnsanlar berbat, ama ben? Bende yanlış bir şey yok. Hepimizin düşündüğü bu değil mi? Ve eğer hepimiz böyle düşünüyorsak, belki çok azı hariç, dünyamızın olduğu gibi olması bir mucize midir?

Kabala bilgeliğinde, olaylara oldukça farklı bakarız: Mişna’da (Sanhedrin 4: 5) şöyle yazılmıştır, “Her bir kişi ‘Dünya benim için yaratıldı’ demelidir.” Likutei Moharan kitabına göre, “Bütün dünya benim için yaratıldıysa, her zaman dünyanın ıslahına bakmalı ve derinlemesine araştırmalı, dünyanın ihtiyaçlarını karşılamalı ve onlar için dua etmeliyim.”

Başka bir deyişle, dünyanın kötü olduğu gerçeği, diğer insanların kötü olması ve iyi olan tek kişi benim olmamdan dolayı değildir. Aksine,  kötüdür çünkü ben “Dünyanın ıslahına her zaman bakmak ve derinlemesine araştırmak, dünyanın ihtiyaçlarını karşılamak ve onlar için dua etmek” görevimde ihmalkar davranmışımdır. Yani, kötüdür çünkü görevimi yapmıyorum; insanların acı çekmesi benim hatamdır.

Ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için yapmamız gereken çalışmanın türüne baktığınızda, tek işimizin bağlılığımızı güçlendirmek olduğunu göreceksiniz. Birbirimizle ve bir bütün olarak doğayla ilişki kurma şeklimiz dışında, dünyada başka hiçbir şey yanlış değildir. Kabala bilgeliği, her bir kişiyi dünyanın durumuna karşı, tamamen sorumlu olarak görür, hiç kimseyi hariç tutmaz. Neden dünya hakkında hiçbir şey yapamadığımız, güçlü insanların veya ülkelerin bağ kurmamızı engellediği veya onların dünyanın gerçek yıkıcıları oldukları hakkında, kendimize milyonlarca hikaye anlatabiliriz. Bu hikayeler doğru olabilir, ancak yine de kendimize, bir fark yaratabileceğimiz bir yerde elimizden gelenin en iyisini yapıp yapmadığımızı sormalıyız. Çünkü eğer yapmadıysak, o zaman dünyanın kötü durumunun suçlusu biz oluruz. Hepimiz bu önermeye göre hareket etseydik, dünya kesinlikle harika bir yer olurdu ve hiçbir iş adamı veya medya patronu onu daha kötüye doğru değiştiremezdi. Dünyamızın gelişmesi için gereken tek şey, bunu yapma kararlılığımızdır.

Yeni Yılınız kutlu olsun.

Sonsuz Haz

Yaradan mutlaktır. Kendisini ifade etmek ister. Sevgisini göstermek ve Kendisini ifade etmek için ihsan etme ve sevgiden başka niyeti yoktur. Bu nedenle, O, her şeyi verebileceği varlığı yaratmıştır.

Ancak yaratılan varlıklarda ortaya çıkan arzu sınırlıdır; her şeyi alamaz ve Yaradan’ın sevgisinden haz alamaz. Sorun da budur. Nihayetinde, yaratılan, Yaradan’ın tutumunu kabul etmeye ve kendini hazla doldurmaya başlar başlamaz, arzu yavaş yavaş yok olur.

Bu genellikle yemek sırasında olur: Ne kadar çok yersem, yemeğe duyduğum iştah ve yemekten aldığım haz o kadar az olur. Arzum artık yemek istemeyeceğim noktaya kadar azalır, yemeği uzağa iterim ve hatta ona karşı tiksinti duyarım.

Yaradan, yarattıklarındaki hazzı nasıl sonsuz kılabilir? Bu O’nun işidir.

Ve işte çözüm geliyor: Yaratılan varlıktaki alımın, kendi iyiliği için olmayacağı şekilde yapılması gerekir. Yaradan’dan aldıklarından değil, Yaradan’ı hoşnut etmekten haz alacağı şekilde.

Bir çocuk gibi, örneğin, çocuk sırf kendini tatmin etmek için yemek yediğinde, bu kişisel bir şeydir ama annesinin hatırına yemek yediğinde, bu tamamen farklı bir hazdır. Sonra ayağa kalkar, annesinin ona karşı tutumunu anlar ve ikisi de birbirlerinden haz alırlar, ikisi de hazla doludur. Yaratılışın amacı budur.

Bu nedenle yaratılış özel bir şekilde yaratılır. Yaradan’ın yaratılanı doldurmaktan hoşlandığı gibi, yaratılan da Yaradan uğruna haz almaya hazır olana kadar, özel bir dizi dönüşümden geçer. Böylelikle onlar, benzer hale gelirler, birleşirler ve birbirlerini severler.