Sorularınıza Cevaplar, Bölüm 228

Soru: Kabala bilgeliğini tesadüfen buldum, sadece bana meditasyon yoluyla “astral” e nasıl girileceğini öğreten bir sihirbaz bana bunu önerdi. Bu büyücü son beş enkarnasyonunu hatırlamakta ve birkaç Kabalistik kitabı bile değerlendirmiş: Uygulamada, EtzChaim (Hayat Ağacı) ve Talmud Eser Sefirot (OnSefirot’un Çalışması)

Size iki sorum var:

  1. Üst dünyalara meditasyon yoluyla girme hakkında ne düşünüyorsunuz?
  2. Onlu grup olmadan ne yapacağımızı nasıl açıklarsınız? Belki bu onlular gerekli değildir? Sizce bu yol, insanları Kabala çalışmaktan korkutur mu?

Her türlü, muazzam çabalarınız için çok teşekkür ederim ve Tanrı sizi korusun!

Cevap: Kabala, egoizmin bizim doğamızın temeli olduğunu ve ondan ayrılıp daha yüksek bir doğaya doğru yola çıkarak, sevgiye dönüşene kadar, egoizmin üzerinde ihsan etme niteliğini edinmeyi öğretir. Soru şudur: Egoizminiz dışında, herkesi seven bir insan haline gelir misiniz?

Answers To Your Questions, Part 228

Neden İnsanlığın Yaratılışın Amacı Hakkında Bilgisi Yoktur?

Not: Eğer kişi Rabaş veya BaalHaSulam’ı okumazsa, yaratılışın amacını bilemez. Tuhaf görünüyor, çünkü insanlık çok fazla ilerleme kaydetti ve çok fazla araştırma yaptı, ama yine de bu farkındalığa ulaşamadı.

Benim Yorumum: Bunun nedeni, insan aklının buna hazır olmamasıdır. İnsanlar, doğanın birbirine bağlı tek bir organizma olduğundan bahsederler; fakat bir insan buna adapte olamaz, çünkü ondan farklıdır. Doğaya ya da topluma bütüncül bir biçimde bağlı değildir, bu nedenle kendi başına bunu başaramaz. Bütüncül bir akla, bütüncül bir duyarlılığa veya algıya sahip değildir.

O, egoist bir algı, dünyanın geri kalanı ile egoist bir ilişki ile nitelendirilir: al, ele geçir, gasp et. Dünya ile bütüncül bir şekilde bağlantıda olmayarak, ondan ayrılır, kendi içinde kalır. Bu nedenle, doğayı bütünsel ve tamamlayıcı olarak anlamak, algılamak veya hissetmek çok zordur.

Kabala, yavaş yavaş içimizdeki bütünsel gerçeklik algımızı geliştirmeye başlar. Dahası, kendinizin yarattığı gerçekliği gördüğünüzü söyler. Burada modern psikoloji ile bir çatışma görürsünüz. Kendinizi gerçekliğin projektörü olarak algılamaya başlarsınız: Dünya yaratırsınız, onu tasvir edersiniz.

Sonunda, hiçbir gerçekliğin olmadığı, her şeyin içinizde olduğu ortaya çıkıyor. Bundan şu sonuç çıkar ki bunu incelemek/araştırmak için bir şekilde kendinizi değiştirmek zorundasınız. Kendinizi geliştirerek, bütüncül bir hale gelerek bunu yapma fırsatını elde edersiniz. Daha sonra kendinizi bir makine, bir laboratuvar gibi kullanmaya başlarsınız. Başka bir deyişle, niteliklerinizi değiştirerek, hissettiğiniz gerçekliğin nasıl değiştiğini anlarsınız.

Onu tasvir edersiniz, yaratırsınız ve kendi gerçekliğinizin, kendi hayatınızın Yaradan’ı olursunuz. Ayrıca, tüm insanların, hayvanların, bitkisel ve tüm kozmosu içeren cansız dünyanın,  nasıl içsel niteliklerinizin bir yansıması olduğunu görürsünüz: cansız, bitkisel, hayvansal ve insan unsurları- egoizminizin birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü aşamalarıdır.

Bu gerçekliğin düzeltilip düzeltilmediğini, yani diğer parçalarla bütünsel olarak bağlı olup olmadığını görebilirsiniz.

Why Does Humanity Have No Knowledge Of The Purpose Of Creation?

Kimin Hayatı Daha Önemlidir?

Soru: Neden bazı insanların hayatlarının diğerlerinden daha önemli olduğunu düşünürüz?

Cevap: Bunun nedeni bütün resmi, genel mekanizmayı, küreselleşmemizin ortak sistemini göremememizdir. Bizler tek bir sisteme aitiz, aslında hepimiz tek bir bedeniz.

Her birimiz, tek bir vücuttaki bütün organizmanın iyiliği ile ilgilenmesi gereken bir hücre gibiyiz. İnsanlığın, nihai analizinde, belirli organları ve vücut kısımları olan tek bir kişi olduğunu görürsek, o zaman her bir kişinin önemli olduğunu anlayacağız.

Vücuttaki bir hücre kansere dönüşse bile… Ve bu, özünde, egoizmin belli niteliğidir: başkalarını yutmaya başlar. Bu noktada hepimiz kanser hücrelerine benzeriz. Bu, şimdi bizlere ifşa olmaktadır: Hepimiz genel kanserli hasta olan evrensel insan sisteminde bulunmaktayız.

Eğer bunu ifşa edersek, o zaman herkesin sağlıklı olması gerektiğini, yani egoizmlerinden vazgeçmeleri, onu kullanmaktan vaz geçmeleri, başkalarını yutmayı bırakması gerektiğini kesinlikle anlayacağız ve onlara ihsan etmek için değişeceğiz.

Bunu keşfettikten sonra, yaşamın sadece, herkesin gelişmelerinde ilerlemelerinden, topluma katkıda bulunmalarından ibaret olduğunu göreceğiz. Eğer toplumu, herkese yalnızca bu konuya yönelik değerler vermeye teşvik edersek, herkesi insan toplumu için yararlı olmaya zorlayacağız. O zaman herkes eşit olacaktır. Ayrıca, o zaman birinin hayatı başka birinin hayatından daha önemli olamaz.

Whose Life Is More Important?

Aramızda Eşitliğe Nasıl Ulaşırız?

Rabaş, ‘‘Dostların Önemine Dair’’: Gruptaki dostların önemine ve onları nasıl takdir edeceğimize, yani herkesin dostuna vereceği önemle ilgili olarak, sağduyu der ki; “Eğer kişi dostunu kendi seviyesinden daha aşağıda olarak görürse, ona sahip olduğu niteliklerden daha erdemli bir şekilde davranmasını öğretmek ister. Bu durumda, kişi onun dostu olamaz; dostunu bir dost olarak değil, bir öğrenci olarak kabul edebilir. ”

Ve eğer kişi dostunu kendi seviyesinden daha yüksek bir seviyede ve ondan daha iyi niteliklere sahip olduğunu görürse, o zaman dostu onun RAV’ı (öğretmeni) olabilir fakat dostu olamaz.

Bu demektir ki, tam olarak dostunu kendisiyle aynı seviyede gördüğü zaman onu dost olarak kabul edebilir ve onunla birleşebilir. Bu böyledir, çünkü “dost”, her iki taraf da aynı koşuldadır demektir. Sağduyunun söylediği budur. Diğer bir deyişle, onlar aynı görüşlere sahiptirler ve bu yüzden birleşmeye karar verirler. Sonra, başarmayı arzuladıkları amaca doğru ikisi de beraber hareket eder.

Bu, bir kâr elde etmek için birlikte iş yapan iki kafadar dosta benzer. Bu durumda, eşit güçlere sahip olduklarını düşünürler. Fakat içlerinden biri diğerinden daha becerikli olduğunu hissederse, diğerini eşit ortak olarak kabul etmek istemez. Bu nedenle birinin diğerinden daha fazla sahip olduğu güce ve niteliklere göre oransal bir ortaklık oluştururlar. Bu durumda, ortaklık yüzde otuz üç veya yüzde yirmi beş ortaklıktır ve bu şekilde eşit oldukları söylenemez.

Dostunuza karşı eşit hissetmeniz imkânsızdır, çünkü sürekli yükseliş ve düşüş koşullarındasınız. Doğada eşit koşullar yoktur, yine de eşitlik için bir arzu olmalıdır.

Dostuna eşit olmak isteyerek kişi, daha yukarı yükselmeye, daha aşağı inmeye çaba gösterir ve böylece dostuyla karşılıklı bağ koşulunda, tam bir karşılıklı bağda, tamamlamada, almada birleştikleri koşula yavaş yavaş ulaşırlar. Her iki koşulun sonuçları doğru bağa yol açar.

Bağlanmış durumdaki bir sistem gibi, birbirlerinden hem yerine getirmesi hem de alması gereken farklı niteliklerin iletişiminden bahsediyoruz.

Kırılmış ruhun tüm parçaları arasındaki bu tür iletişim, doğal olarak kişinin bir konuda diğerinden daha yüksek ve bir konuda diğerinden daha düşük olmasını gerektirir. Bizler asla eşit olamayacağız, çünkü hepimiz farklıyız! Bu nedenle, ortak hedefe ulaşmadaki çabalarımız dışında, aramızda hiçbir karşılaştırma yapılamaz.

Ortak hedefimiz olan Yaradan’la yapışmaya ulaşmak için diğerleriyle bağ kurarsam, o zaman kendimizi kesinlikle O’nun içinde eşit olarak buluruz. Burada hiç kimse büyük ya da küçük değildir, her birimizin içinde hangi niteliklerin olduğu önemli değildir. Asıl mesele hepimizin aynı hedefe doğru ilerlemesidir. Böylece, bu hedefte orta çizgiye ulaşırız.

İşte bu yüzden (eşitlik) yoktur. Sadece Yaradan’a ulaştığımızda, O’nda orta çizgiyi ve aramızdaki eşit bağı edinebiliriz.

How Can We Achieve Equality Between Us?

“Her Şey Sevgi, Dostluk İle Olacak”

Rabaş, ‘‘Dostların Önemine Dair’’: Fakat dost sevgisinde, dostlar aralarında birlik yaratmak için birleştiği zaman, bu açıkça demektir ki onlar eşittir. Buna “birlik” denir. Örneğin, eğer birlikte iş yapıyorlarsa ve diyelim ki kârlar eşit olarak dağıtılmayacaksa, buna “birlik” denir mi? Açıkçası, dost sevgisinde, dost sevgisinin sağladığı tüm kazanç ve mallar, taraflar arasında eşit olarak dağılmalıdır. Birbirlerinden hiçbir şey saklamamalı ve her şeyi sevgi, dostluk, doğruluk ve barış içinde yapmalıdırlar.

Bunun, ideal koşulları tanımladığı görülmektedir. Ama eğer dostum ve ben Yaradan vasıtasıyla bağlı değilsek, onları tamamlamak imkânsızdır. Şükürler olsun ki, birbirimize O’nunla bağlı olduğumuz için, bu şekilde davranabiliriz. Sadece bu bizi mecbur edebilir.

Soru: Burada ne tür bir kazanç vardır?

Cevap: Önemli değildir. Kazanç maddi ya da manevi olabilir. Asıl önemli olan, karşılıklı garanti. Birlik ve diğer gereklilikleri yerine getirmek için sadece Yaradan ile bağ kurmak bizi zorlayabilir ve baskı yapabilir.

“Everything Will Be With Love, Friendship”

6.000 Yıl Beklemek Zorunda Mıyız?

Soru: Eğer hepimiz birleşik bir sistemin parçalarıysak ve ancak birlikte 6.000 yıl sonra üst Işığa ulaşabilirsek, bireysel ruhların üst dünyaya ulaşma noktası nedir? Kişi hala geri kalanı beklemek zorunda mıdır?

Cevap: Beklemeye gerek yok. Kabalistler hiçbir şey beklemezlerdi. Her zaman, hem geçmiş yüzyıllarda hem de günümüzde üst dünyayı edinirler ve son ıslaha ulaşırlar. Bu yüce, mükemmel ve uyumlu ıslah hepimizi bekliyor!

Şimdi kendimizi ıslah edersek ve bununla beraber dünyayı düzeltirsek 6.000. yıla kadar beklememiz gerekeceğini düşünmeyin. Hayır! Zaman yoktur. Islah olur olmaz onu ediniriz. Mükemmel koşul hazır, o var ve her şey sadece onu ifşa ettiğimiz zamana bağlıdır!

Do We Have To Wait 6,000 Years?

Dostları Nasıl Eşit Olarak Görebiliriz?

Soru: Gruptaki dostları çabalarında eşit olarak nasıl görebiliriz? Sonuçta, gördüğüm çabaların %50’si benim çabalarım. Dostların çabalarının %50’sini görmüyorum.

Cevap: Başkalarının çabaları şöyle dursun, kendi çabalarımızı bile ölçemeyiz. Böyle yeteneklere sahip değiliz. Bu nedenle, sadece bağımız üzerinde çalışmalıyız ve bu her şeyi yerli yerine koyacaktır.

Soru: Manevi yolu izleyen bir dost olarak, benim, gruptaki birisinin tüm çabasını göstermediğini görme fırsatım var mıdır?

Cevap: Buna hiç dikkat etmem. Eğer tüm bunlar Yaradan tarafından sunulmuşsa, o zaman ruhumun bu parçalarıyla çalışmalı ve onları Yaradan’ın yarattığı gibi kabul etmeliyim. Mantık ötesi inançla gitmek zorundayım.

How Can We See The Friends As Equal?

Bir Ailedeki Baba Gibi

Soru: Beni rahatsız eden bir dosta karşı nasıl davranmalıyım, çünkü derse sürekli geç kalıyor ve ders esnasında uyuyor? Onu nasıl haklı çıkarabilirim? Herhangi bir tavsiyede bulunabilir misiniz?

Cevap: Rabaş böyle bir duruma karşı hoşgörülü bir tutum sergilerdi. Ben kendim derslerde birçok kez uyuyakaldım, çünkü bizim koşullarımız aslında ne kadar yorgun olduğumuza bağlı değildir. Bu nedenle, dostumuzu haklı çıkarmaya çalışmalıyız.

Soru: Bir kişinin, kendisini dostların üzerinde görmesi gereken bir koşul vardır. Fakat herkes bunu yapamaz. Kişinin bu konuda çaba göstermesi gerektiği anlamına mı geliyor?

Cevap: Elbette. Onlardan daha aşağıdaysam, dostlarıma nasıl yardımcı olabilirim? Onlara iyi bakmak, onlar için her şeyi organize etmek, elimden gelen her şeyi yapmak zorundayım. Bunun için ailedeki bir baba gibi hissetmeliyim.

Soru: Her zaman bir baba gibi hissetmem gerektiğini, bunların çocuklarım olduğunu, öte yandan annemin rahmindeymiş gibi hissetmem gerektiğini, grubun annem gibi olduğunu söylüyorsunuz. Bu iki koşul aynı anda, aynı kişide nasıl var olabilir?

Cevap: Aynı anda birlikte olamazlar; çünkü tamamen farklı içsel koşullardan kaynaklanırlar. Ancak, elbette yakın olabilirler. Bir koşulun anında diğerinin yerini alması hiç sorun değildir. Bizler titreşimli bir modda çalışırız.

Like A Father In A Family

Hatalar Üzerine Çalışmak

Soru: Ne sıklıkta bir konuda yanıldığınızı fark ediyorsunuz/ anlıyorsunuz?

Cevap: Çok sık. Ancak bundan bazı sonuçlar çıkarmaya çalışıyorum, düzeltiyorum ve devam ediyorum.

Prensip olarak, sonraki her adım bir öncekinin düzeltilmesine dayanmalıdır. Düzeltme, hatalarınızı takdir ederseniz/anlarsanız mümkündür.

Bu yüzden şöyle denir: “Yeryüzünde iyi ve günah işlememiş Hak’tan yana bir insan yoktur.” Yani, her adımımız şunlardan oluşmalıdır: hata- düzeltme, hata- düzeltme. Bu şekilde ilerleriz.

Bu nedenle, öğrencilerime sık sık şunu söylerim: “Böyle yapmaya değip değmeyeceğini kontrol ederim. Hadi birlikte düşünelim, belki bu sizin için çok zor. Belki bir adım geriye gideceğiz.”

Bunu saklamıyorum; çünkü insanlara doğru ilerlemenin nasıl doğru bir şekilde yapıldığını öğretmek için gereklidir. Dahası, bu sadece hatalar yoluyla olabilir. Hatalar üzerine çalışmak, en önemli şeydir.

Work On The Mistakes

Hatalar Üzerine Çalışmak

Soru: Ne sıklıkta bir konuda yanıldığınızı fark ediyorsunuz/ anlıyorsunuz?

Cevap: Çok sık. Ancak bundan bazı sonuçlar çıkarmaya çalışıyorum, düzeltiyorum ve devam ediyorum.

Prensip olarak, sonraki her adım bir öncekinin düzeltilmesine dayanmalıdır. Düzeltme, hatalarınızı takdir ederseniz/anlarsanız mümkündür.

Bu yüzden şöyle denir: “Yeryüzünde iyi ve günah işlememiş Hak’tan yana bir insan yoktur.” Yani, her adımımız şunlardan oluşmalıdır: hata- düzeltme, hata- düzeltme. Bu şekilde ilerleriz.

Bu nedenle, öğrencilerime sık sık şunu söylerim: “Böyle yapmaya değip değmeyeceğini kontrol ederim. Hadi birlikte düşünelim, belki bu sizin için çok zor. Belki bir adım geriye gideceğiz.”

Bunu saklamıyorum; çünkü insanlara doğru ilerlemenin nasıl doğru bir şekilde yapıldığını öğretmek için gereklidir. Dahası, bu sadece hatalar yoluyla olabilir. Hatalar üzerine çalışmak, en önemli şeydir.

Work On The Mistakes