Gerçeği Satın Al Ancak Satma!

Her insanın hayatında en az bir kez olsun “Kalbindeki Nokta” uyarılmıştır. Kendini bir boşlukta ya da maddi dünyanın verdği sıkıntıların hissettirdiği kötü konumda hisseder ve ne yazık ki ruhsal-gelişim uyanışının farkına varamaz.

Birçok farklı yaşam ve müteadit enkarnelerle uyarlmaya ve tekamülü için başına gelenlerin özellikle üst dünyalardan değilde maddi dünyamızın neden olduğunu sanır. Ancak uyarışların dozu arttıça birşeyler anlamaya, başına gelen olumsuzlukları sorgulamaya başlar.Bu duruma kötüyü-tanıma denir: Gerçekle yüzleşme onunla bağ kurma.

Niyeti değiştirme ancak çevre ve onun getireceği ıslah-ışığı gerçekleştirir. Ancak bu kuvvetle doyum eksikliğine razı olup egoizmimize kısıtlama getirebiliriz. Önemli olan İHSAN‘A GELMEKTİR.

Kişi anlamalıdır ki kafasındaki sorular ve düşünceler onu zorlamaya başladığında Neşaması ifşa yolundadır ve ıstırablardan kurtulmanın tek yolu da onu, neşamasını geliştirmek zorunluluğudur.

Gerçek Zevk İhsan Etmekte

Yaratan yaratılanın kendisi ile benzer hale gelmesini ister; ebedi ve mükemmel. Bu yüzden kırılma vesilesi ile ihsan etme niteliğinin yaratılanın alma niteliğine yayılmasını sağlar. Üst dünyanın bu kırılması sayesinde bizler de dünyamızda küçük egoistler olarak doğuyoruz ve tekamül etme planımızda ihsan etme niteliğini ifşa etmeye başlıyoruz.

Neslimiz maximum Ego‘ya ulaşarak hiçbir şeyden tatmin olmayan, hiçlik duygusu içinde yaşayan konumu ile manevi dünyaların keşfini aralamaya ve doyumu bulacağı arayışlara başladı.

Bu yeni istek bizlere ümit vaad ediyor. Neslimizin büyük çoğunluğu içinde bulunduğumuz bu egoizmin bilincinde artık.

Eski nesillerde “kalpteki noktanın” kıvılcımlanması çok özel ve seçilmiş kişilerde olup kabalistlere dönüşürlerdi. Günümüzde ise artık milyonlarca insan bunu hissetmekte.

Bu yeni istek “hayatın anlamı ne” soru ve arayışıyla gündeme gelerek egomuzu tatmin edemediğimizi ve kendimizi boşlukta hissettiğimizi gösterir oldu. Böylece “nasıl mutlu olurum” yerine “kimi mutlu edebilirim” alternatifi ile insan yeni ve gerçek bir doyuma erme olanağını keşfetmeye başlar.

30-10-09 Derse hazırlık içinden.

Zohar Kitab’ının Sırrı

Bizim tüm anlayışımız; geçmişte yaşadığımız hisler ile şu an içinde bulunduğumuz hislerin kıyası temeline dayanmış olmasıdır.

Dünya’ya gelişimizde ailemiz ve yakınlarımızın bizde oluşturduğu model sayesinde anlayış sahibi olur ve tüm varoluşu buna göre algılar, kavrarız.

Hafızamızda yereden bu modeller vasıtasıyla karşılaştığımız her yeni şeyi kafamızdaki modelle kıyaslar ve “neye benzediğini”, “ne olabileceğini” bulmaya ve anlam vermeye, gerçeği kavramaya çalışırız.

İçimizde bize öğretilen Manevi modeller olmadığından bu ruhsal dünyayı nasıl kavrayıp anlam yükleyeceğimizi bilemeyiz.

Oysaki şu anda önümde var olmasına rağmen bendeki eksiklik yüzünden bu realite algılanamamakta.

Zohar kitabı, okunduğunda üzerimizde çalışıp bizde eksikliğini hissettiğimiz manevi modelleri oluşturmaya başlar. Henüz manevi dünyayı algılamayız ancak yavaştan anlamaya başlarız, manevi niteliklerin neyi temsil ve sembolize ettiklerini hissetmeye başlarız; yukarısı-aşağısı, yukarıda ne var ve aşağıda ne, içimizde ne dışımızda ne, daha zayıf olan ne, daha güçlü olan ne, kırmızı ne beyaz ne gibi.

Zohar kitabi bize manevi dünyada bir model rehber olur, aynen bizim maddi dünyada çocuklarımıza oluşturduğumuz model örneği gibi. Böylece sonrasında artık ruhsal resmi görüp anlamaya başlar ve onu bildik parçalara (elementlere) ayırırız. İlginç olan şudur ki daha önce de görmüş olduğumuz bu resmi benzetecek modelden yoksun olduğumuzdan algılıyamamış ve hissedememiştik.

03-11-09 Halka açık Kabala Konferansıdan.

Kabalistlerin Kitapları Herkese ve Herbirimize

Soru: Kabalistler kitaplarını kimler için yazdılar?

Cevabım: Baal HaSulam “Talmut Eser Sefirota Giriş” te şöyle yazar. Kabalistler hepimizin kabala kitaplarını okumamızın zorunlu olduğunu ve hatta anlamasakta onun ıslah edici etkisinden fayda temin edeceğimizi belirtir.

Böylece bu kitapların herkes için olup, maneviyatı keşfedip ilerlemek isteyenlere olduğu kadar üst alemleri keşfetmiş olanlar için de geçerlidir. Başlıyanlara ilerlemeleri için mucize, keşfetmişlere ise yollarına rehber olur.

Aslında kabalistlerin çoğu başlıyanlardan çok keşfetmişler için yazmışlardır kitaplarını. Sadece bazı özel ruhlar (Baal HaSulam, Ramhal) büyük çabalar harcıyarak başlıyanlar için “özel-ışık” temin edecek kitaplar yazmışlardır.

04-11-09 tarihli Kabala ve İçeriği dersinden alınmadır.

Neşama – Yaratan’ın Yukarıdan Işığı

Soru: Baal HaSulamın kendi neşaması yokmu, neden Ari’nin neşamasını sürdürüyor?

Cevabım: Neşama “tanrısal bir yan” ve başlangıçta bu dünyada doğan hiç kimsede mevcut değildir. Hiç kimsede yaradanın ihsan etme niteliğinin minimum seviyesi dahi edinilmiş değil.

Kendini ıslah ederek kişi bu niteliği edinir ve neşamasını inşa eder, aniden kabı şekillenmeye başlar ve ışıkla dolar ki buna “aydınlanmış neşama” denir.

Neşama, ıslah edilmiş arzu (neşamanın bedeni), onu dolduran ışık da (neşamanın ışığı) üzerine giydirilmiş Yarata’nın ifşasıdır. Bu yüzden neşama ya “Yaratan’ın Yukarıdan Işığı” denir. Ari’nin neşemasını sürdürüyor demek, O’nun gibi düşünen, onun yerinde olan, onun gözleriyle gören ve onun gibi hisseden.

Baal HaSulam Ari’nin neşamasını edindi. Bu aynen Adam Rişon’dan Avraam’a, Avraam’dan Moşe’ye, Moşe’den Raşav’a, Raşav’dan Ari’ye ve Ari’den Baal HaSulam’a geçen Neşamadır. Bu özel bir neşama olup Yaratan’ın kendisiyle bir olma’nın metodunu ifşa ettiği nesile özel ruhsal değişimi gerçekleştirir.

Yaratan bize öyle bir hoca gönderdi ki Ari’nin neşamasında Baal HaSulam gibi bizlerinde son ıslah neslinde olduğumudur. Neşama her zaman değişir, sürekli enkarne halindedir. Her zaman farklı bir yüz ve farklı bir seviyede.

Islah edilmiş nitelikler ihsan etme niyetinde ve ışığın içinde belirir-Neşama.

Kab, neşamanın bedeni ve ışıkta neşamadır. Islah sonuna ve tamlığa ulaşma ancak neşama seviyesinde gerçekleşebilir.

09-11-09 Baal HaSulam’ın mektupları dersinden.

Kötü Dürtüler Tam Olarak Düşündüğümüz Gibi Değil

İçimde kötü olanı bulmadan onu ıslah edemem.

Aslında kötü dürtüler diye bildiğimiz kötü değerler; çalmak, yalan söylemek, öldürmek gibi istekler bu sınıfa girmiyor. Bir zamanlar tek bir Ruh idik sonra Kırılma bizleri birbirimizden ayırdı, uzaklaştırdı.

Bu uzaklık, ötekine olan nefrettir ve gerçek kötü dürtü budur. Bu benim diğerleriyle bir kalpte birleşme isteksizliğim ve ötekini kendim gibi sevememe noksanlığımdır. İşte içimizdeki bu kötülüğü ifşa edip onu ıslah etmeliyiz. Kötüyü bulmak kolay değildir. Bizi “iyiye götüren ışık” üzerimizde çok iyi çalışmalı ki içimizdeki kötü dürtüyü hissedebilelim ve akabinde ıslahını talep edebilelim hemen.

Başlangıçta grup ve benim aramdaki “kopukluğu” bulup düzeltirim ve ardından da ihsanetme (koşulsuz verme) niteliğini edindiğim ölçüde Yaratan ile aramda olan “kopukluğun” üstesinden gelirim. Bende ki kötülüğü aşma arzusu ve arkadaşlarımı kendim gibi sevme ilkesi ile bendeki kötüyü keşfederim – kendimi sevmeye ne kadar gömülü olduğumu.

Problem ifşa olunduğunda artık çözümüne çaba gerektirmez. Işıktan talep ederim o da ıslah eder.

(Akdama le sefer pi Haham 13-11-09)Dersinden alıntıdır.

Emre Göre ve Seçime Göre

Bu dünyada ki tüm eylemlerimiz, özgür irademize bağlı olanlar dışında, yukarının emri, takdiri ile gerçekleşir. Özgür seçimimiz aslında sadece yukarının isteğine uygun büyümemizde, yani ruhumuzu Yaratan‘a benzemek için ıslah etmemizdedir. Bunun dışında herşey, içimde ya da dışımda olsun üst dünyanın kurallarına göre işler.

Eğer bu dünyada herşey yukarıdan yönetiliyor ve benim irademin dışında gerçekleşiyorsa o zaman bu dünyadaki yapıp etmelerimin hiçbiri için ne ceza ne de ödül yoktur. Çünkü aslında eylemlerimin hiçbiri benim tarafımdan yapılmayıp benim aracılığımla yukarıdan yaptırılmıştır.

Bu yüzden denir ki hepimiz hayvanlara benzeriz, ta ki Yaratan‘a benzer hale gelelim. Ona benzeyebildiğimiz ölçüde de ancak insan, ADAM oluruz. (Adam benzeyen) dome (benzemek) kelimesinden gelir.

Yaratana benzeme isteği noktacıkla başlar. Ona duyulan büyük arzuyla ve buna “Kalpteki Nokta” denir. Eğer o ifşa olmuşsa, var ise kişi muhakkak Kabala ilmini öğrenmeye ulaşacaktır, çünkü o kişiyi oraya getirecektir. “Kalpteki Nokta” her şeyin O’ndan geliştiği tohum zerresi gibidir. Ancak ruhsal bedenin, neşamanın. Ve bu sadece insanın kendi çabası ile gelişir. İşte bizim yegane özgür seçimimiz buradadır. (Baal HaSulamın Özgürlük makalesini oku).

Tüm dünyayı bunun önemine sars ve ruhunu geliştir, kendini üst dünyalara hazırla ve orada kalmaya önem ver. Bu insanın yaşamda ki elde edbileceği tek ödül ve yegane özgür seçimidir.

(Akdama le sefer pi haham-13-11-09) Dersiden Alıntıdır.

Aynı Gemide Yolculuk Kolay Değil

Hepimiz aynı gemideyiz ancak henüz bunu hissedemiyoruz maalesef. Ortak kaderimize her birimizin katkı ve etkisinin farkında değiliz ve problem de tam burada. Aslında bugünün global dünyasında suçlu birinin yanımızda ya da uzağımızda olmasının hiçbir anlamı yok. Bu integral sistemde herkes eşit konumda yani en uzağımızda ki ile yanıbaşımızda ki biri eşit eşdeğerde oluyor, hepimiz bir ve aynı gemideyiz.

Bizler henüz tek bir ağ oluşturduğumuzun bilincinde değiliz ancak gittikçe bu fikre yaklaşıyor ve yakında bizimle olan mesafesine göre az ya da çok bağlı olduğumuz insanların olmadığını, çünkü herkesin etkisinin üzerimizde eşit olduğunun farkındalığını edineceğiz.

“Eylemler bilinçten öncedir”. Dünyamız eylemler dünyasıdır ve dolayısıyla önce bir şeyler vuku bulur ve sonra ben “eyvah” derim, bir şeyler olduktan sonra. Sonra unuturum, aynı yanlış tekrarlanır ve yine bağırırım “eyvah” diye. Bir sürü “eyvah”lardan sonra nihayet başlarım düşünmeye “tüm bunların sebebi ne, herhalde tesadüf eseri değil” diye.

İnsanlığın bu sebebi arama noktasına gelmesi ve de dünyamızın tüm insanlık için oldğu kadar, tek tek herbirimizin de dünyamız için karşılıklı bağ içinde olduğumuzu anlamamız için daha ne kadar zaman geçmesi gerekiyor acaba?

Bu şunu çağrıştırıyor: Hayatımda eşime, çocuklarıma, ebeveynime kısacası en yakınlarıma tabiyim, bağlıyım. Ancak bu gün ise dünyada var olan tüm insanlara tabiyim, belkide yakınlarımdan bile daha fazla.

Hisset, Taş Gibi

Yaratılışın hamuru “hissetmek” arzunun deneyimlenmesidir. Oysa sanırız ki hissetmek sadece duygulanmalardır. Sevmek ya da nefret etmek misali, ancak gerçek öyle değil, hissetme realitenin kendisidir.

Vladimir Lenin, realitenin bizim bilincimizin dışında bir objektivite olarak tarafımızdan hissedildiğini savunmuş, ancak özelllikle “objektif” ve “bilincimizin dışında” olduğu fikrinde tamamiyle yanılmıştır.

Realite ancak bizimle olan ilişkide onu algıladığımız ve hissedebildiğimiz ölçüde vardır. Gerçeğin muhteviyatı, Yarata‘nın yaratmış olduğu “Alma-Arzusu”dur (Işığın özü olan İhsan Etme niteliği). Farklı seviyelerde farklı biçimlere bürünerek ifşa eder kendini muhteviyat (arzu). Örneğin cansız seviyesinde özünü muhafaza etmeye yönelik olarak kendine yararlı olanı çekip, zararlı olanı itmesi gibi-Artı Eksi örneği.

Işık kendini hisseden arzudan başka hiçbir şey yaratmamıştır.

(Ptiha le Hohmat Kabala-) 15-11-09- Dersinden Alıntıdır.

Yaratanı Aramızda Varediyoruz

Kabalistlerin oluşturduğu Grup olarak aramızda öyle bir BAĞ oluşturmalıyız ki Yaratanı çağrıştırsın. Yaratan aramızda kurulan bağın-köprünün ölçüsüdür. Ötekini kendimiz gibi algılıyabildiğimizde bağı kurmuş oluruz. Dolayısıyla her an bu yönde bir ilişki içinde bulunup bulunmadığımın kontrolünde olarak Yaratana yaklaşabilme niyetinde olmalıyım.

Bizler Yaratanı aramızda kurduğumuz birbirimizle olan ilişkide doğuruyor, var ediyoruz. Hep birlikte. Birbirimize kenetlenerek kaynaktan oluşturduğumuz çemberin içinde aniden bir şey ifşa olur “Gel ve Gör” diye.

Gel-Bo ve Gör-Re . ” BORE-YARATAN”

O an aramızda ortak bir kap, 10 sefirotun verme niteliğinde bir kli oluştururuz. Eğer içimizde doğru ilişkiyi bulma arzusu ve coşkusu mevcut ise bu birlikte oluşturduğumuz KAP kendinde var olan doyum ile bunu ifşa eder.