Hatalardan Korkmayın

Hazırlık dönemi en önemli dönemdir ve özel bir zamandır, çünkü özellikle gizliliğin ve karanlığın bu döneminde tüm niteliklerimizin, hedeflerimizin, araçlarımızın ve içsel tanımlamalarımızın farkına varmaya çalışırız. Sonrasında, Mahsom‘un üzerine yükseldiğimizde, tek yaptığımız şey, içimizde olan ve hazırlık döneminde açığa çıkarıp ıslah için hazırladığımız kötülüğü ıslah etmektir.

Baal HaSulam açıklar ki, hazırlık döneminde Zdonot (kasıtlı olarak ihlalde bulunmak) ve Shgagot (kasıtsız olmayarak hata ve ihmalde bulunmak) “yaparız” (içimizde ifşa etmek). Bu hata ve ihmalleri hazırlık döneminden sonra, “ihsan adına ihsan” denen dönemde ıslah ederiz. Bundan sonra ise, “ihsan adına alma” denen dönemde kasıtlı olan ihlalleri ıslah ederiz.

Hazırlık dönemi, içimizde bulunan tüm “zinacıları” ifşa etme dönemidir. Onarı, yapabildiğimiz ölçüde teker teker ifşa ederiz. En önemlisi şu ki, onları kaldırabileceğimiz dozlarda ifşa ederiz, bizi manevi yoldan kaçırmayacak derecede baş edebileceğimiz şekilde ifşa ederiz! Ve tümünü uyandırmadıkça Mahsom‘u geçemeyiz.

İhlal ve ihmallerin üzerlerine yükselme şartıyla Mahsom‘u geçeriz. Onları ıslah etmeye kalkışmamalıyız, bunun yerine onların üzerlerine yükselmeye çalışmalıyız. Ondan sonra, Machsom’un üstünde, onları ıslah eder ve “ihsan adına ihsan” niyetini kazanırız. Onları olduğu gibi kullanırız ve onların içinde kalmak isteriz, fakat bunu ihsan adına yaparız. Bu, Sinai Çölü’nü aşmaktır.

Sonra ise onları “alma adına alma” niyeti ile ıslah ederiz, yani Israel’e ayak basarız (Yaratan’ın ifşası). Görünüyor ki, Mahsom öncesinde içimizde ıslah ettiğimiz bütün niteliklerin içerisinde Üst Dünya’yı, Yaratan’ı ifşa ederiz.

Kendimizi Yeni Algılara Açmamız İçin Gerekli Vukuatlarımız

Bir Kabala dersi, diğer türden olan tür derslerden ayrılır, çünkü bizlere hissettiğimiz (içerisine doğmuş olduğumuz) realiteden farklı bir realteye taşınmayı öğretir. İçerisinde bulunduğumuz vukuatlarımız süresince, altta yazılı olan yeni duyulara hazırlıklı olmalıyız.

1. Dersten önce tüm problem ve kaygılarımızı unutmalıyız, sanki bunlar hiç var olmamış gibi ve sanki dünyanın ta kendisi hiç var olmamış gibi bir vaziyette olmalıyız.  Eğer yeni bir realite tatmak istiyorsak, dışımızda bulunan herhangi bir şey kafamızı bozmamalı, sanki dünyamız yokmuş gibi davranmalıyız.

2. Muhteşem bir şeyi algılamaya başlamış gibi davranmaya gayret göstermeliyiz; muhteşem, yeni, sonsuz, mükemmel, gururlu ve tüm dünyaca tamamlayıcı/belirleyici bir şey algılamaya başlamış gibi davranmaya gayret göstermeliyiz. Bu yeni yüksekliği ve büyüklüğü kabul etmeye kendimizi hazırlamalıyız.

3. Öte Dünyaları algılamak, ruhların birleşmesi ile gerçekleşir. Arzularımızı ortak bir niyet yönünde birleştirme yolundaki kollektif olan içsel çabalarımız, her birimizde manevi dünyayı algılama arzusunu doğurabilir – verme ve sevgi niteliğine kavuşma arzusunu doğurabilir.

4. Hepimizde ortak olan verme ve sevgi niteliklerini edinme girişimlerimiz, bizlere sonuçta mutlaka “dışımızdan” desteğe ihtiyacımız olduğunu gösterir.. Bunu fark ederiz. Bu ise, içimizdeki bu niteliğin yüzeye çıkmasına yarayacak, Yaratan’a yöneltilmiş içten bir duaya sebep olur.

5. Bu tür dualar, otantik Kabalistik kaynaklardan grubumuz ile beraber çalışırken, ortaya çıkabilir.

İyi Söz Ağaç Parçasına da İyi Gelir

Soru: Doğada farklı malzemeler mevcut: Demir, ağaç, taş gibi ve bunlar kesinlikle pasiftirler. Benim algılayışıma göre de hepsi cansız seviyededirler ve arzu ise daha aktif birşey, neden tüm bu malzemeleri arzudan sayıyorsun?

Cevap: Örnek olarak kurşun kalemi alalım. Malzemesi ağaç, ondan yapıldı. Ancak ağaç kendi formunu, yapısındaki atomik bağı muhafaza etmek ister. Onunla birşey yapmayı denediğinde, vermeye çalıştığın değişikliğe karşı koyup direndiğine şahit olacaksın. O’nun bu direncini, formunu koruma arzusu adına gösterdiği direnci kırabilmen için kendinden büyük bir güç katman gerekecek.

Bu malzemenin gücüdür ve farklı parametrelerde ölçüldüğünde onun dış etkenlere olan direnişini ölçmüş oluyoruz. Senden, O’nun niteliğini ve konumunu değiştirebilmen için fazladan bir kuvvet katmanı talep eder. İşte buna malzemenin arzusu denir.

(03-12-09-Hohmat Kabalada Malzeme ve Form makalesi) Dersinden alıntıdır.

Dünya Yaratan’ın Doğası

Soru: Malzeme nedir?

Cevap: Malzeme arzudur. Ve onun dışında hiç birşey yoktur. Sadece arzu vardır ve geriye kalan herşey arzunun içinde oluşan  ihsan edenin doğasıdır. Negatif doğaya ihsan edenin arka yüzü “kötü dürtü”, pozitif doğasına da “iyi dürtü” deniyor. Fakat “dürtü” temelinde malzeme olup arzudur ve böylelikle temel ya iyi ya da kötü oluyor, (Kötü dürtü ve iyi dürtü).

Dürtü-Arzu, arzu-dürtü Yaratan tarafından yaratıldı. Yaratan’ın doğası arzunun içinde ve arka yüzünde kötü, ön yüzünde ise iyi iyileştirendir. Bizim problemimiz her iki olasılığıda içimizde hissetmemizdir  ve tüm bu hislerle dünyayı var ederiz içimizde.

(03-12-09-Hohmat Kabalada Malzeme ve Formları makalesi) Dersinden alıntıdır.

Bu Dünya Görünmediğinde

Soru: Eğer bu dünya bir yansıma ise o zaman yaptıklarımızın yaratılışın amacına hizmet etmediği anlamı çıkmıyor mu?

Cevap: Bu doğru değil, çünkü görevimiz kendimizi geliştirmemiz ve içinde olacağımız bir yaşam var etmemizdir.

Maneviyatı elde etmek için önce bu maddi hayattan sukutu hayale uğramak gerek. Gerçekleştirebileceğin manevi uygulamalar üzerinde düşünüp bu hayatla maneviyat arasında bağ kurmaya başlıyarak, tüm maddi varoluşunu manevi tekamülüne yönlendirmelisin.

Dolayısıyla bu yansıma dünyasında yaptığın her şey maneviyata dönüşür ve bu dünya da yok olur. Çünkü ondan çıkarıcağın tüm sonuçlar senin ebedi varlığın içindir. O artık yok olur, varlığı sadece kalpteki-nokta ya yardım içindi.

Ve ıslahı da tam bunda saklı olup ne özünü değiştirmesi nede ihsan etme niteliğini elde etmesi olanaklı değildir. Albümin içerikli bedenimizin kendi doğasında ihsan etme özelliğinde olması mümkün değildir. Bu dünyada tüm unsurlar, cansız, büyüyen ve canlı seviyelerinde, bütünün adına biribirlerine ihsan ediyorlarsada bunu bilinçli bir şekilde yapmazlar.

Ben ise bu hayatı ancak ruhumu tekamül ettirdiğim oranda var eder ve gerçekleştiririm. Doğanın diğer seviyeleri (cansız, büyüyen, canlı) aralarında global bir ilişki ve armoni ile bağlanmışlardır ancak bu bağ  bilinçli değildir ve buna karşılık insanoğlu bu seviyeleri (ve de kendi hayvansallığını) ihsan-etme niteliğinde, ruhunda gerçekleştirmeye, yüksek seviyelerde olma bilincindedir.

İşin özü şu ki, insanlık kendi ile birlikte tüm maddi yaratılışı da yüceltir. O, cansız, büyüyen, canlı doğasını ıslah zorunda değildir çünkü zaten ıslah edilmişlerdir. Maddi bedensel varoluşumda ben hayatıma elzem olanı alır ve tüm geriye kalanı da kalpteki noktayı geliştirmeye bırakırım. Öylece bu dünyanın tüm seviyeleri cansız, büyüyen, canlı ve konuşan olarak manevi seviyelerele uyuşurlar.

Demekki bu seviyeler birbirlerini içerirler ve Yaratan tarafından özel niyet olmadan idare edilirler. Ve ben insanoğlu, manevi tekamülümü edinebilmem için, maddi bedenimin ihtiyaçlarını karşılayıp varlığımı sürdürmeliyim. Ve eğer bunu yaparsam maddi bedenim o zaman manevi gelişmeme olanak verecek şekilde onu kullanmama imkan verir. Onu ihsan edene çeviremem, doğasını çalıştıran kanunları da değiştiremem, ama onun varlığına kendi niyetimi bilinçli şekilde bedensel oluşu manevi tekamül için kullanırsam, o zaman tüm ıslahta faal bir paya sahip olmasını sağlarım.

Böyle bir ilişki tüm yaratılışı ıslaha götürür ve hiç bir şey yok olmaz.

Netice itibariyle arzunun hiçbir bölümü yoktur ki bu yansıma dünyasında dahi ıslah olmasın.

Tufan Sonrası Yeni Yaşam

Egoist arzumuz kendimizi kötü hissettirip bizi arkadan itekliyerek mutluluğu armamıza vesile oluyor.

Ancak tabii bu tek başına bizi doğru yöne getirmeye yetmiyor. Neticede egoizmden kaçış yaratılışın amacı değil, sadece bir yardım, engelleyici güç.

Yukarıdan bize gönderilen arzu bizi amaca yönlendirir. Bu bir kıvılcım ya da kalpteki noktadır, bizi manevi tekamüle çeken. Bizi Kabalistlerin grubuna, öğretmene getirir, içimizdeki kıvılcımı ve de kendimizi geliştirmeye.

Tüm bunlarla kendimize, içine girip kendimizi bütün kötülüklerden ve manevi gelişmemizi engelliyebilecek şeylerden koruyacak bir “Sandık” (gemi) inşa ederiz.

Fakat anlamayız ki içimizde ve dışımızda oluşan engellerle yapabileceğimiz birşey yok, onlar seçimlerimizde güçlenebilmemiz ve dayanma gücümüzün pekleşmesi için gelir başımıza. Ve böyle fırtınalı tufan günlerinden, zararlı şeylerin imhası ve sadece bize elzem olanın elde edilmesi, kazanılması kalır bize.

İçimizde, Yarata‘nın niteliği olan ihsan etmede kendimize bir “sandık” inşa ettik ve orada tüm arzularımızı daraltıp sakladık. Zohar kitabı şöyle yazar: “Sen ve tüm ailen sandığa gel ki sandığın dışında kalan herşey yok olacak bu dünyadan”

İnsanın Bina‘ya, ihsan etme niteliğine, Yaratan‘ına yapışması, aynen tohum zerresinin anasına yapışması misali onun manevi gelişmesinde ki tek kazancı olacak. Ve Bina‘ya katamadığı tüm arzuları da Tufan günlerinde yok olacak.

Noah (Nuh) bu beni maneviyata sokabilecek içimdeki yegane arzudur. Yeter ki bu arzumu, manevi tekamülüme yaramıyan diğer tüm arzularımdan ayırabileyim.

Ben bu arzu ile maneviyata bağlanıp sadece onun büyümesini ve gelişmesini istiyorum, diğer tüm arzularımı Tufan günlerinde denize atarak. Bu tek arzu ile ilerleyip yeni dünyayı kurmak istiyorum, tufan sonrası dünyasını!

Yeni dünyanın ne olduğunu bilmiyorum. Bina‘nın içinde tekamül ederek, aynen ana rahminde olduğu gibi ve de ne olacaksa o olarak yeni bir dünya olacak!

Maneviyatta Dualite ve Teklik

Bir yandan herşeyin Arzuya bağlı olduğu, diğer yandan da herşeyin Işık tarafından yaratıldığı ve arzunun da onun doğası olduğu söyleniyor.

Nasıl örtüşecek bu söylenenler? Mesele şu ki bazen Işığın bazen de Kabın yönünden konuşuluyor. Ancak bu ikiliğin her zaman var olduğunu unutmamalıyız: Bizler asla, Işıktan arzu olmadan konuşamıyacağımız gibi Arzudan da Işık olmadan konuşamayız.

Arzu üzerine konuştuğumuzda Işığı, arzumuzda oluşan farklı hallerde hissederiz ki bu farklı hallere de “Işık” deriz.

Kabın yaşadığı bir halden diğerine ilişkisine Işık denir. Üstteki Kab, alttaki Kabla olan ilişkisinde Işık olarak düşünülür. Bu da niteliklerin ilişkisinden ötürü böyledir. Üst daha fazla ihsan-ettiği için ona “Işık”, alttaki de ona oranla daha çok alıcı olduğu için ona da “Kab” deniyor.

Kabın altta olması ve Işığın içine nüfüz etmesi şeklinde düşünmeye alıştık ancak maneviyatta öyle dağildir. Kapta bulunan ihsan-etme niteliği ki buna “Işık” ve alma niteliğine de “Kap” denir. Tüm bunlar arzunun nitelikleri olup sadece ondan bahsediyoruz. Yükseliş ve alçalışlarını. Yükselen hallere “Işık” ve alçalan hallere de “Kap”.

Dolayısıyla Yaratan-Bore şöyle çağırılıyor: “Bou ve Ree” – “Gel ve Gör”. Çünkü biz onu kendi Kabımızın içinden görüyoruz. Kabımızda damgalanmış ihsan-etme suretinde, Işık ya da Yaratan niyeliğinde.

Bunlar önemli tanımlamalar 0lup bizleri mahsomu geçmeye ve maneviyata doğru arzularımızla girmemizi sağlar. Tüm bu farkındalıklar sadece çeşitli Alma yada İhsan-Etme halleridirler.

ZOHAR Bir İfşadır

Zohar, bizim gerçek konumumuzun keşfidir. Gizli olanla örtüştüğü ölçüde, benzer nitelikleri edindiği ölçüde ifşa edilir.

Zohar kitabı, içimizde ihsan-etme niyetini edindikçe ifşa olacak,edinemedikçe de gizli (sır) olarak kalacak bizlere.

Dolayısıyla Kabala Bilgeliğinin önerisi: İhsan-etme arzumun var olup olmadığının kontrolu. Arkadaşlarımın ihsan-etme arzularındaki oluşturdukları birliğe dahil olabilmem oranındadır. Onların birlik olma arzusu üst seviyenin ifşası olacak, Yaratanı.

Buna ulaşmak için bizden herbiri nerede olduğuna bakmaksızın sadece tek bir şeyi arzulamalı: Dünyamızın üzerine çıkıp, birleşmek, “tek adam tek kalp” hissiyatında olmak.

Sadece bu konumda birliği, aravutu elde edebilir ve de bu nitelikteki üst dünyayı ifşa ederiz.

(30-11-09-Sefer Hazohar – Dersinden alıntıdır.)

Yukarının Müsadesi

Soru: Baal HaSulam Kabala ilmini ifşa etmek için yukarıdan izin aldığını yazıyor. “Yukarıdan İzin” ne anlama geliyor?

Cevap: Kabalistler öyle bir seviyeye ulaşırlarki orada bu izin onlara ifşa olur ve delege tayin edilerek aldıkları misyon için faaliyete başlarlar.

Bu tüm büyük kabalistlerin başına gelen bir fenomendir. Elçi olma görevi Avraam ile başlayıp en çarpıcı örneğini milletin ruhani liderliğini üstlenmiş Musada bulur.

“Yukarıdan Müsade” beraberinde, tüm yaratılışı bilme ve elde etme, yaratılışın ifşa metodunu ve ıslah metodunun öğrenim eğitim yollarının bilinmesi zorunluluğunu da beraberinde getirir.

“Yukarıdan Müsade” alan kabalist kendisine ifşa olunan bilginin aşağıdakilere anlıyabilecekleri seviyede aktarılmasında köprü vazifesi görür.

“Yukarıdan Müsade” Yaratan ile insanlığın benzerliği üzerine geniş bir sistemi içerir. “Yukarıdan İzin Verilmesi” aynı kişinin Yaratan‘ın temsilciliğine dönüşmesi, Yaratan ile yaratılış arasında bağ olması anlamındadır.

Eğer kişi “yukarıdan izin” li değilse amacın ne olduğu ve önemini gerektiği şekilde anlatamıyacağı için, insanların sadece kafalarını karıştırmakla kalmış olacaktır.

Amaç- Yaratanla bir olma, Dvekut (yapışma). (Tekvücud olma) amacı elde etme aracı ise- Tikun, kişinin arzularını ıslahı.

Islah, “İyiye Götüren Işık”ın yardımı ile fakat onu kendimize çekebilmemiz de “kalpteki nokta”larımızı birleştirebileceğimiz bir grup içinde elde edilebilir ancak.

Tüm bu sistem açık ve anlaşılır geliyor ise kişiye, yukarıdan izin var demektir kendisine.

(Torat hakabala ve mahuta-17-11-09) Dersinden alıntıdır.

Üst Dünyalara Girişin Anahtarı ZOHAR Kitabı

Kabala ilmine göre bizleri üst güçden ayıran altalta beş alem bulunmakta ve en üsttekinde varolan herşey aşağıya doğru kopyalanarak iner ta en altta varolan bizim dünyamıza kadar.

Bu dünyaların aralarındaki fark detaylarında olmayıp içerdikleri malzemede bulunmakta. Üst alemlere gittikçe içerdikleri malzeme daha manevileşmekte (aşpaa-koşulsuz verme) ve alt dünyalara inildikçede malzemeleri bir o kadar maddileşmekte (alma, egoistleşme).

Böylece bu dünyaların detaylarıda birbirlerinin aynı olmasına rağmen materyallerinde yani arzularındaki farklılığı mukayese ve tahayyül edebilir, kendimizde de değişiklikler getirecek arzular dileyebiliriz.

Zohar kitabının tekliği ve özelliği üst alemin projeksyonunu yansımasını bizim dünyamızda yaratmasıdır. Bu dünyanın hikayesini anlatırken ona paralel olarak O’nun kaynağının üst dünyada olduğunu anlatır ve tüm bunları büyük bir kesinlkle ifade ederek birbiri üstünde olan bu dünyaları tasavvur etmemizi sağlar.

Böylece iki dünya arasında olup ancak kendi dünya hikayemizi anlayabilirken üst dünyaların imajını yapabilir, imgeliyebiliriz. Bu iki imge arasındaki fark şudur ki dünyamızda ki imgeler algılanabilir olduğundan anlaşılabilir ve somutken, üst dünyadakiler içerik, arzu, niyet ve güç gibi nitslikseldirler ve algılanamazlar.

Eğer insan her zaman bu iki dünya arasında bulunursa, henüz üst dünyaları algılıyamıyorsa bile en azından üst dünyaları hayal etmeye çalışıyorsa birşeyler ifşa olmaya başlar ve bunu hisseder ve böylece ruhsal aleme doğuşuna yaklaşmış olur. İşte Zohar kitabını özel kılan budur. Anlık olarak insanı kendine çeker ve yine anlık olarak onu iterek bu dalgalanmalarla insanı ruhsal aleme ya da üst dünyalara yaklaştırır.

Eğer insan belli bir ruhsal seviyede ise ve daha da yükselmek istiyorsa bu kitab aynı etkileri onun üzerindede gerçekleştirir ve bu böylece ruhsal merdivenin 125 basamağında çalışır.