Hisset, Taş Gibi

Yaratılışın hamuru “hissetmek” arzunun deneyimlenmesidir. Oysa sanırız ki hissetmek sadece duygulanmalardır. Sevmek ya da nefret etmek misali, ancak gerçek öyle değil, hissetme realitenin kendisidir.

Vladimir Lenin, realitenin bizim bilincimizin dışında bir objektivite olarak tarafımızdan hissedildiğini savunmuş, ancak özelllikle “objektif” ve “bilincimizin dışında” olduğu fikrinde tamamiyle yanılmıştır.

Realite ancak bizimle olan ilişkide onu algıladığımız ve hissedebildiğimiz ölçüde vardır. Gerçeğin muhteviyatı, Yarata‘nın yaratmış olduğu “Alma-Arzusu”dur (Işığın özü olan İhsan Etme niteliği). Farklı seviyelerde farklı biçimlere bürünerek ifşa eder kendini muhteviyat (arzu). Örneğin cansız seviyesinde özünü muhafaza etmeye yönelik olarak kendine yararlı olanı çekip, zararlı olanı itmesi gibi-Artı Eksi örneği.

Işık kendini hisseden arzudan başka hiçbir şey yaratmamıştır.

(Ptiha le Hohmat Kabala-) 15-11-09- Dersinden Alıntıdır.

Yaratanı Aramızda Varediyoruz

Kabalistlerin oluşturduğu Grup olarak aramızda öyle bir BAĞ oluşturmalıyız ki Yaratanı çağrıştırsın. Yaratan aramızda kurulan bağın-köprünün ölçüsüdür. Ötekini kendimiz gibi algılıyabildiğimizde bağı kurmuş oluruz. Dolayısıyla her an bu yönde bir ilişki içinde bulunup bulunmadığımın kontrolünde olarak Yaratana yaklaşabilme niyetinde olmalıyım.

Bizler Yaratanı aramızda kurduğumuz birbirimizle olan ilişkide doğuruyor, var ediyoruz. Hep birlikte. Birbirimize kenetlenerek kaynaktan oluşturduğumuz çemberin içinde aniden bir şey ifşa olur “Gel ve Gör” diye.

Gel-Bo ve Gör-Re . ” BORE-YARATAN”

O an aramızda ortak bir kap, 10 sefirotun verme niteliğinde bir kli oluştururuz. Eğer içimizde doğru ilişkiyi bulma arzusu ve coşkusu mevcut ise bu birlikte oluşturduğumuz KAP kendinde var olan doyum ile bunu ifşa eder.

Önemli Olan Gerçeğin Kendisidir

Soru: Yaratanı ifşa ettikten sonra, Kabalist, dindar birine dönüşürmü?

Cevabım: Kabalistin kendine dert edindiği tek şey, Yaratanla nasıl bağ kuracağıdır. Geriye kalan her şey bu ilişkiye göre düzenlenir. Şu an, seninle olan herşey, bozulmuş arzularında. Dünyaya, kendine ve Yaratanınla olan ilişkinde, tüm bunlar bozulmuş, arızalı. O halde, O na karşı, nasıl doğru davranabilirsinki?

Eğer, kendini islah edersen, o zaman kurduğun ilişki, gerçek bir ilişki olacak, aynen Yaratanın senden beklediği ilişki. Bu yüzden, gelecekte dinler nasıl görünecek, insanoğlu nasıl davranacak, yaşam şekli ne olacak, bu dünya var olmaya devam edecekmi diye sormuyoruz ve ancak gerçeğe önem veriyoruz.

Eğer şu an tekamül etmiş değilsem tüm gördüklerim, hissettiklerim, düşünüp anladıklarım, tüm bunlar da doğru olamaz, ne aklen ve ne de kalben. Dolayısıyla da bunlardan geleceğe hiç bir şey kalmıyacak. Tüm kırılan ıslah olanla yer değiştirecek.

Peki ne olacak? Bilmiyorum ve bozulmuş isteklerimde bunu tahayyül dahi edemem. Söyleyebileceğim tek şey her şeyin kendi zıddına dönüşeceği. Yazılmış olduğu gibi: “Tersine Dönmüş Dünya Gördüm”

Dolayısıyla tüm yapmamız gereken tek şey Üst Işığın bizde yaratacağı değişikliğe hazır olmak.

(23-11-09-İgeret şel Baal aSulam) Dersinden alıntıdır.

Zohar İçimde İfşa Olur

Zohar kitabını okurken hep (en önemli şey bu) üst sistemlerin bulundukları konumu düşünmeliyiz. Onlar herbirimizin içinde bulunup tarafımızdan ifşa edilmeliler. Okuduğumuzda ya da dinlediğimizde, işittiğimiz tüm isimlerin ve olayların, partsufim veya sefirotların (atik, arihanpin, parsa, yükseliş, iniş, birlik, ayrılık) ne zaman içimize hissedileceği bizim için tek beklenti olmalı. “Bunları içimizde ne zaman hissedeceğiz?” Tüm bu nitelikler ve uygulamalar içimizde, hissiyatımızda; işte atik ve orada arihanpin ve de burada ortada parsa ve beni hissetmekten alıkoyan her ne oluyorsa. Tüm bunlar insanın içinde ifşa olmalı, nihayet manevi dünya insanın içinde, her ne kadar bizler onu bizden çok uzaklarda olduğunu varsaysakta. Ancak “Realiteyi Algılayışımızdan” da öğreniyoruz ki bizler tüm gerçeği sadece içimizde hissediyoruz ve maneviyatı ise içimizde en derinlerde hissediyoruz.

Dolayısıyla, okurken aynen bir operatör gibi davranarak, büyük arzuyla Zoharın söylediklerini içimde derinlerde bir yerde ifşa etmeye çalışmalıyım.

“Yaratılış Düşüncesi”,”Atik”,”Arih Anpin”,”Ketere yükseliş” gibi kelimeleri okuduğumda onları içimde nasıl hissettiğimi anlamaya çalışmalıyım. İsterim ki Zohar tekstinde okuduğum her bir kelime ona tekabül eden hissi ifşa etsin içimde. Eğer sürekli bu işle meşgulsan, maneviyatı ifşa etme çabası içindeysen, bunu asla aklınızdan çıkarmayın. Her dersten önce, Zohar kitabında okuyacağınız her bölümden önce, hep bu niyete dönmeniz çok önemlidir. Şu an Toranın içsel muhteviyatı ile çalıştığımızı hatırlayıp toranın içinde insanın içselliğinin ifşa olduğunu bilelim.

Farklı düşünceler, arzular ve nitelikler içimizde ve onların derinlerinde maneviyatın gerçeği ifşa olur ki tüm bunları Zohar kitabında okuruz. Bu yüzden benim tüm dikkatim ve beklentim hep, içimde ne ifşa edeceğime odaklanmış olur. Öncelikle hep bunu düşünür ve her zaman bu kelimelerin içimde ne tür tepkiler uyandırdığına konsantre olurum. Hatta onların imgelenmesi dahi önemsiz kalır içimizde olan biteni hissettiğimizde.

Bu büyük arzumuz böylece dua olmuş oluyor. Tekste bu tarz yaklaşımla çalıştığımızda, bu alışkanlığımıza, aramızda oluşturduğumuz bağı da katmış oluyoruz. Aslında Zohar kitabı da aramızdaki bağı oluşturmak için yazıldı ve bu bağ bedenler arasında olmayıp, içimde, tüm ruhların noktalarının arasında-BENDE.

Bu bağlantıyı ben içimde inşa etmeliyim. “Ben” sureti ve “Ötekiler” sureti arasında oluşan ilişkide, içimde manevi alma kabımı inşa ederim ve de maneviyat ifşa olur. Dolayısıyla tüm dikkatimin içimde odaklanıp hiç bir kelime ya da tekstin bunu bozmaması, anlamın hep içimde yaşadıklarımla ilgili olması.

Kelimenin kendisini duymakla ilgilenmeyip, içimde uyandırdığını hissetmek- çünkü kelimenin asli anlamı odur. Sonunda tüm kelimeler bu dünyadan alınma ve onlara manevi anlamı yükleme benim içimde.

(25-11-09- ZOHAR Kitabı) Dersi içinden alıntıdır.

Öğretmen Arayın

Maneviyatı elde etmek (ihsan-etme niteliğine sahip olup, Yaratana benzemek) bir başına kitaplardan öğrenilemez.

Hayatta bir öğretmene muhtaçsın. Ancak O, senin seviyeni manevi seviyeye bağlıyabilir. Tek başına asla Yaratan seviyesine ulaşamazsın ve ancak öğretmeninin Yaratanla aranda oluşturacağı basamak sayesinde manevi aleme girersin. Sadece öğretmenin sen ve manevi dünya arasında basamak olabilir çünkü o aynı zamanda her iki alemde de bulunmakta.

Ari ve Baal HaSulam (Talmut Eser Sefirot, cilt 3,”içe bakış”) bizimle üst alemler arasında olan basamakları çıkabilmek için kullanımımıza sunulmuş araçların olduğunu yazdılar. Öğrenci ilk basamağı tek başına çıkmayı başarırsa dahi, öğretmeni olmadan o alemi tanıması uzun yıllarını alacağı gibi kendini ıslah etmesi için yeterli zamanı da olmazdı.

Bu dünyada da benzer şekilde erginliğe ulaşabilmemiz için önce bir 20 yıllık öğrenme safhası geçirmemiz gerekiyor. Eğer ilk manevi “20 yıl” hocanın yanında geçirilmezse, eğitim ve öğrenim görmemiş bir çocuğa, büyüklerinden hiç destek almamış birine benzeriz. Dolayısıyla kişi hocasının sölediklerini iyice duymalı ve tüm gücüyle onları kaale alıp kendi egoist düşüncelerinin üzerine çıkarmalıdır.

Tüm bunlardan sonra eğer kişi bebek gibi davranıp ağzına kaşıklanan yemeği yemiyor ise, hoca daha ne yapabilir ki?

(22-11-09-Torat Akabala ve Mahuta) Dersinden alıntıdır.

Örnek Alaraktan İhsan Etmek

Soru: Altta olan kişi, üsttekine karşı kendini nasıl nötrleştirir?

Cevabım: Başlangıçta, bir sonraki manevi seviye bana karanlık gibi görünür, fakat aslında o daha üst seviyede bulunan ihsan niteliğidir. O seviye ile ilişki kuramadığımdan dolayı içimde karanlık hissine, boşluk hissine ve depresyona sebep olur.

Yalnızca bu üst seviyenin yardımı ile egomu (kendimi) nötr hale getirebilirim. Bunu yapabilmem için, gruba yönelmem gerekiyor ve gruptan hedefin büyüklüğünü, ihsan niteliği ile Üst Seviye’ye bağlanma hedefinin önemini almam gerekir. O zaman Üst Seviye’ye yakarışta bulunmak için hazırımdır. Bana hedefin büyüklüğünü vermesi için, hedefin almaktan daha önemli olduğunu göstermesi için yakarışta bulunmaya hazırımdır. Bu şekilde Üst Seviye ile uyuşabilirim, Üst Seviye ile mutabık olabilirim ve kendimi karşısında nötrleştirebilirim.

Yakarışıma cevaben Üst Seviye bana açılır ve bana ihsanın büyüklüğünü o denli gösterir ki, ihsan etmeye hazır olurum. O zaman onunla eşit olurum ve o seviyeye yükselirim. Üst Seviye’nin zekasını alarak onunla birleşirim. O zaman ikinci aşamaya ilerlerim ve bağımsız olarak davranmaya başladım.

Bu, genel olarak kabul görmüş eğitim metoduna benzer; Son sınıf öğrencisi bir örnek verir, sonra elimi avucunun içine alır ve bir resim çizer. Sonrasında o resmi kendim de çizebilirim.

Birlik İstemek

Soru: Her zaman Yaratan sevgisini ifşa etmemiz gerektiğini okumama rağmen içimde tam tersine nefreti keşfediyorum, ne yapmalıyım?

Cevabım: Eğer bunu henüz haykırmaya kadar vardırmadıysan bu senin için harika bir ifşa olurdu ve de ayrıca katlanılamaz bir durum olmazdı senin için.

Olabilirki bazen senin ne kadar iyi olduğun ve bazende başkalarına olan nefretinin kendinden nefret duymaya götürdüğünü hissedersin. Burada noksan olan ve ileride bizim için iyi olacak olan, Yaratan‘nın, bizzat aramızdaki ilişkide gizli olduğunun hissedilmesidir.

Yaradan Musa’ya “Paroya Gel” der. Bu, bendeki kötü dürtülerin (Paro) üzerine çıkmam ve onu ihsan etmeye (Yaratan) ikna etmem demektir. Böylece kendi egoizmimden (Mısır) çıktığımda kendimizi “bir insan bir kalp” olma zorunluluğunda buluruz.

Yaradanı ifşa için birleşmekte bu kendimizi Sina Dağı çevresinde (karşılıklı nefret) içinde bulmamız anlamına gelir. Birleşmek ve aramızda kurduğumuz birlikte Yaratanı, üst konumu ifşa etmek.

Şimdilik kendi Paro‘na gitmeli ve ondan diğerleri ile birleşmene olanak sağlamasını talep etmelisin çünkü Yaratan‘ı sadece Birlikte bulabilirsin.

(20-11-09-Şamati) dersinden alıntıdır.

İstekleri Doğru Yerlerine Düzenlemek

Kabala bilgeliğini öğrenen kişi anlamaya ve keşfetmeye başlarki insanın “kendi beninden dışına çıkması” onun özel birşey, ebedi ve bütünsel birşey elde etmesine, kendi küçücük dünyasının çok üstünde bir konuma erişmesini sağlar.

Tüm bunlar, değerlerinin değişmesi ve çevresinde varolan herşeyden daha çok maneviyata önem vermesinden dolayı oluşur. Amaca ulaşmak kişinin önemsediği tercihlere bağlılığı ve onlara verdiği önem sırası ile oluşuyor.

Eğer ebedilik ve tamlık elde edilmesi, kişiye çevresindeki tüm diğer şeylerden (yaşam için elzem olanlar dışında) daha önemli geliyorsa, bu, kişinin tercih ve değerlerini doğru bir şekilde düzenlediği anlamına geliyor.

Tercih ve değerlerin kendisi tarafından şüphe götürmez bir tarzda kabul görmesi ve içten içe kendini kontrol etmesidir aslında. Beslenme, seks ve aile- maddi dünya arzular (hayvansal – arzular) biryere kadar tatmin edilmesi gereken arzulardır.

Sosyal arzular; para, saygı, otorite, bigi. Ve tüm bunların üzerinde, maddi dünyamızın ötesinde bulunan maneviyat arzusu. Eğer insan her zaman isteklerini doğru bir düzene koyma dikkatinde ise o zaman maneviyata giden yolda amacını korumuş olur ve her durumda ona ulaşmak için ilerler.

(20-11-09-Derse Hazırlık) İçinden alıntıdır.

Üst Işığın İfşa Yolu

Soru: Bilgelik Işığını (Or Hohma) neden keşfedemiyorum?

Cevap: Çünkü sende Hasadim Işığı yok. Sadece alma arzun olup Hohma ışığında kendini kötü hissederek tatmin olamazsın.

Gerçekte Hohma Işığı egoistik isteklerde olmayıp sadece Hasadim yaklaşımlarda, “ihsan etme“ niyetlerinde ifşa olur. (Aynen Bina‘nın Or-Yaşar’ın dört safhasında yaşadığı süreç gibi).

Şimdilik herbirimizde Or-Hohma‘nın dolumuyla sonsuzluğu içeren bir kab mevcut ancak Or-Hasadim yoksunluğu nedeniyle cehennemi bir karanlığın içinde hissederiz kendimizi. Hasadim eksikliğindeki en küçük Hohma Işığı bile bizde ısdırab, hastalık ve krizlerin hissedilmesine neden olur.

Or-Hasadim de bize Or-Hohma‘nın sıfır hissiyatı verilir (Yarata‘nın merhameti) ve bu yaşamın hissiyatıdır. Bizde ki Or-Hasadimi var edip onu geliştirebilelim ve taki özgür irademizle Or-Hohma‘yı ifşa edebilelim.

Yaratan bizi bizle oynıyarak tekamül ettirmekte. Bir yandan nurunu hohma-Işığı ile bize haz verirken diğer yandan da bizi kötü hissettirerek Or-Hasadime olan ihtiyacımızı anlamamızı sağlar. (Perde, yansıyan-ışık, ihsan-etmeye niyet ve sevgi).

Perde tarafından itilen Or-Hasadimde Or-Hohmayı ifşa ederiz.

Henüz bilincinde olmasakta tokat yedikçe ve az ya da çok darbeler artıkça kendimize sormaya başlarız; Neden ıstırab çekiyorum? Neler oluyor? Hayatımın amacı nedir? diye. Ve bunlar senin gruba, öğretmene, kabala öğrenimine gelmeni temin ederek zamanla kendindeki eksikliğin Or-Hasadim olduğunun bilincine varırsın yavaş yavaş. Dolayısıyla kabala bilgeliği bize ihsan-etme perdesini nasıl inşa edeceğimizi (ihsan niyeti ve sevgi, yansıyan-ışık) öğretir.

İhsan edebildiğim ölçüde, Yaratan, ihsan eden olarak ifşa olur bende, aynen misafir ve evsahibi örneğinde olduğu gibi.

(21-10-09-Mahuta şel Hohmat ha Kabala) dersinden alıntıdır.

Makale ile ilgili kısa sözlük

Üst-ışık: Or Elyon- Özgecilikten edinilen haz.

Bilge-ışık: Or Hohma- Haz veren ışık.

Hasadim Işığı: Yaradana benzer olma niyeti.

Or-Yaşar: Direkt ışık- Haz veren ışık.

Yansıyan Işık: Or hozer- Hazzı reddeden.

Birliğin Gücü Yenilmezdir

Masah (perde) antiegoist bir güçtür. Işığın geçmesine sınır koyar ve kısmen içeriye girmesine izin verir. Ruhsal yüze yani Neşamaya girip “İçsel Işık” a (orpnimi) dönüşmesine. Işığin diğer kısmını, ihsan etme niteliğinden yoksun egoist bölümü ise dışarıda bırakır ve aynı ışık “Saran Işık” a (ormakif) dönüşür.

Aslında içsel-ışık ve saran-ışık bir ve aynı ışık olmasına rağmen perdenin farklı tutumu ve yaklaşımı nedeniyle birbirilerinden ayrılarak aralarında zıtlık oluştururlar.

Bu durum aynen iki arkadaşın ziyaretime geldiklerinde birini içeriye buyur edip diğerini kapıda bırakmama benzer bir örnektir. Bundan böyle yaptığım ayırım nedeniyle bu iki arkadaşın arasında varolan ilişkiye ne olur?

Burada da durum aynıdır. Tam ve bir gelen ışığı perde bölüp ayırarak kabul eder onları.

Bundan böyle bu iki ışık perdeyi yırtıp tekrar birleşmeyi arzular. Perdenin onları engellediğini hissederler ve içsel-ışık perdeyi kaldırıp arkadaşının girişini sağlamak isterken, sanki saran-ışık ta “ikimiz olmazsa hiçbirimiz olmaz” der gibidir.

Bu durumda perdeye kararını iptal etmekten başka seçenek kalmaz.

Hangi kararı iptal edeceğim? Işığı ikiye bölerek aralarında yara açmama neden olanımı? Buna perdenin zayıflığı denir.

Işığın gücü, onu kırmaya çalışan perdeden çok daha fazla.

Işıktaki Birlik gücü onu perdeye karşı zafere götürür!