Herkesin Özgüvenini Artırın

Soru: Duygusal bir etki, gruba aittir. Kişi kendisini belli bir toplulukla özdeşleştirir, onu olumlu değerlendirmeye çalışır ve bu şekilde statüsünü ve özgüvenini yükseltir.

Bu etkiyi güçlendirmeye ve geliştirmeye değer mi? Örneğin, birleşmek isteyen bir grup insan içinde, “Sen özelsin, sen en iyisisin. Birlikte üstesinden geleceğiz ” demek?

Cevap: İnsanların özgüvenini artırmanın, enerjiyi ve belki de bir kişinin içinde uykuda olan hedefe ulaşma arzusunu yükseltmenin, onu cesaretlendirmenin, onu desteklemenin gerekli olduğunu düşünüyorum.

“Birlik Bizim İçin Neden Önemlidir?” (Quora)

Birlik önemlidir çünkü doğa birleşmemizi ister.

Birleşerek, doğa ile dengeye girer ve aramızda yüzeye çıkması için doğada bulunan pozitif bir gücü uyandırırız.  O zaman olumlu olguların hayatlarımızı doldurduğunu hissederiz: mutluluk, güven, barış ve uyum.

Aksine, birliğe doğru hiçbir hareket yapmayarak, egolarımız azalmadan büyür ve bölünmenin ve nefretin bizi giderek daha fazla ayırmasına izin veririz.  Buna bağlı olarak, yaşamlarımızda artan olumsuz olgular yaşarız yani kişisel, sosyal, ekolojik ve küresel ölçeklerde acı çekeriz.

Buna ek olarak, birliğimizin sadece bir grubun diğerine karşı birliği değil, tüm bölünmelerin üzerinde olması önemlidir.  İkincisi, toplumdaki bölünmeyi ve nefreti artırmaya hizmet eden ve aynı zamanda sonuçta hiçbir olumlu sonuca yol açmayan, sadece bir gruptur- şişirilmiş bir egodur.

Bu nedenle, birliğin önemi, hayatta kalmamızın ve hayatlarımızı uyumlu veya acı dolu yaşayıp yaşamadığımızdır.

Toplumda birliğin önemini tesis etmek, düzenli eğitim ve bölünme üzerinde birlik örneklerini gerektirir.  Bu nedenle, kitle iletişim araçları, televizyon, radyo ve internet yoluyla aldığımız mesajlaşma türlerinde ve örneklerde bir değişiklik olması gerekiyor.  Tüm bu bilgi kaynaklarından, birliğin, uyum ve işbirliğinin (bölücü dürtülerinin üzerinde birleşmek için birlikte çalışan insanlar) önemini ve faydalarını örnekleyen girdiler alırsak o zaman hepimiz birliğin önemli olduğunu hissetmeye başlayacağız ve birbirimize karşı tutumumuz bu yönde ayarlanmış hale gelecektir. Ancak şu anda, bu tür bilgi kaynakları bölücü mesajlarla doludur ve bu nedenle toplumda sayısız olumsuz sonuç görmekteyiz.

Toplumda, birliğe öncelik verme süreci henüz başlamadı.  Bununla birlikte, birliğin önemini diğerlerinden daha erken anlayanların, topluma kırmızı alarm göndermeye yatırım yapmaları akıllıca olacaktır.  Sigara karşıtı kampanyaların, sigaranın insanların sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dair halkı bilinçlendirmesine benzer şekilde, “bölünmenin üstünde birlik” kampanyaları, birliğin önemi ve bölünmüş kalmanın sayısız zararlı etkileri konusunda halkın farkındalığını artırmayı hedefleyecektir.

Bölünmeden birliğe dönüşümün anahtarı, birliği zenginleştiren bir öğrenme sürecini başlatmaktır.  İnsanların, doğanın birleşmemizi istediğinin farkına varması gerekecek.  İnsanlardan imkansızı istemiyoruz, kimseyi yapmak istemedikleri bir şeyi yapmaya zorlamıyoruz.  Sadece birlik ihtiyacını kamusal söylemin merkezine getirmek için sosyo-kültürel etkilerimizi düzenliyoruz ve daha sonra bunun hakkında daha fazla düşüneceğiz ve olmasını istemeye başlayacağız.

Sonunda, bölünmenin üzerinde birlik, çeşitli kamusal alanlardaki sigara içilmez bölgeler kadar sıradan hale gelecektir: İnsanlar, bu kalibrasyonun, bölücü dürtülerinin ötesinde başkalarına olumlu davranmak için yapılacak doğru ve sosyal olarak kabul edilebilir şey olduğunu hissedeceklerdir. Dahası, bu değişimin temelinde doğa olduğunu vurgulamak önemlidir: Doğanın bize nasıl birleşmemiz için rehberlik ettiğini anlamak ve bunu yaparak, birliğimiz yoluyla sadece biraz daha iyi bir yaşam dilemekle kalmayız, bunu yaparak gezegendeki herkesin hayatını gerçekten kurtarır ve iyileştiririz.

Günah Nedir?

Günah, yaşam amacımızın: doğa ile denge içinde uyumlu bağımızın tadını çıkarmanın, gerçekleştirilmesinden sapmadır.

Çoğu insan günahı, ilahi bir yasayla ilgili olarak bir tür yanlışlık olarak görür. Bu görüş kendi içinde doğruluğa sahiptir, yine de asıl endişe kaynağı olan şey, hepimizi uyumlu bir şekilde birbirine bağlayan ve bizi doğa ile dengeleyen yaşamın nihai hedefine doğru ilerleyip ilerlemeyeceğimizdir.

Bu nedenle, tüm davranışlarımızın – günahkar ya da olumlu – hayatımızın amacına yönelik hareketle ilgili olarak nasıl ölçüldüğü konusunda farkındalık yaratmak önemlidir.

Doğanın bizim için belirlediği hedefi net bir şekilde resmedebildiğimizde, o zaman bizi bu hedefe en uygun şekilde yönlendirebilecek davranışları tartışabiliriz; bilgelik ve farkındalıkla hızlı ve zevkli bir şekilde ona nasıl ilerleyebiliriz.

Bu tür davranışlara “emirler” denir çünkü doğanın bakış açısından, nihai hedefimize doğru belirli bir yoldan gitmemiz emredilmiştir.

Aksine, yaşamın amacına doğru olan hareketimizi saptıran ya da geri döndüren davranışlar, günah kabul edilir.

Hayatımızın amacı, doğanın mükemmel bağlantılı formuyla tam bir dengeye ulaşmaktır. Doğadaki olumlu güçler, doğa ile artan denge ölçümüze göre kendilerini bize daha fazla ifşa eder. Dolayısıyla, doğa ile bu tür bir dengeyi hedefleyen her türlü davranışlar “emirler” olarak kabul edilir ve gelişimimiz üzerinde olumlu ve uyumlu bir etkiye sahiplerdir.

Hayatlarımızın amacına ulaşmak, doğanın sevgi, ihsan etme ve bağ niteliklerinin tam olarak edinilmesine eşittir. Bu nedenle bilgeler, “Dostunu kendin gibi sev”in, hayatımızın ana emri olduğunu belirtmişlerdir.

İçsel Bilgelik

Manevi çalışma mantığın ötesine geçer; bu, egoist aklımıza ve duygularımıza göre değildir. Ama o zaman nasıldır?

Manevi yapıdaki Sefira Daat (bilgi), duyguların ve aklın özel bir birleşimidir. Duygular Bina’dan gelir ve akıl Hohma’dan gelir, bundan daha yukarıda çalışmak nasıl mümkün olabilir? Manevi yaşamda onunla ilerlemek için, nasıl bu ilkenin en uç noktasını bile kavrayabiliriz?

Yeni algılama araçlarına ulaşmak istiyorsak, duygularımız ve aklımız üzerinde değil, sadece dostlarımızla yakınlaşmak için çalışmalıyız. Maneviyatta bir adım ileri giderek bir şeyleri anlamak ve edinmek istersem, bunu aklımda veya duygularımda nasıl yapacağımı aramıyorum. Sadece dostlarıma daha yakın olmak haricinde bunu bir kitaptan ya da duyularımla öğrenemem.

Adam HaRişon’un sistemini ıslah etmek için, yapabileceğimiz tek pratik eylem budur. Onludaki dostlarımla manevi bağ, içimde yeni bir Kelim açacak ve beni yavaş yavaş mantıktan, mantık ötesine doğru değiştirecektir:  bu dünyanın maddi Kelim’inden, dünyevi akıl ve hislerden manevi Kelim’e. Ve onlar sadece engellerin üstesinden gelmekle, kayıtsızlık ve dostlardan, onludan içsel ayrılıkla ortaya çıkarlar.

Kalbimi açtıkça ve bağ kurmak istedikçe, “Öğrenen bilge değildir” sözünü daha fazla anlarım. Edinim, bilgiye değil gittikçe daha fazla bağlanmaya başlayan Kelim’e bağlıdır. Parçalanmadan sonra, hepimiz bölünmüş durumdayız, ancak, birleşmek ve yakınlaşmak istediğimiz ölçüde, içinde yeni manevi kavramlar hissettiğimiz ıslah olmuş Kelim’i meydana getiririz.

Bu yüzden kendimi, manevi değişimlerden geçecek ve daha fazla maddi sebep ve psikolojik hisler aramayacak şekilde eğitirim. Sadece dostlarımla bağ kurmak isterim ve Adam HaRişon’un Kli’sini ıslah ederek, bütünsel bir manevi sistemin ne olduğunu, parçalanmadan önce Adam HaRişon’da ne olduğunu ve şimdi nereye gittiğimizi anlamaya başlarım.

Bizler, üst gücü, Yaradan’ı ve Kabala bilgeliğini kendi içimizde keşfederiz ve kitap bilgisi kazanmayız. Kabala’ya içsel bilgelik denmesinin nedeni budur.

Ahlaki Normlar Bizi Kendimizi Yok Etmekten Koruyabilir Mi?

Soru: Hayvanlarda her şey kendini göstermek içindir: dişler, kaslar, boynuzlar, güçlü kuyruklar ve toynaklar. Her tür içinde, bu silahlar, içgüdüsel olarak sınırlı ölçüde kullanılmaktadır. Toprak için savaşabilirler, ancak birbirlerini yine de yok etmezler. Doğanın kendisi, hayvanlar aleminde dengeyi böyle korur.

İnsanlarda, bunun tersi doğrudur. Cebinde bir silah olan, çirkin görünümlü bir adam onu her an kullanabilir. Ortaya çıkardığımız ahlaki standartlar bizi, kendi kendimizi yok etmekten nasıl koruyacak?

Cevap:  Koruyamazlar. Bunu yapmamızı yalnızca doğa engelleyebilir. Kendimizi tamamen yok etmemize izin vermeyecek çünkü belli bir planı var.

Soru: İnsanların kendi içlerinde böyle bir kısıtlama mekanizması yok mu?

Cevap: Hayır. Kendimizi sınırlayamayız. Nefretimizin içinde, birbirimizi yok etmek istediğimiz noktaya ulaşırız.

Sinerji Etkisi

Yorum: Sinerji etkisi, insanlar, bütünsel bir grupta birleştiğinde ortaya çıkar ve sonuç olarak aralarındaki entelektüel enerji artar.

Kabala’da ayrıca, kişi on kişilik bir gruba dahil olursa, on kat daha büyük değil, bin kat daha büyük bir güç aldığı söylenir.

Benim Cevabım: Elbette, çünkü aynı zamanda üst enerjiyi çekmeye başlar.

Kişi kendini feshedip üst kaynak ile aynı hizaya getirirse, o zaman artık gruptan egoist bir tepki değil, üst kaynaktan özgecil bir tepki alır. Bundan dolayı başarılı olur.

Konformizmin Etkisi

Soru: Konformizmin etkisi, kişinin çoğunluğun görüşüne uyduğu kolektiflerde oldukça yaygındır. Bu etki, daha yüksek bir amaca ulaşmak için, bir şekilde birbirine yakınlaşmak isteyenler için bütüncül eğitim kurslarında nasıl kullanılabilir?

Cevap: Ben şahsen bu etkiyi asla kullanmam. Bunu kişiye sadece kendisi kullanabilmesi için açıklarım. Onlara ulaşması için, ona herhangi bir amaç veya yöntem empoze etmem. Sadece eline bir araç veririm. Eğer isterse, amacın önemini ve çevrenin önemini kendisi için geliştirmesine meydan veririm ve sonra ilerler.

Ne bir kişiyi ne de grubunu manipüle etmem. Ne yapacağını kendi özgür iradesiyle seçmesine izin veririm.

Bir İş Modeli Olarak Sosyal Medya

Soru: Sosyal ağların temel görevi, başlangıçta insanlar arasındaki iletişimi geliştirmek için inşa edilmiş olmalarına rağmen,  kişiyi ona bir şey satmak için televizyona veya bilgisayar ekranına yapıştırmaktır.

Böyle bir sanal ortamı değiştirmenin mümkün olduğunu düşünüyor musunuz? İnsanlar üzerindeki iktidar kimin elinde olmalı? Ne izlemeliler? Ne okumalılar? Ne satmalılar? Sonuçta her şey sizler için belirlenir.

Cevap: Elbette her şey bizim için belirlenir. Kimse bize sormaz. Kısacası, güvenebileceğimiz, eğitimimizi ve yetiştirilmemizi yönetecek özel bir kuruluş oluşturulmalıdır. Sadece bu kuruluş neyi izlememiz ve dinlememiz gerektiğini açıklayabilir, genişletebilir, küçültebilir, değiştirebilir ve dikte edebilir.

Soru: Eğer hükümetlerin veya özel kişilerin elindeyse, o zaman hiçbir şey işe yaramaz mı?

Cevap: Böylesi hükümetler yoktur. Onlar her türlü finansal ve politik kodamanlar tarafından yönetiliyorlar. Bunun birinin elinde olması gerekiyorsa, o zaman kesinlikle hükümetlerin elinde olmamalı.

“Tembellik ve Ertelemenin Olumlu Faydaları Var Mıdır?” (Quora)

Teknolojik ve psikolojik olarak ne kadar evrimleşirsek, dünya çapında o kadar çok bağlanır ve kendimizi daha fazla çalışırken buluruz.

Bugün dünyanın dört bir yanındaki toplumlar, eskiden olduklarından tamamen farklıdır. Geçmişte, zamanımızın çoğunu evde, köylerde birkaç farklı etkinliğe katılarak geçiriyorduk. Bugün pek çok kişinin yaptığı gibi, şafaktan gün batımına kadar ya da bütün gece çalışmadık.

Günümüzün kesintisiz çalışma atmosferi, 19. yüzyıldaki buhar motoru gibi endüstriyel gelişmelerin zincirleme reaksiyonudur. Ne kadar çok icat yaparsak o kadar çok çalışırız. Sanki kendimizi bir vagonun üzerine kilitliyoruz ve sonra kendimizi çekmek zorunda kalıyoruz.

Ancak bu yanlıştır.

Gerçekten daha az çalışmalıyız. Eski günlerde olduğu gibi şöminenin başında oturup, bir şeyler yapmak için zaman ayırırsak, arkadaşlarımızı ve akrabalarımızı ziyaret edersek, sosyal etkinliklere daha çok katılırsak çok daha iyi oluruz. Dahası, bugün için çok fazla zaman ve çaba harcadığımız çoğu iş, tamamen gereksizdir ve yalnızca kendi başına bir amaç olarak kârı artırmak için vardır.

Tembellik bu nedenle çok faydalıdır.

Tembellik, sonraki hareketlerimizi çok titizlikle incelememiz, gerçekten gerekli olup olmadığını kontrol etmemiz için bize zaman ve alan verir.

Tembellik böylece ihtiyaçlarımıza daha uygun hareket etmemizi sağlar ve sonunda yıkıcı sonuçlara yol açan “hayatlarımızla bir şeyler yapmak” uğruna, kendimizi daireler içinde koştururken bulma şansımızı azaltır.

Bu nedenle, Kabalistik bilgelerin  “Ayakta durmak yerine otur ve yürümek yerine ayakta dur” ve “Otur ve hiçbir şey yapma – daha iyi” gibi sözleri vardır.

Kısacası, tembelliğin faydası, ne kadar az hareket edersek o kadar az sorunla karşılaşmamızdır.

İnsanlara Sevgi İle Başlamalısınız

Yaratılan sevgisinden Yaradan sevgisine doğru ilerliyoruz. Yaradan’a olan sevgi, ışık ve kabın birlikte ortaya çıktığı, karşılıklı olarak birbirini destekleyen, tüm bu sistemdeki mükemmel sevgidir.

Ama yaratılan sevgisiyle başlamalıyız yani arzularımız ve hislerimiz tek bir ortak duyguda birleşsin diye, artık aramızdaki farkı hissetmeyene kadar onlularda birbirimize yakınlaşmalıyız.  Herkes bu konuda diğerlerini tamamlamalıdır. Hayvan seviyesine ait olan fiziksel bağdan değil, insanlıktan yani fiziksel seviye değil, duyusal seviyeden bahsediyoruz.

Bu bağ, Yaradan tarafından yaratıldığından hiçbir açıklaması olmayan, temelsiz nefret ile başlar. Ve buradan, tek kalp tek adam olarak kardeş sevgisine ulaşmalıyız.

Mücadelenin olduğu ve kavgacı çocuklar gibi herkesin gücünü birleştirdiği bir dünya örneğini almayın. Bizler, Kabalistlerin tavsiyelerine uymalı ve kendimizi ıslah sürecinin son aşamasında görmeliyiz. Binlerce yıl boyunca bu dünyada birçok yaşam döngüsünden geçtik. Ve şimdi Kabala bilimini keşfetmiş olmamız tesadüf değildir. Bu dünyada hiçbir şey rastgele değildir, her şey ortak ruh sisteminden hesaplanır.

Bu yüzden birlikte çalışmalı ve birliği sağlamalıyız. Biri düşerse ne yapmalıyız? Görünüşe göre bu onun kaderidir. Ama biz, sistemimizi bir araya getirmeye, eşitlik ve sevgiye dayalı karşılıklı bir bağ kurmaya çalışacağız. Sonuçta sevgi, mümkün olan en güçlü bağdır.

“Yaratılan sevgisinden Yaradan sevgisine” çünkü Yaradan, bize ifşa olan küresel bir sistemdir. Yaradan, bir genellemedir, tüm ruhların toplamı ve yaratılmalarının nedeni, kaynağıdır.

Sevgi, her birimizin yalnızca diğerlerini nasıl tamamlayacağını aradığı tam bir karşılıklı bağdır. Bu, ortak ruhun varoluş şeklidir.