Sağlık ve Tıp, Bölüm 3

Hayata Karşı Tutumunuzu Değiştirin

Soru: Modern tıp tedavi etmez, ancak yanlış bir yaşam tarzı sürme yeteneğini uzatır. Klasik olarak insanlar devletin onlara bakması gerektiğine inanır. Kişi vergi öder, bu yüzden karşılığında ilaç tedavisi almak ister. Bu yaklaşım sizin açınızdan doğru mu?

Cevap: Hayır, bu yanlıştır. Yaşamımız, tıp ve devlet, kim olduğumuza ve doğamızın ne kadarına sahip olduğumuza dair çok yanlış bir cehalet temeli üzerine inşa edilmiştir. Bu nedenle doğaya, topluma ve insana karşı tutumumuz yanlıştır. Tıp, bilim ve yaptığımız diğer şeylerden bahsetmeye bile gerek yok. Bu kökten değiştirilmelidir.

Hayata karşı tutumumuzun temelini değiştirmemiz gerekir. Sonuçta bu bencilcedir, çarpıtılmıştır ve bizler bu konuda hiçbir şey yapmıyoruz. Ve kişinin ıslah olması gerekir. O zaman kendine, dünyaya ve hayata karşı tutumu farklılaşacaktır. Toplumu ve kendini farklı kılacaktır.

Kişi ihtiyaç duyulan yerde ve ihtiyaç duyulduğu kadar çalışacaktır, daha fazlası değil. İhtiyaç duyduğu şeyi ancak var olmak için, çevreyi soymadan ve yok etmeden alabildiği ölçüde doğa ile ilişki kuracaktır. Böylece muazzam, iyi, nazik bir doğada yaşayacak; okyanusa petrol dökmeyecek ve ormanları yakmayacaktır. Bunların hepsi hızla değişmelidir. Aksi takdirde, bu dünyaya sahip olamayacağız.

Soru: Sizin yaklaşımınız karmaşık mıdır, noktasal değil midir?

Cevap: İnsan eğitiminin özüne indirgenen, bütüncül bir yaklaşımdır.

“Zohar’ı Okumadan Önce Sahip Olmanız Gereken Bazı Temel Anlayışlar Nelerdir?” (Quora)

Zohar’a Sulam (Merdiven) tefsirini yazan, Yehuda Aşlag (Baal HaSulam), kitaba yaklaşmamız için bize sağlam bir temel sağlamak amacıyla Zohar’a dört giriş yazdı.

Baal HaSulam’ın bu girişlerde tanımladığı kavramları tam olarak anlamadan, Zohar’ı doğru bir şekilde anlamak ve onun edinimine doğru ilerlemek ve etkili bir şekilde okunmasına yaklaşmak imkansızdır.

Zohar, manevi dünyayı, yani Yaradan ile temas halindeyken yaratılan varlığın arzularını, niyetlerini ve eylemlerini tanımlar.

Zıt bir fiziksel realitede var olduğumuz için, manevi dünya hakkında hiçbir şey anlamıyoruz.

Başkalarını düşünmeden, yalnızca kendisine fayda sağlamayı amaçlayan egoist bir insan doğasında doğduk ve büyüdük.

Bu nedenle, Zohar’ı önceden hazırlık yapmadan okuduğumuzda, yabancı bir dilde (ana dilimizde okusak bile) garip masallar ve kodlanmış gibi görünen, diğer tasvirlerle yazılmış gibi görünür.

Zohar’da okuduğumuz şeyle ne kadar bağlantı kurmaya çalışsak da, doğuştan gelen alıcı duyularımıza zıt olan verici duyulara sahip değilsek, manevi dünya hakkında hiçbir algı ve duygumuz yoksa, o zaman Zohar’ın gerçekten neyi anlattığına dair hissiyat ve anlayışa erişimimiz olmaz.

Ek olarak, hem Zohar’ın kendisi hem de çeşitli Kabalistler, Zohar’ın zamanımızda açığa çıkması fikrini tartışırlar, özellikle çağımızda, giderek daha fazla insan Zohar’ın içerdiklerine ihtiyaç duyacaktır.

Yalnızca kendi çıkarımıza yönelik egoist doğamızın yerini manevi bir sevgi ve ihsan etme doğası alırsa, Zohar’ın tarif ettiği şeyi hemen anlarız. Zohar’ı böyle bir eğilimle okumak, bize manevi dünyanın giderek daha fazla katmanlarını açığa çıkaracaktır.

Bununla birlikte, insan egosuna hapsolmuş ve manevi doğadan yoksunken, Zohar’dan alabileceğimiz bir şey var mı?

Elde edebileceğimiz şey, özel bir çare olan “Segula” dır. Tek bir kelimeyi anlamadan kitabı okumak, kitabın anlattığı manevi dünyadan güçleri çeker. Egoistten özgeciliğe, dünyevi olandan manevi olana doğamızı dönüştürme niyetiyle Zohar’ı okumaya yaklaşırsak, o zaman kitap bu dönüşümü ateşlemek için bize etki eden “Or Makif” (“saran ışık”) adı verilen, özel bir ışığı aydınlatmaya hizmet eder.

Okumadan gelen manevi güçler üzerimizde çalışır, bizi manevi dünyanın ifşasına, gerçekliği dolduran sevgi ve ihsan etme niteliğine erişmeye götürür.

Zohar, manevi dünyanın en yüksek edinim derecelerine ulaşan ve sevgi ve ihsan doğasını paylaşan bir grup tarafından yazıldığından, sadece benzer bir doğayı edinerek Zohar’ın tasvir ettiğini anlayabilir ve hissedebiliriz.

Yeni Hayat 1133 – Sevilme İhtiyacı

Dr.Michael Laitman, Oren Levi ve Yael Leshed-Harel ile söyleşide

Sevilme ihtiyacı, olumlu var oluşum için önemli olan faktörlerle iyi ilişkiler içinde olma zorunluluğundan kaynaklanmaktadır. Sevgi, farklılıklarımıza rağmen herkesi kalbimde toplamak demektir. Hayatın amacı sevgidir ve bir eksiklik hissi dolduğunda, hayatın özüne dair bir his yaratır. Tüm ilişkilerimiz bağ ve ayrılık veya sorumluluklar ve hatalar üzerine inşa edilmiştir. Eninde sonunda, başlangıçta olduğumuz gibi, tek gibi bağlı hissetmeliyiz. Manevi sevgi, sırf sevmek önemli olduğundan dolayı, tamamen bağlılık noktasına kadar, geri hiçbir şey talep etmediğimiz zaman ortaya çıkar. Bu şekilde, tüm yaratılanlara ve hatta bizi yaratan üst güce karşı sevgi geliştiririz.

 

Söyleşinin tamamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://www.kabala.info.tr/kutuphane/michael-laitman/dr-laitman-ile-yeni-hayat/yeni-hayat-1133-sevilme-ihtiyaci/

Bütünsel Sorumluluğa Doğru

Soru: Kendini doğa kanunlarına uymaya yakınlaştırmak için, kişi toplumdan yalnızca gerekli olanı almayı ve mümkün olduğunca fazlasını vermeyi mi öğrenmeli?

Cevap: Mümkün olduğu kadar değil, tüm güç ve yetenekleri vermek, ihtiyaçları karşılamak için kullanmak ama sadece sıradan, normal ve insani varoluş için.

Bu, doğa ile dengede olduğum, ona her şeyi insan seviyesinde verdiğim ve ihtiyacım olanı hayvan seviyesinde aldığım anlamına geliyor.  Pandemi bizi buna götürecek;  bu olmazsa, bir sonraki olacak.

Soru: Böyle bir durumda, özgür seçimimiz nerede?

Cevap: Bu özgür seçimdir: dedikleri gibi “sopayla mutluluğa gelmek”.

Bu, bugün olan her şeyden açıkça anlaşılıyor.  Ve kendinizi tam, karşılıklı, bütünsel sorumluluk koşuluyla eşitlemeye çalışabilirsiniz.

Soru: Buna neden inanmalıyım? Belki bunların hepsi doğru değildir?

Cevap: Sıradan kanunlardan hareket edersek, bunda özel bir şey yok gibi görünüyor.  Ancak,  kişinin egoizmine dayanarak yaptığı her şeyi mantıksal olarak hesaplamaya başlarsanız, bu gücün bizi mezara götürdüğünü göreceksiniz.

Öte yandan, aynı küçük dünya üzerindeysek ve pratikte tek bir topluluk haline gelseydik nasıl davranırdık?  Bir araya gelin ve nasıl bir arada yaşayabileceğimize karar verin.

Soru: Doğamız gereği bencil yapımıza rağmen, çevremizin etkisi altında, bencil eğilimlerimize zıt olan belirli değerleri geliştirebiliriz.  Bu seçme özgürlüğü mü?

Cevap: Evet.  Mükemmel bir ifade, herkes için basit ve anlaşılır.

“Başkalarının Görüşleri Sizin İçin Neden Önemlidir?” (Quora)

Çeşitli sosyal psikoloji deneylerinde gösterilmiş ve Kabalistler bunu uzun zamandır hayatımızın temel bir yönü olarak tanımlamışlardır, durumun böyle olduğunu kabul etmekte başarısız olsak bile, başkalarının görüşleri bizim için önemlidir.

Burada bir paradoks vardır: Kişisel faydayı her şeyin üzerinde tutan egoist insan doğamıza göre, kendimizden başka kimseyi düşünmüyoruz. Öyleyse neden başkalarının ne düşündüğünü ve ne söylediğini önemsiyoruz?

Doğa bizi, çevremizdeki toplum ve dünyayla karşılıklı bir ilişkiye girecek şekilde düzenlemiştir.

Başkalarının görüşleri bizim için önemli olmasaydı, o zaman tam insan potansiyelimize ulaşamayacaktık. Yani onun ayrılmaz parçaları olarak, biz insanlar da dahil olmak üzere, doğanın tek sistemiyle birbirine bağlılığımızı ve karşılıklı bağımlılığımızı gerçekleştirmek için, algımızı ve hissiyatımızı genişletip kendimizi değiştiremezdik.

Bugün, ekolojik, ekonomik ve sosyal koşulların sıkıştırdığı, üzerimize yaklaşan bir dünya ile karşı karşıya olduğumuzda, daha olumlu bir şekilde bağlanmış bir insan bilincine geçiş birinci derecede önemlidir.

Başkalarının görüşlerinin bizi ne kadar etkilediğini fark ederek, çevremizdeki toplumla ilgili daha akıllıca seçimler yapabiliriz: çevremizdeki insanları, yani ortak hedeflere, ihtiyaçlara ve değerlere göre ve ayrıca bu ağa girdiğimiz ve başkalarına verdiğimiz etki türlerine göre seçmek.

Nihayetinde, karşılıklı etkimizin tam olarak fark edilmesi, karşılıklı sorumluluk, saygı, uzlaşma, destek, cesaretlendirme ve iş birliğine ihtiyaç duymamıza yol açar.

Diğer bir deyişle, birbirimiz üzerindeki etkimizin tam boyutunu anlayacak olsaydık, uyumlu bir şekilde bir arada yaşamamızı güvence altına alacağından, birbirimize karşı olumlu bir şekilde düşünmek ve davranmak zorunda hissederdik. Nefret odaklı olumsuz bir düşünceye veya eyleme herhangi bir sapma, paylaştığımız tüm sisteme ve dolayısıyla kendimize de zararlı olarak hissedilecektir.

Bu durumda, insan bağındaki ve bilincindeki değişimi olumlu bir şekilde gerçekleştirmek için herkesin gelişimini destekleyen, eğiten ve teşvik eden yeni bir çevreleyen sosyal atmosfer inşa etme ihtiyacı hissedeceğiz.

Sağlık ve Tıp, 2. Bölüm

İnsan sağlığı neye bağlıdır?

Soru: Toplumun kişi üzerinde iki tür etkisi vardır.

İlki dolaylı, bilinçsiz bir etkidir. Örneğin: atmosferin kirlenmesi, su, hayvanlar üzerinde gıda için yapılan genetik deneyler vb. Tüm bunlar doğal olarak bizi etkiler.

İkincisi, toplumun doğrudan, bilinçli etkisidir: medya, her türlü ekonomik vasıtalar ve sosyal normlar.

İnsan sağlığının çoğu durumda topluma mı yoksa genetiğe mi bağlı olduğunu düşünüyorsunuz?

Cevap: Sağlık her ikisine de bağlıdır.

Şüphesiz çoğunlukla genetikten gelir. Ama yine de dedikleri gibi varoluş bilinci belirler. Bu nedenle, aynı ortamda buna nispeten iyi tolere edenler ve ölenler olmasına rağmen, kişiye ne tür bir ortam verdiğimizi düşünmek zorunluluktur.

Not: Doktorlar, insan sağlığının % 10 ‘unun sağlık hizmetine, % 20 kalıtıma, % 20 çevreye, yani insanların faaliyetlerine bağlı olduğunu söylüyorlar. Ve % 50 si, kişinin yaşam tarzı tarafından belirlenir. Ve yaşam tarzı, medya ve kişinin yaşadığı tarihsel dönem tarafından belirlenir.

Yani prensipte sağlığın % 80’inin hala topluma bağlı olduğunu söyleyebiliriz.

Benim yorumum: Tabii ki, yaşam beklentisi ve onun kalitesi insanlar arasındaki ilişkiye ve onların iletişimine bağlıdır.

“Solu Ve Sağı Nasıl Birleştirebilirim?” (Quora)

Doğanın bizi tam bir birleşme durumuna yönlendirdiğini anlamalıyız ve bu nedenle farklılıklarımızın üzerinde nasıl birleşebileceğimizi araştırmakla ilgilenmeliyiz.

Böylesi bir birliğin görevi, farklılıkların çeşitliliğinin, tüm bireysel özelliklerin ve görüşlerin yerinde kalmasıdır, yani bir tarafın veya görüşün diğerini ortadan kaldırmaması, ancak her görüşe var olması için gereken şekilde yer verilmesidir.

Farklı ve karşıt görüşleri birleştirmek için üçüncü bir kaynağa ihtiyaç vardır – birinin görüşünü kabul etme ve hatta diğerinin görüşünü önemseme yeteneği, bu görüşlerimizin her birinin ayrıntılarından daha fazla önem taşıyan birleştirmeden gelir.

Bugünün gerçekliğinde imkansız gibi görünse de doğanın, insanlar da dahil, tüm parçalarını birleştirme eğiliminde olduğunu ve bu yönde geliştirildiğimizi anladığımızda, o zaman bu eğilimin böyle bir eğitimini uygularsak, aşağıdakileri görmek için gerekli karşılıklı tavizleri verebilecek gücü kazanırdık:

  • Tek bir sistemin gerekli parçaları olarak tüm farklı ve karşıt görüşler,
  • bu bölünmelerin üzerindeki birlik herkese faydalıdır ve bu böyledir
  • doğaya direnmek faydasızdır.

Yani, sadece zıt taraflarımız içinde kalmayı kabul etmenin, yalnızca acı çekmeyi artırdığını ve doğanın bizden, birleşmek için bu tür eğilimlerin üzerine çıkmamızı istediğini görürdük.

Doğa, nihayetinde tüm farklılıklarımızın üstünde birleşmemiz için bize rehberlik eder.  Algılama ve duyumdaki bu eğilimi ifşa eden insanlar yani Kabalistler, bunun hakkında “sevgi tüm günahları örter” diye yazdı.

Bu, karşıt tarafların, her iki tarafın da sahip olduğu olumsuz özellikleri keşfetmesi ve bölünmenin üzerinde birliği öğrenme ve uygulama yönteminin yardımıyla, her iki tarafı da köprülemesi gerektiği anlamına gelir.

Kendimizi doğal eğilimlerimize bırakırsak, o zaman sadece birbirimize karşı daha fazla nefrete yönlendiriliriz.  Yani, insan doğası egoisttir, öncelikle diğer her şeyden çok kendi yararını düşünür ve dünya görüşlerimizin tümü, bu dar gerçeklik algısı ve hissi üzerine inşa edilmiştir.  Bu nedenle, onlar bizi, çalışmamamız için başkalarının değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması gerektiğini hissettiğimiz bir krize götürürler.

Bugün, bu sorunu belirleme yeteneğine sahibiz.  Her biri sistemde benzersiz bir yere ve görüşe sahip olan bireyleriz ve bu nedenle birbirimizden farklıyız.

Ancak, hepimizin paylaştığı ve içinde var olduğumuz, tek bir doğa sistemi hakkında,  bu sistemin bizi farklılıklarımızın üzerinde birleşmeye nasıl yönlendirdiği hakkında farkındalığımızı artırmalıyız ve bu nedenle aramızdaki tüm farklılık ve anlaşmazlıkların üzerinde bağlar kurmalıyız.

Sanki binamızda yeni bir kat inşa etmek için yola çıkmışız gibi: birinci katımız el değmemiş tüm çeşitli manzaralarımızı barındırıyor ve ikinci katta bizi her şeyden önce birbirine bağlayan şeyi takdir ediyoruz.

Bugünün dünyasında herkese yer vardır.  Aramızda yeni bir bağ kurmamız gereken zaman geldi, birinin diğerini yok etmek istediği yer değil.  Başkalarını yok ederek kendimizi yok ederiz.  Bu bir doğa kanunudur.  Artı ve eksi yan yana var olmalı ve aralarına her ikisinin de tek bir sistemin parçası olarak uyumlu bir şekilde çalışmasını sağlayan yeni bir mekanizmanın yerleştirilmesi gerekiyor.

Bu nedenle, kendimizi varlığımızın bütünü olan egoist insan doğasının üzerinde varmış gibi hissedeceğimiz bir duruma ulaşmalı ve çok daha büyük bir gerçekliği keşfetmeliyiz.

Twitter’da Düşüncelerim / 9 Eylül 2020

Tüm sıkıntılarımızın sebebinin, toplumun egoizm tarafından parçalanmış olması olduğunu anlamalıyız!

Herhangi bir sistemde (organizma veya makinede) olduğu gibi, bozukluklar, bir arıza olarak ortaya çıkana kadar birikir. Aynı şekilde – koronavirüsün olduğu toplumda, hayatın bütünsel bağımlılığı ortaya çıkar.

Her geçen gün bir şey netleşiyor: ortak düşmanımızın, egomuz olduğunu kabul etmeliyiz. O yok edilemez ama birlikte üstesinden gelebiliriz. Amerika, toplumun kendini düzenlemekten aciz olduğunu kanıtlıyor. Hala duyarlı bir işbirliğine gelebiliriz; diğer alternatif ise savaştır…

Ama şimdilik her şeyin daha da parlak olacağını anlamıyoruz. Kendimizi içinde bulduğumuz karanlığı bile anlamıyoruz.

Koronavirüsten önce dünya kriz içindeydi ve insanlar, dünya savaşından veya ekolojik  felaketlerden söz ediyordu. Durum çok sorunluydu, birçok problem vardı, hastalığının ne olduğunu bilmeyen, ancak ağrı için ağrı kesici enjekte etmeyi ve bir şekilde yaşamaya devam etmeyi başaran bir insan gibi..

Virüs bizleri biyolojik düzeyde vurarak toplumu ve aileleri etkiler. Bu nedenle, doğanın bize neden bu şekilde davrandığını ve bu fenomenden saklanmak yerine, iyileşmek için ne yapabileceğimizi anlamalıyız.

Her hastalık şifa içerir, hastalık iyileştirir. Koronavirüsün bizi nereye götürdüğünü görmeli ve bu sağlıklı duruma kendi başımıza ulaşmalıyız. Bunun için darbeyi anlamak zorundayız. Onun arkasında sadece bize zarar vermek istemeyen, bizi iyileştirmek isteyen bir güç var.

Durum, Koronavirüs salgınından çok daha kötü olabilirdi. Ancak Yaradan daha sert yöntemler kullanmadı. Çünkü doğanın bir amacı vardır – hepimizi doğru bağa getirmek. Herkes arasında birliğin açıkça uygulanması gereken bir zamanda yaşıyoruz.

Koronavirüs, hayatlarının amacını anlamayan insanlar için, sevgi ve merhametten gelen küçük bir darbedir. Neden böyle darbeler aldığımızı anlamalıyız. Davranışımızı değiştirmek ve iyi yaşamak için, neden iyi çocuklar gibi ebeveynin ilk uyarısını duymuyoruz?

Bütünsel olmamız, iyilikle birbirimize bağlanmamız, birbirimize iyi davranmamız gerektiğine dair doğanın uyarılarını duymayız. Diğer taraftan, davranışlarımızla doğanın davranışını belirleriz ve onun dengeye girmesine izin vermeyiz – dolayısıyla tüm doğayla birlikte acı çekeriz.

Herkes bu yerde tökezler, ancak ileriye doğru yürüyen kişi, Yaradan’ın dünyasına girer.

Tüm insan komplo teorilerinin ve diğer hilelerin üzerinde, her durumda, yolumuzu belirleyen Yaradan’ın planı vardır. Bizler, düşüncelerimizin içinde yuvarlanmakta ve mantık ötesi inançla Yaradan’ın derecesine yükselmek istememekteyiz.

Koronavirüsün sebebini anlamak zorundayız. Kişilerarası ilişkilerimizi nasıl değiştireceğimizi anlarsak – tüm sorunlar anında ortadan kalkacaktır! Doğanın amacı, acı ve virüslerin, bizi kötü ilişkilerimizi açığa çıkarmaya zorlaması dışında, bizi hastalıklara sürüklemek ve iyileştirmek değildir.

 

Yeni Hayat 1132 – Eşler Arasında Sevgi

Dr.Michael Laitman, Oren Levi ve Yael Leshed-Harel ile söyleşide

Sevgi, karşılıklı tavizlerle inşa edilir. Doğal olarak, kalbim kendim için endişelerle doludur. Başkalarını önemsemek için kalbimde yer açmaya sevgi denir. Örneğin, eşlerin her biri, birbirlerine kalplerinde yer vermeyi vaat ettiklerinde, birlikte, aralarındaki orta çizgiyi inşa edebilirler. Bu ancak her ikisi de karşılıklı manevi hedefi- kutsallık ya da üst gücü- kendi, bireysel, egoist alma ve haz arzusunun üstüne koyarlarsa gerçekleşebilir.

Söyleşinin tamamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://www.kabala.info.tr/kutuphane/michael-laitman/dr-laitman-ile-yeni-hayat/yeni-hayat-1132-esler-arasinda-sevgi/

Twitter’da Düşüncelerim / 7 Eylül 2020

Onlu içinde sadece bir Sefira olsam da, kendimi diğer 9’a göre ayarladığımda, benden neyin talep edildiğini anlamaya gelirim. Her teli diğerlerine göre kontrol ettiğim, bir gitarı akort etmek gibi. Aynı şekilde kendimi gruba göre ayarlarım.

Dünyamızda ifşa olan üç tür alma gücü, üç derecedir: cansız, bitkisel ve hayvansal. İnsan, onun cansız, bitkisel ve hayvansal derecelerine göre, üst dünyaya geçiş özelliği olan derecedir.

Koronavirüsün hayatın her alanına vurduğu darbeler, bizlere doğanın artık bize çocuk olarak değil, yetişkinler olarak davrandığı yeni bir gelişim dönemine girdiğimizi göstermekte- ve bizi cezalandırarak, daha iyiye giden değişimin, insanlar arasındaki doğru ilişkilerin derecesine bağlı olduğunu göstermekte.