Çoktanrıcılık – Doğal Bir İnsan İçgüdüsü

Soru: Eski Babil’in tüm vatandaşları birçok tanrıya taptı. Çoktanrıcılık ne demektir?

Cevap: Çoktanrıcılık insanın doğal bir evrimidir. Bugün bile bu tür inançların dünyada, özellikle de Doğu’da korunduğunu görebiliriz.

Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam, İbrahim’den kaynaklanmıştır. Diğer tüm inançlar çoktanrıcılığa yani her biri doğa ve insanın kaderi üzerinde özel bir etkiye sahip olan, her türden doğa kuvvetinin çok sayıda tanrısının varlığına dayanmaktadır.

Soru: Her birimizin de bir putperest olduğunu söyleyebilir miyiz? Yani, kişi tüm maddelerin arkasında tek bir gücü bulamazsa, o zaman kişi bir putperest midir?

Cevap: Bu güçleri bu kadar tanrısallaştırdığımızı düşünmüyorum. Sonuçta, putperestler aptal insanlar değildi; daha ziyade, doğanın çeşitli özelliklerine büyük ölçüde bağımlı olduklarını gördüler, ancak onları bir araya getiremediler. Biz de yapamayız.

Yağmur tanrısının, güneş tanrısının, gece tanrısının, gündüz tanrısının vb. bir insanın tamamen bağımlı olduğu ve onlarla iyi ilişkiler sürdürmek için ibadet etmesi gereken büyük doğa güçleri olduğuna inanılıyordu. Sonuçta insan, doğayı tanrılaştırdığı gerçeğiyle birlikte, ona bağımlılığını hissetti.

Yorum: İnsanlar, bastırabilecekleri belirli güçler olduğuna ve en iyi şekilde bunun nasıl yapılacağını bilen farklı rahipler tarafından uygulanabileceğine inanıyorlardı.

Benim Yorumum: Evet. Eğitimsiz, cahil bir köylü düşünün. Bir torba tahıl sunmayı tercih eder ve artık ürünle, kuraklıkla veya sellerle ilgili herhangi bir problemi olmayacağından emin olur.

 

Savaştaki İnsanlar

Herkes İçin Zohar, “Aharei Mot,” 65: Ne kadar güzel ve ne kadar hoş. Bunlar dostlardır ki, ayrılmaksızın beraber otururlar. Başta, onlar, savaşta birbirlerini öldürmek isteyen insanlara benzerler. Sonra kardeşçe sevgi durumuna geri dönerler.

Kabala çalışarak ve onluda birleşmeye çalışarak, birbirimizden ne kadar ayrıldığımızı, birbirimize ne kadar zıt olduğumuzu hissetmeye başlarız.

Hatta onluda bağ kurmaya çalışırken bir süre bir şeyler alırız. Ancak, iyi bir bağ durumuna ulaşır ulaşmaz, birbirimize bakmak veya birbirimizle konuşmak istemediğimiz noktaya kadar, aramızda anında bir kırılma, soğuma, mesafe ve sis oluşur.

Ve yeniden, birlikte bağ kurmak için çalışmamız gerekir. Sonuçta, Yaradan’ın yardımını almak istiyorsak- ve bu yardım olmadan ilerlemeyeceğiz – tek bir sistemde birlikte olmalıyız.

Bu yüzden, tekrar kendi üzerimizde çalışmamız gerekir. Amacın önemi, Yaradan’ı edinmenin önemi, başlangıçtaki ruha ulaşmanın önemi birbirimize olan arzumuzu belirler. Bunun adına tekrar yakınlaşmaya başlarız ve bir sonraki kırılmaya kadar tekrar ilerleriz.

Yani, sürekli hedefe doğru ilerleriz: Yükseliş-düşüş, kırılma; hafif yükselen keskin düşüş ve birçok kez bu aşamalardan geçeriz.

 

Dünya Gerçeklik Mi, İllüzyon Mu? Bölüm 6

Bedensel Duyuların Üzerine Yükseliş

Baal HaSulam, “Kabala Bilgeliğinin Özü”: Bununla beraber, bu son derece yeterlidir, zira kural şudur: “O’nun İlahi Takdir’inden, Yaratılışın doğasına idrak ettirmek için ölçülüp çıkarılan her şey tamamen memnun edicidir.” Benzer şekilde kişi altıncı bir parmak isteyemez çünkü beş parmak gayet yeterlidir.

Bizler, elimizde beş parmak olması bizim için yeterli olacak şekilde düzenlendik. Altıncı parmağımız olsaydı bizi rahatsız eder miydi? Örneğin, bir maymunun dalları kavramak için özel bir parmağı vardır. Bizim de buna sahip olmamız güzel olurdu. Ancak artık ona ihtiyacım yok! Bir tane daha parmağa ihtiyacım yok. Her yerde aynıdır, tüm duyularımda bir eksiğim olduğunu hissetmiyorum.

Teleskoplar ve mikroskoplar, duyu organlarının sadece nicel büyümeleridir, genişlemeleridir.  Ama eğer tüm duyularımı kullanırsam, ek bir duyu organından yoksun olduğumu hissetmem. Yunuslar gibi ultra ve infra sonik dalgaları duymak istediğimi söyleyebilirim. Ama bütün bunlar doğadan gelir, bu sadece bir genişlemedir ve yeni duyu organları değildir.

Bu nedenle, içimizde sahip olduğumuz her şey eksiklik hissine neden olmaz, bizim için oldukça yeterlidir ve bu nedenle daha fazla gelişmiyoruz. Gelişmenin tek yolu, duyularımızın üzerine çıkmaktır: duyu organlarımda ne kadar alacağımı değil, onlarla ihsan etme yönünde ne kadar çalışabileceğimdir.

Burada belirgin olarak kendimi değil, etrafımdaki dünyayı hissetmeye başlarım, kendimin üzerine yükselirim. Buradaki, dünya hakkında tamamen farklı bir bilimdir – Kabala Bilgeliği.

Soru: Ya beş parmak benim için yeterliyse? Ben sadece böyle yaşıyorum.

Cevap: Benim için yeterli olan şeyle yaşadığımda, bu hayvansal seviyesidir. Eğer olan her şeyin kaynağını anlamak istersem, o zaman Kabala’dan başka hiçbir şey yardımcı olmaz.

 

Islahın Metodu, Bölüm 3

Komşunu Sev

Soru: Yaratılışın amacı, nitelikler bakımından doğanın genel gücüne, Yaradan’a benzer olmaktır. O’nun niteliği ihsan etmektir.

Baal HaSulam, “Yaradan Sevgi ve İnsan Sevgi” başlıklı makalesinde, kişi sadece üzerine atlayıp Yaradan’ın niteliğini edinemez çünkü kişi kendini kandırabilir, diye yazmıştır.

Gerçekten bu niteliğe ulaştığımdan emin olmak için, her tür oluşumla dünyamızın bir imajı yaratıldı: cansız, bitkisel, hayvansal ve en önemlisi insan. Ben, insanlara karşı tutumumu düzeltmeliyim.

Bu nedenle, tüm orijinal kaynaklarda yazıldığı gibi, temel yasa “Komşunu kendin gibi sev” dir. Bunun anlamı nedir?  Herkes bunu kendince anlıyor.

Cevap: “Komşunu kendin gibi sev”, kişinin kendi ıslahı üzerinde çalışması durumunda, ulaşması gereken hedeftir. Bu hedef çok uzak bir hedeftir, ancak başlangıçta ıslahın başka ön aşamaları vardır.

“Komşunu kendin gibi sev” in anlamı;   bugün olduğu gibi sadece kendimi severim ve içgüdüsel olarak, bilinçli olarak ve bilinç altında kendimi tüm dünyanın başına koyarım ve sadece kendimden bu dünyayı algılarım ve sadece kendimden ileriye dünyaya bakarım ve sadece sevgili kendi benliğim için çalışır ve her şeyi yaparım, bu yüzden kendimi tüm dünya için değiştirmeli, sadece dünyanın gelişimi için çalışmalı ve sanki benim sevgili küçük çocuğummuş gibi sadece onun için acı hissetmeliyim demektir.

The Method Of Correction, Part 3

 

Arzuların Gelişimi, Bölüm 4

Toplum Arzuları Belirler

Soru: Arzularımız toplum tarafından kontrol edilmektedir. Neden bu şekilde düzenlendi?

Cevap: Arzularımız toplumun arzuları tarafından belirlenir çünkü onunla etkileşim halindeyiz, kişisel, özel, küresel, ne olursa olsun toplumdaki tüm arzularla sürekli bağlantı halindeyiz. Bu yüzden arzum, beni çevreleyen toplum tarafından belirlenir.

Soru: Bu, toplumun arzularımızı kontrol ettiği anlamına mı geliyor?

Cevap: Sadece onları kontrol etmekle kalmaz, onları belirler! Bana işaret eder: bu – evet, bu – hayır, ne dereceye kadar vb. Her şey, içinde var olduğum çevreye bağlıdır.

İnsan seviyesinde bir arzu, yerini değiştirebilir ve çeşitli sosyal etkiler altında kalabilir. Buna uygun olarak arzuları da değiştirecektir.

Evolution Of Desires, Part 4

 

Yaradan İle Karşılıklı Bir Anlaşmayı Nasıl İmzalarsınız?

Soru: Yaradan ana garantördür. O’nun bizim arkamızda olduğu anlayışıyla, O’nun önünde birbirimizle bir anlaşma imzalarız.

Grupta biri düştüğünde ve biz ona bir ip atmaya çalıştığımızda ama hiç bir şey olmuyorsa, o zaman O’na döneriz: “Bizimle bir sözleşmedesin ve bu nedenle sözleşmenin bir kısmını yerine getirmeni istiyoruz. Dostun yükselmesine yardımcı olmak için her şeyi yaptık ama gücümüz yok. Anlaşmamızın bir iştirakçisisin, şimdi senden onu çıkarmanı istiyoruz. ” deriz.

Doğru anlıyor muyuz yoksa anlamıyor muyuz?

Cevap: Hayır. Neden hemen Yaradan’a dönmüyorsunuz? Bir şey yapabileceğini düşünüyor musunuz?

Yorum:  “Yarım şekelimizi” koyup, bedelimizi ödememiz gerektiğini düşünürüz, artık hiçbir şey yapamayacağımız noktaya gelince O’na sorarız.

Benim Yorumum: Prensip olarak bu doğrudur. Ancak, Yaradan dışında hiç kimsenin yardım edemeyeceğini hemen anlamak daha iyidir.

Soru: Yaradan’ın da katıldığını hissetmek için karşılıklı bir anlaşmayı nasıl imzalarız?

Cevap: Yaradan ona katılmaz,  Yaradan onu belirler. Garantinizi elinde tutar. Sonuçta O, tüm sistemi elinde tutar.

Bu karşılıklı garanti ne anlama gelir? Tamamen kapalı bir sistemde herkes, geri kalanlar için garantördür. Ve eğer kişi rolünü yerine getirmezse her şey yıkılacaktır. Bu nedenle derhal, Yaradan’ı içimizde işleyen bir güç olarak anlamalıyız.

Diğer bir şey de O’na dönüp şöyle diyebiliriz: “Evet, bu kuvvet ağını tutamamaktayız. Öyle yap ki bunu nerede yapacağımızı anlayalım, bizi yönlendir, yardım et, güç ver! Ne yapacağımıza dair bize bir anlayış ver! Yönet!” O’nun için bu, büyük bir hazdır.

How Do You Sign A Mutual Agreement With The Creator?

 

Seçme Özgürlüğü, Bölüm 1

Seçimimizi Belirleyen Dört Faktör

Yorum: Hayatımıza baktığımızda, içinde bir şey seçmemizin o kadar sık olmadığını görürüz. Belki de bize öyle geliyor ama bu konuda yapılan son çalışmalar bile doğum, ölüm, karakter özellikleri ve hatta siyasi görüşlerin toplum tarafından belirlendiğini veya genetik olarak tanımlandığını göstermektedir. Sonunda anlaşılır ki doğa bize başka seçenek bırakmamaktadır.

20. yüzyılın en büyük Kabalisti Baal HaSulam, bu konudaki “Özgürlük” başlıklı bir makale yazdı ve burada gelişimimizi etkileyen ve seçimimizi belirleyen dört faktörü açıkladı. İlk faktör “kişinin temeli” veya kalıtsal bilgileri olarak adlandırılır.

Benim Yorumum: Gerçekten de, her birimizin içinde bilgi kayıtları vardır. Kabala’da bunlara “Reşimot” denir.

Yorum: Baal HaSulam, fikirlerin, düşüncelerin ve görüşlerin hepsinin önceki formlarını kaybettiğini ve doğumda insanlara nitelikler şeklinde gittiğini söyler. Bizler, bunları seçmiyoruz. Onlar doğanın özünde vardır.

İkinci faktör daha ilginçtir: değişmeyen nitelikler, yani her temelde değişen özellikler bulunur ve diğerleri değişmeden kalır.

Benim Yorumum: Bir kişi belirli özelliklerle, belirli bir karakterle doğar. Bu çerçevede kişi, bir şeyi değiştirebilir ama çerçeveyi değiştiremez. Kendi deneyimlerimizde ve hayatlarımızda bile değiştirilemeyen bu eğilimleri görürüz.

Yorum: Baal HaSulam, buğdayın her zaman buğdaydan büyüyeceğine dair bir örnek verir.

Benim Yorumum: Evet. Başka hiçbir şey işlemeyecektir. Çevrenin etkisi veya diğer bazı etkiler altında, bir tahılın belli içsel niteliklerini değiştirebiliriz ama bundan başka bir şeyi değil. Bu, buğdayın hangi ortama yerleştirildiğine bağlıdır.

Freedom Of Choice, Part 1

 

Neyi Düzeltmem Gerekiyor?

Onlunun arka planında eksikliklerinizi gördüğünüze memnun olmalısınız. Onludan, dostlardan nasıl farklı olduğumu ve onlara eşit hale gelmek için neyi ıslah etmem gerektiğini ararım. Daima bir dost ya da diğeri olmak için ne eksiğim olduğunu keşfederim ve “Bilgelerin kıskançlığı, bilgeliği arttırır” çünkü orada çabalamak için bir şey ve talep etmek için bir şey vardır. Bu yüzden hepimiz, taleplerimiz gerçek bir dua haline gelene kadar çalışırız.

What Do I Need To Fix?

Yaradan’ın Eşsizliği, Bölüm 6

Edinim Karşılıklı Bağdadır

Soru: Dünyamızda, dostluk ya da sevgi gibi her türlü duygu yelpazesi vardır. Ama onları hissetmek için başka biri daha olmalıdır. Eğer kendim dışında başka kimse yoksa sevgiyi ya da dostluğu hissedemem. Aynı şey Yaradan için de geçerlidir. O, diğer insanlar arasında doğru bağda hissedilen güç müdür?

Cevap: Elbette, bazı maddeler üzerinde hissedilir. Diğer insanlarla, bir grupla etkileşime ihtiyacım vardır.

Soru: Yaradan, herhangi bir maddede kıyafetlenmezse, hissedilmesi imkansız olan soyut bir form mudur?

Cevap: Evet. Yaradan bana karşılıklı sevgi ve karşılıklı destekle bağlı bir grup insan olarak görünür. O zaman, aralarındaki güç, her birinde değil de onların arasında var olan güç “Yaradan” olarak adlandırılabilir.

Soru: Bu, sevginin gücünün birkaç insanın bağı dışında var olmadığı anlamına mı gelir?

Cevap: Doğru. Bu yoktur.

Soru: Kabala, Yaradan’ın özünün dünyamızdaki tüm nesnelerin ve olguların özü gibi erişilemez olduğunu söyler. “O’nun özü edinilemez.” ne demektir?

Cevap: Bu, edinim metodu ile bağlantılıdır. Aslında, “kendi içindeki” hiçbir şeyi edinmeyiz, sadece bizim ona karşı tutumumuzdan bir edinim elde edebiliriz.

Beni caydıran ya da beni dışımdaki farklı nesnelere yakınlaştıran, olumlu ya da olumsuz izlenimlerin kademeli olarak birikmesi, bana entegre olarak algı organımı nasıl inşa ettiğimi hissetmeme olanak sağlar.

Uniqueness Of The Creator, Part 6

 

Erkek ve Kadın, Bölüm 4

Ruhun Cinsiyeti Var Mıdır?

Soru: Ruhun cinsiyeti var mıdır? Örneğin, kişi bu hayatta kadınsa, bir sonraki yaşamda bu ruh bir kadın bedeninde mi kıyafetlenecek?   Yoksa bu öyle değil mi?

Cevap: Diyelim ki öyle.

Soru: Kabala bu konuda ne diyor?

Cevap: Kabala bu kavramlarla hiç ilgilenmez çünkü dünyamız hayalidir, duyu organlarımızda bizim tarafımızdan hayal edilir.

Yorum: Ama biz, ruhlardan, bu enerji yığınının son ıslaha gelene kadar her türlü başkalaşıma ve sürekli olarak çeşitli bedenlerde kıyafetlenmesi gerçeğinden bahsediyorduk.

Benim Yorumum: Kolaylık için, bir erkek ruhunun bir erkek bedeninde ve bir kadın ruhunun bir kadın bedeninde kıyafetlendiğini varsayalım.

Soru: Bu enerji yığını ya da bu nitelikler grubu insanlara mı özgü? O, maddenin daha düşük bazı formlarında kıyafetlenebilir mi?

Cevap: Hayır, başka hiçbir şeye bürünmez.  Bu Hinduizm değil.

Male And Female, Part 4