Neden Yaradan İle Bir Anlaşmaya Varamıyoruz?

Soru: Neden Yaradan ile bir anlaşmaya varamıyoruz?

Cevap: Bu, anlaşmaya varmak istediğiniz şeye bağlıdır. Eğer O’nun size iyilik yapmasını ve ayrıcalıklar vermesini istiyorsanız, bu gerçekleşmez. Hepimiz çok katı bir karşılıklı bağ sisteminin içindeyiz. Bu sistemde:  “Neden benimle oynuyorsun? Neden bana bu kadar uzun süre kötü davranıyorsun? Bak ne kadar acı çekiyorum !? ” gibi talepler olamaz. Bunların hiç biri yardımcı olmaz. Sonuçta, insanlığın nasıl Yaradan’a yalvarmaya çalıştığını ve sanki bizden bu tür fedakârlıklar bekliyormuş gibi, O’na kurbanlar sunduğunu görüyorsunuz. İşe yaramıyor.

Tüm egoist arzuların, özgecil bir bağ sistemi içinde tamamen doğru, sağlıklı bir karşılıklı bağ sistemi vardır. Bu sistemi mümkün olan en iyi şekilde öğrenmemiz, anlamamız ve sonra onun içinde var olmamız ve onu bu dünyada yaşarken ifşa etmemiz gerekiyor.

Zohar Kitabının Gizli Etkisi

Soru: Zohar Kitabı’nı dinleyiciler ile birlikte okuduğumuzda, bu onları etkiler mi?

Cevap: Onlara belli bir izlenim, belli bir imaj verir.

İçlerinde bir şeyin ne kadar değiştiğini bile hissetmezler. Bu hikâyelerle,  onların içinde, sahip olduklarından şüphelenmedikleri gizli nitelikler uyandırırız.

Zohar Kitabı’nın gizli etkisi budur. İçinizin en derinlerinde var olan şeylerden bahseder ve içinizde bu içsel nitelikleri uyandırır. Aniden şunu hissetmeye başlarsınız: “İçimde bir şeyler oluyor, bu Kitap içimde bir şeyler yapıyor.” Ne yaptığını anlamazsınız ama içinizde bir hareket hissedersiniz, içinizde bir şeyler değişir.

Soru: Bu olumlu bir sonuç mudur? Burada olumsuz duygu tehlikesi yok mudur?

Cevap: Kesinlikle yoktur! Şimdi tüm dünyanın değişmesi gereken bir durumdayız. Bu Kitap bizim rehberimizdir çünkü bizler o olmasa bile değişeceğiz ama doğanın çok sert etkileri altında.

Yaradan’ı Memnun Etmek

Soru: İfade ettiğimiz en olumlu duygulardan biri sevinçtir. Sandviç yemenin, dostlarla arkadaşlık yaşamanın ya da Olimpiyatlarda madalya kazanmanın hazzını, tek kelimeyle ifade ediyoruz: sevinç.

Bir Kabaliste sevinç veren şey nedir?

Cevap: Kabalist, Yaradan ile benzerliğe ulaşabildiğinde sevinç duyar, çünkü insanlar aracılığıyla O’nun üzerinde iyi bir etki yaratır ve iyi bir eylem ortaya koyar.

Bu genellikle şu şekilde yapılır: ne kadar çok insan birbiriyle bağ kurarsa, üst ışığı alma, birbirleriyle birliktelikte Yaradan’ın daha yüksek hissiyatı ve O’nu ifşa etme fırsatları o kadar büyük olur.  O zaman aralarında sevinç ortaya çıkar çünkü Yaradan’ı kendi bağlarında hissederler ve O’ndan nasıl haz aldıklarını ve O’na nasıl memnuniyet verdiklerini hissederler.

Yani, bir Kabalistin hissettiği sevinç, Yaradan’ı memnun etmesi gerçeğinden gelir.

Yaradan, prensipte bizden hiçbir şeye ihtiyaç duymayan, doğanın en yüksek pozitif gücü demektir. O’nun mutlu olduğunu hisseden sadece biziz. Bu gücün bizi doldurmasını sağlamak için birleşiriz.

Hızlı Kabala İpuçları – 10/7/20

Soru: Sanal bir topluluk ile manevi bir topluluk arasındaki fark nedir?

Cevap: Sanal bir topluluğun birçok farklı hedefi vardır. Manevi topluluk ise çok net, farklı ve büyük öğretmenleri tarafından belirlenen tek bir hedefin peşindedir. Ve biz öğrenciler olarak bu hedefe doğru ilerliyoruz.

Soru: Twitter, Facebook ve YouTube gibi sosyal ağların sahiplerine ne önerirsiniz?

Cevap: İnsanlara, birbirleriyle en açık iletişim içinde olma fırsatı vermek için, sosyal ağların gelişimini doğru yöne yönlendirmelerini tavsiye ederim ve insanlık bunu çabucak anlayacaktır.

Ama günümüzde bu ağlar, insanların doğru şekilde bağlanmasını engelleyecek şekilde çalışıyor. Doğanın güçlerinin, insanları doğru hedefe yönlendirmesine izin vermelidirler. Ama müdahale ederler ve bu onların en büyük kötülüğüdür.

Soru: İnsanlar arasındaki iletişimi geliştirmek için ne tür bir teknoloji önerebilirsiniz? Hiç fikriniz var mı?

Cevap: Hayır. Bence tüm fikirler ihtiyaç duyulur duyulmaz ortaya çıkacaktır.

Kişinin Gerçek Kazancı

Soru: Dünyadaki sürekli ekonomik büyüme ve refah arayışı, insanlığı daha mutlu yapmadı. Pek çok bilim adamı ve tarihçi, mutluluk, başarı, gelişme ve barışa ulaşma yarışında, kişinin giderek artan bir şekilde depresyona girdiğini, bu hedeflerin ulaşılamaz olduğu hissine kapıldığını söylemektedir. Bu, rahatsızlıklara ve hatta intihara yol açmaktadır.

Modern dünyada bizim için gerçekten başarı nedir?

Cevap: Modern dünyada, kişinin başarısı, görevinin amacına ulaşmasını sağlayacak böyle bir çevreye sahip olmasıdır. Yani bedenimde var olmalı ve ailemle gerekli manevi seviyeye ulaşmama yardımcı olacak bir çevre içinde yaşamalıyım.

Aile ve diğer ihtiyaçlara ek olarak, kendimi manevi olarak insanlığın yararına gerçekleştirmem için, kendim üzerinde yapmak istediğim manevi çalışma çerçevesinde bir çevreye ihtiyacım vardır.

Yorum: Çoğu zaman başarıyı, para kazanma fırsatıyla karşılaştırırız.

Cevabım: Sanırım bu artık söz konusu değil. Kim, bugün zenginlikle ilgili gözü dönmüş durumda? Bu arzular, içimizde medya tarafından besleniyor. Bize öğrettikleri şey bu çünkü birilerinin bizden para kazanması gerekiyor.

Soru: Şu anda kişinin gerçek kazancı nedir?

Cevap: Gerçek kazanç, hayatın anlamını bulmak ve onu günden güne tutarlı bir şekilde uygulamaktır.

Soru: Bu kazanç bize ne sağlayacak?

Cevap: Sonsuzluk hissi ve varoluşunuzun doğruluğunu. Bunu herkese diliyorum.

Yaradan İle Oyunun Kuralları

Kabala bilgeliğindeki kavramlar, dünyamızda alışkın olduğumuz kavramlardan farklıdır. Oynamak aslında bir geçiştir. Atlamadan önce çömelen, kendisini hedefleyen ve ancak ondan sonra zıplayan bir kedi gibi. Hayali bir sıçrama için, tüm bu hazırlık ve ayarlama bir oyundur. Kedi şimdi, nasıl zıplayacağını göstermektedir.

Yani oyun, gelecekteki bir durumu tasavvur etmenin bir yoludur. Bu nedenle tüm hayatımız bir oyun olmalıdır. Bağ kurmak ve bağımız içinde Yaradan’ı,  varoluşumuzun amacını, sonsuz ve mükemmel yaşamı ifşa etmek için özlem duymaktayız. Bütün bunlar oyun aracılığıyla elde edilir.

Çocuklar her zaman oynarlar ve bu şekilde büyürler. Manevi hayatta da durum aynıdır ama orada, oyunu kendi elimize almalı, anlamalı ve Yaradan ile birlikte oynamalıyız. Sonuçta, oyun olmadan, O’na yakınlaşamayacağız ve O’nun ortağı olamayacağız. Kendimizi Yaradan’a ne kadar yakınmış gibi tasvir edersek, bu oyunun kurallarını o kadar iyi anlarız.

Anlaşılan o ki sürekli oynamalıyız: kişi kendisiyle oynar, grupla oynar, Yaradan’la oynar. Ve Yaradan, Leviathan ile yani tüm yaratılışla oynar. Oyunun yardımıyla, tüm insanlık, Leviathan’ı tatmak için Yaradan’la birlikte büyük bir masanın etrafında oturduğunda “Leviathan’ın yemeği” denen bir koşula ulaşırız.

Onunla oynadık, bunu Yaradan’a benzer bir insan, Adem olmak için kullandık ve O’nunla tek bir kişi haline geldik. Sonra bütün Leviathan, ıslahın sonu olan Leviathan yemeği olarak adlandırılan, bütün yaratılış doğru kullanım için hizmetimize bırakılır.

Oyundan başka bir şey yoktur. Oyun şu anki durumdan bir sonraki, daha gelişmiş duruma geçmem anlamına gelir. Hayat sürekli değişimdir, koşuldan koşula geçiştir. Bu değişikliklere sadece tüm bu oyunu başlatan ve başarılı bir uygulamadan sonra geldiğim son kişi olarak, Yaradan’ı eklemem gerekiyor.

Yaradan’ın hazırladığı koşulların doğru kullanımına gelene kadar, önce onlu içinde, mevcut durumum içinde, yaşadığım tüm koşulları keşfederim ve onluyu, ona katılımımı değiştiririm. Bizler böyle ilerliyoruz.

Buna oyun deniyor çünkü henüz içinde olmak istediğimiz duruma ulaşmadık. Aramızdaki ve Yaradan’la olan bağımızla ilgili olarak arzu edilen duruma, daha yüksek olana, daha ihsan edici ve daha gelişmiş duruma geçme çabasına oyun denir.

Oynamak her zaman mümkündür. Hayvanlar bile oynar, ama bunu tıpkı çocuklar gibi gelişimsel içgüdüleriyle, bilinçsizce yaparlar. Eğer oyunu bu dünyadan çıkıp, üst dünyaya girmek için kullanmak istiyorsak, o zaman bu oyunu kabul etmeli, kurallarını anlamalı ve üzerine yükselmek için oyunun sistemini kendimiz inşa etmeliyiz.

Her birimiz, her zaman oynuyoruz. Her insan, ya kendi iznini almadan alma arzusu ya da kendi içinde hareket etmeye davet ettiği ihsan etme arzusuyla oynatılan bir kukla gibidir. Sonra dost sevgisiyle oynar.

Her zaman bir oyun görürüz ve bu nedenle, kişiyi yalnızca ne tür bir oyun oynadığına bağlı olarak değerlendirmeliyiz: egoizminin neden olduğu olumsuz oyun ya da kendisi aracılığıyla ihsan etme arzusunu kendine çektiği olumlu bir oyun.

“Beden ve Ruh Arasındaki Bağlantı Nedir ve Kim Kimi Kontrol Eder?” (Quora)

Beden ve ruhun hiçbir bağlantısı yoktur. Ruh kendisi var olur ve manevi dünya bizlere ancak bir ruh edinirsek ifşa olur.

Bir ruh edinerek, başkaları pahasına sürekli olarak kendisi için haz almak isteyen egomuzun darlığının dışında, yeni bir gerçekliği hissetmeye başlarız. Ancak bir ruha ulaşana kadar, bildiğimiz tek şey egomuzdur. Ego, sınırlı bir arzu prizması (yemek, seks, aile, para, onur, kontrol ve bilgi) yoluyla tatmin aramamıza neden olur ve bu arzulardan haz almaya başladığımız an, haz azalır, bu da bizi eskisinden daha yeni ve farklı türde tatminler aramaya sevk eder.

Egoist gelişim biçimimiz bizi bir çıkmaza götürür: kendimizi tatmin etmek için, tatmin olmuş hissetmekten daha fazla enerji harcadığımızı hissetmeye başlarız ve bu aşamada, içimizde yaşamlarımızla ilgili temel sorular uyanır: “Hayatlarımızın anlamı nedir?” “Neden buradayız?” “Dünyada neden bu kadar çok acı var?” “Nereliyiz? Şu an neredeyiz? Nereye gidiyoruz? ” “Gerçek nedir?” ve bunun gibi.

Bu tür sorular bizim ilk manevi uyanışımızdır. Onları ne kadar çok cevaplandırmak istiyorsak, sonunda Kabala bilgeliğine ulaşana kadar çeşitli yöntemler, öğretiler, gruplar ve diğer ortamlarda o kadar çok ararız. Kabala, bu süreci “kalpteki noktanın” veya sözde “ruhun tohumu” nun uyanışı olarak tanımlar.

Kendinizi hayatın anlamı ve amacı ile ilgili temel sorulara cevaplar ararken bulursanız, bu, ruhunuza ulaşmaya çalıştığınızın bir işaretidir. Kabala bilgeliği, bu dünyada bedenlerimizde yaşarken, ruhumuza ulaşmamıza rehberlik eden bir metod olarak tasarlandı. Böyle bir edinime ulaştığımızda, o zaman var olan her şey arasındaki karşılıklı bağlantıları görerek ve ebedi ruhumuzu olumlu yönde etkilemek için her an en iyi şekilde nasıl hareket edeceğimizi bilerek, gerçekliğin derinliklerini algılar ve hissederiz.

“Başlıca Manevi Uyanış Belirtileri Nelerdir?” (Quora)

Binlerce yıldır evrim geçiriyoruz ve belirli bir noktada hayatımızın anlamı ve amacı hakkındaki sorulara uyanmaya başlıyoruz. Onlar maneviyata doğru aldığımız ilk uyanışlardır ve hayvansal var oluşumuzun üzerine çıkmaya başladığımız an bizim ilkemiz haline gelirler.

Hayvanların aksine, bizim arzularımız bir nesilden diğerine gelişir. Bir sonraki evrim seviyesinin arzularını hissederiz ve boşluk hissimiz sürekli büyür ve bizi daha önce sahip olduklarımıza göre yeni ve farklı türde tatminler aramaya zorlar. Böylelikle yavaş yavaş bizleri artan bir şekilde meşgul eden, hayatın anlamı hakkında giderek daha belirgin bir soru geliştiririz.

İçimizde daha daha yeni düşünceler ortaya çıkar ve yerine getirilmeyen artan arzularımızın bir sonucu olarak giderek daha karmaşık sistemler geliştiririz. Ayrıca bilim de her nesilde sahip olduğumuz sorularla bağlantılı olarak gelişir ve birkaç yüzyıl öncesi ile bugünün bilimi arasındaki büyük farkı görebiliriz.

Dahası, hayatımızın anlamı ve amacı ile ilgili soru her şeyden önce belli kişilerde kendini göstermektedir. Tarih boyunca sanat, müzik, edebiyat, şiir, bilim ve teknoloji olsun, çeşitli alanlarda atılımlar yapmaya yönlendirildik. Arzularımız, sadece hayatta kalma gereksinimlerinden (yemek, seks ve aile) başlayıp sosyal arzulara (para, onur, kontrol ve bilgi) kadar bir ölçeğe göre sürekli olarak büyüdü. Bir nesilden diğerine, arzularımız giderek daha rafine hale gelmektedir.

Büyük Kabalist Ari’ye (Rav Isaac Luria) göre, yaşamın anlamı ve amacı hakkındaki soru, bir bütün olarak insanlıkta Orta Çağ’ın sonlarına ve Rönesans’ın başlangıcına doğru ortaya çıkmaya başladı. Böylece, Avrupa’daki teknolojik, bilimsel ve kültürel devrimler, hayata ve dine karşı tamamen yeni bir tutumun ortaya çıkışını tetikledi. Pek çok insan artık dindar olmamaktan ve düşünce ayrılığından dolayı cezalandırılmaktan korkmaya başladı, bu da insanlıktaki arzuların, gelişmeye başlayan yeni ispat talebinde inancın yetersiz kaldığı yeni bir seviyeye yükseldiğinin sinyalini verdi.

Kabalist Yehuda Aşlag (Baal HaSulam) “On Sefirot’un Çalışmasına Giriş” in başlangıcında şunları yazdı:

Aslında, çok meşhur bir soruyu cevaplamak için kalbinizle yola çıkarsanız eminim ki Kabala bilgeliğini çalışmamız gerekip gerekmediğine dair sorular ve şüpheler ufuktan yok olacak ve geri baktığınızda onları yerlerinde bulamayacaksınız. Bu infial uyandıran soru tüm dünyanın sorduğu bir sorudur, yani anlayacağınız, “Hayatımın anlamı nedir?”

Bugün dünyada ortaya çıkan her şeyin, hayatın anlamı sorusuna cevap bulamamamızdan kaynaklandığını söyleyebiliriz. İnsanlığın neyle uğraştığını ve dünyayı neye götürdüğünü görebiliriz ve bunun nedeni insanların ne için var olduklarını anlamamalarıdır.

Çoğunlukla hayatın anlamı ve amacı hakkındaki soruyu dosyalayıp kaldırmak istiyoruz ve bunun yerine, soruyu sormaktan kaçınmak için, kendimizi meşgul ederek çok daha anlık ve somut zevklerle meşgul oluyoruz. Çünkü bu soru, cevap bulamadan onunla meşgul olursak, günlük hayatta kalmamızla bağlantılı olarak yaşadığımız acıya ek olarak, bizlere varoluşsal ıstırap getirir.

Bununla birlikte, Baal HaSulam’ın “On Sefirot’un Çalışmasına Giriş” adlı eserinde yaşamın anlamını tartışmasının nedeni, manevi yola girmek için yüce hedeflere veya özel düşüncelere nasıl ihtiyacımız olmadığını göstermek istemesidir.  Çok basit,  kendimizi kötü hissediyorsak ve neden hayatta olduğumuzu bilmiyorsak ve bu tür sorular içimizde su yüzüne çıkmaya devam ediyor ve bizi huzursuz hissettiriyor ve varlığımızı haklı çıkarmak için bu soruları yanıtlamamız gerekiyorsa, o zaman manevi yolda adımlar atmaya başlayabiliriz.

Kabala bilgeliği, özellikle hayatın anlamı ve amacı hakkındaki soruyu yanıtlamak için yaratılmıştır ve yaşa, cinsiyete, geçmişe veya diğer görünen farklılıklara bakılmaksızın herkese açıktır.

Neden İhsan Etme Niteliğini Edinmek, Sadece Bir Grupta Mümkündür?

Soru: Neden bu dünyada sadece bir gruba dahil olarak çalışabiliriz? Sonuçta, diğer insanlara karşı tutumumuz da ıslah edilmemiştir.

Cevap: Manevi dünya ihsan etme niteliğidir, kişinin kendisinden, egoizminden ihsan etme eylemidir. Eğer bir grupta değilseniz ve bu niteliği kendi içinizde aranızdaki bağ yoluyla yaratmazsanız, ihsan edemezsiniz.

Gruba ihsan etmenin yanı sıra, bunu yapabilmenizi sağlayacak olan üst ışığa da bağlanmanız gerekir. Bunu yapmak için, kendi üzerinde gerçekten ve ciddi bir şekilde çalışmanız gerekiyor ve bunu yapmak istemezseniz, çok karmaşık durumlarla karşılaşacaksınız.

Uygulamada kullanmadan, sadece Kabala bilgeliğini çalışmakla meşgul olabilirsiniz. Bu tür bir çalışma, dünya hakkında çok şey açıklayacak ve size belirli bir barış, bağımsızlık duygusu ve yaşamdaki farklı olaylara karşı doğru tutumu kazandıracaktır. Üst ışığı edinmeden bile çok şey ifşa edecek ve bileceksiniz ve hayatınız ilginç olacak.

Fakat, Üst dünya sisteminde aktif katılımcılar olmak istiyorsanız, dostlar arasında olmalısınız ve ihsan etme niteliğini edinmek için tüm gücünüzle çalışmalısınız.

Yolu Gören Öğretmeni Takip Etmek

Maimonides bu konuda zaten gerçek bir alegori vermiştir: “Yol boyunca bin kör insan bir sırada yürürse ve aralarında görebilen en az bir lider varsa,  doğru yolu seçecekleri ve çukurlara ve engellere düşmeyecekleri kesindir çünkü kendilerine önderlik eden gören kişiyi takip ediyorlardır.

Ancak o kişi yoksa yollarındaki her engele takılıp, çukura düşecekleri kesindir.” (Baal HaSulam, “Zohar Kitabına Giriş” , Madde 57)

Soru: Hâlihazırda bir öğretmen bulmuş ve doğru yolu izlemeye başlamış bir kişinin daha sonra yoldan çıkması mümkün müdür?

Cevap: Bu, öğretmenle bağın eksikliğini gösterir. Bir öğrenci bu bağı sürekli canlı tutmalıdır. Eğer onu yenilemezse, öğretmen ilerlemeye devam ederken, öğrenci aralarındaki bağ tamamen kaybolana kadar, bir teğet üzerinde yavaş yavaş yana doğru hareket eder.

Bu süreci, bir öğrencinin nasıl gittikçe daha az işittiğini, derslere gittikçe daha az geldiğini ve sonra nasıl kaybolduğunu gözlemlemek çok ilginçtir.

Önemli olan, öğretmenin öğrenciye bu konuda hiçbir şey söyleyememesidir. Öğrenci bunu kendisi incelemeli ve öğretmenle karşılıklı işbirliği içinde nasıl çalışacağını anlamalıdır.

Ama kişi için, öğretmene tutunmadığı an, bir yetişkine tutunan, nerede olduğunu bilmeyen bir çocuğa benzediği açık olmalıdır. Ne de olsa kalabalıkta kaybolan ve kime tutunacağını ve nereye gideceğini bilmeyen küçük bir çocuk gibi olduğu birçok durum vardır. Kişi, öğretmenden bu yakınlık veya kopukluk hissini edinmelidir.