Gizlilik Kendi İyiliğimiz İçin

Biz dünyaların yada gizliliklerin 125 derece aşağısındayız. Bu gizlilik bizim faydamıza çünkü bu Sonsuzluğun kusursuz koşuluna kıyasla bizim ne kadar önemsiz olduğumuzu görmemize engel oluyor. Bunun yerine sadece daha yüksek bir manevi dereceye benzer olmaktaki acizliğimizi gözlemleyebiliriz.

Yine de kendimizi ıslah etme yolunda ilerlemek için ızdırabı hissetmeliyiz. Eğer gruptayken ıslahtan geçiyorsak o zaman ızdırabımızı oyun oynayan bir çocuk gibi ifşa ederiz. Çocuk bir şeyin üstesinden gelmek istiyor, başaramıyor ama yine de elinden gelenin en iyisini yapıyor ve zorlu bir oyuncağın üstadı olmaya uğraşıyor.

Çabalarınız, acılarınız ve eylemde bulunmaktaki acizliğiniz aracılığıyla aşama aşama Işığa olan zıtlığınızı keşfediyorsunuz. Işığa karşı çalışmak zorundasınız aksi takdirde Işık ile sizin aranızda bir fark hissedemezsiniz, bu farklılıkların genel toplamı olmasaydı Yaratan’ı hissedemezdiniz.
Bir kralın sarayında olduğunuzu varsayalım, ama bundan haberiniz yok ve bu yüzden takdirle karşılamıyorsunuz. Daha sonra onu deneyim etmeye ve araştırmaya başlıyorsunuz. Etraftaki tüm nesneleri ve koşulları gözlemlemeli ve aralarındaki çelişkilerin ve bağlantıların tüm çeşitliliğini öğrenmelisiniz. Böyle yaparak tıpkı bir kral gibi dünyayı yönettiğiniz bir koşulu elde ediyorsunuz.

– 03/09/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin (Şamati 50) birinci kısmından alıntıdır.

İlaç Yerine Işık

Soru: Eğer bize herşey grup vasıtasıyla geliyorsa o zaman maddi problemlerimiz olduğunda neden onlar üzerinde çalışmamız ve bu problemleri çözmeye çalışmamız gerekiyor.? Hastaysan eğer doktora gitmelisin. Neden sadece gruba dönmek ve grubun sana içsel seviyede yardım etmesini beklemek yeterli değil?

Cevap: Biz henüz tüm problemleri grupla olan bağ vasıtasıyla çözebilecek seviyede değiliz. Ancak aslında gerçekten de bu şekilde işlemeli. Çok adil bir soru soruyorsun: Neden tüm problemleri Islah eden Işığın yardımıyla çözmek mümkün değil? Neden gruba dönüp, orada güçlü bir arzu yoğunlaştırıp ve direk Işık, Hayatın Kaynağı tarafından bunun gerçekleştirilmesine izin veremiyoruz?

Aşırı derecede acı veren bir yaram vardı, Rabash beni yanına oturttu ve çalışmamı söyledi. Acıya katlanamadığımdan orada oturup metni ve niyeti derinlemesine araştıramıyordum. Acının üzerine çıkıp, acımı hafifletecek ve belki de onu büsbütün iyileştirebilecek gücü çekemiyordum.
Şüphesiz ki bu kadar güçsüz olmak kendi suçumdu. Bu yüzden yapamadım ve hocamın hemen yanında oturuyor ve beraber çalışıyorken Işığı çekemedim. Bunu yapmamı önermesi bunu yapabileceğim anlamına geliyordu! Ama o anda yapamadım.

Senin soruna geri dönersek, büyük bir grubumuz olduğunda herhangi bir meseleyi çözmek için dışsal araçlara ve ilaçlara ihtiyaç duymayız! İlaç bedensel seviye üzerinde işler, halbuki biz hastalık ve acı olarak tecrübe edilen bir tamamlanma eksikliği algılayan arzuyu direk tamamlama eyleminde bulunabileceğiz. Sadece bedeni ıslah etmiş olmayacağız, onu ruhu ıslah etmek için bir sebep olarak kullanacağız.

2/9/2010 tarihli Günlük Kabala Dersinin ( Panim Meirot uMasbirot Kitabına Giriş) dördüncü kısmından alıntıdır.

Ruhun Kök Hücreleri

Maneviyatta hiçbir şey kaybolmaz. Tersine ruhlar arasındaki farklılıklar daha da keskinleşir. Her hususi ruh Yaratan’ı algılamanın bütün zenginliğini yaratan özel niteliklere sahiptir. Bu tam olarak diğer ruhların zıt nitelikleri ile bağ kurmak vasıtasıyla gerçekleşir. Yaratan’ın karşılıklı algısı ayrı bir ruhun sahip olduğu algıdan bu şekilde 620 kat daha büyük olur.

Manevi kabımızın (Kli) büyüklüğü niteliği ile değil niceliği ile tanımlanır. Her ruhun daha güçlü ve daha özgün ifşa olmasının nedeni budur. Bu evrensel olan ve binalar inşa eder gibi diğer herşeyi inşa etmek için kullanılabilen kök hücrelere benzer. Kalp, karaciğer, böbrekler ve ciğerler kök hücre diye adlandırılan bu temel üzerine inşa edilebilir. Aynı şey maneviyatta da geçerlidir. Şimdilik herbirimiz kendi ruhunun “kök hücre”’sinin içinde yaşıyor. Daha sonra genel sisteme, gruba yada grup içinde ifşa ettiğimiz ve onları kendimize yamadığımız ruhların sistemine bağlanmaya başlayacağız ve ardından ruhların sisteminde ifşa olacak Yaratan’a bağlanacağız. Bu aynı zamanda kendimizi de edinmeye başladığımız zamandır: Kim olduğumuz, neye ait olduğumuz, ruhumuz nedir, görevim nedir ve onunla birlikte giden niteliklerin tüm toplamının içinden benim ana niteliğim nedir. Bu yüzden maneviyatta ilerlediğimizde her insan herşeyle gittikçe daha fazla bağlanıyor ama aynı zamanda daha fazla karşı koyuyor daha çok özgünleşiyor çünkü diğerleriyle bağ kurarak kendi “kök hücre”’sini çoğaltıyor. Baal HaSulam bu yüzden “Özgürlük” makalesinde kişinin kendine özgü niteliklerini bastırması yerine onları geliştirmek zorunda olduğunu yazıyor. Her insanın özgünlüğü vasıtasıyla içinde tüm manevi dünyayı ve Yaratan’ı yaratılışın başlangıcındakinden 620 kat daha fazla algılayabileceğimiz ruhun devasa ve kusursuz kabını edineceğiz.

– 01/09/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin (Zohar) ikinci kısmından alıntıdır.

Bir Dosta Nasıl Yardım Edebilirsin?

Soru: Doğru niyeti edinmesi için bir dosta nasıl yardımcı olabilirim?

Cevap: Yeni başlayan biri Kabala’ya ilk geldiğinde ne hakkında konuşulduğunu görmez, duymaz yada hissetmez. Kendi düşünceleri ve arzularında batmıştır. Ne tür bir dünyanın içerisinde olduğu hakkında hiçbir algıya yada anlayışa sahip olmayan daha yeni doğmuş bir bebek gibi oturur ve herkesle birlikte öğrenir. Yada bu durum bilincini kaybetmiş hasta bir insanla da karşılaştırılabilir.

Bir araba kazasından sonra yatakta bilinçsiz bir şekilde yattığım zamanı hatırlıyorum. Bazen bilincim çok az yerine gelirdi ve dışarıdaki sesleri duyardım. Hatta bazen onlara cevap bile verirdim ama hiçbir şey görmezdim yada bir tepki gösteremezdim. Bu Kabala çalışmaya gelen bir insanın durumuna çok benzer: Oradadır ama orada değildir. Zamana ve diğerlerinin ilgisine ihtiyacı vardır, insanların ciddi bir hastalığı olan birine yada bir bebeğe karşı gösterdiği şekilde bir ilgiye. Bu tür bir ilgi ilerlemesi için ona biraz yardımcı olur.

Eğer destek yardımcı olmuyorsa o zaman kişi yalnız başına bırakılmalıdır ve yavaş yavaş kendisi için bir düzen oluşturması için ona zaman verilmelidir. Kendinin yerine Kabala’yı duymaya başlaması onun aylarını yada yıllarını alabilir.

Kişi ilk defa ne zaman gerçekten duymaya başlar? Diğerleri ile olan birliğin onun için manevi algılar açtığını ve manevi dünyaya girişin kesinlikle bunda yattığını hissettiği zaman.

Bu yüzden çevre ne kadar büyük ve güçlü ise kişinin gelişimini o kadar hızlandırır ve onu etkiler, onu kendi kendine daha hızlı ilerlemeye zorlar.

– 31/08/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin (Zohar) ikinci kısmından alıntıdır.

Kabala Her Şeyi İfşa Eder

Soru: En basit terimlerle Kabala’nın ne olduğunu açıklayabilirmisiniz?

Cevap: Kabala bilimi her şey hakkında olan bir bilimdir. Kabala gerekli olan tüm soruları cevaplar.

İnsan nedir?

Nasıl yaratıldık?

İçinde bulunduğumuz realiteyi nasıl algılıyoruz?

Var oluşumuzun sebebi ne?

Var oluşun bir durumundan diğerine hareket etmeyi, nasıl geliştiririz?

Mükemmelliği nasıl kazanabiliriz?

Görünen realitenin sınırlarını kaldırıp bunun arkasında ne olduğunu görebilir miyiz?

Bedenin ölümünden sonra bizi ne bekliyor?

Halen yaşıyorken ve öldükten sonra kendi kaderimizi nasıl kontrol edebiliriz?

Bu bilim tüm yaratılanlar ve Yaratan (onları yaratan Üst Güç) hakkında konuşur ve aynı zamanda tüm yaratılışın nasıl yönetildiğini ifşa eder. Kabala metodu var olan her şeyi onun kapsamı dışında hiçbir şey bırakmayacak şekilde kapsar.

Kabala Yaratan’ı adama ifşa eder. Kabala her şeyi kapsar: zaman, yer, olaylar ve bunları yöneten güç. Zira bunların hepsi Yaratan tarafından yaratılmıştır, Kabala’nın ifşa ettiği O’dur. Bu yüzden Yaratan’ı ve var olan her şeyi bilmek Kabala metodu çalışmakla aynı şeydir.

Dolayısıyla bizler eğer Kabala Bilgeliğini edinirsek, bütün evreni bileceğiz. Sonuç olarak bu dünyayı kendi bütün bilimleri ve kanunları ile birlikte bileceğiz ve bunun içinde gerçekleşen her şeyin üstünde kontrole sahip olacağız.

Bir Harf Nasıl Doğuyor?

Soru: Eğer manevi Kelim ihsan etme formuna sahip ise “kötü güçler” onlara nasıl yapışabiliyor?

Cevap: Klipot (kötü güçler) olmadan şekil olamaz. Eğer bir kısıtlama yoksa bir şekil nasıl var olabilir? Eğer hudutlar vasıtasıyla sınırlandırılmamış ise bir figürü çizmek imkansızdır. Daha öteye değil belirli bir noktaya kadar genişlemelidir.

Fakat bizi sınırlayan kimdir yada nedir? Haz alma arzumuz. Eğer biraz aşırıya kaçarsam bu “kendi arzularının esiri olma rızası için” diye nitelendirilir ve durduğum yer orasıdır. Ancak bu noktada hala verme kapasitesine sahibim öyle ki “yön”’ü ve ihsan etme formunu aramaya devam ediyorum. Harflerin şekilleri böyle biçimlendi.

Bir nokta ile başlıyorsun: “İhsan etmek için bir arzum var.” Peki sonra? Yukarıya birazcık sağa yada sola doğru yükselebilirsin ve sınırlamaları kullanarak bir harf (manevi bir kap), içinde Işığın iki gücünün – Hassadim ve Hochma Işıkları – bağ kurduğu bir Kli çizersin. Sadece iki bileşen vardır: haz alma arzusu ve “ihsan etme rızası için” olan niyet. Bir Kli haz alma arzusundan yapılmıştır ama üzerinde Yansıyan Işık – ihsan etme gücü – ile bir perde vardır. Bir noktadan bir figür bu şekilde meydana çıkar.

– 21/07/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin (Talmud Eser Sefirot) üçüncü bölümünden alıntıdır.

Mesih Ne Zaman Gelecek?

Soru: Ari “Yusuf’un Mesih oğlu” idi. İkinci Mesih, Davut’un oğlu kim olacak ve ne zaman görünecek?

Cevap: Baal HaSulam Kabala bilgeliğinin tüm milletlere dağıtımını “Mesih’in borozanının çağrısı” olarak adlandırıyor. Mesih ruhları ıslah eden bir güç. Belli bir bireyin eylemleri aracılığıyla mı manifesto edilecek yoksa yöneten güçlerin seviyesinde mi cereyan edecek? Bu önemli mi? Gerçek şu ki tüm bu süreç “Davut’un oğlu Mesih” olarak adlandırılıyor. Bu günlerde Kabala bilgeliği tüm dünyaya yayılıyor ve bu dünyayı genel ıslaha öncülük ediyor. Zamanın bu devresinin “Mesih’in zamanı” olarak adlandırılabilir olmasının nedeni bu. Çoktan başladı. Dünyanın insanları tüm problemlerin ve felaketlerin sebebinin ıslah eksikliğimiz olduğunu idrak etmeliler. Başımıza gelen olayların sebebinin idrakı kendi başına kötü eğilimlerin bir ifşası ama Üst Işığın etkisi altında meydana geliyor. Bu yüzden Mesih’in zamanı ile ilişkili.

Manevi özgürlük (Geula) gerçekte birleşik ihsan etme gücünün bir ifşası. “Mesih Tora’yı öğretmek için bütün dünyayı Kudüs’e götürecek” diye yazar. “Tora” içimizdeki ihsan etme özelliğini serbest bırakan bir güç ve “Kudüs” sayesinde Yaratan ile teması edindiğimiz bir arzu.  Bu arzuyu ıslah eden Işığın ifşası Mesih’in gücü (hepimiz mutlak özgürlüğü edinmediğimiz sürece) aracılığıyla, kendini artan bir şekilde ifşa eden Işığın gücüyle yerine getirilir.
Ancak biz Kabala bilgeliğinin dünyadaki dağıtımının belli bir derecesine erişmeden Mesih gelmeyecektir. Dünyanın tamamı ıslahın gerekliliğini tam olarak anlamayana kadar Mesih inemeyecektir.

Manevi GPS

Soru: Beer Şheva’daki kongreden eve dönerken, bana yolu gösteren ve beni kavşaktaki gizli kameralar hakkında uyaran GPS’ime baktım. Neden manevi dünyada da bizim yerimize yolumuzu bize önceden haber verecek buna benzer bir seyir sistemi yok diye düşündüm? Bunun yerine sadece Kabalistlerin açıklamalarına ve peygamberlerin uyarılarına güvenmek zorundayız.

Cevap: Buna benzer bir seyir sistemi manevi dünyada  yok. Çünkü sen hep, senin dünyanda kimi zaman daha büyük kimi zaman da daha küçük olan aynı egoist arzunun içerisinde “seyahat ediyorsun.” Hem gelecekle ilgili belli varsayımlar yapabilmenin hem de diğerlerinin tecrübelerine güvenebiliyor olmanın sebebi bu. Hatta insanlar senin için sana yolu gösteren ve yolun her adımını ve tüm sürecini heceleyerek okuyabilen aletler yaratıyorlar. Bu önceden görebilmeni sağlıyor, yani büyümek ve olgunlaşmak, tıpkı onların büyümek ve pilot olmak isteyen bir çocuğa heceleyerek okumayı istedikleri gibi.

Ancak manevi gelişimde olayları önceden tahmin ve tasavvur edemeyeceğimiz koşullardan geçiyoruz. Orada herhangi bir seyir sisteminin olamayacağının sebebi budur.  Çünkü bir sonraki resmi önceden görmüyoruz ve bu resimleri görmek için gereken algının enstrümanlarından yoksunuz. Bunun yerine bize istenmeyen, tam tersi bir resim gösteriliyor. Diğerleriyle bağ kurma arzundaki eksikliğinin tam tersine çevirmen gereken gelecekteki form olduğunu idrak edersen eğer bu sana manevi bir GPS gibi hizmet eder. Var, fakat haz alma arzumuza, egomuza antipatik gözüken zıt resmi bize gösteriyor.

O noktadan itibaren herşey tüm bu koşulları kabul edeceğin tarza bağlı. Ancak böyle birşeyle karşılaştığında çoğu kez arkanı dönüp gidiyorsun, amacın orada olduğunu düşünüyorsun. “Manevi amaç çok kolay yada zevkli değil. Oraya neden gitmeliyim? Birazcık geriye çeksem daha iyi olurdu.” diye düşünüyorsun. Başka tarafa saptığın anda herkesin desteği, toplumsal takdirin yararları ve diğer herşey gibi bu dünyanın tüm araçlarının GPS’ini ediniyorsun. İnsanlar kendilerini belanın içine bu şekilde gömüyorlar.

Bir Anda Nefretten Sevgiye

Soru: Zohar çok fazla karanlığın ve kötülüğün ifşa olmasına sebep oluyor. Kişi tüm bu kötülüğü görürken sevgiyi nasıl talep edebilir? Kötülüğe rağmen iyiliği nasıl talep edebilirim?

Cevap: Nefret ve sevgi arasında büyük bir mesafe olduğunu sanıyoruz ama durum böyle değil. Her şeyden önce onlar aynı şey çünkü her şey aynı arzunun içerisinde gerçekleşiyor. Birinden diğerine geçerken bir mekanda bir yandan öbür yana hareket etmiyorsun. Aksine Işık içinde bir anda bir uç noktadan diğerine geçmene sebep olan bir değişiklik yapıyor.

Olaylara Işık olmadan baktığınızda hiçbirşey görmüyorsunuz ve herşey size karanlık, negatif duygular ve nefret olarak sunuluyor. Ancak orada Işık olur olmaz iyiliği, sevgiyi ve tatlılığı ifşa ediyorsunuz. Burada uzatmalı bir hareketler yok. Işığı “yakıyorsun” ve o anında herşeyi değiştiriyor. Realitenin resminin tamamı anında değişiyor.

Şu anda karanlıktayız ve bu yüzden Işığın bir anda belirebileceğine inanamıyoruz. Ancak belirdiğinde bu Mısır’dan göç zamanında olduğu gibi hep birdenbire olur.

– 19/08/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin ikinci kısmından alıntıdır.

Yaratan’ın Realitesini Kim Gözlemler?

Soru: Kim bu gözlemci, Yaratan’ın realitesini kim görür?

Cevabım: Bu alma arzusudur.  Bu arzu, cansız, bitkisel veya canlı (hayvansal) seviyelerdeki alma arzusundan farklı olarak kendi başına görebilme niteliğine sahip olan gelişimin dört basamağının dördüncü safhasındaki (Dalet) arzudur. Bu seviyelerde, arzu sadece kendini hisseder ve kendi içsel kısımlarını görür: cansız, bitkisel ve hayvansal doğa ve bu dünyadaki insan, kendinin içinden.

Dördüncü safhaya gelişmiş olan alma arzusu, diğer bir parçaya sahiptir ki buna ‘kalpteki nokta’ denir – ‘Yaratan’ın bir parçası’ ki bu parça aynı zamanda gözlem yapabilir. Gözlemin bu noktası yenidir ve bu noktadan, o kendisini Yaratan’ın tarafından görür.

Tek gerekli olan bu noktayı görmek ve ona büyük önem, canlılık ve olanak vermektir. Tüm bunların hepsi bu noktayı kendi içerisinden diğerlerine ‘yapışmak’ suretiyle başarılı olur.

Bu ‘diğerleri’ sadece kendi hayalleri içinde var olurlar. Realitede ise, kişinin dışında hiçbir şey yoktur. Ancak, kırılmanın sonucu olarak bu şekilde hissederiz.