Birliğin Gücü Yenilmezdir

Masah (perde) antiegoist bir güçtür. Işığın geçmesine sınır koyar ve kısmen içeriye girmesine izin verir. Ruhsal yüze yani Neşamaya girip “İçsel Işık” a (orpnimi) dönüşmesine. Işığin diğer kısmını, ihsan etme niteliğinden yoksun egoist bölümü ise dışarıda bırakır ve aynı ışık “Saran Işık” a (ormakif) dönüşür.

Aslında içsel-ışık ve saran-ışık bir ve aynı ışık olmasına rağmen perdenin farklı tutumu ve yaklaşımı nedeniyle birbirilerinden ayrılarak aralarında zıtlık oluştururlar.

Bu durum aynen iki arkadaşın ziyaretime geldiklerinde birini içeriye buyur edip diğerini kapıda bırakmama benzer bir örnektir. Bundan böyle yaptığım ayırım nedeniyle bu iki arkadaşın arasında varolan ilişkiye ne olur?

Burada da durum aynıdır. Tam ve bir gelen ışığı perde bölüp ayırarak kabul eder onları.

Bundan böyle bu iki ışık perdeyi yırtıp tekrar birleşmeyi arzular. Perdenin onları engellediğini hissederler ve içsel-ışık perdeyi kaldırıp arkadaşının girişini sağlamak isterken, sanki saran-ışık ta “ikimiz olmazsa hiçbirimiz olmaz” der gibidir.

Bu durumda perdeye kararını iptal etmekten başka seçenek kalmaz.

Hangi kararı iptal edeceğim? Işığı ikiye bölerek aralarında yara açmama neden olanımı? Buna perdenin zayıflığı denir.

Işığın gücü, onu kırmaya çalışan perdeden çok daha fazla.

Işıktaki Birlik gücü onu perdeye karşı zafere götürür!

ZOHAR Kitabının Gizli Gücü

Soru: Günümüzde Zohar kitabını öğrenmenin faydası nedir ve Maneviyatı edinmemiz için bu kitaptan öğrenmek zorunda mıyız?

Cevabım: Evet, artık Zoharı öğrenmenin vakti geldi. Bunun için çok bekledim, çünkü bize bir hazırlık dönemi gerekiyordu. Bu gün artık dünyada bir çok insanın bu Merdiveni çıkması mümkün. (Zohar kitabının yorumlanmasına “MERDİVEN” deniyor.

Böylece hep birlikte Zohar kitabını öğrenmeye başladık. Kim ki kendini aynen bebek misali teslim edip bizimle zoharı öğrenmek için bağlanacak, içinde hislerinde Zohar‘ın muhteviyatı nufus edecek. Zohar kesinlikle akıl yolu ile öğrenilemez, insanın kalbine ve de hislerine hitab ederek onda iki niteliğin hissedilmesini uyandırmaya çalışır: Alma ve İhsan Etme.

Baal ha Sulam‘ın Zohar‘ı yorumlamasına manidar olarak taktığı “Merdiven” adı gibi. Zohar asla tek başına olmayıp bir grub içinde öğrenilebilir çünkü yazılışı da özel olup Kabalist bir grub tarafından yazılmıştır. On Kabalist‘in On Sefirot‘u oluşturarak tam ve bütünlük sağladıkları birlik içinde yazıldı. Her birinin bir Sefirayı temsilen on sefirayla oluşturdukları manevi kabın içinden Yaratan‘ın var ettiği güçle yazdılar bu kitabı.

Dolayısıyla böylesine bütünsel bir kaba dönüşmeye arzuluysak bizler de onları kendimize örnek alıp bizi etkilemelerine neden olabiliriz. Zohar‘ı böyle grub içinde öğrenmeye ısrarlı olursak çok kısa zamanda onun içindeki gizli gücün bizi nasıl birleştirdiğini hissedeceğiz ve sadece birleşmemiz ölçüsünde Zohar‘ın vermek istediğini hissedip anlıyacağız. Çünkü kalp anlar- organize olmuş arzular maneviyatın teslim edilmesi içindir.

Zohar kuru bir akıl tarafından anlaşılarak elde edilemez, uzun bir hazırlık safhası geçirmiş grubun arzusu gerekli. Zohar‘ı öğrenmek için kendilerinden vazgeçmeye ve de grubun içinde birlik hissiyatında olmaya kalpteki noktalarını bağlamış olmaları gerekli.

(19-11-09-Günlük Kabala Dersi) içinden alıntıdır.

Yaratan’ın Düşüncesinde ki Oyun

Soru: Bu dünya ile nasıl bir ilişki içinde olmalıyım Mahsomdan önce? Sanki bir gerçeklik içinde gibimi?

Cevap: Bu dünya ile ilişkimiz çok yalın olmalı. Her ne kadar rüyaya benzetsem de onu gerçekleştirmem gerek, söylendiği gibi “Düşlediğin değil gördüğündür gerçek olan.“ Çalışmalı, aile geçindirmeli, bu hayatta elzem olan her şeyi yapmalı ancak bunun bir rüya olduğunun (Dünya bir Oyun) ve benim de bu oyuna dahil olduğumun bilincinde olmalıyım. Ancak bu oyunu ciddiye alıp Yaratanın bana hazırladığı bu realitede onun kurallarına göre davranırsam onunla olan ilişkimde “kalpteki nokta” mı geliştirebilirim.

Birbirine hiç bağlı olmıyan bu iki alem -Maddi ve Manevi- Maddi alemde “rüya” içinde olup ihtiyaçlarımın peşindeyken, Manevi seviyede Yaratanla bağımı bulmaya ve tüm varlığımı buna adamaya veriyorum. Zaten Yaratanı Bulmak için değilse Ne için Yaşıyorum ki?

(18-11-09-Torah haKabala veMalhuta) Dersinden Alıntıdır.

Çöl’ün Hatıraları

Soru: Dostlar arasında karşılıklı hissiyatı korumanın bir mecburiyet olduğunu edindiğimiz Arava kongresini bitirdik.

Cevap: Herkes bu tecrübe ettiğimiz ortak birliğimizi koruma durumunda kalmaya çalışmalı diye düşünüyorum. Herkes en azından zaman zaman veya hatta sürekli bunu hatırlayacak. Işık kişinin üzerine Yukarıdan yansır ve o bunu hatırlar ve farkındalığına gelir. En sonunda, kişi kongrede tecrübe ettiği bu aynı koşula dışsal bir uyanış alarak dönecektir. Kişi bunu kendi başına yapamaz ancak bu durum ortak bir uyanış, Yaratan’dan, Yukarıdan gelen Işık vasıtasıyla olacaktır.

Bu iyi bir koşuldur ve işte bu yüzden kişinin buna dönmesine değer. Doğal olarak, bu yansıma içinde iyi hissetmek halen egoistik bir istektir, coşkulu durumdur. Ancak bu durum da birlikten ve buna yönelmekten kaynaklanan uygun bir aksiyondan gelir.

Soru: Ders esnasında bu karşılıklı mecburiyeti ile nasıl çalışabiliriz?

Cevap: Hemen şimdi yalnızca bunun farkında olmalıyız: Bunu neden yapıyorum? Yükselmiş bir koşulda kendimi buldum bunun için mi? Daha sonra, her zaman bu koşulun ve hatta daha fazlasının içinde olmayı isterim. Ben bunu yalnızca kendimi iyi hissetmek için mi yapıyorum çünkü iyi hissetmek benim için önemli?

Daha önce hiç hissetmediğimiz özel bir yükselişi, arzuyu, fenomeni tecrübe ettiğimiz doğrudur. Ancak bütün bu durumu nasıl algılayabilirim? Bana yarar sağladığı, beni iyi, güven içinde, rahatta hissetmemi sağlayan olarak mı algılıyorum? Yoksa bunu daha yüksek yerlere aktarmak, bana haz vermesinin veya benim kendimi iyi hissettirmesinin ötesinde başka sebepler için mi bunu istiyorum?

Ben bu hissiyatı benim kendimle ilgili hiçbir bağlantısı olmaksızın bunun kendisinin daha yüksek realizasyonundan gelmesi için istiyorum. Bunun sebebi bu benim egoistik bağlantıma geldiği zaman, beni ne kadar fazla doldurursa benim için o kadar değerli olacaktır. Ancak bu duruma değer vermek istiyorum çünkü bu ihsan etmek hissiyatı üst güçten gelen daha yüksek bir hissiyattır ve bu şekilde Yaratana yakınlaşırım. Bu anda bunun için hiçbir duyum yok, bunun içinde hiçbir önem veya değer görmüyorum fakat bunu istiyorum!

Şimdi biz kongrede edinmiş olduğumuz bu aynı durumu tecrübe etmek için başka sebepler hakkında düşünmeye başlarız. Bunu hissetmek istiyorum çünkü bu beni daha yüksek bir dereceye, Yaratana yakınlaşmaya getirir. Bundan çok fazla tatminlik hissetmek istemiyorum. Bunu reddettiğimden dolayı değil ancak beni bu yönde mecbur bırakmasını istemiyorum. Ben bunu beni ihsan etmenin gerçek önemine ve yüceliğine mecbur bırakması için istiyorum.

Bu şekilde dereceleri değiştirmeye başlarız. Şöyle ki, kendimi iyi hissettiğim şu anki derecemin, şimdiki arzumun üzerine yükselmek istiyorum haliyle, orada olmayı isterim çünkü o bir çöl değil zira hoş ve güzel bir şeylerdir – hayat dolu bir toprak parçası. Ancak ben çölü egomun tecrübe etmesi için ve ihsan etmek arzumun, gruba, Yaratana yönelik isteğimin içinde doyumu hissetmek istiyorum. Buna çöl vasıtasıyla beklenilen olarak adlandırılır.

Bu sebepten dolayı, bizler şimdi kongrede hiçbir yabancı etkinin olmadığı yerde, edinmiş olduğumuz müthiş birlik hissiyatının sebebini ve temelini değiştirmeye çalışıyoruz. Ve daha sonra bizler grup, doyum, içsel hissiyatımıza ve geçmiş durumumuza yönelik daha fazla, farklı bir manevi yaklaşıma yükselmeye başlıyoruz.

Şimdi bizler farklı faktörler veya ruh halleri tarafından artık daha fazla etkilenmediğimiz zaman kendimizin üzerine farklı bir konuma yükseliriz. İhsan etmenin öneminin gerçek konumu ile daha fazla bağlanmaya başlarım. Bu, benim içimde uyanan Hassadim (Merhamet) Işığı ve benim üzerimde çok ince bir şekilde yansıyan manevi bir derecedir. Egomdan, şu veya bu şekilde daha iyi veya daha kötü hissetmektense, bunun içinde ne kadar çok hissetmektense bundan ayrılmaya çalışırım. Egomdan gelen çıkarlardan, doyumlardan ve değerlerden ayrılmak isterim. Artık onu istemiyorum!

Ben bu müthiş, güçlü ve iyi hissiyatta kalmak istiyorum. Bunu ihmal etmiyorum, almak arzularımdan ziyade ihsan etmek arzularım ve niyetimden gelen yaklaşımın içinde bunu algılamak istiyorum ki her şeyi birliğe yöneltebileyim.

Bunun içinde birçok içsel hissiyatlar, hesaplamalar ve görünümler vardır. Ancak ıslah Işığı tüm bu koşulları üzerimizde uyandırıyor. Ve daha sonra insan tüm içsel hesaplamaların üzerinde inanç Işığı deneni (seni egonun üzerinde tutan gücü ) almaya başlar. Ve o zaman doyumun, hesaplamaların ve yaklaşımın gücü ile birlikte gerçek çalışmaya gireriz. Bu işte analizin başlangıcıdır.

21.11.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 2. Bölümünden

Kişinin Ruhunun Heykeltıraşı

Nihai amaca, arzulanan duruma olan yaklaşımımız iki faktör tarafından etkilenir. Birincisi Yaratan’ın önemi ve yüceliğinin, ihsan etme niteliğinin hissiyatıdır. İkincisi ise bu niteliği edinebilecek olan yaratılanın önemi ve yüceliğidir. Bu iki faktörden amacı edinmenin yolunda olduğumuzu hissedebileceğimiz engeller gelir.

Bazen egoistik arzum der ki: “Yaratan kim ki Ben O’nun sözünü dinlemeliyim” bu amacın ve bu niteliğin hiçbir değerinin olmadığını bana gösterir. Dolayısıyla, bu durum yolda bana bir adım atmamı sağlar çünkü bu koşulda Işık’tan beni etkilemesini ve bana yardım etmesini talep edebileceğim. Daha sonra, Işığın bizi etkilemesi talebinden dolayı tüm gelişim insan seviyesinde gerçekleşir.

Haliyle, manevi formumuzu inşa ederiz. Daha doğrusu, tüm önceki formları: duran, bitkisel ve insan seviyesine ait olmayan hayvansal formları. Bu güçlere bize yardım etmek için dizayn edilmiş olan melekler, ruhlar ve şeytanlar denir. Etrafımızı çevreleyen fiziksel dünya gibi, bunlar var oluşumuzu sağlayan doğanın güçleridir. Benzer olarak manevi dünyada da ruhumuzun var olmasına yardım eden güçler vardır.

İlk engel Yaratan’ın yüceliğine, O’nun ihsan etme niteliğine karşı yönlenir ve ikinci engel ise benim ihsan etme formuma karşı yönlenir. Bazen, bu durum bana Yaratan’ın hiçbir önemi yokmuş gibi görünür fakat diğer zamanlarda benim hiçbir önemim yokmuş gibi görünür.

Yaratanı alçaltmak bize O’nu değersiz olarak tarif eden Firavun’un görevidir ve der ki: “Ben kendi kuralı koyarım! Ne diye O’nu dinlemeliyim?” dolayısıyla, Firavun amacın yüceliğini, adamın gözünde amaca bağlanmanın yüceliğini azaltır.

Yaratanı yüce ve önemli gördüğüm ancak hiçbir şey yapamadığım zaman da manevi çalışmaya karşı olan diğer engellerdir. Yaratan haktan yana olandır ve ben bir günahkârım. Bu an da, Firavun sahneyi terk ediyor ve kendi yerini Mısır’ın dışında yaşayan adama karşı savaş veren diğer kuralcılara bırakıyor.

Daha yüksek güçler de vardır, Yaratanın elindeki melekler, Firavun gibi. Ancak bunlar amacın yüceliği hakkında konuşurlar ve aynı zamanda kişinin zayıflığını anlatırlar. Bunlar İsrail toprağını kontrol etmeye gönderilmiş casuslar gibidir ve döndüklerinde amacın önemli, toprağın müthiş olduğunu ve orada dayanılmaz meyvelerin yetiştiğini fakat bunu yenecek olan sen kimsin? Kendine gel, bu senin için değil! der.

Bu durumda kişi kendi kendini yer zira bu güçler ona kendisinin ne kadar değersiz ve önemsiz biri olduğunu ve ne kadar çok günahı olduğunu gösterir. O zaman, kişi tamamen kendi geçmişine batar ve bunun içinde eşelemeye başlar veya şimdiki durumunda kalmaya devam eder ve tüm gücünü kaybeder, parmağını dahi oynatacak gücü kalmaz. Kişi kendisini gruba gelmek ve bir şekilde katılımda bulunmak için zorlayamaz. Engellerin işlediği durum budur.

Anlamalıyız ki bu sınırlamalar bizleri insan formuna, bir veren durumuna yoğurur. Bu durum bir ustanın bir parça mermeri alması ve daha sonra bunu kesip bundan bir heykel çıkartmasına benzer ve arzulanan form oluşan kadar bu mermerden gerekli olmayan tüm kısımları keser.

Keza bizlerde her iki taraftan bakmalıyız. Bir taraftan, tamamlanmış formda bakmalıyız ve diğer taraftan ise neyi kaçırdığımızı öğrenmeliyiz. Bazen, İç Işıkla ve diğer zamanlar Saran Işıkla veya içsel ve dışsal arzularla çalışmalıyız. Dolayısıyla, kişi kendisini Yaratana benzer formunu ortaya çıkarana kadar kesip düzenlemeli.

16.11.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Rabaş’ın Yazıları

Kadınların Desteği

Soru: Bu hafta sonu Arava çölünde bir kongre düzenlenecek, İsrail’den yüzlerce erkek birlik olmak ve Aralık ayındaki kongredeki birleşmenin çekirdeğini oluşturmak için bu kongreye katılacak. Bunu nasıl yapabiliriz?

Cevap: Daha doğrusu, tüm noktaların hepsinin tek bir noktada bir araya geleceği içsel bir çekirdek olmalıdır. Bu nokta daha pasif bir kısım – BB kadın grubu –  tarafından çevrelenir ve en geniş çember is dışsal dünyadır.

İç tarafta ise dünyadan bütün dostlarımız birbirine kaynaşır. Neden erkekler? Çünkü yaratılışın doğası bu: Onlar sevgi ve birliği edinmek suretiyle ıslaha ihtiyaçları olanlardır oysa kadınlar bu noktaya daha farklı erişirler. Daha sonra biz bu arzulanan seviyeyi edindiğimiz zaman bunu diğerlerine aktarabileceğiz.

Soru: Kadınlar bu kongrede erkekleri nasıl desteklemelidirler?

Cevap: Bizim başarımızı düşünmeliler. Bu destek olmaksızın çok zor ilerleyeceğimizi görmeliyiz. Bu tam olarak “İsrailoğulları Mısır’dan haktan yana kadınların sayesinde çıktı” sözüne eşdeğerdir.

Kadınlar ortak sistemin çok güçlü parçasıdır ve onların desteği elzemdir. Bir kadın bir erkek hakkında endişe ettiği zaman bu durum o erkeğe büyük güç verir, kadının özlemini gerçekleştirmek büyük bir kuvvettir. Kadınların desteği olmadan bizler başaramayız.

16.11.2011 tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. bölümünden “Arvut (Ortak Sorumluluk)”

Merhaba

Bir biliminsanı olarak tabiatı incelediğimde en küçük organizmalardan en büyük canlı veya cansız varlıklar arasındaki uyuma şahit olmam beni son derece heyecanlandırmıştı. Bir Sibernetik profesörü olarak yaşamın dinamiklerini incelerken çıktığım bu yol beni hiç tahmin edemeyeceğim tüm bilimlerin temeli olan Kabala Bilgeliğine getirmiş yüzyılımızın son Kabalisti olan Rabaş ile buluşmuştum.

Hocam olan Rabaş ile 13 yıl birebir Kabala Bilgeliği üzerine çalışmıştım. Hocam Rabaş’ın vefatından bir süre sonra 1996 yılında anısına açtığım Bney Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Merkezi bugün yüzlerce ülkede öğrenci grupları ve çalışma merkezleri bulunan büyük bir Enstitü haline geldi. İnsanlığın gelişimine paralel olarak yaşamın anlamına yönelik arayışların artması Kabala Bilgeliğine duyulan ilginin tek sebebidir.

İnsanlığın gelmiş olduğu bu dönüşüm evresinde tüm Kabalistlerin yazılarında ifade ettikleri gibi hepimizin tek bir ruh ve tek bir aile olduğumuzu daha net bir şekilde görmeye başladık. Kabala Bilgeliğinin erdemliliğiyle aramızdaki bu eşsiz uyumu her gün biraz daha keşfediyoruz. Tüm bu gelişmeler neticesinde bizleri takip eden milyonlarca öğrenci ve okuyucularımızla daha yakın bir ilişki kurmak amacıyla bir süredir kendi özel bloğumdan günlük yazılar yazmaktayım.

Kişisel bloğum şu an 19 dilde yayın yapmaktadır ve Türkiye’deki öğrenci ve dostlarımızın katkılarıyla bloğum Türkçe olarak da yayına başlamıştır. Bundan sonra günlük paylaşımlarımı Türkçe bloğumdan takip edebileceksiniz.

Kabala Bilgeliğinin ışığıyla aramızdaki bağın şu an insanoğlunun yaşadığı tüm çekişmelerin, sorunların üzerinde, sevgiyle yeni bir dünya inşa edeceğine hiç şüphemiz yok. Tüm temenni ve çabamız tek bir aile olduğumuzu bir an önce tüm ayrıntılarıyla keşfetmek içindir.

Bloğumun sizlerle buluşuyor olmasından büyük bir sevinç duyuyor sizleri sevgiyle selamlıyorum.

Kabalist Dr. Michael Laitman

Toplam 162 sayfa, 162. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030...158159160161162