Yaratan’ın Elini Tut

Kişi ıslahı için grubun ne kadar önemli olduğunun farkına vardığında tıpkı bir arabanın motor kaputu gibi kendini açar ve dostlarının içeride “bakım yapmasına” izin verir. Aynı şekilde hasta biri doktorun onun hayatını kurtaracağı beklentisi içinde seve seve ameliyat masasına yatar. Kişi dostlarının iyi niyetine yüzde yüz bağlı olduğunu ve sadece onların yardımıyla değişeceğini, ıslah olacağını ve ölümcül bir hastalıktan kurtulacağını hisseder. Daha sonra çevre onun üzerinde işlemeye başlar. Dostlara daha fazla yapıştıkça onlara dönmenin ne kadar zor olduğu ve bunu yapmaktan ne kadar ürktüğü ona daha açıkça gösterilir. Bir taraftan kişi basit bir şekilde dostlara dönmesi gerektiğini anlar çünkü tüm yaşamı buna bağlıdır fakat diğer taraftan ego ve inatçılık bunu yapmasına müsaade etmez. Bu iki nitelik “nefret”, “bayağı taraf” ve “bozuk” olarak adlandırılır. Örneğin, bazen birinden özür dilememiz gerekir ve kendimizi bunu yapmaya zorlayamayız. Bu durumda iki zıt güç keşfediyorum: kendimi kurtarmak için bunu yapmak zorundayım fakat daha yapamıyorum. Ancak daha sonra bunu yapamamaktaki yetersizliğimin dışsal bir güçten kaynaklandığını teşhis ediyorum ve bunun sonucunda güç kazanıyorum. Her yeni derecede bu gerçekleşir. Yaratan’ın her şeyi, bir yetişkine yapışan küçük bir çocuk gibi O’nun elini tutayım diye ayarlamış olduğunu fark etmeye başlarım. Ondan sonra O’nun yardımıyla Firavun’a gidebileceğim. Son ıslaha kadar bu şekilde ilerliyoruz: Doğamın kötülüğünü teşhis ediyorum, ondan ayrılıyorum ve onun Firavun, yani rakibim olduğunu görüyorum. Ondan sonra ondan kurtulmayı arzu ediyor ve Üst Işıktan bunu yapmasını talep ediyorum.

– 18/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinden alıntıdır.

Günümüz Firavununun Yaşadığı Son Felaketler

Birleşik bir sistem olan doğanın tüm parçaları arasındaki doğru ilişkiye, herkesin çıkarlarını tek bir sistem olarak hesaba katan sevgi adı verilir. Diğer bir deyişle herkesi benim ayrılmaz bir parçam olarak hissediyorum çünkü hepimiz gerçekten de birbirimize bağlıyız! Tek problem şu ki dünyamızda, bizi bu koşula getirebilecek olan gücü algılamıyoruz. Bu yüzden o yöne doğru bakmıyoruz bile, onu gerçek dışı bir ütopya olarak görüyoruz ve bu dünyayı her bireyin kullanabildiği kadar egoistçe kullanmaya çalışıyoruz. Nihayetinde bu dünyayı tamamen mahvediyoruz ve içinde kullanacak hiçbir şey kalmadı. Onu öyle bozulmuş koşullara getirdik ki onun üzerinde herhangi bir kontrolümüz kalmadı. Kalpteki nokta ve Kabala bilgeliği bu yüzden sadece umarsızlık ve çaresizliğin en üst aşamasına gelmiş nesilde gün ışığına çıkıyor. Kabala kesinlikle gerekli hale geldi ve bu yüzden onu açığa çıkarmakla yükümlüyüz. Bu dünyanın ıslahı için kaçınılmaz bir koşul. Tüm dünya onu bilmeli. Bu Musa Firavunla tartıştığında Mısır’ın başına gelen felaketler hikayesine benziyor. Neden o ilk önce Firavun’un yanına gitti? Çünkü bu dünyadaki her egoist ıslahın metodunun var olduğunu bilmeli! Bir taraftan bu metodun yayılması ve diğer taraftan da egoizmin büyümesi nedeniyle iki inatçı nitelik, Israil’in ve Firavun’un insanları birbirleriyle yüzleşiyorlar ve her iki taraf da bir çıkış yolu olmadığının farkına varıyor. Ve sonrasında bu dünya (egoist Firavun) tek çözümün şu an içinde bulunduğu koşulunun üzerine çıkmak ve ıslahın metodunu kabul etmek olduğunu anlamalı. Baal HaSulam bize bu yüzden Kabala bilgeliğinin dağıtımının manevi özgürlüğün en gerekli ve en önemli koşulu olduğunu açıklıyor. – 24/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin dördüncü kısmından alıntıdır.

Bilgisayar Ekranımdaki Üç Pencere

Yolumuz aynı anda üç pencerenin ya da belgenin açık olduğu bir bilgisayar ekranı olarak hayal edilebilir. Son pencere gizli; onu görmüyorum. Bu Son Islahta ruhumun kökünde Yaratan’la bütünleşmiş ve Yaratan’a yapışmış olan ben.

Ortadaki pencere yolum, 125 derece boyunca ilerleyişim. İlk pencere şu an önümde gördüğüm ben, şimdiki koşulum.

Bu üçü ruhumun koşulları, ne algıladığı, zira “edinmediğimiz hiçbir şeye isim veremeyiz”. Kabalistler bu yoldan geçtiler, tüm bu koşulları başından sonuna kadar yaşadılar ve bize geçirdikleri süreçten bahsediyorlar.

– 22/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinden alıntıdır.

Şimdi Kendin Yap

Düşüş esnasında, karanlık, çaresizlik ve Yaratan’dan kopukluk koşulunda en önemli şey tüm araçları doğru bir şekilde birleştirmeye çalışmaktır. Kişi düşüşte de aynı yükseliş esnasında, Yaratan ona net bir örnek verdiğinde olduğu gibi her şeyi inşa etmelidir. O zaman ikisi eşit olur. Yaratan kişiye anlayış, algı, yakınlık, yapışma, düzgün ruh hali, güven, inanç, ihsan etme kabiliyeti, dürtü ve ihsan etme istekliliği verir. Kişi tüm bunları yükseliş esnasında hissettiğinde, sadece haz duymakla kalmamak aynı zamanda durumun daimi analizini de yürütmek adına duygularını çok iyi denetlemek zorundadır. Şimdi bu koşul Yaratan’dan bir örnek olarak geldi ve daha sonra kişi düşüşteyken, tıpkı yetişkin biri bir çocuğu kendi başına bir şeyler yapsın diye nasıl bırakıyorsa, Yaratan’ın da onu bıraktığını anlamalıdır. Küçük olan için, görmüş olduklarını tekrardan yaratmanın zamanıdır. Yükseliş esnasında üstlenmiş olduğumuz anlaşmayı tutmayı bu şekilde öğreniyoruz. Şimdi, düşüşteyken bunun kendi iyiliğimiz için olduğunu anlıyoruz. Bu koşul algılarımızdan bağımsız olma koşullarını yaratmamıza imkan sağlayacak ve böylelikle Işığa erişmenin tüm araçlarını ifşa edeceğiz. Sadece kendi çabamızı göstermeliyiz. Yaratan’ın yardımı olmadan asla muvaffak olmuyoruz, bağımsız hareket ediyoruz çünkü bizler O’nun bize vermiş olduğu tüm araçları kullanıyoruz. Yaratılan kendini Yaratan’a bu şekilde eşitler.

– 26/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinden alıntıdır.

Sorumluluk Her Zaman Kişiseldir

Soru: Sistemi hissetmeye başladığımı nereden biliyorum? Kişinin tecrübe ettiği ilk algılar nelerdir?

Cevap: Sorumluluk! Tıpkı ailede olduğu gibi, sorumluluğunu üstlenmem gereken belirli bir sistem olduğunu hissetmeye başlıyorum. Dünyevi hayatta bir aile kurulması ve kişinin bu sorumluluğu ciddi bir biçimde üstlenmek zorunda olması bir rastlantı değil. Aile toplumun, hayatın temeli.

Bizler de hepimizin Yukarıdaki ile benzerliğe ulaşmasının gerektiği, “manevi bir aile”’deymişiz gibi hissetmek zorundayız. Doğaya ve kök ve dal kanununa göre karşılıklı garantörlük şartını yerine getirmeli ve bunu ilk önce grupta ve ardından tüm dünyada uygulamalıyız.

Baal HaSulam’ın ifade ettiği gibi, tüm dünya bir aile ve doğa bizi, bu kanunu öğrenmemiz için zorlayacak.

– 15/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinden alıntıdır.

En Büyük Kazanç

Karşılıklı garantörlüğü edinebileceğimiz koşula çoktan eriştik şimdi sadece daha yoğun çalışmaya ihtiyacımız var. Eğer onu edinmezsek ne kadar çok şey kaybedeceğimizi enine boyuna düşünmek yararlı olabilir. Kasım’daki kongreyi renkli bir eğlenceden daha fazlasına dönüştüremediğimizi ve bu eylemin içine birliğin noktasını taşıyamadığımızı bir hayal edin. Eğer realitede ilerleyemezsek bize ne olur? Bu yıl birliğe ulaşmak zorunda olduğumuza karar verdik ve kongreye hazırlık esnasında bunu sürekli hatırlamaya ihtiyacımız var. Hepimiz bu konuda ciddiysek eğer birliğe ulaşmakta hiçbir problem yaşanmaz. Bizden daha az gelişmiş insanlar bunu yapabiliyorlar. Grubumuz çok ciddi bir hazırlıktan geçti. Sadece psikolojik bir bariyerle yüzleşmiş durumdayız. En büyük problem bu nosyonu, bu amacı tasavvur edemiyor oluşumuz. Sürekli bunun üzerinde düşünmeliyiz ki kazanca ilişkin kayıp ve gerçek kaybımız daha da belirginleşsin. Ortak sistemde zaten birbirimizle bağ kurmuş durumdayız; sadece bunu kendi koşulumuzdan ifşa etmeye ihtiyacımız var. Bu göreceli ifşa dışında başka hiçbir şey olmuyor. Herşey çoktan burada! Bu aynı zamanda tüm dünya için de önem taşıyor ama bizim için daha çok çünkü pek çok hazırlıktan geçtik. Manevi sistem bize yakınlaştı; onun daha da yakınına çekildik ve onu kendimize doğru çektik. Çoktan derinlerden “yüzeye çıkmaya” ve bize yaklaşmaya başladı. Şimdi sadece onu ifşa etmek için daha yoğun çalışmaya ihtiyacımız var. İlk ifşanın ardından çalışma çok daha kolaylaşacak. En zor kısım ilk dereceye yükselmek.

– 08/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinden alıntıdır.

Yaratan’ın Başvekili Ol

Soru: Anlamıyorum: Edinmemiz gereken özgürlük nedir?

Cevap: Özgürlüğümüz bizi sınırsız haz ile dolduracak olan ihsan etme arzusunu edinmek anlamına geliyor. Her ne kadar bu ilk önce kendimizi değiştirmemizi ve ıslah etmemizi gerektiriyor olsa da, amaç var oluşun en tatminkar koşulunu edinmektir.

İyi ve iyilik sever olan Yaratan ona haz ihsan etmek için bir varlık yaratmayı istedi. Ve O bu hazzı bize vermek istiyor! Ben henüz, küçük bir çocuk gibi yalnızca tek bir şeyi düşlüyorum: ebeveynlerimin bana hediye olarak bir bisiklet vermesini. Benim için bu en büyük rüya ama ebeveynlerim arabalar arasında tehlikeli bir otobanda ona bineceğimden korkuyorlar. Bana bir bisiklet almak yerine, keman çalmayı öğretmek istiyorlar. Farkı görüyor musunuz?

Benzer bir şekilde Yaratan “keman çalmamızı” istiyor ama biz egomuzun binmesi için bir “bisiklet” istiyoruz. Şimdi arzumuzu O’nun arzusu yaptığımızda, kendimizi değiştirip keman çalmanın en büyük zevk olduğunun farkına vardığımızda, O’nun tarafından bizim için hazırlanmış olan tüm hazzı ediniriz. Sonuçta Yaratan hazzı “bisiklet”‘in değil “keman”‘ın içine yerleştirdi ve başka bir seçimim olmadığından arzumu değiştirmeliyim. Ancak bunun bir sonucu olarak yaratılışın planında tasarlanmış olduğu gibi hazzı edineceğim.

Bu dünyadaki ödülüm gereken çevreyi yavaş yavaş kendim için inşa etmektir. Yaratan’ın bana vermiş olduğu örneğe ilerlemem için gereken çevrenin hangisi olduğunu araştırıyor ve ayırt ediyorum ve böyle yaparak kendimi inşa ediyorum. Bana verilen tüm fırsatlardan kendime, üzerime geçirebileceğim (giyinebileceğim) bir “ambalaj kağıdı” inşa ediyorum.

Kişi kendisi için yeni bir dünya, bir sonraki manevi derecesini yaratıyor. Ne istiyorsa onu yapması için O’na izin vererek kendini basit bir şekilde Üst gücün ellerine teslim etmiyor. Aksine hangi güçler ve etkilerden geçerek ne tür bir insan olmak istediğini tam olarak bilmeli. Kendini ve tüm dünyasını yeni baştan yaratıyor.

Sana Yaratan’ı yapan bunun benzeri bir özgürlük. Doğanın tüm bileşenlerini anlamaya ve onları her seferinde görüşüne ve Yaratan’ın formuna tekamülüne göre yeni bir yap boz oyunu gibi bir araya getirmeye başlıyorsun. Sen bu dünyayı inşa ediyorsun. Bu özgür seçim sana yeni arzular ve algının yeni enstrümanlarını bağışlıyor. Onu inşa ederek Yaratan’ı, O’nun Üst gücünü, yaratılışın programını ve herkesin uyduğu onun kanunlarını anlama ve bilme noktasına geliyorsun. Bundan ötürü tümünü kontrol edebiliyorsun.

Yaratan’ın yerine olduğun ve herşeyi yönettiğin ortaya çıkıyor. Seni yönetmesi için bu gücü çağırmakla onu kabul ediyorsun ve onun yardımıyla dünyayı yönetiyorsun. Sen olacaksın ve senin özgür seçimin bunun temeli. Sen artık yönetilen değil yönetensin. Bunu yapmak için sadece özgürlüğümüzün ne olduğunu keşfetmeliyiz.

– 15/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin dördüncü kısımından alıntıdır.

Uygulamalı Anlama

“Hazırlık için hazırlanma” adını verdiğimiz şeyden bezmiş durumdayız. Manevi dünyaya giriş yapmak için gerçek, pratik hazırlığın zamanı geldi.

Tüm metinler en ince ayrıntısına kadar, defalarca çalışıldı. Kitaplar yayımlandı. Birbiri ardına kongreler toplanıyor. Grup ne yaparsa yapsın eğer uygulamalı şekilde anlamaya başlamazsa düşmeye başlayacağız. Otantik, içsel eylem olmadan sadece sonradan bize geri tepecek yüzeysel değişiklikler yaparız.

Artık yalnız değiliz. Tüm dünyada ve Israil’de bir çok “çocuklar”, gruplar edindik. Onlar için sorumluluk hissetmek zorundayız ve onların bakımını doğru şekilde üstlenmek için Üst Gücü çekmeliyiz, manevi merkezlerinin ne olduğunu göstererek tüm insanoğlu için bir model oluşturmalıyız.

“Yapacağız ve duyacağız” kararını verirsek eğer, bunların tümüne yalnızca aramızdaki karşılıklı garantörlüğün gücü aracılığıyla ulaşılabilinir. Birliğin farkına varmaya ihtiyacımız var ve bunun bir sonucu olarak Üst Güç onun içinde açığa çıkacak.

Bir sonraki seviye bize, çok yüce ve bizden çok uzak gözüküyor ama gerçek şu ki hayal ettiğimizden çok daha yüce ve bizden çok daha uzak. Doğamıza zıt. Ancak onun şartını kabul etmeliyiz ve tüm gücümüzle, birleştirilmiş güçlü bir saldırı ile onun üstesinden gelmeye çalışmalıyız.

Bu yüzden bunu kongrede başarabilmemiz için kendimizi şu an hazırlıyoruz. Bunun için ne tenzilat ne de müsamaha olmayacak. Sonuçta bize çok sayıda gruba karşı sorumluluk görevi devredildi. Bunun ne kadar ciddi, gerçek, ideolojik ve patırtılı bir mesele olduğunu daha görmüyor ve hissetmiyorsunuz. Toprağı sürdük ve şimdi tohumlarımız derin, güçlü kökler oluyorlar. Gelin yapılması gereken neyse yapalım.

– 15/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinden alıntıdır.

Dostlar Her Zaman Daha Yüksektedir

Soru: Arzularımı değerlendirirken yanlış fikirde olmadığımı nasıl söyleyebilirim? Cevap: Arzularına aldırmamalısın. Orada ne olduğu ve herşeyin ne kadar kötü olduğu ne fark eder ki? Günün sonunda seni ele geçirmiş ve yükselmene izin vermeyen kişisel sevgiden başka orada ne bulabilirsin ki? Yapılacak en faydalı şey grubun fikrini ve amacını ve dostların birliği ve karşılıklı garantörlüğünü ne derecede kabul etmediğimi hissetmektir. Eğer onlarla birleşmişsem her zaman bu işte benden daha iyi olduklarını keşfederim. Ancak onların birliğinde bir parçam yok ise bu gerçek başlı başına benden daha yüksekte olduklarına işaret eder. Hangi koşul içinde oldukları önemli değil. Ne kadar yukarıya yükselirsem yükseleyim birleşme onları otomatikman benden daha yükseğe koyar. Bunun nedeni birliğin, kendisiyle Işığın çalıştığı Kli olmasıdır, birey ise hiçbir şeydir.

– 21/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin birinci kısmından alıntıdır.

Yaratan’ın İşi

Grup kendimize Işığı çekmek için sürekli üzerine bastığımız “tuş”‘tur. Onun hayatına katılıyorum, dostlarla birlikte birliği arzu ediyorum ve onların içinde “erimeyi” arzuluyorum ve böylece Islah eden Işığı üzerime çekiyorum. Esasen tek eylemim bu: gereken tüm değişiklikleri yerine getirecek olan Işığı çekmek. Durum gayet basit. Doğru amaca – Yaratan’a eşit olmak – ulaşmayı arzulayan ben işte buradayım. Bir de araç var: beni etkilemesi ve grup aracılığıyla gereken tüm değişiklikleri yavaş yavaş içimde yapması için Işığı talep etmek. İlerleyiş şeklimiz budur.

Her değişimle kendimi inceleyebilirim: Benim için “gün” ve “gece” ne? Eğer “gün”‘de isem bu çeşitli şekillerde doldurulduğum anlamına gelir; eğer “gece” yada “karanlık”‘ta isem bu aklın ve kalbin harap oluşuna işaret eder. Egoist arzularımızda bu şekilde gözükür. Şimdi içimizde bunun gibi değişimleri kımıldatmalıyız ki içinde “gün” ve “gece”‘yi Yaratan’ın yaptığı gibi değerlendireceğimiz ihsan etme arzularını edinmemize izin versin. Yaratan için “gün” şimdiki seviyenin algısıyla ve mantığıyla çelişen mantık ötesi inanç yada ihsan etmek. Ona ulaşmak için kapasitemizi aşan insanüstü çabalar sarf etmemize gerek yok. Daha ziyade biz grup içinde, birleşmemizde çaba sarf ediyoruz ve aşağıya inen ve işi yapan Işığın gücünü çağırıyoruz. Gerçek şu ki tüm manevi çalışma “Yaratan’ın işi” olarak addedilir. Bunu O yapıyor ve ben sadece yetişkin birinin elini kapıp onu gitmek istediği yere çeken küçük bir çocuk gibi bunu arzulamalıyım. Eğer kişi bu etkileşimin özünü anlar ise rahat hisseder. Her yeni adım ile grup içindeki özgür seçimden faydalanır ve Islah eden Işığı çeker.

– 15/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin birinci kısmından alıntıdır.

Toplam 174 sayfa, 154. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030...152153154155156...160170...Son »