Bir Harf Nasıl Doğuyor?

Soru: Eğer manevi Kelim ihsan etme formuna sahip ise “kötü güçler” onlara nasıl yapışabiliyor?

Cevap: Klipot (kötü güçler) olmadan şekil olamaz. Eğer bir kısıtlama yoksa bir şekil nasıl var olabilir? Eğer hudutlar vasıtasıyla sınırlandırılmamış ise bir figürü çizmek imkansızdır. Daha öteye değil belirli bir noktaya kadar genişlemelidir.

Fakat bizi sınırlayan kimdir yada nedir? Haz alma arzumuz. Eğer biraz aşırıya kaçarsam bu “kendi arzularının esiri olma rızası için” diye nitelendirilir ve durduğum yer orasıdır. Ancak bu noktada hala verme kapasitesine sahibim öyle ki “yön”’ü ve ihsan etme formunu aramaya devam ediyorum. Harflerin şekilleri böyle biçimlendi.

Bir nokta ile başlıyorsun: “İhsan etmek için bir arzum var.” Peki sonra? Yukarıya birazcık sağa yada sola doğru yükselebilirsin ve sınırlamaları kullanarak bir harf (manevi bir kap), içinde Işığın iki gücünün – Hassadim ve Hochma Işıkları – bağ kurduğu bir Kli çizersin. Sadece iki bileşen vardır: haz alma arzusu ve “ihsan etme rızası için” olan niyet. Bir Kli haz alma arzusundan yapılmıştır ama üzerinde Yansıyan Işık – ihsan etme gücü – ile bir perde vardır. Bir noktadan bir figür bu şekilde meydana çıkar.

– 21/07/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin (Talmud Eser Sefirot) üçüncü bölümünden alıntıdır.

Mesih Ne Zaman Gelecek?

Soru: Ari “Yusuf’un Mesih oğlu” idi. İkinci Mesih, Davut’un oğlu kim olacak ve ne zaman görünecek?

Cevap: Baal HaSulam Kabala bilgeliğinin tüm milletlere dağıtımını “Mesih’in borozanının çağrısı” olarak adlandırıyor. Mesih ruhları ıslah eden bir güç. Belli bir bireyin eylemleri aracılığıyla mı manifesto edilecek yoksa yöneten güçlerin seviyesinde mi cereyan edecek? Bu önemli mi? Gerçek şu ki tüm bu süreç “Davut’un oğlu Mesih” olarak adlandırılıyor. Bu günlerde Kabala bilgeliği tüm dünyaya yayılıyor ve bu dünyayı genel ıslaha öncülük ediyor. Zamanın bu devresinin “Mesih’in zamanı” olarak adlandırılabilir olmasının nedeni bu. Çoktan başladı. Dünyanın insanları tüm problemlerin ve felaketlerin sebebinin ıslah eksikliğimiz olduğunu idrak etmeliler. Başımıza gelen olayların sebebinin idrakı kendi başına kötü eğilimlerin bir ifşası ama Üst Işığın etkisi altında meydana geliyor. Bu yüzden Mesih’in zamanı ile ilişkili.

Manevi özgürlük (Geula) gerçekte birleşik ihsan etme gücünün bir ifşası. “Mesih Tora’yı öğretmek için bütün dünyayı Kudüs’e götürecek” diye yazar. “Tora” içimizdeki ihsan etme özelliğini serbest bırakan bir güç ve “Kudüs” sayesinde Yaratan ile teması edindiğimiz bir arzu.  Bu arzuyu ıslah eden Işığın ifşası Mesih’in gücü (hepimiz mutlak özgürlüğü edinmediğimiz sürece) aracılığıyla, kendini artan bir şekilde ifşa eden Işığın gücüyle yerine getirilir.
Ancak biz Kabala bilgeliğinin dünyadaki dağıtımının belli bir derecesine erişmeden Mesih gelmeyecektir. Dünyanın tamamı ıslahın gerekliliğini tam olarak anlamayana kadar Mesih inemeyecektir.

Manevi GPS

Soru: Beer Şheva’daki kongreden eve dönerken, bana yolu gösteren ve beni kavşaktaki gizli kameralar hakkında uyaran GPS’ime baktım. Neden manevi dünyada da bizim yerimize yolumuzu bize önceden haber verecek buna benzer bir seyir sistemi yok diye düşündüm? Bunun yerine sadece Kabalistlerin açıklamalarına ve peygamberlerin uyarılarına güvenmek zorundayız.

Cevap: Buna benzer bir seyir sistemi manevi dünyada  yok. Çünkü sen hep, senin dünyanda kimi zaman daha büyük kimi zaman da daha küçük olan aynı egoist arzunun içerisinde “seyahat ediyorsun.” Hem gelecekle ilgili belli varsayımlar yapabilmenin hem de diğerlerinin tecrübelerine güvenebiliyor olmanın sebebi bu. Hatta insanlar senin için sana yolu gösteren ve yolun her adımını ve tüm sürecini heceleyerek okuyabilen aletler yaratıyorlar. Bu önceden görebilmeni sağlıyor, yani büyümek ve olgunlaşmak, tıpkı onların büyümek ve pilot olmak isteyen bir çocuğa heceleyerek okumayı istedikleri gibi.

Ancak manevi gelişimde olayları önceden tahmin ve tasavvur edemeyeceğimiz koşullardan geçiyoruz. Orada herhangi bir seyir sisteminin olamayacağının sebebi budur.  Çünkü bir sonraki resmi önceden görmüyoruz ve bu resimleri görmek için gereken algının enstrümanlarından yoksunuz. Bunun yerine bize istenmeyen, tam tersi bir resim gösteriliyor. Diğerleriyle bağ kurma arzundaki eksikliğinin tam tersine çevirmen gereken gelecekteki form olduğunu idrak edersen eğer bu sana manevi bir GPS gibi hizmet eder. Var, fakat haz alma arzumuza, egomuza antipatik gözüken zıt resmi bize gösteriyor.

O noktadan itibaren herşey tüm bu koşulları kabul edeceğin tarza bağlı. Ancak böyle birşeyle karşılaştığında çoğu kez arkanı dönüp gidiyorsun, amacın orada olduğunu düşünüyorsun. “Manevi amaç çok kolay yada zevkli değil. Oraya neden gitmeliyim? Birazcık geriye çeksem daha iyi olurdu.” diye düşünüyorsun. Başka tarafa saptığın anda herkesin desteği, toplumsal takdirin yararları ve diğer herşey gibi bu dünyanın tüm araçlarının GPS’ini ediniyorsun. İnsanlar kendilerini belanın içine bu şekilde gömüyorlar.

Bir Anda Nefretten Sevgiye

Soru: Zohar çok fazla karanlığın ve kötülüğün ifşa olmasına sebep oluyor. Kişi tüm bu kötülüğü görürken sevgiyi nasıl talep edebilir? Kötülüğe rağmen iyiliği nasıl talep edebilirim?

Cevap: Nefret ve sevgi arasında büyük bir mesafe olduğunu sanıyoruz ama durum böyle değil. Her şeyden önce onlar aynı şey çünkü her şey aynı arzunun içerisinde gerçekleşiyor. Birinden diğerine geçerken bir mekanda bir yandan öbür yana hareket etmiyorsun. Aksine Işık içinde bir anda bir uç noktadan diğerine geçmene sebep olan bir değişiklik yapıyor.

Olaylara Işık olmadan baktığınızda hiçbirşey görmüyorsunuz ve herşey size karanlık, negatif duygular ve nefret olarak sunuluyor. Ancak orada Işık olur olmaz iyiliği, sevgiyi ve tatlılığı ifşa ediyorsunuz. Burada uzatmalı bir hareketler yok. Işığı “yakıyorsun” ve o anında herşeyi değiştiriyor. Realitenin resminin tamamı anında değişiyor.

Şu anda karanlıktayız ve bu yüzden Işığın bir anda belirebileceğine inanamıyoruz. Ancak belirdiğinde bu Mısır’dan göç zamanında olduğu gibi hep birdenbire olur.

– 19/08/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin ikinci kısmından alıntıdır.

Yaratan’ın Realitesini Kim Gözlemler?

Soru: Kim bu gözlemci, Yaratan’ın realitesini kim görür?

Cevabım: Bu alma arzusudur.  Bu arzu, cansız, bitkisel veya canlı (hayvansal) seviyelerdeki alma arzusundan farklı olarak kendi başına görebilme niteliğine sahip olan gelişimin dört basamağının dördüncü safhasındaki (Dalet) arzudur. Bu seviyelerde, arzu sadece kendini hisseder ve kendi içsel kısımlarını görür: cansız, bitkisel ve hayvansal doğa ve bu dünyadaki insan, kendinin içinden.

Dördüncü safhaya gelişmiş olan alma arzusu, diğer bir parçaya sahiptir ki buna ‘kalpteki nokta’ denir – ‘Yaratan’ın bir parçası’ ki bu parça aynı zamanda gözlem yapabilir. Gözlemin bu noktası yenidir ve bu noktadan, o kendisini Yaratan’ın tarafından görür.

Tek gerekli olan bu noktayı görmek ve ona büyük önem, canlılık ve olanak vermektir. Tüm bunların hepsi bu noktayı kendi içerisinden diğerlerine ‘yapışmak’ suretiyle başarılı olur.

Bu ‘diğerleri’ sadece kendi hayalleri içinde var olurlar. Realitede ise, kişinin dışında hiçbir şey yoktur. Ancak, kırılmanın sonucu olarak bu şekilde hissederiz.

Kendi Gözlemcin Ol

İçimizde bir çok farklı arzu var ve bunların herbiri özel bir düzene göre ıslahtan geçmek zorunda. Ruhun içindeki arzuların bağlantısına bağlı olarak kişi diğer insanlarla olan bağını ifşa eder.

Bu yüzden geçirdiğimiz safhaların gerçek sebeplerini bilmiyoruz ama onların düzeninin önceden belirlenmiş olduğunu anlamalıyız. Bize bağlı olan tek şey bu safhalardan ne şekilde geçtiğimiz: Işığın yolundan yada ızdırabın yolundan geçerek. Ne olursa olsun bunun neden olduğunu anlamadan herhangi bir koşulun ifşasını faydalı bir hadise olarak kabul etmeliyiz.

Zaten vuku bulan şeyler üzerinde herhangi bir kontrole sahip değiliz. Bize gelen şeyleri minnettarlıkla kabul etmeliyiz, onları ıslah etmeli ve ilerlemeye devam etmeliyiz. Bir sonraki koşulu asla geri çevirmemeliyiz çünkü böyle yaparak ilerleyişimiz için bize verilen araçları almayı  reddederiz.

İlerleyişe yardımcı olmayan hiçbir koşul yoktur. Bu yüzden şüphelerle kendimize işkence çektirmemeliyiz: Bu iyi yada kötü bir koşul mu? Onlara kişisel bir tavır göstermemeliyiz. Sana olan şeylere sanki dışarıdan gözlemleyen biriymişsin gibi “yandan” bakmak en iyisidir. Bu koşuldan geçmeliyim ve bu eylemde bulunuyorum, o koşuldan geçiyorum ve ileriye doğru yol alıyorum demektir. Her şey en iyi olan için (HaKol Le Tova)!

– 19/08/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin (Zohar) ikinci kısmından alıntıdır.

İnsan Olmak Zor

Kişi gerçek ve yalan arasında seçim yapmalıdır, ama “tatlı ve acı”’ya gelince başka seçeneği yoktur, zira her zaman iyi ve tatlı olanı kötü ve acı olana tercih edecektir. Kötü bir koşulu iyi bir koşula tercih etmem olanaksızdır. Fakat eğer “tatlı ve acı”’ya karşı “gerçek ve yalan”’ı görürsem o zaman muhtemelen acı gerçeği, kötü bir algıyı seçebilirim çünkü gerçek benim için çok daha önemlidir.

Bunlar iki farklı boyuttur: Hayvansal seviye “tatlı ve acı” arasında analiz yapar, insan seviyesi ise “gerçek ve yalan” arasında analiz yapar çünkü insan “mantık ötesi inanç”’a göre çalışır. Eğer tüm diğer güçleri ve ihtimalleri içeren yalnızca “gerçek”’i göz önünde tutmaya yükselirseniz, bu Yaratan ile birleşmeyi edinmeniz anlamına gelir.

Ancak sadece “tatlı ve acı”’yı göz önünde bulundurursanız o zaman hayvansal bir analiz ve seçim yapıyorsunuz. Bir hayvan kendi seviyesinde asla bir hata yapmaz. Her zaman onun için iyi olan ne ise onu seçer. Ancak “insan seviyesi”’ne doğru ilerleme kaydetmez. Doğa hayvansal seviyede kalmamıza müsade etmez ve bizi gelişmeye mecbur bırakır.

Doğanın duran, bitkisel ve hayvansal seviyelerinde, davranış tarzının hayvansal analizi sadece kişinin tatlı olanı tercih ettiği “tatlı ve acı”’nın analizinden geçer. Diğer taraftan bir insan iki seviye arasında bir ayrım yapar: içindeki “tatlı ve acı”’nın analizini yapan hayvan ve içindeki “gerçek ve yalan”’ın analizini yapan insan. Bu yüzden kişi sürekli karışıklık içerisindedir, içindeki hayvan ve insan arasında gidip gelir, “neyi seçeceğine” dair arayış içindedir. Bir orta yol arar çünkü tatlı olanı ister ama en faydalı şeyin gerçek olduğunu görür.

– 17/08/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin (Panim Meirot uMasbirot Kitabına Giriş) dördüncü bölümünden alıntıdır.

Maneviyata Giden En Kolay Yol

Baal HaSulam, Rabaş ve diğer büyük Kabalistler eğer ilerlemek istiyorsak bunu yapmanın en kolay yolunun durmaksızın hep birlikte olduğumuzu düşünmek ve hayal etmek olduğunu söylüyorlar. Zaten orada iken manevi realiteyi tanımlıyorlar. Ama biz oraya nasıl erişebiliriz? Bunu yapmak için bize yardımcı araçlar verildi: aynı şekilde aynı realiteyi edinmeyi arzulayan dostlarımızla sevgi ve karşılıklı garanti aracılığıyla bağ içerisinde olduğumuzu hayal etmek.

Bu şekilde içsel çalışmamı yaparak benden gizlenmiş bir koşulun içerisine giriyorum. Daha onu görmüyorum ve onu hayal edemiyor yada anlayamıyorum. Bu yüzden gelin hep birlikte olduğumuzu hayal edelim. Bu bizi Zohar’da anlatılan realitenin ifşasına kesinlikle daha da yaklaştırır.

– 16/08/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin (Zohar) ikinci kısmından alıntıdır.

Kalbe Giden Kanalı Açmak

Kişinin Zohar’ı edinmek için kalbe götüren kanalı açmaya ihtiyacı vardır. Ve bunu akılla anlama eğilimi ona karşı koymamız ve Zohar’ın kalpte ifşa olmasını dilememiz için verilmiştir. Diğer türlü işe yaramaz.

Zohar Kitabının metninin sadece kişinin kelimeleri birbirine bağladığı dışsal akıldan ziyade içsel edinimlerde, arzuda hissedilmesi için “kalbi aralamak (açmak)” gereklidir. Sonuçta kişinin zihinde tasavvur ettiği dışsal resim, kelimelerin anlamının hatırlanması ve kelimeler arasında mantıklı bağlantılar kurulması onun Zohar’ı daima çok istemesine izin vermez.

Bu tür bir yaklaşım başarısızlığa mahkumdur. Kişi zihninde görünüşte birkaç şeyi ilişkilendirdiği gerçeğinden tatmin olur ve onun için sorun çözülmüştür. Geriye hissedilecek ve edinilecek pişmanlığı yada arzusu kalmamıştır. Kitaptan dışsal (onun için anlaşılır olan) tanımları öğrenir ve onları birbirine bağlayarak onlardan bir “Lego” inşa eder.

Ancak sadece kişinin Zohar’da yazılanları zaten hissediyor olması ve algıları birleştirmeyi istemesi şartıyla metnin kelimelerine bakabilir ve bu kelimelere göre algıları birleştirir. Eğer algı yoksa aklı faaliyete geçirmemek ve sadece sizi etkilemesi için Zohar Kitabının içerdiği “olağanüstü güç”’ü (Segula) beklemek daha iyidir.

– 11/08/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin (Zohar) ikinci kısmından alıntıdır.

Tüm Evren Aramızda

Soru: Ders esnasında kendime Zohar’ın bahsettiği şeyleri hissetmek istediğimi söylüyorum ama görüyorum ki bunun için gerçek bir arzuya sahip değilim. Bu arzuyu nasıl edinebilirim?

Cevap: Bu bizim müşterek düşüncelerimizin yarattığı bir problem. Belki de Zohar’ın bizim ilerlemiş koşullarımızdan bahsettiğinin tam olarak farkında değiliz ve bu kitabı okurkenki en önemli şey bu koşulları edinmeye yönelik arzumuzdur.

İlerlemiş koşullarımız neler? Hepimiz birliği oluşturduğumuzda ve aramızdaki bağın içerisinde maneviyatı, müşterek ihsan etme niteliğini, Yaratan’ı ifşa ediyoruz. Zohar Kitabını okurken tam olarak hissetmeniz gereken özlem budur. Diğer türlü tüm okuma boşunadır ve hiçbir şekilde bize yardımcı olmaz. Hatta içimizde karanlığın, negatif uyanışın algısını almak olarak sonuçlanır. Mesele ile ilgili başka bir seçim yoktur: Her halükarda ilerlemeliyiz ve bu durumda irademize karşı ilerleriz.

Bu yüzden herşey Zohar Kitabını okuma esnasında ilerlemiş koşulu ne derecede doğru biçimde tasavvur edebildiğimize bağlıdır, yani aramızda içerisinde ihsan etmek, sevgi, karşılıklı garanti  ve tüm dünyalarda ve realitenin tamamında hüküm süren birleşmeyi ifşa ettiğimiz bir bağ olduğunu ne kadar gördüğümüze bağlıdır.

Herşey sadece aramızdaki bağda ifşa olur: realitenin tamamı, sonsuzluğa kadar olan tüm dünyalar. Islahın Işığını Zohar Kitabını okurken bu koşulu ifşa etmeyi arzuladığımız ölçüde çekeriz.

– 12/08/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin (Zohar) ikinci kısmından alıntıdır.

Toplam 168 sayfa, 154. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030...152153154155156...160...Son »