Category Archives: Zohar

Zohar Kitabının Eşsizliği

Soru: Zohar Kitabının eşsizliği nedir? Sonuçta buna ek olarak Talmud, Mişna ve diğer kutsal yazılar da var.

Cevap: Birincisi, bu kitaplar üst dünyaya erişmiş insanlar tarafından yazılmıştır. İkincisi, hepsine Kedoşim (kutsal) denir ve Kadoş ayrımı, benzersizliği ifade eder.

Zohar Kitabı, eşsizdir çünkü on kişilik bir grup Kabalist tarafından yazılmıştır: Üst dünyayı edinmenin en üst düzeyine ulaşan Rabbi Şimon ve onun dokuz öğrencisi. Bu seviyeden, onlar yükselişlerini ve manevi basamakları, Yaradan’a ulaşmak için basamakların tüm detaylarını tam olarak açıkladılar.

Zohar Kitabı, herkes için uygundur, çünkü on kişinin ara bağlantısıyla neslimiz için yazılmıştır. Uzun süre gizli kalmış ve birkaç yüzyıl önce insanlar tarafından erişilebilir hale gelmiştir, ancak onun içsel anlamı 20. yüzyılın başında yalnızca büyük Kabalist Baal HaSulam tarafından keşfedilmiştir.

Soru: Baal HaSulam, Zohar Kitabını yorumlayan tek kişi miydi?

Cevap: Başka yorumlar var, ancak bütün manevi sistemi açıklamıyorlar. Baal HaSulam, Zohar Kitabı’nın yazarlarıyla aynı seviyedeyken bu açıklamaları yazdı. Kabalistlerin geri kalanı bu seviyeye gelmedi ve bu nedenle bir şey açıklayabilirler, ama bundan fazlasını yapamazlar.

The Uniqueness Of The Book Of Zohar

Zohar Kitabı Kişinin Yaşamına Ne Getirir?

Soru: Zohar Kitabı iyi bir güç müdür? O hayatıma ne getirecek?

Cevap: Zohar Kitabı, kişiye onun en gizli ve gizlenmiş arzularındaki her şeyi verebilir ama sadece kişi öncelikle kendisini bir alma kabı olarak yaratır ve şekillendirirse.

Bu aynı zamanda Zohar Kitabının başında yazılmıştır: “Bana kalplerinizi açın ve ben dünyayı sizin için açacağım.”

What Does The Book Of Zohar Bring Into A Person’s Life?

Zohar Kitabı Doğru Bir Şekilde Nasıl Okunur?

Soru: Kişi Zohar Kitabını nasıl doğru okur ve okumanın sırası nedir?

Cevap: Zohar Kitabı yorumlarla okunmalıdır; aslında onlar olmaksızın, onu anlamak imkânsızdır.

Birkaç yıl önce, grup çalışması sırasında, insanlar için hazırlanmış bir kitap yayınladık ve o Halk İçin Zohar dediğimiz kitaptır. Bu çalışma sonucunda bugün herkes kitabı okuyup anlayabiliyor. Metni Aramikceden, İbraniceye çevirdik ve metni çarpıtmadan “sadeleştirdik”.

Orijinal olarak Zohar Kitabının yapısı birkaç kısma ayrılmıştır: metnin kendisi, metindeki yorumlar ve benzeri. Farklı parçaları, uyumlu ve kolay bir şekilde sürekli olarak okumayı mümkün kılan, numaralı bölümlere bölünmüş tek bir metinde birleştirdik.

Halk için Zohar, sadece İbranice değil, Rusça ve İngilizce olarak da işlenmiş, tercüme edilmiş bir materyaldir. Kitaba aşina olmayı ve çalışmaya başlamayı denemenizi çok öneririm.

Halk İçin Zohar adlı kitaptan öğrendiğimiz dersler, dersteki öğrenciler tarafından kendilerinden geçen kesin bir “manevî akım” olarak hissedilmeye başlanır. Kitap onlar üzerinde çalışır, işler ve egoist düşünce ve hesaplamaları onlardan çıkarır, temizler.

How To Read The Book Of Zohar Correctly

Tora ve Zohar Kitabı Arasındaki Bağlantı

Soru: Tora ve Zohar Kitabı arasındaki ilişki nedir? Zohar Kitabı’nı çalışırken Tevrat’ı bilmek tercih edilir mi?

Cevap: Tora’yı bilmek imkânsızdır, çünkü ilk harften sonuncusuna kadar, bir şifreyi temsil eder, ruh için ıslahın doğru sıralamasını bize bildiren tek satırlık harfler dizisidir. Tora, ruhun ıslahı için bir rotadır, sıralamadır. O sadece bir roman olarak okunacak şekilde sunulur. Bu yüzden, tarihsel, hukuki veya eğitimsel bazı tezlerle ilişki kurmamalıyız.

Zohar Kitabı ile ilgili olarak, o Tora’nın beş kitabına bir yorum olarak yazılmıştır. Ancak onun sadece küçük bir kısmı geriye kalmıştır, bu yüzden tam Tora hakkında eksik bir yorum olarak sunulmaktadır. Bununla birlikte, Zohar Kitabı, Tora’ya bağlıdır.

Soru: Torah, Zohar Kitabı gibi, tek bir kişi tarafından yazılmadı mı?

Cevap: Tora Musa tarafından dikte edildi, diğerleri onu yazdı. Tarih boyunca, bireysel bir topluluk tarafından yazılmış kutsal kitaplar hakkında bilgi var, çünkü üst dünyanın edinimi, birbirleri arasında egoizmi karşılıklı olarak imha etmek için insanlar arasında birliği talep etmektedir. Bu nedenle Mişna, Babil ve Kudüs Talmud’u birçok kişi tarafından yazılmıştır.

The Connection Between The Torah And The Book Of Zohar

Çeviride Kayıp

Soru: Zohar Kitabı, düzenlendiğinde veya çevrildiğinde etkisini kaybeder mi?

Cevap: Zohar Kitabı’nın çevirisinde hiçbir şey kaybolmaz. Her şey okuyan kişiye bağlıdır.

Endişelenmeye gerek yok. Kaynaklar üzerine çeviriler üretmek ve çeşitli düzenlemeler yapmaya çalışmak, kitapla olan bağlantıyı etkilemez. Sonra hepsi sizin arzunuza bağlı ki o sizi ıslah edecek ve sizi Yaradan’ın seviyesine kadar yükseltecektir.

Yaradan’ın seviyesi, kişinin egosunun üstünde yükseldiğinde ve kişinin kendisi hakkında bir düşüncesi olmadığında, mutlak sevgi, mutlak ihsan etmedir.

Lost In Translation?

Daimi Ateş Eyleme Çağrıdır

thumbs_Laitman_420_05Zohar Kitabı, ”Tzav”, 50.madde: Sönmeyecektir. Tabii ki Tora’nın ateşi sönmeyecektir. Çünkü günah Tora’yı söndürmez ama bir günah Mitsva‘yı söndürür ve günah işleyen birisi bir Mitsva‘yı, yani “bir mum” denilen şeyi söndürür. Nitekim kişi bir kişinin bedenindeki mumunu söndürür, yani ruhunu, şöyle denir, “İnsanın ruhu Yaradan’ın mumudur.”

Bir kişi eğer maneviyatta günah işlerse, neticede Mitsva (emir) ateşini söndürmüş olabilir. Fakat egosu ve Saran Işık (Or Makif) hâlâ bir mumun görüntüsünü, kişinin ve Yaradan’ın nitelikleri arasındaki bağı ortaya çıkarır. Daha sonra kişinin niteliği kademe kademe Yaradan ile uyumlu şekilde düzeltilir.

Bu seviyeden Tora’da sıkça, Makabiler hikayesinde olduğu gibi bahsedilir. Örneğin, onlar bir kavanoz içinde, aslında mantıkça yalnızca bir gün yeterli olacak fakat sekiz gün yanmayı sürdüren yağı bulmuşlar. Bu ise şu anlama gelir: daimi ateş, amaç için sürekli, kesintisiz devam eden özlemdir. Sürekli bağ ve sürekli anlayış, daimi bir ateş gibi, sanki aramızda artık olmayan kimselerin hatırasına ilişkin sürekli yanarcasına.

Bu bizim için ebedi hatıraya ilişkin eyleme çağrıdır. Bizler içimizdeki bu ateşi korumalıyız ve Üst Işık, Yaradan ve bencil arzularımız arasında sürekli şekilde bağ içinde olmalıyız. Bu böyledir çünkü arzumuz yüzünden Işık aydınlatır ve kademe kademe azalır ve Işık için yakıt olarak hizmet eder.

Yaradan (Işık), yalnızca O’nun seviyesine yükselebilirsek ve kendimizi yanan bir ateş haline dönüştürebilirsek belirir. O zamana kadar Yaradan yoktur ve işte bu yüzden O’na “gel ve gör”, Bo-re denir.

Bizler kendimizi sevgi ve ihsan etme niteliğine dönüştürmeye çalıştığımızda, enerji yağdan, fitilin içinden geçerek yükselir ve mumu yakar. O zaman mumun şekli yalnızca Yaradan’ın şekli değil, O’nun niteliği olup, aynı zamanda kişinin, yani Yaradan’a benzeyen insanın (Adam) şeklidir. Nitekim onlar birbirlerine uyarlar ve tamamıyla bütünleşmişlerdir.

Bunun sonucunda, doğası itibariyle yanmayan element yanmaya başlar. Bu olmadan ateş olmaz ama ancak Yaradan’a eşdeğer hale gelmeye ulaşmak için özlem duyduğu anda ortaya çıkar. Işık bunun neticesinde belirir çünkü bu olmadan, ne üst seviye ne de üst dünyalar yoktur.

Manevi dünya kendi içimizde, bizde olan kaynaklar ile bunu oluşturduğumuzda ortaya çıkar. Aralarındaki bağ içinde sevgi ve ihsan etme niteliğini keşfetmek için özlem duyan, öncelikle gruptur. Şayet aramızda böyle bir nitelik uyanırsa, aramızdaki sıkıştırma, baskı ve bağ kurma arzusu neticesinde tutuşma oluşur. Nitekim o zaman, aramızdaki Yaradan’ın görüntüsü yani Işık belirir.

KabTV’den “Ölümsüz Kitabın Sırları” 27.11.2013

Kısa Hikayeler: Son Sürgün

Yahudiler İsrail topraklarına girdikten sonra, yani içsel olarak bağ seviyesini içsel çalışmayı kendileri üzerinde yapmaya, sevgiyi, iyiliği ve birbirleri içinde bütünleşmeye başladıktan sonra edindiler. Daha sonra yeni liderler ortaya çıktı. Kral Davut ve her nesildeki peygamberler.

Bu kişiler, İbrahim’in yolunu devam ettiren, ulusun birliği, bağ kurmaya yardım eden, büyüyen neslin eğitiminde yer alan yüce Kabalistler idiler.

Aynı zamanda egoları da büyümeye devam etti, insanların birbirlerine karşı hissettiği zıtlaşmaların arttığı, durdurulamayan bir süreçti.

Bu durum hem tarihsel hem de diyalektik açıdan gerekli bir safhaydı,  nitekim İsrail ulusunun insanların doğru şekilde nasıl yaşaması gerektiğine ilişkin tüm dünyaya örnek olmasına ihtiyaç vardı.

Bu nedenle, onlar İsrail topraklarına ulaştıktan sonra sürgüne girmek için, dünya ulusları arasında bir süre yaşamak için ve manevi seviyede tohumlar ekebilmek ve bunların içinde dinler, bilim, kültür vs. şeklinde oluşturmak için ayrı şekilde büyüdüler; bu safhanın sonuna gelindiği zaman, bu ulusları yetiştirmeye başladılar.

İsrail toprakları seviyesinden, Rabbi Akiva zamanı esnasında insanların temeli olmayan nefret seviyesine düşüşleri 800 sene sürmüştü.

Rabbi Akiva büyük bir manevi liderdi ve herkesin aralarındaki sevgiyi ve bağı güçlendirmesi için çağrı yaptı ve sordu: ”Bizler niçin dostunu kendin gibi sev kuralına uymuyoruz? Aslında bu Tora’nın genel kuralıdır!” Fakat kimse onu dinlemedi.

İnsanlar temelsiz nefret içine o kadar çok batmışlardı ki, onlar İsrail topraklarından sürüldüler. Onlar aralarındaki bağı kaybettiler çünkü onları bir arada tutan nitelik gitmişti ve birbirlerinden koptuktan sonra onlar dünyanın her yanına dağıldılar.

Tüm İsrail ulusu, manevi dünyayı edindikten ve manevi dünyayı hissetmiş olmalarına rağmen, daha sonra bunu bütünüyle unutarak ”dünyanın ulusları” seviyesine düşmüştü. Bugünkü hale kadar da bu bizim hâlâ içinde olduğumuz seviyedir.

Fakat bizler evrim planının parçasını bu şekilde yerine getirdik: bizler dünya uluslarına dinleri, kültürü, bilimi vs. götürdük. Orta Çağ’daki filozoflar bütün bunların bizim gerçek Tora’mızdan, Kabala bilgeliğinden kaynaklandığını söylediler.

Rabbi Akiva’nın, Rabbi Şimon Bar Yohai adında yüce bir öğrencisi vardı. Kendisi bu manevi metodu öğretmeninden aldı ve bunu Zohar kitabında ifade etti. Bu çok özel bir kitaptır. 2000 seneden beri bir nesilden nesle aktarılmıştır.

16. yüzyılda başka bir değerli Kabalist, ARI ortaya çıktı. O bizim anlayabilmemize uygun olarak Kabalist metodu bize açık bir şekilde ifade etti.

20. Yüzyılın başında başka bir öncü Kabalist, Baal HaSulam (Rav Yehuda Aşlag), Zohar’ı ve ARI’nin bilgeliğini anlayabileceğimiz bir dilde günümüzdeki nesle götürmüş oldu. O pratikte bilimsel Kabala’yı inşa etti. Bu şekilde içinde yaşadığımız dünyayı anlamamız ve tüm yaratılışı tamamıyla son ıslaha getirmek yani misyonu yerine getirmek için ne yapmamız gerektiğini idrak etmemiz ve mümkün oldu.

Bizler Kabalist metodu yerine getirmek zorunda olduğumuz zamanın içinde yaşıyoruz. Bizler güncel şekilde aynı tarihi kırılma içinden, bizlere dünyanın bencil seviyesinin ifşa olduğu seviyeden, insanlığın nereye doğru dönmesi gerektiği ve ne yapması gerektiğini bilmediği bir seviyeden geçiyoruz. Bu durum devrimlere, savaşlara, kendimizi neredeyse imha ettiğimiz durumlara ve  pratikte her şeye sebep olan yöne doğru gidebilir. Fakat bizler dünyayı kurtaracak metoda sahibiz.

Bu birlik ve bağ metodudur; karşılıklı sevgiyi oluşturmak, dünyayı  ahenge doğru getirmek, üst gücün ifşası, insanlığın içselliğinin bizim dünyamız seviyesinden bütün bir sonsuz var oluşa doğru yükselişidir. Bizler bunu burada ve şimdi edinebiliriz.

Kab TV’den, ”Kısa Hikayeler”, 22.10.2014

Erkek Baştır ve Kadın Boyundur

Zohar Kitabı, “VaYikra,” Madde 63: Kişi kurban etmeli demek, karısı olmayan birini çıkarmak demektir, kişinin fedakarlığı fedakarlık olmayacağından, kutsama da alamaz, ne yukarı ne de aşağı doğru.

Bu demektir ki, kişi kurban etmeli denir ve o kişi farklıdır ve o bir adam değildir, ademoğlunun parçası değildir ve o kusurlu olduğundan ve ona malul dendiğinden dolayı Şehina (Kutsallık) onun üzerinde durmaz ve malul herkesten uzak durmalıdır ve bir kurban getirmek için daha da fazla kişi sunaktan kurban etmeli.

Evli olmayan bir erkek egosu ile çalışmak istemeyen biridir. Onun sadece bir tarafı vardır, erkek tarafı.

Dünyamızda bu, aile derdine düşmenin özel sıkıntısını yüklenmek istemeyen ve rahatça kanapede uzanarak gazete okumayı ya da TV’de futbol maçı izlemeyi tercih eden erkekte ifade edilir. Manevi dünyada egosu ile çalışmak istememektedir. Bundan dolayı, kendisine bir insan, Âdem denemez, çünkü Âdem egomuzu özgeciliğe doğru düzelterek içimizde yavaş yavaş yükselttiğimiz bir görüntüdür.

Içimizde Yaratıcı’ya benzeyen bir görüntü inşa ederek, Âdem’in durumunu edinmiş oluruz, bu Yaratıcı’ya benzeyen kişi anlamına gelir. Manevi düzeltme ile gerçekten uğraşan bir kişi daima egosuna açıklığa kavuşturur, onunla mücadele eder ve gerçek formunu keşfeder. Bu adamın “karısı” ile, içinde inşa ettiği düzeltilmiş egosu olan diğer yarısı ile birlikte yapması gereken bir iştir.

Soru: Bu, dünyamızda nasıl ifade edilir?

Cevap: Bugün manevi düzeltme sürecinde kadınların rolü çok önemlidir. Düzeltme yöntemini doğru şekilde anlayıp bunu yerine getirmede aktif rol almaktadırlar. Onların eylemlerine, ciddi dürtülerine ve amaç için yanıp tutuşmalarına gerçekten minnetarım. Birbirlerine fazlasıyla yardım ediyorlar, ayrıca erkeklere de yardım ediyorlar.

Dünyamız geliştikçe, katılımları için gittikçe artan bir ihtiyaç vardır, bu da erkek baştır, kadın boyundur deyişini doğrular, çünkü boyun döndüğünde baş da aynı yöne döner.

Yayım tarihi: April 12th, 2014 at 8:09 pm

KabTV’den “Ebedi Kitabın Sırları” 10/24/13

Tek Partzufta Bütünlük ve Eksiklik

Soru: Hangisi Yaradan’a daha fazla memnunluk verir? Dostlarla birlikte gerçekleştirilen bir çalıştay mı yoksa hep beraber Zohar kitabını okumak mı?

Cevap: Çalıştayda, dostlarla birlikte, kabımızı ve aklımızdaki ve kalbimizdeki eksikliklerimizi açıklığa kavuştururuz. Onları uyandırır ve harekete geçiririz bu sayede onları tartışır, hisseder ve farklı yönlere çeviririz. Bu yüzden çalıştay, içsel çalışmamız için iyidir ve faydalıdır. Yarım saatlik bir çalıştay sırasında, kişinin bir çok fikirleri vardır ve kendi içine dalarak bir o yanı bir bu yanı, bilerek ve bilmeyerek düşüncelerinde hareket etmeye çalışır. Çalıştay, kendi içimizi kazıyarak, içimizde olanı, içeride bize her ne olmuşsa onu açığa çıkararak, kabımızın, arzumuzun hazırlanışıdır.

Ancak, Zohar kitabını okurken, bir yandan bir eksiklik hissetmeliyiz, diğer yandan da bir bütünlük hissetmeliyiz. Bu anda Sonsuzluk Işığının kaynağında olmuş oluruz ve onunla olan bağımız sayesinde, bizlerin bir bütün olduğunu hissetmemiz gerekir. Ancak aynı zamanda, bir eksiklikte hissetmemiz gerekir çünkü, Sonsuzluk Işığını doğru bir şekilde kullanmayı başaramamışızdır. Bu da demek oluyor ki, bu iki olguyu aynı zamanda hissetmemiz gereklidir.

Zohar’ın tüm Işığını keşfetmemiz için, tüm safhalardan geçmemiz gerekir: İbur (gebelik başlangıcı), Yenika (emmek), Mohin (olgunluk) ve manevi seviyelerin tüm merdiveni; ancak bundan sonra Zohar’ın ne demekte olduğunu anlayabileceğiz. Zohar’ın yazarları tüm 125 seviyeyi edindiler ve bu yüksek dereceden bu kitabı yazdılar. Bu 125 seviyeden geçip de gelişirken, birinci, ikinci, üçüncü, ellinci ya da yetmişinci seviyeden bu kitabı yazmadılar. Önce, tüm 125 seviyeyi edindiler ve ancak ondan sonra herşeyi bu yüksek seviyeden yazdılar.

125. seviyeden daha aşağıda olan seviyeler hakkında yazdıklarında bile, önce onlara baktılar ve bu 125. seviye yüksekliğinden onlar hakkında yazdılar. Bu tıpkı birinci sınıf öğrencilerine 1+1=2’yi öğreten okul öğretmenleri gibidir. Bunu anladığı yolla, bunu öğrencilerine aktardığı yol arasında büyük bir fark vardır. Öncelikle, 125. seviyeye yükseldiler ve sonrasında daha aşağı seviyeler hakkında yazdılar.

Bu yüzden, saf olmayan güçlere (Klipot) ya da en düşük seviyelere ilişkin makaleler okuduğumuz zaman, bunlar sayesinde de hala Sonsuzluk Işığını almaya devam ederiz. Aslında bu Zohar kitabını yazdıkları yüksekliktir. Bu yüzden, daha alt seviyeden kısa bir paragrafı çalışıyor olmamız fark etmez.

5 Mart 2014’de yayımlandı.

Günlük Kabala Dersinin 4.kısmı, 25 Şubat 2014, Baal HaSulam’ın Yazıları.

Zohar’ı Okumanın Sırları

Soru: İnsanların, dilini anlamasak bile Aramik dilinde yazılmış olan Zohar Kitabı’ndaki harflerebaktığımızda, bizleri otomatik olarak Işığa bağladığı konusunda söyledikleri doğru mudur?

Cevap: Hiçbirşey otomatik olarak gerçekleşmez. Bu yeni doğmuş ve bu dünyada yaşamakta olan ve sadece kendini yetişkinlerden önce geçersiz kıldığından kendisi ile ilgilenildiği için büyüyen bir bebek ile karşılaştırılabilinir. Bu içsel bir niteliktir ve bununla ebevenynlerinin kendisi ile ilgilenmelerini sağlar. Ebeveynler onunla ilgilenirler ve bebek de büyür.

Kişi çalışma sırasında kendini Zohar Kitabını okurken geçersiz kılarsa, kişi hiçbirşey anlamaz ve hiçbirşey hissetmezse fakat kendini Işığın etkisi altına yerleştirmek isterse, o zaman dostlarının etkisi ve koruması altındadır. Dostlar ve topluluğun birçoğu bu konuyla ilgilenir. Ancak, kişinin bu niyete sahip olması gereklidir. Bunu unutsa bile, hala ait olduğunu hissetmeye ihtiyacı vardır.

Soru: Zohar Kitabı’nı okurken aynı zamanda da doğru niyeti koruyabilmek için metinleri nasıl takip edebiliriz?

Cevap: Asıl konu niyettir ve metin, kişinin ona doğru niyeti vermesinin derecesine göre önemlidir. Yavaş yavaş, kişi metindeki kelimelerin doğru anlamlarını görmeye başlar: “çocuk”, “bilgeler”, “Sefirot”, “Malhut” ve “Bina”. Bunu anlayacaktır. Çok yavaşça hareket eden ve Islah Eden Işığın etkisi altında, ağır ağır, az az, kişi farklı izlenimler hissetmeye başlayacaktır. Okudukları ile bir bağlantı hissetmeye başlayacaktır.

Soru: Zohar Kitabı’nı okurken yaklaşımımız ne olmalıdır ya da içinde ne değişmelidir ki Işık bizi etkileyebilsin ve değiştirebilsin?

Cevap: Birbirimize bağlanmamız gereklidir. Kişi bunu tıpkı bir komando birliği içindeymiş   gibi hissetmelidir, tıpkı ayrı parçalardan oluşmuş bir bütün içindeymiş gibi. Bunu doğal olarak hissetmesi gereklidir. Aksi durumda, niyetleri doğru niyetler değildir

Bu yüzden, tüm gerçekliğin kendi içinde bağlı olduğunu hissettikçe, Yaradan’a bağlanmak ve tutunmak için ona ait olmak ister. Bunun içindeki değişimlerin bir sonucu olarak gerçekleştiğini anlar ve bunu beklemeye başlar.

21.02.2013, Günlük Kabala Dersinin 2.kısmı.

Toplam 7 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345...Son »