Category Archives: Yaradan

Düzensizlik Doğada mı Yoksa Bende mi?

thumbs_laitman_241_01Baal HaSulam, “Panim Meirot U Masbirot (Aydınlanmış ve Işıldayan Yüzler) Kitabına Giriş”  Madde 11: …. Diğer taraftan, varoluşa ve tüm gerçekliğin küçük ya da büyük biçimlerinin var oluşunun sürdürülüş düzenlerine baktığımızda,  karmakarışık düzenler görürüz, sanki çıktığı seferden hasta, dövülmüş ve Yaradan tarafından eziyet edilmiş, kaçmakta olan bir ordu gibi. Tüm hayatları ölüm gibidir, eziyet görmedikçe ve yaşamlarını riske atmadıkça ekmek bulamadıkları bir kıtlık içindedirler.

Soru: “Hasta, dövülmüş ve Yaradan tarafından eziyet edilmiş,” ne demek?

Cevap: Bir taraftan doğanın bizim için her şeyi, yaratılmış olanların hayatlarını yöneten tüm kanunları düzenleyip hazırlamış olduğunu görüyoruz. Ama diğer yandan, herkes birbirini yiyip yutmakta ve başkalarının dertlerinden kazanç sağlamaktadır. Her hayvan, tüm hayatı boyunca yalnızca kendini doyurmak için başka birini nasıl yiyip yutacağını düşünür,  zamanını buna harcar.

İnsan kendi yiyeceği için diğer hayvanlardan daha da çok endişe duyar. Prehistorik insan hayvanlar gibi yaşardı, bulduğunu yerdi. Yiyeceğini saklamasının ve bozulmadan muhafaza etmesinin bir yolu yoktu ve bu nedenle de yiyecek aramak yiyebileceği kökleri ve meyveleri toplamak zorundaydı. Bu onun günlük derdiydi. Bunun dışında da başka bir şey yapacak boş vakti kalmazdı. İnsan hayvan gibi yaşardı, sürekli yiyecek aramakla meşguldü.

Daha sonra insan hayvanları evcilleştirmeyi öğrendi, inek, köpek, tavuk vb. gibi hayvanları evcilleştirip besledi. Tarım yapmayı geliştirdi ve çiftliğinde hayvanları olduğu için artık yiyecek için avlanması gerekmedi. Bitki arayıp toplaması da gerekmiyordu, tarlasını ekip biçip mahsul alıyordu. İnsanlar oraya buraya dolaşmayı bırakıp kendi topraklarına yerleşmeye başladılar.

Ancak bu onların hayatlarını kolaylaştırmadı. Bir yerde yerleşip yaşıyorlardı ama toprak için arazi için savaşlar ve anlaşmazlıklar ortaya çıktı, insanlar başka insanları köle yapmaya başladılar. Hayatları bir köpeğin hayatından daha beter bir hale geldi. Bir yandan doğa tarafından her şey hazırlanmış gibi görünmekte ama diğer yandan cansız, bitkisel, hayvansal ve özellikle de insan çok düzensiz, karmakarışık görünüyor.

Doğanın tüm parçaları arasında neden barış yok, neden kehanet edilen “kurt kuzuyla yaşayacak, … ve küçük çocuklar onları güdecek” durumuna gelemiyoruz? Tersine herkes herkesi yiyip bitiriyor. Doğanın neden böyle olduğunu anlamıyoruz. Böyle bir hayata alışığız, ancak bu yanlış. Hayat neden böyle? İnsanların ilahi olandan şüpheye düşmeye başladığı yer bu noktadır. Doğadaki büyük düzensizliği gördükçe, herkes dünyayı Yaradan’dan daha iyi yönetebileceğini düşünmeye başlar.

Hâlbuki kendimizi değiştirmemiz gerekli ve böylece doğanın ve Yaradan’ın bize karşı olan tavrının doğru olduğunu görebileceğiz. Yalnızca üst güçle bağlantı kurmalıyız, bu güç bizi düzeltir ve kendisi ile eşit hale getirir, yani bizi insan yapar.

Değiştiğimiz an başka bir dünya algılayacağız. Bu tamamen iyi bir dünya olacak. Birden bire koyun kuzu ile oturacak ve onu kendi yavrusuymuş gibi yalayacak. Küçük çocuklar onlarla oynamaya gelecek. Herkes birbirine yardım edecek. Daha sonra hayatın zaten her zaman böyle olduğunu göreceğim, her şeyin tersini gören bendim, çünkü gerçekliği algılayışım bozuktu. Dünyaya tamamen kırılmış olan bir gözlükle bakmaktaydım ve bu nedenle gördüğüm dünya da tamamen kırıktı. Şimdi bana yeni lensler verildi ve dünyayı mükemmel, yuvarlak, güzel ve saf olarak görüyorum. Daha önce bana tamamen parçalanmış görünmesi benim gerçeklik algım nedeniyleydi.

Bu nedenle de amacımız,  ilahi takdiri – tüm gerçekliğin içinde işleyen bu biricik gücü, sevgi ve ihsan etme özelliğini –  iyi ve iyiliksever olarak görecek ölçüde kendimizi ıslah etmektir.

23/03/2014 tarihli Günlük Derse Hazırlıktan alınmıştır.

Diğer Bilimler ile Kabala Bilgeliği Arasındaki Fark

thumbs_laitman_538Soru: Tüm bilimler genel olarak doğanın keşfi ile ilgilidirler yani Yaradan’ın keşfi. O zaman, hangi yönden, her ne kadar o da kendini bilim olarak adlandırıyorsa da, Kabala bilgeliği diğer bilimlerden farklıdır?

Cevap: Kabala bilgeliği Üst Güc’ün, Yaradan olarak adlandırdığımız tek yöneticinin keşfi için olan bir bilimdir. Fakat, Yaradan’ı kendine yaklaştırmak için kişinin yapması gerekli olduklarından bahseden diğer metodlardan farklı olarak, Kabala bilgeliği, Yaradan’ın keşfinin kişinin kendisini Yaradan’a yaklaştırmasının derecesine göre gerçekleştiğini açıklar.

Kabala bilgeliği, bizlere, kişinin Yaradan’ı tam olarak ifşa edene kadar derece derece yükselerek O’nu keşfetmesi gerektiğini söyler. Bu, Kabala bilgeliğinin tümünün, kişiyi, Yaradan’a zıt ve karşı olma durumundan, değiştirerek ve düzelterek, tamamen Yaradan’a benzer bir duruma getirmek için bir metot olduğu anlamına gelmektedir.

Denizi Ayıran Doğa

thumbs_laitman_744Midraş ”Beşalah”: Deniz henüz ayrılmamasına rağmen, İsrail oğulları dev dalgalara doğru daha derinden hareket etmeye devam ettiler. Su onların boyunlara kadar yükselmişti.

Musa elini yuvarlanan dalgalara doğru uzattı ve denize emretti, ”Yaradan adına, yolu aç!” Fakat deniz bu emre uymadı.

Deniz 6 günlük evrim içinde oluşmuş olan sınırlarını değiştirmek istemedi. Yaradan Musa’ya ekibinin sayısını artırarak denizi tehdit etmesini emretti. Ev sahibinin sopasını asi hizmetkarına kaldırdığında olduğu gibi. Fakat dalgalar geri çekilmedi ve kabarmaya devam etti. 

Daha sonra Şehina (Yaradan’ın mucizesi) denizin önünde belirdi ve deniz ayrıldı. ”Niçin şimdi, deniz, gittin mi?” diye sordu Musa. Cevap geldi: ”Ben yalnızca dünya kralının kendisi adına geriye çekildim!”

Uzak mesafede olan ülkelerde bile denizin gürültüsü ve kırılması duyulmuştu. Bu noktada, yalnızca Yam Suf  (son deniz) ayrılmamıştı, fakat bütün ülkelerdeki göller ve kuyular ayrılmıştı, hatta testilerdeki sular bile ayrılmıştı!

Nitekim bütün dünyada bir mucize ortaya çıkmıştı! Yam Suf  suyu (son deniz suyu) kendi malum yerini aldıktan sonra, dünya etrafındaki bütün sular ise kendi doğal seviyesine döndü. 

İnsanların hareket edişleri Bina’nın genel doğasında gerçekleşir ve Bina’nın tüm bölümleri, nerede olurlarsa olsun, Bina’nın doğasını Malhut’un doğasına gömmüştü. Nitekim şayet insanlar ihsan etme seviyesine erişirlerse, o zaman Bina her seviyede zincirleme bir olay şeklinde çalışmaya başlar. Bu nedenle, denir ki, ”göller ve kuyulardaki sular tüm ülkelerde ayrılmıştı ve hatta testi içindeki su bile ayrılmıştı.”

Soru: Deniz niçin Musa’nın emrine uymadı ?

Cevap: Egoizmden çıkabilmek için, bunun başarılması ancak  Üst Işığın yardımı ile, GAR de Bina etkisi altında ve büyük Hohma Işığı ile, ”Yaradan” adı verilen doğa ile olur.

Bunun yapılması için her çabanın harcanması gerekirdi fakat Nahşon dışında kimse bu fırsata teslim olmadı: ne Musa ne de Aron biliyordu, hatta rahipler bile ”Nahşon” doğası hakkında bir şey bilmiyorlardı.

Genelde kişinin önde ilerlemesine ilişkin bir doğası yoktur. Bitişe doğru koşan atletler gibi, bir liderin grubun önünde ilerlemesi gibi. Fakat bu grup bitiş çizgisine doğru beraber gelmelidir ve şayet birlikte koşmazlarsa o zaman ne birinci ne de sonuncu kişi bitiş çizgisine ulaşır.

Tüm grup için temel olan şey kutsal amaca doğru birliğe gelmektir. Grupta lider olan kişi önde olduğu için hızı tutmalıdır fakat her seferinde lider değişir. Bu şekilde herhangi bir kişinin karakteristik doğası yok olmaz fakat aksine bunların bir kişi rehberlik ettiğinde ve tüm insanlığa rehberlik ettiğinde en azından bir an için bile ortaya çıkması gerekir.

Diyelim ki, tüm insanlık bir dairedir. Ben bu dairenin  içinde genetik doğamlayım. Ben bu doğanın içinde iken, bir kere herkesin önünde ve bir kere de herkesin arkasında olmalıyımdır. Her bir kişi aynı şeyi yapar. Her bir insanın doğası iki kez kendini belli etmelidir: tüm insanlığın rehberi olarak ve insanların ona rehberlik ettiği şekilde.

Soru: ”İnsanlığa yol gösterme” kavramı bellidir, fakat neden tüm insanlık tarafından buna rehberlik edilmelidir?

Cevap: Biri olmadan diğeri olamaz. Çünkü yalnızca bu şekilde kişinin gerçek doğası kendini belli eder. Tüm diğer nitelikler birbirine karışmıştır. Nitekim kişinin kendine has niteliği yalnızca Keter ve Malhut olarak kendini belli etmelidir.

Kabtv’den ”Ölümsüz Kitabın Sırları”, 30.4.2014

Böylece Deniz Yanlara Çekilecek

thumbs_laitman_433_02Midraş “BeŞalah”: Önde İsrail’in çocuklarını, Yusuf’ın tabutunu taşırken görünce, deniz yanlara çekilecektir. Tıpkı, Yusuf’un, Potifar’ın karısından kaçmış olduğu gibi, denizde onun soyundan olanlar için yanlara çekilecektir.

Soru: Neden, denizin yanlara çekilmesi gereklidir?

Cevap: Çünkü, Yusuf herkesi birleştirir. Yusuf, Yesod’dur, kişinin tüm özelliklerinin Yaradan uğruna bağlandığı noktadır. Aslında, Yesod, tamamen birbirine zıt olan nitelikleri kapsayan yığını yaratır.

“Yusuf’u İsrailoğulları’nın önünde taşımak” demek, aralarında tam bir birlik geliştirmek demektir. Deniz, yargıyı temsil eder, birliğe zıt olan kuvveti, yaşama zıt olan güç. Eğer, bunun üzerinde birlik noktası ile ilerlersen, tıpkı bir koçbaşıyla birlikte, deniz yanlara çekilecektir.

KabTV “Ölümsüz Kitabın Sırları” 30/04/14

Yaradan’a Yapışmak

laitman_2008-12-24_8202_wMidraş, “BeŞalah: Halkın arasındaki dürüst kişiler feryat ettiler: “Yaradan’ın isteğini sabırla yerine getirelim”; zayıf olanlar dört gruba ayrılmalılar. Her biri kendi operasyon planının doğru olduğunu düşünür.

Reuven, Şimon ve Yizahar kabilelerinin temsilcileri korkmuşlardı ve Mısırlılarla yüzleşmektense, denize atlamanın daha iyi olduğuna karar verdiler. Musa onları yatıştırdı: “Korkmayın, sakin olun ve göreceksiniz Yaradan sizleri kurtaracak.”

Zevulun, Yuda ve Yusuf’un kabileleri şöyle dediler: “Gidelim ve Mısırla savaşalım.” Fakat, Musa onları düzeltti:”Yaradan sizin için savaşacak.” Dan, Gad ve Aşer kabileleri, Mısırlıların kamplarını ele geçirmeyi ve orada korku salmayı önerdiler. “Hayır” dedi Musa, “burada kalın ve bu plandan vazgeçin.”

Bu yazılar, İsrail’in, Yaradan için özlem duyan fakat,  üç çizgiyi meydana getirdiklerinden de, tek bir ulus olarak birleşemeyen 12 kabileye bölünmesinden bahsediyor. Üç çizgi; sağ, sol, orta.

Her çizgide gelişimin dört fazı olduğundan, üç kere dört, oniki kabile eder. Her biri, belli bir sırada geliştiklerinden onları birbirlerine karıştırmamamız gerekir, çölde, farklı sütunlarda.

Aralarındaki tüm problemler ve anlaşmazlıklar, onlara sadece Yaradan’ın yardımcı olabileceğini anlamaları adına gereklidir. Bu yüzden, sadece bir yerde kalmaları ya da kaçmaları ya da arzularını yok etmeye çalışarak onlara saldırmaları ya da arzularından kaçmaları değil de,  O’na yapışmaları gereklidir

Başka bir deyişle, etraflarında olan her şey, Yaradan tarafından düzenlenmiştir ve tam olarak oldukları yerde meydana gelir. “O’ndan başkası yoktur.” Geriye kalan tek şey O’na bağlanmaktır ve O her şeyi yerine getirecektir. Bizlere verilen tüm problemler, birliği edinmemiz adınadır.

Ancak aynı zamanda da, tüm özelliklerimiz ve tüm dürtülerimiz bizleri parçalara ayırır. Egoistik durumumuzda kalacağımızdan ve ondan ayrılamayacağımızdan korkarız.

Tek çözüm, yukarıdan Yaradan tarafından gönderilmiş olunan koşula tutunmaktır, korkunun olmadığı gerçeğinin farkına vararak, Mısırlıları korkuturuz, egoistik arzularımızın bize ne şekilde tasvir edilecekleri önemli değildir ancak Yaradan’dan korkarız. Bu zaten farklı bir çeşit korkudur, Yaradan’ın büyüklüğünün korkusu. Eğer, bu korkuya sahipsek, kimse Mısırlılar’dan, egomuzdan korkmayacaktır.

Üstelik, Musa şunu söylemeye devam etmiştir: “Korkmayın, sakin olun, Yaradan sizin için savaşacak. Sizleri kurtaracak.” Bu yüzden, kişinin tüm arzuları, Yaradan’a bağlanmalıdırlar.

KabTV “Ölümsüz Kitabın Sırları” 30/04/14

Üst Güçle Deney Yapmak

thumbs_laitman_224Bencil olduğumuzun farkındayız.  Bu nedenle de, eğer bu yaşamımızda bir şeye varmak istiyorsak, Islah Eden Işığı kendimize çekmek zorundayız.

Kendi kendimize becerebildiğimiz tek şey gelişimimizin en son noktasına erişmek oldu. Artık bu yolun sonuna varmış bulunuyoruz. Bu noktadan sonra, ancak yukarıya doğru hareket edebiliriz. Artık duvara vurduk. Tek yapabileceğimiz yukarı kata çıkmak. Bu da ancak, bize yukarıya yükselmek için gerekli gücü verecek olan Islah Eden Işığın yardımıyla mümkündür.

Islah Eden Işığı harekete geçirmek için birleşmek zorundayız. Haydi, oturup birbirimizle bir anlaşma imzalayalım. Birbirimize her gün, hatta günde birkaç defa bu anlaşmamızı hatırlatalım. Göreceğiz ki bu işe yarayacaktır.

Üst ışığın ne kadar etkili olduğunu görelim, onu nasıl harekete geçireceğimizi öğrenelim. Onu öğrenmenin, onunla konuşmanın en iyi yolunu ne olduğunu gözden geçirelim. Bu bizlerin bilim adamı gibi Üst Gücü araştırıp keşfedeceğimiz gerçek bir laboratuvardır. Sonuçlar çıkarır, her bir deneyin kaydını tutarız.

Bunu deneyin, nasıl en iyi ilerlendiği ve nasıl davranmamak gerektiğini göreceksiniz. Bu en baştan açıklık kazanacak. Sorun bunun için isteğimizin olmaması. Yaradan amaçlı olarak kafamızı karıştırır ve böylece başka seçimimiz kalmaz. Sonunda birbirimizle bağ kurmaya razı oluruz; aksi durumda, bu deneyimimizden hiçbir sonuç alamayız. Bu bizim psikolojik bariyerimizdir ve bunu aşmak çok zor gelir.

12/12/2014 tarihli Günlük Kabala Dersi Birinci Bölümden, Baal HaSulam’ın Yazıları

Bu Savaş Teröristlere mi yoksa Yaradan’ın Gizliliğine mi?

Soru: Eğer şu anki savaş farklı ideolojiler arasındaki bir mücadele ise, İsrail’deki farklı ideolojiler arasındaki savaş nedir?

Cevap: İlk olarak şunu anlamalıyız ki, bizler üst güç, yaradılışın düşüncesi tarafından yönetiliyoruz ve bu sayede de Islah eden Işığı bizleri kurtarması ve kazanmamız için kullanabiliriz. Ancak nasıl kazanmalıyız?

Tüm bu savaş bir düşman terörist organizasyonu yenmek için değil, tüm dünya üzerinden var olan Yaradan’ın gizliliğini yenmek içindir.

Bunu ortadan kaldırmamız gerekiyor, en azından bir dereceye kadar ve sonrasında hangi dünya içerisinde yaşamakta olduğumuzu, bizlere, tüm yaratılan canlılara neler olduğunu, Üst Gücün bizlerden ne istediğini görebileceğiz. Bu arada, bu da, İslam perspektifine karşıt bir görüş hiç değildir. Bu sadece bir açıklama gerektirmektedir, başka da bir şey değil.

Savaş, iki görüş arasındaki çatışmadır. Bu savaşın özü, her iki tarafın da kendi egosunu kullanarak kazanmak istiyor oluşudur. Fakat şunu anlamalıyız ki, günümüzde bu tarz bir savaşa yer yoktur. Bu savaşın başka bir şey olması gereklidir: bizlerden Yaradan’ın gizliliğini ortadan kaldırmamız istenmektedir. Bizlere gönderilen engeller ile sanki belli bir bölgede belli bir hâkimiyet sürmekte ya da belli bir politik ideolojide olan teröristler ile savaşmakta olduğumuzu düşünmeye zorlanmamız istenmiştir.

Aslında, gerçekte olan, tamamen farklı bir savaştır ve sadece bu yaşanan durum ile bizleri bu şiddetli ani koşullara sokanın Üst Güç olduğunun farkına varabilecek ve bu sayede O’nu ifşa edebileceğiz.

Bizler O’nu sadece, bu güçten gelen her şeyin aslında O’nu ifşa etmek için olduğu ve O’nunla form eşitliğine ulaşmamız için olduğu mesajının toplu dağıtımı ile ifşa edebiliriz. Çünkü bu form eşitliği O’nu ifşa etmek için gerekli olan araçtır.

Üst Güç ile form eşitliği, bizlerin “Dostunu kendin gibi sev” ve kişinin düşmanını, sevdiği kişiye dönüştürmesi koşulunu yerine getirmesini gerektirir. Bu da düşmanları, dosta ve dışsal düşmanları, içsel düşmanlara dönüştürmemizi gerektirir.

20 Temmuz 2014 tarihinde yayımlandı.

Düşünceler ve Arzular İçin Memnun Olmak

Kişinin içinde manevi çalışmayla ilişkili olarak yükselen tüm arzular ve düşünceler, bu çalışma için ya da buna karşıt da olsa sadece Yaradan’dan gelir. O, her zaman bir nedenken; bizler her zaman bir sonucuzdur. O, her zaman mükemmel, kök ve kaynaktır ve biz O’ndan sonra gelen, yaratılmış bir sonucuzdur.

Bu yüzden, bizler her zaman O’nun etkisine karşılık olarak hissettiğimizin farkına varmalıyız ve bu anlayışa göre karşılık vermeliyiz. Şöyle ki O, bize eğer ki doğru düşünceleri ve arzuları verirse, müteşekkir olmalıyız demektir. Eğer ki yanlış olan düşünceler ve arzular varsa; fakat aynı zamanda O, bunu yaptığını hatırlatır ki bizler bunu sormalı ve hatırlatma için Yaradan’a müteşekkir olmalıyız.

Yaradan’a Nasıl Teşekkür Ederiz?

Soru: Yaradan’a olan şükranımızı nasıl ifade edebiliriz?

Yanıt: Sadece onun ifşa olmasını isteyerek Yaradan’a olan şükranımızı ifade edebiliriz, bu sayede ona memnunluk getirmiş oluruz.

Bu sözler size sıradan, suni gelebilir, tam olarak anlaşılamayabilir fakat bütüne baktığımızda bu dünyanın sözlerini kullanarak bunu açıklamak için tek yol budur. Gerçekte, bu çok yüksek bir seviyedir ve bu sözlerin anlamını ancak Yaradan ifşa olduğunda anlamaya başlayacağız.

Herşeyi yöneten Üst Güce, Yaradan’ımıza, bizler bu gezegende birbirine çarpan böcekler gibi etrafta koşuştururken, memnuniyeti nasıl getirebiliriz? O’nu istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Ruh halimiz buna göre mi değişiyor? O sonuç olarak acı mı çekiyor yoksa keyif mi alıyor (Şehina’nın acı çekmesi ya da zevk alması)? Tüm bunları biz anlayamayız, biz birbirimizi dahi anlayamıyoruz.

Aslında, tüm insanlık üstsel varlıklardır, kendi egoistik özelliklerimizde gördüğümüz şekilde değil fakat gerçekten var olduğumuz genel bağlantıda olduğumuz şekilde.Yaradan ile tümüyle bağlantıda olmada. Bu seviyede tamamen O’na eşit ve denkizdir.

Bu yüzden, bu seviyeyi düşlememiz gereklidir, bunu gerçekleştirmek için, herkes kendisini ve arkadaşlarını bu seviyeye değer olarak görmelidir. Bu bizi yükseltmelidir.

Almanya’daki Avrupa Kongresinden,23 Mart 2013 Ders 3 

Karanlığa Alışık Olan Gözlerinizi Işık Acıtır

Yaradan’ın tarafına göre, sizler her zaman ıslah edilmiş seviyedesinizdir. Fakat bazı şeyleri nasıl gördüğünüz ve anladığınıza göre, bu çok farklı görünür ve bu bir kusurdur. Bütünüyle iyi olan Yaradan’dan gelir fakat O’nun bunu saklaması gerekir ve size ihsan ettiğini bunun size o kadar kötü görünmemesi için azaltması gerekir. Nitekim siz O’nun zıttısınız ve zıt biçimde herşeyi alırsınız.

Yani Yaradan size sonsuz şekilde ihsan edemez çünkü siz sonsuz bir eksi hisseder ve bu berbat seviyeye dayanamaz olursunuz. Bu nedenle, Yaradan’ın kendi etkisini azaltması gerekir; neredeyse sıfır seviyesine kendisini indirgemesi, yalnızca ufak bir kıvılcımı yaşamı  muhafaza etmek için bırakır; ufak bir Işık damlası.

Derece derece çalışma, dostların ve eğitmenin etkisi sayesinde, çabalarınıza göre, Işık gelir, sizi yeniler ve değişim içinizde etki etmeye başlar.  Daha sonra kademe kademe olarak aslında iyi bir seviyede olduğunuzu fark eder ve hissettiğinizin kötü olmasının yalnızca kendi ıslah edilmemiş niteliklerinizden dolayı olduğunu ortaya çıkarırsınız. Sonra elinizdekinin tümü ile kendinizi değiştirmek için çalışmaya başlarsınız: grup, çalışma, dağıtım ve eğitmen.

Şayet kendinizi ihsan etme, sevgi ve bağ seviyesinde görmek için doğru şekilde çalışır ve gayret harcarsanız, eğitmen sayesinde, çalışma ile ve Yaradan’a özlem duymanız sonrasında bunun sizin üzerinizde etkisi olur. Bu tabii ki hemen olmaz fakat derece derece ihsan edildiğinin, sevginin, en doğru davranışın sizi sardığını keşfedersiniz; sonunda bunu anlar, hisseder ve doğru şekilde izah edersiniz.

Nitekim ilk manevi seviyenize yükselirsiniz. Yaradan ile anlaşmışsınızdır ve biriktirdiğiniz  bütün gücünüzün kendi algılamanızın ıslahı için olduğunu, kaplarınızın ıslahı için olduğunu görürsünüz. Kimseye ödeme yapmanız gerekmedi fakat siz kendini ıslah ettiniz. Nitekim algılama kabınızı düzelttiniz ve şimdi bütün bir seviyeyi hissediyorsunuz.

Eyn Sof (sonsuzluk) dünyasını hissetmeniz gerekir, içsel tutumunuz dışında içinde herhangi bir şeyi değiştirmediğiniz aktüel seviyeyi. Eğer bunu hissetmezseniz, bu Yaradan’a teşekkür etmek ve O’nu kutsamak yerine lanet ettiğinize dair bir işarettir.

Ne kadar berbat olursa olsun, bunu her seviye hakkında söyleyebiliriz. Gerçekte değişen bir şey yoktur, yalnızca tutumumuz dışında; buna da algılama kabının ıslahı denir.

5.3.2013 tarihli Kabala sabah dersinin 1. bölümünden, Baal HaSulam’ın yazıları