Category Archives: Yaradan

Yeni Arzular İçin Alçalmak

Soru: Sürekli farklı formlardan geçerken, Yaratan ve birlik için olan aynı arzuyu nasıl tutabiliriz?

Cevap: Birbiri ardı sıra seviyeler arasındaki düşüş bana yeni bir arzunun, isteğin gücünü verir. Örneğin, dün yemek yedim ancak bugün tekrar acıktım. Aynı şekilde doğal olarak, birliğe istek ve arzu duymalıyım.

Şimdiki seviyemizde dururken, bir sonraki seviyeyi düşünürüm. Benim için ideal olanı. O zaman ben büyür ve idealime yükselirim. Öyleyse şimdi bu yükselişi nasıl tutabilirim? Yeni yükselişe eşdeğer olan bir arzuya ihtiyacım var, bir önceki arzunun iki kat büyüğü bir arzu. Diğer bir ifade ile daha yüksek bir seviyeye yükselmek için, iki kat kaybetmeliyim.

Bu durum şunu ortaya çıkarır, iki adım geriye ve bir büyük adım ileriye doğru. Bu böyledir zira bir önceki seviyenin arzusuna dönmek benim için yeterli değildir; iki kat düşüşü, çift kaybı hissetmeye ihtiyacım var. Bu yeni gerekliliği sadece gruptan edinebilirim ve sadece o zaman bir sonraki seviyeye yükselebilirim.

15.12.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. Bölümünden, ‘Özgürlük’

Kötü Bir Arzu Bir Nevi Hediyedir

Zohar Kitabı, Bölüm ”VaYera (Ve Yaratan Göründü),” Madde 167: Yaratan bir kişiyi sevdiği zaman, ona bir hediye gönderir. Ve hediye nedir? Öyle ki fakir olan bununla ödüllendirilir.

İçinde yaşadığımız dünya manevi dünyaya zıttır. Manevi dünyadaki bir hediye bu dünyada bir ceza gibi anlaşılır yani tam tersi. Bu yüzden Üst realite ile ilgili denir ki: ”Ters bir dünya gördüm”.

Yukarıdan bir hediye, bir arzu vasıtasıyla olan bir uyanıştır. Bizler hepimiz duran seviyeden, ”küllerden” yaratıldık. Diğer bir ifade ile arzuların öylesine düşük bir seviyesinden geldik ki kişi kendi manevi varlığını veya maneviyat için olan arzusunu hissetmediği bir yerdir, kişi nereden ve neden geldiğini bilmez ve hayatın anlamının amacının farkında değildir. Kişi hiçbir şey hissetmez. Bu bizim başlama noktamızdır.

Herşey sadece arzunun yükseltilmesi ve güçlendirilmesi vasıtasıyla gelir. Bununla ilgili şöyle denir: ”Kötü eğilimi Ben yarattım”. Ancak burada bunu hissetmek ve bu yaratılışı kendisinin içine indirgemek kişiye bağlıdır. Zaman geçtikçe bu eğilim kişinin içinde daha fazla uyanır ve bunun gerçekten kötü olduğunu kişi tanımlamalıdır.

Yaratan bir arzu uyandırır, ancak kişi bu arzunun bozuk olduğunu idrak etmeli ve bunu almaktan ihsan etmeye, kötüden O’na benzerliğe çevirmelidir. Bu tamamen kişiye bağlıdır. Denir ki: ”İşin Başı ve Sonu Benim” Yaratan bir arzu verir ve daha sonra kişi bu arzuyu bir analize götürmeli ve alınan arzunun içinde sevinçli olmalıdır. Kişi, hocası, grubu ve kitapları vasıtasıyla bu arzunun içindeki kötüyü tanımak fırsatını aldığı için mutludur. Kişi anlar ki bu bozuk arzu Yaratan’dan geldi, şu prensibe göre: ”Kötü eğilimi Ben yarattım”

Daha sonra bu kişi arzusuna uygun bir yaklaşım geliştirir: Kişi bu arzuyu iyiye, Yaratan’a eşitliğe, İhsan etmek isteği için, değiştirmek ister. Kişi bu karara geldiği zaman, Yaratan’dan bu arzusunu dönüştürmesini talep etmeye başlar.

Kişi o zaman bu taleple Yaratana yakarır. Bu aksiyona ”Oğullarım Beni yendi” denir. Ve Yaratan kişiye kötülüğü iyiliğe dönüştüren güç, perde bahşeder. Bu, ”İşin Sonu Benim” cümlesinin anlamıdır. Bir kişiye arzu vererek, Yaratan şimdi onu dönüştürür.

Ara durumda kişi bağımsız bir şekilde ne aldığını ne istediğini ve Yaratan’dan ne talep ettiğine karar verir ve gelişimin bu safhaları vasıtasıyla, kişi Yaratana mutlak benzerliğe doğru ilerler.

Zaman geçtikçe kişi daha fazla bilgi, farkındalık, anlayış, edinim ve ona kötü eğilimi veren Yaratan için sevgi koşulunu elde eder, böylece kişiye Yaratandan ne kadar farklı olduğu ve O’na nasıl benzer hale gelebileceğini fark etmesi için fırsat sunulur. Bu duruma şükürler olsun ki kişi Yaratandan bu dönüşümü ve yakınlaşmayı talep edebilir, bunun yanı sıra bağımsızlığı, mükemmelliği ve Yaratana bağlanmayı elde eder.

Bu süreci anlayan bir kişi ne zaman Yaratandan kötü bir arzu alırsa O’nu haklı çıkarır. Bu durumda, bunun içinde kötülük görmüyorum daha ziyade yeni realitemi ortaya çıkarabilecek bir hediye olarak görürüm. Anlarım ki Yaratan beni bağımsız ve O’na benzer yapmak için içimde sevgiyi ortaya çıkarmaya çalışır.

04.02.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Rabaş’ın Yazıları

Egoizm Taçsız Kraldır

Yaratan yaratılanları onlara iyilik ihsan etsin diye yarattı zira O’nun doğası iyilik yapmaktır. O’nun mükemmelliğinin erdeminde, O’nun ihsan etmek niteliğine sahip olduğu ve aynı bu ihsan etmek niteliğini, mükemmelliği bizlere getirmeyi ister ancak bizler de bu ihsan etmek niteliğini istemeliyiz, bu nitelik için ihtiyaç hissetmeliyiz.

Bir ihtiyaç sadece bu ihtiyacın eksikliğinde, kendisinin zıttında hissedilir. Sahip olmadığım bir şeylere ihtiyaç duyduğumu hissederim; kendim gibi değil bir başkası gibi olmayı isterim. Bu farklılığa ihtiyaç denir. Bu ihtiyaç duyduğum şey Yaratan’dan değil ama yaratılanın kendisinden gelir; buna özlem denir.

Bu özleme ulaşmak için, şöyle ki, bilinçli bir arzuya ulaşmak için, daha fazla çaba sarf etmeliyiz. Eğer ki ilerleyiş içinde bildiğimiz bir şeyleri edinmek için çalışırsak buna ‘mantık içinde çalışmak’ denir.Eğer bize net olmayan bir ödülü edinmek için çalışıyorsak ‘mantık ötesi çalışmak’ yani akıla karşı çalışmak denir. İşte bu yüzden işimiz edinmemiz gereken bu konuma özlem duymaktır. Bizim bu özlemi geliştirmeyi sağlamamız için, doyumu edinmeyi istememizin etkisiyle kafamız karışır.

Ancak, realitede, form eşitliğini edinmeliyiz ve bu bütünüyle farklı bir amaçtır. Kendimizi doyuma götürmenin ihtiyacını hissederiz. Herkes kendi yeteneğinin çabasına göre duran, bitkisel veya hayvansal seviyelerde bunu gerçekleştirmek için kendisinin en iyisini yapar ancak gerçek memnuniyet bizlere ‘insan’ denen seviyeden gelir ve bu basitçe sadece arzumuzu tatmin etmek değildir. İnsan seviyesindeki arzu Veren’e, Yaratan’a benzerliğin hissiyatıyla doyuma gelir.

Buna, Işık, doyumun gerçekleşmesi denir. Daha fazla O’na benzersem, doyum hissiyatı daha büyük olur. Küçük bir ışıkta bir tat yoktur ancak gerçek tat NRNHY(Nefeş, Ruah, Neşama, Haya ve Yehida) Işık’larının doyumundadır.

İşimiz, bu doyumu aramak, bunu düşünmek ve bunu arzulamaktır ve bizi buna yaklaştıracak metodu keşfetmektir. Gerekliliğin ötesinde değişik arzular vasıtasıyla kendi hayvansal bedenimiz için haz araştırmak yerine, Yaratan’a benzerlik, ihsan etmek formu vasıtasıyla içimizdeki insanı doldurmak için özlem duymalıyız.

Eğer ben kendime Yaratan’a benzer olmayı sorarsam (talep edersem), O’nu ifşa ederim. Eğer içimdeki hayvanımı tatmin etmeyi talep edersem o zaman gelişimimin seviyesine bağlı olarak yaratılışın amacına yönelik zıt bir etki bana döner.

İşte bu yüzden kişi sürekli kendisini amaca yönelten iki farklı gücün arasındadır: kutsallığın gücü ve bencil, egoistik güç. Bu iki güç kişinin üzerinde birlikte hareket eder ve onu yönlendirir ancak çoğunlukla kötü eğilim tarafından yönetiliriz çünkü doğamız sürekli olarak bizleri egoistik hazlar bulmamız için zorlar. Birçok hayal kırıklıkları, birçok şoklar ve hoş olmayan ayarlamalar sonucu doğru yöne getiriliriz ve böylece ilerleriz.

Bu yüzden saf olmayan (bencil) bu güce ‘taçsız krallık’ denir çünkü o, krallığın ihsanına ulaşmayı özlemlemez ve sadece kendi bencil arzularını doldurmak ister. Bu güç kişiyi yanıltır ve onun egoist arzusunu umutsuzluk ve boşluk hissiyatıyla besler.

Aşama aşama, bu hissiyattan sonra aklımız büyümeye gelişmeye başlar. Nihayetinde, kişi uzun zamandır arzulamış olduğunu almadığı gerçeği sonucuyla arzularının, ek olarak ta aklının büyümüş olduğunu görür ve şimdi sonuç olarak kişi ilerleyiş yolunun bu olmadığını görür. Kişi görür ki farklı bir yoldan gitmeli. Dolayısıyla, ‘zıt güç’ vasıtasıyla, bizler yaratılışın amacına yönelik ilerliyoruz.

04.09.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin, 1. bölümünden, Şamati 7

Neden Yaratanı Kıskanırım?

Soru: Yaratan’ı kıskanmak nasıl mümkün olur?

Cevap: Ben Yaratan’ı ihsan eden biri olmak için kıskanıyorum. Tüm bunlardan sonra, bu nitelikleri O’dan öğrenirim ve başka nasıl öğrenebilirim ki?

Buradaki problem kıskançlık bizim için direkt bir şekilde egoizme bağlı. Ve eğer ben birini kıskanırsam, o kişinin iyi bir şeye sahip olmasını istemiyorum anlamına gelir. Bu kötü kıskançlıktır.

İyi kıskançlık ise kıskandığım kişi ile benzer hale gelmeyi istediğim zamandır. Algımızdaki problem ise burada bu iki nitelik arasındaki farkı, her şeyi tanımlayan uygulamalarını, neyin iyi olmayan veya kendi başına kötü olanı görmüyoruz. Bizler bu niteliklere işin başında egoistik niteliklerle yaklaşıyoruz çünkü Malhut ıslah olmadığından egoistik arzuda kıyafetlenmiş ‘tüm 9 Sefirota’, tüm niteliklere bu şekilde yaklaşmaya alışmışızdır.

Hâlbuki eğer bizler tüm bu nitelikleri ıslah olmuş, düzeltilmiş Malhut’ta kıyafetlenmiş olarak görebilseydik o zaman kıskançlık, heves ve gurur yararlı nitelikler olarak görülecek ve bizlerin bu dünyadan çıkmamıza ve daha fazla yükselmemize yardımcı olacaklardır. Her şey bizlerin onları ihsan etmeye ulaşmak için kullanıp kullanmamamıza bağlıdır.

21.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Şamati 9

Utanç Mükemmelliğin Zıttıdır

Soru: Yaratılışın türü olarak kabul edilen utanç nedir?

Cevap: Utanç insanı maymundan ayırandır. Utanç, alan ve veren arasındaki farkın hissinden kaynaklanır. Bundan sonra,  her şey sadece kendimi alan veya veren olarak hissettiğim durumların sebeplerine bağlıdır ve buna göre, ya mükemmelliği veya utancı hissederim. Utanç mükemmelliğin zıttıdır.

Bu dünyadaki ‘‘utanç’’ kelimesi ile ilişkilendirilen her şeyi unutun. O tamamen farklıdır. Utanç maneviyatta alan ve veren arasındaki ayrılığın hissiyatıdır. Gerçek utanç manevi bir hissiyattır ve materyal utanç ise daima bir şekilde saklamak, kısmak için mümkün olandır.

Gerçek utanç sadece, Yaratan’ı veren ve seven olarak ve kendimi ise O’nu suçlayan, lanetleyen ve ondan çalmak arzusunda olarak hissettiğim koşulda gelir. Kısacası, her şey yolun diğer tarafındadır! Kendimizi diğerine karşı duruyor olarak ifşa ettiğimiz ölçüye göre, utanç duyarım ve o beni kendimi, egoizmimi örtmeye zorlar ve ıslah başlar.

Dolayısıyla, utanç ıslah için özellikle yararlı bir histir. İşte bu yüzden utanç bir kişinin kendisini düzeltebilmesi durumunda ifşa olur. Aksi halde, ihtiyaç yoktur. Bir kedi için bir başkasının sütünü içmesi onda hiçbir utanç ve vicdani hiçbir his uyandırmaz. Ancak bu yaptığın dolayı azarlanmış olması bir sonraki sefer bunu tekrarlamaktan korkacağı hissini uyandırır. Bu demektir ki hayvanlar utanç tarafından değil ızdırabın korkusu tarafından yönetilirler.

Utanç daha yüksek bir dereceyi hissettiğiniz zaman gelişimin bir sonucu olarak gelir: seninle kıyaslamasında ne kadar mükemmel olduğu, seni ne kadar çok sevdiği ve senin ona olan ilişkinde ne kadar zıt olduğu. Ve sen kendi başına hiçbir şey yapamazsın.

Bu açıklığı hissetmek için, kişinin içsel akıla ihtiyacı vardır, sadece materyal akıl ve duyguya değil. Bu, kişinin kendisine değil, ihsan etme niteliğine ne kadar çok değer verdiğine bağlıdır. Tüm her şeyden sonra, o kendisini annesinden almak için utanmayan bir bebek gibi hissedebilir.

Daha ötesi, bu sadece annesiyle beraber olan bir bebeğin durumundan yükseldiği zaman olur ve bağımsızlığı hissetmeyi ister. Eğer o bu özgürlüğe eksiklik duyuyorsa, utanç hisseder. Özgürlük için özlemi olmayan bir köle utanç hissetmez çünkü o efendisine aittir. Özgür bir insan olmak için büyümek isteyen birisi aniden utanç hisseder ve böylece özgürlüğe gelir.

24.05.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 3. bölümünden alınmıştır, Talmud Eser Sefirot

Yaratan Sadece İçimizde Var Olur

Soru: Yaratan’a yardım için ve kendimiz için hiçbir şey almaksızın sadece ihsan etmek arzusu için talepte bulunmamız nasıl mümkün olur?

Cevap: Bu kesinlikle talep ettiğimiz şeydir. Ben Yaratan’dan bana ihsan etmek fırsatını vermesini talep ederim, ”Yaratan’a ihsan etmenin ” olduğu yer yani gruba ihsan etmek çünkü şöyle yazılır ”Ben halkımın arasında otururum”. Bu aynı şeydir.

Başka Yaratan yok. ”Ben halkımın arasında otururum” yani Yaratan grubun içinde ifşa olur. Grubun ortak gücüne ”Yaratan” denir. Gruba ihsan etmek demek bir bütün olarak Yaratan’a ihsan etmek demektir.

Bizler bunu dünyevi duyularımızla düşünüyoruz ve bu yüzden bu bize ”Grup neden çok özel? Ben onlara ne verebilirim? Ne kadar saçma!” gibi görünür. Ancak eğer sen gerçekten diğerlerine ihsan etmek için kendi dışına çıkabilseydin, bu dünya yerine üst realiteyi ifşa ederdin. İşte bundan dolayı edinemiyoruz.

Diğer bir soru ise: Birçok felsefi öğreti de topluma vermeyi savundu ve halkın sesini Yaratan’ın sesi olarak kabul etti. Yine de bu doğru değildir çünkü onlar ıslah eden Işık’ı kullanmadılar, yani toplumun içinde bulunan içsel güç.

Günün sonunda, Kabala Bilimi ne der? Arzunun dışında hiç bir şeye sahip değilsin. Bu arzunun içinde başlangıçtan beri orada saklanmış olan ”Yaratan” denen özel bir güç vardır. Eğer gerçekten ilerlemek, gruba ihsan etmek istiyorsan, bu gücü grubun içinde uyandırabilirsin. Orada son sonuçlarla – kendinle, grupla ve Yaratan’la yüz yüze gelirsin. Her şey kendinin dışında edineceğin, grubun ve ihsan etmenin içindedir.

Ve bu sana, gruba veya Yaratan’a ihsan etmek arasında bir farkın olmadığını gösterir. Gruba ihsan etmek demek diğerlerinin arzularına veya kaplarına ihsan etmek demektir oysa ki Yaratan’a ihsan etmek demek senin bu arzuların içinde hüküm süren ihsan etme gücünün içine daha fazla dahil olman anlamına gelir.

Dinsel nosyonlardan, Yaratan’ın her şeyi gökyüzünden idare ettiği doğuştan gelen bir takım inançlardan ve bunların etkilerinden kendimizi ayırmalıyız. Bu klişe bakın halen ne kadar da üzerimizde etkili! Ancak gerçek ise, dışımızda hiçbir üst güç, vs. yok! Bu güç grubun içindedir, aramızdaki bağlantının içindedir. Ve bu realitenin dışında hiçbir şey yoktur. Realite de başka bir şey yoktur.

Bu nosyonların içerisine daha fazla girerek, çok net ve elle tutulur bir yaklaşımın olduğunu anlamaya başlarsınız.

Adam Yaratan’ın Aklını Edinebilir

Yaratılan varlık özgür seçimin ne olduğunu netleştirmeye başladığı zaman, görür ki içindeki ihsan etme niteliği, alma niteliğinin üzerindedir, daha sonra bu model kişiyi gerçeğe ve özgürlüğe doğru yöneltir! Böylece, yaratılan varlık ihsan etmeyi seçer zira sadece ihsan etmenin kendi arzusundan onu bağımsızlığa ve bütünlüğe taşıyacağını anlar, yani yaratılanın aynı zamanda Yaratan üstü olan mutlak gerçek.

Adam, böylesi büyük bir koşulu edinir. Tüm bunlardan sonra, Yaratan ve yaratılanın ikiside eşitlenmiş niteliklerinde barınırlar: Bunlar Yaratanın ve yaratılanın nitelikleri. Ancak adam bu iki nitelikten bağımsız olan bir seçim yapmak zorundadır.

Bu sanki Yaratan’ın ve Yaradılış’ın güçlerinin birbirlerine karşı durdukları gibidir oysaki adam ”dua” denilen eşsiz bir aksiyon sergiler. Adam bu her iki gücün üstünde yatan bir seçim yapar. Böylece, onun yeni bir arzusu (kabı) oluşur, alma ve ihsan etme niteliklerinin veya Yaratan’ın tavrının ve yaratılanın tavrının içinde olduğu, bu niteliklerin üzerinde ”bir” olarak birleşir.

Bu, adamın benzersiz sonuca nasıl ulaştığıdır: O, Yaratan’ın Keter‘ini bulur. Bu, adamın kendisine yapılan Yaratan’ın aksiyonları değildir daha ziyade yaratılış öncesi O’nun düşünceleri, planıdır. Bu, ilk iki’nin adama aksiyonda ulaşan sağ ve sol, Yaratan’ın niteliği ve yaratılan varlığın niteliği, üzerinde yükselen orta çizginin meydana gelişidir. İşte orta çizgi de, adam Yaratılışın başlangıcının üzerine yükselir.

Burada yaratılan varlığa verilmiş olan yeni bir fırsat açılır: Var olan tüm güç ve niteliklerin üzerine yükselmek. Daha doğrusu, tüm güçler, nitelikler, arzular, gen bilgileri, evrende var olan ve bize ifşa olan her şey – alma maddesi ve ihsan etme gücü -, bütün bunların hepsi yaratılanı, Yaradılış’ın aksiyonundan önce gelen daha büyük nosyonlara getirmek için sadece aletlerdir.

Dolayısıyla, yaratılanın doğru seçimi yapmaya ihtiyacı olduğu her koşulda, kendisini kendi doğumundan önceki noktaya izafi olarak tamamen yardıma muhtaç hisseder. Kabları ve Işıkları analiz etmeye ihtiyaç duyar, yani sahip olduğu alma arzusunu ve ihsan etme arzusunu ki seçim bu her ikisinin üzerinde yatar.

Dua, yaratılan varlığın tüm izlenimlerinin bir sonucu olarak ulaşmış olduğu koşulu realize ettiği zamanda doğar, o bu iki eşit değerdeki opsiyonların üzerine yükselmek ve bir karar vermek için hiç bir şansa sahip değildir ve sahip olamaz. Burada, Yaratan finali söylemiştir!

Bizler, Yaratan’a Firavunu tahtan indirmek için sadece egoizmin gücünü ihsan etmenin kendi gücümüzle yenmek için ihtiyacımız olduğunu zannederiz.  Burada sadece arzuların basit bir şekilde karşı karşıya gelmeleri değil, kişi iki gücün ortasındadır; Yaratan ve Firavun. Öz, daha güçlü ve dolayısıyla kazanacak olanı arındırmanın içinde değildir, daha ziyade bu iki gücü ortada tek bir güç olarak birleştirilmesi ve bunların üzerine çıkılmasındadır.

Birleşmek İçin Dürtü

Bugün İnsanlık birleşmeye çalışıyor. İnsanlar içgüdüsel olarak anladılar ki birlik olmak tek başına olmaktan daha iyidir. Farklı ülkeler kendilerini güçlendirecek ve daha başarılı yapacak bir birliğe girmek için anlaşmalar üstüne anlaşmalar yapmaya çalışıyorlar. Ancak bunu yapmakta başarılı oluyorlar mı? En sonunda görüyoruz ki bu durum çatışmalara ve hatta savaşlara götürüyor. Problem olduğu yerde halen duruyor: Nasıl birlik olacağımızı bilmiyoruz.

Halbuki güçlendirmek için olan dürtü insanlığa zaten uzun yıllardır doğal olarak nüfuz etmiştir. Bu, halkların ve insanların içselliğinde olan ortaklıktır: Ben kendimi korurum ve yinede bununla beraber diğerleriyle birleşmenin buna değer olduğunu görürüm. Hep beraber tekeli yaratacak ve diğer bir başkasından daha güçlü hale geleceğiz.

Bu dürtü henüz zayıflamadı ve zamanla bizlere çok büyük problemler getirecek ve öyle ki doğanın kendisi bizleri birleşmeye zorlayacak. Bize şu an ifşa olan ise tek bir, küresel, bütün bir entegre olmak için kaynaşmak, tamamen birbirini tamamlamak, mükemmel, bütün ve tüm parçalarının birbirine bağlı olduğu ”yuvarlak dünyayı” kabul etmek zorunda olduğumuzdur.

Eğer doğa bu yolla meydan okumayı devreye koyarsa o zaman bizler şimdi insan toplumunu nasıl inşa etmeliyiz? Tüm bunlardan sonra, egoizm problemi sadece insan toplumu içinde yoğunlaşır. Egoizmin birliğe karşı çalıştığı tek yer budur. Sonuç olarak, birleşmeye kabiliyetimizin olmadığını keşfederiz.

Yaratan neden bizi birbirimizden farklı ve benzemeyen yaparak, bu engeli önümüze koydu? Eğer bizler aynı olsaydık, bu durumda herşey net olacaktı. Her kişi belli bir miktar verir ve belli bir miktar alır ve sorun çözülmüş olurdu.

Ancak bizler farklıyız ve bu yüzden hiçbir bireysel çıkara bağlanmaksızın egoizmin üzerine yükselmeli ve ihsan etmek niyetini etkin hale getirmeliyiz. Sadece bu koşulda insan diğerleriyle tamamiyle bağ kurabilecektir. O zaman kişi ihsan etmek için ihsan etmeye ulaşacaktır ve daha sonra – ihsan etmek için almak. Herkes yalnızca bu yolda yer alırsa aramızdaki mükemmel birlik su yüzüne çıkacaktır.

İşte bu yüzden bizler aynı yaratılmadık: Çünkü aksi halde bizler problemi materyal, hayvansal seviyede çözecek ve bir karınca yuvasındaki karıncalara benzer eşitliğe gelecektik.

12.05.2011 tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. bölümünden. ”Barış”

Yaratan’ı Değiştirmek Veya Kişinin Kendisini Dönüştürmesi

Dua, bir kişinin sadece onun algısını yansıttığı Üst Güç’le olan bağlantısıdır. Bu dünyada daha iyi bir hayat için dua eden insanlar var, öbür dünya için dua eden halklar vardır ve dua etmeyen ve Üst Güç’e inanmayanlar vardır.

Halen, kendilerinin geleceği için düşünürler ve böylesi her düşünce bir dua olarak kabul edilir. Ancak kime soruyorum, halbuki konu bir bütündür. Talebime bağlı olarak bugün kötü olan yarın iyi olabilecek olan doğa mı, kader mi, bilinmeyen birşeyler mi, kendi geleceğim mi yoksa Yaratan mı?

Dua, bir sonraki an’la ilişkili olarak özel bir durumu edinmek için ümit içinde aldığım bir aksiyondur, yani bu nosyon bir çok değişik koşullar içerir, ancak hepsi kime dua ettiğime bağlı olarak ikiye ayrılır: Değişecek olan birileri mi ve değişmeye zorlayabileceğim biri mi?

Bu durum insanların Üst Güç’ü kontrol etmek için gizli yolları aramaya başladıkları zamandır öyle ki bu Üst Güç (Yaratan) onun şu anki realitesini ve dünyası değiştirip daha kibar olsun. Bu umut, Yaratan’a rüşvet vermek, tüm mistiksel ve dinsel mecraların temelidir. Bu durum kendi egoizmi içinde yaşayan birisinin düşündüğü mümkün olan şeydir.

Ancak, başka bir şey vardır ki, çok ender bir yaklaşım olan ve der ki Yaratan asla değiştirilemez; daha ötesi, sizin içinizde programlamış olan doğanın güçlerini kullanarak kendinizi nasıl değiştirmeniz gerektiğini bilmenize ihtiyaç vardır. İşte bu diğer tüm metotlara zıt olan Kabala metodudur.

Bu, bir kişinin tek bir veya bir çok Tanrı’nın var olduğunu, kendisini doğa veya başka bir Üst Güç’le yüzyüze düşünüyor olup olmadığı önemli değildir. Önemli olan kişinin buna olan yaklaşımıdır.

Kişi hedefe ulaşmak için kendisini dönüştürmek için doğanın güçlerini kullanmak için araştırıyor mu, yani herşey sadece ona ve onun bu güçle olan bağlantısına bağlı olduğuna? Yoksa kişi kendisinin dışına bakıyor, Üst Güç’ü değiştirmeye uğraşıyor, yani Üst Güç’e yaklaşımı kişisel menfaat sağlamak ve ona bir ödül verilsin diye mi, arzusuna ilişkin olarak dünyayı değiştirmek ve orada var olan tüm avantajları almak için mi?

09.05.2011 tarihli Günlük Kabala Dersinin birinci bölümünden Şamati 113

Bir Kap Gibi Birlik

Soru: Dağıtım yaparken, Yaratan’ı birleşmenin bir gücü olarak tanımlayabilir miyiz ve bedenimizin organlarını birliğin bir örneği olarak kullanabilir miyiz?

Cevap: Hayır, birleşme bir ifadedir, son değildir. Bedenimizin tüm organları hep bir arada lehimlenmiş gibi, ahenk içinde çalışırlar ve biri öteki memnuniyet sağlar ve her biri bu birliğe kendisini eğer (iptal eder) ve diğerlerine hizmet eder.

Bu yüzden beden daha yüksek bir boyuta, özel bir güç uyandıran bütünleşmiş bir sistem haline gelmiştir: hayatın gücüne. Bu, basitçe bu hayvansal seviyede var olan bir materyal değildir, daha yüksek bir varoluşun konumudur bedenin edinimi amaç ve bütünlüktür.

Bu nerden geliyor? Başlangıçta, direkt Işık’ın dört safhası vasıtasıyla, herşey kök safhasından dördüncü safhaya düştü. Ve o zaman, birliği edinerek, dördüncü safha bu bütünlükle birlikte başlayan yaratılan bu güce yükselir, şöyle ki o tekrar kendi kök safhasına döner.

Bu evrensel bir kuraldır: Daha alçak bir seviyeyi tamamlayarak, bir sonraki seviyenin başlangıcına erişirsiniz. İşte bu yüzden bizler birlik olduğumuz (bir araya geldiğimiz) zaman daha yüksek bir gücü ediniriz. Bütünlük bir kaptır ve bu kabın içinde ifşa ettiğimiz güç ise Yaratandır.