Category Archives: Yaradan

Yaradan’ı Harflere Göre Okumayı Öğrenmek

Işık, ihsan etme niteliği, karanlığa, kaba doğru, bir arzu, alma niteliğine doğar. Daha sonra, Işık onu dört seviyede geliştirir-seviyeler, durumlar-birbiri ardına gelir, ta ki arzu varolduğunu hissetmeye karar verdiğinde ve sonunda Işık’ın, Yaradan’ın ondan ne beklediğini anlayana kadar.

Işık onunla bağ kurmak, tam bir olmayı ister, buna sonsuzluğun dünyası denir.  Fakat haz alma arzusu buna dayanamaz çünkü Işık’ın zıttını, Işık ile bir olamamayı (birleşememeyi) hisseder. Yaratılmış insan geliştiğinde, Işık’ın niteliğini anlamaya başladığında, sonra, bunun zıtlığı sayesinde kendisini anlamaya başlar. Kendisini Işık’ın niteliklerinden zıt olarak görmeye başlar. Yaradan bir olmak, sevgi ister. Bu şekilde Yaradan ile olan böyle bir bağa “sonsuzluğun dünyası” denir.

Bu, zengin bir adamın fakir arkadaşını evine çağırıp, tüm zenginliğini vermesi ve şunu sorması gibi: “Daha ne istersin?”, fakir adam der ki: “Ben  bu zenginliği kendi başıma kazanmak isterim”.  Nitekim zengin adam ona bunu veremez.

Daha sonra Yaradan, yaratılmış olana, arzusunu yerine getirmesi için yardım eder. Nitekim, yani bağımsız ol ve Yaradan’a benzer tutum ile kendince özgür irade ile bu sunulanı geriye öde. Bu sebeple, Yaradan kulunu ilk durumdan yani sonsuzluk dünyasından, dünyamızdaki en düşük seviyeye, herşeyin kişinin kendisine bağlı olduğu duruma getirir.

Şimdi yaratılmış kulun bu durumu düzeltmesi için, kendi başına o ilk seviyesine dönebilmesi, bu durumu mükemmelleştirmesi için, sonsuzluğun dünyasına geri dönmesi ve Yaradan ile bir olmaya ulaşabilmesi şeklinde kendisine olanak sunulmuştur. Nitekim yaratılmış olan mükemmel hale gelir ve Yaradan ile tam bütünlüğe ulaşır.

Yaradan kulunun işini kolaylaştırmak ister ve Işık’ın etkisini kapta ayrı ayrı seviyelere yani “22 harfe” ayırır. Böylece yaratılmış olan bu çalışmayı Işık’a istinaden uygular. Kul işine en alttan başlar, sanki zıt bir yöne doğruymuş gibi, Yaradan’a ihsan ederek ve “ihsan etmek için” niyetini inşa ederek; fakat seviyelere, 22 harfli çalışma olarak ayrılmıştır. Kul, geriye dönecek Işık’ın 10 sefirotunu (Yehuda Aşlag’ın Talmud Eser Sefirot -On Sefirot Çalışması) inşa eder, Yaradan’a olan tutumunu kul, direkt Işık’ın on sefirotundan öğrenir.

Yaradan kulunu “hiç yoktan bir şey” olarak yarattı, fakat yaratılmış olan bu seviyeden bile değil, daha da aşağı seviyeden başlamalıdır; fakat bu aşağı seviyeden, dünyalardan, Klipot (kaplar), Yaradan’ın zıttı olanın üzerine yükselmelidir. Yaradan, sıfırdan artı dizisindeki sonsuzluğa doğru çalışır nitekim kul  ise, eksiden başlayıp artıya doğru ilerlemelidir. Her seferinde, kendisi kendi başına bunu keşfedip daha büyük bir eksiyi düzeltir. Aynı zamanda kul kendi kabını Işık’a doğru, eksi sonsuzluktan artı sonsuzluğa doğru uyarlar.

Ortaya çıkan şey kulun Yaradan’dan aldığı herşey-kuvvet, arzular, kaplar (çalışmanın harfleri), önceden hazır oluşturulmuş merdivenin her seviyesi ve nitekim bunlar kulun hesabının parçası değildir -tüm bunlar şimdi kulun kişisel hesabının parçası haline gelir. O anda, tüm bunlar Yaradan’ın hazır sunduğu değil, yaratılmış olanın kendi hareketleri olarak algılanır.

Bütün bunlara göre, kişi, bilgeliğe ulaşan, bu hareketleri nasıl uygulayacağını, kaynaklarını nasıl kullanacağını bilen yaratılmış olandır. Kişi kendi başına, ihsan etme gücünün değil de,  kendi içindeki alma arzusunun aktif olduğunu keşfeder. Nitekim bu şekilde yaptıkları ile Yaradan ile eşdeğer hale gelir. Bunu yapabilmesi için, yaratılmış olanın, parçalanmış olandan başlaması gerekir ki, “çalışmanın harflerine” kendi başına zıt niteliklerdekilere ulaşsın.

Buna “konuşma”, “nefes” denir, haz alma arzusunun Masah (perde) ve geriye dönen Işık ile uyguladığı hareketlerdir. Sonuç olarak, Yaradan parçalanmış gibi gözükür ve haktan yana olanlar yeniden inşa eder ve düzeltir. Nitekim, konuşma kuvvetine şükrederiz ki, yaratılmış olan, Yaradan ile eşdeğer hale, yani “ağızdan ağza” bağ konumuna erişmiş hale gelir.

7.8.2012 tarihli Günlük Kabala Dersin’nin 1. Bölümü’nden, Baal HaSulam’ın Yazıları

Korku, İfşayı Bize Değerli Yapandır

Bir kişi ile Yaradan arasındaki ilişkiyi anlatan iyi bilinen bir hikâye vardır: Bu hikâye misafir ve ev sahibi hakkındadır. Ev sahibi, misafir için masayı ve tüm yiyecekleri hazırladıktan sonra, misafir basbayağı kendini yakan çok büyük bir utanç hisseder. Misafir bu utancı hissetmemek için elinden gelen her şeyi yapmaya hazırdır. O zaman ev sahibi misafire acır ve gizliliği yaratır.

Ancak O neyi gizler? Eğer ev sahibi yalnızca kendini gizlerse, misafir masadaki tüm yiyecekleri rahatlıkla yer ve bu da onun sonu olacaktır. Misafir sadece nasıl alacağını bilen, tamamen ev sahibinden kopuk, sadece maddesel formda var olmaya devam eden hissiz bir egoist olarak kalmaya devam edecektir.

Bu durumda ev sahibinin gizliliğinin yeterli olmadığı ortaya çıkar. Hazlar da aynı zamanda gizli olmalı ve ev sahibinin küçük porsiyonlarda misafire ifşa ettiği kendi tavrını misafirin ev sahibine geri ödeme yaptığı dereceye göre ifşa olmak suretiyle oynamalı.

Tüm bu üç bileşen: Haz, ev sahibinin hissiyatı ve misafirin iştahı aşama aşama ifşa olmalı ve tüm bu üç bileşen birbiriyle uyumlu olmalı. O zaman doğru durumlar küçük parçalar halinde misafir için yaratılmalı, öyle ki Yaradan’ın ona davrandığı sevgi durumunun aynısını, aynı yaklaşımı oluşturabilsin.

Bu nasıl mümkündür? Ev sahibinin, yiyeceklerin içinde ifşa ettiği ve misafire olan kendi yaklaşımını gösterdiği en küçük derece, misafir için büyük bir derecedir. Bunun sebebi bu durum misafir için gizlilikte hiç hissetmediği yeni bir hayattır. Misafir kendi içerisinde ev sahibine, ilerleyiş içindeki davranış hazırlığı geliştirmeli ve ev sahibinin ona ilk seviyede davrandığının aynısını misafir de yapmalıdır. Yiyeceklerin tadı ifşa olduğunda, ev sahibi bu tatlarla ilgilenmeyecek ancak bunları şu şekilde kullanacaktır: Bu tatları almak ve bunların üzerinde ev sahibi için kendi sevgisini inşa etmek.

Böylece Yaradan’ın, Işık’ın ifşasını önde getirmesi gereken kısıtlama ve Masah (perde) ortaya çıkar. Bu demektir ki ilk önce ve en çok ihtiyacımız olan şey Yaradan korkusudur. Bir kişi bu yaklaşımı geliştirmelidir: Korku ile karışık hayranlık duygusu, Yaradan’a ihsan etmekte başarısız olmanın korkusu hakkında sürekli kaygı duymalı; peki ya Yaradan aniden ifşa olur ve ben egoistik haz alma arzumdan kendimi koruyamazsam ve tekrar O’nu sevmeyi başaramazsam? Yaradan’ın ifşası için gerekli olan hazırlık bu korkudur.

Korku ve hayranlık karışımı duygu tüm seviyelerdedir ancak farklı formlarda ve farklı yoğunluklardadır fakat korku ve hayranlık karışımı duygu gerekli bir koşuldur. Eğer bir kişi bunu edinirse, o Yaradan’ın ifşasına hazırdır.

03.09.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. Bölümünden, Şamati 38

Yaradan Gizli Ama Grup Açık

Realitede, O’ndan Başkası Yoktur” ve Yaradan yaratılanlara kendisini ifşa etmek (tanıtmak) istemektedir. Bununla beraber eğer Yaradan kendisini ifşa etmiş olsaydı yaratılanlar asla özgür olamayacaktı. O, “Işık”a kendini daima Işık’a doğru ele verir ve kendini Işık’tan ayıramazdı.

Bu durum, haz almaya doğru net bir köle olduğumdan dolayı Işık’tan önce, Yaradan’dan önce birinin kendisini iptal etmesinin imkansız olmasından kaynaklanır. İnsanlar kendileri olduğunu bilirler ve bu yaşamda sıklıkla Işık tarafından kontrol ediliriz.

Bu, Yaradan’ın gizli olmasının sebebidir ancak grup açıktır (gizli değildir). O halde grupla iletişime geçebiliriz ve hatta Yaradan’a tamamen zıt olan egoizmimizin üzerine bile çıkabiliriz. Ve her şeyin içinde olan ne ise tümüyle aynıdır.

Bir insanı hariç tutarsak sadece Yaradan vardır: “O’ndan Başkası Yok.” O halde bir kişi var olmadığını da pekala keşfedebilir. Her şeyi dolduran sadece tek bir yüce güç vardır. Ancak bu, kişinin O’nun kendisinde olduğuna ulaşmasından sonra gerçekleşir.

(Kharkov Kongresi, 17.8.2012, İkinci Çalıştay’dan)

Yaradan’ın Niteliği Sonsuzluktur

Tüm eğitimimiz içimizde kaplar, arzular oluşturmak içindir ki bunların içinde Sonsuzluğu, Yaradan’ın sınırsız ifşasını edinebilelim. Bu yüzden, ihsan etme arzusunda kalmalıyız, hiçbir şeyin sınırlı olmadığı bu tür arzularda kalarak bunların içinde Yaradan’ı ifşa etmek mümkün olur.

Sevgi, sınırlı bir koşulda ifşa edilemez. Gerçek sevginin ne olduğunu bilmiyoruz, ancak bu, sevgi niteliğinin sınırlı, kısıtlı ve belirli bir seviyeye kadar olduğuna dair çelişki yaratmaz.

Bu nedenle, Yaradan’ı ifşa etme arzusunun hazırlığı ihsan etme niteliğini edinmektir. Bir koşul daha var: Yaradan’ı sadece hissetmek değil aynı zamanda O’nu anlamalıyız da! Bunu yapmak için sınırsız bir kabımız olması lazım. İşte bu yüzden, bizler ihsan etme niteliğini iki şekilde ortaya çıkarmalıyız: hislerimizde ve aklımızda.

Derse Hazırlık 3 Eylül 2012

YARADAN’DAN İSTEMEK

Soru: Yaradan’dan istemek ne demektir?

Cevap: Yaradan’dan istemek demek, saf yaradılışı düzenleyen sistemin farkında olmak demektir. Buna bağlı olduğunuzu idrak ediyorsunuz; hiçbir şey değil; sadece O’dur oynayan. Böyle bir gücün gerçekten var olduğunu, düzenlediğini ve idare ettiğini hissetmeye başlıyorsunuz. İşte o zaman kime ve ne ile döndüğünüzü anlıyorsunuz.

Bunu yapmak için oynayanın siz olmadığını, iyilik olsun kötülük olsun sadece O olduğunu ifşa etmeniz gerek. O ne yapıyorsa sizin ihtiyacınız olduğu içindir. Ve O, sizin herhangi sınırlı bir şeyin kapasitesinden öte olduğunuza; yani gerçekte kim olduğunuza dikkatinizi çekmek için tüm potansiyel kötülüğe sebep olur. İşte, mevcut kriz içindeki dünyaya ifşa edilen de budur.

Ve bu farkındalıkta ilerlemeye ve öncelikle kötü hissettiğiniz için O’nu kötü/kötülük olarak ifşa edene kadar neye bağlı olduğunuzu öğrenmeye başlarsınız. İşte tam o an yavaşça ileri hareket edersiniz; daha da bilge olursunuz ve fark edersiniz ki tüm bunlar sizin iyiliğiniz içindir ve hatta siz kötü hissetseniz bile anlarsınız ki O, bir düzen içinde liderlik ederek tıpkı bir eğitmen gibi sizi iyiye doğru yönlendirir. Dünyevi hislerin içindeyken iyi olmadığını düşünseniz bile, O’nun sahne eşyalarının farkına varırsınız; eylemlerinin farkında olursunuz ve anlarsınız ki hepsi de gerçekte iyidir.

Kötü hissetmenize rağmen O’nunla işbirliği yaparsınız. Ve bu size, dünyevi olandan ziyade manevi anlamda yeni bir bilinç ve his verir. Ve bedeniniz acı çekse de bedeninizden çok daha ötesi olan bu amaç için yaratılışın planına bağlanmak istersiniz. Sonrasında sizi yükseltmesi için O’na talepte bulunursunuz, Yukarısı size bu performansınız doğrultusunda yeni değerler verir öyle ki haz alma arzunuzda kalmanıza rağmen O’nun bilincine, hislerine, planına ve her şeyine bağlanırsınız. Bunu ölçünüze göre istersiniz, öyle ölçü ki, ihsan etme ve sevginin gücü başkalarından alma ve onları reddetmekten daha fazla önem taşır. Böylece daha ve daha fazla ilerlersiniz.

Yaradan’la Dans Etmek

Edinmemiz gereken tek şey, ‘‘O’ndan başkası yok’’ koşuludur. Bu, sadece zıtlıktan, “karşı yardım” denen koşul tarafından edinilir. Yaradan bizlere şans eseri ve Yaradan’a zıt ve yabancıymış gibi görünen farklı güçlerden, farklı kesintiler gönderir. Sanki kesintiler tesadüfi gibi: Saf olmayan güç, Firavun, bu bütün dünya. Bizler bu yabancı kaynakları sorunlarımızın sebebi zannederiz.

Ancak bu hissiyatın üzerine çıkmalıyız ve sürekli bir biçimde, olan her şeyin içerisinde Yaradan’ı ifşa etmemiz gerektiği düşüncesini aklımızda tutmalıyız. Eğer bu dünyada olan her olayın içerisinde O’nu görürsek, bu olayların içerisindeki kaynağı yani Yaradan’ın yolunu ve O’nun niteliğini görmeye başlarız. Haliyle Yaradan bizlere en ince gizli yolların içerisinde olanın Kendisi olduğunu öğretir.

Yaradan, tekrar ve tekrar dönüşümlü olarak, Kendisini gizleyerek ve ifşa ederek bizlerle oynar. Kendisini gizlediği zaman, bizler bu gizliliği bu hayatta hoş olmayan koşullar olarak hissederiz. Bunun sadece bir kukla oyunu olduğunu ve Yaradan tarafından yönetildiğini keşfetmeliyiz. Kuklalar, cansız, bitkisel, hayvani doğa ve bu dünyadaki insanlara gerçek gibi görünür. Sanki canlılarmış, kendi başlarına hareket ediyormuş ve kendilerinin özgür seçimi varmış gibi görünür. Ancak eğer bizler bu dünyaya cansız bir ambalaj olarak bakar ve buna sadece üst gücün hayat verdiğini görürsek, Yaradan’ın ifşasına yakınlaşırız.

Bu iş kolay değildir ve sadece zorlukların üstesinden gelmekle mümkündür. Bunu yapabilmek için “O’ndan başkası yoktur” düşüncesini sürekli tutan ve bu çalışmayı kişiye unutturmayan karşılıklı garanti, dostların desteğine ihtiyacımız vardır.

Kişi zayıflığa ve umutsuzluğa düşerse, anlamalıdır ki bu düşünceler de kendisi ile oynayan Yaradan’dan gelmektedir. Kişi hemen Yaradan’la direkt bir şekilde yüzleşmek ve daha net olmak için O’nunla bir diyalog başlatmalı ve içsel arınmaya başlamalıdır. Tüm bu çabalar nihayetinde, kişiyi “gözyaşlarının kapısına getirecektir”.  Diğer birçok arzu tarafından kontrol ediliyor olsa bile bu arzuların merkezinde bir yerde bir arzu kendinin üstüne çıkmak ve sevgi ve Yaradan korkusuna ulaşmak için, bir an için ortaya çıkar. Kendini tüm bu yabancı düşüncelerin ve durumların arasında gerçekten gizleyen Yaradan ifşa olur.

Kişi kendisine gerçek ve bağımsızmış gibi görünen bu hayali dünyanın her imajında Yaradan’ın gücünü görmek ve Yaradan’ın bunu neden böyle yaptığını anlamak için elinden gelenin en iyisini yapmak zorundadır. Bunu yapabilmek için, ne olduğunu incelemeli ve tüm bunları keşfetmelidir. Her şeyden sonra Yaradan’ın tek bir niyete sahip olduğu anlaşılır: Kişiye ifşa olmak.

Bu çabalara çok şükür ki kişi Yaradan’ın kendisine yönelik olan tavrının doğasını öğrenir; böylece kişi, O’nun aksiyonlarından O’nu bilir. Yaradan, Kendisini gizlilik vasıtasıyla gizler ve O sanki kişinin de kendisini nasıl gizlemesi ve ifşa etmesi gerektiğini öğretmek için kişi ile oynar. Yaradan ifşa olduğu zaman, kişi kendisini gizlemelidir öyle ki kişi bu ifşaya kendi başına ulaştığını düşünmesin. Böylece kişi kendisini Masah (perde) ile örter.

Yaradan gizli olduğu zaman kişi O’nu keşfetmek için özlem duymalıdır. Böylece bu karşılıklı çalışmada bir adım ileri ve bir adım geri sanki beraber dans ediyorlarmış gibi, öyle ki beraber gizliliği ve ifşayı oluşturuyorlar, bir Yaradan’ın tarafında ve bir yaratılanın tarafında: Aralarında istikrarlı bir Masah (perde) inşa ederler.

Bir kişinin egosu, Masah’ın arkasında saklı iken o, kalbindeki arzular, egonun üzerine, Masah’ın üzerine çıkar ve Yaradan’ın önünde ifşa olurlar. O zaman aynı şekilde Yaradan da kişinin önünde ifşa olabilir.

Bu gerçekleştiği an, gözyaşlarının kapısı açılır, kişi bu oyunu anladıktan sonra, bunu kabul eder ve kendi ile temasta Olan’ın yüceliğini gördüğü için mutludur. Daha sonra kişi hayatında olan bütün her şeyi memnuniyetle kabul edebilir, ne kadar zorlu ve şaşırtıcı olduğu önemli değildir. Her şeyden sonra, tüm çabaları sonucu kuruş kuruş biriktirdiği bu büyük hesabı idare etmeye şükürler olsun!

03.08.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin Hazırlık Bölümünden

Yaradan’a Sormak

Soru: Yaradan’a sormak ne demektir?

Cevap: Yaradan’a sormak demek, tüm yaradılışın içinde işleyen gücün ve sadece buna bağlı olduğunun farkında olman demektir. Bu gerçek gücün var olduğunu, işlediğini ve her şeyi idare ettiğini hissetmeye başlar ve o zaman kime, ne ile dönmen gerektiğini anlarsın.

Bunu yapmak için, hareketi yapanın kendin olmadığını, eylemi O’nun yaptığını ifşa etmeye ihtiyacın vardır; yapılmış olan iyi veya kötüyü, senin ihtiyacın olduğu için O yapmıştır. Ve olan tüm kötülüğe O sebep verir; öyle ki sen kendinin kim olduğunu ve kapasitenin hiçbir şeye yetmeyeceğini anlayasın. Şimdiki krizin dünyaya ifşası budur.

Ve o zaman bu farkındalığın içinde ilerlemeye ve O’nu ifşa edene kadar gerçekten kime bağlı olduğunu öğrenmeye başlarsın: İlk önce kötülük olarak başlar bu; çünkü kötü hissedersin. Daha sonra, yavaşça ileri doğru hareket edersin: Daha akıllı olmaya ve her şeyin senin iyiliğin için olduğunu fark etmeye başlarsın ve hatta kendini kötü hissetsen bile bilirsin ki Yaradan seni bir öğretmen gibi iyiye doğru yönlendirmek için hareket eder. Ve bununla birlikte dünyevi hissiyatlarında bunun iyi olmadığını düşünürsün; O’nun niteliklerini tanımaya başlarsın, O’nun aksiyonlarının farkına varır ve bunların iyi olduğunu anlarsın.

Kötü hissiyatın yanı sıra O’nu tanımlarsın. Ve bu sana dünyevi olan yerine manevi yeni bir akıl ve hissiyat verir. Ve bununla beraber beden acı çekerken, bedenselliğin daha ötesinde olan bu amaç için sen yaradılışın planına bağlanmak istersin. Daha sonra O’ndan seni yükseltmesini istersin, almak arzunda kalmak yerine Üst güç sana yeni değerler versin ki O’nun aklına ve duygusuna, O’nun planına bağlanasın diye aksiyonlar yapabilesin. Bunu talep ettiğin ölçüde, bu ölçüye göre, ihsan etmenin ve sevginin değeri, almaktan ve diğerlerini sömürmekten daha yüce hale gelir. Böylece daha ve daha ilerlersin.

01.08.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 2. Bölümünden, Zohar Kitabı

Sadece İleri, Tek Bir Adım Bile Geriye Dönmek Yok

Soru: Yaradan’la yapmış olduğum anlaşma ile dostumla yapmış olduğum anlaşma arasında fark var mıdır?

Cevap: Hiçbir fark yoktur, ancak Yaradan’la olan anlaşma yalnızca gerçekçi ve sonsuz olma koşulunda mümkündür. Fakat bu durum bir dostla şimdilik bir oyun gibi olabilir. Bu bütünüyle zordur zira maneviyatta sadece kusursuz bir arzu kabul edilir, yani mutlak ve sonsuz ve kesinlikle geri adım atmayacağın bir arzu.

Eğer bir kişi bir sonraki dereceye yükselirse bu demektir ki bu kişinin talebi veya isteği bu durum için mükemmel kabul edilmiştir yani kişi gerçekten bunu istiyor.

Anlaşmamızı sürekli yeniliyoruz sanki yeni bir anlaşma yapıyor gibi. Ancak bir kişi anlaşmanın belli bir derecesine yükselirse o zaman artık bu kişi buradan düşmeyecektir. Bana düşüyormuşum gibi göründüğü zaman bu demektir ki daha zor şartlarda bir anlaşmayı, sanki yeni bir kontratı alıyorum. Ve bu kontratı devam ettirmek için olan yerde kayıbım.

Yaradan sürekli koşulları ağırlaştırırken bizler bu yeni koşullarda yenilenmiş kontrata adapte olmalıyız. Bununla beraber eğer kişi grubu, çalışmayı ve dağıtımı doğru bir şekilde kullanırsa o zaman bu kişi yeni güçler ve arzular bulur, kişi bu yeni koşula daha yüce bir durum olarak değer verir ve böylece zorlukların üstesinden gelir.

Hayatta olan her şeye bu noktadan bakmalıyız. Tüm en kötü ve en salakça olan durumlar bize bir amaç için gelir: Bizlere bir şeyler öğretmek ve ileriye doğru ilerlemek.

29.05.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Rabaş’ın Yazıları

Dostum Yaratan’ın Bir Temsilcisidir

Soru: Bir çalıştay esnasında nasıl çalışırız, bir diğerini nasıl dinleriz?

Cevap: Dostum anlayabileceğim veya anlayamayacağım bir şeyler söyleyebilir. Benim çok yüce veya salakça olarak düşündüğüm şeyler söyleyebilir. Her ne durum olursa olsun, ben şimdi onu Yaratan’ın bir temsilcisinin tecellisi olarak algılarım. Yaradan beni onun vasıtasıyla etkiler.

Eğer ben dostumun davranışı, tavrı tarafından bir itilme hissedersem onun sözlerinin veya herhangi başka bir şeyinin gerçek anlamı, benim onu algılayamadığım veya istemediğimdir. Ve işte bu muhteşem bir eksersizdir! Bunun üzerine yükselmem gerekir! Eğer o Yaratan’ın temsilcisi ise, zira “O’ndan başkası yok”, özellikle böylesi bir olayı paylaştığımızda, o zaman dostumu yüceltmeliyim ve bana sunulan her şeyin temsilcisi olan onun vasıtasıyla manevi özü idrak etmeye çalışırım ki bunların tümü bana bu şekilde sunulur ve aynı zamanda kendisini de bu yolla sunar. Her şeyi mutlak kutsallık, mutlak ihsan etme, mutlak manevi nitelikte algılayacağım bir durumda kendi üzerime yükselmeliyim – içimde hissettiğime, sahip olmadığım gerçeğe rağmen.

İçimde bu iki niteliğin ortaya çıkması çok iyi bir durumdur: Dostumda gördüğüm her şeyi hiç bir surette dikkate almadığım zaman dostuma karşı göstermiş olduğum egoistik yaklaşımım ve diğer bakımdan, tam zıttı, dostuma Yaradan’ın temsilcisi olarak mantık ötesi davrandığım zaman çünkü dünyada kötü, fena, kusurlu olabilecek birinden hiçbir şey gelmeyecektir. Ve eğer bu içimde var olursa, o zaman o benimdir; ona kendimin gibi bakarım.

İşte bu yüzden, eğer bu iki durumu kendi içimde fark edebilirsem o zaman belli bir manevi çalışma yapmışımdır. En üst ve en düşük tüm kritik koşulları birbiriyle ilişkili olarak beraber tutmalıyız ve ortak bir kaba sahip olacağız – Malhut ki temeldedir ve sadece hoş olmayan şeyleri kapsar – ve bu içimizde daha net kötüyü görmeye başlayacağız ve Keter’e doğru bunun üzerine yükselebileceğiz. O zaman bunlar arasında öylesine bir mesafe ve gerilime ulaşacağız ki Saran Işık İç Işığa dönecek ve oraya yansıyacaktır. Ve bizler ilk manevi seviyeyi edineceğiz.

Bu ne yapar? Bizleri birbirimizle bağlayan Atzilut dünyasının Malhut’una doğru MAN yükseltiriz ve orada kendimizi yeni doğumlar olarak ilk kez için tesis ederiz. Ve bir kişi tek başına doğmaz ancak en az on kişi olarak doğar.

Arvut’u (Karşılıklı Garantiyi) İstiyoruz!

Yaratan, Grup olmadan edinilemez. Bir diğer yandan, Yaratan’sız bir grup, grup değildir, fakat “küçük görenin yeridir”. Ben de aynı şekilde, grup ve Yaratan bir bütünü oluştururuz. Bu, “ İsrail, Tora ve Yaratan Bir’dir” ile denilmek istenendir.

Tora bizi, uzaklaştıran güce rağmen,  gruba birleştiren güçtür. Bu yüzden, Tora’nın verilişi ve karşılıklı garanti birleşmişlerdir. Ne de olsa, karşılıklı garanti kendi başına mümkün değildir. Onu yerine getirmeyiz fakat uygulanmasını talep ederiz. Bu “Mısır’dan çıkışın mucizesi” olarak adlandırılır. Bizler buna sadece katılırız. Değişimler bizim gücümüz tarafından gerçekleştirilmez fakat sadece bizim arzumuza göre gerçekleştirilir.

Bizim işimiz çok şiddetlice istemektir, yapabildiğimiz kadar çok ve sonrasında yanıt gelir. Aynı zamanda zaten “altın buzağı”yı yapıyoruz , tıpkı Tora’nın verildiği zamanda olduğu gibi. Bu gerçekleşir, fakat bizler haykırmayı unutmuyoruz! Hazırlıklı olmalıyız ve yapabildiğimiz kadar en fazlasını talep etmeliyiz. Talep etmeli ve sonrasında ne olacağını düşünmemeliyiz. Genel istek burada gereklidir. Sonrasında, birliğin gücünü alacağız ve eğer egoizmimiz sonraki anda, sistemin programlandığı gibi yükselirse, bu bizim problemimiz değildir.

Bizim ortak problemimiz, bize şimdi verilen egoizmin düzeltilmesini talep etmektir, sadece bu ve daha fazla değil. Kişi mevcut koşullara göre değerlendirilir. Bizler sadece, saldırıya olan hazırlığımızda, mümkün olduğunca çok, gerekli olanı hissetmeliyiz.

30 Nisan 2012’de yayımlandı. (76357) Vilnius Konferansı’ndan. 24 Mart 2012 Workshop 2