Category Archives: Yaradan

Yaradan’la Dans Etmek

Edinmemiz gereken tek şey, ‘‘O’ndan başkası yok’’ koşuludur. Bu, sadece zıtlıktan, “karşı yardım” denen koşul tarafından edinilir. Yaradan bizlere şans eseri ve Yaradan’a zıt ve yabancıymış gibi görünen farklı güçlerden, farklı kesintiler gönderir. Sanki kesintiler tesadüfi gibi: Saf olmayan güç, Firavun, bu bütün dünya. Bizler bu yabancı kaynakları sorunlarımızın sebebi zannederiz.

Ancak bu hissiyatın üzerine çıkmalıyız ve sürekli bir biçimde, olan her şeyin içerisinde Yaradan’ı ifşa etmemiz gerektiği düşüncesini aklımızda tutmalıyız. Eğer bu dünyada olan her olayın içerisinde O’nu görürsek, bu olayların içerisindeki kaynağı yani Yaradan’ın yolunu ve O’nun niteliğini görmeye başlarız. Haliyle Yaradan bizlere en ince gizli yolların içerisinde olanın Kendisi olduğunu öğretir.

Yaradan, tekrar ve tekrar dönüşümlü olarak, Kendisini gizleyerek ve ifşa ederek bizlerle oynar. Kendisini gizlediği zaman, bizler bu gizliliği bu hayatta hoş olmayan koşullar olarak hissederiz. Bunun sadece bir kukla oyunu olduğunu ve Yaradan tarafından yönetildiğini keşfetmeliyiz. Kuklalar, cansız, bitkisel, hayvani doğa ve bu dünyadaki insanlara gerçek gibi görünür. Sanki canlılarmış, kendi başlarına hareket ediyormuş ve kendilerinin özgür seçimi varmış gibi görünür. Ancak eğer bizler bu dünyaya cansız bir ambalaj olarak bakar ve buna sadece üst gücün hayat verdiğini görürsek, Yaradan’ın ifşasına yakınlaşırız.

Bu iş kolay değildir ve sadece zorlukların üstesinden gelmekle mümkündür. Bunu yapabilmek için “O’ndan başkası yoktur” düşüncesini sürekli tutan ve bu çalışmayı kişiye unutturmayan karşılıklı garanti, dostların desteğine ihtiyacımız vardır.

Kişi zayıflığa ve umutsuzluğa düşerse, anlamalıdır ki bu düşünceler de kendisi ile oynayan Yaradan’dan gelmektedir. Kişi hemen Yaradan’la direkt bir şekilde yüzleşmek ve daha net olmak için O’nunla bir diyalog başlatmalı ve içsel arınmaya başlamalıdır. Tüm bu çabalar nihayetinde, kişiyi “gözyaşlarının kapısına getirecektir”.  Diğer birçok arzu tarafından kontrol ediliyor olsa bile bu arzuların merkezinde bir yerde bir arzu kendinin üstüne çıkmak ve sevgi ve Yaradan korkusuna ulaşmak için, bir an için ortaya çıkar. Kendini tüm bu yabancı düşüncelerin ve durumların arasında gerçekten gizleyen Yaradan ifşa olur.

Kişi kendisine gerçek ve bağımsızmış gibi görünen bu hayali dünyanın her imajında Yaradan’ın gücünü görmek ve Yaradan’ın bunu neden böyle yaptığını anlamak için elinden gelenin en iyisini yapmak zorundadır. Bunu yapabilmek için, ne olduğunu incelemeli ve tüm bunları keşfetmelidir. Her şeyden sonra Yaradan’ın tek bir niyete sahip olduğu anlaşılır: Kişiye ifşa olmak.

Bu çabalara çok şükür ki kişi Yaradan’ın kendisine yönelik olan tavrının doğasını öğrenir; böylece kişi, O’nun aksiyonlarından O’nu bilir. Yaradan, Kendisini gizlilik vasıtasıyla gizler ve O sanki kişinin de kendisini nasıl gizlemesi ve ifşa etmesi gerektiğini öğretmek için kişi ile oynar. Yaradan ifşa olduğu zaman, kişi kendisini gizlemelidir öyle ki kişi bu ifşaya kendi başına ulaştığını düşünmesin. Böylece kişi kendisini Masah (perde) ile örter.

Yaradan gizli olduğu zaman kişi O’nu keşfetmek için özlem duymalıdır. Böylece bu karşılıklı çalışmada bir adım ileri ve bir adım geri sanki beraber dans ediyorlarmış gibi, öyle ki beraber gizliliği ve ifşayı oluşturuyorlar, bir Yaradan’ın tarafında ve bir yaratılanın tarafında: Aralarında istikrarlı bir Masah (perde) inşa ederler.

Bir kişinin egosu, Masah’ın arkasında saklı iken o, kalbindeki arzular, egonun üzerine, Masah’ın üzerine çıkar ve Yaradan’ın önünde ifşa olurlar. O zaman aynı şekilde Yaradan da kişinin önünde ifşa olabilir.

Bu gerçekleştiği an, gözyaşlarının kapısı açılır, kişi bu oyunu anladıktan sonra, bunu kabul eder ve kendi ile temasta Olan’ın yüceliğini gördüğü için mutludur. Daha sonra kişi hayatında olan bütün her şeyi memnuniyetle kabul edebilir, ne kadar zorlu ve şaşırtıcı olduğu önemli değildir. Her şeyden sonra, tüm çabaları sonucu kuruş kuruş biriktirdiği bu büyük hesabı idare etmeye şükürler olsun!

03.08.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin Hazırlık Bölümünden

Yaradan’a Sormak

Soru: Yaradan’a sormak ne demektir?

Cevap: Yaradan’a sormak demek, tüm yaradılışın içinde işleyen gücün ve sadece buna bağlı olduğunun farkında olman demektir. Bu gerçek gücün var olduğunu, işlediğini ve her şeyi idare ettiğini hissetmeye başlar ve o zaman kime, ne ile dönmen gerektiğini anlarsın.

Bunu yapmak için, hareketi yapanın kendin olmadığını, eylemi O’nun yaptığını ifşa etmeye ihtiyacın vardır; yapılmış olan iyi veya kötüyü, senin ihtiyacın olduğu için O yapmıştır. Ve olan tüm kötülüğe O sebep verir; öyle ki sen kendinin kim olduğunu ve kapasitenin hiçbir şeye yetmeyeceğini anlayasın. Şimdiki krizin dünyaya ifşası budur.

Ve o zaman bu farkındalığın içinde ilerlemeye ve O’nu ifşa edene kadar gerçekten kime bağlı olduğunu öğrenmeye başlarsın: İlk önce kötülük olarak başlar bu; çünkü kötü hissedersin. Daha sonra, yavaşça ileri doğru hareket edersin: Daha akıllı olmaya ve her şeyin senin iyiliğin için olduğunu fark etmeye başlarsın ve hatta kendini kötü hissetsen bile bilirsin ki Yaradan seni bir öğretmen gibi iyiye doğru yönlendirmek için hareket eder. Ve bununla birlikte dünyevi hissiyatlarında bunun iyi olmadığını düşünürsün; O’nun niteliklerini tanımaya başlarsın, O’nun aksiyonlarının farkına varır ve bunların iyi olduğunu anlarsın.

Kötü hissiyatın yanı sıra O’nu tanımlarsın. Ve bu sana dünyevi olan yerine manevi yeni bir akıl ve hissiyat verir. Ve bununla beraber beden acı çekerken, bedenselliğin daha ötesinde olan bu amaç için sen yaradılışın planına bağlanmak istersin. Daha sonra O’ndan seni yükseltmesini istersin, almak arzunda kalmak yerine Üst güç sana yeni değerler versin ki O’nun aklına ve duygusuna, O’nun planına bağlanasın diye aksiyonlar yapabilesin. Bunu talep ettiğin ölçüde, bu ölçüye göre, ihsan etmenin ve sevginin değeri, almaktan ve diğerlerini sömürmekten daha yüce hale gelir. Böylece daha ve daha ilerlersin.

01.08.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 2. Bölümünden, Zohar Kitabı

Sadece İleri, Tek Bir Adım Bile Geriye Dönmek Yok

Soru: Yaradan’la yapmış olduğum anlaşma ile dostumla yapmış olduğum anlaşma arasında fark var mıdır?

Cevap: Hiçbir fark yoktur, ancak Yaradan’la olan anlaşma yalnızca gerçekçi ve sonsuz olma koşulunda mümkündür. Fakat bu durum bir dostla şimdilik bir oyun gibi olabilir. Bu bütünüyle zordur zira maneviyatta sadece kusursuz bir arzu kabul edilir, yani mutlak ve sonsuz ve kesinlikle geri adım atmayacağın bir arzu.

Eğer bir kişi bir sonraki dereceye yükselirse bu demektir ki bu kişinin talebi veya isteği bu durum için mükemmel kabul edilmiştir yani kişi gerçekten bunu istiyor.

Anlaşmamızı sürekli yeniliyoruz sanki yeni bir anlaşma yapıyor gibi. Ancak bir kişi anlaşmanın belli bir derecesine yükselirse o zaman artık bu kişi buradan düşmeyecektir. Bana düşüyormuşum gibi göründüğü zaman bu demektir ki daha zor şartlarda bir anlaşmayı, sanki yeni bir kontratı alıyorum. Ve bu kontratı devam ettirmek için olan yerde kayıbım.

Yaradan sürekli koşulları ağırlaştırırken bizler bu yeni koşullarda yenilenmiş kontrata adapte olmalıyız. Bununla beraber eğer kişi grubu, çalışmayı ve dağıtımı doğru bir şekilde kullanırsa o zaman bu kişi yeni güçler ve arzular bulur, kişi bu yeni koşula daha yüce bir durum olarak değer verir ve böylece zorlukların üstesinden gelir.

Hayatta olan her şeye bu noktadan bakmalıyız. Tüm en kötü ve en salakça olan durumlar bize bir amaç için gelir: Bizlere bir şeyler öğretmek ve ileriye doğru ilerlemek.

29.05.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Rabaş’ın Yazıları

Dostum Yaratan’ın Bir Temsilcisidir

Soru: Bir çalıştay esnasında nasıl çalışırız, bir diğerini nasıl dinleriz?

Cevap: Dostum anlayabileceğim veya anlayamayacağım bir şeyler söyleyebilir. Benim çok yüce veya salakça olarak düşündüğüm şeyler söyleyebilir. Her ne durum olursa olsun, ben şimdi onu Yaratan’ın bir temsilcisinin tecellisi olarak algılarım. Yaradan beni onun vasıtasıyla etkiler.

Eğer ben dostumun davranışı, tavrı tarafından bir itilme hissedersem onun sözlerinin veya herhangi başka bir şeyinin gerçek anlamı, benim onu algılayamadığım veya istemediğimdir. Ve işte bu muhteşem bir eksersizdir! Bunun üzerine yükselmem gerekir! Eğer o Yaratan’ın temsilcisi ise, zira “O’ndan başkası yok”, özellikle böylesi bir olayı paylaştığımızda, o zaman dostumu yüceltmeliyim ve bana sunulan her şeyin temsilcisi olan onun vasıtasıyla manevi özü idrak etmeye çalışırım ki bunların tümü bana bu şekilde sunulur ve aynı zamanda kendisini de bu yolla sunar. Her şeyi mutlak kutsallık, mutlak ihsan etme, mutlak manevi nitelikte algılayacağım bir durumda kendi üzerime yükselmeliyim – içimde hissettiğime, sahip olmadığım gerçeğe rağmen.

İçimde bu iki niteliğin ortaya çıkması çok iyi bir durumdur: Dostumda gördüğüm her şeyi hiç bir surette dikkate almadığım zaman dostuma karşı göstermiş olduğum egoistik yaklaşımım ve diğer bakımdan, tam zıttı, dostuma Yaradan’ın temsilcisi olarak mantık ötesi davrandığım zaman çünkü dünyada kötü, fena, kusurlu olabilecek birinden hiçbir şey gelmeyecektir. Ve eğer bu içimde var olursa, o zaman o benimdir; ona kendimin gibi bakarım.

İşte bu yüzden, eğer bu iki durumu kendi içimde fark edebilirsem o zaman belli bir manevi çalışma yapmışımdır. En üst ve en düşük tüm kritik koşulları birbiriyle ilişkili olarak beraber tutmalıyız ve ortak bir kaba sahip olacağız – Malhut ki temeldedir ve sadece hoş olmayan şeyleri kapsar – ve bu içimizde daha net kötüyü görmeye başlayacağız ve Keter’e doğru bunun üzerine yükselebileceğiz. O zaman bunlar arasında öylesine bir mesafe ve gerilime ulaşacağız ki Saran Işık İç Işığa dönecek ve oraya yansıyacaktır. Ve bizler ilk manevi seviyeyi edineceğiz.

Bu ne yapar? Bizleri birbirimizle bağlayan Atzilut dünyasının Malhut’una doğru MAN yükseltiriz ve orada kendimizi yeni doğumlar olarak ilk kez için tesis ederiz. Ve bir kişi tek başına doğmaz ancak en az on kişi olarak doğar.

Arvut’u (Karşılıklı Garantiyi) İstiyoruz!

Yaratan, Grup olmadan edinilemez. Bir diğer yandan, Yaratan’sız bir grup, grup değildir, fakat “küçük görenin yeridir”. Ben de aynı şekilde, grup ve Yaratan bir bütünü oluştururuz. Bu, “ İsrail, Tora ve Yaratan Bir’dir” ile denilmek istenendir.

Tora bizi, uzaklaştıran güce rağmen,  gruba birleştiren güçtür. Bu yüzden, Tora’nın verilişi ve karşılıklı garanti birleşmişlerdir. Ne de olsa, karşılıklı garanti kendi başına mümkün değildir. Onu yerine getirmeyiz fakat uygulanmasını talep ederiz. Bu “Mısır’dan çıkışın mucizesi” olarak adlandırılır. Bizler buna sadece katılırız. Değişimler bizim gücümüz tarafından gerçekleştirilmez fakat sadece bizim arzumuza göre gerçekleştirilir.

Bizim işimiz çok şiddetlice istemektir, yapabildiğimiz kadar çok ve sonrasında yanıt gelir. Aynı zamanda zaten “altın buzağı”yı yapıyoruz , tıpkı Tora’nın verildiği zamanda olduğu gibi. Bu gerçekleşir, fakat bizler haykırmayı unutmuyoruz! Hazırlıklı olmalıyız ve yapabildiğimiz kadar en fazlasını talep etmeliyiz. Talep etmeli ve sonrasında ne olacağını düşünmemeliyiz. Genel istek burada gereklidir. Sonrasında, birliğin gücünü alacağız ve eğer egoizmimiz sonraki anda, sistemin programlandığı gibi yükselirse, bu bizim problemimiz değildir.

Bizim ortak problemimiz, bize şimdi verilen egoizmin düzeltilmesini talep etmektir, sadece bu ve daha fazla değil. Kişi mevcut koşullara göre değerlendirilir. Bizler sadece, saldırıya olan hazırlığımızda, mümkün olduğunca çok, gerekli olanı hissetmeliyiz.

30 Nisan 2012’de yayımlandı. (76357) Vilnius Konferansı’ndan. 24 Mart 2012 Workshop 2

Ben Ve Yaratan Grubun İçinde Buluşuruz

Bir kişi Yaratan’ın ifşasına yaklaştığı zaman, Sina Dağının önünde duruyor olduğunu hisseder. Bir taraftan onun tüm kötü arzuları oradadır ancak diğer taraftan ise kişi amacı edinmek ve Yaratan’ı ifşa etmek için bunun olduğunu anlar, kişi O’ndan kopye edilen ihsan etme niteliğini almak için arzusunu hazırlamalıdır. Tüm bunlardan sonra ‘Adam’ (Adem) kelimesinin anlamı: Yaratan’a ‘benzer’ (Domeh) demektir.

Ve böylece, bizler farklı ihsan etme formlarını almak için hep beraber arzumuzu hazırlıyoruz öyle ki bu arzu damgayı kabul edebilsin. Tora’nın (Işık) verilmesinin koşulu budur, şöyle yazılır: “Sizler bugün hepiniz …” Bir değil hepiniz: Çünkü ifşa edeceğimiz Üst Güç bizim ortak birliğimizin içindedir.

Aslında maddesel arzuyu hazırlamak için çok basit bir şeye ihtiyaç vardır. Bu arzunun hiç bir şekilde bizim bu dünyaya ait olmadığı doğrudur ve zaten işte bu yüzden bizim için zordur. Buna: Karşılıklı dahiliyet denir. Hepimiz birbirimize karşılıklı olarak dahil hale gelmeliyiz, arzularımız vasıtasıyla birbirimizle bağlanmalıyız, başka bir şeye ihtiyaç yoktur. O zaman kırılmanın öncesinde olduğu gibi Üst Işığın girebileceği ve kendi baskısını (damgasını) yapabileceği ‘yer’e ulaşacağız.

Ve bu sebepten ötürü, eğer birlik olmak, Yaratan’ı ifşa etmek için bu doğrultuyu tutuyorsak ne yaptığımız mesele değildir, yazıldığı gibi: “İsrail (Yaratan’a doğru arzusu olan), Tora (Işık) ve Yaratan birdir.” “İsrail” adam anlamındadır. “Tora” dostunu kendin gibi sevmenin noktasında bizleri birleştirecek olan Işığın gücüdür. Ve “Yaratan” bizler birlik olduğumuz zaman bize Kendi damgasını veren Köktür.

Bu şekilde ben grubun tarafında duruyorum ve Yaratan diğer tarafta durur. Ve eğer O ve ben grubun içerisinde buluşabilirsek o zaman ifşa gerçekleşir.

İlerleyişimiz bu şekildedir. İşin özü tüm çalışmamız buna hazırlanmaktır. Eğer hepimiz hep birlikte durursak bu durum gerçekleşecektir.

23.02.2012 Tarihli Arava Arvut Kongresinin 2. dersinden

Şeker Hastası için Çikolata

Kabala bilgeliğine göre “haktan yana olan” bir insan Yaratan’ı haklı çıkartan, içinde bulunduğu koşulun özünü ve sebeplerini anlayan ve içinde bulunduğu koşulu sebep sonuç ilişkisinin dilimlerine ayırabilen bir insandır.

Aynı zamanda Yaratan’dan çift gizlilik koşulunda olabilir. Bu nasıl mümkün olabilir? En önemli nokta, gizlilik ve ifşanın sadece kişinin, “iyi ve iyiliksever” olan Yaratan’a karşı tutumuna göre belirleniyor olmasıdır. İyi ya da kötü hissediyor olmam önemli değildir: önemli olan Yaratan’ın bana nasıl ifşa olduğudur. O’nu iyi ve iyiliksever olarak ifşa etmek benim için önemlidir, O’nun iyiliğinden egoist bir biçimde zevk almak değil. Çünkü bunlar birbirinden bütünüyle farklı iki şeydir.

Diyelim ki şeker hastasıyım ve sen bana bir çikolata veriyorsun. Tatlı şeylere olan doğal düşkünlüğüm açısından bu iyi bir durumdur. Fakat senin yaklaşımın açışından bu kötü bir durumdur. Yani her şey ona göre durumu değerlendirdiğim içsel bir kıstasa bağlıdır. Egoizm için tatlı olan bir şey, yaklaşımına baktığımızda acı bir şey olabilir. Bu nedenle çift gizliliği keşfetmek tüm bu muhakemeleri hissetmektir: alma arzumun üzerine çıkıyorum ve ona yandan bakıyorum. Daha sonra onun içinde, kendini iyi hisseden egoist bir niyet olduğunu görürken, ihsan etme arzusunda, yani ihsan etmek için olan niyette ise kendimi kötü hissediyorum. Bu Yaratan’ın çift gizliliğidir.

– 17.01.12 tarihli Günlük Kabala Dersinin üçüncü bölümünden alıntıdır, “On Sefirot’un Çalışılması”

Gerileten Değil Fakat İlerleten Güçler

Soru: Her şeyi yerine getiren insanlar neden sürekli olarak geri itiliyor?

Bu harika! Ne kadar daha güçlenmesi gerektiği kendisine gösteriliyor. Bu, çocuğa nasıl yürümesi gerektiğini öğreten ebeveynler gibi. Sanki onu iter gibi, ondan gittikçe daha çok uzaklaşıyorlar!

Çocuk sanki onu desteklemek istemiyorlarmış gibi hissediyor. Bunu bu şekilde algılıyor. Onun her zaman yakınında olan bu destekleyen eller, sürekli olarak ondan uzaklaşıyor ve sanki hiç gücü yokmuş gibi onun tedirgin olmasına neden oluyor.

Onunla ne yapmak istediğimizi anlamayan bir çocuğa karşı neden böyle acımasız olabiliyoruz? Zavallı çocuk ağladığında onu tutup, kucaklamak yerine, onu yürümeye zorlayarak bize doğru gelmesi için onu kışkırtıyoruz.

Yaratan’da bize aynı şeyi yapıyor.

Yayınlanan 14 Jan 2012 07:36 AM

Manevi Çalışma Karşıtların Kombinasyonu Üzerine Dayanır

Soru: İki durumu, bunların içerisinde birinde dostlarım için birlik olmak için talep etmem gerektiği zaman ve diğerinde de gruba yönelik küçük olmam gerektiğinde, nasıl bağlayabilirim?

Cevap: Kişi aynı anda iki durumun içerisinde görünmelidir. Bir taraftan, düşünüyorum ki ben büyüğüm ve dostların kurtuluşu benim elimde. Diğer taraftan ise, küçük olduğumu düşünüyorum ve ben tamamen onlara bağlıyım. Bu iki durum karşılıklı olarak birbirini elimine etmemelidir. Maneviyat her zaman iki durum üzerine inşa edilir, ancak bizim bununla bir problemimiz var.

İşin gerçeği tek bir güç, almanın gücü dünyamızda işler. İşte bu yüzden bizler sağ ve sol çizgilerin kombinasyonun, bu iki gücün yaratmış olduğu üst dünyayı hissedemiyoruz. Ve bizler ihsan etmenin ve almanın gücünü içeren orta çizgiyi ekliyoruz. Bunların arasındaki denge, birliğimizin noktasının içindeki içsel doyumu yaratır.

Nihayetinde, sürekli olarak tüm çabamız bu iki gücün arasında olmak – Ben, Yaratan ve grubun çelişkisi içerisinde, hepsi bir arada veya ayrık olarak – bunları bağlamak ve bunların arasında özgür bir şekilde döneceğim yer olan kendi içimdeki bir sisteme birleştirmektir.

Dünyamızdaki herşey bu iki gücün etkileşimi üzerine inşa edilir, genişleme ve daralma, artı ve eksi. Ancak buradaki problem ise bu iki güç egoistik algıya aittir. İçimizde tamamen farklı bir yapı oluşturmaya başlamalıyız, almanın ve ihsan etmenin gerçek anlamda birbirine zıt olacağı bir yapı. Bu iki çelişkili durumun üzerine yükselerek ruhun yapısını oluştururuz.

Bu yüzden bu iki güçten birini iptal etmek hakkında endişelenmenize gerek yok. Bunun yerine, zıtlığın içinde yaşamalısınız, birçok problemin varoluşunun yanı sıra diğerleriyle mutlak birlik içinde olmaya çalışmalısınız.

11.12.2011 Tarihli Pazar Sanal Dersinden

Yeni Arzular İçin Alçalmak

Soru: Sürekli farklı formlardan geçerken, Yaratan ve birlik için olan aynı arzuyu nasıl tutabiliriz?

Cevap: Birbiri ardı sıra seviyeler arasındaki düşüş bana yeni bir arzunun, isteğin gücünü verir. Örneğin, dün yemek yedim ancak bugün tekrar acıktım. Aynı şekilde doğal olarak, birliğe istek ve arzu duymalıyım.

Şimdiki seviyemizde dururken, bir sonraki seviyeyi düşünürüm. Benim için ideal olanı. O zaman ben büyür ve idealime yükselirim. Öyleyse şimdi bu yükselişi nasıl tutabilirim? Yeni yükselişe eşdeğer olan bir arzuya ihtiyacım var, bir önceki arzunun iki kat büyüğü bir arzu. Diğer bir ifade ile daha yüksek bir seviyeye yükselmek için, iki kat kaybetmeliyim.

Bu durum şunu ortaya çıkarır, iki adım geriye ve bir büyük adım ileriye doğru. Bu böyledir zira bir önceki seviyenin arzusuna dönmek benim için yeterli değildir; iki kat düşüşü, çift kaybı hissetmeye ihtiyacım var. Bu yeni gerekliliği sadece gruptan edinebilirim ve sadece o zaman bir sonraki seviyeye yükselebilirim.

15.12.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. Bölümünden, ‘Özgürlük’

Toplam 17 sayfa, 13. sayfa gösteriliyor.« İlk...1112131415...Son »