Category Archives: Yaradan

DAĞDAN YONTULMUŞ TAŞ

Denirki, insanın Neşaması Yaradanın bir parçasıdır. Dağdan yontulmuş bir taşa benzer, onun bir parçasını oluşturur. Yaratan, İnsan denilen, genel, tek bir Arzu tarattı. Tüm neşamaların birleşik ve EinSof ışığıyla dolu olduğu. Bu tamlığın durumudur.

Şimdilik ben kendimi bütünden ayrılmış küçük bir parça gibi hissederim. Büyük bir sistem içinde ufacık bir nokta misali. Diğerlerine doğru bir tarzda birleşmem, onlara ihsan edip, vermem oranında Yarata’nın  formunu edinir ve Ona yaklaşırım.

Diğerleriyle birleştiğimde onların arzularını da edinirim. Ötekinin arzusunu ancak onu seversem edinebilirim. Eğer, sevgimi bu büyük sistemde var olan, tüm neşama parçalarına dağıtabilirsem, o zaman küçük bir nokta, tek bir parça olmaktan çıkar, tam ve büyük bir dağ olmaya dönüşürüm. Ve denir ki “Komşunu Kendin Gibi Sev-Toranın büyük kuralı”.

Kendimize, Ötekini Sevme Arzusunu kattığımızda, Bütün, tam olmaya dönüşürüz. İkimizin birlikteliğinden aslında çıkan da Benim. Diğer yönden ilave parçalara bağlanır ve böylece kademeli olarak kendime katarım diğer neşamaları. Birleşme gücüm artar ve bu bana Manevi Dünyanın basamaklarında yükselmemi sağlar ve küçücük bir taştan bütün ve büyük bir dağa dönüşürüm.

26-01-10-Zohar Kitabına Giriş dersinden alıntıdır.

YARATAN ve HAZLAR

Soru: Yaratan neden, ızdırab çektiğimiz bir gerçeklik var etti?

Cevap: “Işığın kazancı karanlığın içindedir” prensibi gereğidir.

Örneğin sporseverler izledikleri maçtan, tuttukları takım zorluklardan geçmezse, tam bir tatmin duygusu elde etmezler. Kazanan taraftar oyun süresince yaşadığı kaybetme korkusu nedeniyle maçı çok daha heyecanlı ve olumlu hislerle yaşar. Negatif duygulara olumlu duygular yaşatma gibi bir görev düşer.

İngiliz Blogundan gelen soru: Beni uzun zamandır rahatsız eden ve Kabala Bilgeliğini tereddütsüz kabullenmemi engelleyen sorunumu, sana sormak istiyorum: Neden Yaratan Haz almak istiyor? Her nasılsa yaratılanlara haz verdiğinde aslen kendi de haz aldığına göre bundan Yaratan’ın da egoist hazlar sahibi olduğu anlamı çıkmıyor mu?

Cevap: İhsan Etme niteliğini gereğince anlayamadığın için olsa gerek, onda bir bireysellik eğilimi var sanıyorsun.

(21-12-09-Zohar Kitabı) Dersinden alıntıdır.

Gerçeği Görebilmek için Kendimi Islah Etmek

Soru: Islah süresince ne yapmalıyım?
Cevap: Anlamalıyız ki bulunduğumuz konum “Kırılma” yüzündendir. İhsan-Etme niteliğinin kırılması ve Sürgünde olmamız. Bu niteliği yitirmekle en önemli ruhsal duyuyu Yaratan’ın duyusunu da kaybetmiş olduk.

Kırılma ve sürgün neticesinde birbirimize bağımlı olmamıza rağmen nefret içindeyiz. Bu yüzden ıslahı kendi adıma değil hepimiz adına istemeliyim. Aramızdaki ilişkinin ıslahı olarak ve eğer karşılıklı bir bağ var ise, o zaman ben yokum demektir. Karşılıklı entegre olmanın içeriğini anlamalıyız, hiç kimse bağımsız bir kişilik değildir.

Gerçeği görebilmemiz için duyularımızı ıslah etmeliyiz. Bu benim Üst-Işıktan dileğim öyle bir bakışa sahip olalım ki bize gerçeği göstersin, gerçek resmi.
Günümüzde gittikçe büyüyen problemler nedeniyle, artık insanlık, kırık bir kab oluşturduğunu keşfetmek ve de aynı zamanda birleşme ve birlik olma zorunluluğundadır.

Bizlere düşen bu durumu oluşturan unsurları keşfetmek, bir yandan nefret dağı (Sina=nefret Dağı), diğer yandan – amaca verilen önem (Yaratanla-Birlik).

Dünya Yaratan’ın Doğası

Soru: Malzeme nedir?

Cevap: Malzeme arzudur. Ve onun dışında hiç birşey yoktur. Sadece arzu vardır ve geriye kalan herşey arzunun içinde oluşan  ihsan edenin doğasıdır. Negatif doğaya ihsan edenin arka yüzü “kötü dürtü”, pozitif doğasına da “iyi dürtü” deniyor. Fakat “dürtü” temelinde malzeme olup arzudur ve böylelikle temel ya iyi ya da kötü oluyor, (Kötü dürtü ve iyi dürtü).

Dürtü-Arzu, arzu-dürtü Yaratan tarafından yaratıldı. Yaratan’ın doğası arzunun içinde ve arka yüzünde kötü, ön yüzünde ise iyi iyileştirendir. Bizim problemimiz her iki olasılığıda içimizde hissetmemizdir  ve tüm bu hislerle dünyayı var ederiz içimizde.

(03-12-09-Hohmat Kabalada Malzeme ve Formları makalesi) Dersinden alıntıdır.

Maneviyatta Dualite ve Teklik

Bir yandan herşeyin Arzuya bağlı olduğu, diğer yandan da herşeyin Işık tarafından yaratıldığı ve arzunun da onun doğası olduğu söyleniyor.

Nasıl örtüşecek bu söylenenler? Mesele şu ki bazen Işığın bazen de Kabın yönünden konuşuluyor. Ancak bu ikiliğin her zaman var olduğunu unutmamalıyız: Bizler asla, Işıktan arzu olmadan konuşamıyacağımız gibi Arzudan da Işık olmadan konuşamayız.

Arzu üzerine konuştuğumuzda Işığı, arzumuzda oluşan farklı hallerde hissederiz ki bu farklı hallere de “Işık” deriz.

Kabın yaşadığı bir halden diğerine ilişkisine Işık denir. Üstteki Kab, alttaki Kabla olan ilişkisinde Işık olarak düşünülür. Bu da niteliklerin ilişkisinden ötürü böyledir. Üst daha fazla ihsan-ettiği için ona “Işık”, alttaki de ona oranla daha çok alıcı olduğu için ona da “Kab” deniyor.

Kabın altta olması ve Işığın içine nüfüz etmesi şeklinde düşünmeye alıştık ancak maneviyatta öyle dağildir. Kapta bulunan ihsan-etme niteliği ki buna “Işık” ve alma niteliğine de “Kap” denir. Tüm bunlar arzunun nitelikleri olup sadece ondan bahsediyoruz. Yükseliş ve alçalışlarını. Yükselen hallere “Işık” ve alçalan hallere de “Kap”.

Dolayısıyla Yaratan-Bore şöyle çağırılıyor: “Bou ve Ree” – “Gel ve Gör”. Çünkü biz onu kendi Kabımızın içinden görüyoruz. Kabımızda damgalanmış ihsan-etme suretinde, Işık ya da Yaratan niyeliğinde.

Bunlar önemli tanımlamalar 0lup bizleri mahsomu geçmeye ve maneviyata doğru arzularımızla girmemizi sağlar. Tüm bu farkındalıklar sadece çeşitli Alma yada İhsan-Etme halleridirler.

Yaratan’ın Konuşma Dili Hisler

Soru: Yaratan bizlerle hislerimiz aracılığı ile konuşuyor fakat bu lisan neyi temsil ediyor?

Cevap: İnsan kendini araştırması ve tanıması, içinde elverdiğince derinlere inebilmesi için ona dışından yardım edecek güçler gerek. Neden böyleyim, neyi temsil ediyorum, ben kimim? İnsan derinlerde, içinde biryerlerde, kökünü, Yaratan’ı bulacak.

Bizler kendi dışımızda, bizi saran çevremizde başka bir dünya 0lduğunu varsayıyor ve Yaratan’ın da orada dışımızda olduğunu sanıyoruz. Tüm bu ilüzyon bize bizzat kendimizi araştırmaya ve incelemeye daha kolay başlıyabilmemiz için verildi.

Yaratanı Keşfetmek Ya Da Yaratılışa

Soru: Yaratılışı, Yaratan’ı ifşa ne demektir?

Cevap: Yaratılış mutluluk arzusudur ve bu Yarata’nın niteliği olup ihsan-eden anlamındadır. Yaratılış bu amacı edindiğinde, arzu, niyet ihsanı niteliyen güce de sahip olur, kısacası yaratılış Yaratan’ı ifşa eder.

Yaratan’ın ifşası “ihsan etme” kendini yaratılışın içinde sergiler ve böylece yaratılış yeni bir nitelik kazanmış olur. Geçmişte insanlar isteklerine duydukları arzuları içlerinde hissederken şimdilerde sanki başkalarında hissedip ifşa etmekteler, buna Yaratan’ın ifşasını yaratılışın içinde bulmak deniliyor.

Kabala bilgeliğinin sağladığı bu ifşa ile özümüzü oluşturan alma arzusu vermeye dönüşmekte. İnsanın VERME niteliğini keşfi YARATANI keşfi sayılıyor.

Kıskançlık, Arzu ve Saygı İnsanı Tekamül Ettirir

Eski dönemlerde insanlar birbirlerini bu günkü gibi kıskanmıyorlardı. Bin ya da yüz sene öncesinde kişiler ötekilerin malı mülkü veya eğlencesini kendine dert etmiyordu. İnsanlaın aralarındaki ilişki ve bağın gelişmesiyle kişilerin arzu ve isteklerinde de artışlar oldu. İstekler Maddi (bedensel ve sosyal ihtiyaçların oluşturduğu) ve Ruhsal olup aslında ruhsal istekler özünde tektir; YARADATA BENZEMEK. Ancak insan dışında olanı (bedeninin) istemez, arzulamaz işte bu yüzden onu motive edecek bir gruba ihtiyacı var. O sosyal çevre insana hissetireceği kıskaçlık, saygınlık beklentisi ve kendini kabul ettirme duygularıyla Arzunun oluşmasına neden olur.

Derste öğrenci sorar: Kafamda binbir engelleyici düşüncelere rağmen fiziken buradayım ama aslında burada değilim.

Yıllarca bu şekilde burada olmamın bana ne faydası olurki?

Laitman’ın cevabı: Yaratan‘a teşekkür borçlusun, bir önüne aşman için engel çıkardığı için, iki engeli aşıp burada olduğun için, üstelik derste akıl yürütüp sual da soruyorsun. Demek Yaratan ilerlemeni istiyor, işte teşekkürün buna, ilerle…

Yaratan’ı Nasıl Tadarız

Soru: Derslerinizin birinde bebek örneğini vererek onların her şeyi ağızlarına götürüp tat alarak dünyayı keşfettiklerini söylemiştiniz ve şu deyimi çağrıştırdı “Tattı ve gördü ki iyi oldu” fakat nasıl tattı ?

Cevap: “TATMAK” Bu tat alımına verilmiş ve sonra reddedip alma ya da kabul etme demek değil.

Deyimde diyorki eğer yalnızca tat alırsan göreceksin ki Yaratan ihsan etme niteliğidir, sadece iyiyi ve daha iyiyi oluşturandır. Sen bunu “Tat alma vasıtasıyla” tespit edeceksin, yani kendinde, kendi içinde.

Buradaki düşünca ve niyet, senin gidip satın alman ve sonra aldığının ne olduğunu tatman. Çünkü ihsan etme niteliğine gidiyorsun ve alma niteliğine değil ve dolayısıyla anla ki bu en iyi olandır.

Antalya Kongresinden

Yaratanı Aramızda Varediyoruz

Kabalistlerin oluşturduğu Grup olarak aramızda öyle bir BAĞ oluşturmalıyız ki Yaratanı çağrıştırsın. Yaratan aramızda kurulan bağın-köprünün ölçüsüdür. Ötekini kendimiz gibi algılıyabildiğimizde bağı kurmuş oluruz. Dolayısıyla her an bu yönde bir ilişki içinde bulunup bulunmadığımın kontrolünde olarak Yaratana yaklaşabilme niyetinde olmalıyım.

Bizler Yaratanı aramızda kurduğumuz birbirimizle olan ilişkide doğuruyor, var ediyoruz. Hep birlikte. Birbirimize kenetlenerek kaynaktan oluşturduğumuz çemberin içinde aniden bir şey ifşa olur “Gel ve Gör” diye.

Gel-Bo ve Gör-Re . ” BORE-YARATAN”

O an aramızda ortak bir kap, 10 sefirotun verme niteliğinde bir kli oluştururuz. Eğer içimizde doğru ilişkiyi bulma arzusu ve coşkusu mevcut ise bu birlikte oluşturduğumuz KAP kendinde var olan doyum ile bunu ifşa eder.

Toplam 13 sayfa, 13. sayfa gösteriliyor.« İlk...910111213