Category Archives: Yaradan

Yaratan’ın Başvekili Ol

Soru: Anlamıyorum: Edinmemiz gereken özgürlük nedir?

Cevap: Özgürlüğümüz bizi sınırsız haz ile dolduracak olan ihsan etme arzusunu edinmek anlamına geliyor. Her ne kadar bu ilk önce kendimizi değiştirmemizi ve ıslah etmemizi gerektiriyor olsa da, amaç var oluşun en tatminkar koşulunu edinmektir.

İyi ve iyilik sever olan Yaratan ona haz ihsan etmek için bir varlık yaratmayı istedi. Ve O bu hazzı bize vermek istiyor! Ben henüz, küçük bir çocuk gibi yalnızca tek bir şeyi düşlüyorum: ebeveynlerimin bana hediye olarak bir bisiklet vermesini. Benim için bu en büyük rüya ama ebeveynlerim arabalar arasında tehlikeli bir otobanda ona bineceğimden korkuyorlar. Bana bir bisiklet almak yerine, keman çalmayı öğretmek istiyorlar. Farkı görüyor musunuz?

Benzer bir şekilde Yaratan “keman çalmamızı” istiyor ama biz egomuzun binmesi için bir “bisiklet” istiyoruz. Şimdi arzumuzu O’nun arzusu yaptığımızda, kendimizi değiştirip keman çalmanın en büyük zevk olduğunun farkına vardığımızda, O’nun tarafından bizim için hazırlanmış olan tüm hazzı ediniriz. Sonuçta Yaratan hazzı “bisiklet”‘in değil “keman”‘ın içine yerleştirdi ve başka bir seçimim olmadığından arzumu değiştirmeliyim. Ancak bunun bir sonucu olarak yaratılışın planında tasarlanmış olduğu gibi hazzı edineceğim.

Bu dünyadaki ödülüm gereken çevreyi yavaş yavaş kendim için inşa etmektir. Yaratan’ın bana vermiş olduğu örneğe ilerlemem için gereken çevrenin hangisi olduğunu araştırıyor ve ayırt ediyorum ve böyle yaparak kendimi inşa ediyorum. Bana verilen tüm fırsatlardan kendime, üzerime geçirebileceğim (giyinebileceğim) bir “ambalaj kağıdı” inşa ediyorum.

Kişi kendisi için yeni bir dünya, bir sonraki manevi derecesini yaratıyor. Ne istiyorsa onu yapması için O’na izin vererek kendini basit bir şekilde Üst gücün ellerine teslim etmiyor. Aksine hangi güçler ve etkilerden geçerek ne tür bir insan olmak istediğini tam olarak bilmeli. Kendini ve tüm dünyasını yeni baştan yaratıyor.

Sana Yaratan’ı yapan bunun benzeri bir özgürlük. Doğanın tüm bileşenlerini anlamaya ve onları her seferinde görüşüne ve Yaratan’ın formuna tekamülüne göre yeni bir yap boz oyunu gibi bir araya getirmeye başlıyorsun. Sen bu dünyayı inşa ediyorsun. Bu özgür seçim sana yeni arzular ve algının yeni enstrümanlarını bağışlıyor. Onu inşa ederek Yaratan’ı, O’nun Üst gücünü, yaratılışın programını ve herkesin uyduğu onun kanunlarını anlama ve bilme noktasına geliyorsun. Bundan ötürü tümünü kontrol edebiliyorsun.

Yaratan’ın yerine olduğun ve herşeyi yönettiğin ortaya çıkıyor. Seni yönetmesi için bu gücü çağırmakla onu kabul ediyorsun ve onun yardımıyla dünyayı yönetiyorsun. Sen olacaksın ve senin özgür seçimin bunun temeli. Sen artık yönetilen değil yönetensin. Bunu yapmak için sadece özgürlüğümüzün ne olduğunu keşfetmeliyiz.

– 15/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin dördüncü kısımından alıntıdır.

Yaratan’ın İşi

Grup kendimize Işığı çekmek için sürekli üzerine bastığımız “tuş”‘tur. Onun hayatına katılıyorum, dostlarla birlikte birliği arzu ediyorum ve onların içinde “erimeyi” arzuluyorum ve böylece Islah eden Işığı üzerime çekiyorum. Esasen tek eylemim bu: gereken tüm değişiklikleri yerine getirecek olan Işığı çekmek. Durum gayet basit. Doğru amaca – Yaratan’a eşit olmak – ulaşmayı arzulayan ben işte buradayım. Bir de araç var: beni etkilemesi ve grup aracılığıyla gereken tüm değişiklikleri yavaş yavaş içimde yapması için Işığı talep etmek. İlerleyiş şeklimiz budur.

Her değişimle kendimi inceleyebilirim: Benim için “gün” ve “gece” ne? Eğer “gün”‘de isem bu çeşitli şekillerde doldurulduğum anlamına gelir; eğer “gece” yada “karanlık”‘ta isem bu aklın ve kalbin harap oluşuna işaret eder. Egoist arzularımızda bu şekilde gözükür. Şimdi içimizde bunun gibi değişimleri kımıldatmalıyız ki içinde “gün” ve “gece”‘yi Yaratan’ın yaptığı gibi değerlendireceğimiz ihsan etme arzularını edinmemize izin versin. Yaratan için “gün” şimdiki seviyenin algısıyla ve mantığıyla çelişen mantık ötesi inanç yada ihsan etmek. Ona ulaşmak için kapasitemizi aşan insanüstü çabalar sarf etmemize gerek yok. Daha ziyade biz grup içinde, birleşmemizde çaba sarf ediyoruz ve aşağıya inen ve işi yapan Işığın gücünü çağırıyoruz. Gerçek şu ki tüm manevi çalışma “Yaratan’ın işi” olarak addedilir. Bunu O yapıyor ve ben sadece yetişkin birinin elini kapıp onu gitmek istediği yere çeken küçük bir çocuk gibi bunu arzulamalıyım. Eğer kişi bu etkileşimin özünü anlar ise rahat hisseder. Her yeni adım ile grup içindeki özgür seçimden faydalanır ve Islah eden Işığı çeker.

– 15/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin birinci kısmından alıntıdır.

Bu Sadece Bir Oyun Değil

Yaratan kendini bizden gizliyor, eğer gizlemeseydi asla egoizmimizin dışına çıkamazdık. O’nunla olan bağımızla tamamen egoistçe gurur duyduğumuzu hissederdik. Bize Kendisinin yerine bu dünyayı vermesinin nedeni budur. Şöyle diyor: “Onları sevmeyi öğren ve bu Beni sevdiğini gösterecektir!” Ve sonra sen ve Ben bir olacağız ve birbirimizden zevk alacağız! Ve bil ki sana bu oyunu diğer insanlarla olan bu ilişkilerinde ilerleyişin büyük araçlarını görebilesin diye veriyorum, zira sen ve Ben arasında bunlar olamaz! Neticede ben sonsuz ve mükemmelim: Bana bugün belli bir yaklaşımla ve yarın başka bir yaklaşımla gelemezsin. Ben mutlak ihsan etmenin kanunuyum ve bugün bunun için yetersizsin. Bu yüzden Bana yaklaşmak için bir şansın yok ve beraber olamayız! Ama aynı zamanda bu dünya ile oyna. Onu seni, insanların ve senin değiştiğinize inandıracak şekilde düzenledim. Sana seninle aynı amaca sahip ve bana ulaşmayı arzulayan dostlar veriyorum. Bu belki bir oyun olabilir fakat onlar senin içinde Bana bir özlem uyandırabilirler. Sen onlarla oynayacaksın, onlar seninle ve onları Beni arayacakları şekilde organize edersen eğer bu Bana götüren yolda olduğunu gösterecektir. Diğerleriyle olan bağını düzeltmeye başla ve onları sevmeyi edin ve birden bunun Yaratan’ı sevmek ile aynı şey olduğunun farkına varacaksın. Ben seninle bugün içinde olduğun haldeyken oynayamam. Ama tüm dünyayı senin için senin seviyende hazırladım! Herşey sadece bunun için tasarlandı!” Eğer dünyayı böyle algılarsam tüm dünya benim için Yaratan’a ulaşmak için araçlara dönüşür. Diğer türlü dünyaya karşı yaklaşımım ne olursa olsun daha kötüye gider. Kendimi Yaratan’a yöneltmem için beni uyandırmaya çalışmaya devam eder. Benim dostum olmak ve benimle birlikte Yaratan’a doğru yürümek yerine bana karşı hareket eder. Neticede ne derecede Yaratan’la bağdan yoksun olduğumu ve bu dünyayı buna yönelik kullanmak istemediğimi bana ifşa etmeli. Hayat beni hırpalamaya ve silkelemeye devam eder ve şunu der: “Sen ne yapıyorsun? Beni doğru şekilde kullanmaya başla artık!” Bu yüzden görüyoruz ki bu dünyayı düzeltmeye yönelik dünyevi seviyedeki tüm girişimler onu daha da beter hale getiriyor.

– 07/10/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin dördüncü kısmından alıntıdır.

Ve Bilge Bir Kadın Yaratan’dandır

Zohar, Bölüm “VeYechi (Ve Yakup yaşadı)” Madde 401:

Kadın’ı erkeğe veren Yaratan’dır ve eşleşmeler O’ndan gelir. Bu yüzden “Ve bilge bir kadın Yaratan’dandır” diye yazar. Tüm dünyalarda gerçekleşen herşey yalnızca aramızdaki bağ ile ilişkili olarak yorumlanmalıdır. Bunun sebebi, tüm dünyaların tek Kli’nin (alma arzusu, ruhumuz) birçok parçaya kırılmasından sonra yaratılmış olmasıdır. Kabala ilmi kırılmış parçaları tekrar bütünlüğe getirmek için bu parçaların nasıl onarılacağını açıklar. “Bir kadın” yada “eş”, “erkek” yada “koca”‘nın ıslah etmesi gereken bir arzudur. “Kadın” ıslah olmamış koşulunda, ben ve gruptaki dostlar arasında ifşa olan kırık (egoist) arzudur. Onu ıslah etmeliyim, içindeki Işığı keşfetmeliyim ve “kadın”‘ı doldurmalıyım. Ben ıslah etme arzusuyum, ihsan etmenin, niyetin gücünü alma arzusuyum. Onunla “kendi için almak” (“kadın”) niyetini ıslah edebileceğim. Kendim ve dostlar arasındaki kırık bağlantıları keşfediyorum. Onları benim ıslah olmamış “dişi” parçam olarak algılıyorum; bu kusurlara kendi kusurlarım gibi davranıyorum çünkü “kişi kendi kusurlarına göre yargılar”; niyetim onları ıslah etmek; onlardan “ıslah edilmiş bir kadın” inşa ediyorum. Daha sonra bu ıslah olmuş arzularda “Koca ve eş ve aralarında Shechina” kuralına göre Yaratan’a yapışmayı ediniyorum. Kırılmanın olduğu yer bir perde tarafından tamamlanır. Bir perdeye sahip olan arzunun içindeki Işıkla yapışmayı (Zivug) yerine getiririm ve böylece içimde Işığı ifşa ederim. Bu halihazırda bir ölçüde yapışmayı elde ettiğim anlamına gelir. Islah olmuş arzu İçsel Işıkla dolar ve böylece içimde, yaratılanda Yaratan’ı ifşa ederim. Kabala ilmini gerçekleştirme yada Yaratan’ın yaratılanlara ifşası diye adlandırılan şey budur. “Yaratan Zivugim (eşleşme, yapışma) icra ediyor” ne anlama geliyor? Bu O, kişiyi yaratılışın tamamını dolduran Üst Işığın ifşasına götürecek olan arzular için ayarlıyor/kuruyor anlamına gelir. Ama basit Işığa ulaşmak için realitedeki ilişkilerin her çeşidini bilmeli, geçirmeli ve anlamalıyız. Bu basit, beyaz rengin diğer renklerin tümünü kendinde içermesine benzer.

– 26/09/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin ikinci kısmından alıntıdır.

Her Araç İyi Değildir

Soru: Kalbimi nasıl yumuşatıyorum?

Cevap: Bunu grupta çalışarak, birbirimize gösterdiğimiz örnekler vasıtasıyla ve çalışma esnasında çekmeyi istediğimiz Işık aracılığıyla yapabilirsin. Başka araç yok. Manevi ilerleyiş için araçlar arama, zira yok: psikolojide, diğer metot ve ilimlerde. Tüm çalışma grupta yapılır. Dostlar var ve dersler var. Kabalistlerin tavsiyelerini daha çok kavradıkça daha fazla “kazanç” toplayacağız. Kırılmanın olduğu yerden, karşılıklı bağlantımızın olduğu yerden kaçıp gidecek hiçbir yer yok. Onun yerini belirleyerek, yalnızca aramızda var olan manevi sistemin kırılışının tüm derinliğini ifşa edeceğiz. Ayrıca o burada, aramızda, birliği, yaşamın ruhunu, sevinci ve amaca yönelik isteği keşfetmek zorundayız. Başka bakacak bir yer yok. Anahtar karşılıklı yardımımızda yatıyor. Diğerlerinin örneklerinden öğrenmeliyim ve karşılığında onlara örnekler göstermeliyim. Bunun hakkında beraberce okumalıyız. Kabalistlerin bizler için bıraktıklarından daha başka reçeteleri arayışta dikkatimizi dağıtarak sadece kafa karışıklığımızı çoğaltırız. Kitaplar, hoca ve dostlardan başka bir araç yok. Bağımızı yada bunun eksikliğini ifşa etme fırsatını birlikte aramalıyız, ihtiyacı, karşılıklı garantörlüğü, enerjiyi, karşılıklı desteği ve aramızda Yaratan’ı ifşa etmeliyiz. Eğer tüm çalışmamızı ve kendimizi bu yerde odaklarsak sonuca çok çabuk ulaşırız. Ya teslim olup geri çekileceğiz ya da en sonunda bu dar girişten geçip amaca ulaşacağız.

– 26/09/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin birinci kısmından alıntıdır.

Yaratan İçin Bir Yer Hazırlamak

Yaratan Shechina için dertler ve düşüşler ifşa ederek kişiyi sürekli uyandırıyor. Kişi tüm yükseliş ve düşüşlere doğru bakış açısından yaklaşmalı: ne hakkında üzüntü duymalıyım ve gerçekte ne hakkında üzüntü duyuyorum? Bir analiz yapmalı ve yavaş yavaş Işığın yardımıyla ihsan etme niyetini amaç edinmeliyim. Daha önce Işığın bana ifşa olmasını bekledim ama şimdi beni değiştirmesini istiyorum. Gerçekten de Işığın ansızın ışıldamasını beklemenin hiçbir anlamı yok. Yaratan heryerde ama O’nu hissetmek için gereken O’na eşitlikten yoksunuz. Kişinin ıslahı için bir istekte bulunmak bu yüzden gerekli: kendinle, çevrenle, hoca ile ve kişinin dostlarıyla beraber yaratması ve Yaratan’ın mevcudiyeti için hazırlaması gereken, Yaratan’ın ifşa olduğu yer (Shechina) ile nasıl ilişki kurmalısın. Yavaş yavaş herkesin dünyada yaşadığı sıkıntıların sadece Shechina’yı ıslah etmeye yönelik olduğu kişi için netlik kazanır. İlgilenmemiz gereken tek şey bu. Shechina’yı ıslahın 125 derecesinden ilkine çekmek yeterli ve Yaratan o ilk derecede anında ifşa olacaktır. O sükunet içerisindedir ve O’nun ifşası yalnızca O’na olan benzerliğimizin derecesine bağlıdır.

– 27/09/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin birinci kısmından alıntıdır.

Yaratan İle Samimi Bir Konuşma

Yaratan İle Samimi Bir Konuşma

Soru: “Yaratan ile konuşmak” ne anlama geliyor?

Cevap: “Yaratan ile konuşmak” öncelikle içinde bulunan O’nun görüntüsünü ifşa etmeyi denemek için elinden gelen her şeyi yapmak anlamına geliyor. Tasavvur etmeye çalış: Hissettiğim her şeyin sebebi O. Düşüncelerimin, arzularımın ve duygularımın hepsi O’na, temelimi atan ve beni şekillendirene.

İçinde bulunduğum realitenin O’nun tarafından kurulduğuna karar verdiğimde başıma gelen her şeye karşı nasıl davranırım?

İki ihtimal var:

1. İçsel realiteme olan yaklaşımımı doğrudan doğruya O’na karşı olan yaklaşımım olarak düşünürüm. Fakat bu yaklaşım hatalı, yanlış ve dengesizdir. Onu test etmek yada doğruluğunu kanıtlamak için bir imkan yoktur çünkü kesin egom tarafından yönlendirilirim ve yanılırım.

2. İlk önce benim gibi olanlarla bağım vasıtasıyla kendimi güçlendiririm ve sonra bu bağ vasıtasıyla onun görüntüsünü aktararak içsel realiteye olan yaklaşımıma biçim veririm. Bu durumda kesinlikle kısmen ihsan etme niteliğindeyimdir ve niteliklerim Yaratan’ın görüntüsüne adapte edilmiştir. Bu yüzden görüntüyü değiştirmek yerine ona karşı olan tutumumu değiştiriyorum. “Yaratan ile konuşmak” bu anlama gelir.

20/09/10 tarihli Günlük Kabala Dersinden alıntıdır.

Hayat Veren

Şu anda aramızdaki birliği düşünüyoruz çünkü Yaratan’ı sadece bu birliğin içerisinde ifşa edebileceğimizi keşfettik. Kendimi aramızdaki bağın içerisinde hissetmek istemiyorum; diğerlerini hissetmek istiyorum. Ve hangi problemler başımıza gelirse gelsin bunlar bana sadece bağı daha da kuvvetlendirmek için bir fırsat vermek adına. O zaman problemler “yükselmek için bir düşüş” diye adlandırılır, ama onlar için hazırlanmalıyız. Hayal edin ki “kendi dışında” olmanın hissiyatını edindiniz. Eğer bağın bu alanının aramızda var olmasını istersek, o zaman düşüşlerin, hayal kırıklıklarının ve beraber kalmak için sarf edilen çabaların içinde bizi bir arada tutabilecek tek gücün Yaratan olduğunu hissederiz. Yaratan’a neden ihtiyacımız var? Neden kendi başımıza bağ kuramıyoruz? Aramızda bir bağın ortaya çıkması için içimizde gizlenen içsel gücü ifşa etmeliyiz. Bu güç hiç bir suretle bize ait değildir ama aramızdaki bağın alanı ancak eğer bu güç (Yaratan) ifşa olursa var olabilir. Yaratan’ın ifşasına ihtiyacımız var çünkü diğer türlü birliğimiz cansız olur. Farklı bedenlerden alınan ve bir araya getirilen ölü hücrelere benzer – ama yaşam gücünü (can) nereden alacaksınız? Bir bedenin içine yaşamı dışarıdan nasıl soluyacaksın? Bunun nasıl yapılacağını bilmiyoruz. Bu maddenin içinde olan ve onu canlandıran Yaratan’ın gücü. Atom ve molekülleri alıp onları ne şekilde isterseniz birbirine bağlayabilirsiniz. Fakat yarattığınız şeye hayat vermek için yaşam gücünü nereden temin edeceksiniz? Bunu yapamıyoruz ve hiç bir zaman da yapamayacağız. Halihazırda yaşayan şeyleri düzeltebiliriz, yani önceden orada olan birşeyi kullanabiliriz. Aynı şey bize oluyor: Birlik olabilir ve bir bağ yaratabiliriz ama ona kim hayat (can) verecek? Yaratan’ı bu yüzden talep edeceğiz! Artık bu bağın O’nsuz var olamayacağını hissetmeye başlıyoruz.

– 17/09/10 tarihli Yom Kippur’dan seçilmiş alıntılardan alıntıdır.

Izdırabı Sevince Çevirmek

Soru: Neden insanlar Yom Kippur’u üzücü ve kederli bir gün olarak görüyor?

Cevap: Çünkü insanlar “kötü” olarak algılanan şeyin iyiye ulaşmak için bir tramplen olabileceğini anlamıyorlar, çünkü bir şey kişinin yaklaşımına bağlı olarak iyi yada kötü olarak addedilir. Örneğin rutin bir doktor kontrolü esnasında kişi hasta olduğunu keşfederse, bu şekilde kötü, tedavi edilebilmesi için ifşa olmuş olur. Yani kötüyü ifşa etmek iyi bir şey. Ancak, şöyle yazar “Sıradan insanların düşüncesi Tora’nın düşüncesine zıttır” ve kişi kendini ıslahtan bir kenara iter. Buna neden ihtiyacı olduğunu anlamaz. Kötü hissettiği için feryat eder ve Yaratan’dan onu iyi hissettirmesini talep eder. Bu egoizmi hakkında haykırması ve Yaratan onu doldurmuyor diye sızlanmasıdır. Bu sanki Yaratan’a şöyle sorması gibidir “Sen neden bu kadar kötü ve acımasızsın? Zevk almam Senin canını mı yakıyor?” Kötülüğün ifşasının, büyüyebilmesi için olduğunu, kendi menfaati için olduğunu anlamaz. Binlerce yıllık geçmişe dayanarak Yaratan’ın sadece ıslaha ve yaratılışın amacına yönelik bir arzuya yanıt verdiğini en sonunda idrak etmeliyiz. Diğer herhangi bir başvuru cevaplandırılmaz. Şimdi Ahiret Gününe gelmenin (“Kötü eğilimi ben yarattım”‘ı ifşa etmek ve ardından “Onun ıslahı için Tora’yı Ben yarattım” ve en sonunda “çünkü Tora’daki Işık ıslah eder’) gerçekten ne anlama geldiğini herkese anlatmanın zamanıdır.

– 16/09/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin dördüncü kısmından alıntıdır.

Mesih Ne Zaman Gelecek?

Soru: Ari “Yusuf’un Mesih oğlu” idi. İkinci Mesih, Davut’un oğlu kim olacak ve ne zaman görünecek?

Cevap: Baal HaSulam Kabala bilgeliğinin tüm milletlere dağıtımını “Mesih’in borozanının çağrısı” olarak adlandırıyor. Mesih ruhları ıslah eden bir güç. Belli bir bireyin eylemleri aracılığıyla mı manifesto edilecek yoksa yöneten güçlerin seviyesinde mi cereyan edecek? Bu önemli mi? Gerçek şu ki tüm bu süreç “Davut’un oğlu Mesih” olarak adlandırılıyor. Bu günlerde Kabala bilgeliği tüm dünyaya yayılıyor ve bu dünyayı genel ıslaha öncülük ediyor. Zamanın bu devresinin “Mesih’in zamanı” olarak adlandırılabilir olmasının nedeni bu. Çoktan başladı. Dünyanın insanları tüm problemlerin ve felaketlerin sebebinin ıslah eksikliğimiz olduğunu idrak etmeliler. Başımıza gelen olayların sebebinin idrakı kendi başına kötü eğilimlerin bir ifşası ama Üst Işığın etkisi altında meydana geliyor. Bu yüzden Mesih’in zamanı ile ilişkili.

Manevi özgürlük (Geula) gerçekte birleşik ihsan etme gücünün bir ifşası. “Mesih Tora’yı öğretmek için bütün dünyayı Kudüs’e götürecek” diye yazar. “Tora” içimizdeki ihsan etme özelliğini serbest bırakan bir güç ve “Kudüs” sayesinde Yaratan ile teması edindiğimiz bir arzu.  Bu arzuyu ıslah eden Işığın ifşası Mesih’in gücü (hepimiz mutlak özgürlüğü edinmediğimiz sürece) aracılığıyla, kendini artan bir şekilde ifşa eden Işığın gücüyle yerine getirilir.
Ancak biz Kabala bilgeliğinin dünyadaki dağıtımının belli bir derecesine erişmeden Mesih gelmeyecektir. Dünyanın tamamı ıslahın gerekliliğini tam olarak anlamayana kadar Mesih inemeyecektir.

Toplam 15 sayfa, 13. sayfa gösteriliyor.« İlk...1112131415