Category Archives: Yaradan

Dünyanın Gerçek Resmini Görün

Soru: Benim arzularım aynı zamanda bir sınav mı?

Cevap: Arzularınız manevi bir Kli (kap) inşa ettiğiniz temeldir. Dünyada gereksiz, düşmanca hiçbir şey yoktur.

Her şeyin içinde Yaradan’ın niteliğini, O’nun hazırlığını, O’nun yardımını görmeye çalışın, bu, size karşı yardım olarak gönderilen anlamına gelir. Daha sonra, kişinin tüm dışsal ve içsel problemlerine, bunların yalnızca Yaradan tarafından yapıldığını fark etmesi için ihtiyacı olduğunu göreceksiniz.

Her şeyin Yaradan’dan geldiğine hemfikir olmaya başladığınızda, aniden tüm bu problemler vasıtasıyla O’nunla olan bağınızı hissetmeye başlayacaksınız. Burada kötü hissediyorum, orada kötü hissediyorum, ama bu aynı zamanda farklıdır: Yaradan tüm bunları yapar, böylece kendinizi O’na yönlendirirsiniz.

Dünyamızın ve manevi dünyanın zaten doğru resmini oluşturduğunuz ortaya çıkar. Bu yüzden her an bu şekilde davranmaya çalışın ve her şeyin içinizde nasıl tezahür edeceğini göreceksiniz: dünyamızın gerçeği gizleyen resminin nasıl çözülmeye başlayacağını göreceksiniz. Bunların hepsinin, Yaradan’ın bilerek sizin önünüzde canlandırdığı bir yalan, bir tiyatro olduğunu ve tüm bu kuklalar aracılığıyla, üzerinizde oynayanın O olduğunu görmek zorunda olduğunuzu anlayacaksınız.

See The True Picture Of The World

Her Şey Üst Programdan Aşağı İnmektedir

Soru: Tüm yenilemelerin kaynağı, aynı zamanda yenilemelerin yeri midir?

Cevap: Yenileme yeri daima yukarıdan belirlenir ve tek bir kaynaktan gelir. Üst dünyada var olan her şey, yavaş yavaş bulanıklaşır, iner ve bize ulaşır.

Söylenildiği gibi, ‘güneşin altında yeni bir şey yoktur’; başlangıçta ayarlanmış, yaratılışın başlangıcından sonuna kadar olan her şey, üst programdan iner. Bu programı, ya diğer insanlar gibi istemeyerek ya da hali hazırda onu anlayan, kendini ona adapte eden Kabalistler olarak yerine getiriyoruz ve daha sonra onu kendimize uyarlıyoruz ve böylece ilerliyoruz.

Yenilemeler dünyada değil, insanlar içinde ifşa olur. Yine de içsel değişikliklerimize uygun olarak, her seferinde farklı bir dünya görürüz. Bu sanki önümüzde beyaz bir ekran var ve yola bağlı olarak düşüncelerimizi ve arzularımızı yansıtır, onun üzerinde herhangi bir resmi görebiliriz gibidir.

Everything Descends From The Upper Program

Hedefe Ulaşmak İçin Yetenek Gerekli Değildir

Rabaş, ‘‘Dost Sevgisi- 2’’: Şimdi, yukarıda bahsedilen üç şeyin bizi neye hazırladığını anlamalıyız. Güven de dâhil, inanç bize O’nun yarattıklarına iyilik yapmak amacıyla ilgili ilk anlayışı verir. Biz de aynı şekilde amaca ulaşacağımıza kesinlikle inanmalıyız.

Başka bir deyişle, yaratılış amacı sadece seçilmiş bir grup için değildir. Aksine, yaratılış amacı, istisnasız tüm yaratılanlara aittir. Bu güçlü ve becerikli ya da cesur olanlar üstesinden gelebilir demek değildir. Aksine, o tüm yaratılanlara aittir.

Hepimiz, Adem’in genel sisteminin parçalarıyız ve bu nedenle, her birimiz, bu sistemin içinde olduğumuz ölçüde, tüm sistem için bağ kurma, ihsan etme ve destek olmayı başarmak zorundayız ve bununla kişi görevini yerine getirmiş olur.

Her birey, bir dereceye kadar Yaradan olarak kendini gerçekleştirmek zorunda kalacaktır. Kimse bundan kaçamaz.

To Achieve The Goal, Talent Is Not Needed

Korku İle İhsan Etme Arzusu Arasındaki Fark Nedir?

Soru: Rabaş, Yaradan karşısında korku, kişinin O’na memnuniyet getiremeyeceğinden korktuğu zaman ortaya çıkar diye yazar. Yaratan önünde korku ve ihsan etme arzusu arasındaki fark nedir?

Cevap: İhsan etme arzusu zaten sahip olduğum ve onu kullanabildiğim şeydir.

Dünyamızda böyle bir arzu olmadığı için bunun nereden geldiği belli değildir. Eğer birisine bir şey verirsek, bu bir ihsan değil, gizli bir almadır. Örneğin, çocuğuyla ilgilenen bir anne aslında ona ihsan etmez, çünkü anne çocuğu için her şeyi yapmaya hazır olduğundan, çocuk ona böyle bir tatmin sağlar. Bu, manevi dünyada öyle değildir.

Manevi dünyada, üst Işığın etkisi altında, ihsan etmenin gerçek niteliğini alırız ve ihsan etme, kendimizden çıkma ve kendimizin üzerine yükselmenin hazzını hissetmeye başlarız. İlk başta, bu egoistçedir: Kendimi iyi hissederim, çünkü kendimi aşar, ihsan eder, haz duyar ve bilinçsizce bunun uğruna çalışırım, yani ihsan etmek için çabalarım.

Bu henüz egoizmimden bir çıkış değildir, ama aslında ihsan etme eylemini kavramaya başladığım ara bir koşuldur, çünkü bu bana belirli bir kar getirmektedir.

Soru: Bir sonraki derece korkudur. Eğer Yaradan’ın önünde korkuyla titreyip, O’na ihsan etmek istersem, bu neden henüz son aşama değildir?

Cevap: Bu tam bir arzu değildir, çünkü bu bir niyettir. Niyet arzuyla bağlantılı olmalı ve sonra gerçekleştirilmelidir. Burada sadece korku yeterli değildir, Yaradan’ın önünde korku ile çalışabilecek net arzuları ifşa etmek gereklidir.

What Is The Difference Between Fear And The Desire To Bestow?

Herkesi Çekmek

Soru: Neden bir Kabalist, siz, eylemlerin kapsamını/amacını gerçek manevi bir realiteye aktarabilecekken, hayali realitede bu kadar çok eylem yapıyorsunuz?

Cevap: Sizi özümün bir parçası olarak, kendimle birlikte çekmek için.

Soru: Bu sizin insanlardan sorumlu olduğunuz anlamına mı geliyor?

Cevap: Hepsi benim birer parçam! Bu yüzden onlara bağlıyım. Ve her birimiz de öyleyiz. Burada herkesin her şeye karşılıklı olarak dahil olması vardır. Bu nedenle, hepimiz diğerlerini çekeriz ve birlikte ölümsüzlüğün, sonsuzluğun dünyasına yaklaşırız.

Başkalarına yardım ederek, sonunda kendinize yardım edersiniz, çünkü diğer herkes sizin manevi parçanızdır. Bütün bunlar tek bir Adam’dır.

Soru: Kendime ihsan ederim, başka birine ihsan etmez miyim?

Cevap: Evet, ama bu size, başkalarına ihsan ediyormuşsunuz gibi görünür. Gerçek şu ki, Adem adı verilen koşul, birçok parçaya bölündü, böylece diğerlerine bağlı olan her bir parça, kendi egoizminden özgeciliğe geçebilir ve böylece Yaradan’ın niteliği olan ihsan etme ve sevgi niteliğini edinebilir.

Eğer bu sistem kırılmasaydı, Yaradan’ın niteliği nasıl elde edilebilirdi? Nasıl hareket ederdi? Oysa bizler kırıldık ve aramızda egoizm var, karşılıklı reddetme var, bunun üstesinden gelebilir ve başkalarıyla bağ kurabiliriz. O zaman, üstesinden gelme gücü, Yaradan’la olan bağımızın ve benzerliğimizin gücü haline gelecektir. Bu koşula ulaşmamız gerekiyor.

Bu Yaradan’ın düşüncesidir: yıkımın bir sonucu olarak, yaratılmış olan varlık egoist olur ve ışığın tüm gücü, Yaradan’ın gücü, O’nun sevgisinin gücü, aramıza girip, egoizme, kine dönüşür. Şimdi bizler, bunu tekrar bağlantı ve sevgiye geri döndürmeliyiz ve o zaman Yaradan’la benzer hale geleceğiz.

To Pull Everyone Along

Makabiler Ne Zaman Geri Dönecekler?

Soru: Hanuka bayramının Kabalistik anlamı nedir?

Cevap: Hanuka bayramının Kabalistik anlamı, kendimizin manevi dünyayla hiçbir bağlantısı olmayan ve yalnızca hayvansak hayatlarını yaşayan mutlak egoistler olduğumuzu keşfettiğimizde, egoizmin tozunu kendimizden silkelememiz gerektiğini ve kalpteki Işık ile – birbirimizle yürekten bir bağlanma arzusuyla yaşamaya başladığımızı fark etmemizdir.

Sadece aramızdaki bağlantıda üst dünya, üst güç ifşa olabilir. Aramızda küçük bir kıvılcım yakma – ihsan etme ve karşılıklı sevginin niteliği- “Hanuka” olarak adlandırılır. Nefeş denilen bu küçük Işıktan sonra, tüm karşılıklı dostluk ilişkileri olan Ruah, Neşama, Haya ve Yehida yavaş yavaş gelişmeye başlar. Bu, aramızdaki tüm niteliklerimizi ve arzularımızı birbirine bağlamamıza meydan verir ve birbirimizi destekleyici, yardımsever tek bir aile olarak hissetmeye başlarız.

Bu yavaş yavaş olur. Manevi dünyada yedi aşama vardır: Hesed, Gevura, Tiferet, Netzah, Hod, Yesod ve Malhut. Sadece aşağıdan, Malhut’tan en yükseğe, Hesed’e, kendimizi her zamankinden daha büyük bir ışıkla tutuşturarak yükseliyoruz.

Hanuka’nın (İbranice “hanu-kah”, “hanaya” dan, mola/durma) temsil ettiği şey budur. Bu mola sonrasında, Hesed’in üzerindeki Sefirot’lara ulaştığımızda: Bina, Hohma ve Keter’e, Purim’e kadar geçen bir dönem vardır. Daha sonra, mutlak bütünlük ve tam aydınlanma ile karşılıklı bağımızın kutsanmasına ulaşılmış olacaktır, gerçekte tek bir bütün olarak, tek bir ruh haline geldiğimizde, buna “Adam” adı verilir.

Bunu çok istemek zorundayız; çünkü bu bizim hayatımızın, varlığımızın amacı, yaratılışın amacıdır.

Soru: Bu yolda Yunanlılar nerededir?

Cevap: Yunanlılar aramızdadır, bunlar bizi ayıran, bir araya gelmemizi engelleyen, bizi daha önce Mısırlıların yaptığı gibi birbirimizden uzaklaştıran güçlerdir.

Başka bir deyişle, seviyeye bağlı olarak, birliğimizi ve yapışmamızı engelleyen her şey Mısırlılar, Romalılar ya da Yunanlılar olarak adlandırılır. Ancak, prensip olarak, bu bizim egoizmimizdir.

Şimdi bile Mısırlılara, Romalılara ve Yunanlılara (içimizde var olan sözde “dünya ulusları” olarak adlandırılan) bizi kontrol eden egoist güçlere itaat ediyoruz.

Soru: Yani şimdi onlarla savaşta değil miyiz?

Cevap: Katiyen. Ne savaşı? Aksine, tüm dış düşmanlarımızı bize davet ediyoruz. Onları düşman olarak görmüyoruz bile. Biz elitistiz. Onların kültürü, bilimi ve eğitimi bizim için en iyisi olan şeydir diye düşünüyoruz. Birlik olmak üzerine plan bile yapmıyoruz.

Soru: Başka bir deyişle, onlar (diğer dünya ulusları) gibi yaşamak istiyoruz, fakat İsrail ulusu gibi mi yaşamak istemeliyiz?

Cevap: İsrail halkı gibi yaşamak, sabahtan akşama kadar oturup Tora’yı okumak anlamına gelmez. Herkesin dostluk ve sevgi yasalarıyla bağlandığı doğru toplum türünü inşa etmeliyiz. “Komşunu kendin gibi sev” Tora’nın itaat etmeye başlamamız gereken ana kanunudur.

Soru: Makabiler ne zaman gelecekler ve savaşı başlatacaklar?

Cevap: Elimizden geldiğince bunu yapmaya çalışıyoruz.

Soru: Bu aniden mi olacak? Son anda, her şey bir çıkmaza geldiğinde, acı içinde mi olacak?

Cevap: Umarım böyle gerçekleşmez. Makabiler başka alternatif olmadığı zaman geldiler ve Yehuda Makabi haykırdı: “Her kim Yaradan içinse, beni takip etsin!”

Her şeye rağmen, Kabala’nın yayılmasıyla yavaş yavaş, insanların bizi anlamaya başlayacağı ve bu fikre yaklaşmak isteyeceği bir zamana geleceğimizi umalım.

Soru: Maddi dünya açısından konuşuyorsak, o zaman Makabiler Kabalistler miydi?

Cevap: Elbette “Yaradan için olan herkes benim içindir!” Kabalistik bir çağrıdır, yani: “Birleşelim! Bağın merkez noktası olmayı kabul ediyoruz.” Yehuda Makabi büyük bir alimdi, büyük bir bilgeydi, bir Kohendi ve bu yüzden bunu yapabildi. Manevi seviyesinde, bütün ulusu kendine çekme gücüne sahipti.

Soru: Başka bir deyişle, Yaradan esasen, birlik midir?

Cevap: Evet. Birliğin deneyimi ya da Yaradan’ın deneyimi tek ve aynıdır. Yaradan, bizim dışımızda var olan bir şey değildir, elde ettiğimiz birliğin ve sevginin gücüdür. Biz buna Yaradan diyoruz.

When Will The Maccabees Return?

Dünyada, Yaradan Hakkında Bilgi Yaymak

Soru: Bir kişiye Yaradan’dan ve üst dünyalardan bahsetsem, bu onu sevdiğim anlamına mı gelir? Bu kişiye bu konu hakkında anlatmanın amacı bilinmemektedir. Bu o kadar basit değildir.

Cevap: Öncelikle, onun ne duymak isteyeceğini anlamak için hazırlık yapmalısınız. Öğrencilere de aynı şekilde öğretirsiniz: sizden ne duymak isteyeceklerini ya da istemeyeceklerini hissedersiniz. Onları zaten anlarsınız. Yaratılan varlıklara duyulan sevgi ve Yaradan’a duyulan sevgi bu şekilde ifade edilmektedir.

Siz, Yaradan ve yaratılan varlıklar arasındasınız, Yaradan hakkındaki bilgiyi onlara aktarıyorsunuz: Üst güce nasıl yaklaşılır, onunla nasıl dolmaya başlanır, O’na benzer hale gelme ve sonsuzluğa ve mükemmelliğe ulaşma.

Bunun hakkında herkese anlatmaya çalışın. Bir insan için Yaratan’ın seviyesine ulaşabileceğini ve ona fırsatların, araçların ve yöntemin verildiğini anlamaktan daha iyi ne olabilir? Bu insanlar için yapabileceğiniz en büyük şeydir.

Spread The Knowledge About The Creator In The World

Yaradan Neden Kişiyi Cezbeder, Fakat Haz Almasına İzin Vermez?

Soru: Yaradan bir arzu veriyor ve bir doyum veriyorsa, neden kişiyi sadece cezp eder fakat haz almasına izin vermez?

Cevap: Sadece tatlılarla kaplı bir masaya bağlandığınızı ve hayatınızın geri kalanında bu şekilde bırakıldığınızı düşünün. Peki, sonrası nedir? Kişinin zıtlığa ihtiyacı vardır. Şekerleme endüstrisinde çalışan insanların ringaya ve tersine çok düşkün oldukları bilinmektedir.

Zıtlık yoksa ne tatlı ne acı ne tuzlu ne de ekşiyi hissederiz. Bu nedenle, sadece iyi ve kötü vasıtasıyla, onların arasındaki doğru dengeyle, bizler geliştirmeye ve Yaradan’ı edinmeye başlarız.

İyilik, Yaradan’ın mutlak niteliğidir ve kötülük, O’nun tam karşıtıdır. Yaradan’ı hissettirecek, bu niteliklerin doğru birleşimlerini kendi içimizde yaratmalıyız.

Prensip olarak, önce Yaratan’ın dış tarafına ve sonra O’nun Kendisine ulaşmak için iyi ve kötü bize verilir: O’nun bizimle ilgili niyetleri, O’nun asıl düşüncesi, yaratılışın amacı ve hatta sonra sırların zaten ifşa olmaya başladığı daha da derinleşir.

Why Does The Creator Lure But Does Not Allow To Enjoy?

Kibirlinin Koltuğunda Oturmayın

Ayet der ki: (Psalms/ Mezmurlar 1), “ne de kibirlinin koltuğuna otur”. “Kibirlinin koltuğu”na ilişkin yasağı anlamalıyız. Eğer kişi iftira ederse veya boş sözler söylerse, o zaman yasak “kibirlinin koltuğu” yüzünden değildir. O halde “kibirlinin koltuğu” bize ne verir? (Rabaş, “Dostunu Kendin Gibi Sev ile İlgili Olarak” makalesine göre)

Görünüşe göre, bu yasak, ilk ikisinden bir şekilde farklıdır.

Kibirlinin koltuğunda olma yasağı, bir insanın, tüm toplumun, tüm dünyanın ve tüm evrenin gelişiminin tamamen farklı bir yönüdür. Her şey, araştırmanın altında yatan küçük bir niyetle başlar: Neden ve ne amaçla bu topluluk ortaya çıkar. Bu niyet, diğerlerine radikal bir şekilde karşı/zıt olmalıdır.

Bu nedenle, ilk ve son gelişim noktasını bulmak, onları açığa vurmak ve bu temelde ilkten sonuncusuna nasıl ulaşılabileceğini anlamak gerekir. Bu bir problemdir.

Manevi olarak ilerlemek için, nelerden uzaklaştığımızı bilmek gerekir.

Kibirli ve düşmanlar, bizim içsel niteliklerimizdir. Bu nedenle, bastırmamız gereken, uzaklaşmamız ve bir şekilde kendimizi korumamız gereken bu niteliklerin tanımlanması gereklidir.

Ya da bazen, anlayabilmek amacıyla onları uyandırmak, bu niteliklerin tersi olanları tanımlayabilmek için çalışırız: hedeflerimizin artıları ve eksileri. Böylece ilerleriz.

Soru: Kibirlinin koltuğunda oturmamak, her zaman Yaradan’ı düşünmek anlamına mı geliyor?

Cevap: Sadece düşünmek değil, tüm eylemlerinizi, düşüncelerinizi ve duygularınızı Yaradan olarak adlandırılan konseptle birleştirmektir.

Don’t Sit In The Seat Of The Scornful

Bütün İnsanlar, Ne Zaman Manevi Bir Uyanış Hissedecekler?

Soru: Manevi çalışmalarla ilgilenen bir kişinin “komşunu kendin gibi sev” kuralına içsel bir tepki hissetmeye başlamasından önce uzun yıllar geçeceğini biliyoruz. Grubun dışındaki insanlar da bu duyguya ulaşmak için aynı zamana ihtiyaç duyacaklar mı?

Cevap: Eğer bu insanlar içsel bir dürtüye sahip değillerse ve üst takdir-i ilahi bunu gerçekleştirmek için onları gruba getirmezse, hiçbir şey yapamazlar.

Gerekli iki koşul vardır: Kalpteki nokta ve Yaradan’ın bir kişinin elini iyi bir kısmetin üzerine koyması ve bunda ona yardım etmeye başlaması koşulu. Aksi takdirde hiçbir şey işe yaramaz.

Dünyadaki pek çok insanın kalpteki noktası vardır, ama bazı sebeplerden ötürü aramıza getirilmezler. Belki hala erkendir ya da bilmediğimiz başka bazı durumlar vardır.

When Will All People Feel A Spiritual Awakening?