Category Archives: Uncategorized

Öfke İle Başa Çıkmanın Doğru Yolu

Soru: İsrail’deki insanlar arzuların çatışmasına sebebiyet veren ve öfkeyi arttıran çabuk sinirlenmeye sahipler. Öfkeye yanıt vermenin doğru yolu nedir?

Cevap: Bunun nedeni eğitim eksikliğidir. İnsanların sabrı yok ve kendilerini kontrol edemiyorlar. Onlar şımarıktır çünkü çocuklarımıza her istediklerini yapmalarına izin veriyoruz ki bu yasaktır. Çocuklara küçük yaşlardan itibaren hayattaki farklı zorluklarla nasıl başa çıkacaklarını öğretmeli ve onları eğitmeliyiz.

Soru: Gençlerimizi öfkeye doğru tepki verecek şekilde eğitmek istiyoruz. Onlara ne öğretmemiz gerekiyor?

Cevap: Onlara öfkelerini nasıl durduracaklarını öğretmemiz gerekiyor.

Soru: Karşımdaki kişiye cevap vermektense kaçıp gitmek daha mı iyi?

Cevap: Tabii ki daha iyi ama bunun ne kadar zor olduğunu biliyoruz.

Soru: Birçok evlilik danışmanı, nasıl kavga edileceğini bilmenin önemli olduğunu söylüyor. Nasıl doğru bir şekilde kavga edilir?

Cevap: Bu doğrudur. Kavgalar olmadan yakınlaşma ve barış olmaz, ancak birlikte gitmeleri gerekir. Birbirimize örnek olmayı öğrenmeliyiz.

Kendimi aşmak için çabalayarak örnek olurum ve öfkeli olsam da, diğeriyle sevgiyle ilişki kurarım: “Sevgi tüm günahları örter.”

Soru: Kavga ettiğimizde partnerimizle sevgi ile ilişki kurmak mümkün müdür?

Cevap: Bu bir deneyim kazanma meselesidir.

Soru: Birisi size kızgınken ve sizden nefret ettiğinde sevgiyi nereden getiriyorsunuz?

Cevap: Bu basit, biz kızgınlık ve öfkeyi sevgi ile örteriz yani sevgi içimizdedir bu yüzden bu ikisi arasında bir denge meselesidir.

İkisinden biriyle ne kadar çok oynayabilirsem, onlarla sürekli olarak o kadar çok oynamam gerekir. Öfke ya da sevgi duygusuyla tam olarak özdeşleşmemeliyim, bu iki ucu birlikte kontrol edebilmem için yalnızca iki duygunun bende işlemesini sağlamalıyım.

Manevi Açısından Taş Kavramı

Soru: Peygamberler kitabında “taş” kelimesi sıklıkla kullanılmaktadır. Bu farklı yorumlanabilir. Bunlar nelerdir?

Cevap: Esas olarak “Avana” kelimesinden gelen taş (Even), anlayış, farkındalık, idrak anlamına gelir. Bu nedenle, her durumda, bazı olayların temel anlayışı anlamına gelir.

Bir sunağın taştan yapıldığı söyleniyorsa, öyleyse burada kurbanın ne olduğunu anlamak gerekir. Sonuç olarak, kişi egoizmini alır, ondan üzerine yükseldiği özel bir yapı inşa eder ve tüm egoist arzularını kurban eder – onları ihsan etme niteliğine dönüştürür. Bu kurban etmedir.

Bedenin gömülü olduğu ve mezarın taşlarla kapatıldığı söylendiğinde, çok daha farklı bir şey kastedilmektedir. Beden öldüğünde toprağın tozu gibi olur. Bu, ihsan etmek için, birlikte çalıştığımız arzularımızın şimdi bittiği ve bu nedenle onları daha fazla kullanmadığımız anlamına gelir.

Buna ölen, yani Izdahechut Ha-Partzuf (Partzuf‘un zayıflaması) denir. Ne zaman manevi bir eylem olan Partzuf varsa, kişi onunla çalışmayı bırakır. Artık bu arzusunu ihsan etme, sevgi, başkalarıyla iletişim için kullanmasına gerek yoktur ve bu nedenle öldüğüne inanılır. Sonra onun yerine yenisi gelir.

Bir mezara konulan taş, kişinin geçmişe ne olduğunu anlayarak saygı duymasını ve bir sonraki aşamanın başladığını sembolize eder.

İlk kaynaklarda “dökme taşlar” tabirine halen rastlanmaktadır. Doğal olarak, bu fiziksel bir eylem değildir. “Taş” (“Avana” – anlayış, farkındalık kelimesinden gelir), birinin diğerini veya kendisini zapetmesi ve önceki anlayışlarını yeni kavramlarla değiştirmesi anlamına gelir.

Aslında bu aydınlatıcı ve yükselticidir. Mesele şu ki, geçmiş anlayışların artık herhangi bir idrake ihtiyacı yoktur ve bunun yerine yeni bir aşama ortaya çıkar.

“İnsan” Seviyesinin Başlangıcı

Soru: Bir insana sadece protein beden gibi davranmak yanlış olurdu. Neden başlangıçta içimizde iki seviye olacak şekilde yaratıldık: “insandaki hayvan” ve “insandaki insan”?

Cevap: Gerçek şu ki, binlerce yıldır gelişiyoruz. Fakat içimizdeki bu gelişme genel olarak ilkeldir. Bugün medyanın neyle dolu olduğuna bir bakın.

Nasıl çocuk yetiştirilir bilmiyoruz. Onlar için iyi bir dünyanın hazırlanmış olduğunu görmüyorum. Neden bunu yapamıyoruz? Bizler, sonuçta insanız!

Ama bizler hayvanlardan beteriz. Hayvanlar kendilerini ve yavrularını mümkün olduğunca donatmaya çalışırlar. Bizler ise, yavrularımız için, bile bile rahatsız edici, elverişsiz, güvensiz bir dünya yaratıyoruz ve genellikle yarın ne olacağını bilmiyoruz. Biz, ebeveynler, gelecek nesil için kötü koşullar hazırlıyoruz. Peki bu mantıklı mı?

Soru: Ama insanın içinde olan her şeyin doğada var olduğunu, onun tarafından tamamen kontrol edildiğini söylüyorsunuz. O zaman bizi bu tür mantıksız eylemlerde bulunmaya doğa mı itiyor?

Cevap: Oldukça doğrudur. Doğa, insanı kendisiyle, çevresiyle ve ona hükmeden doğayla bir şeyler yapması gerektiği anlayışına getirmek için insanı mantıksız eylemlere iter ve onu kendi kendini yok etmeye yönlendirir.

İnsanda “insan” seviyesinin başladığı yer burasıdır. Doğasının kötü olduğunu, kötü güçler tarafından yönetildiğini fark ettiğinde, şu soruları sormaya başlayacaktır: “Neden? Ne için? Neden her şey bu şekilde düzenlenmiştir? Varlığımın anlamı nedir? Sonuçta o, işe yaramaz ve kusurludur. Şahsen onu oğlum ya da torunum için bu şekilde tasarlamazdım.”

Bu acı ve farkındalık nesilden nesile içimizde birikir ve bizi bu hayatı anlamamız, onunla bir şeyler yapmamız gerektiği anlayışına getirir. İnsanlar teröre karışmaya, uyuşturucu kullanmaya, boşanmaya ve aileler parçalamaya başlarlar, hiçbir şey yaratamazlar. Fakat bütün bunlar, nihayetinde gerçek bir çözüm bulma ihtiyacına yol açacak olan acıyı biriktiriyor.

Ruh Hakkında Düşünün

Yorum: Kişi bireyselliğini arar ve bunu maddi dünyanın nesneleri ve kendi bedeni aracılığıyla ifade etmeye çalışır. Örneğin birçok din organ nakline karşıdır. Kişinin organları değiştirilirse kişiliğini kaybedeceğini söylerler.

Cevabım: Elbette bu saçmalıktır. İçimizdeki kişinin hayvansal bedenimiz olduğuna inanırsak, böyle düşünürüz. Örneğin, bir organın bir parçasına ihtiyacım varsa ve onu bir hayvandan veya başka bir nesneden alabileceksem, ne olur yani? Onun niteliklerini de alacak mıyım? Bunlar, “Düşmanın kanını içmelisin ve böylece daha güçlü olacaksın” gibi barbarca fikirlerdir.

Soru: Yani Kabalistler organ naklinde olağan dışı bir şey görmüyorlar mı?

Cevap: Vücudumuz mutlak olarak bir hayvandır. Bununla ne yapılacağı ne fark eder ki: Gerekirse bağırsaklarımdan bir metre kessinler ya da bana birinin bacağını diksinler. Onunla normal bir şekilde yürüyebileceksem, neden olmasın ki?

Kişi ruh hakkında düşünmelidir ve fiziksel bedenin sadece korunması, ona bir hayvan gibi bakılması gerekir ki böylece o size insan seviyesinde gelişme fırsatı verir.

“Netflix’in Squid Game Adlı Yeni Dizisi Hakkındaki Görüşleriniz Nelerdir?” (Quora)

Öğrencilerimden biri “Squid Game”in insan doğasının nasıl tamamen egoist olduğunun en önemli örneği olduğunu anlattı. Yani ciddi borç ve mental stres içinde olan birkaç yüz kişi bu oyuna getiriliyor, çeşitli zorluklar yaşatılıyor ve kaybeden kişi öldürülüyor. Oyunu yöneten, katılımcılar arasında çeşitli entrikalar ve çatışmalar yaratıyor ve onları sonuna kadar yanlarında olan kişiyi öldürmeleri gereken durumlara sokuyor.

Bu, egoist insan doğamızı çok keskin bir şekilde örnekliyor yani kendi hayatta kalmamızı sağlamak için diğer insanları öldürme isteği.

Herkes hayatta kalabilmek için her şeyi egoistçe yani başkaları ve doğa pahasına kişisel çıkar gözeterek yapıyor ve günlük hayatımızda, bu dünyada hayatta kalma yolumuza çıkanları ortadan kaldırmak istiyoruz. Egoist bir yaklaşıma göre yaşarken, bize öyle geliyor ki, bugün hayatta kalmamıza ve mutluluğumuza tehdit olarak algıladığımız insanları ortadan kaldırmazsak, yarın bize üstün gelebilirler ve mutluluk ve güvenlik duygusu yolumuza çıkabilirler.

Böyle bir farkındalıkla, bu durumu nasıl düzeltebiliriz ve dünyayı nasıl daha iyi bir yer haline getirebiliriz sorusunu gündeme getirebiliriz. Bunu yapmak için önce kötülüğümüzün farkına varmamız gerekir: başkalarına fayda sağlamaktan çok kendi çıkarına öncelik veren egoist varlıklar olduğumuzu ve bu da bizi kendi çıkarları için başkalarını kullanmaya ve sömürmeye yönlendirir.

Böyle bir ifşanın sonucu olarak, egoist doğamızı onun karşıtı olan özgecil doğaya nasıl değiştirebileceğimize yönelik açıklamalara da açık hale gelirdik. Egoizmden özgeciliğe dönüşüme rehberlik eden eğitime katılarak, o zaman bu değişikliği gerçekleştirebileceğiz ve karşılıklı destek, ilgi ve bağ ile dolu farklı bir dünya hissedeceğiz.

 

Doğanın Bozulması

Soru: Günümüzde bazı araştırmacılara göre her onuncu evli çift, tıbbi yardım almadan çocuk sahibi olamıyor. Evli çiftlerin %40’ında kısırlığın nedeninin bir kadının hastalığı olduğunu ve vakaların %45’inde sorunun bir erkekte olduğunu belirtmekte fayda var.

Günümüzde bir insanın çocuk doğuramamasının manevi kökleri nelerdir?

Cevap: Bu, egoist gelişimimizin bir sonucudur. İhsan eden, hayat veren kısım erkekten gelir. Ancak egoizmimizle kendi içimize o kadar kapalıyız ki bunu bile yapamıyoruz. İçsel, zihinsel, manevi niteliklerimiz fizyolojik düzeyde kendini göstermeye başlar.

Bugünlerde cinsiyetlerle, birbirleriyle etkileşimleriyle, ne kadar kendi içlerine çekildiklerine bakın: kadınlar kendilerini kendi toplumlarına, erkekler de kendi toplumlarına kapatıyorlar. Bazı ikincil, alternatif cinsel tatmin biçimleri buluyorlar. Yani her şey doğal değil, her şey doğadan çok uzak. Ve bu büyümeye devam edecek.

Soru: Bu neden oluyor?

Cevap: Bu, tüm insan ırkının gelişimi boyunca devam eden uzun bir hikâyedir. Bir zamanlar Antik Yunanistan’da, Doğu’da vs. kadınlar arasında veya erkekler arasında karşılıklı çekim kültürlerinin tamamı vardı. Ancak bu mutlak bir norm değildi ve örneğin aristokrasi veya haremler gibi çok dar bir insan çevresi arasında geliştirildi.

Kişi buna ihtiyaç duyar, çünkü egoizmi nedeniyle karşı cinsle normal teması, sıcaklığı, en azından karşılıklı anlayış ve destek duygusu bulmak için gerçekten tatmin edici, zevkli bulmaz.

Bunun özellikle sinir sistemini, kalp sistemini ve diğerlerini etkileyen çok sayıda hastalığın nedeni olduğuna inanıyorum. Cinsiyetler arasındaki doğru ilişki insan doğasını dengeleyecek, stres, psikosomatik ve kalp hastalıklarında azalmaya yol açacaktır.

“İlişkilerde Çatışmaların Üstesinden Gelmek – Gerçekten İşe Yarayan (Ve Kimsenin İstemediği) Bir Çözüm” (Linkedin)

Her ilişki çatışmalardan geçer. Bunlar hoş değillerdir ama kaçınılmazlardır. Bir ilişkiyi derinleştirmek ve güçlendirmek için çatışmanın üstesinden gelmek gereklidir. Bir ilişkinin ancak bir takım çatışmaların üstesinden gelmesi durumunda kalıcı olacağına güvenebilirsiniz. Sorun şu ki, çatışmalar tatsız ve genellikle korkutucu olduğundan, onlardan uzak durmaya çalışırız. Şayet onları nasıl kabul edeceğimizi bilirsek ve onların üstesinden gelerek bağımızı daha yüksek bir seviyeye yükseltirsek, onlardan korkmayacağız ve hemen hemen her çatışmayı çözebilecek güçte olacağız.

Çatışmalar, çatışan çıkarlardan kaynaklanır. Bu açıktır. Ben bir şey istediğimde ve eşim başka bir şey istediğinde, öfkelenirim. Bu her ilişki için geçerlidir – insanlarla, evcil hayvanlarla ve hatta makinelerle (soğuk bir sabahta arabanız çalışmadığında attığınız küfürleri düşünün).

Eşler söz konusu olduğunda çözüm basittir ama yapması çok zordur: Birbirinizi dudaklarınızdan öpün. Tam da öfke anında, tam tersini yapın.

Daha derin bir seviyede, her insanın farklı arzuları, farklı düşünceleri ve hayata farklı bir yaklaşımı olduğunu anlamamız gerekir. İlişki, iki veya daha fazla farklı insanın bir bütün halinde birleşmesidir. İyi bir ilişkide, aralarındaki farklılıklar, her bir tarafın, ilişki olmasaydı geliştirmeyecekleri nitelikleri ve bakış açılarını geliştirmesine yardımcı olur. Negatif bir ilişkide, güç mücadeleleri tarafların büyümesini engeller, ezilen ve ezen durgunlaşır ve düşüncelerine yerleşir ve aralarındaki sevgi dağılır.

İyi bir ilişki emek gerektirir. Negatif ilişki doğal olandır. Olumlu bir bakış açısı oluşturmak için, benim bakış açımdan öyle olmasa bile, diğer bakış açısının da değerli olduğunu kabul etmeliyim. Eğer bunu kabul edersem, ki bu “kavga” konusunda biraz deneyim gerektirir, diğer bakış açısının bana kendi başıma geliştiremeyeceğim fikir ve bakış açıları sağladığını fark edeceğim.

Eşinizi tam kızgınken öpmek, artık kızgın olmadığınız anlamına gelmez ama kızgın olsanız bile eşinizi takdir ettiğiniz ve önemsediğiniz anlamına gelir ve öfkeniz sevginizi uzaklaştırmaz. Bu, bağınızın gücünün bir onayıdır.

İnsanların en bilgesi olduğu söylenen Kral Süleyman, bu yaklaşım hakkında şunları söylemiş: “Nefret çekişmeyi kışkırtır ve sevgi tüm suçları örter” (Özd. 1012). Başka bir deyişle, nefretinizi koruyun ama onu sevgiyle örtün; sevgiyi geçici öfkenizden daha önemli hale getirin.

Elde edeceğiniz faydalar çok büyüktür. Çatışmaları bu şekilde ele aldığımızda sadece kendimizi değil, eşimizi de değiştirmiş oluruz. Tek kelime etmeden, öğüt vermeden, nasihat etmeden, basitçe kendi örneğimizle sağlıklı bir ilişkinin yolunu açarız.

Kader Nedir? (Quora)

Kader, duygularımızda, yaşamlarımızda ve koşullarımızda yaşadıklarımızdır. Doğanın üzerimizdeki etkisinin ve doğa ile etkileşimimizin bir sonucudur.

Kaderimizin ne olduğunu öğrenebilme ve bunu yaparken de belirli bir miktar ve nitelikte çaba harcarsak kaderimizi yönetme yeteneğine sahip oluruz. Yani hem kaderimizi net bir şekilde anlayabilir hem de eğer istersek onun kontrolünü ele alabiliriz.

Kaderimizi anlamak ve onu kontrol etmek için öncelikle kendi işletim programımızı keşfetmemiz gerekiyor. Bunu yaparak, içinde bulunduğumuz süreci ve bunun bizi bir nesilden diğerine nihai bir hedefe ulaşmaya nasıl teşvik ettiğini net bir şekilde anlıyoruz.

Bu süreç, evrenimizin ortaya çıkmasından önce, yaratılışın başlamasıyla başlamıştır ve yavaş yavaş, şimdi içinde bulunduğu formdan tamamıyla başka bir forma geçeceği bir duruma doğru gelişmektedir.

Kabala ilminde “bu dünya” olarak adlandırılan mevcut realitemizde var olurken, kaderimizi değiştirme ve etkileme yeteneğine sahibiz. Kabala çalışmasıyla, kaderimizi her an etkilememize izin veren güçleri çekebilir ve bunu yaparak, maruz kaldığımız sayısız durumun doğasını değiştirebiliriz.

Örneğin, bir çocuğun ebeveynleri çocuğu okulda birinci sınıfa gönderdiyse, o zaman o çocuğun mezun olmadan önce birkaç yıl eğitim görmekten başka seçeneği yoktur. Soru, çocuğun bu yılları öğrenmekten ve başarmaktan zevk alarak mı geçireceği yoksa gereksiz bir yük taşımakla cezalandırılmış olarak mı hissedeceğidir.

Ulusal Karakterin Özellikleri

Soru: İskandinav ülkelerinde olduğu gibi, liderlerin dünya genelinde kendilerini sınırlandırabileceklerine inanıyor musunuz? Örneğin Finlandiya’da başbakan işe, güvenlik görevlileri olmadan ve hatta bazen bisikletle gidiyor.

Dünyanın bazı ülkelerinde böyle bir şeyi hayal etmek bile imkansızdır. Kimse bu kişiyi lider olarak algılamayacaktır. Seçkinlerin kendilerini korumak için kendilerine hakim olabileceklerini düşünüyor musunuz?

Cevap: Kendilerini korumak için – evet! Ama öyle bir zaman geldi mi bilmiyorum.

Bunun İskandinav ülkelerinde olması gerçeği, halk arasındaki özel ilişki ve ulusal karakterin özelliği ile açıklanır. Bu onlar için doğaldır. Bunun bir tür değişmez koşul olduğunu söyleyebilirim, genel olarak bu insanlara özgüdür.

Soru: Bu İsrail’de mümkün mü? İsrail ulusal karakteri bunu yapabilir mi?

Cevap: Hayır. Bu başka hiçbir yerde mümkün değildir.

Not: Ama Yahudiler adalete karşı en hassas olanlardır. Karşılıklı sevgi ve eşitliği ilk elde eden onlar olmalıdır.

Yorumum: Aynı zamanda onlar, İskandinav ülkelerinde görmediğimiz en şımarık ve en büyük egoizme sahipler. Orada insanlar çok seviyeli. Ancak burada insanlar herhangi bir sınırlama hissetmiyorlar. Bu onların içsel halidir.

Başkalarını Duymak Nasıl Öğrenilir?

Soru: Marina size şöyle yazıyor: “Başkalarını dinleme ve duyma yeteneğimi kaybettiğimi dehşetle anlıyorum. Ama buna sahiptim. Onu geri kazanmak mümkün mü?”

Cevap: Gerek yok. Tüm insanları duyman ve dinlemen gerektiğini düşünmüyorum.

Önce kendi içimizde ihsan etme konusunda nasıl düzgün çalışacağımızı öğrenmeli ve sonra insanları dinlemeye başlamalıyız. Ancak sadece dinlemeye başlarsanız, onların sorunlarıyla dolacaksın. Onların ıstıraplarıyla hasta olacaksın ve bundan da bir hayır gelmeyecektir.

Soru: O halde insan önce kendini başkalarını dinlemek için hazırlamalı mı?

Cevap: Evet. Çok iyi bir algılama sistemine, bilginin doğru işlenmesine, bu işlemenin sonucundan doğru geri bildirime sahip olmak gereklidir ve o zaman başkalarına doğru bir şekilde, düzgün bir şekilde davranabileceksiniz, birleşebilecek, tedavi edebilecek ve yardım edebileceksiniz. Aksi takdirde, ne yapacaksınız ki? Oturup ağlayıp her zaman empati mi yapacaksınız? Kimsenin buna ihtiyacı yok.

Soru: Yani sadece gerçek bir amaç varsa (birine yardım etmek) kişi o duruma ulaştığında, o zaman duyacak ve dinleyecek mi diyorsunuz?

Cevap: Evet. Bu nedenle, diğer insanlarla olan bağımız, perde, Machsom, sınır adı verilen koruma yoluyla inşa edilir. Bu bir kalkan gibidir. Kendime ve başkalarına karşı çok sertleşirim ve onlardan ne aldığımı, onlara ne verdiğimi vb. çok ciddi bir şekilde sıralamaya başlarım.

Bu, kendine karşı katılık ve başkalarına karşı katılıktır, böylece onlar da dağılmadan doğru bir şekilde anlaşılmaya başlarlar. Bu, kibar olmak anlamına gelmez; bir ıslahtır. Bu çok, çok önemlidir. Her şey düşünülmeli, net bir şekilde tartılmalı ve ortak hedefe, doğru bir şekilde yönlendirilmelidir.

Buradaki sonuç çok basittir, var olma hakkına sahip olan herhangi bir doğru gelecek, insanlar egoizmlerinin üzerine çıkıp tamamen yeni bir sistem, yeni bir iletişim ağı ve aralarında etkileşimler yaratmak için birlikte çalışmaya başladıklarında yaratılabilir. O zaman tüm sorunlar ortadan kalkar ve insanlar tamamen yeni bir topluma dahil olur.

Soru: Peki Marina diğer insanları ne zaman duyabilecek ve dinleyebilecek?

Cevap: Aralarında doğru, karşılıklı ve yeni iletişim olduğunda, o zaman başkalarını duyabilecektir. Herkes sadece diğeri için, herkes için çalışır ve her şey insanın kişisel, özel egoizminin üzerine çıkar.

İnsanlar bu koşula ulaşacaklar. Bu doğanın gerekliliğidir! Duygusal olmak, inançlı olmak zorunda değilsin, öyle bir şey değil. Ya o, ya da hiçbir şey olduğunu önümüzde göreceğiz.

Soru: Neden onu bu kadar üzüyor? Şöyle yazıyor: “Bu hediyeyi kaybettiğimi dehşetle anlıyorum.”

Cevap: Bunun nedeni egoizmden kopmaktır. Ama bunu herkes yapmalı ve uzun süre onun içinde olmalıdır. Ta ki kişi “bu kadar, bu kapıyı kapatıyorum, bununla hiçbir ilgim yok, eylemlerimi ve ilişkilerimi başkalarıyla sadece onlar için paylaşıyorum, kendim için değil” sonucuna varana kadar.

Böyle bir paradigmaya, böyle bir ilişkiye geçtiğimde hemen kendimi özgür hissetmeye başlarım! Bu geleceğin toplumudur.