Category Archives: Tora

Neden Tora Adem’den Başlar?

thumbs_laitman_253Soru: Neden Tora İbrahim’den ya da Sina Dağın’daki biraraya gelmeden başlamaz da, bunun yerine Yaratılış ve Adem ile başlar?

Cevap: Asıl konunun, Ruh’un parçalara ayrılması ve sonrasında Tora’nın sadece bu parçaları biraraya getirip tekrar birleştirilmesi, birbirlerine yapıştırılması ve bu sayede de bu birleştirilmiş kapta Yaradan’ı keşfetmemiz için verildiğini anlamamıza yardımcı olması adına, Tora, Adem ile başlar. Fakat, eğer bu şekilde başlamasaydı ve Ruh’un parçalara ayrılması olmasaydı, o zaman tüm diğer eylemler tamamen anlamsız olacaklardı.

Bu yüzden, Tora, İbrahim zaten bu parçalanmanın bir sonucu ve zaten düzeltmenin başlandıcı olduğundan, İbrahim ile değil, Adem ile başlar. Tora’nın verilmesinden de başlamaz, çünkü o da, düzeltmenin planının ve aracının alınmasıdır. Tora, Yaradan’ın tamamen ifşası ile biter ve bu da tamamen düzeltilmiş ve art arda güçlendirilmiş olan Adem’in Ruhu’nun içindedir.

Kabala ve Din arasındaki fark nedir?

Kabala ve din arasında bir ilişki yoktur. İnsanların bir Kabala metni almış olduklarından dolayı  din ortaya çıktı. Fakat nasıl doğru şekilde okumak ve anlamak gerektiğini bilmiyorlar.

Kural olarak, dindar bir adam, Tora’yı veya üst dünyaları edinmiş Kabalistler tarafından yazılmış herhangi bir kitabı açtığında bunları bizim fiziksel dünyamızın maddi suretine göre, örneğin anladığı terimlere göre yorumlar.

Örnek olarak, atalarının yolculuğunda, o bunu yer küredeki yolculuğu olarak algılar; kendi içindeki egoizmin değişik seviyelerindeyken bunu algılamaz. Kişi öldürmeyi, yenmeyi, zaferleri, diğer olayları ve Tora’da yazan hadiseleri, dünyamızdaki türlü çeşit macera olarak tahlil eder. Kişi sanki bir küçük çocukmuş gibi, siz ona daha yüksek şeylerden bahsederken, onun sizin anlattıklarınızı kendi etrafındaki olayları algılayış seviyesinde idrak edebildiği yerdedir.

Sorun aslında manevi dünyanın ve bizim fiziksel dünyamızın anlatımı için yalnızca bir dilin olmasıdır. Bu nedenle, bizim fiziksel dünyamız seviyesindeki bir kişi, her şeyi harfi harfine algılar ve bu da dinin kaynağıdır. Fakat manevi seviyede olan bir kişi bunu doğru şekilde yorumlar. Nitekim onun için bu Kabala’dır, üst dünyalar ve Yaradan ile birbirine tesir etme anlamına gelir.

Soru: Dindar bir kişi Kabala ile kendisini nasıl ilişkilendirir?

Cevap:  Denir ki, her insan kendi seviyesinden her şeyi sorgular. Yani kişi kendi bozuk algı derecesine göre bunu yapar. İşte burada büyük bir sorun oluşur.  

Kabalistler sıradan dindar kişilerin, kendilerinin dar ve sınırlı algıları içinde Tora’yı yanlış şekilde  yorumladıklarını anlarlar. Fakat onlar kendilerinin basit inanç seviyelerini bu şekilde tutmaya ihtiyaçları vardır. Onlar Tora’yı bu şekilde, kendi usulleriyle, ta ki ıslahları gelene kadar çalışmalılar.

Dindar kişiler Kabala’yı maddi seviyeye bağlarlar ve Kabalistler’in bunu farklı şekilde (daha yüksek bir seviyede) anladıklarını, bir çocuğun yetişkini anlayamaması gibi, fark etmezler. Bu nedenle,  Kabalistler’e kızarlar ve Kabala’nın zararlı bir şey olduğunu ve kişiyi dinden uzaklaştırdığına inanırlar. Kabala gerçekten bir insanı dinden alıkoyar, çünkü Kabala kişiye gerçek sükuneti ve evrimin doğru gayesini gösterir.

Hakikat şudur ki, dindar bir kişi emirleri bencilce bir şekilde uygular; yalnızca bu fiziksel dünyadaki iyi yaşam için ve bir sonraki dünyadaki cennet için. Bunun birlik ve ”dostunu kendin gibi sev” kuralları ile bir ilişkisi yoktur.

Bir Kabalist ”dostunu sev” koşulunu yerine getirir, çünkü bu onun bütün yaşamının temelidir. Burada da Yaradan’ı ifşa eder ve ihsan etmeye, sevgiye erişir.

Bu nedenle, Kabala’nın ve dinin tamamıyla farklı gayeleri vardır. Değişik yöntemler ve Tora’ya farklı bakış açısı. Bu derin zıtlaşma birbirlerini ayırır ve karşılıklı iten zıt taraflar haline getirir. Umut edelim ki, er ya da geç dindar kimseler, dinden Kabala’ya derece derece dönüşümün önemini anlarlar.

22.10.2014 tarihli, Kabtv’den ”kısa hikayeler” 

Kısa Hikayeler: Sina Dağı’na Tırmanırken

thumbs_laitman_546_03Mısır’daki yaşamın her türlü kademelerinden ve Mısır’dan çıkışı geçmiş olan İsrail insanlarının eriştiği seviyeye Sina Dağı denir. Onlar kocaman bir kötü eğilim dağı ile karşı karşıya kaldıklarını anlamaya başlarlar. ”Sina” kelimesi ”nefret” (karşılıklı nefret) kelimesinden gelir; insanların birbirlerine karşı hissettiği derin bir geri itme, birbirlerine karşı hissettikleri bu hissiyat Mısır’da hissetmiş olduklarından çok daha fazladır.    

Mısır’da veya kadim Babil’de iken bunu anlamamışlar ve bunların tamamıyla farkında değildiler; şimdi kötü eğilim bütünüyle onlara ifşa oldu.

Bunun neticesinde insanlar kendilerini şaşırmış ve çaresiz hissederler ve hatta ne yapmaları gerektiğini bile tahmin edemezler. Musa, onlar ve Yaradan arasındaki bağı onarmak konusunda söz vererek onların zihinlerini rahat ettirir. Bu onun görevidir çünkü o İsrail insanları ve Üst Güç arasındaki bağdır. İnsanlar onun yardımı ve rehberliği, onun Yaradan ile bağlantısı olmadan bir şey yapamazlardı.

İnsanlar bu bağı hissetmediklerinde ve Mısır’a geriye dönmeye hazır olduklarında, o Sina Dağı’na tırmanır. Onlar için temel olan şey, tutunabilecekleri bir şeyin olması! Nefret basit insanları korkutur.

Herkesin sizden nefret ettiği bir apartman binasında oturduğunuzu hayal ediniz. Binadan dışarıya çıkmaya ve camı açmaya korkarsınız, her taraftan gelen kocaman nefreti hisseder, uyuyamaz ve iştahınızı kaybedersiniz. Bu çok berbat bir durumdur! Bütün bunlar Sina Dağı’nın eteğinde ayakta duran insanların hissettikleri şeyin aynısıdır. Egolarının gerçek doğası onlara ifşa olmuş ve bunun üstesinden de herhangi bir şekilde gelemeyeceklerini anlamışlardır. Nitekim kısa bir süre önce kendileri ile bağ içinde olmuş olan Yaradan’ın yardımı ortadan yok olmuştur.

Fakat Musa onlara, bu bağ seviyesine yükseleceğine, onlar arasındaki bağı yeniden kuracağına ve onları bu nefretten çıkaracağına dair söz vermişti. Ego dağının üzerine yalnızca o yükselebilir fakat bu içimizde olan yalnızca küçük bir niteliktir.

O, İnsanlardan bağını kopardığı anda, insanlar Yaradan ile bağ kurma umudunu yitirirler ve gördükleri tek umut onları bir araya getirebilecek altın buzağı oluşturmak olur. Tutunacakları başka bir şey olmaz.

Onlar mücevherlerini çıkartarak, bağış yapmaya hazır olurlar ki bir şeyler onları birleştirsin. Çünkü hissettikleri derin nefret ile karşılaştırıldığında, altın buzağı içerisinde kıyafetlenmiş küçük ego en azından onları bir derece birleştirir.

Sina Dağı’ndan indiği zaman, Musa kendisi vasıtası ile Yaradan’a ulaşmak isteyen insanlara onların arasında irtibatı inşa etmek için yaklaşır. Fakat bir kere daha görür ki onlar egolarına boyun eğerler (altın buzağı). Daha sonra Sina Dağı’nda kendisine ulaşan anlaşmanın iki yazıtına riayet etmez çünkü onlar, onlara uygun olmayan farklı bir seviyeye düşmüşlerdir.

Musa dağa tırmanır, yani yine ego ve üst seviye üzerindeki sevgi ve ihsan ile bağ kurduğu zaman, Yaradan’dan ikinci bir talimat alır. Bu manevi seviyeden düştüğünde, o, insanlar birliğin planını getirir: kendi aralarındaki içsel yaklaşmalarının içindeki birlik içinde Yaradan’ın ifşası..

Bu plan tüm belli başlı Tora kurallarını dahil eder ve bunlardan en önemlisi de ”dostunu kendin gibi sev”dir ve insanlar buna uymaya ve birlik olmaya hazırdırlar.

Sina Dağı’nda Musa’nın ikinci kez düşüş yaşaması gününe Yom Kipur (Kefaret günü) adı verilir. İnsanlara iki yazıtı getirir; yani 10 koşulun, Mısır’dan çıkışa ilişkin on musibet ile karşılaştırılması.. Manevi seviyede bu koşulları yerine getirerek, aralarında Yaradan’ın ifşa olduğu bir birlik seviyesine ve O’nunla tam anlamıyla bir bütünlüğe yükselirler. Bu onların ıslahı için bir amaçtır.

22.1.2014 tarihli Kabtv’den ”kısa hikayeler”

Öğünü Yemek – Sunu

“Vayikra” (Tzav), 6:9: Ve Harun ve oğulları ondan geriye ne kalmışsa yemelilerdir. O, mayasız ekmeğin, kutsal yerde olması gibi yenmelidir; onu Buluşma Çadırı’nın avlusunda yemelilerdir.

Harun, Büyük Kohen’dir. Kohen, ekmek, işlenmiş un ve tütsü, kişinin içindeki ihsan etme niteliğini sembolize eder. Bu, herkesin kendi en iyi niteliklerini aldığını ve bu nitelikleri diğerlerinin faydasına olacak olan, ihsan etmeyi tamamlamaya getirdiği anlamına gelir.

Fakat Bina seviyesinde, tam ihsan etme niteliğinde olduklarından dolayı sadece Harun ve oğulları mayasız ekmeği, Matsa’yı yiyebilirler. Geriye kalan ve bu seviyede olmayanların hepsi, almak için yiyecekleri için bu yiyeceği yiyemezler ve bu da manevi ölüm olarak değerlendirilir.

Bu yüzden, Harun ve oğulları öğün-sunu üstüne çalışarak yükselirler ve tüm diğerleri düşerler.

24 Mayıs 2014’de yayımlandı  
KabTV’den “Sonsuzluk Kitabının Sırları, 12/10/13

Tora’nın Alegorilerinde Manevi Eylemler

Zohar Kitabı, “VaYikra,” madde 73: Tüm kurbanlar erkek ve dişidir, çünkü kurban kalbin üstündedir, onun hakkındaki düşünce ise kalbin üstündedir. Ve kalp ile ilgili olanın ne olduğu bilinecektir,  ki bu düşünce demektir.

Akıllıca düşünce bir erkek olarak addedilir ve kalp bir dişi olarak addedilir, Bina, kalp Hohma’dan aldığını anlar ve kurban yukarı doğru yükseldiğinden dolayı tamamen erkektir.

Tora’daki tüm alegorileri (kurban, ateş, duman, vs.) maddi kavramlara göre resmetmeye çalışmanın bir anlamı yoktur. Herşey düşüncenin üzerinde olmak zorundadır ve düşünce tamamamen soyuttur.

Bu sadece içsel duygusal düzeltmelerden söz eder, kişinin arzuları ve niyetleri üzerinde çalışmasıdır, bundan fazlası değil. Tora, fiziksel seviyede bu eylemleri gerçekleştirmeye bizi zorlamaz.

Biliyoruz ki, ikinci Tapınak’ın son günlerinde, insanlar büyük bir coşkuyla Tora’da yazılı herşeyi yaptılar, hatta zavallı hayvanları bile yaktılar, ama içsel düzeltme ile uğraşmadılar, böylece ikinci Tapınak yıkıldı. İlk Tapınak’ta da aynı şey olmuştu ve o daha da yüksek bir ruhsal seviyedeydi.

İnsanlığın bedensel seviyeye tamamen düşüşü yavaş yavaş böyle gerçekleşti ve içsel ıslah mekanik hareketlere boyun eğdi.

Tora’daki tüm talimatları kelimesi kelimesine anlamamalıyız, kurbanları yemeliyiz diye söylüyorsa, Hohma’nın Işığını, düzeltilmiş arzularda bilgelik ışığını almalıyız anlamına gelir, yani kelime anlamıyla et yemeliyiz demek değildir.

Tora’nın alegorileri, içindeki fiziksel dünya ile ilgili olandan tamamen farklı görüntüler ve duygular çağırmasına hazırlıklı olmayan bir kişi için, çok kafa karıştırıcıdır. Bu lisandan, Tora’nın sadece manevi eylemlerden bahseden gerçek anlamına geçiş, büyük bir sorundur.

Yayım tarihi: 11 Nisan 2014

KabTV’den “Ölümsüz Kitabın Sırları” 10/24/13

Merhamet Kuvvetinin Hakimiyeti Altında

VaYikra,”1:4: “O elini yakmalık sununun başına koymalı ki, sunu onun kefareti olarak, adına kabul edilebilsin.”

Hesed, (merhamet), sağ el, tüm düşüncelerimizin ve hislerimizin üzerinde olmalıdır çünkü ihsan etme, sevgi ve merhamet herşeyin üzerindedir. Genel olarak, Hesed, (merhamet), dünyamızda bir zayıflık olarak kabul edilir. Eğer bir kişi beni çok severse, o zaman bana karşı her zaman merhametli olur, ben de egoistik olarak bunu kendi faydama kullanmaya başlarım ve çok yakında da “başının üstüne oturmaya” başlarım.

Ancak maneviyatta bu tam tersidir. Hesed, (merhamet), en büyük, en yüce niteliktir. Tüm manevi dünya onun üzerine kurulmuştur.

Bu niteliği edinmiş olan kişi tüm arzularını ve niyetlerini getirir (“baş” niyettir) mantık ötesi seviyesine getirir. Mantık ötesi inanç içerisinde çalışmaya başlar ve niyetlerini sadece ihsan etmeye yönlendirir.

Bu  yüzden, Tora, bizlere Yaradan’ın, elini, yakmalık sununun başına koyar der, sanki O, niyeti ona verir gibi. Bu, tüm arzular ve düşüncelerin, akıl ve kalp, O’nun tarafından verilen yeni bir kuvvet tarafından, Merhamet Kuvveti tarafından, yönetilmesi  demektir.
22 Nisan 2014’de yayımlandı

KabTV, “Sonsuzluk Kitabının Sırları” 13 Kasım 2013

Ceza Yoktur, Yalnızca Islah Vardır

Tora (, ”Exodus”, 21:18-21:19: Ve eğer erkekler kavga ederlerse ve biri diğerine bir taş ile veya bir yumruk ile vurursa ve ölmez de hasta olup yatağa (onun) hapsolursa, eğer kalkar ve destek ile dışarıda yürürse, ortada saldırgan bir kimse kalmaz; onun yalnızca (ödeme) kendi (mecburi) tembelliği için vermesi gerekir; ve kendi tedavisini karşılamalıdır.   

Dünyasal açıdan baktığımızda, bunun ne hakkında olduğunu anlarız, fakat daha derinden incelediğimizde bizler bunun çok daha fazla karmaşık olduğunu keşfederiz. Bu topluma kendisinin yaşadığı zorluklar ve sıkıntılar sonucu adapte olan bir kişi hakkında, normal olmak, bunun bütünsel parçası olmak hakkındadır ve her kim bu yarayı açtıysa, onun bunu karşılaması gerekir.

Soru: İçsel çalışmada ”ve biri diğerine vurur” ne anlama gelir?

Cevap: Kişi bütün dünyayı içine dahil eder ve içinde bir savaş var ise, kişinin kendisinin hakim olması ve kendi seviyesine göre, neyin ”kendisi için” ve ”kendisine karşı” olduğunu açıkça ve kesin bir şekilde göz önünde tutmalıdır.

Daha üst bir mahkeme vardır, bölgesel, yöresel vs.. bu demektir ki, ortaya çıkan problemlerin derinliğine göre değişik seviyeler vardır. Bu problemler insanlar arasındaki basit bir diyalog ile çözülebilir. Bazı problemler vardır ki, onlarda da üçüncü bir şahıs aracılığına ihtiyaç vardır. Tora üçüncü şahısın aracılığı konusunda yazar, yani özel durumlarda ne yapılması gerektiğine hakim karar verir.

Bu bizim davranışımız içindeki üç çizgi hakkındadır. Bazı durumlar vardır ki, özel üst güçler aracılığı ile koşullar vs. ile çözümlenir.

Tora hapis konusuna değinmez. Tora’ya göre, yalnızca yetersiz değil ama aynı zamanda da kişiyi toplumdan izole etmek de kişiye zararlıdır. Kişiyi toplumdan izole etmek gibi daha büyük bir ceza yoktur; nitekim kişi kendisini orada tamamlar ve şayet onun bundan bağını koparır iseniz, ölü sayılmış olur. Yani izole olunamaz. Bizler kişiyi bir gruptan diğerine uzaklaştırabilir, ona daha uygun olacak şekilde onun seviyesine uyacak şekilde yönlendirebiliriz.

Geçmişte, mülteciler için sığınılacak şehirler vardı. Bu kişiler günah niyetinde bir suç işlediklerinde oraya kaçarlardı. Fakat o şehirden ayrılırsa, yakalanıp cezalandırırlardı. Sığınma şehrine gitmesi, mülteci konumuna girmesi ise o kişinin ıslahı idi.

Bu demektir ki, Üst İlahi Güç, kişinin üzerinde öyle bir şekilde işlevini sürdürmüştür ki, niyet etmeden başka birisini öldürmüş veya diğer kimseye bir zararı dokunmuştur. Bu demektir ki, bu harekette yer almamış, kendi açısından buna niyet etmemiştir. Fakat içsel açıdan bakıldığında, bu davranışı kendi doğasının ve o kişi ile bağının bir parçası olmuştur. Ortaya çıkan şey ise, niyeti bu olmasa da, kişiye zararı dokunmuş veya kişinin ölümüne sebep olmuştur. Şimdi bunu düzeltebilmesi için uzağa gitmesi gerekir. ”Ceza” kelimesi Tora’da yer almaz; orada yalnızca ”ıslah” kelimesi geçer.

Kabtv’den, ”Ebedi Kitabın Sırlarından”, 29.4.2013   

Birçok Sorun Var; Sebebi Tek

Tüm Tora gibi Zohar Kitabı, sadece aramızdaki bağ hakkındadır, birliğe geldiğimizde bağımız yeni bir gücü açığa çıkartmaktadır. Her an adeta birkaç “kilogram”lık bir güçle karşılıklı bağımızın merkezine girmeyi deniyormuşuz gibi tek diğeriyle bağ kurmak amacıyla kendimizi zorluyoruz. Biz bir kez bağ inşa etmek için yeterli güç oluşturduk; “Assiya Dünyası” olarak tanımlanan özel bir bağ türünü açığa çıkardık. Daha yüce bir heyecan oluşturduğumuzda bu bağa ifşa olunan (açığa çıkan) “Yetzira Dünyası” denir. Böylelikle daha yukarı manevi seviyelere tırmanırız. Bundan fazlası yok.

Böylece Zohar’ı okurken sıklıkla bir diğeriyle daha kuvvetli bir bağ kurmayı ve bağımızın ne olduğunu öğrenmeye çalışırız. Keşfettiğin bağ sayesinde karşılıklı ihsan etme derecesine ulaşırsın ve karşılıklı ihsan etme derecesine göre özel bir güç olan Yaradan’ı keşfedersin. Buna “Yaratılmış olanların sevgisinden Yaradan sevgisine ulaşmak” denir.

Hakkında düşünmemiz gereken tek koşul budur çünkü bu koşuldan başka hiçbir şey yoktur. Her seviyede sadece bu koşulun gizliliği ve ifşası (açığa çıkması) mevcuttur. Henüz yeterince kuramadığın ama şöyle böyle kurduğun bağın derecesine göre her şeyin içinde umutsuzca ızdırapları, füzeleri, ekonomik sorunları hissedersin. Tüm bunların sadece tek sebebi bulunmaktadır: Diğerleriyle güçlü bir bağ kuramamış olman!

(22 Kasım 2012 Tarihli Günlük Kabala Dersi 2. Bölüm, Zohar)