Category Archives: Tora

Hepimiz Birbirimize Bağlıyız

thumbs_laitman_553Soru: Yaşadığımız tüm problemlerin bir nedeni var mı?

Cevap : Eğer eşimizle, çocuklarımızla, komşularımızla, işde, hatta kendi içimizde çatışmalarımız varsa bu, Firavun denilen egonun bizi yönettiği anlamına gelmektedir.

Soru:  Ama, Tora’nın anlatmış olduğu Mısır’daki esaret, sadece çok eski zamanlarda yaşanmış ve çok uzun süre önce de tamamlanmıştı.

Cevap: Firavun bizleri her zaman yönetir, hatta şimdi bile. Tora’da anlatılan olaylar belli bir zamana ait tarihsel hikayeler değillerdir. Bizler hâlâ aynı egonun, bizlere normal bir hayat yaşamamıza engel olan egoistik doğamızın boyunduruğu altındayız.

Günümüzde özel bir dünyada ve özel bir zamanda yaşıyoruz. Hepimiz, tek bir ağa bağlı entegre bir dünyada, entegre bir ekonomide ve birbirine bağımlı bir şekilde yaşıyoruz. Eğer uluslararası toplumlar belli bir ülkeye karşı  bazı yaptırımları uygulamaya alırsa, o ülke ile bağlantılarını keserlerse, örnek olarak İran gibi, herkes diğer herkese bağlı olduğundan dolayı o ülke batar.

Bu bizlere, herkesin birbirine bağlı olduğu, ne tarz entegre bir dünya içinde yaşamakta olduğumuzu gösterir. Eğer bu birbirine bağımlı dünyada iyi ilişkileri korumazsak, kendimize zarar vermiş oluruz.

Bu yüzden, tüm uluslar, tüm ülkeler, bir ülke içindeki siyasi partiler arasındaki ilişkileri onarmayı başaramazsak, en basitinden kendi kendimizi yok etmiş olacağız. Doğanın genel kanununa ters bir şekilde hareket edersek hiçbir şey bize yardımcı olamaz.

Soru: Ama hepimizin birbirimizle iyi geçinmediği gerçeği var ve bizler hâlâ yaşamaya da devam ediyoruz.

Cevap: Bu yüzleşmenin bir sınırı vardır. Ne kadar daha fazla büyüyebilir ve devam edebilir. Bu yüzleşmelerin nedeni bizleri sadece kendimiz hakkında düşünmemize zorlayan kendi doğamızdır. Ancak kişi kendi iyiliğinin ve refahının diğer herkese bağımlı olduğunu anlamaz. Aptal egomuz böyle ilkel bir şekilde işler. İnsanlar, diğerleri ile iyi ilişkiler kurarak, aramızda bağ kurarsak bundan sadece faydalanacağımızı anlayamazlar.

Soru: Görünen o ki, tam tersine eski zamanlardaki ilkel toplumlarda, insanlar daha fazla bağlantılıydılar ve bizler geliştikçe birbirimizden daha da uzağa düşüyoruz.

Cevap: Eski toplulukları ilkel olarak değerlendirmeyiniz. Onlar birbirlerine bağımlı olduklarının farkına varmışlardı ve birbirlerine bağlıydılar da ve bu bağlar olmadan da hayatta kalamazlardı.

Modern toplumun problemi şu ki, teknolojik gelişmeler neticesinde bizler oldukça yüksek bir seviyeye ulaştık ve görünen o ki, birbirimizden bağımsız bir şekilde yaşayabiliyoruz ve herkes de kendini cep telefonu ve bilgisayarı ile evine kilitleyerek hiçkimseyi görmek dahi istemiyor. Buradaki ana nokta kişi kendisine dokunulmasını istemiyor.

Aramızdaki bu bağlantının eksikliği ya da negatif bağlantılar, egomuz yani Firavun olarak adlandırılır. Diğer hiçkimseyi gözönüne almak istemeyiz ve birbirine bağımlı karşılıklı bir ağ içerisinde olduğumuzu anlamayız ve bu özellikle İsrail halkı için geçerlidir. Bizler, birbirimize her zaman bu ölçeğe göre değer vermeliyiz: diğerlerine karşı olmamızın ya da onları destekliyor olmamızın derecesine göre.

Tüm Torasadece, Tora’nın çok büyük bir kuralı olan “Dostunu kendin gibi sev” ile ilgilidir. Bu kural herşeyi içinde barındırır ve doğru birliğe ulaşmak dışında da başka birşey yoktur.

İsrail Radyo Program’ından  103FM, 15/03/15

Manevi Yükselişin Seviyeleri

thumbs_laitman_553Tora’nın haftalık bölümlerini (Peraşa) okurken genel resme odaklanmaya devam etmeyi denemeliyiz çünkü Tora bizlere geniş, kapsamlı ve bütün bir birliğe nasıl ulaşacağımızı söyler.

Birlik yolunda ego tekrar tekrar ve artarak ifşa olmakta ve ego büyüdükçe bizler de onun üzerinde artarak daha büyük bir birliğe olan ihtiyacı keşfetmiş oluyoruz.

Ego, bize karşı hareket eden yardımcımızdır ve bize karşı bir yardım olarak hizmet eder, ancak aynı zamanda ego tüm kusurları, eksiklikleri ve  içinde bulunduğumuz koşulların zehirli buharlarını ifşa eder.

Ego, insanların, duran, bitkisel ve hayvansal doğalarına doğru olan tüketici tutumlarında ifşa olur, fakat özellikle aramızdaki ilişkilerde. Kıskançlık, haset, otorite, ünlü olmak için can atma ve saygı bizlerin ana büyük problemleridir.

Bu yüzden, düzetmelerimizin amacı, kişiyi tek eşsiz bir sistemde, herkesle uyum içerisinde birlik ve bütünlük koşuluna getirmektir. Bu, Tora’nın, Işık’ın, bize verilen tüm kusurları düzeltmesinin nedenidir. Kusurlar, bizim onları tanımlamamızın derecesine göre düzeltilirler yani, bizim onları gördüğümüz şekle göre.

Kusurların üzerine aramızdaki daha büyük bir birleşme ve birlik için yükselerek, kutsal günler, haftanın günleri, Şabat ve Aybaşı (Roş Hodeş), dünyanın milletleri, Leviler, Kohenler, İsrailliler v.b. olarak adlandırılan seviyelere yükselmiş oluruz.

Bu seviyelerde, bir seviyede Kral Davut’un, sonrasında Kral Süleyman’ın ve sonra Musa’nın, Harun’un, Yusuf’un ve Yakub’un seviyesinde olarak manevi yükselişin tüm diğer destekleyici sütunlarını görmüş oluruz.

Bu seviyelerden geçen bir kişi olarak, kişi, mümkün olan en çok seviyede olarak, en alçak seviyeden en yüksek seviyeye doğru yükseldiğini hisseder. Kişi, tüm günleri, kutsal günleri v.b. deneyimliyor gibi görür. Bu destekleyen sütunların herbirinin koşullarının içine girer, onlara bağlanır ve tüm insanlık ile birleşir. En sonunda, tüm dünyayı içinde birleştirir ve insan Adam haline gelir, (Adam; İbranice “Domeh” kelime kökünden gelen – benzemek), yani Yaradan’a benzer.

Bu yüzden, hepimiz, önceden belirlenmiş bütünlüğe ulaşana kadar, Tora’nın bize gelişimimizin temel seviyeleri hakkında söylemiş olduğu herşeyi algılamamız gereklidir.

Soru: Yeni yıl (Roş Aşana) ile başlayan kutsal günlerin sırası ilerledikçe, kişinin hislerinde kalır ve sonrasında buna göre Nuh, İbrahim v.b. gibi mi devam eder?

Cevap: Herkes bunu kendi kişisel yolunda deneyimler.

Eğer, genel ruh, parçalara bölünmemiş olsaydı ve kendini belli bir amaç yolunda düzelten, özellikle bunun için olan tek bir ruh olsaydı o zaman tüm seviyelerden belli bir sırada geçiyor olurdu.

Ancak, bizler herbirimiz karşılıklı olarak bağlı olduğumuzdan ve sadece aramızdaki bağ ile düzeltilebileceğimizden, içimizde yine karşılıklı olarak birleşmiş olan tüm bu seviyelerden ve Tora’da İbrahim, İshak, Yakub olarak adlandırılan bu figürlerden, seviyelerden geçmemiz gereklidir.

Tüm bu figürler, Adam (Adem) olarak adlandırılan seviyeye ait, manevi seviyeler ve bu figürlerin içsel içerikleridir. Seviyelerin kendileri de Şabat, haftanın günleri, kutsal günler, aylar ve yıllar olarak adlandırılırlar.

Bu, duran, bitkisel ve hayvansal doğadan meydana gelmiş olan bir bütün sistemdir; her seferinde artarak daha büyük bir uyum edinerek,  integral bir bütünlükte gelişen tüm dünya.

KabTV’den  “Ölümsüz Kitabın Sırları” , 28/ 4/ 14

Ego Çöp Yığınının Üzerindeki Umut Kıvılcımları

laitman_2008-12-24_8202_wSoru: Tora’nın verilişi, saf olmayan 49 kapıdan geçiş ve Mısır’dan çıkış esnasında olan bağ koşullarının arasındaki fark nedir?

Cevap: Saf olmayan 49 kapı bizim tüm kaplarımız, bütün arzularımız, kalplerimiz olup, hepsi almak içindir, dipteki atılmış çöptür. Yalnızca kalpteki nokta, ihsan kıvılcımı her bir kalpten dışarı çıkar ve bütün bu kıvılcımlar bir olacak şekilde bütünleşir.

Bu  birleşmiş kıvılcımlara Musa adı verilir. Onlar Yaradan ile bağ kurmak isterler ve bu nedenle dağın tepesine doğru yükselirler ve bu esnada tüm kalpler saf olmayan 49 kapı içinde kalırlar. Mısır’dan çıkış esnasında, Yaradan’ın ifşasının gerçekleşmesi, kıvılcımların kalplerden ayrılabilmesi, onları egolarından çıkarmak için gerekliydi.

Kıvılcımlar kalplerden ayrıldığı zaman, onlar Tora’ya erişmek için bir kap olacak şekilde birleşebilirler. Sonuçta, Tora’nın Işığı edinildiğinde, her seferinde kalplerin seçilmiş bölümünün alınıp ıslah edilmesi gereklidir. Onları hazırlamak ve kıvılcımların boyuna doğru yükseltmek gerekir.

Bu aşamaya ihsan etmek için ihsan adı verilir, alma arzusunun ihsan etme boyuna yükseltilmesidir. Daha sonra da ihsan etmek için niyet ile daha fazla çalışma vardır.

Kabala sabah dersine hazırlıktan, 3/6/2014

Denizi Ayıran Doğa

thumbs_laitman_744Midraş ”Beşalah”: Deniz henüz ayrılmamasına rağmen, İsrail oğulları dev dalgalara doğru daha derinden hareket etmeye devam ettiler. Su onların boyunlara kadar yükselmişti.

Musa elini yuvarlanan dalgalara doğru uzattı ve denize emretti, ”Yaradan adına, yolu aç!” Fakat deniz bu emre uymadı.

Deniz 6 günlük evrim içinde oluşmuş olan sınırlarını değiştirmek istemedi. Yaradan Musa’ya ekibinin sayısını artırarak denizi tehdit etmesini emretti. Ev sahibinin sopasını asi hizmetkarına kaldırdığında olduğu gibi. Fakat dalgalar geri çekilmedi ve kabarmaya devam etti. 

Daha sonra Şehina (Yaradan’ın mucizesi) denizin önünde belirdi ve deniz ayrıldı. ”Niçin şimdi, deniz, gittin mi?” diye sordu Musa. Cevap geldi: ”Ben yalnızca dünya kralının kendisi adına geriye çekildim!”

Uzak mesafede olan ülkelerde bile denizin gürültüsü ve kırılması duyulmuştu. Bu noktada, yalnızca Yam Suf  (son deniz) ayrılmamıştı, fakat bütün ülkelerdeki göller ve kuyular ayrılmıştı, hatta testilerdeki sular bile ayrılmıştı!

Nitekim bütün dünyada bir mucize ortaya çıkmıştı! Yam Suf  suyu (son deniz suyu) kendi malum yerini aldıktan sonra, dünya etrafındaki bütün sular ise kendi doğal seviyesine döndü. 

İnsanların hareket edişleri Bina’nın genel doğasında gerçekleşir ve Bina’nın tüm bölümleri, nerede olurlarsa olsun, Bina’nın doğasını Malhut’un doğasına gömmüştü. Nitekim şayet insanlar ihsan etme seviyesine erişirlerse, o zaman Bina her seviyede zincirleme bir olay şeklinde çalışmaya başlar. Bu nedenle, denir ki, ”göller ve kuyulardaki sular tüm ülkelerde ayrılmıştı ve hatta testi içindeki su bile ayrılmıştı.”

Soru: Deniz niçin Musa’nın emrine uymadı ?

Cevap: Egoizmden çıkabilmek için, bunun başarılması ancak  Üst Işığın yardımı ile, GAR de Bina etkisi altında ve büyük Hohma Işığı ile, ”Yaradan” adı verilen doğa ile olur.

Bunun yapılması için her çabanın harcanması gerekirdi fakat Nahşon dışında kimse bu fırsata teslim olmadı: ne Musa ne de Aron biliyordu, hatta rahipler bile ”Nahşon” doğası hakkında bir şey bilmiyorlardı.

Genelde kişinin önde ilerlemesine ilişkin bir doğası yoktur. Bitişe doğru koşan atletler gibi, bir liderin grubun önünde ilerlemesi gibi. Fakat bu grup bitiş çizgisine doğru beraber gelmelidir ve şayet birlikte koşmazlarsa o zaman ne birinci ne de sonuncu kişi bitiş çizgisine ulaşır.

Tüm grup için temel olan şey kutsal amaca doğru birliğe gelmektir. Grupta lider olan kişi önde olduğu için hızı tutmalıdır fakat her seferinde lider değişir. Bu şekilde herhangi bir kişinin karakteristik doğası yok olmaz fakat aksine bunların bir kişi rehberlik ettiğinde ve tüm insanlığa rehberlik ettiğinde en azından bir an için bile ortaya çıkması gerekir.

Diyelim ki, tüm insanlık bir dairedir. Ben bu dairenin  içinde genetik doğamlayım. Ben bu doğanın içinde iken, bir kere herkesin önünde ve bir kere de herkesin arkasında olmalıyımdır. Her bir kişi aynı şeyi yapar. Her bir insanın doğası iki kez kendini belli etmelidir: tüm insanlığın rehberi olarak ve insanların ona rehberlik ettiği şekilde.

Soru: ”İnsanlığa yol gösterme” kavramı bellidir, fakat neden tüm insanlık tarafından buna rehberlik edilmelidir?

Cevap: Biri olmadan diğeri olamaz. Çünkü yalnızca bu şekilde kişinin gerçek doğası kendini belli eder. Tüm diğer nitelikler birbirine karışmıştır. Nitekim kişinin kendine has niteliği yalnızca Keter ve Malhut olarak kendini belli etmelidir.

Kabtv’den ”Ölümsüz Kitabın Sırları”, 30.4.2014

Yol Üzerindeki Kilometre Taşları

thumbs_Laitman_724Tu Bişvat, ”Ağaçların Yeni Senesi”, manevi çalışmanın, büyümenin meyvesini sembolize eder.  Manevi yolumuzun ilk aşamasında bizler bencil olan niyetlerimizi Lo Lişma‘dan özgeci niyete, ihsan etmek için ihsana yani Lişma‘ya dönüştürürüz. Bina özelliğini bir kez kazanan kişi, ”tarlanın ağacı” haline gelir.   

Daha sonra kişi ihsan etmek adına alma aşamasına doğru hareket eder ve tarladaki meyvesiz ağaç meyva vermeye başlar. Bu kişinin çalışmasının, onun seviyesinin sonucudur. Şimdi o ”ağacı”nı meyve vermesi için kullanır, ruhları doldurur ve onları ihsan etmenin kaynağı ile, Yaradan ile ilişkilendirir. Bu şekilde kişi Yaradan’a eşdeğer hale gelir ve ıslahı tamamlar.

Bizler Kabalistler olarak Tu Bişvat’ta kişinin tüm çalışmasının tamamlanışını görürüz. Kutlama yapılan tüm bayramların çift rolü vardır: Onlar yolumuzun belli bir bölümünü teşkil ederler ve aynı zamanda da onlar belli bir niteliği, tamamlanışın sembolünü barındırırlar.

Pesah, Mısır’dan çıkışın kutlanışı bizim neyi gördüğümüzü, egoizmi nasıl ve niçin terk ettiğimizi ifade eder. Sonuçta amacı bilmeden egoyu terk etmek mümkün değildir. Şavuot, Tora’nın verilişine ilişkin bayram, ıslahı kazanma hususundan daha fazlasıdır: Bizler bunu niçin edindiğimizi biliriz. Roş Aşana, yahudilerin yeni yılı, tüm değişimlerin başlangıcı ve son amacımızın da tohumları zaten ilk plan içerisinde ekilmiştir. Kefaret günü, Yom kipur bir kere daha niçin ıslah zincirlerinden geçtiğimizi bize hatırlatır. Aynı şey Hanuka ve Purim bayramları için de geçerlidir.

Dünyamızın bütün bu gelenekleri manevi ıslah yolumuzun aşamalarını, kilometre taşlarını sembolize eder. İşte onlar buradan gelirler.

Onlar pek özelmiş gibi görünmezler. Bizler Tu Bişvat’ta meyve ve tatlılar yeriz -ne kadar zayıf bir ipucu! Purim de daha çok çocuk bayramıymış gibi görünür. Fakat gerçekte, bunların hepsi önemli bayramlar olup, sonuçları ise en ikna edici olanlardır. Bunun nedeni ise onların neticelere yani çabalarımızın meyvesine işaret eder.

Purim ıslahı, yolun sonunu temsil eder. Daha sonra her iki kuvvet de, hem olumlu olan hem de olumlu olmayan birbirlerini destekler ve son gayeyi edinmek hususunda rol alır. Tu Bişvat aynı zamanda meyvenin olgunlaşmasını sembolize eder ve aralarındaki fark ise algılama seviyesidir. Tarla ağacı bitkisel bir seviyedir fakat Purim ise daha yüksek seviyelerdir.

21.1.2011 tarihli Kabala dersinin ilk bölümünden, ”Çünkü  insan  tarlanın  ağacıdır”

Kısa Hikayeler: Son Sürgün

Yahudiler İsrail topraklarına girdikten sonra, yani içsel olarak bağ seviyesini içsel çalışmayı kendileri üzerinde yapmaya, sevgiyi, iyiliği ve birbirleri içinde bütünleşmeye başladıktan sonra edindiler. Daha sonra yeni liderler ortaya çıktı. Kral Davut ve her nesildeki peygamberler.

Bu kişiler, İbrahim’in yolunu devam ettiren, ulusun birliği, bağ kurmaya yardım eden, büyüyen neslin eğitiminde yer alan yüce Kabalistler idiler.

Aynı zamanda egoları da büyümeye devam etti, insanların birbirlerine karşı hissettiği zıtlaşmaların arttığı, durdurulamayan bir süreçti.

Bu durum hem tarihsel hem de diyalektik açıdan gerekli bir safhaydı,  nitekim İsrail ulusunun insanların doğru şekilde nasıl yaşaması gerektiğine ilişkin tüm dünyaya örnek olmasına ihtiyaç vardı.

Bu nedenle, onlar İsrail topraklarına ulaştıktan sonra sürgüne girmek için, dünya ulusları arasında bir süre yaşamak için ve manevi seviyede tohumlar ekebilmek ve bunların içinde dinler, bilim, kültür vs. şeklinde oluşturmak için ayrı şekilde büyüdüler; bu safhanın sonuna gelindiği zaman, bu ulusları yetiştirmeye başladılar.

İsrail toprakları seviyesinden, Rabbi Akiva zamanı esnasında insanların temeli olmayan nefret seviyesine düşüşleri 800 sene sürmüştü.

Rabbi Akiva büyük bir manevi liderdi ve herkesin aralarındaki sevgiyi ve bağı güçlendirmesi için çağrı yaptı ve sordu: ”Bizler niçin dostunu kendin gibi sev kuralına uymuyoruz? Aslında bu Tora’nın genel kuralıdır!” Fakat kimse onu dinlemedi.

İnsanlar temelsiz nefret içine o kadar çok batmışlardı ki, onlar İsrail topraklarından sürüldüler. Onlar aralarındaki bağı kaybettiler çünkü onları bir arada tutan nitelik gitmişti ve birbirlerinden koptuktan sonra onlar dünyanın her yanına dağıldılar.

Tüm İsrail ulusu, manevi dünyayı edindikten ve manevi dünyayı hissetmiş olmalarına rağmen, daha sonra bunu bütünüyle unutarak ”dünyanın ulusları” seviyesine düşmüştü. Bugünkü hale kadar da bu bizim hâlâ içinde olduğumuz seviyedir.

Fakat bizler evrim planının parçasını bu şekilde yerine getirdik: bizler dünya uluslarına dinleri, kültürü, bilimi vs. götürdük. Orta Çağ’daki filozoflar bütün bunların bizim gerçek Tora’mızdan, Kabala bilgeliğinden kaynaklandığını söylediler.

Rabbi Akiva’nın, Rabbi Şimon Bar Yohai adında yüce bir öğrencisi vardı. Kendisi bu manevi metodu öğretmeninden aldı ve bunu Zohar kitabında ifade etti. Bu çok özel bir kitaptır. 2000 seneden beri bir nesilden nesle aktarılmıştır.

16. yüzyılda başka bir değerli Kabalist, ARI ortaya çıktı. O bizim anlayabilmemize uygun olarak Kabalist metodu bize açık bir şekilde ifade etti.

20. Yüzyılın başında başka bir öncü Kabalist, Baal HaSulam (Rav Yehuda Aşlag), Zohar’ı ve ARI’nin bilgeliğini anlayabileceğimiz bir dilde günümüzdeki nesle götürmüş oldu. O pratikte bilimsel Kabala’yı inşa etti. Bu şekilde içinde yaşadığımız dünyayı anlamamız ve tüm yaratılışı tamamıyla son ıslaha getirmek yani misyonu yerine getirmek için ne yapmamız gerektiğini idrak etmemiz ve mümkün oldu.

Bizler Kabalist metodu yerine getirmek zorunda olduğumuz zamanın içinde yaşıyoruz. Bizler güncel şekilde aynı tarihi kırılma içinden, bizlere dünyanın bencil seviyesinin ifşa olduğu seviyeden, insanlığın nereye doğru dönmesi gerektiği ve ne yapması gerektiğini bilmediği bir seviyeden geçiyoruz. Bu durum devrimlere, savaşlara, kendimizi neredeyse imha ettiğimiz durumlara ve  pratikte her şeye sebep olan yöne doğru gidebilir. Fakat bizler dünyayı kurtaracak metoda sahibiz.

Bu birlik ve bağ metodudur; karşılıklı sevgiyi oluşturmak, dünyayı  ahenge doğru getirmek, üst gücün ifşası, insanlığın içselliğinin bizim dünyamız seviyesinden bütün bir sonsuz var oluşa doğru yükselişidir. Bizler bunu burada ve şimdi edinebiliriz.

Kab TV’den, ”Kısa Hikayeler”, 22.10.2014

İlave Değişiklikler

thumbs_Laitman_724Tora, “Levililer” 12:6 – 12:7: Ve, onun (kadının) doğurduğu oğlan ya da kız çocuğu için saf olma günleri tamamlandığında, Kohen’e (Halkın en yüksek mertebedeki Manevi sorumlusu), Buluşma Çadırı’nın girişine,  kurban olarak yakmak için ilk yılındaki bir koyun ve günah kurbanı olarak genç bir kumru ya da üveyik getirmelidir.

Ve bunu O’na (Yaradan’a) sunmalıdır ve onun için olan kefaretini etkiler ve bu yüzden kanının kaynağından saflaştırılacaktır. Bu erkek ya da kız doğuran kadının kanunudur.

Kurban sunmak, ilave arzular alıp düzelten Işık’ı onların üzerine aldığımda, kendimi düzeltebilirken, Yaradan’a yaklaşmak demektir. Başka bir deyişle, arzularımın içine kurban alırım ve onları Yaradan’a ihsan etme amaçlı kullanmak için kurban olarak sunarım.

Şimdi, yeni manevi resmimin, insan şeklinde doğumundan sonra, daha alçakta olan hayvan seviyesinde olan, içimdeki bu ilave arzuları belirlemem gereklidir. Bunun nedeni, kişinin halen ihsan etme amacıyla düzeltilebilinen bu özelliklere (yakma sunusu için bir koyun ve genç bir kumru ya da üvecik, v.b.) sahip olan fiziksel bir bedenden doğmasıdır.

Bunlar, ilave olan düzeltmelerdir, bu da, ben kendimi insan seviyesinde düzelttim ve bir sonraki seviyede doğdum ve geriye kalan, duran, bitkisel ve hayvan doğasında rahibe sunulan (Kohen’e) farklı arzulardır.

Kohen, adamın içinde yükselttiği ve onları düzelttiği, hayvan seviyesindeki arzuları (koyun, genç kumru ya da  üvecik) düzeltmenin en yüksek seviyesidir. İlk önce onların hayvansal yaşamlarını öldürür ve sonrasında onları revize edilmiş bir şekilde insan kullanımı seviyesine yükseltir.

Burada, Koşer kanunları da vardır; hayvanların nasıl kesilip, işlenecekleri, onları kimlerin yiyebilecekleri, hangi saatlerde yenebilecekleri v.b. Fakat tüm bunlar, manevi kategorilerdir, fiziksel değil.

“Ve, kanının kaynağından saflaştırılacaktır” demek, düzeltilemeyen arzuların düşüşü duracaktır. Kan, en alçakta, en saf olmayan arzudur.. Kan (ibranice: Dam), “Domem” (cansız) kelimesinin kökünden gelir. Bu arzuyu düzeltmek imkansızdır. Kanın kaynağının durması için sadece beklememiz ve bir sonraki seviyenin düzeltilmesine başlamamız gereklidir.

KabTV’den “Ölümsüz Kitabın Sırları” 2/12/14

Sadece Kimin için Çalıştığımızı Bilseydik!

02123_1Tora, “Çıkış” 2:23: Ve, o uzun dönem sırasında Mısır kralı öldü. Burada, şunu anlamalıyız ki, dışarı değil, içeri, kendimize bakmamız gereklidir. Bu benim firavunumdur ve benim Mısırım’dır ve tüm bunlar benim içimdedir. Ancak, içimde yeni bir ben inşa etmek istiyorum ve bunu da başarabilmek için, çok sıkı çalışmalıyım ve içimdeki bazı belli arzularımı öldürmem ve onları birbirine çarptırmam gereklidir.

Hz. Musa’nın durumunu hayal edin, firavunun sarayı olarak adlandırılan büyük egonun içinde büyüyen, ihsan etmenin o küçük kıvılcımı.

Zamanı gelir ve Mısır’ın kralı ölür ve ben de sonunda ölen egomun olduğu seviyenin içinde olurum. Anlarım ki, artık ona ihtiyacım yoktur ve ondan özgür olmak isterim, fakat aynı zamanda, bunu başaramam. Bu egonun ölmüş olduğunu görürüm. Ondan kaçmak isterim, fakat ondan nasıl kurtulup, kaçabileceğimi bilmiyorumdur.

“Mısır’ın Kralı öldü,” demek, egonun varolması durduruldu demektir, tıpkı, dünyamızda ölen insanlar gibi. Sadece, benim gözlerimde, değerlendirmemde  varolmayı durdurmuş olur ve benim üzerimdeki kontrolünü kaybetmiş olur. Onun kölesi olmak istemiyorum. Hala bana hükmetmektedir fakat zaten benim arzuma karşıdır. Ben endişe duyduğum sürece, tıpkı diğer büyük hükmedenlerin yaptığı gibi ve ben artık daha fazla onu hesaba katmam.

Daha onun kontrolünden özgür durumda olamam, fakat onu da büyük olarak göz önüne almam ve ona saygı göstermem ve tüm kaprislerini yerine getirme konusunda hemfikir olmam. Artık daha fazla onun sadık kölesi değilimdir.

Dünyaya ve insanların nasıl herşeyi deneyip kendi egolerı için yaptıklarına bakın. Eğer sadece egolarının onlara bir yabancı olduğunu biliyor olsalardı. Eğer, sadece anlasalar ve kurnazca, sabahtan akşama kadar gerçekleştirdikleri aşırı çalışma ile  kazanmış oldukları herşeyi alan bir yalancı için çalıştıklarını görseler. Kişi, dener ve çaba sarfeder; fakat sıkı çalışmasının karşılığı olan meyvenin %99’u ona sadece sefil bir şekilde kırıntıları  bırakan  firavun tarafından çalınmıştır, bu sayede de kişi ölmeyecektir ve gün be gün çalışmaya devam edecektir.

Herşey, kişinin etrafında düzenlenmiş ve organize edilmiştir. Televizyon, reklamlar, basın ve seçimler, onu kaçacak yeri olmayan bir köle yapmak üzere işlerler. Fakat, yavaş yavaş, kişi köle olduğunu anlamaya başlar ve bu da, şu anda maneviyata eğilimi olanların başına gelmekte olanın aynısıdır. Kişi, bu kötü çemberden kaçıp kurtulması gerektiğinin farkına varır fakat, bunu nasıl yapabileceğini bilmiyordur.

Bu şu anda içinde bulunduğumuz koşul ile çok benzerdir, eğer bunları oldukları gibi bırakırsak, kendimizi egomuzun içine gömeceğimizin farkına varırız, fakat bundan nasıl kaçacağımızı bilmiyoruzdur. Hz. Musa’nun kuvvetine ihtiyacımız vardır!

KabTV “Tora Bölümleri, Shmuel Vilozny ile…” 15/12/2014

Ruhu Yeniden Canlandıran Kuvvet

laitman_2008-12-24_8202_wTora, “Levililer”, 19:26: Kan ile birlikte yemeyeceksin.

Kan, Hohma (Erdemlik) Işığı’dır, ki bu da ruhu canlandıran kuvvettir ve arzunun (etin) dördüncü fazına girer.

Fakat, Işık’ın içinde olduğu arzuyu kullanmak yasaktır. İlk önce, onu ayrıca düzeltmen, sınırlandırman ve Masah (perde) yapman ve sonrasında herşeyi tartman ve netleştirmen gereklidir. Bunlar, sonrasında, etin yenilebilir olduğu Koşer koşullarının temel olarak aldığı kanunlardır.

Kan yemek kesinlikle yasaktır. Tapınağın mevcut olduğu günlerde, etin kanını bu amaç için özel olarak kullanılan kaplara akıtırlar ve sonrasında da tamamen boşaltırlardı.

Bu yüzden, ruhu canlandıran kuvveti hem dünyamızda hem de manevi dünyada araştırmamız ve böylece onu ayırmamız gereklidir.

KabTV “Sonsuzluk Kitabının Sorları” 4/09/14

Neden Tora Adem’den Başlar?

thumbs_laitman_253Soru: Neden Tora İbrahim’den ya da Sina Dağın’daki biraraya gelmeden başlamaz da, bunun yerine Yaratılış ve Adem ile başlar?

Cevap: Asıl konunun, Ruh’un parçalara ayrılması ve sonrasında Tora’nın sadece bu parçaları biraraya getirip tekrar birleştirilmesi, birbirlerine yapıştırılması ve bu sayede de bu birleştirilmiş kapta Yaradan’ı keşfetmemiz için verildiğini anlamamıza yardımcı olması adına, Tora, Adem ile başlar. Fakat, eğer bu şekilde başlamasaydı ve Ruh’un parçalara ayrılması olmasaydı, o zaman tüm diğer eylemler tamamen anlamsız olacaklardı.

Bu yüzden, Tora, İbrahim zaten bu parçalanmanın bir sonucu ve zaten düzeltmenin başlandıcı olduğundan, İbrahim ile değil, Adem ile başlar. Tora’nın verilmesinden de başlamaz, çünkü o da, düzeltmenin planının ve aracının alınmasıdır. Tora, Yaradan’ın tamamen ifşası ile biter ve bu da tamamen düzeltilmiş ve art arda güçlendirilmiş olan Adem’in Ruhu’nun içindedir.

Toplam 4 sayfa, 3. sayfa gösteriliyor.1234