Category Archives: Tora

Yol Üzerindeki Kilometre Taşları

thumbs_Laitman_724Tu Bişvat, ”Ağaçların Yeni Senesi”, manevi çalışmanın, büyümenin meyvesini sembolize eder.  Manevi yolumuzun ilk aşamasında bizler bencil olan niyetlerimizi Lo Lişma‘dan özgeci niyete, ihsan etmek için ihsana yani Lişma‘ya dönüştürürüz. Bina özelliğini bir kez kazanan kişi, ”tarlanın ağacı” haline gelir.   

Daha sonra kişi ihsan etmek adına alma aşamasına doğru hareket eder ve tarladaki meyvesiz ağaç meyva vermeye başlar. Bu kişinin çalışmasının, onun seviyesinin sonucudur. Şimdi o ”ağacı”nı meyve vermesi için kullanır, ruhları doldurur ve onları ihsan etmenin kaynağı ile, Yaradan ile ilişkilendirir. Bu şekilde kişi Yaradan’a eşdeğer hale gelir ve ıslahı tamamlar.

Bizler Kabalistler olarak Tu Bişvat’ta kişinin tüm çalışmasının tamamlanışını görürüz. Kutlama yapılan tüm bayramların çift rolü vardır: Onlar yolumuzun belli bir bölümünü teşkil ederler ve aynı zamanda da onlar belli bir niteliği, tamamlanışın sembolünü barındırırlar.

Pesah, Mısır’dan çıkışın kutlanışı bizim neyi gördüğümüzü, egoizmi nasıl ve niçin terk ettiğimizi ifade eder. Sonuçta amacı bilmeden egoyu terk etmek mümkün değildir. Şavuot, Tora’nın verilişine ilişkin bayram, ıslahı kazanma hususundan daha fazlasıdır: Bizler bunu niçin edindiğimizi biliriz. Roş Aşana, yahudilerin yeni yılı, tüm değişimlerin başlangıcı ve son amacımızın da tohumları zaten ilk plan içerisinde ekilmiştir. Kefaret günü, Yom kipur bir kere daha niçin ıslah zincirlerinden geçtiğimizi bize hatırlatır. Aynı şey Hanuka ve Purim bayramları için de geçerlidir.

Dünyamızın bütün bu gelenekleri manevi ıslah yolumuzun aşamalarını, kilometre taşlarını sembolize eder. İşte onlar buradan gelirler.

Onlar pek özelmiş gibi görünmezler. Bizler Tu Bişvat’ta meyve ve tatlılar yeriz -ne kadar zayıf bir ipucu! Purim de daha çok çocuk bayramıymış gibi görünür. Fakat gerçekte, bunların hepsi önemli bayramlar olup, sonuçları ise en ikna edici olanlardır. Bunun nedeni ise onların neticelere yani çabalarımızın meyvesine işaret eder.

Purim ıslahı, yolun sonunu temsil eder. Daha sonra her iki kuvvet de, hem olumlu olan hem de olumlu olmayan birbirlerini destekler ve son gayeyi edinmek hususunda rol alır. Tu Bişvat aynı zamanda meyvenin olgunlaşmasını sembolize eder ve aralarındaki fark ise algılama seviyesidir. Tarla ağacı bitkisel bir seviyedir fakat Purim ise daha yüksek seviyelerdir.

21.1.2011 tarihli Kabala dersinin ilk bölümünden, ”Çünkü  insan  tarlanın  ağacıdır”

Kısa Hikayeler: Son Sürgün

Yahudiler İsrail topraklarına girdikten sonra, yani içsel olarak bağ seviyesini içsel çalışmayı kendileri üzerinde yapmaya, sevgiyi, iyiliği ve birbirleri içinde bütünleşmeye başladıktan sonra edindiler. Daha sonra yeni liderler ortaya çıktı. Kral Davut ve her nesildeki peygamberler.

Bu kişiler, İbrahim’in yolunu devam ettiren, ulusun birliği, bağ kurmaya yardım eden, büyüyen neslin eğitiminde yer alan yüce Kabalistler idiler.

Aynı zamanda egoları da büyümeye devam etti, insanların birbirlerine karşı hissettiği zıtlaşmaların arttığı, durdurulamayan bir süreçti.

Bu durum hem tarihsel hem de diyalektik açıdan gerekli bir safhaydı,  nitekim İsrail ulusunun insanların doğru şekilde nasıl yaşaması gerektiğine ilişkin tüm dünyaya örnek olmasına ihtiyaç vardı.

Bu nedenle, onlar İsrail topraklarına ulaştıktan sonra sürgüne girmek için, dünya ulusları arasında bir süre yaşamak için ve manevi seviyede tohumlar ekebilmek ve bunların içinde dinler, bilim, kültür vs. şeklinde oluşturmak için ayrı şekilde büyüdüler; bu safhanın sonuna gelindiği zaman, bu ulusları yetiştirmeye başladılar.

İsrail toprakları seviyesinden, Rabbi Akiva zamanı esnasında insanların temeli olmayan nefret seviyesine düşüşleri 800 sene sürmüştü.

Rabbi Akiva büyük bir manevi liderdi ve herkesin aralarındaki sevgiyi ve bağı güçlendirmesi için çağrı yaptı ve sordu: ”Bizler niçin dostunu kendin gibi sev kuralına uymuyoruz? Aslında bu Tora’nın genel kuralıdır!” Fakat kimse onu dinlemedi.

İnsanlar temelsiz nefret içine o kadar çok batmışlardı ki, onlar İsrail topraklarından sürüldüler. Onlar aralarındaki bağı kaybettiler çünkü onları bir arada tutan nitelik gitmişti ve birbirlerinden koptuktan sonra onlar dünyanın her yanına dağıldılar.

Tüm İsrail ulusu, manevi dünyayı edindikten ve manevi dünyayı hissetmiş olmalarına rağmen, daha sonra bunu bütünüyle unutarak ”dünyanın ulusları” seviyesine düşmüştü. Bugünkü hale kadar da bu bizim hâlâ içinde olduğumuz seviyedir.

Fakat bizler evrim planının parçasını bu şekilde yerine getirdik: bizler dünya uluslarına dinleri, kültürü, bilimi vs. götürdük. Orta Çağ’daki filozoflar bütün bunların bizim gerçek Tora’mızdan, Kabala bilgeliğinden kaynaklandığını söylediler.

Rabbi Akiva’nın, Rabbi Şimon Bar Yohai adında yüce bir öğrencisi vardı. Kendisi bu manevi metodu öğretmeninden aldı ve bunu Zohar kitabında ifade etti. Bu çok özel bir kitaptır. 2000 seneden beri bir nesilden nesle aktarılmıştır.

16. yüzyılda başka bir değerli Kabalist, ARI ortaya çıktı. O bizim anlayabilmemize uygun olarak Kabalist metodu bize açık bir şekilde ifade etti.

20. Yüzyılın başında başka bir öncü Kabalist, Baal HaSulam (Rav Yehuda Aşlag), Zohar’ı ve ARI’nin bilgeliğini anlayabileceğimiz bir dilde günümüzdeki nesle götürmüş oldu. O pratikte bilimsel Kabala’yı inşa etti. Bu şekilde içinde yaşadığımız dünyayı anlamamız ve tüm yaratılışı tamamıyla son ıslaha getirmek yani misyonu yerine getirmek için ne yapmamız gerektiğini idrak etmemiz ve mümkün oldu.

Bizler Kabalist metodu yerine getirmek zorunda olduğumuz zamanın içinde yaşıyoruz. Bizler güncel şekilde aynı tarihi kırılma içinden, bizlere dünyanın bencil seviyesinin ifşa olduğu seviyeden, insanlığın nereye doğru dönmesi gerektiği ve ne yapması gerektiğini bilmediği bir seviyeden geçiyoruz. Bu durum devrimlere, savaşlara, kendimizi neredeyse imha ettiğimiz durumlara ve  pratikte her şeye sebep olan yöne doğru gidebilir. Fakat bizler dünyayı kurtaracak metoda sahibiz.

Bu birlik ve bağ metodudur; karşılıklı sevgiyi oluşturmak, dünyayı  ahenge doğru getirmek, üst gücün ifşası, insanlığın içselliğinin bizim dünyamız seviyesinden bütün bir sonsuz var oluşa doğru yükselişidir. Bizler bunu burada ve şimdi edinebiliriz.

Kab TV’den, ”Kısa Hikayeler”, 22.10.2014

İlave Değişiklikler

thumbs_Laitman_724Tora, “Levililer” 12:6 – 12:7: Ve, onun (kadının) doğurduğu oğlan ya da kız çocuğu için saf olma günleri tamamlandığında, Kohen’e (Halkın en yüksek mertebedeki Manevi sorumlusu), Buluşma Çadırı’nın girişine,  kurban olarak yakmak için ilk yılındaki bir koyun ve günah kurbanı olarak genç bir kumru ya da üveyik getirmelidir.

Ve bunu O’na (Yaradan’a) sunmalıdır ve onun için olan kefaretini etkiler ve bu yüzden kanının kaynağından saflaştırılacaktır. Bu erkek ya da kız doğuran kadının kanunudur.

Kurban sunmak, ilave arzular alıp düzelten Işık’ı onların üzerine aldığımda, kendimi düzeltebilirken, Yaradan’a yaklaşmak demektir. Başka bir deyişle, arzularımın içine kurban alırım ve onları Yaradan’a ihsan etme amaçlı kullanmak için kurban olarak sunarım.

Şimdi, yeni manevi resmimin, insan şeklinde doğumundan sonra, daha alçakta olan hayvan seviyesinde olan, içimdeki bu ilave arzuları belirlemem gereklidir. Bunun nedeni, kişinin halen ihsan etme amacıyla düzeltilebilinen bu özelliklere (yakma sunusu için bir koyun ve genç bir kumru ya da üvecik, v.b.) sahip olan fiziksel bir bedenden doğmasıdır.

Bunlar, ilave olan düzeltmelerdir, bu da, ben kendimi insan seviyesinde düzelttim ve bir sonraki seviyede doğdum ve geriye kalan, duran, bitkisel ve hayvan doğasında rahibe sunulan (Kohen’e) farklı arzulardır.

Kohen, adamın içinde yükselttiği ve onları düzelttiği, hayvan seviyesindeki arzuları (koyun, genç kumru ya da  üvecik) düzeltmenin en yüksek seviyesidir. İlk önce onların hayvansal yaşamlarını öldürür ve sonrasında onları revize edilmiş bir şekilde insan kullanımı seviyesine yükseltir.

Burada, Koşer kanunları da vardır; hayvanların nasıl kesilip, işlenecekleri, onları kimlerin yiyebilecekleri, hangi saatlerde yenebilecekleri v.b. Fakat tüm bunlar, manevi kategorilerdir, fiziksel değil.

“Ve, kanının kaynağından saflaştırılacaktır” demek, düzeltilemeyen arzuların düşüşü duracaktır. Kan, en alçakta, en saf olmayan arzudur.. Kan (ibranice: Dam), “Domem” (cansız) kelimesinin kökünden gelir. Bu arzuyu düzeltmek imkansızdır. Kanın kaynağının durması için sadece beklememiz ve bir sonraki seviyenin düzeltilmesine başlamamız gereklidir.

KabTV’den “Ölümsüz Kitabın Sırları” 2/12/14

Sadece Kimin için Çalıştığımızı Bilseydik!

02123_1Tora, “Çıkış” 2:23: Ve, o uzun dönem sırasında Mısır kralı öldü. Burada, şunu anlamalıyız ki, dışarı değil, içeri, kendimize bakmamız gereklidir. Bu benim firavunumdur ve benim Mısırım’dır ve tüm bunlar benim içimdedir. Ancak, içimde yeni bir ben inşa etmek istiyorum ve bunu da başarabilmek için, çok sıkı çalışmalıyım ve içimdeki bazı belli arzularımı öldürmem ve onları birbirine çarptırmam gereklidir.

Hz. Musa’nın durumunu hayal edin, firavunun sarayı olarak adlandırılan büyük egonun içinde büyüyen, ihsan etmenin o küçük kıvılcımı.

Zamanı gelir ve Mısır’ın kralı ölür ve ben de sonunda ölen egomun olduğu seviyenin içinde olurum. Anlarım ki, artık ona ihtiyacım yoktur ve ondan özgür olmak isterim, fakat aynı zamanda, bunu başaramam. Bu egonun ölmüş olduğunu görürüm. Ondan kaçmak isterim, fakat ondan nasıl kurtulup, kaçabileceğimi bilmiyorumdur.

“Mısır’ın Kralı öldü,” demek, egonun varolması durduruldu demektir, tıpkı, dünyamızda ölen insanlar gibi. Sadece, benim gözlerimde, değerlendirmemde  varolmayı durdurmuş olur ve benim üzerimdeki kontrolünü kaybetmiş olur. Onun kölesi olmak istemiyorum. Hala bana hükmetmektedir fakat zaten benim arzuma karşıdır. Ben endişe duyduğum sürece, tıpkı diğer büyük hükmedenlerin yaptığı gibi ve ben artık daha fazla onu hesaba katmam.

Daha onun kontrolünden özgür durumda olamam, fakat onu da büyük olarak göz önüne almam ve ona saygı göstermem ve tüm kaprislerini yerine getirme konusunda hemfikir olmam. Artık daha fazla onun sadık kölesi değilimdir.

Dünyaya ve insanların nasıl herşeyi deneyip kendi egolerı için yaptıklarına bakın. Eğer sadece egolarının onlara bir yabancı olduğunu biliyor olsalardı. Eğer, sadece anlasalar ve kurnazca, sabahtan akşama kadar gerçekleştirdikleri aşırı çalışma ile  kazanmış oldukları herşeyi alan bir yalancı için çalıştıklarını görseler. Kişi, dener ve çaba sarfeder; fakat sıkı çalışmasının karşılığı olan meyvenin %99’u ona sadece sefil bir şekilde kırıntıları  bırakan  firavun tarafından çalınmıştır, bu sayede de kişi ölmeyecektir ve gün be gün çalışmaya devam edecektir.

Herşey, kişinin etrafında düzenlenmiş ve organize edilmiştir. Televizyon, reklamlar, basın ve seçimler, onu kaçacak yeri olmayan bir köle yapmak üzere işlerler. Fakat, yavaş yavaş, kişi köle olduğunu anlamaya başlar ve bu da, şu anda maneviyata eğilimi olanların başına gelmekte olanın aynısıdır. Kişi, bu kötü çemberden kaçıp kurtulması gerektiğinin farkına varır fakat, bunu nasıl yapabileceğini bilmiyordur.

Bu şu anda içinde bulunduğumuz koşul ile çok benzerdir, eğer bunları oldukları gibi bırakırsak, kendimizi egomuzun içine gömeceğimizin farkına varırız, fakat bundan nasıl kaçacağımızı bilmiyoruzdur. Hz. Musa’nun kuvvetine ihtiyacımız vardır!

KabTV “Tora Bölümleri, Shmuel Vilozny ile…” 15/12/2014

Ruhu Yeniden Canlandıran Kuvvet

laitman_2008-12-24_8202_wTora, “Levililer”, 19:26: Kan ile birlikte yemeyeceksin.

Kan, Hohma (Erdemlik) Işığı’dır, ki bu da ruhu canlandıran kuvvettir ve arzunun (etin) dördüncü fazına girer.

Fakat, Işık’ın içinde olduğu arzuyu kullanmak yasaktır. İlk önce, onu ayrıca düzeltmen, sınırlandırman ve Masah (perde) yapman ve sonrasında herşeyi tartman ve netleştirmen gereklidir. Bunlar, sonrasında, etin yenilebilir olduğu Koşer koşullarının temel olarak aldığı kanunlardır.

Kan yemek kesinlikle yasaktır. Tapınağın mevcut olduğu günlerde, etin kanını bu amaç için özel olarak kullanılan kaplara akıtırlar ve sonrasında da tamamen boşaltırlardı.

Bu yüzden, ruhu canlandıran kuvveti hem dünyamızda hem de manevi dünyada araştırmamız ve böylece onu ayırmamız gereklidir.

KabTV “Sonsuzluk Kitabının Sorları” 4/09/14

Neden Tora Adem’den Başlar?

thumbs_laitman_253Soru: Neden Tora İbrahim’den ya da Sina Dağın’daki biraraya gelmeden başlamaz da, bunun yerine Yaratılış ve Adem ile başlar?

Cevap: Asıl konunun, Ruh’un parçalara ayrılması ve sonrasında Tora’nın sadece bu parçaları biraraya getirip tekrar birleştirilmesi, birbirlerine yapıştırılması ve bu sayede de bu birleştirilmiş kapta Yaradan’ı keşfetmemiz için verildiğini anlamamıza yardımcı olması adına, Tora, Adem ile başlar. Fakat, eğer bu şekilde başlamasaydı ve Ruh’un parçalara ayrılması olmasaydı, o zaman tüm diğer eylemler tamamen anlamsız olacaklardı.

Bu yüzden, Tora, İbrahim zaten bu parçalanmanın bir sonucu ve zaten düzeltmenin başlandıcı olduğundan, İbrahim ile değil, Adem ile başlar. Tora’nın verilmesinden de başlamaz, çünkü o da, düzeltmenin planının ve aracının alınmasıdır. Tora, Yaradan’ın tamamen ifşası ile biter ve bu da tamamen düzeltilmiş ve art arda güçlendirilmiş olan Adem’in Ruhu’nun içindedir.

Kabala ve Din arasındaki fark nedir?

Kabala ve din arasında bir ilişki yoktur. İnsanların bir Kabala metni almış olduklarından dolayı  din ortaya çıktı. Fakat nasıl doğru şekilde okumak ve anlamak gerektiğini bilmiyorlar.

Kural olarak, dindar bir adam, Tora’yı veya üst dünyaları edinmiş Kabalistler tarafından yazılmış herhangi bir kitabı açtığında bunları bizim fiziksel dünyamızın maddi suretine göre, örneğin anladığı terimlere göre yorumlar.

Örnek olarak, atalarının yolculuğunda, o bunu yer küredeki yolculuğu olarak algılar; kendi içindeki egoizmin değişik seviyelerindeyken bunu algılamaz. Kişi öldürmeyi, yenmeyi, zaferleri, diğer olayları ve Tora’da yazan hadiseleri, dünyamızdaki türlü çeşit macera olarak tahlil eder. Kişi sanki bir küçük çocukmuş gibi, siz ona daha yüksek şeylerden bahsederken, onun sizin anlattıklarınızı kendi etrafındaki olayları algılayış seviyesinde idrak edebildiği yerdedir.

Sorun aslında manevi dünyanın ve bizim fiziksel dünyamızın anlatımı için yalnızca bir dilin olmasıdır. Bu nedenle, bizim fiziksel dünyamız seviyesindeki bir kişi, her şeyi harfi harfine algılar ve bu da dinin kaynağıdır. Fakat manevi seviyede olan bir kişi bunu doğru şekilde yorumlar. Nitekim onun için bu Kabala’dır, üst dünyalar ve Yaradan ile birbirine tesir etme anlamına gelir.

Soru: Dindar bir kişi Kabala ile kendisini nasıl ilişkilendirir?

Cevap:  Denir ki, her insan kendi seviyesinden her şeyi sorgular. Yani kişi kendi bozuk algı derecesine göre bunu yapar. İşte burada büyük bir sorun oluşur.  

Kabalistler sıradan dindar kişilerin, kendilerinin dar ve sınırlı algıları içinde Tora’yı yanlış şekilde  yorumladıklarını anlarlar. Fakat onlar kendilerinin basit inanç seviyelerini bu şekilde tutmaya ihtiyaçları vardır. Onlar Tora’yı bu şekilde, kendi usulleriyle, ta ki ıslahları gelene kadar çalışmalılar.

Dindar kişiler Kabala’yı maddi seviyeye bağlarlar ve Kabalistler’in bunu farklı şekilde (daha yüksek bir seviyede) anladıklarını, bir çocuğun yetişkini anlayamaması gibi, fark etmezler. Bu nedenle,  Kabalistler’e kızarlar ve Kabala’nın zararlı bir şey olduğunu ve kişiyi dinden uzaklaştırdığına inanırlar. Kabala gerçekten bir insanı dinden alıkoyar, çünkü Kabala kişiye gerçek sükuneti ve evrimin doğru gayesini gösterir.

Hakikat şudur ki, dindar bir kişi emirleri bencilce bir şekilde uygular; yalnızca bu fiziksel dünyadaki iyi yaşam için ve bir sonraki dünyadaki cennet için. Bunun birlik ve ”dostunu kendin gibi sev” kuralları ile bir ilişkisi yoktur.

Bir Kabalist ”dostunu sev” koşulunu yerine getirir, çünkü bu onun bütün yaşamının temelidir. Burada da Yaradan’ı ifşa eder ve ihsan etmeye, sevgiye erişir.

Bu nedenle, Kabala’nın ve dinin tamamıyla farklı gayeleri vardır. Değişik yöntemler ve Tora’ya farklı bakış açısı. Bu derin zıtlaşma birbirlerini ayırır ve karşılıklı iten zıt taraflar haline getirir. Umut edelim ki, er ya da geç dindar kimseler, dinden Kabala’ya derece derece dönüşümün önemini anlarlar.

22.10.2014 tarihli, Kabtv’den ”kısa hikayeler” 

Kısa Hikayeler: Sina Dağı’na Tırmanırken

thumbs_laitman_546_03Mısır’daki yaşamın her türlü kademelerinden ve Mısır’dan çıkışı geçmiş olan İsrail insanlarının eriştiği seviyeye Sina Dağı denir. Onlar kocaman bir kötü eğilim dağı ile karşı karşıya kaldıklarını anlamaya başlarlar. ”Sina” kelimesi ”nefret” (karşılıklı nefret) kelimesinden gelir; insanların birbirlerine karşı hissettiği derin bir geri itme, birbirlerine karşı hissettikleri bu hissiyat Mısır’da hissetmiş olduklarından çok daha fazladır.    

Mısır’da veya kadim Babil’de iken bunu anlamamışlar ve bunların tamamıyla farkında değildiler; şimdi kötü eğilim bütünüyle onlara ifşa oldu.

Bunun neticesinde insanlar kendilerini şaşırmış ve çaresiz hissederler ve hatta ne yapmaları gerektiğini bile tahmin edemezler. Musa, onlar ve Yaradan arasındaki bağı onarmak konusunda söz vererek onların zihinlerini rahat ettirir. Bu onun görevidir çünkü o İsrail insanları ve Üst Güç arasındaki bağdır. İnsanlar onun yardımı ve rehberliği, onun Yaradan ile bağlantısı olmadan bir şey yapamazlardı.

İnsanlar bu bağı hissetmediklerinde ve Mısır’a geriye dönmeye hazır olduklarında, o Sina Dağı’na tırmanır. Onlar için temel olan şey, tutunabilecekleri bir şeyin olması! Nefret basit insanları korkutur.

Herkesin sizden nefret ettiği bir apartman binasında oturduğunuzu hayal ediniz. Binadan dışarıya çıkmaya ve camı açmaya korkarsınız, her taraftan gelen kocaman nefreti hisseder, uyuyamaz ve iştahınızı kaybedersiniz. Bu çok berbat bir durumdur! Bütün bunlar Sina Dağı’nın eteğinde ayakta duran insanların hissettikleri şeyin aynısıdır. Egolarının gerçek doğası onlara ifşa olmuş ve bunun üstesinden de herhangi bir şekilde gelemeyeceklerini anlamışlardır. Nitekim kısa bir süre önce kendileri ile bağ içinde olmuş olan Yaradan’ın yardımı ortadan yok olmuştur.

Fakat Musa onlara, bu bağ seviyesine yükseleceğine, onlar arasındaki bağı yeniden kuracağına ve onları bu nefretten çıkaracağına dair söz vermişti. Ego dağının üzerine yalnızca o yükselebilir fakat bu içimizde olan yalnızca küçük bir niteliktir.

O, İnsanlardan bağını kopardığı anda, insanlar Yaradan ile bağ kurma umudunu yitirirler ve gördükleri tek umut onları bir araya getirebilecek altın buzağı oluşturmak olur. Tutunacakları başka bir şey olmaz.

Onlar mücevherlerini çıkartarak, bağış yapmaya hazır olurlar ki bir şeyler onları birleştirsin. Çünkü hissettikleri derin nefret ile karşılaştırıldığında, altın buzağı içerisinde kıyafetlenmiş küçük ego en azından onları bir derece birleştirir.

Sina Dağı’ndan indiği zaman, Musa kendisi vasıtası ile Yaradan’a ulaşmak isteyen insanlara onların arasında irtibatı inşa etmek için yaklaşır. Fakat bir kere daha görür ki onlar egolarına boyun eğerler (altın buzağı). Daha sonra Sina Dağı’nda kendisine ulaşan anlaşmanın iki yazıtına riayet etmez çünkü onlar, onlara uygun olmayan farklı bir seviyeye düşmüşlerdir.

Musa dağa tırmanır, yani yine ego ve üst seviye üzerindeki sevgi ve ihsan ile bağ kurduğu zaman, Yaradan’dan ikinci bir talimat alır. Bu manevi seviyeden düştüğünde, o, insanlar birliğin planını getirir: kendi aralarındaki içsel yaklaşmalarının içindeki birlik içinde Yaradan’ın ifşası..

Bu plan tüm belli başlı Tora kurallarını dahil eder ve bunlardan en önemlisi de ”dostunu kendin gibi sev”dir ve insanlar buna uymaya ve birlik olmaya hazırdırlar.

Sina Dağı’nda Musa’nın ikinci kez düşüş yaşaması gününe Yom Kipur (Kefaret günü) adı verilir. İnsanlara iki yazıtı getirir; yani 10 koşulun, Mısır’dan çıkışa ilişkin on musibet ile karşılaştırılması.. Manevi seviyede bu koşulları yerine getirerek, aralarında Yaradan’ın ifşa olduğu bir birlik seviyesine ve O’nunla tam anlamıyla bir bütünlüğe yükselirler. Bu onların ıslahı için bir amaçtır.

22.1.2014 tarihli Kabtv’den ”kısa hikayeler”

Öğünü Yemek – Sunu

“Vayikra” (Tzav), 6:9: Ve Harun ve oğulları ondan geriye ne kalmışsa yemelilerdir. O, mayasız ekmeğin, kutsal yerde olması gibi yenmelidir; onu Buluşma Çadırı’nın avlusunda yemelilerdir.

Harun, Büyük Kohen’dir. Kohen, ekmek, işlenmiş un ve tütsü, kişinin içindeki ihsan etme niteliğini sembolize eder. Bu, herkesin kendi en iyi niteliklerini aldığını ve bu nitelikleri diğerlerinin faydasına olacak olan, ihsan etmeyi tamamlamaya getirdiği anlamına gelir.

Fakat Bina seviyesinde, tam ihsan etme niteliğinde olduklarından dolayı sadece Harun ve oğulları mayasız ekmeği, Matsa’yı yiyebilirler. Geriye kalan ve bu seviyede olmayanların hepsi, almak için yiyecekleri için bu yiyeceği yiyemezler ve bu da manevi ölüm olarak değerlendirilir.

Bu yüzden, Harun ve oğulları öğün-sunu üstüne çalışarak yükselirler ve tüm diğerleri düşerler.

24 Mayıs 2014’de yayımlandı  
KabTV’den “Sonsuzluk Kitabının Sırları, 12/10/13

Tora’nın Alegorilerinde Manevi Eylemler

Zohar Kitabı, “VaYikra,” madde 73: Tüm kurbanlar erkek ve dişidir, çünkü kurban kalbin üstündedir, onun hakkındaki düşünce ise kalbin üstündedir. Ve kalp ile ilgili olanın ne olduğu bilinecektir,  ki bu düşünce demektir.

Akıllıca düşünce bir erkek olarak addedilir ve kalp bir dişi olarak addedilir, Bina, kalp Hohma’dan aldığını anlar ve kurban yukarı doğru yükseldiğinden dolayı tamamen erkektir.

Tora’daki tüm alegorileri (kurban, ateş, duman, vs.) maddi kavramlara göre resmetmeye çalışmanın bir anlamı yoktur. Herşey düşüncenin üzerinde olmak zorundadır ve düşünce tamamamen soyuttur.

Bu sadece içsel duygusal düzeltmelerden söz eder, kişinin arzuları ve niyetleri üzerinde çalışmasıdır, bundan fazlası değil. Tora, fiziksel seviyede bu eylemleri gerçekleştirmeye bizi zorlamaz.

Biliyoruz ki, ikinci Tapınak’ın son günlerinde, insanlar büyük bir coşkuyla Tora’da yazılı herşeyi yaptılar, hatta zavallı hayvanları bile yaktılar, ama içsel düzeltme ile uğraşmadılar, böylece ikinci Tapınak yıkıldı. İlk Tapınak’ta da aynı şey olmuştu ve o daha da yüksek bir ruhsal seviyedeydi.

İnsanlığın bedensel seviyeye tamamen düşüşü yavaş yavaş böyle gerçekleşti ve içsel ıslah mekanik hareketlere boyun eğdi.

Tora’daki tüm talimatları kelimesi kelimesine anlamamalıyız, kurbanları yemeliyiz diye söylüyorsa, Hohma’nın Işığını, düzeltilmiş arzularda bilgelik ışığını almalıyız anlamına gelir, yani kelime anlamıyla et yemeliyiz demek değildir.

Tora’nın alegorileri, içindeki fiziksel dünya ile ilgili olandan tamamen farklı görüntüler ve duygular çağırmasına hazırlıklı olmayan bir kişi için, çok kafa karıştırıcıdır. Bu lisandan, Tora’nın sadece manevi eylemlerden bahseden gerçek anlamına geçiş, büyük bir sorundur.

Yayım tarihi: 11 Nisan 2014

KabTV’den “Ölümsüz Kitabın Sırları” 10/24/13

Toplam 4 sayfa, 3. sayfa gösteriliyor.1234