Category Archives: Tora

MESİH KİMDİR?

ORU: Baal Ha Sulam “Son Nesil” makalesinde şöyle yazar: Bölüm 1 “ Ve onlar Mesih’e Kudüs’e gelecekler ve mesih, onlara TORA’yı öğretecek”. Bu makalede kimden bahsediyor ve gelecek olan Mesih kimdir?

CEVAP: Dünyadaki tüm uluslar doğanın üst gücüne, insanlığı egonun ilk günahından yukarıya çekecek birlik ve sevgi gücüne  dönecekler. Bu güce Mesih denir, İbranice kelime kökeni olan “Limşoh- Çekmek”ten gelir.

Bu gücü sadece maneviyata , mutlak sevgiye ve ihsan etmeye yükselme arzumuz olduğunda çağırırız, bu;  TORA’nın genel emri olan “Dostunu kendin gibi sev” kuralını yerine getirmeye dair tam bir kokuya dayanır. Bu dereceye “tam korku” “İrha Şalem” veya “Jeruşalaim (Kudüs)” denir.

Bunu uygulamak istersen kurslarımıza katılmaya davetlisiniz…

http://laitman.com/2016/05/who-is-the-messiah/

Tora’nın Kapağını Açtığımızda

Laitman_00008Tora her zaman, tüm insanlık içinde en popüler kitap olmuştur. Kişinin manevi gelişiminden ve içsel niteliklerinden söz eder.

Tora’yı tarihsel kişiliklerin hayranlık uyandırıcı biyografisi zanneder, fiziksel konulardan değil ama kişinin içsel durumundan ve tüm insanlığın içsel durumundan söz ettiğinden şüphelenmeyiz. Ancak, bu hikâyeleri ve yazarların ve tarihçilerin hayal ürünlerini bir yana bırakıp ve kitabın gerçekten ne dediğinden söz etmek gereği bize düşüyor.

Adem – Kişiyi Maddesel Olanın Üzerine Yükselten Arzu

İnsan bencil olarak doğar, ilk kere 5775 yıl önce “adam” (Adem) seviyesi yani içsel gelişim seviyesi onun içinde uyanana kadar uzun süreli bir bencil gelişme sürecinden, cansız, bitkisel ve hayvansal seviyelerden geçer. Manevi dünyayı fark eden ilk insana Adem denmesi tesadüf değildir.

Kişinin içinde hayatın anlamını, kaynağını, evreni yaratan ve yöneten gücü keşfetmek isteyen yeni seviyede bir arzu uyanır. Bu dünyevi imajlara bürünmemiş saf güçtür.

Kişi, fiziksel yapısı, duyuları, aklı ve kalbi bakımından hayvansal gelişme dönemindedir. Ve birdenbire kendi içindeki “Adem” unsuru, dıştan bakışta ortaya çıkmayan, ek bir arzu ve akıl kişinin içinde ortaya çıkar. Bu kişiyi hayvandan ayıran manevi unsurdur. Bu unsur kişiyi yaradılışla olan ilişki durumundan Yaradan’la ilişki seviyesine, hayatın anlamına yükseltir.

İlk Adem, edinimini Raziel HaMalakh (Raziel Adında Bir Melek) adlı kitapta anlattı. Devamında, öğrencileri, Kayin, Habil ve Şit onun keşfini geliştirdiler. İlk Adem’in onuncu nesilden öğrencilerini temsil eden Nuh’a kadar bu böyle devam etti.

İbrahim – Yaradılışı Yöneten Gücün İlk Aktif Kâşifi

İnsanlık “Babil” koşuluna gelmeden önce, Nuh’tan İbrahim’e kadar on nesil daha geçti, Babil koşulu insanların ilk defa bir grup içinde kenetlenmeye başladığı durumdur. Büyüyen ego gruba, aralarında nasıl çalışacaklarına dair ipuçları vermeye başladı; kişinin kendi içselindeki çatışmaları ve dirençleri ile kişinin başkalarıyla ilişkisindeki çatışmaları ve dirençleri arasındaki yakın ilişkiyi ortaya çıkarmasına yardım etmeye başladı.

Tam bu sırada, antik Babil’de, dini bir rahip olan Terah’ın oğlu İbrahim daha yüksek bir manevi seviye edinmeye yükselmek için arzu duydu. Ondan önceki tüm Kabalistler yaradılışın sırlarının içine pasif olarak girdiler, İbrahim aktif olan ilk kâşiftir, evreni yöneten güce kendisi aktif olarak erişti.

Bu yeni bir seviyedeki erişimdi, egosunun üzerine yükseldi ve onunla aktif olarak çalışmaya başladı. Ego onun içinde öyle bir seviyeye erişti ki, gerçek bir güç olmaya ve onunla işbirliği yapmaya başladı. Babil insanlar arasındaki çekişmeleri, sürtüşmeleri, fikir ayrılıklarını ve dağılmalarını simgeler.

Bu altyapı içinden, İbrahim yaradılışı keşfetme yöntemini oluşturdu. Adem ilk Kabalist olarak kabul ediliyor olsa da evrene ve evreni yöneten güce, Yaradan’a erişme aracı olan bu öğretiyi kuran kişi İbrahim’dir.

Bu gücü inkâr etmek imkânsızdır, çünkü sonuçta, tüm yaradılışın belli bir ilkeye, belli bir programa göre yaratılmış olduğunu görüyoruz. Kendi içinde bağlantılıdır ve anlamadığımız bir formüle göre çok büyük bir sistemin içinde hareket eder.

İbrahim bunu aktif olarak araştırmaya başladı, çünkü onun zamanında toplum egoist hale geldi, doğanın gücüne olan zıtlığı nedeniyle artık toplumun doğayı, Yaradan’ı keşfetmesi imkânsızdı. İbrahim keşiflerini Yaradılışın Kitabı’ında (Sefer Yetzira) yazdı.

Babil’deki Krizin Üstesinden Gelmek

İbrahim tarafından ortaya konulan yönteme göre, kırılıp parçalanma kendini ayrılmış bireyler olarak ifade etti, daha önce tek ve birleşik bir arzuda toplanmış olduğumuz halde şimdi her birimiz daha önce var olan bu genel arzunun belirli bir cephesini temsil ederiz.

Eğer, tek bir arzu yaratmış olan doğanın gücünü erişmek istiyorsak,  bunu ancak aramızdaki bağ ve birliğin derecesini ölçüsünde yapabiliriz. Zıtlıklarımızın ve uyuşmazlıklarımızın ötesinde bağ kurduğumuz ve birleştiğimiz zaman, aramızdaki ayrılığın olumsuz gücünden farklı bir alan yaratırız, bu doğanın tek ve olumlu gücünün alanıdır. Özellikle tam da bu zıtlığın içinden kendi içimizde ve tüm yaradılışta neler olduğunu hissedip anlama imkânı ortaya çıkar.

İbrahim bunu keşfettiği zaman, Babil halkını krizin ötesine yükselmeye çağırdı, çünkü bu kriz toplumun doğaya karşıt oluşunu farkına varmaktan başka bir şey değildi. Aynı zamanda karşıtlıklar da artmaktaydı.

Bu krizin üstesinden gelmenin iki yolu vardı: Ya İbrahim’in yöntemine göre birleşeceklerdi; ya da her bir yöne dağılacaklar ve böylece sürekli olarak düşmanlığı ve nefreti hissetmeyeceklerdi. Bu iki yola göre Babil toplumu ikiye bölündü; birinci bölüm dağıldı ve Dünyanın her yerine yayıldı ve yerleşti ve ikinci bölüm İbrahim’in ardından gitti ve onu İsrail topraklarına kadar izledi.

Tüm nitelikler birbirine bağlı olduğu için, “yer değiştiren kaderini de değiştirir,” (Talmud Yeruşalmi, Şabat 6:9) sözü şüphesiz ki doğrudur. Doğanın belirli bir gücü Yeryüzündeki her bir toprak parçasını etkiler, bu nedenle de oturduğu yeri değiştiren kişi kaderini de değiştirir. Açıktır ki, bu deyişi kelime anlamında almak gerekmez. Ancak öte yandan, hem biyolojide hem de coğrafyada yer değiştirmenin kişinin görünüşünü, tavrını ve özelliklerini nasıl değiştirdiğini de görmekteyiz. İçsel niyet tarafından yol gösterilen İbrahim, öğrencilerini İsrail topraklarına getirdi, çünkü onların yerinin tam da burası olduğunu hissetti.

Ancak, antik Babil’de insanların geçmeye başladığı süreç İsrail topraklarında da devam etti.  Ego devamlı büyüdü ve aralarındaki birlik sayesinde egonun ötesine yükselmeleri gerekti. İbrahim tarafından keşfedilen yöntemde yeni bir şey yoktu ve bu yöntem onunla aynı görüşe sahip olanlar tarafından az yada çok uygulandı ve onlar yöntemin gerçekleştirilmesinde başarılı oldular.

Yusuf – Ayrılmış, Bölünmüş Arzuları Birleştiren Seviye

İbrahim’in öğretisi öğrencisi olan ve Tora’da İbrahim’in oğlu denen İshak tarafından sürdürüldü. Tora’da “oğul” kişinin halefine işaret eder.

Yakup zamanında bu öğretinin hayata geçirilmesinde sorunlar çıkmaya başladı; çünkü edinmeleri gereken birlik artık başka bir seviyede olmalıydı. Yakup genel ruhun (altı Sefirot’un) küçük bir parçasıdır. Yöntemi gerçekleştirmeye devam edebilmek için, genel seviyeye, İsrail’e yani altı yerine on Sefirot’a geçmek gerekliydi.

Bu noktada ilk defa yöntemlerinin artık yeterli olmadığını gördüler. Birlik olma sorununu nasıl çözeceklerini bilmiyorlardı. Yakup’un oğulları diye adlandırılanların fikirleri ile kardeşleri Yusuf arasında ayrılıklar ve tartışmalar başladı.  Yusuf belirli bir ilkeye göre birlik olmak gerektiğini düşünüyordu, bu özellikle onunla ilgiliydi, “Yusuf” adı bile “L’Asof” (İbranice bağ kurmak) kökünden geliyordu (İbranicede tüm isimlerin içsel bir anlamı vardır).

Ancak Yusuf’un bakış açısı çok bencil gibi göründü. Kardeşleri onunla anlaşamadılar ve en sonunda, istekleri dışında, kendilerini Mısır’da buldular. Başka bir deyişle, devam eden manevi gelişme onları kendi isteklerinin dışında, Yusuf’un kontrolü altında olan bir duruma getirdi. Ve manevi seviyelerde yükselmeye devam ettiler, Yusuf’un önderliğini kabul etmek zorunda kaldılar.

Tora’da bu, kardeşler arasındaki çekişmeler, Yusuf’un Mısır’a satılması, Yakup’un oğullarının Mısır’a düşüşü vb. biçiminde anlatılır. Eğer bunu Kabala diline çevirecek olursak, burada kişinin içsel duyguları ile olan çalışmasından söz ediliyor demektir, ancak bu katı, tipik, tam bir ego ortaya çıktığı zaman daha ciddi biçimde bencil başka bir seviyede olmaktadır.

Ego beş seviyeye göre büyür. Eğer bunların üzerine yükselirsek, egonun tam tersi olan doğanın, Yaradan’ın gücünü incelemek ve buna erişmek mümkün olur. Yakup’un oğulları kendilerini yeni bir bencillik seviyesinde buldukları zaman, bunun iyi olduğunu keşfettiler çünkü Yusuf onları bir arada bağa getirdi ve onlar da iyi ve yeterli bir ilerleme hissettiler.  Daha önce hazır olmadıklarını şimdi yapmayı başardılar, aralarında birlik oldular ve Yaradan’a erişme yönünde çalıştılar. Buna yedi bolluk yılı denir. Bu birliğin içinde beraberce içinde bulundukları sistemi keşfettiler.

Ego – Dostumuz ve Düşmanımız

Mısır’a düşüşten sonra, Mısır’ın terkine bizi yaklaştıracak, Firavunun kontrolünden kaçacağımız aşamalar başlar, bu çalışmanın egonun içinde gerçekleşeceğini farkına varmaya başlarız. Böyle bir edinim her seviye için geçerlidir.

Çünkü bizi ileriye götürecek olan bir sonraki seviyeye yükselmek için, bu seviyeye doğru çekim duymamız gereklidir. Böylece bu yeni seviyenin egosu manevi ilerleme için bize iyi, zorunlu ve gerekli görünmelidir: Onun içine gireriz, onun yardımı ile yeni seviyeyi ediniriz, büyürüz. Bundan hemen sonra o daha ızdıraplı biçimler almaya başlar.

Bu dünyada olup bitende bile bunu görürüz, insanlığın tüm gelişimi boyunca yakın bir zamana kadar, ileriye doğru gitmek bize iyi bir hayat, doğru bir amaç, aklın zaferi, iyi ve doğru karşılıklı ilişkiler getirecek diye düşündük. Bunlara erişmenin bir yolu vardır diye düşündük; kapitalizm, sosyalizm, komünizm. Ve ilerledik, temel olan, bunun yanı sıra oluşan sorunlara önem vermeden, amaca erişmekti. Ancak, bu noktada tamamen farklı bir durum ortaya çıktı; bencil bir doğaya sahip olduğumuz ve kendi yok oluşumuzdan başka hiçbir şeye erişemeyeceğimizi fark etmek. Günümüzde bunu idrak etmeye ve anlamaya başladık.

Başlangıçta, ego bizi çeker ve baştan çıkarır, bize hoş, iyi tatminler sunar. Daha sonra tüm bunların bizim için iyi olmadığını hatta bize zarar verdiğini anlamaya başlarız. Bunun hakkında Tora’da Firavun için, Pitom ve Ramses için güzel şehirler kurduk denir, tüm bunlar ego içindir, gerçekte ise kendimize mezar kazarız. Yaradan’ı edinme bakımından bunlara tehlikeli şehirler denir, çünkü ego bizi öyle derine gömer ki oradan çıkmak mümkün olmaz.

Ego bize çekici geldiği zaman, onun ardından koşarız: Bu dünyadaki her şey benim, benim, benimdir. Sonra kişi ölür ve beraberinde hiçbir şey götürmez. Nesilden nesle işler böyle gider ve giderekten insanlık bu gidişatın zararlı olduğunu anlamaya başlar, çünkü bu yabancılaşmayı, depresyonu ve intiharları getirir. Bu amaçsızlık ve içimizde hayatın anlamı ne sorusunun belirmesi, bencilce ilerleme isteğimizi öldürür ve bizi derin bir ilgisizliğe ve duyarsızlığa getirir.

Gelişmenin sonunda ego bize bir ödül göstermeli: Ne elde ettik, insanlık nasıl bir sona gidiyor, çabalarımızın meyvesi nerede? Bencil arzularımızla biraz daha yukarı çıktığımızda, her şeye şimdi tamamen farklı bakarız. Fiziksel seviyede mevcut olan her şey, kişiye boş ve gereksiz gelmeye başlar. Görünüşe göre, kendi hayvansal durumunun yukarısına yükselir ve bunların hepsinin yanlış olduğunu anlar: Hayatın neden ziyan olmuş olduğu ise açık değildir.

Firavunun özellikle İsrail oğulları için yani hayatın anlamı, varoluşun nedenini, Yaradan’ı anlamaya ihtiyacı ve arzusu olanlar için egoyu simgelediği söylenmiştir. Ego sürekli geliştiği ve açık sonuçlar görme ihtiyacı arttığı için, kişi artık yalnız dünyevi edinimlerle tatmin olmaz, çünkü bunlarla kişi sonsuza kadar var olamaz ve kişinin içindeki ihtiyaçlar artık maddesel olanın ötesine büyümüştür. Tüm bunların yalnızca çocuk oyunu olduğunu ve sonuçta herkes gibi kendisinin da öleceğini anlamaya başlar. Hayat geçip gider, peki ama ne için?

Ego, bu yolun baştan beri sonuç vermeyeceğini deşifre etmemize, çözmemize, görmemize, anlamamıza ve hissetmemize yardım eder. “Amerikan rüyası” döneminin sona erdiğini görürüz,  kazanç peşinde koşma devrinin sona erdiğini görürüz, artık hiç kimsenin lükse ihtiyacı yoktur. İnsanlar bunun ötesinde bir evrime erişirler; onları artık daha fazla satın almak ve tatmin olmak peşinde, hamster gibi bir tekerlek içinde koşmaya zorlayamazsınız.

İnsanlık artık bunu anlamaya başladı, bugün, bunların içinden hayatın anlamını sorgulayan kalitesi yüksek, sayısı az bir ego katmanı ortaya çıkmaktadır. Bu durum, hayatın anlamı hakkındaki sorgulamayı mümkün olan her yolla bastırmak ya da hiç yoktansa bir takım dar ve sınırlı cevaplar vermek amacıyla, insanlığı depresyona narkotik ilaçlara, teröre ve suça itmektedir.

İbrahim zamanında, bu sorular İbrahim’in öğrencilerini Mısır’a getirdi ve bu durum, Yaradan’ın gücü keşfetmek yalnızca egonun içine batarak mümkün olduğundan, Yaradan’ın karşıtı olan egoyu onların içinde uyandırdı. Böylece Mısır sürgünü ve Mısır’dan çıkış kişinin ve insanlığın manevi gelişiminin temel taşları haline geldi. “Firavun” adı verilen egonun denetiminin içine atılan İbrahim’in bu küçük grubunun örneğine dayanarak, insanlıktan ne beklendiğini anlamak mümkündür, çünkü bu gün hala aynı durumda bulunmaktayız. Bu nedenle Tora’nın kapağını açtığımız zaman, günümüzle son derece alakalı olduğunu unutmamak gereklidir.

Günlük Ders, 02.04.2015, 2. Bölüm, “Kabalanın Paylaşımı” Konulu Ders

Senin İçin Bir Dinlenme Günü Olacak

thumbs_laitman_254_02Tora, ”Exodus” 35:1 – 35:3: Musa tüm İsrail çocukları ahalisini toplanmaya çağırarak, şöyle dedi: “Bunlar Yaradan’ın yapılması gerekenleri emrettiği şeylerdir. 6 günlük iş yapılabilir fakat 7. günde kutsallık olmalı, Yaradan için tam bir gün bütünüyle dinlenme; her kim günlük işini (o özel günde) uygular ise, ölüm konumuna getirilir. Şabat günü meskeninizin herhangi bir yerinde ateş yakmamalısınız.”   

Başlangıçta bizler kişinin veya grubun bencilce arzuları ile ilgileniriz.

Tora bize der ki, yapmamız gerekenin tümü, egomuzun üstesinden gelmek ve bunun üzerine yükselerek toplanmak, tek bir bütün halinde bir araya gelmektir. Yani bu Peraşaya (Tora kısmı), VaYikahel” (toplanmış) adı verilir.

Bu kısım, hepimizin içinde bulunan, bir araya toplanmamızı gerektiren, bulmaca gibi olan, tek bir ruh haline gelmesi gereken, tüm ayrılmış, birbirinden mesafeli, kopmuş ortak ruhun parçalarından bahseder.

Bu parçaların birleşmesi sayesinde, bizler onları Or Makif (Saran Işık) etkisi altında derlemeye, ihsan etme ve Yaradan sevgisine ilişkin yapı içinde başlamış oluruz. Şayet bizler O’nun gibi olmayı denersek, çabalarımızın derecesine göre, O bizi etkiler ve bize karşılıklı tek bir bütün olmuş bağ içinde toplanmamıza yardımcı olur.

Daha sonra bizler karşılıklı özelliklerin tam bir bütünü nasıl oluşturduğunu göreceğiz. Buna Kabala Bilgeliği’nde Partsuf yani bir blok veya yapı adı verilir

Partzuf Sefirot’dan oluşur: Hesed, Gevura, Tiferet, Netzah, Hod, Yesod, Malhut. İlk altı Sefirot‘ta yani haftanın altı gününü sembolize eden zamanda bizlerin, ruhun ayrılmış parçalarının tümüyle bir araya toplanması hususunda çalışması gerekir. Şayet bizler bu konuda başarılı olursak, o zaman altı günlük iş içindeki çabalarımız üzerinde çalışarak, Işık bütünüyle bir araya gelişin sonucunu bize getirir. Nitekim yedinci gün işimiz tamamlanmış olduğundan, daha sonra bizlerin daha fazla bir şey yapmasına gerek yoktur.

Bizler Işığın aramızdaki bu hareketi sonuçlandırmasını mümkün kılarız. Bu şekilde ayrılmış fakat bizim bir araya getirmiş olduğumuz parçalardan bütün bir birim ruh meydana çıkar.

Bizler bir haftayı bitirir ve yeni bir haftaya başlarız. Bir parça ve daha sonra başka bir parça. Ve bu şekilde bizler bütün bir ortak ruhumuzu bir araya getiririz. Bunun gibi hareketler içerisinde bizler tüm parçaların manevi bütünleşmesini bir tam birim şeklinde ediniriz. Adam (insan) suretini, yani Domeh (Yaradan’a benzeyen) anlamına geleni, bizler ediniriz.

Böylece Şabat kutsal bir gün olup, bu günde Işık işler, çabalarımızı etkiler ve bizi neticeye getirir. Bizler sanki altı gün boyunca yapılması gereken bu çalışmayı oluştururuz ve yedinci günde ise Işık bunu devam ettirir.

Bizler eğer yedinci günde bu çalışmaya sanki Adem’in ruhunun kırılmasıymış gibi, bu kırılmaya sevinerek devam ederiz. Çünkü bizler bu çalışmayı Işık yerine yapmaya teşebbüs ediyoruzdur. Bu tüm ıslah sisteminin en yüce kutsallığı bozma safhasıdır.

Genel anlamda bizler çalışmanın bir bölümünü ve Işık da çalışmanın diğer bölümünü yapar. Şayet bizler tüm çalışmayı kendimiz yaparsak, bizler sisteme daha da fazla zarar verir, hafta boyunca bir araya getirmiş olduğumuz parçaların karşılıklı hareketini daha da güçlü bir şekilde reddetmiş oluruz. Genelde tüm hafta boyunca bir araya toplamak ve buna ek olarak da yedinci günde yine devam etmek yerine, hiçbir şey yapmamak en iyisidir. Bu şekilde, tüm ıslah metot sistemini ve onun ilerleyen sürecini iptal etmiş oluruz.

Böylece yedinci gün öncesinde, çabalarımızı bitirmemiz gerekir. Demek istenilen şey, altıncı günde durmalı ve tüm parçaların Işık tarafından birbirlerine yapıştırılarak bir araya getirilmesi mümkün kılınmalıdır. Denir ki, “Senin için bir dinlenme günü olacak.” Temelinde kişi çalışmayı yapıyor ama dinlenmiyordur. Böyle bir zamanda bizler tüm altı parçanın kademe kademe bir tam bütüne doğru birleşmesini sonunda hissederek, güncel manevi seviyenin ıslahını bitiririz. Daha sonra da, bir sonraki, ondan sonraki seviye şeklinde, haftadan haftaya seviye düzeltiriz.

KabTV’den, “Ebedi Kitabın Sırları” 10.10.2013

Toplantı Evi (Sinagog) ve Çalışma Evi (Beyt Midraş)

thumbs_Laitman_501Toplantı Evi (Beyt Kneset-sinagog) ve Çalışma Evi (Beyt Midraş-talep) insanın kendi içindeki soruları, açıklamaları, arzuları ve düşünceleri sığdırdığı basamaklardır. Toplantı evi, amaca bütünüyle başarı ile erişmek için çaba harcanılan bir yerdir. Amud‘un (sütun) yanında, orta çizgide,  dua etmenin denendiği bir yerdir. Çalışma evi  ise, daha da yüksek bir basamak olup, 2 basamakmış gibidir: Endişe içinde geri dönüş ve sevgi içinde geri dönüş.

Bizler başında ihsan etme kuvvetini edinir ve ardından da hemen bu kuvvetler ile, ihsan etmek adına almak üzerinde çalışmayı yapabiliriz. Toplantı Evi, benim tüm kuvvetleri bir araya getirip, talepte bulunduğum ve ihsan etme niteliğine erişmeyi başardığım yerdir. Aynı zamanda, Çalışma Evi (Midraş-talep) ise, benim Hasadim Işığı içinde Hohma Işığını talep etmeye ve ifşa etmeye başladığım yerdir.

Otantik Kabalistik Kaynaklar Ne Diyorlar?

thumbs_laitman_546_03Manevi dünya 125 seviyeye bölünmüştür. Tora’nın beş kitabının her biri 25 seviyedir ve bunların toplamı, Adem’in günahı sonucunda parçalanmış olan ruhumuzu tamamen ıslah etmek için geçmemiz gereken 125 seviyedir.

Parçaları toplayıp birleştirme evresi genel ruhun tüm parçaları arasındaki bağlantıların denetlenmesi evresidir. Yaradan’ın bu bağlantıların her birinin nasıl olması gerektiğini göstermesinin nedeni de budur, çünkü biz şimdi, yeni seviyede bir ruh iletişim ünitesi inşa etmekteyiz.

Tüm otantik kaynakların (ARI’nin Hayat Ağacı, Baal HaSulam’ın Talmud Eser Sefirot’u ve Zohar Kitabı) sözünü ettiği her şey, belirli manevi üst kurallardır. Bu kurallar feshedilemezler ve değiştirilemezler ve bunları başka türlü yorumlamanın bir yolu da yoktur. Bu seviyeye erişen kişi, bunların ne anlama geldiğini anlar.

KabTV, “Ölümsüz Kitabın Sırları” 17/12/2014

Yaradan’ın Hizmetinde

thumbs_laitman_538Tora, “Levililer” 1:1 – 1:2: Ve O Musa’yı çağırdı, ve Kral, ona Buluşma Çadırı’ndan konuştu:

İsrailoğullarına konuş ve onlara de ki: Aranızdan bir kişi Kral’a kurban getireceği zaman, hayvanlardan, sığırlardan ya da sürüden, kurbanınızı getirmelisiniz.

Tüm arzuları (duran, bitkisel, hayvansal ve konuşan) toplumun yararı için ve kendimiz için hiçbir şekilde almadan, tüm amaçlarımızı ve düşüncelerimizi diğerlerinin yararına,  tıpkı bir annenin sadece kendi çocuğunun refahı için düşündüğü şekilde, tamamen özgecil şekilde sağlamalıyız.

Eğer bir kişi kendini bu şekilde yönlendirebiliyorsa, o zaman arzusunu kısmen alma tarafından, ihsan etme tarafına transfer eder. Ancak, bu, toplum ve grup içerisinde, düzelten Işık’ı çeken sistemi çalışarak gerçekleşen çok uzun bir çalışmadır.

Diyelim ki, öncesinde kendi faydam için diğerlerini kendi yararıma kullanmaya çalıştığım içimde bazı arzular vardı ve şimdi, bu arzularla belli bir sistem dahilinde, Işık’ın bana ihsan ettiği ve bu arzuları egositik olmaktan ihsan etmenin yararına olacak şekilde çalışıyorum. Ancak, bu, bizim dünyamızın özgeciliği değildir her ne kadar biz onu bu şekilde isimlendirsek de, çünkü bunun için başka kelimelerimiz yok.

Aslında, kendin için hiçbir fayda olmadan diğerleri için tamamen ihsan ettiğin ve sevgi duyduğun şekildir bu. Kişi, bu seviyede çalışmaya başladığı zaman, o zaman fedakarlık yapmış olur ki bu da, egoistik arzusundan parçaları ayırdığı ve onları diğerleri için ihsan etme seviyesine transfer ettiği anlamına gelir.

Tüm seviyelerin arzuları bunların içinde ortak olurlar: duran, bitkisel, hayvansal ve konuşan. İlave olarak, duran, bitkisel ve hayvansalın seviyeleri, adama hizmet eder, dünyamızda olduğu gibi ve konuşan adam seviyesi de Yaradan’a hizmet eder. Adamın içinde duran, bitkisel ve hayvansalın tüm arzuları vardır ve onları çalışması içerisinde, Mısır olmadan ve herhangi bir ödül beklemeksizin, ihsan etme ve sevgiyi tamamlamak üzere yükseltir.

KabTV “Ölümsüz Kitabın Sırları” 13/11/2013

Hepimiz Birbirimize Bağlıyız

thumbs_laitman_553Soru: Yaşadığımız tüm problemlerin bir nedeni var mı?

Cevap : Eğer eşimizle, çocuklarımızla, komşularımızla, işde, hatta kendi içimizde çatışmalarımız varsa bu, Firavun denilen egonun bizi yönettiği anlamına gelmektedir.

Soru:  Ama, Tora’nın anlatmış olduğu Mısır’daki esaret, sadece çok eski zamanlarda yaşanmış ve çok uzun süre önce de tamamlanmıştı.

Cevap: Firavun bizleri her zaman yönetir, hatta şimdi bile. Tora’da anlatılan olaylar belli bir zamana ait tarihsel hikayeler değillerdir. Bizler hâlâ aynı egonun, bizlere normal bir hayat yaşamamıza engel olan egoistik doğamızın boyunduruğu altındayız.

Günümüzde özel bir dünyada ve özel bir zamanda yaşıyoruz. Hepimiz, tek bir ağa bağlı entegre bir dünyada, entegre bir ekonomide ve birbirine bağımlı bir şekilde yaşıyoruz. Eğer uluslararası toplumlar belli bir ülkeye karşı  bazı yaptırımları uygulamaya alırsa, o ülke ile bağlantılarını keserlerse, örnek olarak İran gibi, herkes diğer herkese bağlı olduğundan dolayı o ülke batar.

Bu bizlere, herkesin birbirine bağlı olduğu, ne tarz entegre bir dünya içinde yaşamakta olduğumuzu gösterir. Eğer bu birbirine bağımlı dünyada iyi ilişkileri korumazsak, kendimize zarar vermiş oluruz.

Bu yüzden, tüm uluslar, tüm ülkeler, bir ülke içindeki siyasi partiler arasındaki ilişkileri onarmayı başaramazsak, en basitinden kendi kendimizi yok etmiş olacağız. Doğanın genel kanununa ters bir şekilde hareket edersek hiçbir şey bize yardımcı olamaz.

Soru: Ama hepimizin birbirimizle iyi geçinmediği gerçeği var ve bizler hâlâ yaşamaya da devam ediyoruz.

Cevap: Bu yüzleşmenin bir sınırı vardır. Ne kadar daha fazla büyüyebilir ve devam edebilir. Bu yüzleşmelerin nedeni bizleri sadece kendimiz hakkında düşünmemize zorlayan kendi doğamızdır. Ancak kişi kendi iyiliğinin ve refahının diğer herkese bağımlı olduğunu anlamaz. Aptal egomuz böyle ilkel bir şekilde işler. İnsanlar, diğerleri ile iyi ilişkiler kurarak, aramızda bağ kurarsak bundan sadece faydalanacağımızı anlayamazlar.

Soru: Görünen o ki, tam tersine eski zamanlardaki ilkel toplumlarda, insanlar daha fazla bağlantılıydılar ve bizler geliştikçe birbirimizden daha da uzağa düşüyoruz.

Cevap: Eski toplulukları ilkel olarak değerlendirmeyiniz. Onlar birbirlerine bağımlı olduklarının farkına varmışlardı ve birbirlerine bağlıydılar da ve bu bağlar olmadan da hayatta kalamazlardı.

Modern toplumun problemi şu ki, teknolojik gelişmeler neticesinde bizler oldukça yüksek bir seviyeye ulaştık ve görünen o ki, birbirimizden bağımsız bir şekilde yaşayabiliyoruz ve herkes de kendini cep telefonu ve bilgisayarı ile evine kilitleyerek hiçkimseyi görmek dahi istemiyor. Buradaki ana nokta kişi kendisine dokunulmasını istemiyor.

Aramızdaki bu bağlantının eksikliği ya da negatif bağlantılar, egomuz yani Firavun olarak adlandırılır. Diğer hiçkimseyi gözönüne almak istemeyiz ve birbirine bağımlı karşılıklı bir ağ içerisinde olduğumuzu anlamayız ve bu özellikle İsrail halkı için geçerlidir. Bizler, birbirimize her zaman bu ölçeğe göre değer vermeliyiz: diğerlerine karşı olmamızın ya da onları destekliyor olmamızın derecesine göre.

Tüm Torasadece, Tora’nın çok büyük bir kuralı olan “Dostunu kendin gibi sev” ile ilgilidir. Bu kural herşeyi içinde barındırır ve doğru birliğe ulaşmak dışında da başka birşey yoktur.

İsrail Radyo Program’ından  103FM, 15/03/15

Manevi Yükselişin Seviyeleri

thumbs_laitman_553Tora’nın haftalık bölümlerini (Peraşa) okurken genel resme odaklanmaya devam etmeyi denemeliyiz çünkü Tora bizlere geniş, kapsamlı ve bütün bir birliğe nasıl ulaşacağımızı söyler.

Birlik yolunda ego tekrar tekrar ve artarak ifşa olmakta ve ego büyüdükçe bizler de onun üzerinde artarak daha büyük bir birliğe olan ihtiyacı keşfetmiş oluyoruz.

Ego, bize karşı hareket eden yardımcımızdır ve bize karşı bir yardım olarak hizmet eder, ancak aynı zamanda ego tüm kusurları, eksiklikleri ve  içinde bulunduğumuz koşulların zehirli buharlarını ifşa eder.

Ego, insanların, duran, bitkisel ve hayvansal doğalarına doğru olan tüketici tutumlarında ifşa olur, fakat özellikle aramızdaki ilişkilerde. Kıskançlık, haset, otorite, ünlü olmak için can atma ve saygı bizlerin ana büyük problemleridir.

Bu yüzden, düzetmelerimizin amacı, kişiyi tek eşsiz bir sistemde, herkesle uyum içerisinde birlik ve bütünlük koşuluna getirmektir. Bu, Tora’nın, Işık’ın, bize verilen tüm kusurları düzeltmesinin nedenidir. Kusurlar, bizim onları tanımlamamızın derecesine göre düzeltilirler yani, bizim onları gördüğümüz şekle göre.

Kusurların üzerine aramızdaki daha büyük bir birleşme ve birlik için yükselerek, kutsal günler, haftanın günleri, Şabat ve Aybaşı (Roş Hodeş), dünyanın milletleri, Leviler, Kohenler, İsrailliler v.b. olarak adlandırılan seviyelere yükselmiş oluruz.

Bu seviyelerde, bir seviyede Kral Davut’un, sonrasında Kral Süleyman’ın ve sonra Musa’nın, Harun’un, Yusuf’un ve Yakub’un seviyesinde olarak manevi yükselişin tüm diğer destekleyici sütunlarını görmüş oluruz.

Bu seviyelerden geçen bir kişi olarak, kişi, mümkün olan en çok seviyede olarak, en alçak seviyeden en yüksek seviyeye doğru yükseldiğini hisseder. Kişi, tüm günleri, kutsal günleri v.b. deneyimliyor gibi görür. Bu destekleyen sütunların herbirinin koşullarının içine girer, onlara bağlanır ve tüm insanlık ile birleşir. En sonunda, tüm dünyayı içinde birleştirir ve insan Adam haline gelir, (Adam; İbranice “Domeh” kelime kökünden gelen – benzemek), yani Yaradan’a benzer.

Bu yüzden, hepimiz, önceden belirlenmiş bütünlüğe ulaşana kadar, Tora’nın bize gelişimimizin temel seviyeleri hakkında söylemiş olduğu herşeyi algılamamız gereklidir.

Soru: Yeni yıl (Roş Aşana) ile başlayan kutsal günlerin sırası ilerledikçe, kişinin hislerinde kalır ve sonrasında buna göre Nuh, İbrahim v.b. gibi mi devam eder?

Cevap: Herkes bunu kendi kişisel yolunda deneyimler.

Eğer, genel ruh, parçalara bölünmemiş olsaydı ve kendini belli bir amaç yolunda düzelten, özellikle bunun için olan tek bir ruh olsaydı o zaman tüm seviyelerden belli bir sırada geçiyor olurdu.

Ancak, bizler herbirimiz karşılıklı olarak bağlı olduğumuzdan ve sadece aramızdaki bağ ile düzeltilebileceğimizden, içimizde yine karşılıklı olarak birleşmiş olan tüm bu seviyelerden ve Tora’da İbrahim, İshak, Yakub olarak adlandırılan bu figürlerden, seviyelerden geçmemiz gereklidir.

Tüm bu figürler, Adam (Adem) olarak adlandırılan seviyeye ait, manevi seviyeler ve bu figürlerin içsel içerikleridir. Seviyelerin kendileri de Şabat, haftanın günleri, kutsal günler, aylar ve yıllar olarak adlandırılırlar.

Bu, duran, bitkisel ve hayvansal doğadan meydana gelmiş olan bir bütün sistemdir; her seferinde artarak daha büyük bir uyum edinerek,  integral bir bütünlükte gelişen tüm dünya.

KabTV’den  “Ölümsüz Kitabın Sırları” , 28/ 4/ 14

Ego Çöp Yığınının Üzerindeki Umut Kıvılcımları

laitman_2008-12-24_8202_wSoru: Tora’nın verilişi, saf olmayan 49 kapıdan geçiş ve Mısır’dan çıkış esnasında olan bağ koşullarının arasındaki fark nedir?

Cevap: Saf olmayan 49 kapı bizim tüm kaplarımız, bütün arzularımız, kalplerimiz olup, hepsi almak içindir, dipteki atılmış çöptür. Yalnızca kalpteki nokta, ihsan kıvılcımı her bir kalpten dışarı çıkar ve bütün bu kıvılcımlar bir olacak şekilde bütünleşir.

Bu  birleşmiş kıvılcımlara Musa adı verilir. Onlar Yaradan ile bağ kurmak isterler ve bu nedenle dağın tepesine doğru yükselirler ve bu esnada tüm kalpler saf olmayan 49 kapı içinde kalırlar. Mısır’dan çıkış esnasında, Yaradan’ın ifşasının gerçekleşmesi, kıvılcımların kalplerden ayrılabilmesi, onları egolarından çıkarmak için gerekliydi.

Kıvılcımlar kalplerden ayrıldığı zaman, onlar Tora’ya erişmek için bir kap olacak şekilde birleşebilirler. Sonuçta, Tora’nın Işığı edinildiğinde, her seferinde kalplerin seçilmiş bölümünün alınıp ıslah edilmesi gereklidir. Onları hazırlamak ve kıvılcımların boyuna doğru yükseltmek gerekir.

Bu aşamaya ihsan etmek için ihsan adı verilir, alma arzusunun ihsan etme boyuna yükseltilmesidir. Daha sonra da ihsan etmek için niyet ile daha fazla çalışma vardır.

Kabala sabah dersine hazırlıktan, 3/6/2014

Denizi Ayıran Doğa

thumbs_laitman_744Midraş ”Beşalah”: Deniz henüz ayrılmamasına rağmen, İsrail oğulları dev dalgalara doğru daha derinden hareket etmeye devam ettiler. Su onların boyunlara kadar yükselmişti.

Musa elini yuvarlanan dalgalara doğru uzattı ve denize emretti, ”Yaradan adına, yolu aç!” Fakat deniz bu emre uymadı.

Deniz 6 günlük evrim içinde oluşmuş olan sınırlarını değiştirmek istemedi. Yaradan Musa’ya ekibinin sayısını artırarak denizi tehdit etmesini emretti. Ev sahibinin sopasını asi hizmetkarına kaldırdığında olduğu gibi. Fakat dalgalar geri çekilmedi ve kabarmaya devam etti. 

Daha sonra Şehina (Yaradan’ın mucizesi) denizin önünde belirdi ve deniz ayrıldı. ”Niçin şimdi, deniz, gittin mi?” diye sordu Musa. Cevap geldi: ”Ben yalnızca dünya kralının kendisi adına geriye çekildim!”

Uzak mesafede olan ülkelerde bile denizin gürültüsü ve kırılması duyulmuştu. Bu noktada, yalnızca Yam Suf  (son deniz) ayrılmamıştı, fakat bütün ülkelerdeki göller ve kuyular ayrılmıştı, hatta testilerdeki sular bile ayrılmıştı!

Nitekim bütün dünyada bir mucize ortaya çıkmıştı! Yam Suf  suyu (son deniz suyu) kendi malum yerini aldıktan sonra, dünya etrafındaki bütün sular ise kendi doğal seviyesine döndü. 

İnsanların hareket edişleri Bina’nın genel doğasında gerçekleşir ve Bina’nın tüm bölümleri, nerede olurlarsa olsun, Bina’nın doğasını Malhut’un doğasına gömmüştü. Nitekim şayet insanlar ihsan etme seviyesine erişirlerse, o zaman Bina her seviyede zincirleme bir olay şeklinde çalışmaya başlar. Bu nedenle, denir ki, ”göller ve kuyulardaki sular tüm ülkelerde ayrılmıştı ve hatta testi içindeki su bile ayrılmıştı.”

Soru: Deniz niçin Musa’nın emrine uymadı ?

Cevap: Egoizmden çıkabilmek için, bunun başarılması ancak  Üst Işığın yardımı ile, GAR de Bina etkisi altında ve büyük Hohma Işığı ile, ”Yaradan” adı verilen doğa ile olur.

Bunun yapılması için her çabanın harcanması gerekirdi fakat Nahşon dışında kimse bu fırsata teslim olmadı: ne Musa ne de Aron biliyordu, hatta rahipler bile ”Nahşon” doğası hakkında bir şey bilmiyorlardı.

Genelde kişinin önde ilerlemesine ilişkin bir doğası yoktur. Bitişe doğru koşan atletler gibi, bir liderin grubun önünde ilerlemesi gibi. Fakat bu grup bitiş çizgisine doğru beraber gelmelidir ve şayet birlikte koşmazlarsa o zaman ne birinci ne de sonuncu kişi bitiş çizgisine ulaşır.

Tüm grup için temel olan şey kutsal amaca doğru birliğe gelmektir. Grupta lider olan kişi önde olduğu için hızı tutmalıdır fakat her seferinde lider değişir. Bu şekilde herhangi bir kişinin karakteristik doğası yok olmaz fakat aksine bunların bir kişi rehberlik ettiğinde ve tüm insanlığa rehberlik ettiğinde en azından bir an için bile ortaya çıkması gerekir.

Diyelim ki, tüm insanlık bir dairedir. Ben bu dairenin  içinde genetik doğamlayım. Ben bu doğanın içinde iken, bir kere herkesin önünde ve bir kere de herkesin arkasında olmalıyımdır. Her bir kişi aynı şeyi yapar. Her bir insanın doğası iki kez kendini belli etmelidir: tüm insanlığın rehberi olarak ve insanların ona rehberlik ettiği şekilde.

Soru: ”İnsanlığa yol gösterme” kavramı bellidir, fakat neden tüm insanlık tarafından buna rehberlik edilmelidir?

Cevap: Biri olmadan diğeri olamaz. Çünkü yalnızca bu şekilde kişinin gerçek doğası kendini belli eder. Tüm diğer nitelikler birbirine karışmıştır. Nitekim kişinin kendine has niteliği yalnızca Keter ve Malhut olarak kendini belli etmelidir.

Kabtv’den ”Ölümsüz Kitabın Sırları”, 30.4.2014

Toplam 4 sayfa, 2. sayfa gösteriliyor.1234