Category Archives: Tora

Tora’nın Gizli Kodu

Yorum: Hiyerogliflerden [piktograflardan] sonra ortaya çıkan ilk harflerin, İbrani alfabesinin harfleri olduğu söylenir: Aleph (א), Bet (ב) vb.

Cevabım: Onlar ortaya çıkmadılar. Yaklaşık 6.000 yıl önce yaşamış olan Adem tarafından keşfedildiler.

Bu harfleri keşfetti çünkü ihsan etme niteliği ile alma niteliğinin arasındaki ilişkiyi ve aralarındaki bağı anlamaya başladı. O, yalnızca 22 bağlantı olduğunu ve alma ve ihsan etme arasındaki bu bağlantılar aracılığıyla dünyanın tüm niteliklerini ifade edebileceğini gördü. Bu nedenle onları çizgiler ve noktalar şeklinde tasvir etti. O zamandan beri alfabeye sahibiz.

Soru: İbranice bir harfte, her şeyin başladığı siyah nokta nedir?

Cevap: İhsan etme ve iyilik niteliğine tamamen zıt bir şeydir. İhsan etme, sevgi ve iyilik, bir nesneden diğerine, yalnızca diğerinin yararı için akan olumlu niteliklerdir ve bunlara ışık denir. Bunun tersine siyah nokta denir.

Soru: Bu siyah noktayla başlayan herhangi bir harf var mı?

Cevap: Elbette.

Yorum: Ve sonra yatay bir çizgi ve dikey bir çizgi çizeriz.

Cevabım: Evet, beyaz ışığın arka planında. Beyaz kağıdın arka planında.

Soru: Harfin tamamı yazıldığında, ne anlama geliyor?

Cevap: Ben, olumsuz niteliklerin olumlu niteliklere ne ölçüde benzeyebileceğini resmediyorum.

Soru: Bu siyah harfin beyaz kağıda, beyaz ışığa benzer hale gelebileceğini mi söylüyorsunuz?

Cevap: Evet.

Soru: Peki, harfleri bir kelimede birleştirdiğimde?

Cevap: Bununla, sadece bir ihsan etme niteliğinden ikinciye ve sonra üçüncü, dördüncü ve benzer şekilde diğerlerine nasıl geçeceğinizi açıklarsınız.

Soru: Ve bir cümle yazdığımda ve bunu tamamen doldurduğumda, örneğin beyaz ışık, bu kağıt sayfası mı?

Cevap: Bunu yaparak, arka plandaki beyaz ışığa karşı tüm ihsan etme yeteneklerinizi ortaya koyarsınız. İhsan etme ve almanın kesinlikle tüm potansiyel karşılıklı niteliklerini tasvir eden Tora yazıldıktan sonra, başka bir şey yazmanın anlamı yoktur. Her şey, sadece Tora’ya yapılan her türlü ekleme ve yorumdur.

Soru: Öyleyse, Tora, insanın ihsan edici ve sevgi dolu olmaya yönelik tüm arzularını ve özlemlerini tanımlıyor mu?

Cevap: Evet.

Soru: Ya bir kişi, İngilizce, Rusça, Almanca, Ermenice veya başka bir dilde yazarsa ne olur?

Cevap: Gerçek şu ki, şu anda, yazılanları doğru bir şekilde okuyamazsınız çünkü diller sürekli olarak değişiyor. Bugün modern bir Fransız’ı ve Haçlı Seferleri sırasında yaşamış birini ele alırsanız, birbirlerini anlamazlar. Dil çok değişti!

Soru: Peki ya İbranice?

Cevap: Hayır. İbranice değişmedi. Biz iki ya da üç bin yıl önce yazılmış kitapları okuruz. Adem, Melek Raziel adlı kitabını 6.000 yıl önce yazdı ve biz onu bugün yazılmış gibi okuduk. Çok net değil ama okuduk. Tıpkı çağdaşlarımızla yaptığımız gibi Adem’le de konuşabilirdik.

Binlerce yıl önce yaşamış atalarıyla karşılaşıp onu anlayan ve onunla aynı dilde konuşan başka millet yoktur.

Ama Yahudiler kolayca yapabilir!

Soru: Kod değişmediği için mi?

Cevap: Evet. Değişemez çünkü bu, ışık ve karanlık arasındaki etkileşim, iki kuvvet arasındaki etkileşimdir.

Soru: Tora’da gömülü belirli bir kod olduğunu söylediklerinde, bu ışık ve karanlık arasındaki etkileşimle mi ilgili?

Cevap: Evet. Karanlık harflerdir ve ışık ise üzerine yazdığımız arka plandır.

Harfler, bir kişinin niteliğinin Yaradan’ın niteliğiyle eşdeğerliğini temsil eder. İnsan bu eşitliğe geldiğinde, harflerle ışık arasında hiçbir fark kalmayacaktır. Tüm harfler yalnızca ışığın niteliğini ifade edecektir.

Tüm harfler, sadece ışığın tüm niteliklerini o satırlarda, ışığın olmadığı o görüntülerde vurgulamak için vardır.

Soru: Yatay ve dikey çizgilerin farklı ışıkları temsil ettiği doğru mu?

Cevap: Evet, tabii ki. Bunda pek çok farklı işaret ve pek çok sır var, yani henüz çözemediğimiz şeyler.

Soru: Harflerde gerçekten çözülmemiş sırlar var mı?

Cevap: Elbette! Harften başka bir şey yok. Harf, bizimle üst güç arasındaki bir işarettir. Bu işaretlerden başka bir şey yok.

Soru: Işığın yukarıdan “harf” adı verilen bir şablondan geçtiğini ve bir kişinin içine damgalandığını söyleyebilir miyiz?

Cevap: Evet, bu da doğru.

Soru: Bir keresinde Sibirya’da yaşayan, en yüksek, en saf, şiirsel dille size İbranice bir mektup yazan tamamen sıradan bir kişi hakkında bir hikaye anlatmıştınız.

Cevap: Evet. Bunu öğretmenim Rabaş’a gösterdim. Ve onun temiz kalpli/alçakgönüllü bir adam tarafından yazılmış Kabalistik bir metin olduğunu, çünkü böyle bir manevi aydınlanmaya sahip olduğunu söyledi.

Soru: Bundan, tüm harflerin bizim içimizde, dünyada yaşayan herkesin içinde olduğu sonucuna varabilir miyiz?

Cevap: Evet. Daha sonra bu adamla tanıştım, hiçbir şey anlamadı ya da bilmiyordu. Yıllar sonra Sibirya’dan serbest bırakıldığında İsrail’e geldi. İçinde o zamanlar yaşadığı durumdan geriye hiçbir şey kalmamıştı. Ona kısa bir ani ışık şeklinde verildi çünkü çok acı çekiyordu. Tüm gücüyle kendisinden, vücudundan çıkmak istemişti! Ve bu gerilim onu, İbranice yazabilecek duruma getirdi. Sadece onun aracılığıyla dünyaya geldi.

Soru: Yani bunun, onun duası olduğunu söyleyebilir miyiz?

Cevap: Elbette.

Sözlü ve Yazılı Tora

Soru: Sözlü Tora ve yazılı Tora nedir?

Cevap Sözlü Tora, hem öğretmenin hem de öğrencinin belirli bir manevi derecede bir arada oldukları ve bunun aracılığıyla birbirleriyle iletişim kurdukları anlamına gelir. Yazılı Tora, onların edindikleri her şeyin metinlere yazılması ve birinden diğerine geçmesidir.

Soru: Bu, Musa’nın Sina Dağı’nda Yaradan’dan aldığı şeyin sözlü Tora olduğu anlamına gelir. Ve 1000 yıl sonra tüm bunlar yazıldığından, Kabala açısından bu artık sözlü olarak kabul edilmiyor mu?

Cevap: Kabala’nın bakış açısından, sözlü Tora, kişinin kendi içinde edindiği her şeydir. Bunu tarif etmek veya iletmek neredeyse imkansızdır çünkü bu sadece onu iletmek istediğiniz kişinin edinimine bağlıdır.

Kişinin İçindeki Üç Tür Arzu

Soru: Tora’nın anlatılarında, her biri kişinin içsel arzularını kişileştiren birçok karakter vardır. Kabala’daki temel koşul, egoizminizden çıkış anlamına gelen, Mısır’dan çıkıştır. İçimizdeki “Mısırlılar” kimlerdir?

Cevap: “Mısırlılar”, bizim her tür egoist niteliklerimizdir. Bu karakterlere bağlı olarak küçük veya büyük olabilirler.

Rabaş’ın makalelerinde “Mısırlılar”ın, içimde “Eylem yapın, niyet önemli değil. Bu senin için değil, henüz yeterince olgun değilsin.” diyen arzular olduğu yazar.  Yani egoist niteliklerim beni sakinleştirir ve beni niyetlerden uzaklaştırır; niyetler esas olan şey değildir, esas olan eylemlerdir.

Yorum: Birincil kaynaklarda bile, niyet olmadan eylemler için bir tür destek bulabilirsiniz.

Cevabım: Birincil kaynakları nasıl gördüğümüze bağlı. Doğrusu, Tora niyetlerden bahseder.

Yorum: Ama aynı zamanda sık sık şöyle diyorsunuz: Eğer gücünüz yoksa, asıl şey bir şeyler yapmaktır ve niyet daha sonra gelecektir.

Cevabım: Evet, ama yaparsın ve niyet daha sonra gelir.

Yorum: Ayrıca içimizde “dünyevi” denilen arzulara sahibiz. Hemen hemen tarafsızdırlar. Onlar sadece niyetten değil, birleşmek için harekete geçme gücünden bile yoksundurlar.

Cevabım: Bu tür durumlar, bir hedefe doğru ilerleyen bir kişide bile ortaya çıkar. Ve diğer insanların hiçbir eyleme veya niyete sahip değildir. Onlar sadece temel egoizmleri içindedirler.

Diyelim ki derse gitmen gerekiyor. Ancak, niyet bir yana, grup içinde bir şeyler yapmaya gidecek güç bile yoktur. Buna dünyevi arzu denir. Kişi, yalnızca doğal hareketleri, güdüleri tarafından yönlendirilen küçük bir hayvan gibi davranır.

Ve “Mısırlıların” arzuları zaten bir ideolojidir: esas olan şey, niyet hiç önemli değilken, emredileni açıkça yerine getirmektir. Buna “Mitzvot anashim melumadam ” denir yani bana bu şekilde öğretildi ve yapıyorum. Yani, eylemlerimle, doğamı değiştirmeden, niyetimi değiştirmeden Yaradan’ı ifşa edebilirim.

Mekanik eylemler yapması gereken bir makine gibiyim. Ve onlarla, yine de niyetin yerini aldığı varsayılan her türden cümleyi söylemek zorundayım: kutsamalar ve benzeri gibi.

Ayrıca insanda “büyük karışım” anlamına gelen, “Erev rav” denen bir tür arzu vardır. Bunlar, “kendi iyiliği için” niyetiyle eylemler gerçekleştiren, gruplar halinde organize olmuş kişilerdir.

Soru: Mısırlıların aksine, bir niyete sahipler mi?

Cevap: Hayır, Mısırlılar egoizmin bir sonraki seviyesidir: “Hem bu dünyada hem de sonraki dünyada ödül kazanmak için her şeyi yaparım.”

Ve  “Erev rav” ile ilgili olarak, Yaradan’dan korktukları, ancak Firavun için çalıştıkları söylenir, çünkü tüm eylemleri kendileri içindir.

İyi İle Kötü Arasındaki Yol

Her zaman içimizdeki tüm kötü nitelikleri ışığın nitelikleriyle telafi ederek nasıl dengeleyeceğimize bakmalıyız. “Sevgi tüm günahları örter”, yani her zaman tüm parçalar arasında doğru bağı kurmalıyız: kendi içimizde ve aramızda ve çevremizde.

Tora, cansız doğaya, bitkilere, hayvanlara, insanlara ve üst güç olan Yaradan’a , yani doğanın bir alan, mükemmellik biçimini alması için beş arzu seviyesinin nasıl düzenleneceğine dair yasaları açıklar.

Böylesine mükemmel bir form yaratmaya çalıştığımızda, her şeyi yaratan kaynağı, üst gücü ifşa ediyoruz. Yaşamımız, tüm parçacıkları her yöne dağıtan negatif bir kuvvetle, tamamen paramparça olan Büyük Patlama ile başlar. Ve sonra parçacıklar toplanıp birbirleriyle birleşince yaratılış başlar. Çalışmamızı böyle görmemiz gerekiyor: Doğanın tüm karşıt parçalarını toplamak ve birbirlerini destekleyecek şekilde bir araya getirmek.

Kötülük ortadan kalkmaz çünkü iyilik, kötülük olmadan var olmaz. İnsanlık bunu anlamadığı sürece, savaşa yaklaşacaktır. Sonuçta, doğanın kanunlarını anlamıyoruz, buna bağlı olarak ayrılığımız sadece büyüyecektir, ve bizler bunun üzerine birliğe ve bağa gelmeliyiz.

Küçük bir çocuk yalnızca iyi şeyleri kabul edebilir. Ancak bir yetişkin, problemsiz bunun imkansız olduğunu anlar. Kişinin gelişimi sırasında, kişi kötülüğün dışarıda değil, kendi içinde olduğunu anlar ve kötülüğü düzeltmek için onu sevgiyle, bağ kurarak telafi etmek gerekir. Ayrılık ve bağdan başka bir şey yoktur.

“Barış” (Şalom); “mükemmellik” (Shlemut), tamamlanma anlamına gelir. Kötülük kalır çünkü o Yaradan’dan gelmiştir. Ama Yaradan’dan bize iyiyle kötü arasında bir orta çizgi inşa etmemiz için, iyi olan ikinci bir güç vermesini talep ederiz. Yaradan’ın kötü ya da iyiyle ilgili olmadığı gibi, biz de iyiyle ve kötüyle ilişki kurmayız, ancak kendimizi sadece orta çizgide aralarında organize etmek isteriz.

Bu orta çizgide, O’nunla birlikte çalışarak Yaradan’ı giderek daha çok keşfederiz. İfşa olan tüm kötülükleri iyilikle örterek, orta çizgiye geliriz ve her şeyin Yaradan’ı ifşa etmek ve O’nunla bir bağ kurmak için olduğunu anlarız. Bu nedenle, “Sevgi tüm günahları örter” tavrıyla Yaradan ile bir ilişki kurar ve O’nunla bütünleşiriz.

Zohar Kitabına Neden İhtiyacımız Var?

Soru: Zohar Kitabına neden ihtiyaç vardı? Sonuçta, ilk kısmı Musa tarafından yazılmış olan Tora var. Temel kabul edilir.

Cevap: Tora’nın içinde ne var? Onunla ilgili hiçbir şey anlamıyoruz. Ve Zohar’ı açarsanız, bunun Tora üzerine Kabalistik bir yorum olduğunu söyler.

Kabalistik yorum ne demektir? Musa gerçekten temel bir kitap yazdı, ama o şifrelenmiştir. İçinde tek ama çok derin bir kod vardır. Dalların dili denilen durumda yazılmıştır.

Kabala bunun ne olduğunu açıklar ve Musa’nın kitabında tam olarak neyin ima edildiğini anlamamıza yardımcı olur. Sonuçta, Tora herkes tarafından eski bir kabilenin tarihini anlatan tamamen sanatsal bir eser olarak algılanır. Anlatı dili ile yazılmıştır.

Kabala bize bunun aracılığıyla üst kökleri görmeyi öğretir – dünyamızda karşılık gelen eylemlere neden olan güçleri, bu güçlerin seviyesine yükselmeyi, dünyamızı yöneten sistemi anlamayı ve bu sisteme dahil olmayı öğretir, böylece dünyamızı onun aracılığıyla aktif olarak yönetebilir ve kendimizi ve tüm dünyayı düzeltebiliriz.

Tora: Orijinali Mi Yoksa Çeviri Mi?

Soru: Kişinin Tora’yı sadece orijinal dilde mi okuması gerekir? Tora’nın ve Zohar Kitabı’nın anlamını, Rusçaya çevrildiği şekliyle anlamaya çalışmak faydasız mıdır?

Cevap: Tora’yı hem orijinalinde hem de tercümesinden okumak faydasızdır çünkü insan, Tora’nın ona gerçekten ne söylemek istediğini anlamayacaktır.

Tora’yı herhangi bir dilde çalışmak için, kişi önce Kabala çalışmalıdır. O zaman Tora’da saklı anlamı anlarız.

İshak’ın Kuyuları

Kabala bilgeliğini yıllarca çalıştıktan sonra,  kişinin birdenbire tüm maneviyat arzusunu, tüm motivasyonunu, daha önce sahip olduğu tüm dürtüyü kaybettiğini keşfettiği ve nereden güç alacağını bilmediği bir olgu vardır. Kişi Yaradan’dan ona maneviyat özlemi için güç vermesini isteyecek güce bile sahip değildir.

Ve bundan başka, kişi haz alma arzusunun üstesinden gelme ve onu ihsan etme uğruna kullanma gücüne sahip olmaya özen göstermelidir. Bu nedenle çalışma, birbiri ardına değişen iki aşamada ilerler.

Bazen onu aşmak ve ihsan etme eylemlerini gerçekleştirmek için haz alma arzumla savaşırım. Ve bazen maneviyat arzusu için savaşırım çünkü kaybolur, maneviyatla ilgili olarak ölmüş gibi olurum ve yardım istemek veya almak istemem.

Bu iki koşulda da çalışmak zorundayız ve buna İshak’ın kuyularının kazılması denir. Toprak olarak adlandırılan haz alma arzusunun içinde, eksiklik hissiyatının, maneviyata ulaşma arzusunun sembolleri olan bu kuyular kazılmalıdır, ardından bu kuyular suyla,  Tora’nın sularıyla, Hasadim ışığıyla doldurulacaktır.

Kuyu kazarım çünkü maneviyat arzusunu, Yaradan’a ulaşma ve O’nunla birleşme arzusunu, ihsan etme ihtiyacını edinmek isterim. Önümde basit bir toprak var ve onu manevi bir alana dönüştürmek isterim. Bu nedenle, egoist arzu içinde eylemler yaparım, bu dünyadan cennete, manevi dünyaya ulaşmak için onu ortaya çıkarmak ve içinde boşluklar açmak isterim. Bu, İshak’ın çalışmasıdır.

Haz alma arzumu, onu ihsan etme eylemleri için, dost sevgisi için ve onlar aracılığıyla Yaradan sevgisi için, nasıl kullanacağımı anlamak amacıyla kazarım. Bu arzudan ihsan etme, sevgi, birlik arzusunu çıkarmak isterim. Bundan başka materyalimiz yok ve o, ıslaha gelmiş olmalıdır.

Öncelikle, ihsan etme uğruna arzumla çalışma arzumda, haz alma arzumda bir delik kazarım. Ve sonra bu delik suyla dolar ve kuyu olur, bu da ortak bir arzuyla, toprakla uygun bir şekilde çalışmamı sağlar.

Bir ev inşa etmek istiyorsak, önce temel için bir çukur açmamız gerekir. Ve aynı şey maneviyatta da olur; toprağı kazmalısınız yani kalbi ve oradaki tüm tozu temizlemelisiniz. Bu, arzularınızdan tüm egoist niyetleri çıkarmak anlamına gelir. Ve sonra bu yerde inşa etmeye başlayabilir yani ihsan etme uğruna olan arzuya niyet ekleyebilir ve bir bina inşa edebilirsiniz. Kalp hiç doldurulma olmadan boş kaldığında, inşa etme zamanı gelir.

İnsan, arzusundan, kendi iyiliği için olan niyetini çıkarmalıdır. Yaradan, sanki inşaat kazıkları çakıyormuş gibi, arzumuza kasıtlı olarak egoist niyetler yerleştirdi. Bizim de kuyu yapmak için onları dışarı çekip kalan delikleri suyla doldurmamız gerekir. Bereketli topraklar elde edeceğiz ve üzerine inşa edeceğiz.

Arzu, haz alma arzusu olarak kalır ve bizim işimiz, içindeki egoist niyeti, ihsan etmekle değiştirmektir. İhsan etme uğruna bir niyet varsa, o zaman kişi zaten arzuyu kullanabilir ve ondan binaları, ihsan etme basamaklarını, Yaradan’a benzer formlarımızı inşa edilebilir.

Egoist niyeti arzudan ayırmak, ancak grup vasıtasıyla, dostlarla birleşerek mümkündür. Tek başına niyeti değiştirmek ve hatta buna yaklaşmak bile imkansızdır.

Birleşiriz ve ortak arzumuzu birlikte kazarız, sütunlar üzerine bir ev inşa etmek gibi, kuyular kazılır, betonla doldurulur ve bu sütunların üzerine bir ev dikilir.

Tüm niyetlerimizin egoist olduğunu, kendi iyiliğimiz için olduğunu görürüz. Ve bu yüzden onları topraktan, arzularımızdan çıkarmak ve onların yerine ihsan etme uğruna olan niyetleri koymak isteriz.

Tora’da kuyularla ilgili birçok hikaye vardır. İbrahim’in çölde Beer Sheva yakınlarındaki kuyuları nasıl açtığını, ardından İshak’ın kuyularını anlatır. Gelecekteki gelinle buluşma da kuyuda gerçekleşir. Kahraman, kötüleri kuyudan uzaklaştırır, içinden ağır bir taş çıkarır ve herkese su verir.

Bu, ihsan etme uğruna edinilmiş niyetler nedeniyle kuyuyu tıkayan bir taşı (taştan kalp)hareket ettirebilen bir kişiyi sembolize eder ve sonra herkes kuyudaki suyun tadını çıkarabilir.

Dolayısıyla, Tora, tek çizgide ve üç çizgide çalışmaktan, farklı manevi seviyelerden bahseder, ama bu her zaman suyla dolu bir kuyu vasıtasıyla olur.

Suyla yani Hasadim ışığıyla dolu bir kuyu, canlandırıcı suyla dolu bir kuyuya dönüşür. Hasadim ışığı, dünyaya güç verebilir ve ekinleri yetiştirebilir.

Kuyu kazmak demek, basitçe toprak denen bozuk bir arzu içinde, ihsan etme niyetini almak demektir. Kuyunun olması gereken bir yer bulmalıyız. Eksikliği hissedin ve yerdeki bu oluk, su ile, Bina’nın özellikleri ile yani kendimiz için değil ihsan etme uğruna çalışma özlemlerimizle dolmaya başlayana kadar toprağı kazmaya başlayın.

Verme niyeti, haz alma arzusunun içindeki tüm bu boşluğu doldurduğunda, o zaman bu suyu toprağı sulamak ve ekinleri yeniden canlandırmak, hayvanlara (eşekler, develer veya insanlara) su vermek ve yavaş yavaş ıslahlara gelmek için kullanabiliriz. Kuyu kazmak, manevi çalışmanın başlangıcıdır.

Tora’nın Ne Dediğini Anlamak Önemlidir

Tora çok farklı olayları anlatır. Her şey sadece yaratılan varlıklara karşı sevgiye ulaşmak, diğer insanlara yakınlaşmak ve nefretinizi sevgi ile değiştirmek amacıyla olabilir mi? Bu neden Tora’da, bize üst güç tarafından verilen talimatta yazılıdır? Bizler bunu anlamıyoruz.

Aslında, bunun nasıl mümkün olduğu net değildir çünkü tercüme göstermektedir ki herkes güzel sözler konuşmaya hazırdır, her din nezaket ve sevgi ister ama sonuç olarak, tüm insanlık tarihine karşılıklı nefret ve savaşlar eşlik eder. Bu yüzden Tora’nın ne dediğini anlamak çok önemlidir. O, tarihte gerçekleşmeyen tek şeyi açıklar.

Baal HaSulam, Tora’nın sadece tek bir şeyden bahsettiğini yazar: kişinin komşusunun kendisi gibi sevmesi yani insan sevgisi hakkında. Onları bundan başka bir şey yokmuş gibi sevmelisiniz: tüm insanlığı ve her insanı sevmek (bazı insanlar insanlığı sever, ama insanları sevmezler). Kişi her şeyi sevgi uğruna yapmalı ve bu dünyada sadece onun uğruna yaşamalıdır.

Bir insanın bu dünyada varlığının tek amacı, tüm insanlara iyilik getirmektir. Tevrat, bir kişinin gerçekleştirmesi gereken 613 ihsan etme eylemini tanımlar ve hepsi diğer insanlar hakkında, kişinin komşusuyla ilgilidir. Ancak o zaman kişi, Tora’ya uyar yani ruhunu ıslah eder.

İkinci Tapınak zamanlarındaki en büyük bilge olan Rabbi Akiva, “Komşunu kendin gibi sev, Tora’da en büyük kuraldır”, onun tüm özüdür der. Tora, insanlara karşı sevgiye ulaşmak için tasarlanmıştır.

Tora’yı almak için ne yapmalıyız? Onu almayı istemelisiniz! Sonuç olarak, neden buna ihtiyacınız var? Tora’yı çalışmak, komşunuzu nasıl seveceğinizi çalışmak anlamına gelir. Buna hazır mısınız, gerçekten istiyor musunuz?

Yavaş yavaş Yaradan’ın büyüklüğünün ediniminin, O’nun ifşasının ve kişinin komşusuna sevgiye ulaşmasının bir ve aynı şeyler olduğunu anlamaya başlarız. Dost sevgisi ve insan sevgisi, biri diğerinde kıyafetlendiğinden, Yaradan sevgisinden daha az olamaz.

Komşunu kendin gibi sevmeyle ilgili bu tek emir; tüm emirleri yani kişinin egoist arzusu içinde, onu ihsan etmeye ve tam bir erdemli olmaya getirmek için yapması gereken tüm ıslahları içerir. Ve bu insan sevgisi içinde, kişi,  Yaradan sevgisini edinecektir.

Her emir, egoist bir arzunun düzeltilmesidir. Bir insanda 613 arzu vardır ve hepsi egoisttir ve onları özgecil olanlara dönüştürmeliyiz.

Kabalistik Kitapların Anlamı, Bölüm 6

Zohar Kitabı’nın ortaya çıkma nedenleri

Soru: Zohar Kitabı, Tora hakkında bir tefsirdir. O neden yazılmak zorundaydı?

Cevap: Koşullar değişti.

Edinim koşulu içinde olan Kabalist gruplarının, safhaları vardı yani egoizmin yaratılmasının başlangıcından, İkinci Tapınak’ta, düşüşte olduğu gibi nispeten tam gelişimine doğru kademeli bir yükseliş vardı. Zohar Kitabı, MS ikinci yüzyılda bir düşüşün gerçekleştiği bir koşulda yazılmıştır. Gruplar, uluslar yoktu; kutsallık denen yani en azından göreceli birlik duygusu diye bir şey yoktu. Her şey yok edildi, kırıldı, bölündü. Bu nedenle, sürgün olarak adlandırılan ve ıslahla sonuçlanması gereken bu karanlık acı dönemini tamamlamak/ödüllendirmek için bir yönteme ihtiyaç vardı.

Zohar Kitabı, yazılmasından günümüze kadar iki bin yıllık sürgünle ayrılan döneme yöneliktir, böylece bizim zamanımızdan başlayarak, içinde yazılanları uygulamaya yani kendimizi ıslah etmeye başlarız.

Bizim neslimizde, Zohar Kitabı Üzerine Sulam Yorumu ile ödüllendirildik. Bu nedenle, Kabala’yı ifşa edebilir ve büyük Kabalistler Rabbi Şimon ve öğrencilerinin, iki bin yıl önce ne söylediklerini anlamaya başlayabiliriz.

Soru: 20. yüzyılın son Kabalisti, Baal HaSulam (Yehuda Ashlag) tarafından yazılan yorum olmadan, Zohar’ı anlamanın imkansız olduğunu mu söylüyorsunuz?

Cevap: İmkansızdır. Bu nedenle o ortaya çıktı.

Kabalistik Kitapların Anlamı, Bölüm 5

Tora’yı Kim Yazdı?

Soru: Tora’yı kim yazdı? Musa’nın yazdığı doğru mu?

Cevap: Onu Musa yazmadı. Musa ve Joshua’nın günlerinde,  insanlar tarafından yazıldı. Şöyle bitmekte:  Musa’nın ölümünün ve İsrail Toprakları’na girişin açıklaması.

Soru: Öyleyse Musa Tora’yı insanlara dikte mi etti? Yoksa onlara öğretti ve onlar da edinimlerinden sonra mı onu yazdılar? Esasen Kabalistler bile bu kitabın yazarlığını Musa’ya atfederler.

Cevap: Mesele yazarlık değildir. Gerçek şu ki, Tora’yı yazan bir kişi bu durumları yaşıyor ve onlara karşılık gelen harflerle tanımlıyor. Bu nedenle, Musa ve Joshua döneminde Tora’yı yazan insanlar, yaşadıkları koşulları bu tür işaretler şeklinde tasvir ettiler.

Soru: Rabbi Şimon’un on öğrencisi tarafından yazılan Zohar Kitabı’na benzer şekilde, Tevrat da bu şekilde mi yazılmıştır?

Cevap: Gerçek şu ki Tora’nın metodu, şüphesiz bir grup içinde uygulanacaktı çünkü bu mutlak yaratılışın doğasından gelmektedir. 10 dan az olmayan, farklı egoist arzular kendi egoizmlerinin üzerinde birleşmeye başladığında, ancak o zaman manevi denilen, egoizm-üstü koşullarını, doğru harf atamalarında tanımlayabilirler.