Category Archives: Tora

Her Şey Özneldir

Zohar Kitabı, Ki Tissa, Madde 54: Birbirini sevmeyen tüm o dostlar, vaktinden önce dünyayı terk ederler. Raşbi’nin zamanındaki tüm dostların arasında sevgi ruhu ve maneviyat sevgisi vardı. Bu yüzden onun neslinde Tora’nın sırları ifşa oldu. Rabbi Şimon, “Birbirini sevmeyen bütün dostlar kendilerini doğru yoldan saptırırlar” derdi. Dahası Tora’da sevgi, kardeşlik ve hakikat olduğu için Tora’yı lekelerler.

Soru: Tora nesnel bir gerçeklik, kusursuz bir nesne midir?

Cevap: Nesnel bir şey yok. Yaradan bile nesnel değildir. Her şey bize göre kendini gösterir.

Tüm evreni hislerimden, zihnimden ve kalbimden algılarsam burada nesnel olan ne olabilir ki? Eğer değişirsem, bu bana göre her şeyin değişeceği anlamına gelir çünkü tüm resim benim içimde özneldir. Yaradan da benim içimdedir. Tora da benim içimdedir. Her şey benim içimdedir. Benim dışımda bir şey var mı? Hissederim, algılarım, değerlendiririm.

İnsanların değişerek Yaradan ve Tora hakkındaki, kendileri ve dünya hakkındaki, her şey hakkındaki fikirlerini nasıl değiştirdiğine bakın.

Ve “kalıcı dünya” (bizim dışımızda olan) ne anlama geliyor? Bilmiyoruz, hissetmiyoruz ve bu yüzden burada konuşacak bir şey yok. Her şeyin yalnızca gözlemciye göre olduğunu açıkça kabul etmemiz gerekir. Tıpkı kuantum fiziğinde olduğu gibi, Einstein’ın teorisine göre. Yani mutlak bir şey yoktur.

Tora bir ıslah metodudur. Kendimi nasıl ıslah edeceğimi anladığım ölçüde, kendi Tora’ma sahibimdir.

Tora dört bölümden oluşur: PaRDeS. Şimdi ıslah etmekte olduğum egoizme uygun olarak, fark eder ve onun parçalarından birini uygularım.

Yaradan derecelere sahiptir. O ihsan etme niteliğidir, benim onu algıladığım kadarıyla tüm evrenin tek bir küresel sisteme bağlanmasının niteliğidir.

İnsan Sayısı Değil, Ruhların Gücü

Soru: Tora, orada on binlerce insan olduğunu bilmemize rağmen, 70 ruhun Mısır’a indiğini söylemekte. Neden bu belirli sayıdan bahsediyoruz?

Cevap: İlk olarak, İbrahim’in zamanında gerçekten çok fazla insan yoktu.Tora her zaman insan sayısına değil, ruhların gücüne atıfta bulunur.

“70” tam bir sayıdır çünkü ruhumuz 70 parçadan oluşur. Bu 70 parça birbirine bağlanıyorsa ve kişisel ve ortak çabalarını Keter’e, bağın zirvesine hedefliyorsa, o zaman buna “tam çalışma”, “bütün ruh” denir, yani bu nitelikleri birleştirerek Yaradan ile bağ kurmaktır.

Kabala ile Karşılaşmak İçin Uzun Bir Yol

Soru: Yetmiş tercüman Tora’yı Yunancaya çevirirken çok fazla karışıklık olduğu biliniyor. Bu bilerek mi yapıldı?

Cevap: Evet, bu belli bir amaç ile yapıldı, öyle ki insanlığın kafası gerçekten karışsın, ellerini kaldırsınlar ve şöyle desinler: “Yeter, hiçbir şey anlamıyoruz, hiçbir şey bilmiyoruz, bir şeyleri nasıl yapacağımızı bilmiyoruz. Geleceğimiz yok, kendi yeteneklerimiz içinde hayal kırıklığına uğradık ve dinlemeyi kabul ediyoruz. ”

Bu binlerce yıl devam etti. Sonuçta, Tora’nın verilmesi 3,500 yıl önce gerçekleşti. Bugün sadece hayal kırıklığının insanlık içinde kendini göstermeye başladığı duruma yaklaşıyoruz.

Yavaş yavaş bir çıkmazda olduğunu, hiçbir şey yapamayacağını, kendini ortaya koyamayacağını anlıyor. Bu durum en iyisidir çünkü nihayet şimdi dünyada ifşa edilen kaynağı, Kabala’yı dinlemeye başlıyoruz. O bilerek gizlenmişti. Ve şimdi, açıldığında, ne dediğini dinlemeye hazırız.

Bu, insan ile manevi yükselme yöntemi arasındaki temasın başladığı yerdir. Tüm ön aşamalar, nesilden nesile geçtiğimiz tüm binyıllar, basitçe gerekliydi.

Kendi arzumuz ile bir şeyler yapmak, dünyayı yeniden yaratmak, kendimizi yeniden yaratmak, her türlü sosyal, teknik ve teknolojik devrimi yapmak için tüm bu koşullardan geçmek ve Kabala’nın söylediğini kabul etmeye hazır olmak için bu şekilde gelişmek zorundaydık.

“Bugün On Emrin Rolü Nedir? (Quora)

On Emir, birbirleriyle ve ortak kaynağımızla olumlu bir şekilde bağ kurma arzularını temsil eder.

Tora’nın Verilmesi, İsrail halkının Arvut’un (karşılıklı garanti) – “tek kalpte tek adam olarak birleşmek” koşulunu kabul etmesinden sonra Sina Dağı’nın eteklerinde gerçekleşir.

Sina Dağı, egoist benmerkezci niteliğimizden kaynaklanan muazzam miktarda nefreti (İbranice “nefret” [“Sinah”] kelimesinden kaynaklanan “Sinai”) temsil eder. Bizi birbirimizden ayıran ve tüm dünyanın sorunlarına neden olan uçsuz bucaksız ego ve nefretin üzerinde, sadece sevmeyi, ihsan etmeyi ve olumlu bir şekilde bağ kurmayı dileyen tek bir küçük arzuyu takip edersek yükselebiliriz. Bu küçük arzuya Kabala bilgeliğinde “kalpteki nokta” denir: Egoist arzularımızın bütünlüğünü temsil eden “kalbimizdeki” küçük bir maneviyat arzusudur. Kutsal Kitap’ta bu noktaya, İbranice’de “Moşe” olan “Musa” denir, çünkü bu nokta bizi bölücü egomuzdan sevgi, ihsan etme ve pozitif bağlantının uyumlu ruhsal niteliğine doğru “harekete geçirir” veya “çeker” (İbranice’de “Moshech”).

Sina Dağı, Babil Kulesi’ne benzer devasa miktarda bir ego ve nefrettir, ancak daha sonraki bir egoist büyüme derecesinde olduğu için daha büyüktür. Sina Dağı’nın dibinde duran İsrail halkı, birleşmek için bölücü egomuzun üzerine çıkmaya hazır olduğumuz anlamına gelir. Başka bir deyişle bireysel egolarımızın parçalarını tek bir büyük kitle halinde birleştirmeyi kabul ederiz ve bu büyük miktarda bir nefret olsa da ondan korkmayız çünkü artık odak noktamız, tamamen karşılıklı sevgi ile olumlu bağ kurmak ve bizi rahatsız eden egoist dürtülerimizin üzerinde başkalarına özen göstermek özlemidir, bu da bizim başka bir şey yapmadan sadece bu şekilde bağ kurmak istememize neden olur.

Böyle bir şekilde birleştiğimizde, birliğimizde manevi niteliklerin – sevgi ve ihsan etme – açığa çıkarılması için bir talep oluştururuz. Birlik olma eğilimi, Kabala bilgeliğinde maneviyat için “Kli” (“kap / araç / hazne”) denen, aramızda sevginin ve ihsan etmenin manevi niteliğini yaşamaya yönelik gerçek bir ihtiyaç oluşturur. Yani, kendimizi diğerleriyle bağ kurmak için ne kadar yönlendirirsek, bağ kurmaya direnen egomuzu o kadar çok keşfederiz ve Bu ikili hareket, sonunda, sevgi ve ihsan etmenin manevi niteliğine olan gerçek bir ihtiyaca götürür, çünkü giderek artan bir şekilde böyle bir güç olmadan egomuzun bizi birbirimizden uzak tuttuğunu fark ederiz. “Yaratılanların sevgisinden, Yaradan sevgisine geliriz.” diye yazılıdır. Böylece “Komşunu kendin gibi sev” koşulunu kabul ederiz ve bunu yaparak On Emrin tanımladığı manevi bağ yasalarını keşfederiz.

 

Neden Zohar Kitabı’nın Küçük Bir Parçası Ortaya Çıktı?

Yorum: Başlangıçta, Zohar Kitabı tüm Tora’nın, tüm Tanah’ın bir yorumuydu ve her şeyi içeriyordu.

Cevabım: Gerçekten, Zohar yorumu Tora, Peygamberler ve Kutsal Yazılar üzerine – Tanah olarak kısaltılan üç kitabın hepsi üzerine yazıldı. Ama bu kitabın sadece yüzde onu bize geldi.

Neden sadece Tora’nın tefsiri korunmuştur? Bu soruya hiçbir yerde cevap bulamadım. Bence bizim neslimiz için belki daha fazlası gerekli değildir.

Yine de Zohar Kitabı’nın yazarları, yazdıktan sonra onu hemen gizlemişse ve ancak şimdi küçük bir kısmı açığa çıkmışsa neden bu kadar çok çalıştı?

Sanırım bu kitabı birlikte yazdıkları için, ruhlar arasındaki bağı düzeltiyorlardı. Sonuçta, Zohar, bilgisayardaki bir program gibi, ruhları birbirine bağlayan bütün bir sistemdir. Yazdığınız zaman bu makineyi açarsınız ve bilgisayar, programına göre tamamen farklı bir şekilde çalışmaya başlar.

Bu programa göre,  Zohar Kitabı’nın yazarları, ruhlar arasında ortak bir bağlantı kurdular. Bugün, kendimizi bu programa, bu doğru topluluğa dahil etmek için onun sadece yüzde onuna ihtiyacımız var.

Öte yandan, kalan yüzde doksanın da aniden açığa çıkma ihtimalini göz ardı etmiyorum ve onları bir yerlerde, Kumran’ın bulduğu gibi bulacağız.

Tora’yı Almadan Önce ve Sonra İsrail Halkı

Soru: Sina Dağı’nda Tora’yı almadan önce ve sonra insanlar arasındaki fark nedir?

Cevap: Tora’yı almadan önce, insanlar sadece bir insan topluluğu olarak kabul edilir.

Soru: Ama neden? Sonuçta, Mısır’da onlar zaten “İsrailliler” olarak adlandırılıyordu?

Cevap: Doğal özlemlerinden dolayı böyle adlandırıldılar. Ama ne anlama geldiğini bilmiyorlardı ve anlamadılar. Bu nedenle, manevi koşulları hakkında söylenecek hiçbir şey yok, sadece minimaldi.

Mısır’da kaldıkları sürenin ikinci yarısında ve daha sonra, oradan çıkma girişimlerinde kendilerini kısmen egoist bir esaret içinde hissetmeye başladılar.

Ancak Sina Dağı’na yaklaştıklarında, Tora’yı, üst gücü, ihsan etme ve sevginin niteliğini kabul etme ihtiyacı ile karşı karşıya kaldılar ve kendilerini ıslah etmek için bu niteliği kullanmaya başladılar, sonra yavaş yavaş Tora’nın ışığının anlamını ifşa ettiler.

Işık, tüm 620 egoist niteliğiyle insan doğasını,  “kendisi için almaktan”, kendini tatmin etmekten, başkalarını memnun etmek ve doldurmak için ihsan etme niteliğine dönüştürmelidir.

Böylece, başlangıçta İbrahim, ihsan etme niteliği için çabalayan insanları çevresinde topladı. Bu nedenle onlar, doğrudan Yaradan’a doğru “İsrail” (Yaşar-El) olarak adlandırıldılar.

Sonra, kendilerini, egoizmlerini incelemeye başladılar yani “Mısır’a girdiler”. Ve ancak Mısır’dan ayrıldıktan sonra egoizmlerinin ıslahı başladı, onlara Tora ve egoizmlerinin ıslahları için talimatlar verildi. Bu, Tora’yı almadan önce ve sonra insanlar arasındaki farktır.

Yaradan ile Aramızdaki Perde

Soru: Zohar Kitabı ile Tora arasındaki fark nedir?

Cevap: Zohar Kitabı, Tora’nın Beş Kitabı üzerine bir yorumdur. Her pasajı yorumlar ve alegorilerin ve Tora’nın yazıldığı günlük dilin ardında neyin saklı olduğunu açıklar.

Bize öyle geliyor ki Tora tarihi, coğrafyayı ve bazı dünyevi olayları anlatmaktadır. Ve Zohar Kitabı tüm bunları bir sonraki seviyeye yükseltip ve dünyamıza inen ve  manevi her şeyi oluşturan güçlerden bahsediyor.

Zohar ile birlikte, dünyamızın resmi vasıtasıyla, dünyevi tanımlamasıyla, manevi bir koşula giriyor ve fiziksel görüntülerden değil, daha yüksek güçlerden oluşan bir dünya görmeye başlıyorsunuz.

Sizi etkileyen manevi bir matrixte olduğu gibi, onun içinde yaşamaya başlıyorsunuz, siz de onu etkiliyorsunuz. Kendinizi bedeninizden koparır, iç özelliklerinizi ve güçlerinizi çıplak bırakırsınız, beş bedensel duyunuzla (görme, duyma, tat, koku ve dokunma) hissettiğiniz her şeyden soyutlar ve kendinizi sadece ruhunuzla bağlarsınız.

Dünyadaki her şeyi kendinizden kestikten sonra, sizde kalan tüm özellikler, kuvvetler, arzular, düşünceler ve niyetler, Zohar Kitabı’nın tarif ettiği güçlerle temas kurmaya başlar. O size, kendinizi ruhunuzun içinde “tarar” gibi, şimdi nasıl sıraya koyabileceğinizi açıklar.

Kiminle uğraştığınızı daha derinlemesine anlamak için, her seferinde nasıl yeni bir düzen yaratabilirsiniz: yeni olaylar, yeni geçişler, bağlar, farklı özelliklerin kombinasyonları, düşünceler, niyetler.

Sonuç olarak, artık içsel güçleriniz biçiminde, dünyevi her şeyden ayrı olarak sizde tezahür eden ruhun, sizde Yaradan’ın niteliklerini çekmeye başladığı ortaya çıkıyor. Ama aynı zamanda bunlar sizin niteliklerinizdir; onlar sizin üzerinizde tanımlanmaktadır.

Görünüşe göre bir tarafta siz, diğer tarafta Yaradan var ve aranızda ortak özelliklerinizin tanımlandığı bir perde var. Bu ortak özellikler, nasıl değiştiğinize bağlı olarak değişebilir.

Doğru Bağ Yasasını Anlamak

Yorum: Büyük Kabalist Rabbi Akiva, Tora’nın, komşunu kendin gibi sevmek olduğunu söylemiştir.

Cevabım: Bu onun genel yönüdür, genel bir kanundur.

Soru: Orada binlerce sayfada ne anlatılmalıydı? Her şey oldukça basit: Komşunuzu kendiniz gibi sevin. Burada hiçbir şeyi açıklamanıza gerek bile yok. Ancak tarih boyunca kimsenin başarılı olmadığını gördük. Bu yasayı kimler yerine getirebilir?

Cevap: Yasanın uygulanması tek şeydir. Yazılanları anlamak imkansız olsa bile.

Bu yasa, doğanın tamamını, kesinlikle bir insanın tüm niteliklerini, onun arzu ve düşüncelerini, çağların sonuna kadar insanlığın başına gelebilecek her şeyi içerir. Bütün bunlar çok basit bir cümlede yer alıyor: Komşunu kendin gibi sev. Yani, olan her şey sadece bu kuralın uygulanması için gereklidir.

Komşunuzu sevmek, doğru birliğin yasasıdır. Tıpkı cansız seviyede olduğu gibi, proton ve elektronlardan oluşan atomlar birleşerek moleküller oluştururlar, bu yüzden insan seviyesinde insanlar da aynı şekilde birleşmelidir.

Sadece bunu içgüdüsel olarak değil, kendi başımıza yapmalıyız. Tora, bir kişiye bunu kendi başına nasıl yapacağını ve komşunu sev yasasının farkına varmasını açıklayan bir talimattır.

Ama buna nasıl yaklaşacağınızı bilmeniz gerekiyor. Her şeyden önce, kişi kendi doğasını, komşusunun doğasını, ona nasıl yaklaşacağını ve ne yapacağını bilmelidir. Bu hiç de kolay değildir! Bu binlerce kitap gerektirir.

Çevremizdeki dünyaya bakın. Bunu kim uyguluyor? Keşke her şey bu kadar kolay olsaydı! İnsanlar buna yaklaşmak bile istemiyorlar.

Yorum: Ne yazık ki, Tora’nın tam olarak söylediği şeyin bu olduğunu anlamıyoruz. Tarih boyunca bilgeler bunu asla açıklayamamıştır.

Cevabım: Bunu isteyen, bir açıklama alır. Bunun için bir Kabaliste gelip ondan öğrenmesi gerekir.

 

Tora’nın Gizli Kodu

Yorum: Hiyerogliflerden [piktograflardan] sonra ortaya çıkan ilk harflerin, İbrani alfabesinin harfleri olduğu söylenir: Aleph (א), Bet (ב) vb.

Cevabım: Onlar ortaya çıkmadılar. Yaklaşık 6.000 yıl önce yaşamış olan Adem tarafından keşfedildiler.

Bu harfleri keşfetti çünkü ihsan etme niteliği ile alma niteliğinin arasındaki ilişkiyi ve aralarındaki bağı anlamaya başladı. O, yalnızca 22 bağlantı olduğunu ve alma ve ihsan etme arasındaki bu bağlantılar aracılığıyla dünyanın tüm niteliklerini ifade edebileceğini gördü. Bu nedenle onları çizgiler ve noktalar şeklinde tasvir etti. O zamandan beri alfabeye sahibiz.

Soru: İbranice bir harfte, her şeyin başladığı siyah nokta nedir?

Cevap: İhsan etme ve iyilik niteliğine tamamen zıt bir şeydir. İhsan etme, sevgi ve iyilik, bir nesneden diğerine, yalnızca diğerinin yararı için akan olumlu niteliklerdir ve bunlara ışık denir. Bunun tersine siyah nokta denir.

Soru: Bu siyah noktayla başlayan herhangi bir harf var mı?

Cevap: Elbette.

Yorum: Ve sonra yatay bir çizgi ve dikey bir çizgi çizeriz.

Cevabım: Evet, beyaz ışığın arka planında. Beyaz kağıdın arka planında.

Soru: Harfin tamamı yazıldığında, ne anlama geliyor?

Cevap: Ben, olumsuz niteliklerin olumlu niteliklere ne ölçüde benzeyebileceğini resmediyorum.

Soru: Bu siyah harfin beyaz kağıda, beyaz ışığa benzer hale gelebileceğini mi söylüyorsunuz?

Cevap: Evet.

Soru: Peki, harfleri bir kelimede birleştirdiğimde?

Cevap: Bununla, sadece bir ihsan etme niteliğinden ikinciye ve sonra üçüncü, dördüncü ve benzer şekilde diğerlerine nasıl geçeceğinizi açıklarsınız.

Soru: Ve bir cümle yazdığımda ve bunu tamamen doldurduğumda, örneğin beyaz ışık, bu kağıt sayfası mı?

Cevap: Bunu yaparak, arka plandaki beyaz ışığa karşı tüm ihsan etme yeteneklerinizi ortaya koyarsınız. İhsan etme ve almanın kesinlikle tüm potansiyel karşılıklı niteliklerini tasvir eden Tora yazıldıktan sonra, başka bir şey yazmanın anlamı yoktur. Her şey, sadece Tora’ya yapılan her türlü ekleme ve yorumdur.

Soru: Öyleyse, Tora, insanın ihsan edici ve sevgi dolu olmaya yönelik tüm arzularını ve özlemlerini tanımlıyor mu?

Cevap: Evet.

Soru: Ya bir kişi, İngilizce, Rusça, Almanca, Ermenice veya başka bir dilde yazarsa ne olur?

Cevap: Gerçek şu ki, şu anda, yazılanları doğru bir şekilde okuyamazsınız çünkü diller sürekli olarak değişiyor. Bugün modern bir Fransız’ı ve Haçlı Seferleri sırasında yaşamış birini ele alırsanız, birbirlerini anlamazlar. Dil çok değişti!

Soru: Peki ya İbranice?

Cevap: Hayır. İbranice değişmedi. Biz iki ya da üç bin yıl önce yazılmış kitapları okuruz. Adem, Melek Raziel adlı kitabını 6.000 yıl önce yazdı ve biz onu bugün yazılmış gibi okuduk. Çok net değil ama okuduk. Tıpkı çağdaşlarımızla yaptığımız gibi Adem’le de konuşabilirdik.

Binlerce yıl önce yaşamış atalarıyla karşılaşıp onu anlayan ve onunla aynı dilde konuşan başka millet yoktur.

Ama Yahudiler kolayca yapabilir!

Soru: Kod değişmediği için mi?

Cevap: Evet. Değişemez çünkü bu, ışık ve karanlık arasındaki etkileşim, iki kuvvet arasındaki etkileşimdir.

Soru: Tora’da gömülü belirli bir kod olduğunu söylediklerinde, bu ışık ve karanlık arasındaki etkileşimle mi ilgili?

Cevap: Evet. Karanlık harflerdir ve ışık ise üzerine yazdığımız arka plandır.

Harfler, bir kişinin niteliğinin Yaradan’ın niteliğiyle eşdeğerliğini temsil eder. İnsan bu eşitliğe geldiğinde, harflerle ışık arasında hiçbir fark kalmayacaktır. Tüm harfler yalnızca ışığın niteliğini ifade edecektir.

Tüm harfler, sadece ışığın tüm niteliklerini o satırlarda, ışığın olmadığı o görüntülerde vurgulamak için vardır.

Soru: Yatay ve dikey çizgilerin farklı ışıkları temsil ettiği doğru mu?

Cevap: Evet, tabii ki. Bunda pek çok farklı işaret ve pek çok sır var, yani henüz çözemediğimiz şeyler.

Soru: Harflerde gerçekten çözülmemiş sırlar var mı?

Cevap: Elbette! Harften başka bir şey yok. Harf, bizimle üst güç arasındaki bir işarettir. Bu işaretlerden başka bir şey yok.

Soru: Işığın yukarıdan “harf” adı verilen bir şablondan geçtiğini ve bir kişinin içine damgalandığını söyleyebilir miyiz?

Cevap: Evet, bu da doğru.

Soru: Bir keresinde Sibirya’da yaşayan, en yüksek, en saf, şiirsel dille size İbranice bir mektup yazan tamamen sıradan bir kişi hakkında bir hikaye anlatmıştınız.

Cevap: Evet. Bunu öğretmenim Rabaş’a gösterdim. Ve onun temiz kalpli/alçakgönüllü bir adam tarafından yazılmış Kabalistik bir metin olduğunu, çünkü böyle bir manevi aydınlanmaya sahip olduğunu söyledi.

Soru: Bundan, tüm harflerin bizim içimizde, dünyada yaşayan herkesin içinde olduğu sonucuna varabilir miyiz?

Cevap: Evet. Daha sonra bu adamla tanıştım, hiçbir şey anlamadı ya da bilmiyordu. Yıllar sonra Sibirya’dan serbest bırakıldığında İsrail’e geldi. İçinde o zamanlar yaşadığı durumdan geriye hiçbir şey kalmamıştı. Ona kısa bir ani ışık şeklinde verildi çünkü çok acı çekiyordu. Tüm gücüyle kendisinden, vücudundan çıkmak istemişti! Ve bu gerilim onu, İbranice yazabilecek duruma getirdi. Sadece onun aracılığıyla dünyaya geldi.

Soru: Yani bunun, onun duası olduğunu söyleyebilir miyiz?

Cevap: Elbette.

Sözlü ve Yazılı Tora

Soru: Sözlü Tora ve yazılı Tora nedir?

Cevap Sözlü Tora, hem öğretmenin hem de öğrencinin belirli bir manevi derecede bir arada oldukları ve bunun aracılığıyla birbirleriyle iletişim kurdukları anlamına gelir. Yazılı Tora, onların edindikleri her şeyin metinlere yazılması ve birinden diğerine geçmesidir.

Soru: Bu, Musa’nın Sina Dağı’nda Yaradan’dan aldığı şeyin sözlü Tora olduğu anlamına gelir. Ve 1000 yıl sonra tüm bunlar yazıldığından, Kabala açısından bu artık sözlü olarak kabul edilmiyor mu?

Cevap: Kabala’nın bakış açısından, sözlü Tora, kişinin kendi içinde edindiği her şeydir. Bunu tarif etmek veya iletmek neredeyse imkansızdır çünkü bu sadece onu iletmek istediğiniz kişinin edinimine bağlıdır.