Category Archives: Toplum

Yeni Yüzyılın Liderleri

Soru: Karizmatik bir lider her zaman gidilecek yönü gösterir ve insanları teşvik eder. Kural olarak, oldukça otoriter ve bazı durumlarda ise zalim bile olabilir. Bu eğilim 21. yüzyıl liderlerinde de belli olacak mı, yoksa insan evrimi ile birlikte onların da özellikleri değişecek midir?

Cevap: Liderler bizim odaklandığımız yeni örneğe göre, gereken bütün insani ve insan üstü özellikler ile ilgili her şeyi kullanacaklardır. Fakat onların değişmesi gerekir. Onlar eğitmen olacaklardır; nitekim insanlığın yeniden eğitilmesi gerekir ve  bu bizim zamanımızdaki en temel problemdir. Herşeyden önce, işşizler  topluluğu  açık üniversitelere, okullara yerleştirilip, televizyon programları  ve burslar  vs. ile  geliştirmenin sağlanmasıyla birlikte yeniden organize olmayı talep edecektir.

İnsan yaşamı sıkı bir program ile karşı karşıya kalacaktır. İnsanların içinde ihtiyaç  algısının yükselmesi ile birlikte onlar tüm yaşamları boyunca kişisel geliştirme seviyesinde ilerleme sağlayarak, bu konular ile ilgilenmeye odaklanacaklardır: halk, ulusal ve global kesim ve herkesin de buna katkı sağlaması gerekecektir.

Herkesin kendisine has sorumlulukları olacak, kendi bencilliğini diğerleri ile işbirliğine dönüştürerek, global paylaşım içindeki bütünsel topluma doğru değişecektir. ”Bedeni dışındaki” farklı bir varoluşu, hayvansal bedenimle ilgilenmeden yaşama ve ”içimdeki insanoğlu” ile meşgul olma  hissiyatını başarması gerekecektir. Bu husus çok ciddi olup, yüce liderleri yani insan psikolojini anlayan ve  özellikle insanları yeni seviyeye yetiştirme amacında olan lider  eğitmenleri gerektirir.

Kab TV, 18.3.2013  ”Zaman İçinden”

Avrupa ve İklim Değişikliği

New Scientist’taki Haberlerden: “Kasırgalar genellikle Atlantik’in tropik batı kısmında oluşmakta ve kuzeybatıya doğru Amerika’ya yönelmektedirler. Sonraysa yükseklerde yer alan hızlı rüzgarlar ile Avrupa’ya taşınmaktadırlar.

“Gelecek olan kasırgaları simule etmek için,  Hollanda Meteoroloji Enstitüsü’nden Reindert Haarsma ve meslektaşları, sera gazı emisyonlarının küçük bir artış göstereceklerini varsayarak detaylı bir iklim modelini  2094 ile 2098 yılları aralığı için çalıştırdılar.

“Gelecek kasırgaların, tropikal Atlantik’in  yeteri kadar ısınması ile birlikte, kasırgalara yeterli  ısı ve nem sağlaması ile onları güçlendirerek, daha doğusunda oluştuğunu buldular. Sonuç olarak, kasırgaların birçoğu Amerika’yı değil yerine Doğu Avrupa’yı vurdular. Kasırgalar, tropik alanı terkedince zayıfladılar ancak soğuk ve rüzgarlı bölgelere girince tekrar güçlendiler ve Sandy gibi, kış fırtınaları ile kasırgalar arasında melez kasırgalar haline geldiler.”

Yorumum: Feci klima değişiklikleri bu yüzyılın sonunda değil, yakın gelecek yıllarda ortaya çıkabilirler. Doğa ile olan dengeyi bozmak büyük kayıplara yol açacak. Burada problem çevrede değil, doğanın, duran, bitkisel, hayvansal ve insan seviyelerinin hepsinden dolayı insanoğlundadır. Sadece insanoğlu, sosyal davranışları ile teknolojinin etkisinden daha çok, sistemin dengesini etkilemeye muktedirdir. Daha iyisi ya da daha kötüsü için.

Barış için Umut

Dünya Erdemlik Konseyi’ne hazırlık için yazılmış bir makale, İsviçre, Ocak 2006.

Kötüliğin nedenini arıyoruz. O sadece bizim içimizde.
Jean-Jacques Rousseau

Yaratılışın alma arzusu ihsan etme yönünde değiştirilmediği sürece dünya varolmaya devam edemeyecektir. Dünyadaki tek yıkıcı güç bizim egomuzdur. İnsan egosu dışında dünyada olan tüm güçler kendi içlerinde mükemmel uyumda olan doğanın güçleridir.  Bunların arasında, ‘Pozitif veya ’negatif’ diye kendi anlayışımıza göre değerlendirdiğimiz güçler bulunuyor. Fakat bütün hepsi doğanın tek kuralı ile başlayıp, sürekliliğini korur.  Cansız, bitkisel, hayvansal ve madde seviyelerinde bütünsel bir uyum içinde varolurlar.

Geçmişte böyle bir uyumun varolmadığını düşünüyorduk. Doğanın ‘zararlı’ gibi görünen inandığımız kısımlarını yıkmak için istekliydik. Doğaya müdahale etmemiz ile yaşadığımız acı tecrübe bize gösterdi ki doğadaki herşey birbirine bağlıdır, herssey özdenge durumununda varolur veya arzu eder- diğer bir deyişle maddenin tüm halleri ve biçimlerindeki etkileşimin bütün aşamalarında uyum olmasıdır. (daha&helliip;)

Geleneksel Kabala ilmi, Acilen Gelişmesi Gereken Dünyevi Bilinç

İlim ve Bilim’in Söyleşisi için yazılmış bir makale: “Yeni Dünyevi Bilinç” bilimsel Sempozyum, Düsseldorf, Almanya, Mart 2006.

1. Sevgili Dostlar,

Giderek çoğalan global kriz çözüme ihtiyaç duyuyor.  Dünyanın dört bir yanında, tanınmış bir çok bilim insanı ve filozof kriz üzerine çalışma ve araştırma yapıyor. Fakat krizin nedenini anlayabildiğimizi henüz söyleyemeyiz.  Üstüne üstelik çözüm için nasıl bir eylem planı yapmamız gerektiğini de bilmiyoruz.

Bugün artık krizin varlığını inkar edemeyiz, krizin doğasını anlamı idrak etmeye ilişkin teori ve önerilerin yanı sıra krizi bertaraf etmeye yönelik öneriler bulunmaktadır. Bu sunumda, insanlığın şu an ki durumunu son 30 yıldır ilgilendiğim/araştırdığım Kabala bilimi bakış açısı ile betimleyeceğim. (daha&helliip;)

Acı Olan Her Şey Kötü Demek Değildir

Acı Olan Her Şey Kötü Demek Değildir

Tarihimize bakacak olursak, sürekli olarak geliştiğimizi görürüz. Bitkisel ve hayvansal seviyeler yüzyıllardır zorlukla değişirken, biz birbiri ardına gelen nesiller vasıtasıyla, hatta tek bir nesil süresince geliştik.

Örneğin ben yaşamıma geçen yüzyılın ilk yarısında başladım ve şimdi 21.yüzyılda dünyanın nasıl değiştiğini görüyorum. Eskiden insanlar köylerine, kendi topluluklarına ve küçük kasabalara bağlıydılar, bugün ise her şey dinamik ve düşünce biçimi, hayata yaklaşım gibi konularda çok daha farklı.

Dolayısıyla şöyle bir soru akla gelebilir: Doğmuş olmamız ve yaşamamız yeterli değil mi? Neden değişmek zorundayız? Şu gerçektir ki, yeni doğmuş bir bebek anlamlı bir yetişkin hayatı yaşamaya başlamak, bir aile kurmak, çocuk sahibi olmak ve edindiği tecrübeleri onlara geçirmek için büyümek zorundadır. Neden insanlar hayvanların nesil zincirinden ayrı olarak, ek bir gelişime gereksinim duyarlar? Bu mücadele nerden kaynaklanmaktadır? İnsan gelişiminin amacı nedir? Bu bizim fark edemediğimiz bir şeydir.  (daha&helliip;)

Birleştirici Kuvvet Nereden Geliyor?

Anlamamız gereken şey eğer ki bir kişi, doğanın en değerli yaratılanı olarak, başarması pek mümkün olmasa bile birlik ve bütünsellik için gayret ederse, bunun sayesinde kendisi için çalışan doğanın bütünselliğini uyandırır. Bizler bunu değişik sistemlerde, farklı nesnelerde ve nasıl büyüdüğümüzün şekline bile bakarak görebiliriz.

Bir çocuğun nasıl geliştiği görüyoruz. Yetişkin olabilmek için, bir şeyde başarılı olabilmek için içgüdüsel atılımlar yapar. Her zaman gerilim halindedir. Bu atılımlar neden başarılıdır? Onu neden yetişkin hale getirirler? Sayısız çabalar sonucu nasıl ve neden öğrenir, büyümeyi, idrak etmeyi, gelişmeyi neden sağlar? Arzusu ile kendisinde, kendisini geliştirecek doğanın gücünü uyandırır.

Aynı doğa, bizi geliştiren ve kademe halinde bitkisel, hayvansal ve daha sonra durağandan (cansızdan) insan seviyelerini yaratmış olan güç, bizim çabalarımız ve çalışmalarımıza karşılık verir. Birlikte bununla bütünsel olmaya gayret edersek, birbirimiz ile bütünleşirsek o zaman akıbetinde aramızda baştan başa bizi sarmış olan genel kuvvetin belli açık görünümünü keşfederiz. Bu demektir ki, birlik için gayret gösterdiğimizde, zaten doğada var olan birleştirici gücü kendi üzerimizde uyandırırız.

Kabtv’den,  ”Bütünsel Dünya” 27.12.2012

Gezegeni Yağmalamaya Son Verin

Ernst Ulrich von Weizsäcker’in görüşleri (Almanya’daki Roma Klübü’nün Eş Başkanı): “Her doktor bilir ki başarılı bir tedavi için ön koşul doğru teşhistir.Ve işte, insanlar gözlerini kapatmayı tercih eder ve bu şartlar dramatik bir şekilde değişmediği sürece hiçbir şey yapamayacağımızı düşünür. Eğer insanlık bu şekilde konuşmaya devam ederse, dünya kendi sonuna yaklaşıyor demektir.

“Ne yazık ki birçok insan için kısa süreli başarılar torunlarının kaderinden daha çok önem taşır. Bu nedenle hepsi kendilerini korkutucu düşüncelerden uzaklaştırırlar.

Beş şeye ulaşmayı umuyorum:

Gelişim için olumlu imkanlar oluşturmalıyız.

Bu fosil yakıtların kullanımındaki rezaletlerin ve de balık endüstrisindeki skandalların –bazıları okyanuslarda hiç balık kalmaması gerektiğine inanıyor- bütün dünyada bilinmesi için gerekli.

Biz “Dünyayı nasıl yaşamaya uygun hale getirebiliriz?” sorusu üzerine fikir üretmeliyiz.”

Biz, yatırım fonlarının ekolojik kriterlere uygun olarak yatırım yapması için onlarla işbirliği yapmalıyız, eğer yapsaydık bu piyasalara ciddi şekilde etki edebilirdi.

Dünya çapındaki bütün hükümetlerin ve işletmelerin, gezegenin zenginliğinin yağmalanmasına bir son verilmesi için zorunlu birtakım kurallar benimsemesi gerekir.

Benim yorumum:

Gezegene olan tutumumuzda değil ama içimizde, içimizdeki egoizmimizde doğru teşhisi koymak ve buna yol açanı tedavi etmek gerçek şifa ve çözümdür. Bu insanları yeniden eğitmek anlamına gelir ve göz ardı edilemez, aksi takdirde olumlu bir sonuç elde edemeyiz ve hastalık gittikçe daha da kötü bir hale gelir, Roma Klübü’nün de bütün yıllarında olduğu gibi.

Karşılıklı Bağ Mutluluğu Etkiler

Haberlerden (Dailymail): “Yeni bir araştırma gösterdi ki yetişkinlerin mutluluğu için akademik başarı küçük bir etkiye sahipken çocukluk ve ergenlik çağındaki olumlu sosyal ilişkiler anahtar bir role sahip.

“Bilim adamları çocukluk hallerinin ve ergenlik gelişiminin – akademik ve sosyal/duygusal yükümlülükler gibi – yetişkinlerin mutluluğuna etkisi hakkında pek bir şey bilmiyorlar.

“Onlar yetişkinlerin mutluluğunu tutarlılık duygusuyla, olayların üstesinden gelme  stratejileriyle, sosyal sorumlulukla ve hissedilen itibar ile tanımlıyorlar.

“Sonuçlar gösterdi ki yetişkinlerin mutluluğu ve çocukluk döneminden gençliğe kadarki sosyal ilişkiler arasında güçlü bir bağlantı var. Bu sosyal ilişkilerin bütün yaşam sürecindeki önemini gösterir.

Benim Yorumum: Mutluluk çevre ile bağdadır, dünya ile uyumdadır. Kim araştırmaya ihtiyaç duyar ki! Dünya değişmek zorunda ya da doğrusu biz değiştiririz ve biz mutlu oluruz, bugün bize neyden mutlu olmamız gerektiğini dikte edenler değil.

İdeolojik Bir Soru

Soru: Bizler bencilliğin gelişiminin sonu hakkında konuşuyoruz; bu arada, insanlığın hala bencilliğin doruğuna, son noktasına ulaşmışlık ve bunun farkındalığından uzak olduğu  hissindeyim…

Cevap: Seçimim olmaksızın, daha da kötü bir hale gelmez ise, değişmeyen sabit bir halde kalabilirim. Istıraplar ve problemlerin baskısı altında, kendimi sıradan günlük yaşamın içine yerleşmek şeklinde razı edebilirim: İşe gitmek, eve gelmek, televizyon seyretmek ve daha fazlasını talep etmemek gibi. Bir hayvan gibi yaşamaya hazırımdır ve ölene kadar da bilgiç, zor sorular sormam…

Bu doğru; bu içgüdüsel, kendini koruyan bir reaksiyondur. Burada insan yoktur fakat insanların % 99.99’un arkasını takip ettiği bir hayvansal varlık vardır.

Fakat farklı bir soru ortadadır: Ben ne kadar ıstırap çekerim? Diyorsunuz ki, dünya ıslaha henüz hazır değildir. Islaha hiçbir zaman hazır olmayacaktır fakat ızdırapları ortadan yok mu edecektir? İşte bu aslında bizim konuştuklarımız hakkındadır. Eğer insanların yapacak birşeyleri, dayanacak birşeyleri olmaz ise, eğer sokaklara çıkıp camları indirirlerse, hükümetler bu kargaşaya karşılık vererek kalanı korumak ve elinde tutabilmek için, problmeleri daha aşağı bir seviyeye çekmek ve insanları meşgul etmek için savaşı başlatacaklardır. Savaş tabii ki, herkesi belli yerine koymak için bir yöntemdir. Böyle bir gelecek senaryosunun ihtimali vardır.

Fakat burada da yeni bir eksiklik yeşerir: İnsanlar ”hayvan” sorusundan çok uzak şekildeymiş gibi görünen ”ideolojik” soruyu gittikçe daha fazla sorarlar. ”Ben ne için yaşıyorum?” sorusunu. Bu insanlık için daha da net bir şekilde açığa çıkar. Liderler toplulukları, kalabalıkları ”dünyasal” seviyede daha çok uzun bir şekilde tutacaklarına inansalar da, bu böyle değildir.

Bütünüyle dünyaya baktığınızda, milyarlarca insanı durağan (hareketsiz) doğa seviyesinde görürsünüz. Dünya bu şekilde, durağan doğa seviyesinde kalacaktır fakat daha yüksek, bitkisel, hayvansal ve konuşan (insan) değişen seviyeler de vardır. Temel kısım, yani en çok ilerleme sağlamış olan konuşan (insan) kısımdır. Bu temel kısmın öncelikle değişmesi gerekir ki, böylece arkasından tüm diğer seviyeleri de  değişime sürüklesin.

Yani daha alçak seviyeler bakmayınız ve onların birşey yapmasını beklemeyiniz. Onlar birşey yapmayacaklar ve kolayca çobanı takip edeceklerdir, işte o kadar. Bir kişinin birisini takip edebilmesi için ince bir birleştiren kabloya ihtiyacı vardır.

Ben onlara kesinlikle saygısızca davranmıyorum veya onları hafife almıyorum, nitekim onlar daha sonra bir bütünde toplanacaklardır ve farklılıklar ortadan kalkacaktır. Bugün kendi vücudumuzu bir örnek olarak alabiliriz; değişik hücreler farklı şekilde vücudumuzu oluşturur. Yalnızca bir kibrit boyutundaki baş onları idare eder. İşte bu bölümde tüm duygularımız, idrakımız, planlarımız ve hatıralarımız açığa çıkar. Herşey bu dokuda yoğunlaşmıştır.

Panim Meirot uMasbirot kitabının girişi, Günlük Kabala Dersinin 4. bölümünden, 19.9.2012”

Var Olan Her Şey Tam Etkileşimle Bağdadır

Haberlerden (The Epoch Times): “Japonya’daki Tohoku Teknoloji Enstitüsü ve Kyoto Üniversitesi’ndeki bilim adamlarının ortak çabaları sayesinde, araştırmacılar insanların aslında bir amaca yönelik biyoluminesans organizmalar olduğu keşfettiler.

“Doğal olarak, insanların yaydığı ışık çok parlak değil. Hatta, gözlerimizin görebileceğinden 1000 kat az. Bununla birlikte, bilim adamları bu sönük ışığın aşırı duyarlı donanımlar olan kriyojenik CCD Kameralar tarafından çekilebileceğini keşfettiler.”

“Dr Fritz-Albert Popp. Biyofotonu keşfeden Alman Fizikçi, Neuss-Almanya’daki Uluslararası Biyofizik Enstitüsü’nün Kurucusu.

“Biyofotonlar, ya da biyolojik sistemlerin aşırı zayıf foton ışımaları, tayfın görüş mesafesindeki zayıf elektromanyetik dalgalardır – başka bir deyişle: Işık. Bitkilerin, hayvanların ve insanların bütün yaşayan hücreleri; gözle görülemeyen ancak Alman araştırmacılar tarafından geliştirilmiş özel donanımlar ile ölçülebilen biyofotonlar yayar.

“Bu keşiflere dayanan biyofoton teorisine göre, biyofoton ışığı organizmanın hücrelerinde – daha doğrusu, çekirdeklerindeki DNA moleküllerinde –  depo edilir. Dinamik ışık ağı sürekli açığa çıkar ve DNA yoluyla emilerek hücre organellerini, hücreleri, dokuları ve organları beden ile birlikte bağlar, organizmanın başlıca iletişim ağında görev yapar ve bütün hayat işleyişinde ana düzenleyicidir.”

Kaynak: http://transpersonal.de/mbischof/englisch/webbookeng.htm

Benim Yorumum: İşte hücrelerin biyofoton ışınımı vasıtasıyla var olan her şeyin eksiksiz bağlantısının bir başka ispatı. Bu iletişim yollarından biridir.

 

Toplam 9 sayfa, 5. sayfa gösteriliyor.« İlk...34567...Son »