Category Archives: Toplum

KANLI HABERLER

YORUM: Ünlü bir bloger dünyada olan bitenler hakkında insanları şaşırtmanın giderek daha zor olmaya başladığını yazdı. İnsanlar terörle ilgili ya da genç bir adamın bir adamı bıçakla deldiği  sık görülen kanlı haberleri sindiriyor ve insanlar artık kayıplar hakkında yas tutmuyor. Çünkü yas tutarlarsa bunu her gün yapmak zorunda kalacaklar.

CEVAP:                Bizler,eski zamanlardan bu yana insanları öldürmeye, insanları sakatlamaya, savaş sahnelerine vs. alıştıklarından beri bu tür görüntülere açlık duyuyoruz. İnsanlık onlarsız yapamaz. Bu sadece modern insanın ihtiyacı değildir insanın kana olan ihtiyacıdır.

Bizler ciddi bir bilinç krizinden geçiyoruz ve gittikçe “sefil hiçler” olduğumuz daha net hale geliyor. Ve bir şekilde bunun kırılmak zorunda. Bu nedenle, internet, farklı problemler, İŞİD ve radikal İslam organizasyonları dünyayı ileriye doğru hızla itiyor. Bunlar evrimin hayati güçleridir. Değişiklikler çok yoğun biçimde ortaya çıkıyor ve biz her şeyi çok hızlı biçimde algılayıp fark ediyoruz. Geçmişte insanlar herhangi bir noktada çağlar boyu saplanıp kaldıysa bugünkü nesil döneminde çok şeye katlanırlar.

SORU: Bu duygu neye yol açacak?

CEVAP: Bu varlığımızın anlamsızlığının kabulünden kaynaklanan büyük bir haykırışa yol açacaktır. Yaşamayı ve ölmeyi , bu hayatı yaşamayı ya da yaşamamayı bile seçebilecek durumda olmayacağız ve böylece egoist doğamız tarafından kontrol ediliyoruz. Var olduğumuz gerçeği yanında bize çaresiz ve değersiz olduğumuzu, nedensiz ve amaçsız var olduğumuzu anlayacak bir akıl da verildi.

Bu belirsiz haykırış insanlıkta ortaya çıkacak ve sonra Kabalistler şunu söyleyebilecek : “Bu durumda ne yapılması gerektiğini biz biliyoruz. Bunu yaklaşık 6000 yıldır bekliyorduk ve bugün bu karanlıktan nasıl çıkılacağını , korkunç umutsuz bir feryadın sevinç nefesine ve sınırı olmayan bir neşeye nasıl  dönüşebileceğini söyleyebiliriz. Bu mümkün. Bu fırsatı sizinle paylaşmaktan çok mutlu olacağız…”

BİZ ESKİ BİR BABİL AİLESİYİZ

SORU : “Dostunu kendin gibi sev” prensibine bağlı kalan biri, etnik olarak İsrail halkına dahil olmasa da  İsrail halkının bir parçası sayılır mı?

YANIT: Bnei Baruch Uluslararası Kabala Akademisi’nde hepsi farklı  ırklardan ve uluslardan gelen ve tamamı eski Babil’in temsilcileri olan, birlik konsepti altında bir araya gelmeye çalışan neredeyse 2 milyon insan çalışıyor. Çünkü bunu yapmazlarsa insanlık hayatta kalamayacak.

Bu kusursuz bir şey çünkü, sadece Yahudilere ait olduğu düşünülen benzersiz  birlik prensibini dünyaya getiriyoruz. Gerçekte ise bu prensip tüm Babil’e ve tüm insanlığa aittir.

Bu nedenle, biz açıkça dünyaya dağıtım yaptığımızda bunu gayet iyi ediniyorlar ve insanlar bize kendilerini yabancı hissetmeden geliyorlar. Yabancılığın aksine, bizimle kesinlikle hiç bir biçimde “altlık” hissi de olmadan bir tür akrabalık hissediyorlar.

Gerçek şu ki, egemen kral Nimrod ve Abraham isimli Babil Prensi arasında aniden meydana gelen karşıtlığın ortaya çıkmasından bu yana  tüm insanlık Eski Babil’den geliyor. Nimrod kapitalizmi geliştirmenin gerekli olduğuna inandı ki bu egoizme doğru gelişmedir. Abraham ise  insanlığın, egoizm üzerinde birleşmesi gereken koşula ulaştığını aksi halde insanlığın kendisini yok edeceğini söyledi.

Abraham’a katılan ve onunla birlikte Babil’den çıkanlar tarihsel olarak “Yahudiler” olarak bilinir. Nimrod’un politikası ise geriye kalan Babilliler’in tüm gezegene  dağılmalarına  ve yerleşmelerine  neden oldu.

Böylece egoistik prensip, insanların birbirlerinden ayrıldıkları  ve artık birbirleriyle böyle yakın bağlar kurmadıkları zamandan  beri zayıfladı. Ve böylece insanlık kendisini birlik fikrinden 3500 yıl ayırdı. Bugün bizler tekrar aşama aşama dünya çapında aramızdaki bağlılığı ve Babil’den gelen aramızdaki egoistik  zıtlığı keşfederek birleşiyoruz. Yani biz aynı Babil’e geri geldik.

Ve bir şey yapamayız. Bu noktada önümüzde bir alternatif beliriyor: ya zalimce birbirimizle kavga edeceğiz (Kabalistler , nükleer gücün de kullanıldığı iki olası dünya savaşından daha bahsetmiştir ) veya insanlara bağ ve birlik dışında hiçbir seçeneğin olmadığını anlatmada başarılı olacağız.

Doğanın cansız, bitkisel ve hayvansal parçaları karşılıklı etkileşim halindedir. Sadece bizdeki egoizm onlarla zıt güç yaratır. Her şey insanlara bağlıdır. Bu nedenle, bizler tek bir vücut gibi aramızda karşılıklı tam bir işbirliğine ulaşmaya mecburuz- bilinçli olarak  ya da sopayla-.

Dünyadaki Anlaşmazlıklar ve Çözümleri

thumbs_laitman_253Dünyadaki Anlaşmazlıklar ve Çözümleri, 1. Bölüm – Dünya Ne Arıyor?

Dünya savaş arıyor. Gereksiz ve fazla boğazları ve hatta gereksiz olmayanları bile doyurmaktan kurtulmanın başka bir yolu yok.  Dünyanın savaşları hoş karşılamasının nedeni budur. Örneğin, Amerikalılar son altı ay içinde Suriye’nin bombalanması sırasında on binler ISIS üyesinin öldürülmesinden gurur duyuyorlar.

Askeri anlaşmazlıklar kasıtlı olarak başlatılır ve hızlı nüfus artışı ve buna bir çözüm bulma gereği nedeniyle, gelecekte bu anlaşmazlıkları daha da sık göreceğiz. Bu nedenle insanlık fazladan yer kaplayanları yok etmeye özlem duyacak.

Avrupa nihayet şimdi büyük sayıda göçmeni sınırlarına sokmakla ne büyük bir hata yaptığını farkına varıyor. Bu hata şimdi nasıl düzeltilecek? Nihayette artık orta çağda yaşamıyoruz, insanlar St. Bartholomew katliamında olduğu gibi yok edilemezler. Bu mümkün değil!

Dünya çok ciddi sorunlarla karşı karşıya ve insanlar barış arayışında değiller! Herkes bir şey yapılması gerektiğinin farkında ve gelişmiş olan ülkeler üzerinde giderek artmakta olan İslami baskı ile başa çıkmanın bir yolu yok. Bu nedenle de Avrupa, Amerika ve Rusya’nın giderek İslam tarafından ele geçirilmesi devam edecek. Tek fark, Rusya’da bu Tataristan, Çeçenistan ve hatta kısmen Türkiye tarafından, Avrupa’da ise Kuzey Afrika ve Arap devletleri tarafından sızılarak yapılacak. Göçmenlerle dolup taşan Amerika’da da artan baskı ile ortak nefret giderek büyüyecek. Amerika Birleşik Devletlerinde neler olduğunu, siyahlar ve polis arasında ne türlü sorunlar olduğunu şimdiden görüyoruz. Anlaşmazlık kasıtlı olarak alevlendirildi. İnsanlık barış aramıyor. Bu şekilde var olamayacağının farkına vardı.

Devam edecek ….

KabTV “Michael Laitman İle Sohbetler”, 03.06.15

 

Dünyadaki Anlaşmazlıklar ve Çözümleri, 2. Bölüm

Soru: Dünyadaki bu anlaşmazlıklar için bir çıkış yolu var mı?

Cevap: Bir çıkış yolu yok. Gelişmiş ülkeler insanların birbirini öldürmesi kabul ediyorlar, ama kendi “bahçelerinde” değil, uzak bir yerde,  Avrupa’da, Amerika’da veya Rusya’da değil, ama mesela Orta Doğu’da, Uzak Doğu’da ya da Afrika’da.

Avrupa’yı zorlayan sorun, bütün bu anlaşmazlık ve çekişmeleri ve bunların kızıştırdığı olayları ve bunlara getirilen sözde çözümleri mümkün olduğunca kendinden uzağa taşımaktır. Amerikalılar da aynı şekilde düşünüyor ve aynı şeye çaba gösteriyorlar; bu nedenle de Irak, Yemen ve diğer ülkelerdeki anlaşmazlıkları kızıştırıyorlar ve böylece de bir dünya savaşı yerine on tane bölgesel savaş çıkartıyorlar; şu anda dünya işte böyle varlığını sürdürüyor.

Geliştikçe insanlık sürekli evrim geçiriyor. Kendisi için uzun vadeli planlar kurmuyor, ancak her şeyi, yarınlar bu günden daha beter olmasın diye düzenliyor. Dünyayı yönetenler ne kadar sınırlanmış olduklarını anlıyorlar, bu nedenle onlar için hiçbir şeye girişmemek önemli.

Nihayetinde, insanlık bu mutlak başarısızlığının farkına varacağı duruma erişecek ve doğanın bu nasıl yönetildiğini ve nereye doğru yönlendirdiğini bilmediği, evrimleştirişi gücünün etkisinde olduğunu kavrayacaktır.

Geçmişte bu gücü kabul ederdik ve yapabildiğimizce hep onunla anlaşmaya çalışırdık. Ancak son zamanlarda giderek, olup biten üzerinde çok daha az etkimiz var. Bir zamanlar Amerikalıların dünyayı yöneteceklerini düşünürdük, ancak şimdi onlar da Avrupalıları ve Rusları vb. izleyerek sahneden iniyorlar. Bunun anlamı, bu duruma ekonomik güç fazla etkili olmuyor demektir.

Devam edecek ….

KabTV “Michael Laitman İle Sohbetler”, 03.06.15

Dünyadaki Anlaşmazlıklar ve Çözümleri, 3. Bölüm – Ve Her şeye Rağmen Bir Çıkış Yolu Var!

Arka planda süregiden küresel anlaşmazlıklarda büyük sorun İsrail gibi görünüyor, çünkü herkes içgüdüsel ve kaçınılmaz olarak suçlu olarak bizi işaret ediyor. Peki, ne yapılabilir?

Kısaca insanlığa nereye gelinmesi gerektiğini açıklamamız gerekli, burada tek bir çözüm var; birlik. Tüm dünya, kendimizi oradan bir yere kaçmanın imkânsız olduğu bir her yandan kuşatılmış bir kalede gibi hissedene kadar İsrail’e karşı boykotlar düzenleyecek. Bizimle ticareti durduracaklar. Bize mal vermeyecekler, bizim mallarımızı almayacaklar, sanki biz yokmuşuz gibi davranacaklar. Tüm ülkeler buna katılacaklar ve bu ülkelerde yaşayan Yahudiler bu boykotları destekleyecek ve bizim can düşmanımız olacaklar.

Her şey İsrail halkının ondan bekleneni, kurtuluşunun neye bağlı olduğunu anlamasına dayanır. Dahası, bu yalnız boykottan kurtuluşu değil ama var oluşunun anlamıdır da. İsrail herkese yaradılışın bir amacı olduğunu, bir sonraki var oluş seviyesinde erişilecek olan dünyayı gösterebilir. Gelişimimizin cansız, bitkisel ve hayvansal seviyelerden geçmiş bulunuyoruz, halen hâlâ hayvansal seviyede olsak da bir sonraki seviyenin, insan (Adam, Edom l’Elyon, yukarıdakine benzeyen) seviyesinin ilk belirtileri içimizde belirdi ve bu seviyeyi edinmek zorundayız.

Bu noktada, bir sonraki seviyeyi edinme ve bunu pratikte gerçekleştirme yöntemini dünyaya açıklamamamız gerekli bunu öncelikle tam olarak kendimiz uygulayarak tüm dünyaya ve herkesin birbirine karşılıklı yardım etmesiyle İsrail’i tüm dünyaya insanlığın doğru var oluş örneği olarak göstermeliyiz.

İnsanlık bunu memnuniyetle kabul edecek ve bunun sorunların çözümü olduğunu anlayacaktır, çünkü zaten halen Yahudilerin ve İsrail’in bu rolü gerçekleştirmesi için dünyada büyük bir talep var. Bu talep herkesin içinde saklı olarak var, bunu hiçbir zaman hissetmemiş olsa bile. Bunu tüm dünyaya açmalıyız. Ancak bundan sonra dünya huzur bulacaktır.

Tüm bunları dünya çapındaki boykotun sonucu olarak görüyorum. İçtenlikle, bunun başlamasından çok mutluyum, bu insanları uyandıracak, harekete geçirecek, bize karşı olan bu bir araya geliş tüm dünyadaki Yahudileri sarsacak, uyandıracak. Bizden uzaklaşmak isteyecekler ve biz tecrit edilmiş olacağız.

Yalnızca aramızda üst gücü bize çekecek olan bağ bizi değiştirecek. Bizi tüm dünyanın gözünde istenir kılacak ve insanlığa örnek yapacaktır.

Bizim yolumuzla, insanlık bir sonraki seviyeyi görecek ve anlayacak. Böylece savaşlar çıkartmaya ve insanlığı yok etmeye gerek kalmayacak. Krizlerden kurtulmak için yeni bir ekonomi icat etmeye çalışmaya gerek kalmayacak. Sonuçta, tüm dünyada gözlenecek olan durum evrensel olacak. Bu dünya seviyesinde doğru bir var oluş biçimine başlayacağız ve aynı zamanda da tamamen bir üst dünyaya yükseleceğiz ve ölümlü bedenimizi de tamamen bu dünyada bırakacağız ve o tümüyle yok olacak. Kabala bilgeliği bundan söz eder ve gerçekten de bu gün bu aşamanın eşiğinde duruyoruz.

Devam edecek ….

KabTV “Michael Laitman İle Sohbetler”, 03.06.15

Dünyadaki Anlaşmazlıklar ve Çözümleri, 4. Bölüm – Gerçek Dünyayı Görmek

Yorum: Mevcut savaşlar doyurulacak fazla boğazları ortadan kaldırıyor, eğer böyle olmasaydı, Dünya nüfusu sürekli artmaya devam edecekti.

Cevap: Bu boğazları doyurmada bir sorun yok. Eğer herkes rahatça manevi gelişimi ile meşgul olmaya başlarsa, “doyurulacak fazla boğaz” kalmayacaktır. Bu dünyada herkese yer var! Dahası herkes istenir. Her şey insanlar arasındaki ilişkiye bağlıdır.

Çünkü bu durumda, hiç kimse birbirini rahatsız etmeyecektir, sanki yanımda hiç kimse yokmuş gibidir, çünkü herkes kendi içinde ve aynı zamanda da birbiri ile ve Yaradan ile karşılıklı anlaşma ve anlayış içinde olacaktır. Bundan sonra, şimdi bize duyularımızla tasvir olunan bu dünya tamamen ortadan kalkacaktır, duygularımızı son seviyeye yükselttiğimiz zaman, yükselttiğimiz seviyeye göre giderekten bu dünya ortadan kalkmaya başlar, bu böyle çalışır.

Bu gün fizikçiler ve psikologlar Kabala Bilgeliğinin yaklaşık 5000 yıl önce sözünü ettiklerini doğruluyorlar. Dünyamız holografik bir imajdır; yalnızca bizim hissiyatımız içinde, bize bağlı olarak mevcuttur. Kendi içinde böyle değildir, bu bizim algıladığımızdır. Kendi içinde hiçbir şey değildir, mevcut değildir. Tıpkı bir televizyon ekranındaki gibi bizim içimizde çeşitli resimler tasvir eden güçler vardır. Ancak bu resimler bizimle ilişkili olarak ve önümüzde belirir, yalnızca güçlerdir. Onları algılamak için kendi içsel ekranımızın olması gereklidir. Şimdi bu ekran yerine, gerçek dünyayı görmek için yeni bir ekran yaratmak gereklidir.

KabTV “Michael Laitman İle Sohbetler”, 03.06.15

Çekişmesi Olmayan Bir Toplum

thumbs_Laitman_731Kabala bilgeliğine göre, çatışmaların, devrimlerin ve savaşların yerine, dünyadaki tüm berbat koşulları çözecek, iyi sosyal ilişkilerden oluşan başka bir sistemi tasarlamanın zamanı gelmiştir. Buradaki anahtar araçlar, toplumun doğru bir şekilde birleşmesi, bunu mümkün kılması, egoistik negatifliğimize rağmen, doğada gizli olarak varolan birlik olmanın pozitif gücünü aktif hale getirmektir.

Bunun için kapsamlı bir eğitim sistemini yaratmak ve  insanları eğiterek, yuvarlak bir masa etrafında çalıştay formatını almalarının sağlanması gereklidir. Bu çalıştaylarda, insanlar zorlama olmadan kendi kendilerine değişmeye başlayacaklardır. Sonrasında, en güçlünün kazanmış olduğu, egoistik çekişmenin negatifliği üzerine değil de birlik üzerine kurulu olan bir toplum kurmanın mümkün olduğunu göreceklerdir.

Tıpkı birbirlerine bağlı olan ailelerde olduğu gibi, güçlü olan, zayıf olanı ezmez. Tam tersine, sevgi onların arasında yaşam sürer ve ihtiyaçlarını belli bir dereceye kadar kendi kendine yerine getirebilene göre, küçük olan daha fazla ilgi ve dikkat alır. Böylece, ailede iki gücü aktif etmiş oluruz ama orada sevgimiz doğanın kendisinden kaynaklıdır. Diğer yandan, aramızdaki ilişkinin sevgiye değil de bencil egoistik hesaplamalar üzerine kurulu olduğu durumlarda  ne yapmalıyız? Bireysel mücadeleci bir toplumu nasıl sevgi dolu bir aileye dönüştürebiliriz?

Şüphesiz ki, bu baskı yoluyla değil de, insanların yeni ilişkilerden gerçek faydaları ve içlerindeki başarının farkına varacakları, özellikle eşsiz bir eğitim ve çalışmanın yardımıyla gerçekleştirebilirler. Bunun da ötesinde, doğanın bizim gelişimimizi yönettiğini hatırlamak arzu edilir ve bizler asla başımıza gelenleri öylece başaramayız. Kendini beğenmişliğin, doğal dürtüsüne tabi olduğumuzda, bizler “ yanan ateşin içine atlarız”

Hayır, insanlığın gelişimi, bizim seçmemiş olduğumuz katı kanunlara tabidir. Bu konuda özgür seçimimiz yoktur. Evrenin başlangıcından, günümüze kadar, içsel “motor”umuz, bizim isteklerimize bağlı olmadan, evrimimizi ileriye doğru itti. Bu yüzden, bizim için, doğal süreçleri ve mevcut durumuna doğru bir şekilde entegre olmayı öğrenmek zahemete değerdir.

KabTV “Çözüm” 5/6/2015

Teknolojinin İnsan Üzerindeki Etkileri

thumbs_Laitman_407_01HABERLER ( novznania.ru’dan alıntı ):

“İnsanlarca yaratılmış teknolojilerle ilgili yeni bilimsel araştırmalar, bu tür teknolojilerin düşünce ve davranış biçimlerimizi etkilediğini gösteriyor”:

RADYO: Radyodan gelen bilgi, kişilerce “gerçek” olarak algılanıyor. Bireyin bilgiye yönelik eleştirel algısı bulanıklaşıyor çünkü radyodaki sesi duyuyoruz ama sesin sahibini görmüyoruz. Bilinçaltımızda bedensiz bir ses, gerçek bir kişiden çok daha fazla güven uyandırıyor.

MOBİL TELEFON: Endişe ve uyku bozukluklarını harekete geçiriyor çünkü insanlar sık sık çağrı bekliyor.

İNTERNET: Okuma biçimini değiştirdi. Sırayla tüm bir makaleyi okumak yerine şimdi insanlar “anahtar kelimelere” odaklanıyor ve sayfaya sadece göz gezdiriyor.

SOSYAL AĞ PROFİLİ: “Kendini beğenme”yi artırıyor çünkü sosyal ağlar ideal bir “BEN” imajı yaratıyor.

TELEVİZYON: “Gerçek hayat” algısını bozuyor. Çünkü televizyonun yarattığı dünyada, “iyi” ve “kötü”nün “mutlak, katıksız” olmasına çalışılır. Bunun sonucunda insanlar “kurgu ile gerçek hayat arasındaki ayrımı” yapmamaya başlar.

DİJİTAL KAMERALAR: Onların ortaya çıkışı ile, insanlar resimlerini saymayı durdurdular. Fotoğraf çekme sürecinin kendisi, objektifin diğer tarafında gerçekleşen olaylara olan dikkati dağıttı.

KULAKLIKLAR: Kulaklardaki kulaklıklar, dış dünyaya karşı kullanılan bir kalkan gibi, dış dünyadan korunma hissi yarattı.

BİLGİSAYAR OYUNLARI: Oyun süresince oyuncu, şiddet eylemleri gerçekleştirmek zorunda kalır. Oyuncular bu şiddet eylemlerinin sanal dünyada yürütüldüğünün farkındadırlar ancak beyin tüm bu eylemleri “gerçek” olarak yorumlar. Sonrasında, bilinçaltında oyuncularda suçluluk duygusu ortaya çıkar ve bir şey onlara sıradan yaşama iyilik getirmek için ilham verir.

YORUMUM: Benim düşünceme göre, şüphesiz “insan”ın hızla değiştiği bir çağda yaşıyoruz. Ama asıl değişiklik gelmek üzeredir. Bu değişiklik bilincimizde “BEN”den “BİZ”e doğru olan değişikliktir. Bu yeni bilinç düzeyinde; egoizmin bütün kötülüklerinden , zaman-yer ve hareketten bağımsız, daha yüksek manevi sonsuz yeni bir dünya hissederiz…

Bağımsızlık Günü: Nasıl Bağımsız Olunur

thumbs_laitman_546_03Dünyamızda bağımsızlığın pek çok biçimi var – ekonomik, politik, toplumsal vb. – ancak bunlar sahte bağımsızlıktır.  Kişi tüm yaşamı boyunca bağımsızlık arayışındadır, ama her anlamda sınırlandırılmış durumdadır, işte bu nedenle bağımsız olmaya farklı bir bakışla yaklaşmak gerekir.

İsrail ulusu ancak İsrail devleti içinde bağımsız olabilir, çünkü coğrafi olarak bu bizim ülkemizdir. Eğer İlahi Takdir izni ile ülkemiz içinde bağ kurar birleşirsek, o zaman gerçekten de şimdi ve burada bağımsız oluruz, hayali olarak değil gerçekten de bağımsız oluruz.

Bu ülkede, tüm dünya için gerçek bağımsızlığa örnek oluşturmak zorundayız, çünkü her şeyi belirleyen bu nitelikten daha incelikli başka bir şey yoktur. Doğanın tümü, tüm seviyeleriyle budur ve bunun peşinden koşar! Hatta kişinin bencil doğası bile her biçimiyle bağımsız olmaya özlem duyar, aksi takdirde kendisini kusurlu ve eksik hisseder.

Bu nedenle, egomuzun hatırı için kendimizi bağımsız hissetmenin bir yolunu bulmak zorundayız. Ancak ortaya çıkan şudur ki, buna ancak en bencil durumu en özverili durum ile dengeleyerek, böylece bu iki durumu bağlantıya sokarak erişilebilir.

İsrail ülkesinde yaşamalıyız, bu devleti geliştirmeli, onun için savaşmalıyız ve böylece bağımsızlığımız korumalıyız diye okudum öğrendim. Yabancı hâkimiyetten kurtulmanın başka yolu yoktur diye düşündüm. Ancak, daha çok ilerleyince, bunun bağımsız olmanın yolu olmadığı sonucuna vardım. Bağımsızlık küçük ve yerel bir kavramlar olan Siyonizm, politika ve tüm benzeri kavramların üzerine yükselerek edinilir. Amacımız ve misyonumuz evrenseldir. Zamanın ötesindedir ve kişisel olarak bizimle değil ama tüm dünya ile ilgilidir. Bunu gerçekleştirmemiz gereklidir. Böylece tüm dünya yukarı güçle bir olarak var oluşun bir sonraki seviyesine, insan seviyesine geçerek gerçekten de bağımsız olacaktır.

Her şey bize bağlıdır. Tüm engellerin ötesinde, bunların üstüne yükselerek bağımsızlığımızı keşfetmeliyiz. Böylece tüm dünya beklemekte olduğu şeyi elde edecektir. Bağımsızlık bizi çeken ve yönlendiren belirleyen güçtür. Hem bencillik hem de özgecilik için ihtiyaç duyduğumuz budur ve bu ancak Yaradan’ın içinde edinilir.

KabTV’den “Bağımsızlık Günü İçin Yapılan Konuşma” 4/2/15

Sarılmak, Enfeksiyonlarla Mücadele Edebilir

thumbs_Laitman_201_02Haberlerden (Psikoloji Bilimi Derneği): “Eğer soğukalgınlığına yakalanma konusunda endişeliyseniz, size virüslere karşı koruyacak çok kolay bir hareket var ve anında kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlamaya yardımcı olacak bir şey: birine sarılın, onu kucaklayın.

“Psikoloji Bilimi isimli yayında paylaşılmış olunan son bir çalışmaya göre, sarılmak, grip virüsünden sizi korumaya ya da zaten hastalanmış olan kişilerdeki semptomların zayıflamasına yardımcı olabilir”

Sheldon Cohen, Carnegie Mellon Universitesi’nde Psikoloji Profesörü ve çalışmanın başyazarı,  “Grip ve nezle sezonlarında, bizlere söylenen, terli, mikroplu ellerle el sıkışmalarından uzak durmamızdı ancak yakın bir arkadaşınızın ya da sevdiğinizin sıcak bir sarılması aslında bağışıklık sisteminizin güçlenmesini sağlayabilir”, demektedir.

“Araştırmalar göstermiştir ki, stres, vücudun virüslere ve diğer bakterilere karşı olan savunmasını düşürmektedir”

“Stresli insanlar, ancak arkadaşlarına sarılanların virüsten etkilenmelerinin olasılığı daha çok düşmektedir. Stresli olmayan insanlarda kucaklaşmalar, sarılmalar enfeksiyonun gelişimi anlamında herhangi bir fark yaratmamıştır.”

“Enfeksiyon gelişen kişiler eğer bundan önceki iki haftalık dönemde sarılma ve kucaklaşma davranışında bulunmuşlarsa, kendilerini hasta hissetme olasılıkları daha az olarak gözlemlenmiştir. Bir kişi (stres içinde bulunan kişilerde) ne kadar çok gün sarılma hareketinde bulunmuşsa o kadar düşük riskte enfeksiyona kapılıyor. Benzer olarak, kişi ne kadar çok sarılmışsa, virüse yakalandığında da, gribin semptomları o kadar daha zayıf kendini gösteriyor.”

Yorumum: Doğanın Kanunları,  her seviyede gerçektir. Bu yüzden, yakınlaşma her zaman iyiliğimizedir ve bu insanlığın tüm hastalıklarını tedavi edebilir!

Ego Yumuşamaya Başladığında

thumbs_laitman_922Soru: Herbirimiz kendi hayatlarımızı belli zorluklar, başarılar ve hayal kırıklıkları ile yaşarız. Hepimiz hayatlarımızı daha mutlu yapmak isterdik, peki ama bu nasıl mümkün olabilir? Yaşamın sıcaklığına ve hayatlarımızın güvenliğine, yolunda gitmesine dair hissiyatlarımızı nereden alabiliriz?

Cevap: Burada cevap şudur, annemizin rahminde, sonrasında kollarında ve sonrasında da evimizin sıcaklığında ve ocağında. Bizler yavaş yavaş bunlardan uzaklara doğru çekiliriz, fakat, egomuzda özgür olmak istememize rağmen,  bu koşulları korumaya yönelik olan eğilimimiz de aynen kalır.

Bundan daha fazlası, katılmakta olduğumuz tartışma çemberlerinde kurmuş olduğumuz topluluğu hissetmesinin yoluna göre egomuzun yumuşamaya başladığını görürüz. Egomda, neyi bırakabileceğime bakarım, onu gerçekte tamamen yok edemem, fakat basit bir şekilde, topluluktaki hayatıma, gitgide daha fazla katmak için ve kendimin daha büyük bir çembere ait olduğumu hissetmem için bana yardımcı olmaya başlar. Bu yüzden, egomuz “karşı yardım” olarak çalışabilir.

Sadece egoistik olarak geliştiğimizde, sürekli olarak toplum hayatımızı yok ederiz. Ancak, şimdi, topluluğu onardığımızda (en azından bir oyun şeklinde), baskıyı hissetmeye başlayan ego, bize yardım etmeye başlar. Tam olarak sıfırlanamaz ancak yeni bir şekil almış olur. Bu integral toplum eğitimi olarak adlandırılır.

Bunu edinebileceğimizi umut edelim. Bu yüzden, bizler genel global doğa kuvvetini dengeleriz ve bu da insanlığı içsel eğilimimize göre birleştirir. Bizleri etkileyen iki güç uyum içerisinde dengelendiklerinde, hayatlarımızda mutlu bir hale gelecektir.

KabTV, “Yeni Bir Yaşam” 10/8/14

Bu Savaş Teröristlere mi yoksa Yaradan’ın Gizliliğine mi?

Soru: Eğer şu anki savaş farklı ideolojiler arasındaki bir mücadele ise, İsrail’deki farklı ideolojiler arasındaki savaş nedir?

Cevap: İlk olarak şunu anlamalıyız ki, bizler üst güç, yaradılışın düşüncesi tarafından yönetiliyoruz ve bu sayede de Islah eden Işığı bizleri kurtarması ve kazanmamız için kullanabiliriz. Ancak nasıl kazanmalıyız?

Tüm bu savaş bir düşman terörist organizasyonu yenmek için değil, tüm dünya üzerinden var olan Yaradan’ın gizliliğini yenmek içindir.

Bunu ortadan kaldırmamız gerekiyor, en azından bir dereceye kadar ve sonrasında hangi dünya içerisinde yaşamakta olduğumuzu, bizlere, tüm yaratılan canlılara neler olduğunu, Üst Gücün bizlerden ne istediğini görebileceğiz. Bu arada, bu da, İslam perspektifine karşıt bir görüş hiç değildir. Bu sadece bir açıklama gerektirmektedir, başka da bir şey değil.

Savaş, iki görüş arasındaki çatışmadır. Bu savaşın özü, her iki tarafın da kendi egosunu kullanarak kazanmak istiyor oluşudur. Fakat şunu anlamalıyız ki, günümüzde bu tarz bir savaşa yer yoktur. Bu savaşın başka bir şey olması gereklidir: bizlerden Yaradan’ın gizliliğini ortadan kaldırmamız istenmektedir. Bizlere gönderilen engeller ile sanki belli bir bölgede belli bir hâkimiyet sürmekte ya da belli bir politik ideolojide olan teröristler ile savaşmakta olduğumuzu düşünmeye zorlanmamız istenmiştir.

Aslında, gerçekte olan, tamamen farklı bir savaştır ve sadece bu yaşanan durum ile bizleri bu şiddetli ani koşullara sokanın Üst Güç olduğunun farkına varabilecek ve bu sayede O’nu ifşa edebileceğiz.

Bizler O’nu sadece, bu güçten gelen her şeyin aslında O’nu ifşa etmek için olduğu ve O’nunla form eşitliğine ulaşmamız için olduğu mesajının toplu dağıtımı ile ifşa edebiliriz. Çünkü bu form eşitliği O’nu ifşa etmek için gerekli olan araçtır.

Üst Güç ile form eşitliği, bizlerin “Dostunu kendin gibi sev” ve kişinin düşmanını, sevdiği kişiye dönüştürmesi koşulunu yerine getirmesini gerektirir. Bu da düşmanları, dosta ve dışsal düşmanları, içsel düşmanlara dönüştürmemizi gerektirir.

20 Temmuz 2014 tarihinde yayımlandı.

Bir Elin Nesi Var İki Elin Sesi Var

Marina R. Bityanova’nın görüşleri (Moskova Open Üniversitesi’nde Psikolojik Destek Eğitim Merkezi’nde Profesör ve dört kitabın yazarı): “İnsanlar uzun bir süre için birlikte çalıştıkları zaman ortak kararlar vermek zorundadırlar – bir uzlaşmaya gelmek için değil, soruna ortak bir görüş geliştirmek için. Uzlaşma ortalama çözümdür ve dolayısıyla hiç kimseye ait değildir. Bir grup kararı geneldir ve bu nedenle herkes tarafından kabul edilmektedir.

Pratik açıdan bakıldığında, bu kararların ortaklaşa kabul edilmiş olması çok önemli bir özelliğe sahiptir: aynı zamanda bu herkesin kişisel bir kararıdır, bu yüzden herkes onları gerçekleştirebilir. Bu sebepten dolayı bir grup kolektif tartışmaya, hayati kararları bir arada almaya teşvik edilmelidir.

Ama grup kararı etkili midir? Belki de kararın başka biri tarafından alınması daha iyidir – sorumlunun, liderin ve sonra gerekçesi için grubu ikna eder.

İnsanlar kompleks ve sağlam bir kararı tartışmalarla almanın daha iyi olduğunu uzun süredir fark etmişlerdir (bilgelerden oluşan bir konsey, yaşlıların toplanması, tartışma odaklı grup), genel bir anlaşmada – fikir birliği. Bir grup eylemi “ortalama” kişinin eyleminden nicelik ve nitelik olarak üstün olmasına rağmen bazen olağanüstü kişiliğe sahip bir kişinin eylemleri kadar etkili değildir.

Grup kararları bireysel olandan daha risklidir; birleşerek insanlar risk almaya karar verir, çünkü bir grup kararı insanları sorumluluğu ve aşırı uçlarda verilen kararların benimsenmesini kolaylaştıran kişisel sorumsuzluğu paylaştıklarını hissettir ve riskin hazine olarak görülmesini sağlar: risk almaya hazırlık durumunu artırır; panel tartışmasında sırasında, grup üyeleri bu hazır duruma sahip olduklarını hedefleyerek göstermektedir.

Grup kararlarının bir diğer önemli özelliği: tartışma sırasında, görüşler ortalama değildir, ama polarize olmuştur.

İç birliğin ve özerkliğin yüksek düzeyine sahip bir grubun düşünce tarzı aşağıdaki özelliklere sahiptir:

–         Yenilmezliğinin bir illüzyonu;

–         Tek mümkün ve doğru olan kişinin kararı için rasyonel bir açıklama vermek arzusu;

–         Rakiplerinin basmakalıp görünmesi;

–         Azınlığa yönelik açık baskı

–         Oybirliğinin bir illüzyonu

–         Grup ruhu bekçileri olarak kendi kendilerini tayin edenlerin ortaya çıkması, v.s.

Çalışmalar göstermektedir ki, iç kohezyon ve üyelerinin kendini memnun etme istekleri olan bu tür gruplar artmaktadır, fakat bu grup kararlarının kalitesini azaltmakta; üyelerinin kendi kararlarını alındığı gruplar, diğer gruplara göre daha yüksek bir kalitedir.

Bu olgu sık sık krizde çalışan gruplarda oluşur, stresli durumlar grup üyelerini grup hedefleri etrafında birleştirmeye zorlayarak, dış dünyaya karşı bir çit oluşturur.”

Benim Yorum: Bir grup birleştirmek istediğinde bütün dünya onun birliğinden faydalanır, içinde negatif nitelikler oluşmaz.

Toplam 9 sayfa, 3. sayfa gösteriliyor.12345...Son »