Category Archives: Tabiat

“Coronavirüs: Karşılıklı Sorumlulukta Bir Ders”

Thrive Global yeni makalemi yayınladı: “Corona Virüs: Karşılıklı Sorumlulukta Bir Ders”

Üç aydan daha az bir sürede, COVID-19, namı diğer Coronavirus hastalığı, yüzyılı aşkın bir süredir öğrenmeyi reddettiğimiz doğa güçlerinden önce alçakgönüllülük dersi verdi.

Kim, bir virüsün, özellikle de ölümcül olmayan bir virüsün, dünyanın öldürme düğmesine basacağını düşünürdü? Bu yılın başında, bir bira markası adıyla yavaşça grip benzeri bir mikrobun dünyadaki havacılığı felç edeceğine, küresel çapta hisse senedi piyasalarını çarpacağına, OPEC ve Rusya arasında petrol fiyatı savaşı başlatacağına, tüm ülkeleri karantina altına alıp, dünyadaki okulları ve üniversiteleri kapatacağına, önemli spor etkinliklerini iptal ettireceğine inanırdı, hem de on hafta içinde?

Üç aydan daha az bir sürede, COVID-19, namı diğer Coronavirus hastalığı, yüzyılı aşkın bir süredir öğrenmeyi reddettiğimiz doğa güçlerinden önce alçakgönüllülük dersi verdi. Bize, korumalarımızın, güvenlik ağlarımızın ve güç ve hakimiyet için verdiğimiz mücadelelerin, doğanın,  bize oyun oynamaya karar verdiğinde işe yaramaz olduklarını öğretti.

Ama hepsinden önemlisi, Coronavirus bize karşılıklı sorumluluk konusunda bir ders veriyor. Bizi, dünya üzerinde birbirimize bağlı ve bağımlı olduğumuz acı verici gerçeği fark etmeye zorluyor. Çünkü Çin, Wuhan’da başlayan bir virüs Chicago, Illinois’de sevdiklerinizi öldürebildiğinde, ülkelerinizin bir ticaret savaşına bulaşmamasını istemez misiniz? Ülkelerin yalnızca bir kez işbirliği yapması ve virüsün yayılmasını durdurmak için kolektif eylemde bulunabilmesi hoş olmaz mıydı? Dünyanın dört bir yanındayken bile ve bunu duymak istemesek de, birbirimizden sorumlu olduğumuzu fark etmemiz daha yararlı olmaz mıydı?

Dünya İçin Harika Bir İlaç

İronik olarak, bu hastalık mikrobu Dünya için harika bir ilaç gibidir. Onlarca yıldır aşırı tüketimin, gezegenimize verdiği zararlar konusunda uyarıldık. Onlarca yıldır açgözlülüğümüzü,  doğal kaynakları aşırı tüketmemizi ve en sevdiğimiz eğlence haline gelen alışveriş çılgınlığını kısıtlamamız gerektiği söylendi. Onlarca yıldır uyarıları görmezden geldik. Şimdi, doğa bizi basitçe durmaya zorluyor: uçuş yok, alışveriş yok, eğlence yok. Kendinizi evde karantinaya alın ve eylemleriniz, başkalarına olan bağlılığınız ve onların size karşı olan bağlılığı üzerine düşünün.

Gerçekte, doğa naziktir; bize aynı dersi çok daha agresif ölçülerde öğretebilirdi. Çernobil’deki gibi bir nükleer felakete veya Japonya’nın Fukushima’daki nükleer santralini harap eden bir depreme neden olabilirdi. Ebola’yı daha bulaşıcı hale getirebilir ve insanlığın yarısını yok edebilirdi. İnsanlığın tamamen yok olacağı, bizim hayal bile edemeyeceğimiz milyonlarca şey yapabilirdi. Ama öyle yapmadı; bize, nasıl yaşadığımızı ve ortak evimiz olan gezegene karşı nasıl daha sorumlu bir şekilde yaşamaya başlamamızı düşünme fırsatı veriyor.

Şimdi, birbirimizi önemsemeyi öğrenmek için, birbirimize yardım etme vakti. Yalnız denersek gerçekleşemez, ama hepimiz zaten tek bir teknede sıkışıp kaldığımız için, tıpkı Japonya’daki virüslü Diamond Princess ve California’daki Grand Princess’deki yolcular gibi, hepimiz karşılıklı sorumluluğu benimsemeli ve daha dengeli ve düşünceli/saygılı bir yaşam tarzı inşa etmeye başlamalıyız. Açıkçası, doğa karşı koyabileceğimizden çok daha fazla cezai önlemlere sahiptir. Şimdiye kadar, insanlık için merhametli ve nazikti; sopayı eline almasını istemeyiz.

Şu anda içinde yaşadığımız dünya, bizim benmerkezci zihniyetimizin parlak fikridir. Düşüncemizi değiştirmezsek dünya daha iyiye doğru değişmeyecektir, hâlbuki fosil yakıtları yenilenebilir enerji ile değiştirmeye ve ormansızlaşmayı azaltmaya çalışabiliriz. Ancak, mevcut tutumumuz yerine, karşılıklı düşünceyi ve sorumluluğu beslemeye başlarsak, dünyamız bunu yansıtacak ve yeni zihin durumumuzla senkronize olarak değişecektir.

“Rüzgar eken, fırtına biçer” (Hoşea 8: 7) diye yazılıdır. Egoizm ekersek, onun sonuçlarını birçok kez biçeceğiz. Mevcut kriz, neler olabileceğinin bir örneğidir. Ama aynı şekilde, Eğer hepimiz Dünya Gezegeni denilen gemide, karşılıklı önemseme ve karşılıklı sorumluluk ekseydik, ne biçerdik? Faydalarını hayal etmeye bile başlayabilir miyiz?

Belki şimdi, her şey beklemeye alındığında, zihniyetlerimiz üzerinde düşünmeli ve hayatlarımızdaki ilişkileri yeniden biçimlendirmek için biraz zaman ayırmalıyız. Belki de şuan,  tersine çevirmek, hayatlarımız için farklı dersler hayal etmeye başlamak için bizim fırsatımızdır. Belki şimdi ben ve benim ile ilgili daha az, topluluk, toplum ve insanlık ile ilgili daha fazla düşünmeye başlamalıyız.   Sonuçta, doğanın bize daha ne kadar şans tanıyacağını kim bilebilir?

 

Coronavirüs İçin En İyi Çözüm

Coronavirüs, insanlık için küresel ölçekte bir sorun haline gelmiştir. Çin’den kaynaklanan ve dünyaya yayılan virüsten ölenlerin sayısı şimdiden 3.000 kişiyi aştı. Bu sorunla nasıl ilişki kurmalıyız?

Gelişim yolumuzda birçok sorunla karşılaşırız. Yeni virüsler ve yeni hastalıklar her zaman ortaya çıkar. Küresel ısınma nedeniyle, yeryüzü buharlaşıyor ve her gün yeni bir şey keşfediyoruz. Yaklaşık 50.000 ila 100.000 yıl önce, uzak geçmişte var olan hastalıkların geri dönüşüne tanık olabiliriz.

Yeni virüslerin nereden geldiğini bilmiyoruz, o zamanları yaşamadık çünkü insanlık bu gezegende bilinçli olarak sadece birkaç bin yıldır var olmakta. Bu yüzden giderek artan sayıda yeni virüs ve bakterilerin ortaya çıkmasını bekleyebiliriz.

Kabala bilgeliği basit bir koruma aracı sağlar: eğer birbirimizle birleşirsek korkacak hiçbir şeyimiz olmaz. Birliğimiz sayesinde, tüm virüsleri öldüren bir yer ve güç yaratırız. Deneyin ve göreceksiniz.

Örneğin yakınlarda Tel Aviv’in kalbinde Dünya Kabala Kongresi düzenledik. 78 ülkeden 5.000’den fazla kişi katıldı. Ana kongrenin üç günü boyunca, ondan önce ve sonra, toplam 10 gün boyunca birlikteydik. Ve hiç kimse hastalanmadı, nezle bile olmadı.

Mesele şu ki bizler bir aşıya sahibiz: tüm mikropları ortadan kaldıran özel bir dezenfektan etken – bu bizim birleşmemizdir. Bu, tüm kötü güçlere karşı hareket eden doğanın gücüdür. Eğer insanlar bir araya gelmek isterse, hiçbir virüsten korkmazlar, hem manevi hem de maddi tüm virüsleri öldüren bir aşı elde ederler.

Bu nedenle bu kongreyi yapma konusunda hiç şüphem yoktu. Bazıları kongreyi iptal etmeyi ya da en azından enfeksiyonlardan korunmak için büyük toplantılardan kaçınmak zorunda olan insanlara, yani emziren annelere veya kronik hastalıkları olan insanlara girişi kısıtlamayı önerdi.

Ancak, böyle bir kongrenin herhangi bir sağlık riski taşımadığından eminim. Tüm virüsler için çaremiz var, sadece onu nasıl kullanacağımızı öğrenmemiz gerekiyor ve bu basit değildir.

İnsanların, tüm enfeksiyonları ortadan kaldıran ve dezenfekte edebilen, biyolojik ve hatta manevi derecelerde var olan virüsleri öldürebilen, aralarındaki bağı nasıl kullanacaklarını öğrenmeleri gerekir. Bu mistik ve gerçek dışı gelebilir ancak kesin olarak insanlar arasındaki bağ, tüm hastalıklar ve problemler için çaredir. Çünkü birliğimiz bu dünyada mümkün olan en üst seviyede gerçekleşir.

Doğanın dört seviyesi vardır: cansız, bitkisel, hayvansal ve insan. Cansız, bitkisel ve hayvansal seviyelerde doğa, yaratıldığı şekilde, değişmeden var olur. Ancak insan seviyesinde, bizler olanları etkileyebiliriz. Eğer aramızda iyi ilişkiler kurarsak, enerjiyi ve gücü birbirimize geçiririz, böylece sanki bizi kötü düşüncelerden, problemlerden ve kötü ilişkilerden aşılar gibi.

Ancak insanlar arasındaki ilişkileri düzeltmezsek, çeşitli virüslerin ve doğal afetlerin: volkanik patlamalar, tsunamiler, tayfunlar vb. nin çoğalmasını ve tezahürünü teşvik ederiz. Her şey insanlar arasındaki ilişkilere bağlıdır, çünkü biz doğanın en üst seviyesinde var olmaktayız. Bu yüzden tutumumuz ya doğayı öldürür ya da tam tersine, daha iyi olmasını emreder.

 

Gelecek Toplumun İnşası, Bölüm 2

Kişinin Sorumluluğu

Baal HaSulam, “Geleceğin Toplumunun İnşası”: Alma kanunu, cezası anında verildiği için çok az dikkat gerektirir. Bundan dolayı, onu asla ihmal etmeyiz. Ancak, ikinci kuralın, topluma ihsan etme gerekliliği kanununun,  cezası derhal toplanmaz. Bize dolaylı olarak gelir.

Soru: Toplum ihsan etmemizi talep etmez; bu nedenle topluma ihsan etme yasasına itaat etmiyoruz. Doğa, bizi bunun için cezalandırır. Ancak ceza da hemen gelmediği için bu yasaya uymuyoruz.

Yasa neden örtülü? Topluma ihsan etmediğimi ve toplumun ya da doğanın beni hemen cezalandırdığını açıkça görürsem, farklı davranırdım.

Cevap: O zaman insan değil, hayvan olurdunuz. Bir insan ve bir hayvan arasındaki fark, hayvanın tamamen doğa yasalarına tabi olmasıdır. Doğa kanunlarını yerine getirip getirmeme konusunda özgür seçimi yoktur. Bir hayvan her şeyi içgüdüsel olarak, doğanın sert etkisi altında, herhangi bir soru sormadan yapar.

Aksine insanlar, doğa yasalarını yerine getirme ya da getirmeme özgür seçimine sahiptirler. Ancak sorun şu ki, kişi, doğanın yasalarını yerine getirmek istemeyecek şekilde yaratılmıştır.

Doğa,Yaradan, kişinin  kendini doğanın kanunlarını yerine getirme yükümlülüğünün anlaşılması noktasına geliştirmesini ister. Kişinin kendi uğruna bile değil başkalarının uğruna, böylece kişi,  veren, tamamlayan, doğuran ve gelişen doğayla aynı olacaktır.

 

Korona Virüsü Döneminde Ölümle İlgili Sorulara Nasıl Yanıt Verilir?

Korona Virüsü dünya turuna devam ederken ve panik insan popülasyonuna nüfuz ederken, bazıları ölümle ilgili nihai soru ile karşı karşıyadır.

Ölüme nasıl karşılık vermeliyiz? Ölüm nedir? Öldükten sonra ne olur?

Bizi çevreleyen doğa, akıllı ve mükemmeldir. Bizler, doğanın içinde doğarız ve doğada gelişiriz. Birçok sistem, 70, 80 ve hatta 100+ yıldan daha uzun bir süre bedenlerimizi desteklemek/sürdürmek için an be an çalışır.

“Ve küresel ölçekte sorunlarımızın temel unsuru, yaşamın daha derin sorularının küresel bir uyanışıdır”

Ama neden? Sadece doğmamız, yaşamamız ve ölmemiz mi gerekiyor?

Doğum ve ölümümüz arasında zor ve acı verici yıllara katlanıyoruz. Onlardan gerçekten ne kadar haz alıyoruz? Bedenlerimize nafile özen gösteriyoruz ve devam etmek için gittikçe daha az enerji hissediyoruz.

Sanki yaşayan ve nefes alan organizmalardan biyolojik olarak parçalanabilen bir aşamaya geçiyoruz, daha sonra tamamen parçalara ayrılıp dağılıyoruz.

Böyle bir varoluşun herhangi bir faydası var mıdır?  Ya da eninde sonunda yok olana kadar, hayatta olabildiğince elimizden gelenin en iyisini yapmak için mücadele etmemiz mi gerekiyor? 

Hayatın Amacını Doğanın Dört Seviyesi İle Değerlendirmek

Doğanın her ince ayrıntısı, fayda ve sürekliliğe dayanmaktadır.

Doğada üç farklı seviye vardır: cansız, bitkisel ve hayvansal. Kişi, şu anki gelişim aşamasında, hayvansal dünyaya aittir. Ancak insanlık, kendisini hayvansal seviyeden daha yüksek olan “konuşan” seviye olarak farklılaştırır.

O halde insanları hayvanlardan farklı kılan nedir?

Bizler esasen yeme, içme, uyku ve üremek için temel hayvansal ihtiyaçlarını karşılayan iki bacaklı, nefes alan memelileriz. Bununla birlikte bilgi ve bilgeliği anlamamıza izin veren ek zihinsel ve duygusal kapasiteye sahibiz. Çocuklar yetiştiriyoruz, bilgiyi bir nesilden diğerine aktarıyoruz ve kendimizi daha iyi ve daha rahat hissetmemizi sağlamak amacıyla araçlar ve toplumumuzu geliştiriyoruz.

Başka bir deyişle, yeme, barınma, cinsellik ve aile gibi temel hayatta kalma gereksinimlerimiz var ve sonra kendimizi başkalarıyla kıyasladığımızda sosyal ihtiyaçlarımız var ve bu nedenle kendimizi birbirimizden uzaklaştırıyoruz, kendimizi giydiriyoruz, kendimizi barındırıyoruz ve evlerimizi, bedenlerimizi birbirimize reklamını yaptığımız sayısız ürünlerle dolduruyoruz.

Öyleyse bizler, sadece kendimizi dünyada daha rahat hale getireceğini çözmüş  “akıllı hayvanlar” mıyız?

İnsanlar ve Hayvanlar Arasındaki Temel Fark

İnsanlar ve hayvanlar arasındaki temel fark, bizlerin geçici protein bedenlerimizin sınırlarını aşan, içimizde tohumlanan daha derin bir arzuya sahip olmamızdır.

Ayrıca bu arzuyu saptama yeteneğine de sahibiz. Hayvanlar gibi biz de ölümden korkuyoruz ve yaşamak istiyoruz. Fakat hayvanlara ek olarak, sadece biz insanlar neden yaşadığımızı soruyoruz.

Bütün insanlar yaşamın anlamını sormaz. Yetişkin nüfusun yaklaşık onda biri yaşamın anlamını soruyor ve tüm çocuklar bunu soruyor ama hemen unutuyorlar.

Bu nedenle Korona Virüsü, farklı ülkeler ve gruplar arasındaki çatışmalar, piyasaların düşmesi ve şiddetli toplumsal bölünme: toplumun hücrelerinin kendilerine verdiği zarar, insanlığın tüm bedenine bir hastalık gibi yayılır.

Küresel ölçekte sorunlarımızın temel kısmı, yaşamın daha derin sorularının küresel bir uyanışıdır.

Ortak Kökümüzün Nihai Hissine Yolculuk

Umarım bu tür soruları olan insanlar, cevaplarını arayacaklar, milyarlarca materyalist etkinin ortak kökümüzün yüce algısına ve hissine olan yolculuğumuzun dikkatini dağıtmasına izin vermeyecek ve yolda, bu mükemmel realitenin yasalarını öğrenecek ve uygulayacaklar.

Bir soğanın katmanlarını soymak gibi, sorularımızın yanıtlarını aktif olarak ortaya çıkarmaya çalışan bizler, başkalarına olumlu bir şekilde bağlanma ihtiyacını anlamak için daha derinlemesine araştırıyoruz. Olumlu bağımız sayesinde, gerçekliğin kontrol odasına gireriz, tutumumuzu, doğanın   birbirine bağlı ve birbirine bağımlı bir bütünlük içinde karşılıklı sevgi ve ihsan etme tutumuyla dengeleriz.

Doğayla böyle bir form eşitliğine ulaştığımızda, varoluş sistemimizde sağlıklı ve faydalı parçalar haline geliriz, doğanın temel niteliğiyle (sevgi ve ihsan etme) doğrudan bağlantıya girer ve korkular, hatalar ve problemlerden arınmış yeni ve mükemmel bir yaşam süreriz.

 

Korona Virüsü’nün Faydaları

İnsanları öldüren ve dünyayı panikleten bir virüsün ne tür yararları olabilir?

Korona Virüsü, doğa karşısında insan olarak, küçüklüğümüz ve zayıflığımızla yüzleşmemize yardımcı oluyor.

İster virüs, ister doğal bir felaket, isterse sayısız başka darbeler olsun, bizim farklılıklarımıza dikkat etmemize rağmen doğanın, bizim farklılıklarımıza nasıl dikkat etmediğine dair  olağan örnekler görüyoruz.

“İnsan egosunun zararının farkında olmak, bizim gelecekteki gelişimimizin önemli bir aşamasıdır.”

Korona Virüsü’nün Esas Faydası : İnsanlığın Dayanışmasında Küresel Uyanış

Bizler yavaş yavaş tek insanlık olduğumuzun farkına varıyoruz, aynı gezegende yaşayan tek bir büyük aile gibi. En sonunda, kendimizi birbirimizden uzaklaştırmak için inşa ettiğimiz tüm sınırlar ve duvarlar kısa zamanda yıkılacak, küreselleşmenin daralan formunda doğa, bizleri farkına varmamız için zorluyor.

Doğa, bize ne kadar bağımlı ve bağlı olduğunu  ve bizlerin, onun bütünlüğünün kaçınılmaz parçaları olduğumuzu göstermek için darbeler gönderir.

Dolayısıyla Korona Virüsü, doğanın bize öğretmeye çalıştığı başka bir ders olarak görülebilir: Birbirimizde gördüğümüz farklılıklar önemli değil, etiketlerimizi önemsemeyen, sarmalayan bir doğa var.

Tüm dünyanın bir kolektif ve bir toplum olarak düşünüldüğü bir seviyeye geldik. ” – Kabalist Yehuda Ashlag (Baal HaSulam), “Dünyada Barış.”

Korona Virüs’nün yararı, bir bütün olarak insanlığa, birliğinin farkındalığını kazandırmasıdır. O, egoist altyapımızı dengesiz hale getirmemizi sağlar, böylece giderek daha fazla bağımlı küresel koşullarımızda nasıl çalışacağımızı öğreneceğiz. Doğa, bir kere daha kendimiz için dünya çapında oluşturduğumuz her türlü şeye nasıl müdahale ettiğini göstermektedir.

Birbirimiz Arasına Koyduğumuz Bölünmeler Nereden Geliyor?

Onlar, başkaları yerine kendisine fayda sağlamak isteyen insan egosundan yayılır.

İnsan egosu, gerçek realitenin algısını ufak parçalara ayırır. Korona virüsü, egoistik benliklerimizi köşeye sıkıştırır ve özgecil olarak doldurulmuş, doğanın üstün gücüne karşı nasıl işlev gördüklerini gösterir, doğanın kendisi de yavaş yavaş birbirimizle ve bütünüyle doğayla iç içe bağımlılığımız ve bağlılığımız hakkında farkındalığa ulaşmamızı ister.

Tüm birbirimize bağlılığımız ve doğa ile karşılıklı bağımlılığımızın gerçekleşmesine doğru, egoistik doğamızın olumsuz bir rahatsızlık olduğunun farkına varmamız lazım.

Egonun bizi birbirimizden ve bir bütün olarak doğadan nasıl ayırdığını görmemiz gerekli ve böyle yaparak, ego bizi yeni bir virüs salgını ya da kişisel, sosyal ve küresel ölçeklerdeki diğer sorunlar için,  gelecekteki sayısız darbelere hazırlar.

İnsan egosunun zararının farkında olmak, gelecekteki gelişimimizin önemli bir aşamasıdır.

Ya acı çekerek ya da bağı zenginleştiren eğitim ve etki yoluyla, insan egosunun kötülüğünü ifşa etmemiz gerekir.

Eğer doğanın,  tüm unsurları arasında cansız, bitkisel, hayvansal ve konuşan seviyelerinde, mükemmel bir şekilde bağ kuran pozitif gücünü çekmeyi hedeflersek ifşa güzel  olabilir ve o zaman pozitif ve negatif güçlerin ifşası arasında, insanlık orta çizgide çalışabilecek, nelerden geçtiğini açıkça gözlemleyebilecek ve doğanın etkilerine cevaben net bir şekilde davranabilecektir.

Hayatlarımızda Bağın Pozitif Gücünü Nasıl Uyandırabiliriz?

Çok basit bir şekilde, bizim bağımız doğanın pozitif bağ gücünü uyandırır.  Daha sonra, doğadaki pozitif gücü çekerek, zıttı olan negatif egoist gücü ifşa ederiz ve her iki gücün uyanışı, daha yüksek ve daha yüce bir güce, mükemmellik ve dengenin algılandığı yeni bir bağ seviyesine ulaşmayı sağlar.

Şarkıda yazıldığı gibi “Ose Şalom Meromav, Hu yaase Şalom Aleinu” (“ O’nun cennetinde barışı sağla, O bize barış getirecek”) Barış, ilişkilerimizde, doğanın ters güçleri arasında bütünlüktür.

Doğanın olumlu ve olumsuz güçlerinin dizginlerini elimizde tutarak, birbirimizle nasıl bağ kuracağımızı öğrenmek zorunda olduğumuz bir dönemle karşı karşıyayız.

Bu güçlerle çalışmaya başladığımızda, gerçekliğin en ince ayrıntılarının yanı sıra dünyanın önemli olaylarının hepsinin, tek bir resme nasıl bağlandığını göreceğiz.

Kabala ilmi bu güçleri keşfetmemize rehberlik eder. Bize uyumlu bağlantıyı deneyimleme, doğanın pozitif gücünü çekme, ona zıt olan negatif egoist gücü ifşa etme ve onların arasındaki denge ipinde yürüme yollarını öğrenme yöntemi sunar.

 

Gelecek Toplumun İnşası, Bölüm 1

Doğanın Hedefi

Baal HaSulam, “Gelecek Toplumunun İnşası”: Doğanın, insan türlerinin sosyal bir yaşam sürmesini zorunlu kıldığını söylemiştik. Bu kolaydır. Ancak bizler, doğanın bizi bu durumun bir sonucu olarak takip etmeye zorladığı emirleri yani sosyal bir yaşama öncülük etmeyi incelemeliyiz.

Genel anlamda, toplumda tutmamız gereken sadece iki kural vardır. Bunlar “alma ve ihsan etme” isimleri ile tanımlanabilir. Bu, toplumun her üyesinin doğal olarak ihtiyaçlarını toplumdan almak zorunda olduğu ve ayrıca çalışmaları aracılığıyla topluma fayda sağladığı anlamına gelir. Eğer kişi bu iki kuraldan herhangi birini ihlal ederse, acımasızca cezalandırılır.

Soru: Hangi iki yasa tanımlanıyor? Ne alıyoruz? Ne veriyoruz? Sonuçta, bu farklı şekillerde yorumlanabilir.

Cevap: Doğada,  alma gücü ve ihsan etme gücü vardır. Bu iki güç dengelenmelidir. İstediğiniz şekilde yorumlanabilirler, ancak doğa yasalarının sert, değişmez ve yorumumuza bağlı olmadığını anlamalısınız. Bu nedenle, onları nasıl net bir şekilde tanımlayacağımızı anlamalıyız ve kendimize çok fazla zarar vermeyecek şekilde uygulamayı öğrenmeliyiz.

Doğa kanunları, olumlu ve olumsuz her iki gücün sürekli olarak geliştiği ve kendi aralarında belirli bir dengeye ulaştığı, doğanın cansız seviyesinden gelişir. İlk önce atomlarda, moleküllerde vb.de,  daha sonra bitkilerde, canlı organizmalarda, canlılarda ve daha sonra düşünme, algılama ve farkındalık düzeyinde. Bu, insan seviyesi olarak da bilinen dördüncü seviyedir.

Tüm bu yasaları anlamalı ve bunlara uymalıyız ki alma gücü ile ihsan etme gücü arasında bir denge vardır, böylece her şey dengede çalışır. Bu, doğanın bizim önümüze koyduğu görevdir.

 

Dünya – Gerçeklik Mi İllüzyon Mu? Bölüm 2

Doğal Olayların Özünü Algılıyor Muyuz?

Baal HaSulam, “Kabala Bilgeliği’nin Özü”:

Kabala Bilgeliği’nin Gerçekliği

Gerçek şeyler, onların özüyle ilgili ne algımız ne de hayalimiz olmadığı halde, gözümüzün önündeki fiziksel realitede de bulunur. Bunlar, elektrik ve mıknatıs gibi “akışkan” şeylerdir.

Bununla beraber, canlı ve tatmin edici şekilde, etkilerini bildiğimiz bu isimlerin gerçek olmadığını kim söyleyebilir ki? Elektrik olarak adlandırılan şeyin, özünün algısına sahip olmadığımız gerçeğine de bundan daha fazla kayıtsız olamazdık.

Gerçekten, elektriğin ne olduğunu veya başka herhangi bir fiziksel olgunun özünü anlamıyoruz. Sadece etkilerini gözlemliyoruz.

Örneğin, elektrikle, elektromanyetizma ile nasıl çalışılacağını biliyoruz, bunları günlük ev faaliyetlerinde, hayatımızda özgürce kullanıyoruz. Ama bunun ne olduğunu gerçekten bilmiyoruz. Yine de, bu bizi hiç rahatsız etmiyor. Özlerinden habersiz bu doğal olaylardan yararlanmaya devam ediyoruz. Ve bunu bilmediğimizi anlıyoruz.

Herkes kendi üzerindeki etkisini hissetse de, yer çekiminin ne olduğunu biliyor muyuz? Atlamayı deneyin, ne olduğunu göreceksiniz. Bu gücü ölçüyor, üstesinden gelmeyi öğreniyoruz. Ama bu güç nedir? Onun özü nedir? Nereden geliyor? Bilmiyoruz. Tüm doğal olaylarla bu böyledir.

Baal HaSulam, onların  tezahürleri hakkındaki bilgimizin bizi tamamen tatmin ettiğini yazar. Bunları kullanmak için başka bir şeye ihtiyacımız yoktur.

Bizim için en önemli şey bu olguyu kullanmaktır. İçsel özlerini elde edemeyiz çünkü doğa bizi bu şekilde yarattı. Sadece hislerimizdeki etkilerini elde ederiz, daha fazlasını değil.

Tabi ki manyetizma, elektrik, yerçekimi ve diğer tüm doğal olayların nereden geldiğini bulmanın iyi olacağı sonucuna varabiliriz. Ama onlar bizden tamamen gizlidir. Biz sadece içinde bu olayların tezahür ettiği araçlarız ve onların tezahürleri bizim hissettiğimiz şeydir.

World—Reality Or Illusion? Part 2

 

Tükenmez Enerji Nasıl Elde Edilir?

Soru: Yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji dengesi nedir? Üretimleri için gerekli olandan daha fazla enerji sağlıyorlar mı?

Cevap: Doğadan elde edilen her türlü enerjiyi, bir veya iki oranında, olası üretkenliklerinin maksimum yüzde beşini kullanıyoruz. Bunun nedeni ise biz doğayı egoistçe kullanıyoruz.

Ama doğaya özgecil davransaydık, doğanın bizimle ilgili olan aynı prensibine göre, dengeli bir şekilde çalışabilseydik, o zaman karşılığında %100 aynı düzeyde doğa ile ilgili olarak, doğadan arzu edilenin %100’ünü alabilirdik.

Doğa, bize özgecil olarak davranır ve eğer bizler de tüm dünyaya, tüm insanlığa, karşılıklı olarak, sevgiyle, “komşunu kendin gibi sev” prensibine göre davransaydık, o zaman doğadan çok daha fazla enerji alabilirdik, doğa ile dengeye ulaşabilir ve hiçbir şeyde eksiklik hissetmezdik.

Uyumlu ve bütünleşik bir şekilde doğaya katılırdık ve olumsuz bir şey yerine ondan olumlu bir tepki alırdık. Günümüzde doğa, sanki enerji kaynaklarının küçük bir bölümünü bize vermek zorunda gibi bizimle isteksizce paylaşmakta.

Ancak doğa ile bir kez dengeye ulaştığımızda, her bir atomda mevcut olan tükenmez enerjiyi alabileceğiz. Dolayısıyla, özünde sadece bu konuda, mevcut metodolojinin düzeltilmesi ve gelecek için çözüm yatmaktadır.

How To Get Inexhaustible Energy?

Yaradan’ı Ne Doldurur?

Soru: Yaradan’ı ne doldurur?

Cevap: Yaradan bizim boş arzularımızla doludur. O yeterince Işık’a sahiptir. Bir arzuya, yerine getirilmesi için bir talebe ihtiyacı vardır. Örneğin, küçük bir çocuk annesinden ister ve anne ona verir. Çocuk anneye nasıl haz verir? Çocuk, anneyi isteyerek memnun eder.

Soru: Yaradan’ın dolduğunu hisseder miyim?

Cevap: İsteğinizden haz aldığını hissedersiniz.

Soru: Yaradan sadece bir sistem değil mi?

Cevap: Evet, ama bu sistem tepki verir. Bu ikili bir sistemdir: onu etkilersiniz ve sizi geribildirimle etkiler. Bu, sorun yarattığında bilgisayarınıza lanet okumanız gibi aynı şeydir. Karakterinizin elemanlarını o kadar çok tanıtırsınız ki ona vurmaya hazırsınızdır. Neden? Çünkü başka bir nesne ile etkileşim kuruyorsunuzdur.

Bahçıvan çiçeklerle konuşur ve onlar bahçıvana cevap verir, çünkü o, onları hisseder gerçeğinden bahsetmiyorum bile.

What Fills The Creator?

Robot Hemşire

Haberlerde (BBC): “Akademisyenler, kültürel farkındalık ve iyi bir başucu şekli olan hümanolojik robotların yaşlılara yönelik krizin çözümüne yardımcı olabileceğini söylüyorlar.

“Uluslararası bir ekip, bakım evleri ya da korunaklı konutlarda yaşlı insanlara bakmaya yardımcı olmak için çok yönlü robotlar geliştirmek için 2 milyon poundluk bir proje üzerinde çalışıyor.

“Robotlar tablet satın alma ve arkadaşlık hizmeti sunma gibi günlük görevlerle destek sağlayacaklar.

“Akademisyenler bakım evleri ve hastaneler üzerindeki baskıyı hafifletebileceklerini söylüyor. …

Yorum: İnsanlar her zaman yaşlılara yardım ederek, iyilik ve merhametle, hayır işlerini yürüttüklerini düşünmüşlerdir.

Benim Yorumum: Günümüzde insanlar arasında şefkat ve merhametin neredeyse hiçbir özelliği keşfedilmedi. Yaşlılara yönelik bakım çok emektir ve zordur. Kimse onunla ilgilenmek istemez ve yaparsa, yalnızca daha yüksek ücret karşılığı içindir. Ancak herkes çok para ödemeyi göze alamaz.

Bu nedenle, yaşlılara normal bakım sağlamak için, robotik teknoloji geliştirmek ve herkesin bu şekilde yardım almasını sağlamak özellikle gereklidir.

Soru: Bu tür bir yardım, bir insanı iyi işler yapmada sınırlar mı?

Cevap: Hayır, oda insanlara yardım etmek için her zaman aynen kalacaktır, ancak yaşlı bir kişi günde 24 saat bakıma ihtiyacı olduğunda, o zaman tabii ki hikâyeleri bile okuyabilen çok işlevli bir robota ihtiyacınız olur. Bu bizim geleceğimiz – böyle bir makinenin elinde olmak.

Soru: Böyle bir işe itilen kişi, ne tür bir geleceği bekleyebilir?

Cevap: O kişi maneviyatına bağlanmak dışında, tüm dünyevi meslekler için kendini robotlarla değiştirmelidir. Kendisini ıslah etmeye ve sadece üst dünyaya ulaşmaya ve onun daha yüksek yönetimini bize yaklaştırmaya çalışmalıdır. Bu şekilde, robotların değil, sadece bizim olabileceğimiz başka bir sisteme gireceğiz.

Bu gerçek çalışmadır, bunu yerine getirmeliyiz ve bunu yerine getireceğiz, doğa bizi zorlayacak.

Robot Nurse