Category Archives: Tabiat

Robot Hemşire

Haberlerde (BBC): “Akademisyenler, kültürel farkındalık ve iyi bir başucu şekli olan hümanolojik robotların yaşlılara yönelik krizin çözümüne yardımcı olabileceğini söylüyorlar.

“Uluslararası bir ekip, bakım evleri ya da korunaklı konutlarda yaşlı insanlara bakmaya yardımcı olmak için çok yönlü robotlar geliştirmek için 2 milyon poundluk bir proje üzerinde çalışıyor.

“Robotlar tablet satın alma ve arkadaşlık hizmeti sunma gibi günlük görevlerle destek sağlayacaklar.

“Akademisyenler bakım evleri ve hastaneler üzerindeki baskıyı hafifletebileceklerini söylüyor. …

Yorum: İnsanlar her zaman yaşlılara yardım ederek, iyilik ve merhametle, hayır işlerini yürüttüklerini düşünmüşlerdir.

Benim Yorumum: Günümüzde insanlar arasında şefkat ve merhametin neredeyse hiçbir özelliği keşfedilmedi. Yaşlılara yönelik bakım çok emektir ve zordur. Kimse onunla ilgilenmek istemez ve yaparsa, yalnızca daha yüksek ücret karşılığı içindir. Ancak herkes çok para ödemeyi göze alamaz.

Bu nedenle, yaşlılara normal bakım sağlamak için, robotik teknoloji geliştirmek ve herkesin bu şekilde yardım almasını sağlamak özellikle gereklidir.

Soru: Bu tür bir yardım, bir insanı iyi işler yapmada sınırlar mı?

Cevap: Hayır, oda insanlara yardım etmek için her zaman aynen kalacaktır, ancak yaşlı bir kişi günde 24 saat bakıma ihtiyacı olduğunda, o zaman tabii ki hikâyeleri bile okuyabilen çok işlevli bir robota ihtiyacınız olur. Bu bizim geleceğimiz – böyle bir makinenin elinde olmak.

Soru: Böyle bir işe itilen kişi, ne tür bir geleceği bekleyebilir?

Cevap: O kişi maneviyatına bağlanmak dışında, tüm dünyevi meslekler için kendini robotlarla değiştirmelidir. Kendisini ıslah etmeye ve sadece üst dünyaya ulaşmaya ve onun daha yüksek yönetimini bize yaklaştırmaya çalışmalıdır. Bu şekilde, robotların değil, sadece bizim olabileceğimiz başka bir sisteme gireceğiz.

Bu gerçek çalışmadır, bunu yerine getirmeliyiz ve bunu yerine getireceğiz, doğa bizi zorlayacak.

Robot Nurse

Özgecilik – Doğa’nın Gizli Programı

Krizler ve Çözümü”nden (Arosa’da ders 2006)

Yalnızca tek bir bütün olarak etkileşim yoluyla hücreler var olur, gelişir ve çoğalırlar. Özgecil etkileşim yasası, insan dışındaki her yaratılan varlıkta işlevini yerine getirir. İnsan, özgecilik ihtiyacını gerçekleştirmek ve bu genel doğa yasasını uygulamak için irade özgürlüğü verilendir.

Hayvanların birbirlerini nasıl yediğini görünce onlara özgeciller dememiz zordur. Yaratılan her şey: cansız madde, bitkiler, hayvanlar ve insanlar tamamen egoistlerdir. Peki, özgecilliğin bir doğa programı olduğunu nereden anlıyoruz?

Ancak her canlıda yerleştirilmiş olan içsel programa gelince, tüm doğanın, herkes arasındaki karşılıklı yardım ve destek yasasına göre inşa edildiğini söyleyebiliriz. Biz sadece egoistik gözümüz aracılığıyla doğaya bakıyoruz ve bu yüzden onu sahip olduğumuz ahlaksızlığın/günahkârlığın derecesine göre suçluyoruz.

Doğayı olumsuz taraftan, egoizmimizden değil de, pozitif sistematik bir yaklaşım tarafından değerlendirirsek, tüm sistemlerinin düzgün şekilde çalıştığını göreceğiz. “Herkes hepsini yiyor” demek yerine, “her biri başkaları için var” diyebiliriz.

Birinin genelde doğada olduğu gibi bir başkasının yiyeceği olduğu gerçeğinden dolayı, her derece üstündeki dereceyi devam ettirmek için bulunur ve daha yüksek dereceler için devam eder. Ve insan kimin için yaratılmıştır? Onun misyonu, daha yüksek bir derece için, ihsan etme arzusu için “yemek” ten haz alma arzusunu yaratmaktır.

Doğanın kanunlarının özgecillik olduğunu anlamak zordur, çünkü açıkça kendini göstermez. Doğanın tüm parçaları arasında yardımsever ve özgecil bağlar görmüyoruz. Aksine, her biri kendi çıkarına önem veren ve başkalarını yiyip bitiren egoist bağlar görüyoruz.

Her düzeyde bu şekilde olur: cansız, bitkisel, hayvansal ve insan. Tüm egoizmin, haz alma arzusunun, özgecilik ve ihsan etme arzusundan ziyade doğanın yasası olduğu sonucuna varılabilir.

Fakat bilim, zekâ ve insan toplumu geliştikçe yavaş yavaş doğanın tüm parçaları arasındaki bağın, her birinin varlığından daha önemli olduğunu keşfetmeye başlıyoruz. Yani, yaratılışın merkezi noktaları, madde yığınları değil, onların aralarındaki boşluklardır. Tam olarak bu alanlarda en önemli şeyler olur, ancak bunu bilmiyoruz.

Yaratılışın ayrı unsurları arasındaki bağlantılar, bu unsurlardan daha önemlidir. Sonuçta, unsurlar basit haz alma arzusundan oluşur ve aralarındaki ilişki tamamen enerji ve maddedir. Orada gerçekten de anlayamadığımız gerçek realite vardır.

Yaratılışın merkezindeki insan en önemli kısımdır, yani insanlar arasındaki bağ. Birliğimiz sayesinde, tüm doğayı garanti ederiz ve doğanın diğer tüm bölümlerinin huzura kavuşmasına ve aralarında iyi bağlantılar kurmalarına yol açarız.

Altruism – The Hidden Program Of Nature

Doğmakta Olan Hayata Son Vermeyin

Soru: Kabala Bilgeliği, embriyo ya da anne için hiçbir tehlike olmayan durumlardaki kürtajları nasıl değerlendirir?

Cevap: Her doğum dünyanın ıslahına katılmamızın bir işaretidir. Hayvansal seviyede bile, bir embriyo ve gelecekteki insan, ihsan etmenin belirli eylemlerini gerçekleştirmek için bir fırsata sahip olarak büyüyecek. Bu nedenle, onu korumak önemlidir.

Do Not Put An End To Nascent Life

Astroloji ve Yıldızlar Üzerine

SORU: TORA yıldızları farklı astrolojik işaretlere bağlar. Yaratan insanların ruhunu yıldızlarla mı yönetiyor? Ruh ve yıldızlar arasındaki ilişki nedir?

CEVAP: Yıldızlarla ilgili özel olan hiçbir şey yok. Bu sadece bir alegori ve hepsi bu. Yıldızlarda güç yoktur ve belli bir yıldızın yok olması ya da kalması hiçbir fark yaratmaz. Bunlar sadece, herhangi bir şey üzerinde manevi ya da üstten gelen herhangi bir etkileri olmayan basit cansız sistemlerdir.

Astroloji uzun zaman önce ortaya çıktı çünkü insanlar nerede olduklarını, nasıl davranmaları gerektiğini, zamanı nasıl ölçeceklerini ve ne yapacaklarını bilmek istediler.

Eski Babil’de astrologlar insanların karakterini ve insanlara ne olacağını yıldızlara göre açıklayabilirdi. O zamanlarda insanlar çok daha hassas ve doğaya yakındılar ve çeşitli işaretlere göre bir insan hakkında çok fazla şey söyleyebilirlerdi. Ama bu üst yönetimin sistemi değildir. Bu, hayatı daha güvenli ve rahat yapan fiziksel varlığımızın sistemidir.

Bugün bu, doğaya olan hassasiyetimizi kaybettiğimizden ve geçmişte yaşayan türde bilgeler olmadığından oldukça anlamsız. Bugün yıldızlar bize hiçbir şekilde yardımcı olamaz. Düşünce ve arzularımızda çok fazla negatifiz ve farklı kimyasallarla çok kirlendik öyle ki hiçbir şey bize yardım edemez.

YORUM: Ama insanlar yine de Baba Venga’nın ve diğerlerinin kehanetleri konusunda ilgili.

CEVAP: Bu doğaldır ama Kabala Bilgeliği değildir ve ayrıca onlar bize hiçbir şeyi doğru biçimde öğretemezler. Onlar sadece öngörülen şeyleri kesin olarak tahmin edebilirler ama hiçbir şeyi değiştiremezler.

Yaradılışın Planını Anlamak

thumbs_laitman_547_06Hepimiz farklı güçlerle işleyen tek bir sistemin içindeyiz ve sonuç olarak da içimizde farklı istek, dürtü ve düşünceler ortaya çıkmakta. Her şey, dengeye ve ahenge erişmek için, bu güçlere hangi ölçüde ortaklaşa ve doğru bir katılımda bulunacağımıza bağlıdır.

Kişi parçalara bölünmüş güçlerin etkisi altındadır ve düşüncelerini ve arzularını düzenlemek, nereye doğru gittiğini anlamak zorundadır. Her şeyin büyük bir hızla ilerlediğini görüyoruz, ama planı görmüyoruz. Ancak doğanın, insanın bilmediği ama çok açık ve özenle hazırlanmış bir planı var. İnsan doğanın nasıl geliştiğini ve bizden ne talep ettiğini bilmiyor. Bizi çevreleyen cansız, bitkisel ve hayvansal doğa ile birlikte bu gelişim surecine katılımda bulunmaya, aynı zamanda da kendi içimizde ve insanlık olarak da bu sürece katılmaya zorlanıyoruz.

Gelişimimizin güçlerini, amacını ve doğanın planını hayal bile edemeyiz. Yarının ne getireceğini bilmiyoruz ve bu nedenle bu surece pasif olarak katılımda bulunuyoruz.

İnsanlığın var oluşu ve insanlığın bu karmaşık zamanına ilişkin temel sorulara cevap bulmak için, bizi çevreleyen doğaya dikkatimizi vermeli ve doğanın planını anlamaya çalışmalıyız. Gerçekte bugün artık gelişmemizin zaman eksenindeki büyük bir kısmını geçtik ve büyük bir hızla gelişmekte olduğumuzu görüyoruz. Doğal olarak, farklı zaman periyotları var ancak bu gittikçe hızlanan bir süreç. Bu hızlanma son zamanlarda özellikle çok belirgin ve çok ürkütücü.

Gelişmemiz, her şeyi anlamak, keşfetmek, kontrol etmek ve yönetmek isteyen bencil arzularımızın etkisi altında yer alıyor. Dahası, herkesin egosu – her milletin, her devletin ve tüm evrensel ego – yalnızca insanın egosudur. Doğanın diğer – cansız, bitkisel ve hayvansal – parçalarında bencillik yoktur.  Doğal olarak, içgüdüsel olarak doğanın kanunları ile mekanik olarak yönetilirler. Doğanın onlara verdiği dürtülere göre davranırlar. Bu nedenle de sorun olmazlar, sorun olan yalnız insanoğludur. Varoluşun amacını anlama yeteneklerine göre insanlığı da dört gruba ayırabiliriz: Cansız, bitkisel ve hayvansal doğada olan yığınlar ve insanoğulları.

KabTV, “Michael Laitman İle Sohbetler”, 01.06.15

Doğal Afetlerin Nedeni

thumbs_Laitman_421_01bSoru: Bir çocuktan gelmiş olan bir sorum var: İnsanoğlu dünya yüzeyinde ortaya çıkmadan önce, hayvanların toplu olarak ortadan kalkmalarına neden olan doğal afetlerin oluşmasına ne neden oldu? Bu, dinazorların bencil olmalarından dolayı mı gerçekleşti?

Cevap: Tüm süreç, Beito (zamanında), önceden programlanmış bir program tarafından önceden belirlenmiştir. Yani, bunlar maddenin (arzunun) duran, bitkisel ve hayvansal seviyelerdeki doğal değişikliklerinden dolayı tetiklenmişlerdir.

Adam ile (5775 yıl önce) başlayarak ve devamında insanlar maddeyi (arzuyu) etkileyebilir durumdadırlar. Bunu, ya genel arzunun büyümesi ile ilgili olmak için çok büyük arzu duyarak ya da tam tersine buna karşı durarak gerçekleştirirler.

Kabala, bizlere, evrensel arzunun gelişimsel programın ne olduğunu ve onu nasıl hızlandırabileceğimizi açıklar. Hızı arttırarak ilerlemenin derecesine göre, doğanın baskılarını önleyebilir ve Yaradan’a benzer hissedebiliriz.

Düzensizlik Doğada mı Yoksa Bende mi?

thumbs_laitman_241_01Baal HaSulam, “Panim Meirot U Masbirot (Aydınlanmış ve Işıldayan Yüzler) Kitabına Giriş”  Madde 11: …. Diğer taraftan, varoluşa ve tüm gerçekliğin küçük ya da büyük biçimlerinin var oluşunun sürdürülüş düzenlerine baktığımızda,  karmakarışık düzenler görürüz, sanki çıktığı seferden hasta, dövülmüş ve Yaradan tarafından eziyet edilmiş, kaçmakta olan bir ordu gibi. Tüm hayatları ölüm gibidir, eziyet görmedikçe ve yaşamlarını riske atmadıkça ekmek bulamadıkları bir kıtlık içindedirler.

Soru: “Hasta, dövülmüş ve Yaradan tarafından eziyet edilmiş,” ne demek?

Cevap: Bir taraftan doğanın bizim için her şeyi, yaratılmış olanların hayatlarını yöneten tüm kanunları düzenleyip hazırlamış olduğunu görüyoruz. Ama diğer yandan, herkes birbirini yiyip yutmakta ve başkalarının dertlerinden kazanç sağlamaktadır. Her hayvan, tüm hayatı boyunca yalnızca kendini doyurmak için başka birini nasıl yiyip yutacağını düşünür,  zamanını buna harcar.

İnsan kendi yiyeceği için diğer hayvanlardan daha da çok endişe duyar. Prehistorik insan hayvanlar gibi yaşardı, bulduğunu yerdi. Yiyeceğini saklamasının ve bozulmadan muhafaza etmesinin bir yolu yoktu ve bu nedenle de yiyecek aramak yiyebileceği kökleri ve meyveleri toplamak zorundaydı. Bu onun günlük derdiydi. Bunun dışında da başka bir şey yapacak boş vakti kalmazdı. İnsan hayvan gibi yaşardı, sürekli yiyecek aramakla meşguldü.

Daha sonra insan hayvanları evcilleştirmeyi öğrendi, inek, köpek, tavuk vb. gibi hayvanları evcilleştirip besledi. Tarım yapmayı geliştirdi ve çiftliğinde hayvanları olduğu için artık yiyecek için avlanması gerekmedi. Bitki arayıp toplaması da gerekmiyordu, tarlasını ekip biçip mahsul alıyordu. İnsanlar oraya buraya dolaşmayı bırakıp kendi topraklarına yerleşmeye başladılar.

Ancak bu onların hayatlarını kolaylaştırmadı. Bir yerde yerleşip yaşıyorlardı ama toprak için arazi için savaşlar ve anlaşmazlıklar ortaya çıktı, insanlar başka insanları köle yapmaya başladılar. Hayatları bir köpeğin hayatından daha beter bir hale geldi. Bir yandan doğa tarafından her şey hazırlanmış gibi görünmekte ama diğer yandan cansız, bitkisel, hayvansal ve özellikle de insan çok düzensiz, karmakarışık görünüyor.

Doğanın tüm parçaları arasında neden barış yok, neden kehanet edilen “kurt kuzuyla yaşayacak, … ve küçük çocuklar onları güdecek” durumuna gelemiyoruz? Tersine herkes herkesi yiyip bitiriyor. Doğanın neden böyle olduğunu anlamıyoruz. Böyle bir hayata alışığız, ancak bu yanlış. Hayat neden böyle? İnsanların ilahi olandan şüpheye düşmeye başladığı yer bu noktadır. Doğadaki büyük düzensizliği gördükçe, herkes dünyayı Yaradan’dan daha iyi yönetebileceğini düşünmeye başlar.

Hâlbuki kendimizi değiştirmemiz gerekli ve böylece doğanın ve Yaradan’ın bize karşı olan tavrının doğru olduğunu görebileceğiz. Yalnızca üst güçle bağlantı kurmalıyız, bu güç bizi düzeltir ve kendisi ile eşit hale getirir, yani bizi insan yapar.

Değiştiğimiz an başka bir dünya algılayacağız. Bu tamamen iyi bir dünya olacak. Birden bire koyun kuzu ile oturacak ve onu kendi yavrusuymuş gibi yalayacak. Küçük çocuklar onlarla oynamaya gelecek. Herkes birbirine yardım edecek. Daha sonra hayatın zaten her zaman böyle olduğunu göreceğim, her şeyin tersini gören bendim, çünkü gerçekliği algılayışım bozuktu. Dünyaya tamamen kırılmış olan bir gözlükle bakmaktaydım ve bu nedenle gördüğüm dünya da tamamen kırıktı. Şimdi bana yeni lensler verildi ve dünyayı mükemmel, yuvarlak, güzel ve saf olarak görüyorum. Daha önce bana tamamen parçalanmış görünmesi benim gerçeklik algım nedeniyleydi.

Bu nedenle de amacımız,  ilahi takdiri – tüm gerçekliğin içinde işleyen bu biricik gücü, sevgi ve ihsan etme özelliğini –  iyi ve iyiliksever olarak görecek ölçüde kendimizi ıslah etmektir.

23/03/2014 tarihli Günlük Derse Hazırlıktan alınmıştır.

Doğadaki Zıtların Ahengi

Soru: İnsanların arasındaki bağ ihtiyacını birey basit bir şekilde nasıl açıklar.

thumbs_laitman_433_02Cevap: Bizler görüyoruz ki, doğada birbirinin zıttı olan, artı ve eksi, kuzey ve güney gibi iki kuvvet vardır. Her olayda bizler iki zıt olan kuvvetin bütünselleştiğini görürüz; daha da fazlası, negatif kuvvet, pozitif kuvvetten daha önemli değildir.

Bir keresinde öyle bir durum oldu ki, sürülere saldıran kurtları imha etmek için girişimde bulunulmuştu. Bunun neticesi de felaket ile sonuçlanmıştı. Bu durum doğada dengesizlik oluşturdu ve her çeşit problem ortaya çıktı: koyunlar arasında salgın hastalıklar ve kurtların normalde yedikleri vahşi hayvanlar çoğalmış oldu.

Doğada pozitif veya negatif kuvvetler yoktur. İki kuvvet de faydalıdır: Hem pozitif hem de negatif kuvvet birbiri ile ahenk içinde mevcut olmalıdır.

Yalnızca insan seviyesinde egomuzun tekil kuvveti işler, negatif bir kuvvet yanında pozitif bir kuvvet olmadan, ahenk olmaz. Yani bu negatif kuvveti kullanabilmek ve pozitife dönüştürebilmek için aramızdaki bağı edinmemiz gerekir.

Kabala sabah dersinin 1.bölümünden ,8/6/2014,  Baal HaSulam’ın  yazıları

Bizler Uyku Olmadan Yaşayamayız

thumbs_laitman_433_02Soru: Rüyalarımızda herhangi bir özel anlam var mıdır?

Cevap: Genellikle rüyalarımız bizim önceki tecrübelerimiz veya gizli olanımız ile ilgilidir. Bizim aslında olmadığını sandığımız bilinçaltındaki arzular ve amaçlara ilişkindir. Fakat bizim geleceğimizi ifşa eden rüyalar vardır.

Bir seferinde sınava girmeden önce bir rüya gördüğümü hatırlıyorum. Rüya daha sonra gerçekleşen bir durumu daha sonrasında gösterdi. Önceden benim bazı şeyleri önceden görebilme yeteneğim vardı. Fakat bizim bu bilgiyi kullanabilme kapasitemiz yoktur. Bu bilgiyi de aynı zamanda diğerlerine ifşa edemeyiz. Yani bizim pasif ifşalarımızın bir faydası yoktur.

Bu çeşit bir bilgi hakkında konuşma arzunuz veya gücünüz yoktur. Bu sanki sizin içinizde hapsolmuştur. Bazı zamanlarda yakınımda olan insanlar hakkında bazı şeyleri sanki onların yaşam senaryolarını biliyormuşum gibi önceden görebiliyorum. Yine de ben onlara bir şey bahsedemem. Fakat önceden görmüş olduğum şeyler daha sonra gerçekleşmişti.

Kabala rüyaları deşifre etmez nitekim onlar fiziksel dünyaya ilişkin şeylerdir. Bedenimiz yalnızca bir ”hayvandır”. Her hayvan rüya görür. Küçük çocuklar devamlı rüya görürler. Rüyalar onların büyümesine yardımcı olur.

Genellikle, yaşamımız doğaüstü, belli, alışılmış ve yenilik taşımayan durumlardan oluşur. Bütün günlerimiz birbirine benzer. Bu sebeple gelecekteki önemli, daha hakiki görevimize bizi iten rüyalar görürüz. Rüyalar hissiyatımızı ve zekamızı yükseltir. Onlar bizi bir sonraki aşamaya hazırlar.

Rüyalar bizi gelecekte bekleyen seviyeler ile başa çıkabilmemize yardımcı olur -manevi yükselişlerimize. Rüyalar olmasa, yaşamımız çok tekdüze olur ve hayvanların yaşamına benzer. Alışılagelmiş şekilde yaşardık: sabah uyanır, işe gider, eve döner, akşam yemeğini yer, saçma bir TV programını izler ve uyurduk. Bundan başka bir şey olmazdı!

Hatta diyebiliriz ki, rüyalarda insanlar ortak bir düşünce ile insanlar bağ kurar. Doğada fiziksel olsa da, birleşmiş tek kuvvet, tek arzu. İşte bu şekilde büyürüz.

İşte bu yüzden ilkel yaratıklar hiç uyumaz ve gece gündüz uyanık kalırlar. Onların yalnızca sezona ilişkin senelik bağ ile alakalı devirleri vardır. Daha karmaşık yapıdaki hayvanlar, insanlar gibi aynı uyuma özelliklerine sahiptirler.

Uykusuz yaşayamayacağımız bir tesadüf değildir. Uykusuz geçen sayılı geceler sonrasında kişi zihnini kontrol edemez. Zihnimiz uyku molası olmadan doğru şekilde fonksiyonlarını sürdüremez. Niçin?

Bir seviyeden diğer seviyeye geçişimizde bunu uyku seviyesi ile ayırmak dışında başka bir seçeneğimiz yoktur. Bu olay Kabala terimleri ile açıklanabilir. Uyanma seviyesine ”GAR” (üst bölüm) denir. Bu seviyede aktif ve uyanık oluruz. Bizler alır ve ihsan eder, bulunduğumuz ortam  ile duyularımızı ve entellektüel bilgilerimizi değiştiririz.

Fakat aktif seviyeler arasındaki geçişler için uyku molasına ihtiyacımız vardır. Uyuyan seviye alt bölüm olup, buna VAK denir. Bu Hohma Işığının kayboluş seviyesidir. Bu daha büyük bir seviyenin bölümüdür. Uyurken insanların hayvana dönüştüğü doğru değildir. Onlar hâlâ uyku seviyesinde olan insanlardır. Rüya görüp görmediğimiz fark etmez. Temel olan şey, uykuların bizim ‘içimizden geçmesidir’.

İşte bu yüzden bizler yeni bir güne hazır şekilde uyanırız. Biz uyurken doğa bizim içimizde ”araçları hazırlar” ki, nitekim bir sonraki görevimize yine ihtiyacımız olsun.

İnsanların 8-10 saat uyku uyuması bir tesadüf değildir. 6-7 saatten daha az uyuyan kişiler kendilerini kötü hissederler. Yetersiz uyku manevi bir engel haline gelir. Uyku ve gecedeki rüyalar bencilliğimizin bir parçası olan saf fiziksel olaylardır. Bunların maneviyat ile ilgisi yoktur.

Soru: Bizler uyurken bile egoizmin gücü altında mıyız?

Cevap: Tabii ki! Başka hangi gücün olabilir ki? Bedenimiz ve onun tüm sistemleri bencilcedir. Yalnızca uykuya yattığımız için maneviyata doğru hareket ediyoruz anlamına gelmez. Aniden dostlarımıza ilişkin ihsan etme ve sevgi niteliğini edinmek mümkün değildir. İhsan etme niteliğine sahip olmadığımız gerçeği, bizim hala bu fiziksel dünyaya ait olduğumuzu ifade eder. Fiziksellik ve maneviyat arasındaki tek fark niyettir: kendi adımıza mı yoksa diğerleri adına hareket edip etmediğimiz hususudur.

KabTV’den, ”Yeni Bir Yaşam”, 11.1.2015

Sarılmak, Enfeksiyonlarla Mücadele Edebilir

thumbs_Laitman_201_02Haberlerden (Psikoloji Bilimi Derneği): “Eğer soğukalgınlığına yakalanma konusunda endişeliyseniz, size virüslere karşı koruyacak çok kolay bir hareket var ve anında kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlamaya yardımcı olacak bir şey: birine sarılın, onu kucaklayın.

“Psikoloji Bilimi isimli yayında paylaşılmış olunan son bir çalışmaya göre, sarılmak, grip virüsünden sizi korumaya ya da zaten hastalanmış olan kişilerdeki semptomların zayıflamasına yardımcı olabilir”

Sheldon Cohen, Carnegie Mellon Universitesi’nde Psikoloji Profesörü ve çalışmanın başyazarı,  “Grip ve nezle sezonlarında, bizlere söylenen, terli, mikroplu ellerle el sıkışmalarından uzak durmamızdı ancak yakın bir arkadaşınızın ya da sevdiğinizin sıcak bir sarılması aslında bağışıklık sisteminizin güçlenmesini sağlayabilir”, demektedir.

“Araştırmalar göstermiştir ki, stres, vücudun virüslere ve diğer bakterilere karşı olan savunmasını düşürmektedir”

“Stresli insanlar, ancak arkadaşlarına sarılanların virüsten etkilenmelerinin olasılığı daha çok düşmektedir. Stresli olmayan insanlarda kucaklaşmalar, sarılmalar enfeksiyonun gelişimi anlamında herhangi bir fark yaratmamıştır.”

“Enfeksiyon gelişen kişiler eğer bundan önceki iki haftalık dönemde sarılma ve kucaklaşma davranışında bulunmuşlarsa, kendilerini hasta hissetme olasılıkları daha az olarak gözlemlenmiştir. Bir kişi (stres içinde bulunan kişilerde) ne kadar çok gün sarılma hareketinde bulunmuşsa o kadar düşük riskte enfeksiyona kapılıyor. Benzer olarak, kişi ne kadar çok sarılmışsa, virüse yakalandığında da, gribin semptomları o kadar daha zayıf kendini gösteriyor.”

Yorumum: Doğanın Kanunları,  her seviyede gerçektir. Bu yüzden, yakınlaşma her zaman iyiliğimizedir ve bu insanlığın tüm hastalıklarını tedavi edebilir!

Toplam 5 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345