Category Archives: Sevgi

Egoistlerin Aşina Olmadığı Sevgi

Gerçek sevginin hissiyatına ulaşmak gerçekten kolay değildir. Dünyamızda var olan tek sevgi kişinin kendisi için olan sevgisidir. Birşeyi sevdiğim zaman ona yakınlaşmak isterim, onu kendime yakın getiririm ve kendimi o birşeyle doldururum. Diğer bir ifade ile onu yakalamak isterim. Bizim için ‘sevgi’  elde edilen bir durumdur. ‘Seviyorum’ demek benim olanı seviyorumun gerçeğidir yani haz almak arzusunun dediği budur.

Kabala’nın bahsettiği sevgi tamamen farklıdır ve bunu iyi bir şekilde anlayamayız. Bize bağlı olmayan bir Üst Güç var ve bizden önce yaratılmıştır, biz olmaksızın, şöyle ki, Yaratan’ın yaratılanı yaratmak arzusundan önce. Yaratılan, Yaratan’ın, bu üst gücün dışında var olan ve O’nu algılayan birşeydir.

O’nu algılamak demek, O’nu anlamak, hissetmek ve O’nun niteliklerini edinmek demektir. Yaratılanın, Yaratan’ı algılamak noktasına getirmek için, yaratılanı Yaratana zıt niteliklerle yaratmak gerekliliği vardı: egoistik sevgi içinde. Ve gelişim yaratılanı, ‘komşunu kendin gibi sev’ diye adlandırılan Yaratan sevgisine getirmelidir. Tüm bunlardan sonra Yaratan ve yaratılan dışında hiç birşey yoktur.

Bizler bu gelişim vasıtasıyla kendi başımıza gitmeliyiz, şöyle ki, hissetmeli, anlamalı, incelemeli ve Yaratan’ı algılamanın tüm detaylarına değer vermeliyiz. Ve nihayetinde, dışımızda var olanı algılamayı geliştirmek için egoistik sevgimizi değiştirmeliyiz – zevk almak arzusu sadece kendimizi algılamamızı sağlar ve kendimizi kendimizin içine hapseder. İşte bu yüzden dışımızda olana ‘komşu’ denir. Zira bu algı bize Yaratan’ın derecesi, konumu tarafından verilir, bu iyi eğilim olarak adlandırılır.

Bu iki koşulun dışında başka hiç birşey yoktur: ya ben kendimi algılarım veya Yaratanı algılarım. Ancak bu dönüşüm bize mutlak olarak net değildir çünkü ben bu ikinci koşuldan kopuğum ve bunu hissedemiyorum. Kendimi hissetmekten O’nu hissetmeye gitmeye bana yardım etmek için, Yaratan egoistik arzumun, bana yalnız olmadığımın hissiyatını veren kendi kendimin algısının içerisinde bir ilüzyon hazırladı.

İşte bu yüzden ‘komşum’ olarak adlandırılan ve cansız, bitkisel ve hayvansal dünyayı ve insanları dahil eden bir çevrenin içindeyim gibi hissederim şöyle ki farklı yaratılanlar, yaratılışın farklı parçaları varmış gibi. Ve ben, sıradan bir insan olarak bu çevreyi ya kendim için nasıl kullanabilmeyi veya çevrenin kendisi için birşeyler yapmaya gayret etmek için pratik yapmayı hissederim.

Çevre için birşeyler yapmak ihtiyacım Yaratan için arzum uyandığı zaman ortaya çıkar. Henüz bu arzuyu anlamıyorum, Yaratanı bilmiyorum ve işte bu yüzden bana bu tür pratikler verilir: Komşuna, senin dışında olanlara özgecil davranmaya çalış. İşte burası komşun için sevgini inşa edebileceğin yerdir.

Bu pratikler vasıtasıyla yeni nitelikler ve anlayışlar kazanacağın ve bir çok arınmalar yapacağın zaman Yaratan’la yakınlaşabilmek için bir bağa sahip olacaksın.

29.11.2011 tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Rabaş’ın Yazıları

Hasta Olduğunu Hissetmiyorsan Nasıl Tedavi Olabilirsin Ki?

Soru: Baal HaSulam ”Yaratan için Sevgi ve Yaratılanlar için Sevgi” makalesinde önemli olan şeyin orta çizgide başlamak ve buradan ayrılmamak olduğunu söyler. Bu ne demektir?

Cevap: Eğer gelenekleri emirler (sevaplar) olarak göz önüne alıyorsanız dünyevi hayatta da yoldan çıkabilirsiniz. Bir kişi kendi yaklaşımlarının ıslahı yerine, kendisi tarafından içsel emirlerin (sevapların) ifşası yerine belli eylemleri icra etmeye alışmıştır.

Kişi kendisini ıslah ettiği zaman, Yaratan’la ilgileniyordur ve O’nun gibi olmak ve O’nunla bağlanmaya yaklaşmak için Işığı çekmek ister. Fakat eğer ki emirler kişinin yaptığı gibi ”fiziksel eylemler” haline dönüşürse, bu kişi manevi yolu takip etmiyordur yani basitçe kendi çevresinin kabul ettiği ritüelleri yerine getirmeyi öğreniyor.

Bunun yanlış olduğunu söylemeyiz ancak bizim demek istediğimiz bu durumun ruhu ıslah etmediğidir. Dünyada var olma sebebimiz bu değildir. Bu sadece dışsal bir durumdur daha kolay gerçek içsel ıslahı yapabiliriz. Mükemmel koşul, içsel ve dışsal durumlar birbirini desteklemelidir. Maalesef, bununla beraber bu durum gerçek anlamda olmuyor.

Kişi manevi yol boyunca durmamalıdır. Kişi kendisini ıslah etmeye başlayınca, ne kadar aptal olduğunu keşfeder. Bu onun kalbini kırar ve devam edemez. Kişi kendisini ıslah edecek kahraman olmadığını ve düşünmüş olduğunun tersine bundan birşey kazanamayacağını keşfeder.

Sıradan bir hayatta benzer bir plan çalışır çünkü kişi dışsal bir şey üzerinde egoistik olarak çalışır. Burada, tam tersi, kişi kendi egoizmi üzerinde çalışmak için dışsal birşeyleri kullanmak zorundadır. Bu çalışma kişinin alışkın olduğunun tam zıttıdır. Bizler özümüzü, kökümüzü değiştirmek zorunda olduğumuz düşünceyi kullanmıyoruz. Şimdi ise ben birşeyler üzerinde çalışan değilim daha ziyade birşeyler benim üzerimde çalışıyor. Bunun yanısıra, pasif olarak beklememeliyim, tıbbi tedavi esnasındaki bir hasta gibi, sürekli talep etmeliyiz: ”Beni değiştir! Beni değiştir!”

Bunu nasıl yerine getirebiliriz? Eğer ben daha fazla hisseder ve anlarsam durum daha farklı olur. Fakat istemediğim bir şeyi nasıl talep edebilirim? Doğama zıt olan bir şeyi nasıl isteyebilirim? ”Diğerlerini sevmek, diğerleriyle bağ kurmak”, bu sanki en kötü sorunları talep ediyorum gibi. Doğal olarak dünyayı kendi menfaatim için kullanmak isterim, oysaki Yaratan’dan içimdeki programı değiştirmesi için talepte bulunmalıyım: ”Kalbimi ve aklımı değiştir, daha önce ne olduğu önemli değil, diğerleri için kaygı duymamı sağla.”

Aynı anda, herşeyden hayal kırıklığı yaşandıktan sonra özgecil hissiyatın bir patlağı bir an için kişide belki tutulabilir. Hayır, kişinin ağlaması yardımcı olmayacaktır. Sürekli bunu desteklemeli ve bu yeni, paradoksal arzuyu her zaman net bir şekilde tutmalısınız.

Bu çaba imkânsız görünüyor. Bu yüzden denir ki ”Bin kişi odaya girer ancak sadece bir kişi Işığı alır.” Bütün diğerleri de aynı zamanda bir şekilde kendilerini ıslah etmek için büyük çaba sarf ederler ancak durum faklıdır ve şimdi onların zamanı değildir.

Öyleyse problem, diğerlerini sevmek emri (sevabı) doğamıza terstir.

31.10.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. bölümünden, ”Yaratan için Sevgi ve Yaratılanlar için Sevgi”

Koşulsuz Sevmek

Soru: Herkes sevginin prensibini dostunu kendin gibi sev olarak tanır ve saygı duyar. Ancak bizim neslimizde insanları nefret ve ayrılık yerine sevgiye nasıl dönderebiliriz?

Cevap: Bunu yapmak için bizler egoistik niteliğimizden aşama aşama özgecil niteliğine geçeriz. Herkes olduğu gibi sevilmek ister. Diğer bir ifade ile sevgi tüm hesaplamaların üzerindedir. Birisi bana güzel görünür ve bir diğeri ise çirkin. Birisi gözlerimde bana iyi görünür ve bir diğeri ise kötü olarak. Yine de eğer birilerini seversem, onları kendi çocuklarım gibi severim, ne oldukları önemsiz.

Bu durum bizlerin kendi çocuklarımızı doğal olarak sevmemiz gibidir oysa ki burada kendi doğamızın üzerinde yükselmek için sevgiye ihtiyacımız vardır. Şöyle yazılır, ” Herkes bir diğerini kendi kusurlarına göre suçlar. Eğer bir başkasında bir kusur görüyorsan, bu demektir ki bu kusur senin içindedir.

Ancak bizler başlangıçta koşulsuz sevgiyi edinemeyiz çünkü doğamız tarafından birbirimizden nefret ediyoruz. Ben daima diğerlerinde kusur ararım zira bu kendimi daha iyi ve onlardan daha yüksek hissetmemi sağlar, bu durumun kendisi hemen bana haz verir. Kendi – çıkarım için düşündüğüm zaman, diğerlerinde onları en azından bir şekilde benim altımda görmek için onlarda kusurlar bulmak zorundayım. Eğer bir kişi benden daha yüksekte görünürse ve bunu haklı çıkaramazsam o zaman ben depresyona girerim.

Öyleyse sevgiyi nasıl edinebiliriz? İlk önce, ”sevmek” demek, dostunun arzularıyla doldurulmuş olmak ve her an onların arzularını yerine getirmeye hazır olmak demektir. Ben hemen şimdi dostumu kullanmaya ve ondan yararlanmaya hazırım, fakat bana denildi ki, ”dostunun arzusunu yerine getirmek için kendini kullan”. Ancak bu durum benim doğama zıt. Ben bu duvara asla tırmanamam.

İşte bu yüzden Kabalist Hillel iddia edileni daha kolaylaştırmak adına ”Sana yapılmasını istemediğini sende başkasına yapma” dedi. Nötr ol, dostun için olan nefreti ve sevgiyi bırak. Bu durumu açıklığa kavuşturarak, yolun ilk yarısının üstesinden geleceksin.

Böylece sen egondan, önceki arzularından kopacaksın. Bozuk – niyetlenmiş planlarını ve niyetlerini bırakacaksın. Şimdiden sonra artık dostuna bilerek veya bilmeyerek zarar vermek istemeyeceksin. Onu kullanmak istemeyeceksin zira bu ona zarar verir. Ve halen yine de bununla beraber dostundan kar sağlayabileceğini düşündüğün zaman kaybedenin senin kendin olduğunu anlamaya başlarsın. Onun için iyi olan senin için de iyidir ve onun için kötü olan da senin için de kötüdür. Göreceksin ki her ikinizde şimdi dünyada ifşa olan küresel bir ağda birarada bağlanmış durumdasınız. İşte bu yüzden bir diğerine en azından zarar vermemek konusunda başka bir seçimin yoktur.

İlk safha budur: kendi Malhutunu kapadın ve bunu Bina’ya yükselttin, en küçük konuma, Katnuta, Hafetz Hesed konumuna. Ve daha sonra sevgi yolunda devam etmelisin.

Tüm bu safhalar senin ”Lolişmadan Lişmaya” ilerleyişin koşulunda gerçekleşir, egoizminin içerisinde senin bununla beraber özgecil amacı özlemlersen olur. ”Dostuma iyi davranmak benim için değerlidir” sebebin bu. ”Bunun yanısıra zaten hepimiz birbirimize bağlıyız ve başka seçim yok…” Ve sonunda, bu yolu tuttuğun sürece, aklını ve kalbini düzeltecek olan ıslah eden Işığı uyandırırsın.

Ve o zaman anlarsın ki ”diğerlerini sevmeliyim, kendimi iyi hissetmek için değil, hepimizin bir sistemde olduğu için değil, global ve entegral bir koşulda olduğumuz için de değil.” Herhangi bir sebepten ötürü değil. Basitçe ihsan etmenin niteliği tarafından büyülenirsin. Seni neyin bu kadar iyi yapacağını bilmezsin fakat ihsan etmenin dışında başka hiçbir şeyi istemediği hissedersin. Kendini doyurmazsın ve haz beklentisinde olmazsın. Ve sen huşu, yücelik, saygı koşulunun dışında, en saf ihsan etme tanımının dışında ihsan edersin. Şimdi herşey senindir.

27.10.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. bölümünden, ”Yaratan için Sevgi ve Yaratılanlar için Sevgi”

Nefretin Üzerine Bir Köprü İnşa Etmek

Soru: Kişisel içsel çalışma ile grup içindeki çalışma arasında bir fark var mı?

Cevap: Maneviyatta, grup ve kişisel çalışmada hiçbir ayrım yoktur – hepsi tek bir çalışmadır. Eğer ben tek bir otoritenin altında isem, tamamen egoizmimin yönetimi altında isem, yapılabilecek hiçbir şey yoktur. Bu realiteye bu dünya denir ve böylesi bir durumda, egomun değişiminin şansına sahip değilimdir.

Konumumu değiştirmek demek ‘bir yeri’ değiştirmek demektir. Şöyle ki, yeni bir yer, yeni manevi duygular ve akıl inşa etmeliyim. Ve bu durum sadece birleşmekle mümkündür.

Benim kişisel işim diğerleriyle bağ kurmak için çaba harcamaktır. Ve bu yüzden, bana yardım edebilecek insanları seçerim – onlara grup denir. Dolayısıyla, hem benim kişisel çalışmam ve hem de grubun çalışması yer alır ancak işin özü bu ikisi tek genel bir çalışmadır. Bunun sebebi ben onlar olmadan olamam ve onlarda ben olmazsam var olamazlar: Bizlerin başlangıçtan düzenlenmiş olduğumuz şekil budur.

Bağ kurmanın ve bu bağın içinde yeni manevi fenomeni hissetmek dışında başka bir çalışma yoktur. Onların içsel arzularını kendime ilişkilendirmeyi istediğim ölçüde, ben kendi arzumu ıslah ederim. İşin özü benim manevi kaplarım ‘Benim’ ötemde tüm diğerlerinin içindedir. Benim bilincimin içinde benden uzak ve ayrık görünen, egoizmimin, düşmanlığımın, nefretimin ve hırsımın duvarı yani diğerlerine hâkimiyet kurmak, herkesi kullanmak, yönetmek arzum tarafından karartılmış olanla bağ kurmalıyım.

Dolayısıyla egom kasıtlı olarak dostumun kusurunu ve benim dostuma uzaklığımın farklı formlarını bana gösterir ki böylece ben dostuma karşı bir sevgi köprüsü kurabileyim. Ve daha fazla ilerledikçe diğerlerinden daha güçlü bir şekilde nefret ederim, onları iter ve kendi menfaatim için onları kullanmak isterim.

Bunu memnuniyetle yaparım veya basitçe sadece çıkarım olanı görürüm ve eğer diğerini kullanmazsam acı çekeceğim. İşte bizler bu tür koşullar içine bırakılıyoruz ve diğerlerini kullanmanın gerekliliği ve onu hor görmenin bizleri sıkıntılardan kurtaracağı durumu önümüze konuyor. Bu esnada, tüm bunların hepsinin birer eksersiz (pratik yapmak) veya bunun üzerinden gelebilmek ve diğerleriyle bağ kurmak için yani bunun üstüne çıkmam gereken bir şaka olduğunu realize etmeliyim.

Egoistik güç beni tamamıyla umutsuzluk durumuna getirir: “bak, eğer diğerlerine zarara sebep olmuyorsan, var olamayacaksın!” Bizim tüm işimiz bunun üzerine yükselmektir. İşte bu yüzden bu prensip ‘Dostunu kendin gibi sev’ – düşmanlığın ve nefretin üstünde, diğerlerini kullanmak arzusunun üstünde –  genel sözleriyle ifade edilir.

08.09.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Şamati 121

Diğerini mi Sevmek? Çok Kolay!

Soru: Üst dünya ve bu dünya hangi noktada birbirleriyle temasa geliyorlar?

Cevap: Dünyamız ve üst dünya diğer insanların arzularında buluşurlar yani diğerlerinin arzularını kendi arzularıma bağlayabildiğim yerde, böylece onların arzuları benim kendi arzum gibi olurlar. İşte bu yüzden denir ki ‘Komşunu kendin gibi sev’.

Benim birincil arzum sadece bir noktadır. Bunun içerisine herhangi bir şey alamam; hacmi yok. Eğer ben diğerlerinin arzusunu kendime bağlar ve kendi arzum gibi kabul edebilirsem, bu durumda çok ilginç bir şekilde hareket ederim: Bunu doldurmak için Işığın verilmesini talep ederim. Işık gelir, benim vasıtamla geçer ve ben bu arzuyu doldururum. Eğer ben aynı şekilde daha büyük bir arzuyu ve daha fazla ve daha fazla arzuları kendime bağlarsam, ben sonsuzluk dünyasına erişirim.

Sonsuzluk dünyası tüm kalpteki noktalardır. Daha sonra sonsuzluğun tüm Işıkları benim vasıtamla akar ve ben bu Işığı tüm diğerlerinin, yabancı gibi görünen arzuların içinde hissederim çünkü ben onları (arzularını) kendime benimki olmuş gibi bağladım.

Bu durum ‘Komşunu kendin gibi sev’ kuralını açıklar: ‘Sen’ (bir egoist) ‘Komşunu sev’ (Senin dışındaki herkes öyle ki sana yakınlaşsınlar) ‘kendin gibi’ (onların arzularını kendine bağla)

O zaman sen üst Işığı senin vasıtanla diğerlerine aktaracaksın. Işığı onların arzularını kendine –onlar sensin – bağlamış olduğundan dolayı alacaksın. Böylece sonsuzluğa, mükemmelliğe, sonsuzluk dünyasına erişiriz. İşte bizim tüm işimiz bu.

04.09.2011 Tarihli Pazar Sanal Dersinden

Zohar Sevginin İçinde İfşa Olur

Zohar’ı ifşa etmek için onu ifşa etmeye uygun bir duruma ulaşmalıyız. Üst Işık mutlak sükûnettedir. Yaratan basitçe yaratılanın içinde gizlenir çünkü yaratılan Yaratan’ın içinde ifşa olabileceği bir konumun içinde olamaz.

Bu yüzden değişimler sadece yaratılanın içinde olur. Yaratılan tek bir kanuna göre; form eşitliği kanununa göre değişmelidir öyle ki Yaratan’ın ifşası için olan koşulları edinsin.

Yaratan’ın niteliği ile eşitliğin herhangi bir ölçüsünü edinir edinmez, O’nu ifşa ederiz. O’na benzer hale gelerek Yaratan’ı ifşa edeceğimiz minimum nitelik, bizlerin birbirimizle minimal bağ kurduğumuz zamandır.

Bu nasıl mümkün olur? Bizi birbirimizden ayıran itilmenin gücünün üzerinde, birlik olmak için isteksizlik ve nefretin üzerinde ancak mümkündür. İçimizde bir arzu uyandırmalıyız, birlik olmak için içsel isteklerimizin içinde, karşılıklı ihsan etmenin içinde inatçı bir ihtiyaç, Yaratan’ın niteliğini – karşılıklı bağ, ihsan etmek ve en küçük derecede bile olsa birleşme –  tanımlayan bir konumu yaratmak.

Ancak bizler bunun olmasını yapamıyorsak eğer, bunun gerçekleşmesi için arzulamalıyız. Daha sonra içimizdeki gizlenmiş güç, Yaratan, bize yardım edecektir, bizi hep beraber yakınlaşmaya getirecektir ve içimizde birliğin konumunu inşa ederek bunun gerçekleşmesini sağlayacaktır.

İşin özü, aramızdaki itilme ve nefretten birliğe gelmeye çalışmaktan daha başka düşüneceğimiz hiçbir şey yoktur ve sonrakini ifşa etmek için sürekli inatçı ve istekli olmaya ihtiyacımız vardır.

Bu yüzden Zohar Kitabını okurken, zaten aramızda var olan birleşmenin ağını sürekli düşünmeye çalışmalıyız ancak bu ağ karşılıklı nefretin içinde, birliğin öneminin eksikliğinin içinde var olur. Ve bizler bunu kendisinin zıt formuna – aramızdaki birleşme – dönüşmesini arzulamalıyız. Birliğimiz Yaratana, Işığa benzemenin en küçük derecesine ulaştığında o zaman Yaratan’ın yaratılana ifşası denen birleşmenin vasıtasıyla Işık akmaya başlar.

01.08.2011 tarihli Günlük Kabala Dersinin 2. bölümünden, Zohar

Herkesi Kalbinize Alın

Yapmamız gereken tek şey kalbimizde herkes için daima bir yer açmaktır. Kalbim bir et parçasıdır. Ve ben kalbimde öyle bir nokta bulmalıyım ki bunu boşluğa çevireyim ve bu noktadan bir yer oluşturabileyim. Evrenimiz bu noktadan gelişmeye başlamış gözüküyor.

Realitemizde, ne evren ne de dünyalar vardır. Tüm bunların hepsi sadece hissiyatlarınızda var olur.

Dolayısıyla, bu boşluk kalbinizin içinde yayılmaya başlarsa, arzumuzun içinde yaratılmış evrenimize benzer yeni bir dünyanın ortaya çıkışı olacaktır. İşte yapmamız gereken budur.

Herkes bu noktayı kendi içinde, kendi kalbinin içinde hissetmeye başlasın ve bu noktanın etrafında öyle bir boşluk yaratın ki herkesi içine alabilsin.

Moskova kongresinde kapanış seremonisinden

Bir Anda Nefretten Sevgiye

Soru: Zohar çok fazla karanlığın ve kötülüğün ifşa olmasına sebep oluyor. Kişi tüm bu kötülüğü görürken sevgiyi nasıl talep edebilir? Kötülüğe rağmen iyiliği nasıl talep edebilirim?

Cevap: Nefret ve sevgi arasında büyük bir mesafe olduğunu sanıyoruz ama durum böyle değil. Her şeyden önce onlar aynı şey çünkü her şey aynı arzunun içerisinde gerçekleşiyor. Birinden diğerine geçerken bir mekanda bir yandan öbür yana hareket etmiyorsun. Aksine Işık içinde bir anda bir uç noktadan diğerine geçmene sebep olan bir değişiklik yapıyor.

Olaylara Işık olmadan baktığınızda hiçbirşey görmüyorsunuz ve herşey size karanlık, negatif duygular ve nefret olarak sunuluyor. Ancak orada Işık olur olmaz iyiliği, sevgiyi ve tatlılığı ifşa ediyorsunuz. Burada uzatmalı bir hareketler yok. Işığı “yakıyorsun” ve o anında herşeyi değiştiriyor. Realitenin resminin tamamı anında değişiyor.

Şu anda karanlıktayız ve bu yüzden Işığın bir anda belirebileceğine inanamıyoruz. Ancak belirdiğinde bu Mısır’dan göç zamanında olduğu gibi hep birdenbire olur.

– 19/08/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin ikinci kısmından alıntıdır.

7 MİLYAR PARÇALI PAZIL

Yaratılan tek yaratılışın, kırılmasından sonra -Adamın Neşaması, kırılmış parçaların şekillendirilmesi sistemidir. Her birimiz onun ıslah olmamış bir parçası ve her sistem tarafımızdan ıslaha amaçlanmıştır. Herşeyden önce dünyalar sistemi oluşur aramızdaki bağın potansyel sistemi. Sanki önümüzde kuracağımız bir Pazıl mevcut. Üst dünyalar da buna benzer şekilde düzenlendi. Aynen, pazılda, içinde saklı olarak barındırdığı birçok şekil oluşumlarının, var olmasına rağmen, tarafımızdan farkedilememesi gibidir!

Neşamaların, yükselip birleşecekleri yer aslında hazır bir şekilde mevcut, ancak gizliyor bizlerden kendini. Bu yüzden zaten “olam” (dünya-alem) deniyor “aalama” (saklanmak) kelimesinden geliyor. Ben kendimi, “pazıl” içindeki  yerimi, niteliklerimi doğru tarzda kullanmamın yardımı ile bulacağım ve dolayısıyla da benim dışımda tüm parçaların yerlerini doldurduklarını ve pazılın tamamlanmış olduğunu göreceğim!

Bu sisteme, Alemler Sistemi deniyor. O artık inşa olmuş ve beni doğru bir şekilde kabul etmeye hazır, benden gayrı tümü ıslah olmuş ayrı ve tek kalan yere yerleşmem gerekir buna benim için Olam Atsilut denir.

Resme bakıldığında, sanki, sadece bana bitişik parçalarla bağ içinde bulunabileceğim sanılır, bana komşu ve yakın olan parçalarla. Ancak birbirlerine yakın parçalar diğerleriyle de bağ içinde bulunmalı ve sonrada ilaveten diğer parçalarla neticede ben tüm Neşamalar ile doğru bir bağ kurmalıyım!

26-01-10-Kabala Bilgeliğine Açılış dersinden alıntıdır.

Çiftler

Soru: Neden erkek ve kadın mevcut, nedir amaç bunda?

Cevap: Manevi dünyada tek bedende var olan, bizim dünyamızda çift bedene dönüşür. Eril ve dişi olarak Neşama bazındadır, İhsan-etme gücü ve alma gücü niteliğindedir. Eril ve dişi armonisinde tek bedendir. Bu armoni ruhun kırılmasında parçalandığı için iki bölüme; ihsan eden ve alana ayrıldığından, dünyamıza da iki ayrı beden olarak-erkek ve kadın- yansıdı. Aslında manevi dünyada bu iki ayrı gücün tek bedende oluşturdukları bağda yeni durumlar ve kademeler yaratması gibi bizim dünyamızda da erkek ve dişi bedenler aralarında kurdukları bağda yeni oluşumlar var ediyorlar ki buna çocuk dünyaya getirmek diyoruz.

Bizim dünyamız manevi dünyanın yansıması olduğundan orada tekte olan bizde de aynen ancak çoğulda gerçekleşiyor.

Soru: Peki, o zaman dünyamızda erkek kadın arasındaki ilişkide var olan çatışmanın nedeni ne?

Cevap: Tabii ki buda manevi dünyada olanın bir yansımasıdır ve aslında hiçbirşey yoktur ki dünyamızda maneviyatın yansıması olmasın. Çatışmanın nedeni; karşı olma gücü, zıt olma gücündendir. Herşey ihsan eden ve alan güçlerin arasında oluşmaktadır. Bu zıt güçler sanki birbirlerine muhtaçlar, birbirlerini istiyorlar, birbirlerini arıyorlar fakat nasıl bağ kuracaklarını, nasıl birleşeceklerini bilmiyorlar. “Komünükasya-Sırrı” aralarındaki bağı oluşturmakta onları zorluyor.

Sadece Kabala ilmi bu sırrı çözmüş durumda: “BİRLİK”, aralarında birlik oluşturmak. Ve bunun dışında dünyamızda kadın erkek ilişkisinde dengeyi sağlayacak başka hiçbir yöntem mevcut değildir. Çünkü Neşamada olan metot budur ve de ondan esinlenerek dünyamıza adapte ediyoruz. Doğal bir sistem olup manevi dünyada bölünmüş ve ayrı olan bu iki gücün, or ve kli, erkek ve dişi ancak üçüncü bir dengeleyici -”Masah” aracılığıyla aralarındaki bağı kurabiliyorlar.

Bir yanda ihsan eden diğer yanda alan ve bu iki gücü birleştiren, aralarında bir bağ kuran üçüncü bir güç olarak: Masah.

Soru: Peki, dünyamızda erkek ve kadının birbirlerini tamamladıklarını ve bütünselliği yakaladıkları söyleniyor, siz ne diyorsunuz buna?

Cevap: Nerede görüyorsun bütünleşmeyi ve birbirlerini tamamlamayı? Tamamlama ve bütünleşme ancak tarafların kendi doğalarını aşabilmeleri şartına bağlıdır. Her iki taraf da gerçekten ihsan eden olur ve şu anda olduğu gibi kazanan olmaktan vazgeçerse oluşabilir. Oysa günümüzde olduğu şekliyle aynen -devletler arasında olduğu gibi- asgari müştereklerde mutabakata vararak menfaatini koruma birlikteliğinde gerçek tamamlama ve bütünsellik yoktur. Tamam, kötü değil, eşler kendi egolarını farkedip onun üstesinden gelmesi ve birlikteliği koruma adına bir mutabakata varmaları, ancak bu henüz bütünsellik değildir. Şalom şlemut-bütünsellikten gelir ve bu o değildir.

Şlemut sadece Sevgi ile oluşur. Maalesef bu gün ailede sevgi yok ve aslında hiçbir zaman da olmadı. Sevgi geleceğe dönük olan birşeydir ve insanlık buna ulaşacaktır.

Sevgi demek; ben senin tüm arzularını bilip, kabullenip onları tatmin etmem ve senin de benim tüm isteklerimi kabullenerek onları tatmin etmendir. Ve böylece ikimizde ortak arzularda buluşup karşılıklı tatminde bulunuyoruz demektir. Sen benim ve de ben senin oluyorum demektir. Böylelikle artık aramızda bir ayırım bir sınır da kalmış olmuyor. Çift olmanın-evlilik müessesesinin- maneviyatta ve ruhsal tekamülde çok büyük bir katkısı mevcuttur.

Çiftler birbirlerinden birçok şey öğrenebilirler maneviyat amacına ulaşmak için. Bu karşılıklı ilişki sisteminde birçok farklı safhalar yaşayarak hem Yaratn ve hem de diğer neşamalar ile ilişkiye girebilirim. Partnerim ile olan ilişkim bana diğerleri ve Yaratanla nasıl ilişki kuracağıma örnek teşkil eder. “İş ve İşa Şhina Beynehem” (Tanrının Nuru Eşlerin Arasındadır), Şhina, Yaratanın  ifşası demektir. Eğer ben doğru ilişkide olursam, eğer aramızda doğru bir ilişki varsa o zaman aramızda üst gücü ifşa ederiz, yeter ki çiftlerde her iki tarafta doğru tutumu yani ruhsal eril ve dişil niteliklerini yansıtmış olsunlar. Böylelikle iki tarafın Neşaması Bütünleşmiş ve arasında da Yaratan İfşa olur, Manevi Dünya oluşmuş olur. Bizim bu dünyayı elde edebilmemiz  için tüm insanlığa gereksinimiz yok gibi ve sanki bir tek kendi ailemizle dahi manevi dünyayı ifşa edebiliyoruz.

Soru: Peki, bu ilişki nasıldır, nedir?

Cevap: Kabala bilgeliğinden öğreniyoruz ki bu ilişki, “alma arzusu” ile “verme arzusu (ışık)” arasında var olan bir ilişkidir, zıtların ilişkisi. Aslında “İşto le Adam ze Ezer Kenegdo” (Kadın Eşine Zıddının Yardımıdır). Kadın bir yönden, üst alemlere varmakta eşine destek ve yardım edendir ve diğer yönden ise sanki bu yardım onun karşısında ve zıddınadır. Sanki sen onu ve o seni birlikte ikiniz aynı safhaları yaşarken onları aşmanız gerektiğini öğrenirsiniz Yaratanı ifşa etmek için.

Soru: Günlük yaşamımızda çiftler birbirlerini sevmelerine ya da en azından birlikteliklerinden hoşnut olmalarına rağmen aniden fındık kabuğunu doldurmayan bir nedenden ötürü tatsızlıklar ve tartışmalar oluşup gelişiyor. Birbirlerini anlayamıyorlar hatta ne için tartıştıklarını ve tartışma nedenini dahi unutur hale geliyorlar. Peki nedir bu olanlar, hangi sebep, nasıl bir kuvvet onları bu hale getiriyor?

Cevap: Duygularının onlara hükmetmesine izin veriyorlar ve işte bu yasak, olmamalı.

Bizler mükemmel değiliz ve yaşamımızda halletmemiz, düzeltmemiz gereken onlarca niteliklere sahibiz ve buda çok doğaldır. Bunun bilincinde olarak bizi tartışmaya götürecek şeyleri uyandırmamalıyız. Ben şahsen eşimle bir anlaşmaya vardık birlikte. Aramızda ortak olan konulardan konuşuyor ve bizi anlaşmazlığa sürükleyecek konuları dışımızda tutuyoruz. Her sabah dersten  sonra iki saat eşimle beraber olur, yürüyüşler yapar ve aramızda konuşuruz. O bana çocuklarımız ve torunlarımızdan, ben de ona öğrencilerimden, dersten bahsederim.

Bu prensibi manevi dünyadan öğrendim. Manevi kab büyükçe bir arzu-almadır ve bu kab ihsan-etme gücüne sahip değildir ve onu hep başka bir zamana erteler. Yavaş yavaş akıllanıp güçlendikçe ve duygulara hakimiyet arttıkça, konuşulabilecek müşterek konulara bir yenisi daha ilave edilebilecek ve bu böylece tedrici bir şekilde, basamak basamak gelişme gösterecek. Bu şekilde her iki tarafta daha fazla müşterek sağlama adına, ıslah olmamış arzularından bir ölçü daha bu ilişkiye katma çabasında olur.

Konuşabileceğimiz konular olduğu gibi bizim için tabu olan konular da mevcuttur ve onlar hakkında hiç konuşmayız çünkü o konunun bizde ıslah edilmesi gereğinin bilincindeyizdir (burası çok önemlidir) ve aramızdaki iyi ilişkiyi bozmaya gerek yoktur.

Bu gayet insancadır çünkü doğa böyle ve hiçbirimiz mükemmel değiliz.

Soru: Hem kadının eşinden hem de erkeğin eşinden birçok istekleri, beklentileri vardır, fakat bunların arasından, örneğin bir kadının eşinden temelde beklediği, arzuladığı en önemli talep nedir?

Cevap: Gerçekte kadın erkeğinden “Manevi-Tatmin” bekler. Kadın erkeğinden onun tabiatında noksan olanın onun tarafından tamamlanmasını, hissettiği eksikliğin giderilmesini arzular.

Manevi alemde  kadın Kli Evi temsil eder. Günlük yaşam dünyamızda da bunu görüyoruz.  Kadın kendine ait olan bir aile hissetmek ister. Çocuklar, eş, ev eğer kadın bunlara sahip ise yaşamını %90 gerçekleştirmiş hisseder kendini. Kliyi dolduran ışıktır ve dünyamızda evi dolduran da erkek olup dolumun oluşturduğu yeni safhalar gelişmeler de çocuklardır.

Soru: Peki, bir erkeğin eşinden beklediği en önemli arzu nedir?

Cevap: Erkek de eşinden “Değer Verildiğini” görmek ister, Eşinin onu ne kadar değerlendirdiğini hissetmek ister. Ve eğer kadın bunu başarırsa; erkeğinin ne kadar değerli, ne kadar başarılı, güçlü, saygın ve özel olduğunu ona hissettirebilirse artık o erkeğin onun için yapmayacağı hiçbir şey yoktur. Erkek bu konuda çok zayıf olup eşinin desteğine muhtaçtır. Tabii ki bu da Manevi alemle ilgilidir. Bizim alma-arzumuz, ihsan-etme arzusundan destek görüyor.

İhsan etmede her şeyi yapma gücü vardır ancak bunu gerçekleştirmek için de alma arzusunun buna destek olması gerek. Dünyamızda da alma arzusunu temsilen kadın erkeğine bu desteği vermediğinde onun ihsan etme niteliği çok güçsüz kalır. Gördüğünüz üzere çiftlerde, kadının kendini var etmesinde erkeğine duyduğu ihtiyaç kadar, erkeğin de kendini var etmesinde kadınına ihtiyacı vardır.

13-12-09, Sevgiler ve birbirlerini tamamlayabilen ilişkiler dileğiyle.