Category Archives: Sevgi

Üst Sevgiye Nasıl Ulaşılır?

Soru: Üst yönetim gücü sevgidir ve ona akılla ulaşılamaz. Ona nasıl ulaşabiliriz?

Cevap: Üst yönetim gücü sevgidir. Buna ancak kişinin kendi içinde geliştirdiği ölçüde ulaşılabilir. Bizim dünyamızda, koşullarımızda bu duygu hiç yoktur.

Dünyevi sevgimiz egoisttir. Bir kişinin diğerine karşı doğru, doğal, gerçek tutumu değildir. Bununla birlikte, Kabala bize içimizde gerçek sevginin niteliğini oluşturan üst ışığı, üst enerjiyi çekme fırsatı verir.

Kendinizi Sevmeyi Bilmiyorsanız Başkalarını Nasıl Seversiniz?

Facebook’tan Soru: Kendinizi sevmeyi bilmiyorsanız, başkalarını nasıl sevebilirsiniz?

Cevap: Kendinizi çok seviyorsunuz ve eğer sizin dışınızdaki dünyayı hissetmeye başlamak istiyorsanız, başkalarını sevme pratiği yapmalısınız.

Başkalarını sevdiğinizde, ihsan etme niteliğini, gerçek sevgi niteliğini geliştirirsiniz ve kendinizi sevmekten başkalarını sevmeye geçersiniz ve böylece gerçekten dışınızda olanı hissetmeye başlarsınız. Sizin dışınız; uçsuz bucaksız ışıktır, üst dünyadır, yönlendirildiğiniz sonsuz bir durumdur.

Kenan Topraklarından İsrail Topraklarına

Soru: İsrail topraklarına Eretz İsrail denilmeden önce (“Eretz”, arzu anlamına gelen “Ratzon” kelimesinden gelir; “İsrail”, Yaradan’a yönelik demek olan “Yashar Kel” den gelir.), ona kendini küçük görmek anlamındaki “Ahnaa” kelimesinden gelen, Kenan deniyordu. Bir insan tam olarak neyi küçümser?

Cevap: Küçümseme, bu dünyada, bu arzuda bulunması gereken bir ön niteliktir. Arzunun ihsan etmeye, sevgiye ve bağa yönelmesi için Ahnaa durumundan geçmesi gerekir, ki bu egoizminin bastırılması demektir.

Egoizmin bastırılmasının ön aşamasına, daha yüksek özgecil eylemlere hazırlanışına Ahnaa veya Kenan denir.

Kişi İsrail Topraklarına girmeden önce egoizmini azaltmalıdır. Bu nedenle, önce bu toprak parçasına Kenan adı verildi ve daha sonra İsrail Toprakları olarak bilinir hale geldi.

“Bir Büyükbabanın Kalbi” (Linkedin)

İlk kez büyükbaba olduğumda ve torunumu ilk gördüğümde kalbim sevgiyle doldu. Onu kollarımda tuttum; onunla oynamak, onu iyi hissettirecek bir şeyler yapmak istedim. O zamana kadar hiç böyle bir duygu yaşamamıştım.

Sevgi, bu dünyada olmamızın sebebidir; dünyanın yaratılma sebebidir. Ancak büyükbabanın toruna olan içgüdüsel sevgisi gibi doğal sevgiden farklı olarak, yabancılar arasında sevgiden ziyade doğal direnç, yabancılaşma ve düşmanlık vardır.

Ancak hayat tam da bu duyguların üstesinden gelinerek şekillenir. Her canlı, dirençleri ve zorlukları aşarak gelişir. Bu “engeller” büyüme ve gelişme ihtiyacını yaratır. Zorluklar ve dirençler olmasaydı, evrim olmazdı ve insanlar asla var olmazdı.

Bu nedenle başkalarından ayrılma, onlara yabancılaşma ve düşmanlık duyguları olumsuz duygular değildir; onlar büyüme için kaldıraçlardır. Onların üzerine yükselmek ve büyümek istemediğimizde onları olumsuz olarak görüyoruz. Onları reddetmek ve onlardan korkmak yerine, büyümek ve kendimizi geliştirmek için fırsatlar olarak görseydik, onları memnuniyetle karşılar ve onlardan çok faydalanırdık. Üstelik onların üzerine yükselerek, o “engellerin” ortaya çıkmasından önce sahip olduğumuzdan daha büyük ve daha sıkı bir bağ oluşturabilirdik.

Örneğin, insan vücudunun karmaşıklığına kıyasla tek hücreli bir yaratığın karmaşıklığını düşünün. Onlar kıyaslanamaz. İnsan vücudu gibi karmaşık bir sistemin yaratılmasının nedeni, tam da tüm karmaşıklık düzeylerinin insan organizmasını oluşturmaya gelmeden önce karşılaştıkları engellerdir. Bu nedenle, bir anlamda, yaşamlarımızı, varlığımızı, bizden önceki seviyelerde ortaya çıkan nefret ve ayrılığa “borçluyuz”.

Bu bize, bugün aramızda ifşa edilen nefretle yüzleşme görevimizden kaçamayacağımızı öğretmelidir. Nefret, evrimi ve daha büyük birliği teşvik etmekten başka bir nedenle ortaya çıkmaz. Direnişimizle yüzleşmekten ve yeni ve daha sert nefret seviyesinin üzerinde birleşmekten kaçınırsak, kendi türümüzün evrimini engelleyeceğiz ve bunun bedelini ağır ödeyeceğiz.

Gezegenimizi saran toplumsal krizlere karşı tavrımız bu nedenle aile içinde olduğu kadar doğal değil, bilinçli ve niyetle olmalıdır. Kendimizi aile gibi hissetmediğimizi kabul etmeli, aile ilişkilerini örnek almak için çaba göstermeli ve aramızda bu tür ilişkiler kurmak için birlikte çalışmalıyız.

Buradaki anahtar kelime “birlikte”dir. Karşılıklı yabancılaşmanın üstesinden gelmek, nüfusun tüm kesimlerinin katıldığı karşılıklı bir çaba ile olmalıdır. Aksi takdirde, bir parça diğerini sömürecek ve tüm başarı bir iskambil destesi gibi yuvarlanacaktır. Gerçekten tek bir aile gibi hissedene kadar, ayrılığımızın üzerinde birlik oluşturmanın ne kadar önemli olduğunun bilincini yerleştirmeliyiz. Bugün hayatlarımız ve sevdiklerimizin hayatları buna bağlıdır.

Yaradan Sevgisine Ne Zaman Ulaşırız?

Soru: Komşuya duyulan sevgi ile Yaradan’a duyulan sevgi arasında bir fark var mıdır?

Cevap: Bizim ıslahımızda, denildiği gibi bir fark vardır: “Yaratılan sevgisinden Yaradan sevgisine.”

Biri olmadan diğeri olamaz. İlk olarak, komşumuza olan sevgiyi yeniden oluşturmalıyız.

Ve o zaman Yaradan için sevgiye ulaşırız. O’nun aramızda olduğunu ifşa ederiz. Başkalarıyla, verme ve onların koşulları için sorumluluk hissiyatıyla ilişki kurmaya başlarsam o zaman sevme koşulu gelir. Yani, kişinin komşusuna olan sevgisi sebeptir ve Yaradan’a olan sevgisi sonuçtur.

“Doğa İle Denge Nedir?” (Quora)

Doğa ile denge, aramızdaki bağlarda sevgi, karşılıklılık ve destek hislerini keşfetmek demektir. Bunu yaparak, doğanın içsel gücü ve temeliyle yani sevginin ve vermenin niteliği ile bağ kurarız.

Hayvanlar, İnsan Olmamıza Yardımcı Olacak

Yorum: Veteriner hekimler, günümüzde hayvanların depresyon nedeniyle çok sayıda hastalığa sahip olduğunu söylüyor. Eskiden evcil hayvan hastalıkları hakkında 50 sayfalık minik bir ders kitabı vardı ve şimdi 500 sayfayı dolduruyorlar.

Bir Rus veterinerlik ders kitabında okudum: “Yeterince yüksek zekaya sahip hayvanlar (köpekler, kediler) üzülüyorlar.” Sanki bir insandan bahsediyorlar: “Pencerenin dışı kasvetli ve soğuksa ve ev aynıysa, üzülüyorlar. Sahibi onları yürütmek için acele ediyorsa ve bu onun için zorunlu bir programsa ve bunda eğlence yoksa, hayvanlar üzülüyorlar. Sahibinin kendisi kötü bir ruh hali içindeyken, sinirli olduğunda, hayvan kendini yalnız hisseder.”

Görünüşe göre sanki hayvanlar hakkında değil, bir insandan bahsediyorlar.

Cevabım: Tabii ki onlar da bir ruha sahip.

Soru: Onlara her şeyi verdiğimizi söylüyorlar. Yani, onlar bizim tüm deneyimlerimizin, nefretimizin ve dünyada olup bitenlerin kurbanıdırlar.

Cevap: Hayvanlar çok hissediyor. Çok! Bir insandan çok daha fazlasını. İnsan unutabilir, dikkati dağılabilir, böyle sistemleri vardır. Ancak hayvanlar yapmaz. Sahibinin sahip olduğu şeyi direkt olarak hissediyorlar. Ve bu yüzden yanınıza uzanır, ağzını bacağınıza koyar ve gözlerinizin içine bakar ve işte bu kadar, onun için başka hiçbir şey yoktur. Siz onun tanrısısınız. Bu ürkütücü! Bizler onu anlamıyoruz, sempati duymuyoruz ve ihmal ediyoruz.

Soru: Gerçekten bir ustamız varmış gibi hissetmediğimiz için mi?

Cevap: Evet. Böyle bir örneğimiz yok.

Soru: Bu bize ne öğretebilir? Sorumluluk hissedebilir miyiz?

Cevap: Sonunda hepimiz birbirimizi etkiliyoruz. Yine de bitkisel, hayvansal ve insan doğası birbiriyle ilişkilidir. Yani onların çektiği acı bile bizimkiyle bağlantılı ve biz bunu hala bizim seviyemizde hissediyoruz. Dolayısıyla, hayvanlara dikkat edersek, tedavi edebileceğimiz birçok hastalık ve sorun var. Yani insanları iyileştirmek için hayvanlar aracılığıyla, bu seviyede bu depresyonların ve tüm bu sorunların daha da yayılmasına izin veremezdik. Ama onu takdir edip kabul edemeyiz. Kalplerimizde kedileri veya köpekleri anlamıyoruz.

Soru: Hayvanların aslında bizi tüm bu koşullardan iyileştirmek için ortaya çıktığını söyleyebiliriz miyiz?

Cevap: Yanımızda yaşayan hayvanları kendimizin bir parçası olarak kabul etmeli ve onlar aracılığıyla kendimizi iyileştirebileceğimizi ve düzeltebileceğimizi anlamaya başlamalıyız.

Soru: Yani onları genel olarak insanlaştırır mısınız?

Cevap: Hayır, ben sadece hayvanların insanlarla etkileşimini, bir hayvanın ne kadar empati kurduğunu ve insanı ne kadar tamamladığını ve insan deneyimlerini ve ıslahlarını kendi vasıtasıyla geçirdiğini anlıyorum.

Soru: Islahlarla neyi kastediyorsunuz?

Cevap: Demek istediğim, eğer kişi yanındaki hayvana daha fazla ilgi gösterirse, hayvan aracılığıyla kendisini ıslah edecektir.

Neden olmasın? Aynı zamanda ona kendi parçanı veriyorsun: biraz kalbinden, biraz da ruhundan.

Soru: Ve bundan sonra, eğer böyle yaşarsam, yavaş yavaş başkalarına böyle davranmaya başlarım?

Cevap: Elbette. Ve

mutlaka başkalarına değil. Onun aracılığıyla, bu köpek ya da kedi aracılığıyla ya da sahip olduğunuz her neyse. Bunu yaparak dünyaya iyi tavrınızı yayıyorsunuz! Bu zaten sizin ıslahınız. Bunu sizden nasıl beklediklerine, talep ettiklerine bir bakın. Hiçbir gizli düşünceleri yoktur; onlar hala hayvan seviyesindeler.

Bence hayvanlar, onlara doğru bir şekilde davranırsak, insan olmamıza yardımcı olabilirler.

 

Sonsuz Manevi Tatminin Sırrı

Maddesel dünyada tatmin, hazzı söndürür. Acıkırsam ve yemeye başlarsam, yavaş yavaş açlığımı giderir ve iştahımı kaybederim ve iştahla birlikte haz kaybolur. Sonuç olarak, boş kalırım, tam bir sıfır olarak ve bu, diğer her şeyde de öyledir.

İlk başta alevlenen ateşli aşk, yavaş yavaş rutin hale gelir ve soğur. Alışkanlık hazzın tadını köreltir ve sonunda onu öldürür, bu da ölüme yol açar.

Ancak manevi yaşam sonsuz ve mükemmeldir çünkü manevi eylemlere girmeden önce bile onları nasıl sonsuz ve mükemmel hale getireceğimizi öğreniriz, yani arzumuz yok olmaz, sadece büyür. Arzunun ana şey olduğunu anlamalısınız ve sürekli büyümesi ve kalitesi üzerinde çalışmalısınız.

Bu nedenle, manevi ilerleme, Adam HaRishon parçalandığında, Yaradan tarafından bizim için hazırlanan her türlü özellik tonunu içeren arzumuzun ne kadar gelişmiş ve çok yönlü olduğu ile belirlenir.

Ve bizler, bu arzuyu besleriz öyle ki ondan tek bir parçacık bile kaybolmasın. Tüm arzuların var olduğundan ve birbirini desteklediğinden, birbirlerini zenginleştirdiklerinden emin oluruz ve bu sayede NRNHY’ın tam ışığına, ıslahın sonuna ulaşırız.

Maddesel dünya ile manevi dünya arasındaki fark, bedensel eylemlerde doyumun arzuyu söndürmesidir. Ve maneviyatta, haz alarak arzuyu nasıl daha fazla artırabileceğimizi öğreniriz.

Bu nedenle, arzu bizim için asıl şeydir, tatmin değil. Sonuçta, tatmin, tamamen arzunun büyümesine ve doğru konumlandırılmasına bağlıdır. Arzunun kendisinin, büyüdüğü ve güçlendiği gerçeğinin tadını çıkarmaya başlarım.

Bu tamamen farklı bir çalışmadır çünkü arzumu yerine getirmeyi umursamam. Sonuçta, üst dünyada her zaman sonsuz memnuniyet vardır ve sadece her zaman doğru arzuya sahip olmak ve onu mümkün olduğunca büyütmek konusunda endişelenmem gerekir.

Bu nedenle, Yaradan’a yaptığımız dualar, istekler ve övgüler; O’na her yakarış o kadar önemlidir ki, çünkü koşulumuzu ve memnuniyetimizi onlar belirler. Aslında, içimdeki arzudan haz alırım.

Bu yüzden ilk aşk acıları çok tatlıdır. Onlar fiziksel tatmin değil, haz verenlerdir. Tatmin gelir ve gider ve geride boşluk bırakır. Ruhu doldurabilen ve hafızada kalan bu özlemdir.

Tüm sanat eserlerinin zihinsel ıstıraptan, özlemlerden ve duadan bahsettiğini görürüz. Bu nedenle, gerçek tatminin, sevilen kişiyi özlemekten geldiğini unutmamalıyız.

Tatmin sadece arzuyu artırıyorsa, bu maneviyatta olduğumuzun bir işaretidir. Sadece kendimden vazgeçmeye çabalarken, dolumu bastırmam, aksine onun için yeri genişletirim ve arttırırım.

Orta Çizgi Nasıl Oluşturulur?

Soru: Orta çizgiye geçmek için sağ çizgiden isteyerek nasıl vazgeçebiliriz?

Cevap: Hiçbir şeyden vazgeçmemelisiniz. Orta çizgi, sağ çizgi ile sol çizgi arasındaki doğru kombinasyonun bir sonucu olarak ortaya çıkar.

Bir yandan, orta çizgi, ikisi sayesinde var olur. Sağ çizginin,  yalnızca karşısında ona zıt olan sol çizgi olduğundan dolayı sağ çizgi olduğunu söyleyebiliriz. Aslında, iki çizginin uygulaması orta çizgide gerçekleşir. Bu, bir çizginin diğeri olmadan var olamayacağı anlamına gelir. Karşılıklı var olarak birbirlerini belirler ve tanımlarlar.

Soru: Orta çizginin herhangi bir özel, açık göstergesi var mı ve bunun gerçekten orta çizgi olduğunu nasıl idrak edebiliriz?

Cevap: Orta çizgi, denge ile edinilir. Tıpkı bir ipin üzerinde yürüyen bir insanın, bir sopa yardımıyla kendini sürekli dengelemesi gibidir. Sizin için de aynısıdır. Eğer bunu unutursanız orta çizgiye sahip olmayacaksınız çünkü o, kendi başına değil sadece iki zıt çizginin birleşimiyle var olur.

 

Komşunuz Hakkında Düşünmeye Çalışın!

Soru: Komşu kimdir?

Cevap: Herhangi biri. Kişi, sistemimizi dengede tutmak için gereken her şeyi yaparsa, o zaman onun için önemli olan tek şey ihsan etmektir. Aslında bu kolaydır. Bir başkasını düşünmeye çalışın ve tüm saçmalıkların, tüm sorunların kafanızdan nasıl kaybolup gittiğini göreceksiniz. Aynen böyle – kendimden diğerlerine.

Soru: Komşu gerçekten dünyadaki herhangi bir insan mı?

Cevap: Evet. Deneyin. Fiziksel seviyede bile. Kabalistik seviyede, bizler zaten bağ sistemiyle ilgileniyoruz.

Yorum: Başkası için bir şey yapmak için bir tür yakıt almam gerekiyor. Bunu neden yaptığımı anlamam gerekiyor.

Cevabım: Size yakıt verilecek. Ayrıca harekete geçmeniz için size kalori verilecektir.

Soru: Ama kişi için komşuyu düşünmesi doğal değil, değil mi?

Cevap: Güç talep edin, böylece mümkün hale gelecek.

Soru: Tüm bunlara neden ihtiyacım var?

Cevap: Bunu yaparak, Yaradan’la eşitliğe ulaşırsınız.