Category Archives: Sevgi

Nefret Olmadan Sevgi Mümkün Müdür?

Soru: Eminim ki dünyadaki öğrencilerinizin yüz binlercesi sizin için nefretten arınmış bir sevgi hissediyor.

Öğrencilerin öğretmenlerine karşı olan sevgisi kurallara aykırı bir durum mudur? Böyle bir format, öğrencilerin öğretmenleri nefretsiz sevdikleri Sufizm’de bulunmaktadır.

Cevap: Nefret olmadan sevgi mümkün değildir. Eğer sizler sadece sevgiyi hissederseniz, bunun anlamı sizler henüz bu sevginin içinde ortaya çıkmamış olan nefretin olduğunu fark etmemişsinizdir. Her duygu birlikte olmalıdır.

Nasıl ki, doğada negatif moleküller olmadan pozitif moleküller olmazsa; her zaman birbirlerinin zıttı moleküllerin olması gerekir ve bu doğrultuda bağlanırlar. Bu bizimle ilgili de aynıdır. Nefret sevginin yanı sıra ifşa olmalıdır. Bizler sevgiyi, nefretin üzerine inşa ederiz.

Dahası, bizler bu nefrete karşı korkusuz olmalıyız çünkü bu bizlerin tekrar eden uzaklığımızın ve yakınlığımızın göstergesi haline gelecektir. Bu yüzden bizler birbirimizle güçlü bir yakınlık içinde olacağız.

Yorum: Ama öğretmene karşı nefret olabileceğini düşünmek bile bir saygısızlıktır.

Benim Yanıtım: Sizi temin ederim ki bu mevcuttur. Bu ne zaman ortaya çıkacak biliyor musunuz? Sizler ilerledikçe, çok geçmeden öğretmenden talepleriniz olduğunu, ona katılmadığınızı, ihtiyacınız olduğunu düşündüğünüz şeyi almak için onu tam anlamıyla sarsmaya hazır olduğunuzu ve vermediğini hissedeceksiniz. Bu olacaktır.

Sevgi ve Nefret—Ayrılamaz İkili

Soru: Eğer sevgi ve nefret birbirlerine bağlı ise bizler, nefret olmadan sevgiyi son ıslahta nasıl algılayacağız?

Cevap: Son ıslahta, birbirinin tamamen zıttı olumsuz ve olumlu güçler mevcuttur ve bu nedenle birbirlerinin varlığını tanımlarlar. Karanlık olmadan ışık, nefret olmadan sevgi olamaz. Eğer bizler yükselirsek, hem nefret hem de sevgi bizim içimizde önemli ölçüde artacaktır. Bu irdelenmelidir.

Soru: ‘’Mutlak sevgi’’ gibi bir kavram var mıdır?

Cevap: Mutlak sevgi, mutlak nefretin üstünde mevcuttur.

Bu, sizler bütün olumsuz nitelikleri ortadan kaldırmak istediğinizde sadece olumlu olanların kalacağının varsayıldığı bizim dünyamıza benzemez. Bu koşulda, olumlu nitelikler de aynı şekilde yok olacaktır çünkü biri olmadan diğeri olamaz, eksiler olmadan artıların olamayacağı gibi veya proton olmadan elektronun olmayacağı gibi. Aynı anda, ya iki hareketli sistemin ya da zıt niteliklerin veya cisimlerin olduğu bir sistemin olması gerekir.

Nefreti Sevgiye Dönüştürün

Soru: Sevgiden nefrete ve nefretten sevgiye geçerken duanın yeri nerededir?

Cevap: Şimdi size sevgi veya nefret durumunda olmak ve birinden diğerine geçmek çok basit gibi geliyor. Realitede, bunu yapamayacağınızı keşfedeceksiniz.

Birini sevmediğinizi, hatta ondan nefret ettiğinizi ve onu reddettiğinizi hayal edin. Şimdi durumunuzu, tersi duruma getirmeye çalışın. Bunu yapabilir misiniz? Hayır yapamazsınız.

Ancak, bunu istiyorsunuz ve kendinizi değiştirmeniz gerekiyor. Sahip olduğunuz bu nefretin sizi maneviyattan uzaklaştırdığını ve üst dünyayı hissetmeye başlayamayacağınızı anlıyorsunuz. Ne yapabilirsiniz? Sonra nefretinizi sevgiye dönüştürmeyi istemeye başlarsınız.

Bu nasıl mümkün olabilir? Bunun için endişelenmemelisin. Yukarıdan size küçük bir ışık demeti gönderilir ve siz farklı bir insan olursunuz – genç, güzel, seven ve sevilen. Her şey çiçek açar/canlanır. Bu duadır.

 

Yaradan’ın Eşsizliği, Bölüm 6

Edinim Karşılıklı Bağdadır

Soru: Dünyamızda, dostluk ya da sevgi gibi her türlü duygu yelpazesi vardır. Ama onları hissetmek için başka biri daha olmalıdır. Eğer kendim dışında başka kimse yoksa sevgiyi ya da dostluğu hissedemem. Aynı şey Yaradan için de geçerlidir. O, diğer insanlar arasında doğru bağda hissedilen güç müdür?

Cevap: Elbette, bazı maddeler üzerinde hissedilir. Diğer insanlarla, bir grupla etkileşime ihtiyacım vardır.

Soru: Yaradan, herhangi bir maddede kıyafetlenmezse, hissedilmesi imkansız olan soyut bir form mudur?

Cevap: Evet. Yaradan bana karşılıklı sevgi ve karşılıklı destekle bağlı bir grup insan olarak görünür. O zaman, aralarındaki güç, her birinde değil de onların arasında var olan güç “Yaradan” olarak adlandırılabilir.

Soru: Bu, sevginin gücünün birkaç insanın bağı dışında var olmadığı anlamına mı gelir?

Cevap: Doğru. Bu yoktur.

Soru: Kabala, Yaradan’ın özünün dünyamızdaki tüm nesnelerin ve olguların özü gibi erişilemez olduğunu söyler. “O’nun özü edinilemez.” ne demektir?

Cevap: Bu, edinim metodu ile bağlantılıdır. Aslında, “kendi içindeki” hiçbir şeyi edinmeyiz, sadece bizim ona karşı tutumumuzdan bir edinim elde edebiliriz.

Beni caydıran ya da beni dışımdaki farklı nesnelere yakınlaştıran, olumlu ya da olumsuz izlenimlerin kademeli olarak birikmesi, bana entegre olarak algı organımı nasıl inşa ettiğimi hissetmeme olanak sağlar.

Uniqueness Of The Creator, Part 6

 

Avrupa: Modern Zamanların Babil’i

Bugünün Avrupa’sı, insanlar arasında bölünmenin hüküm sürdüğü antik Babil’de yaşanan ayaklanma dönemini andırıyor.

Tarihte bu dönemi analiz etmek, bugün Eski Kıta’nın neden insanlığın özünü temsil ettiğini ve sosyal dokusunu onarmanın, nasıl dünyanın geri kalanında benzer zorlukları çözmek için önemli bir emsal teşkil ettiğini anlamamıza yardımcı olacaktır.

Yaklaşık 3 bin 800 yıl önce, Fırat’ın kıyıları ile Dicle nehirleri arasında, günümüz Irak yakınlarındaki bir çöl bölgesinde insanlık, Babil’de büyük klanlarla yaşadı ve birbirlerini önemsiyorlardı. Bu ilişki parçalanıncaya kadar birlikte akraba gibi yaşadılar. Egoist arzu, Babilliler içinde artmıştı: her biri, başkalarının pahasına giderek daha fazla kişisel yarar talep etmeye başladı, bu da kavga ve krizlere yol açtı. Aşırı şişmiş ego onları göklere kadar bir kule inşa etmeye zorladı, her biri evreni fethetmek için hissettikleri gururlu hırsın sembolik bir tezahürüydü.

Başlangıçta tek bir dil konuşuluyordu. Onların ideolojik ayrılıkları zaman içinde birçok dilin gelişimine yol açtı ve iletişim kurmayı bıraktılar. Karşılıklı yaşamları parçalara ayrıldı, dostluk ve tek bir kişiye ait olma hissi ortadan kalktı ve her yöne dağıldılar.

Babil’in manevi liderlerinden biri olan İbrahim, derinleşen sosyal anlaşmazlığın doğasını merak etti. Anlaşmazlığın, insanlığın egoizminin doğal ve kaçınılmaz büyümesinden kaynaklandığını keşfetti: başkalarını kendi çıkarları için kullanmaktan elde edilen haz, yıkılan insan ilişkilerinin kaynağıydı. İbrahim, çeşitli kabileler ve klanlar arasında dolaşarak yeni bir toplum inşa etme ihtiyacı hisseden herkese seslendi.

İnsanlığın geçmiş medeniyetlerinin 70 ulusundan temsilciler topladı ve İbranice “Yaşar-El” den  (Yaradan’a doğru)  gelen, “İsrail” adında yeni bir halk oluşturdu. İsrail halkı çok çeşitliydi. Herkes farklı diller konuşurdu ve çok çeşitli görüşlere ve algılara sahipti, ancak, İbrahim’in çadırında bir araya gelerek farklılıklarının üzerine nasıl yükseleceklerini öğrendiler. O zamanlar İsrail halkı arasındaki ortak payda, farklılıkların üstünde birlik fikriydi.

İbrahim’in öğrettiği bağ yöntemi, bizi bir arada tutan tek bir gücün olmasıydı: sevginin gücü. Onun metoduna göre, anlaşmazlıklarımız aynen kalmaktadır ancak bizler, “sevgi tüm günahları örter” ilkesiyle onların üzerinde yükseliriz. O, büyüyen egoizmin üzerinde,  sağlıklı ve olumlu ilişkiler kurmayı öğretti.

Babil’de uzun yıllar boyunca, görünürde sakin bir halde yaşadık, ancak daha sonra yüzeyin altında sessizce kaynayan ego taşmaya başladı. Üstelik onun döküntüleri bizim zamanımıza kadar devam etmektedir. Bizim egoizmimiz, varoluşun her seviyesinde değişiklik yaparak büyümeye devam etmektedir. Ego, kişisel çıkarları keskinleştirir ve küresel çatışmalara neden olur, devasa göç hareketlerini bir kıtadan diğerine iter, açlık ve yoksulluğa neden olur, ekonomileri çökertir, ilişkileri sabote eder, terör ve protestoları uyandırır.

Bugün, Avrupa kıtası, yukarıda belirtilen tüm değişikliklerin bir kapsamasıdır. Babil krallığı, bugünün Avrupa’sında gelişti. Zengin tarihine, eğitimine, kültürüne ve ileri bilim ve tıbbına rağmen, Avrupalılar, eski günlerin Babillileri gibi kendi içlerinde kalmışlardır – tecrit edilmiş ve yabancılaşmış bir halk. Tek kelimeyle: egoistler.

Mükemmel olduğu iddia edilebilecek bir kıta ya da ülke yoktur ancak bizler, Avrupa’ya odaklanmaktayız çünkü o insanlığın özünü temsil etmektedir:  38 ülkeye ayrılmış Avrupa’nın çağdaş medeniyeti,  her millet kendi dili, kendine özgü tarzı, kendi bencil karakterine rağmen zayıf bir birlik görünüşü sağlamak için çabalamaktadır.

Bugünün Avrupa’sı, yeni bir dünya düzenini fetheden, yöneten ve dayatan ülkelerin Avrupa’sı değildir. Gittikçe daha fazla Avrupalı, Avrupa’nın belirsiz geleceği hakkındaki sorulardan rahatsızdır. Yabancı kültürlerden, on binlerce göçmeni düzgün bir şekilde özümseyememe ve siyasi liderliğe nüfuz eden aşırılıklar, önümüzdeki yıllarda pek de iyiye işaret etmemektedir. Her şey ellerinde parçalanıyor ve daha da kötüye gidiyor,  hiç kimse gerçek bir çözüm sunmuyor. Ufukta, yeni nesil için parlak bir gelecek sağlayacak bir plan yok.

İnsanlık tarihinin eklenerek artan ümitsizliği yüzünden, aynı gemide birlikte olduğumuzu henüz anlamadık. Ya bir olarak yelken açarız ya da birlikte batarız. Suyun üstünde kalmak ve başarılı olmak için, İbrahim’in bağ kurma yöntemine, sessizce nesilden nesile geçtikten sonra büyüyen ve gelişen ve yalnızca insanlığın onu anlamak için olgunlaştığı zaman ifşa edilmek üzere, kitlelerden gizlenmiş olan Kabala bilgeliğine sahibiz. O zaman geldi, egoizmin zirveye ulaştığı ve onu dengelemek için bir yöntemin herkes tarafından erişilebilir olması gerektiği zaman geldi.

Bulgaristan’da Kasım ayının ortalarında gerçekleşmesi planlanan Dünya Kabala Kongresi, İsrailliler ve onlarca diğer ülkelerin temsilcileriyle birlikte, kıtanın her yerinden yüzlerce Avrupalıyı bir araya getirecek.  Farklı dilleri ve lehçeleri konuşanlar, hayatın her kesiminden, farklı yaşlardan ve çeşitli dünya görüşlerinden erkekler ve kadınlar olacak. Birlikte, farklılıkların üzerinde birliğe doğru,  Avrupalılar arasında ve Avrupa- İsrail ve dünyanın diğer bölgeleri arasındaki bağa doğru – binlerce yıllık ayrılıktan sonra eski uygarlığın yeniden birleşmesine doğru küçük ama önemli bir adım atmak üzereyiz

Amacımız, aramızdaki bağın gücü sayesinde, sıcaklığı yayan ve dünyaya destek veren, bir tek sevgiye dayanan yeni bir kule inşa etmektir. Bu sıcak bağ, yıllar içinde çözülmüş olan bağları yeniden oluşturacaktır. Birleşmiş bir Babil olmaya geri dönelim, ama bu sefer karışıklık olmadan: sadece tek uyumlu bir sesle şarkı söylemek için,  ortak bir arzuyla.

Kongre sona erdikten uzun süre sonra kurduğumuz bağın yararını ve olumlu hissini algılayacağız. Her katılımcı ve grup eve döndükten sonra, görünüşte fiziksel olarak bir kez daha bağ kesilse de hala bir aileye ait olma hissine sahip olacağız. Bizden yayılacak sıcaklık, bize sadece kişisel güvence ve yaşamın müreffeh bir perspektifini sunmakla kalmayacak, ayrıca tüm sorunlara bir çözüm olarak ve daha iyi bir dünyaya giden bir yol olarak farklılıkların üzerinde birliği ön planda tutan bir toplumun olumlu bir örneğini sunacaktır.

Bizler,  birleşebilen ve bağın önemini tüm olası yollarla yaygınlaştırabilen bu nesildeki ilk öncüler gibi hissedeceğiz. Bağımızın gücü, her Avrupalının kalbine dokunacak, kaybedilen umudu geri getirecek, herkesi bir parçamız olmaya: herkesi kucaklayan sıcak aileye katılmaya davet edecek.

Europe: The Babylon of Modern Times

 

Avrupa: Karanlıktan Işığa

Baal HaSulam, “Ulus”;  Bu nedenle, her ulusun, kendi içinde güçlü bir şekilde birleşmesi şarttır. Böylece ulusun içindeki her birey, bir diğerine içgüdüsel bir sevgiyle bağlanacaktır. …

Bu demek değildir ki, ulustaki her birey, istisnasız böyle yapacak. Bu, bu uyumu hisseden insanların, ulusu var etmeleri demektir. Ulusun mutluluğunun ölçüsü ve devamlılığı, onların niteliğiyle, kalitesiyle ölçülür.

Ulusu destekleyen gücün ölçüsü, ulusu birleştirebilecek olan Üst güce benzemesine bağlıdır. Böyle bir ulus tüm zorlukların üstesinden gelebilecektir; çünkü ıslahlar gerektiren kırılma ve parçalanmaları kendi içlerinde ortaya çıkarırlar.

Bu nedenle, daha çok güçlenerek ve daha fazla birleşerek tüm günahları sevgi ile örtmek için, yolda birçok sorunla karşılaşmamız gerekecek. Sadece bu şekilde mükemmellik ortaya çıkar.

Her seferinde daha daha fazla günah ifşa olur ve zıt koşulu, yani sevgiyi, onların üzerine inşa etmek gerekir; umutsuzluğa kapılmadan ve pes etmeden. Dünya böyle inşa edilir ve bu şekilde ıslaha gelmesi gerekir.

Sorun şu ki, Avrupa ülkeleri bu kadar çok sayıda mülteci varken nasıl birliğe ulaşabilir? Aslında tüm bu mülteciler, Avrupalı ülkelerin tüm farklılıkların üzerinde bağlı olmaları gerektiğini anlamalarına yardımcı olmaktadır. Mülteci dalgasının, Üst güç tarafından gönderilen ve yıkıcı olmayan bir dalga olarak görülmesi gerekir. Bu yıkımdır, ama ıslah amacıyladır.

Elli yıl önce, Avrupa’da böyle bir mülteci durumunu hayal etmek imkansızdı. Avrupalılar kendilerini çok fazla korudular; her milletin, Almanların, Fransızların, İtalyanların bireyselliğini korudular. Uluslar arasındaki sınırlar çok net ve keskindi.

Sonra aniden her şey büyük bir hızla değişmeye başladı. Üst programa göre, herkes içinde bulunduğu kırılmayı ifşa etmelidir. Yabancı güçleri içeri sokmadan, ıslahın gerekli olduğunu keşfetmek nasıl mümkün olabilir? Bu yüzden birkaç milyon insan Avrupa’ya girdi; kültürlerinde, eğitimlerinde, dinlerinde ve davranışlarında yabancı olan insanlar.  Artık belirgin bir zıtlık yoktur.

Sonuç olarak, Avrupalılar yavaş yavaş bir seçenek olmadığını anlamaya başladılar, yapabilecekleri tek şey bağ kurmaktır. Bu bağın nasıl sağlanabileceğini henüz keşfetmekteler. En akut ve uzlaşılamaz olan dini farklılıklar nedeniyle, ne kadar gerçek dışı olabileceği önemli değil; başka bir yol yok.

Avrupalılar, birlik ve bağa ulaşmanın anahtarını bulmanın gerekli olduğunu anlıyor. Ve anahtar, her şeyden önce, Kabala’nın sunduğu ‘tüm günahları sevgiyle örten’ integral (bütüncül) bağ yöntemindedir.

Bu, Üst gücün yardımı ile yerine getirilir. Kendi başımıza birleşemeyiz; yalnızca koşullarımızı yaratırız; böylece bizlerin, yani İsrail’in aracılığıyla, bir bağlantı kanalında olduğu gibi, Üst güç tüm halk kitlelerini etkilemeye başlayacaktır.

Bu onların rızasını gerektirmez; aniden farklı bir şekilde konuşmaya ve davranmaya başlayacaklar. Dün kökten dinci olmaları, hangi dine inandıkları, nasıl düşündükleri ve dünyanın yetmiş milletinden hangisine ait oldukları önemli değildir. Hepsi tek bir ulus gibi olacaklar.

Asıl mesele, Avrupa’nın sorunlar yaşadığı ve bir çözüm bulmamız gerektiğidir. Bu nedenle, özellikle Bulgaristan’daki Avrupa Kongresi öncesinde, Avrupa’daki ve dünyadaki bütün Kabalistik grupları birleştirmek çok önemlidir. Bu şekilde, Avrupa’ya bağ ve birliğin ışığını getirebiliriz.

Avrupa, karanlıkla, çaresizlik duygusuyla, ümitsizlikle ve bir çıkış yolunun yokluğuyla giderek daha fazla etkilenmektedir. Ancak, aniden çelişkilerin nasıl yumuşadığını, fikirlerin, düşüncelerin ve arzuların nasıl değiştiğini göreceğiz. Sonuçta, her şey düşüncede kararlaştırılır ve düşünceler aniden yenilenir.

Bu kadar kökten dinci ve milliyetçilerin, onlardan biraz farklı olan biriyle konuşmak istememiş olanların bile, aniden bu kadar değişmesi nasıl mümkün olabilir? Ancak, Üst ışık her şeyi değiştirebilir. Şimdi karanlığı koyulaştırdığı için onu ıslah edecek. Bizim için en önemli şey bunun için iletken bir kanal olmaktır, bizim işimiz budur.

Europe: From Darkness To Light

 

Sevgi, Başkalarının Arzularının Yerine Getirilmesidir

Soru: Kabalistler neden sürekli olarak “sevgi” kelimesini kullanıyorlar?

Cevap: Bizim özümüz ve tüm doğanın özü arzudur. Sevgi, karşılıklı memnuniyettir, sizin arzularınızı karşıladığımda ve sizde benimkileri karşıladığınızda ve yalnızca bu durum sayesinde artılarımız ve eksilerimiz birbirine bağlanır ve tek bir manevi bedene, tek bir arzuya dönüşürüz.

Soru: “Sevgi” yerine, “çekim gücü” dersem, bu doğru mudur?

Cevap: “Çekimin, birliğin veya bağın gücü” deyin.

Yorum: Sonuç olarak, “kişinin komşusuna sevgisi” ve “komşunu kendin gibi sev” cümleleri çok fazla kullanılmıştır ve bu bizim kafamızı çok karıştırmaktadır.

Yorumum: Anlıyorum. Hatırlıyorum, ben de bu konuda bocaladım. Şimdi bazı dünyevi çekiciliği, sevginin eş anlamlısı olarak düşünemiyorum. Sonuçta, bunlar hayvansal içgüdüdür.

Soru: Kabala bilimi, insanlar arasında doğru bağı kurmaktan oluşmaktadır. Bu sayede, Baal HaSulam’ın yazdığı gibi, daha önce içinde bulunduğumuz durumlardan enerji çağırırız. Enerji bizi etkilemeye başlar ve moleküllerin bir araya gelişiyle aynı şekilde, bizi bir araya getirir. Ancak onların yakınlaşması bilinçsizdi ve biz her şeyi bilinçli bir şekilde yapmalıyız.

Soru: Bu, diğer insanları daha yakına çekme eylemi nedir? Ne yapmalıyız?

Cevap: Diğer insanların arzularını algılamalı ve onları doldurmaya çalışmalıyız ve onlar da sizin arzularınızla aynı şeyi yapmalılar.

Belki de, her ne kadar çok zor olsa da, başkalarının arzularını bir şekilde hissedebileceğiz. Bunu nasıl yapacağımız hakkında hiçbir fikrimiz yok. Eğer onları doldurmak istersek, egoizmimizin buna ne kadar karşı koyduğunu hissetmeye başlayacağız. O zaman kendimizle savaşmalı, kendimizi başkalarından aşağı koymalıyız ve bu zaten manevi bir eylemdir.

Soru: Kendi arzularımı bile dolduramazken başkalarının arzularını nasıl yerine getireceğim?

Cevap: Zorunda değilsiniz. Arzularınızı rahat bırakın ve diğerlerininkini doldurun. O zaman sadece bu şekilde kendinizi doldurabileceğinizi göreceksiniz.

Soru: Fakat çok fazla arzuları var,  gün boyu sadece onları doldurmakla meşgul olmaz mıyım?

Cevap: Bu bütün gün kendinizi doldurmakla meşgul olacağınız anlamına gelir. Sadece başkaları aracılığıyla kendinizi doldurabilirsiniz. İşte bu nedenle insanlık giderek daha fazla harap oluyor.

Yorum: Evet, ama öyle hissetmiyorum. Onları doldurmaktan hoşlanmıyorum. Sadece birini seviyorsam, o zaman evet.

Benim Yorumum: Bu nedenle, onlara karşı sevgiye sahip olmayı talep etmelisiniz. Bu zaten egoizminizin üstündedir.

Love Is The Fulfillment Of Others’ Desires

 

İnanması Zor Ama Olacak

Dünyanın herhangi bir parçası mükemmel çalışmıyorsa, bu, bende bir hata olduğunu gösteren bir işarettir. Son ıslah, içinde şu anda yaşadığımız dünyada pratikte uygulanmalıdır. İhsan etme niyeti, doğru dağıtım, iyi ilişkiler – tüm bunların burada gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Herkes, diğer herkesi tamamlamakla ilgilenecek. Bu onların çalışması, en büyük arzusu olacaktır. Niyet, eylemle birleştirilmelidir. Sevgi, kişiye rehberlik edecek ve kişinin arzusunun, Yaradan’ın arzusu gibi olması için zorlayacaktır.

Buna inanmak zor ama olacak. Yaratılış programına göre, üst Işık tüm dünyalardan en alçak noktaya kadar inmeli ve tüm yaratılışı sonsuzluk dünyasına dönüştürmelidir. Islah olmamış ve ihsan etmeye dönmemiş tek bir parça bile bırakılamaz. Peygamberlerin yazdığı gibi: “Kurt kuzu ile yaşayacak…”, işte böyle olacak. İki zıt, barış içinde birlikte var olacak.

Tüm manevi dünyalar ve maddesel dünya tam ıslaha ulaşacaktır. Yani, tüm insanlarla böyle karşılıklı bir bağa ulaşmalıyım ki, Yaradan aramızda ifşa olacak ve İsrail içindeki birlikten, diğer tüm uluslara bağ yayılacaktır. Ve böyle bir bağ, tüm insanlıktan, tüm hayvanlara, daha sonra da bitkilere ve nihayet cansız doğaya yayılacaktır.

Her şey daha sonra dengelenmiş olacaktır. Şu anda, doğanın her seviyesi insanlığın etkisi nedeniyle dengede değildir. Dünya, herkesin herkesi tamamladığı ve birbirine dahil olduğu tam ıslaha, tam uyuma ulaşacaktır. Bundan şu sonuç çıkar ki insanlarla bütünleşen, en küçük parçacık, minik bir böcek bile olsa tüm dünyaları içerir.

En düşük nokta, tüm yaratılışın merkezi, tüm dünyalardan inişin son sınırı olan bu dünyanın ucu olarak adlandırılır. Islahın sonunda, bu dünya Atzilut dünyası ile aynı derecede önem kazanır. Ancak, şu anda gördüğümüz hayali maddesel formlardan; bitkiler, ağaçlar ve hayvanlardan söz etmiyoruz. Onların arkalarındaki güçlerden, kavramlardan bahsediyoruz. Bütün bu kavramlar, ihsan etme seviyesine yükseltilecektir.

Bizler hayali bir dünyada yaşamaktayız çünkü manevi güçler bize bu şekilde ifşa olmaktadır. Bu nedenle, fiziksel biçimleri düzeltmemize gerek yoktur, ancak manevi Kelim’i ıslah ettiğimizde, bu dünya değişir ve onun tüm parçaları birbirine nüfuz eder, birleşir. Gerçekten, kurt kuzunun yanında huzur içinde yaşayacak ve her şey bir bütün, tek bir HaVaYaH olarak birleştirilecek.

It Is Hard To Believe, But It Will Happen

 

Kişi Yaradan’ı Nasıl Algılamalıdır?

Soru: Yaradan’ı bir öğretmen aracılığıyla nasıl algılamalıyım: bir tür akıl olarak mı yoksa bir kişi olarak mı?

Cevap: Kesinlikle bir insan olarak değil! Bu tür görüntüler ortaya çıkarsa, onları derhal reddetmeliyiz.

Yaradan, istisnasız hepimizin içinde ortak bir güçtür. Bizi birleştirir ve doldurur. İçinde var olduğumuz ortak bir alandır. Bu alanın niteliği, mutlak sevgi ve ihsandır. Başka hiçbir şey değil.

How Should One Perceive The Creator?

Tüm Gücümü Onluma Vermek

Manevi çalışmanın ilk aşaması, onlu içinde çalışma bilincini edinmektir. Asıl mesele, hiç kimsenin grubun büyüklüğünü, Yaradan’ı, yolu ve harika bir hediye olan özel kaderimizin izlenimini yitirmesine izin vermeden, gruptaki herkesin, onlusunu desteklemesidir.

Bu, dolum hissetmediğimiz ancak ihsan etmek için ihsan etmek, Hafetz Hesed koşulunda kalmaya hazır olduğumuz bir düşüş sırasında kontrol edilir. Yani, her şeyimi, son gömleğimi kaybettim, ancak hiçbir eksiklik hissetmiyorum. Eğer hiçbir şeye sahip değilsem, tamam hiçbir şeyim yoktur; eğer bir şeyim varsa, bu da tamamdır. Aldığım şeyden memnun olduğumda ve daha fazlasını istemediğimde böyle bir “diyet”e devam ederim. Şöyle yazılıdır: “Hasid, sahip olduklarından memnun olan kişidir.” Haz, Hasadim ışığının, küçüklük koşulu olan Katnut’un işaretidir.

Benim için hiçbir şey parlamazsa ve doluma sahip değilsem, ben de iyi hissederim. Bunu ne için yaptığımı kontrol etmeme yönelik, yukarıdan verilen bir fırsat olarak onu kabul ederim. Hasadim’de, Katnut koşulunda mıyım? Eğer memnun değilsem ve doldurulmayı talep edersem, karanlığa lanet ediyorsam, o zaman Katnut koşuluna ulaşmamışımdır.

Aslında karanlıkta değilimdir, çünkü Üst ışık tüm evreni doldurmaktadır. Üst ışık merhamettir, Hasadim’dir ve ben onu henüz hissetmemekteyim. Bu nedenle, tüm çalışma Hafetz Hesed koşuluna ulaşmakla başlar. Bu zaten inançtır, her ne kadar tam olmasa da içinde Hochma’nın aydınlatması olacaktır, ancak şimdilik sadece Hasadim’dir.

Ve bu, Işık kaybolduğu ve alma arzumuzda karanlığı hissettiğimiz zaman kontrol edilir. Karanlığa rağmen, dostlara ve Yaradan’a yapışarak yolda kalmaktan başka bir şeye ihtiyacımız olmadığını kabul edebilir miyiz? Yani, bizler her gün derste olmak üzere, “kendin için bir RAV yap ve kendine bir dost satın al” için, doğru yönü seçerek “geceleri” çalışırız. Yaradan’ın bizi yönlendirdiği tüm koşullara karşı böyle bir tutum içinde olmak, çalışmamız için doğru bir test olacaktır.

Öncelikle küçüklük koşulu, Hafetz Hesed’e, ihsan etmek için ihsan etmek olan Hasadim’e ulaşırız. Daha sonra bu Hasadim ışığının içerisinde, onu başkalarına iletmek için Hohma’nın aydınlatmasını alırız. Başkalarına ihsan etmek için, kendi AHP’ımızı kullanmamız gerekir.

Başkalarına, onların içindeki ihsan etme arzularını düzelterek, Hasadim’i ihsan ederiz, ancak bunun için alma arzumuzu kullanmamız gerekmektedir. Hohma Işığı, bizim AHP’ımızda ifşa olur ve bizler, Hasadim ışığını ondan, aşağıda olanın GE’ine (Galgalta ve Eynaim) iletiriz. Bu, “kanın süte dönüştüğü” anlamına gelir.

Dostlarımı bağa getirmek için, bütün gücümü onluma vermeliyim. Onlardan arzularını, Yaradan’ın büyüklüğünü, amacın büyüklüğünü alırım, yazıldığı gibi: “Her biri dostuna yardım etti.” Hiç kimse kendisine yardım edemez. Kişi kendi başına, ihsan etmek için ihsan etmek denilen Hafetz Hesed koşuluna yalnızca tek bir noktada ulaşabilir, daha fazlasına değil.

Ve daha sonra, kişi onlu ile ilgili olarak kendini geliştirmeli, onları, dostlarının hiçbir eksikliği olmadığı bir koşula yönlendirmelidir. Birbirimize sadece karşılıklı ihsan etme nedeniyle bağlıyız. Kendim için hiçbir şey istemem; ancak başkalarına vermek zorundayımdır ve bu nedenle, ihsan etmek için alma arzularımı açarım ve dostumun bana ihsan etmesine izin veririm.

Örneğin, annemi ziyarete geldiğimde, her zaman aç olduğumu söylerdim ki beni besleyip bundan haz alabilsin. Benim için, buna almak denilemezdi, çünkü benim yemek istediğimden daha fazlasını annemin bana vermek istediğini ve ona bu fırsatı vermek zorunda olduğumu bilirdim. Bu dostlar arasında da aynıdır, çünkü aksi takdirde birbirimizi geliştiremeyeceğiz. Yazılıdır ki: “Gidin ve birbirinizden kazanın.” Hiç kimse kendi başına kazanamaz.

Give All My Strength To My Ten