Category Archives: Sevgi

Manevi Sevgi

Soru: Manevi sevgi nedir?

Cevap: Manevi sevgi,  kişinin tüm insanlığa olan sevgisini içerir, böylece tüm insanlık tek bir bütün gibidir, sevdiği bir kişi gibidir çünkü bu sevgi dolu tavırda Yaradan’ı ifşa ettiğini keşfeder, Yaradan’ı görür ve O’nunla bir ilişki kurar; O’nunla tüm doğayı, tüm insanlığı, tüm şimdiyi ve geleceği hissetmeye başlayacak şekilde iletişim kurar.

Doğanın Programını Anlamak

Doğa birdir ve bütün parçaları tam bir bütünlük içerisindedir, kasıtlı olarak özgür irade verilen, böylece onu kullanarak bütünleşmeye kendisi gelecek olan insan dışında. Ve geç kaldığı ölçüde, kendisi bağımsız adımlar atmak isteyecek ve üzerine düşen sopanın önüne geçip doğa ile bütünleşmek için çabalamaya başlayana kadar acı çekmeye itilecektir. Günümüzde bizler bu koşuldayız.

Bu yüzden depresyona giriyoruz ve aile ya da bu dünya bizi tatmin etmiyor. Uyuşturucularla dikkatimizi dağıtıyoruz, çocuk sahibi olmak istemiyoruz vb. Peki neden? Çünkü doğa kasıtlı olarak bize darbeler göndererek var olmaya değecek özel bir amaç arama zorunluluğunu hissetmemize neden olur. Doğa bizi yeni bir koşula böyle hazırlar.

Bunu hayatın her alanında görürüz. İnsanlar motivasyonlarını kaybederler ve hiçbir şey istemezler, böylece bir demografik kriz meydana gelir ve dünya her konuda yokuş aşağı gider. Bu, içimizde özel bir motivasyon yaratmak için doğa programında kasıtlı olarak ortaya konmuştur.

Bizler, doğanın niyetini, düşüncesini, bize ne tür bir provokasyonun sunulduğunu ve en güzel koşula nasıl gelebileceğimizi anlamak için varız. Sevgide, ailede ve dostlukta ve herhangi bir programın uygulanmasında en başarılı olabiliriz, aslında her şeyde başarılı olabiliriz.

O zaman dünyayı büyük ve küresel olarak göreceğiz ve nasıl çalıştığını, onu ve toplumu nasıl yeniden inşa edeceğimizi hissedeceğiz.

Duygu Ve Aklın Birliği

Dışsal bilimlerde ilham aklı bastırır çünkü duyguların hakim olduğu yerde akıl çalışmayı durdurur. “Aşktan aklını yitirdi.” diye söylendiği gibi.

Ama maneviyatta her şey tam tersidir; burada duygu ve ilham, edinim ekler ve derinlik yaratır. Manevi sevgi başlangıçta kısıtlama, perde ve yansıyan ışık üzerine inşa edilir yani arzunun emrettiği yerlere çekildiğimiz maddi dünyanın aksine, alma arzusunun üstesinden gelme üzerine inşa edilir.

Ancak maneviyatta, birlik ve sevgi için, yakınlaşmak için arzu, en baştan kişinin arzusunun üzerine çıkmak üzerine inşa edilmiştir. Bu nedenle duygular ve akıl çatışmaz, aksine ikisi de aynı yönde hareket eder.

Ve üstelik şu anda aklımda ve duyularımda olmayan bir şeye ulaşıyorum. Arzularımı veya hormonlarımı takip etmiyorum. Hem hislerimdeki hem de edinimimdeki her adım, egoizmime zıttır. İşte bu yüzden duygular ve mantık bu yolda birbirini destekler ve birbiri ile çelişmez.

Manevi Nitelikleri Takdir Etmek

Yorum: Bilge insanlar vermenin gerektiğini, arzuları kısıtlamamız gerektiğini söylüyorlar.

Cevabım: Öyleyse neden yapmıyorsun? Çünkü bu bilge insanlara inanmıyorsun.

Yorum: Hayır, aslında zor olduğu için. Biz insanlar bunu yapmaya çalışıyoruz. Bazen arzularımızı kısıtlamak işe yarasada, çoğu koşulda işe yaramıyor.

Cevabım: Bu gerekli olan, ihtiyaç duyulan, faydalı olandır. Ama bu her durumda karşılaştığımız bir görev mi yoksa bundan kaçınabilir miyiz? Burada birçok soru var. Neden kendimi, doğamı değiştirmek isteyeyim? Sonunda bundan kazancım ne?

Yorum: Manevi dünyanın ifşası.

Cevabım: Manevi dünyanın ifşası ne anlama geliyor? Kendi içindeki herkes için ihsan etme ve sevgi niteliğini ortaya çıkarmaktır, manevi dünyayı ifşa etmenin anlamı budur.

Dünyamızı egoist arzumuzda ifşa ederiz ve çevremizde gözlemlediğimiz şeyleri bu arzuda görürüz. Bana dahil olan ve egoizmimi dolduran her şeye “bu dünya” denir. Kim daha fazla egoizme sahipse bu dünyayı büyük hisseder. Çocuklar, hayvanlar ve bitkilerinki gibi küçük egoizme sahip olanlar bu ölçüde, egoizmi hisseder. Yani manevi dünya sadece ihsan etme ve sevgi niteliğinde hissedilir.

Bunu düşünmemiz gerekir: “Bundan ne elde edeceğim?” Sonuç olarak, sevgi ve ihsan etme niteliklerini, manevi nitelikleri takdir etmem ve saygı duymam gerekir. Ve eğer ne kadar önemli, gerekli olduklarını görürsem -kendim için değil, dünya için, başkaları için çünkü kendimi düşünmemeliyim- o zaman gerekeni yaparım.

Sevgi kendini değil, başkalarını sevmektir. Eğer diğerlerini iyi hissettirmek için her şeyi yapmak istersem, onları kendi iyi niteliklerimle, hislerimle, arzularımla doldururum.

Komşunu sevmek demek, dünyadaki her insanı komşun yapmak ve ona kendine verdiğinden daha fazlasını vermek demektir.

“Kendimi Sevmiyorken Komşumu Nasıl Kendim Gibi Severim?” (Quora)

İnsan doğası tamamen kendine hizmet eder ve egoisttir. Bu nedenle kendimizi sevmekten başka bir şey yapamayız. Kendimizden nefret etsek bile, örneğin intihar etmek istesek bile, bu yine de kendi kendine hizmet eden bir hesaptan ortaya çıkıyor. Egoizm doğamızın temelidir ve onun üzerindeki her şey kendini sevmekten inşa edilmiştir. Tüm davranışlarımızın tek nedeni budur.

Üst Sevgiye Nasıl Ulaşılır?

Soru: Üst yönetim gücü sevgidir ve ona akılla ulaşılamaz. Ona nasıl ulaşabiliriz?

Cevap: Üst yönetim gücü sevgidir. Buna ancak kişinin kendi içinde geliştirdiği ölçüde ulaşılabilir. Bizim dünyamızda, koşullarımızda bu duygu hiç yoktur.

Dünyevi sevgimiz egoisttir. Bir kişinin diğerine karşı doğru, doğal, gerçek tutumu değildir. Bununla birlikte, Kabala bize içimizde gerçek sevginin niteliğini oluşturan üst ışığı, üst enerjiyi çekme fırsatı verir.

Kendinizi Sevmeyi Bilmiyorsanız Başkalarını Nasıl Seversiniz?

Facebook’tan Soru: Kendinizi sevmeyi bilmiyorsanız, başkalarını nasıl sevebilirsiniz?

Cevap: Kendinizi çok seviyorsunuz ve eğer sizin dışınızdaki dünyayı hissetmeye başlamak istiyorsanız, başkalarını sevme pratiği yapmalısınız.

Başkalarını sevdiğinizde, ihsan etme niteliğini, gerçek sevgi niteliğini geliştirirsiniz ve kendinizi sevmekten başkalarını sevmeye geçersiniz ve böylece gerçekten dışınızda olanı hissetmeye başlarsınız. Sizin dışınız; uçsuz bucaksız ışıktır, üst dünyadır, yönlendirildiğiniz sonsuz bir durumdur.

Kenan Topraklarından İsrail Topraklarına

Soru: İsrail topraklarına Eretz İsrail denilmeden önce (“Eretz”, arzu anlamına gelen “Ratzon” kelimesinden gelir; “İsrail”, Yaradan’a yönelik demek olan “Yashar Kel” den gelir.), ona kendini küçük görmek anlamındaki “Ahnaa” kelimesinden gelen, Kenan deniyordu. Bir insan tam olarak neyi küçümser?

Cevap: Küçümseme, bu dünyada, bu arzuda bulunması gereken bir ön niteliktir. Arzunun ihsan etmeye, sevgiye ve bağa yönelmesi için Ahnaa durumundan geçmesi gerekir, ki bu egoizminin bastırılması demektir.

Egoizmin bastırılmasının ön aşamasına, daha yüksek özgecil eylemlere hazırlanışına Ahnaa veya Kenan denir.

Kişi İsrail Topraklarına girmeden önce egoizmini azaltmalıdır. Bu nedenle, önce bu toprak parçasına Kenan adı verildi ve daha sonra İsrail Toprakları olarak bilinir hale geldi.

“Bir Büyükbabanın Kalbi” (Linkedin)

İlk kez büyükbaba olduğumda ve torunumu ilk gördüğümde kalbim sevgiyle doldu. Onu kollarımda tuttum; onunla oynamak, onu iyi hissettirecek bir şeyler yapmak istedim. O zamana kadar hiç böyle bir duygu yaşamamıştım.

Sevgi, bu dünyada olmamızın sebebidir; dünyanın yaratılma sebebidir. Ancak büyükbabanın toruna olan içgüdüsel sevgisi gibi doğal sevgiden farklı olarak, yabancılar arasında sevgiden ziyade doğal direnç, yabancılaşma ve düşmanlık vardır.

Ancak hayat tam da bu duyguların üstesinden gelinerek şekillenir. Her canlı, dirençleri ve zorlukları aşarak gelişir. Bu “engeller” büyüme ve gelişme ihtiyacını yaratır. Zorluklar ve dirençler olmasaydı, evrim olmazdı ve insanlar asla var olmazdı.

Bu nedenle başkalarından ayrılma, onlara yabancılaşma ve düşmanlık duyguları olumsuz duygular değildir; onlar büyüme için kaldıraçlardır. Onların üzerine yükselmek ve büyümek istemediğimizde onları olumsuz olarak görüyoruz. Onları reddetmek ve onlardan korkmak yerine, büyümek ve kendimizi geliştirmek için fırsatlar olarak görseydik, onları memnuniyetle karşılar ve onlardan çok faydalanırdık. Üstelik onların üzerine yükselerek, o “engellerin” ortaya çıkmasından önce sahip olduğumuzdan daha büyük ve daha sıkı bir bağ oluşturabilirdik.

Örneğin, insan vücudunun karmaşıklığına kıyasla tek hücreli bir yaratığın karmaşıklığını düşünün. Onlar kıyaslanamaz. İnsan vücudu gibi karmaşık bir sistemin yaratılmasının nedeni, tam da tüm karmaşıklık düzeylerinin insan organizmasını oluşturmaya gelmeden önce karşılaştıkları engellerdir. Bu nedenle, bir anlamda, yaşamlarımızı, varlığımızı, bizden önceki seviyelerde ortaya çıkan nefret ve ayrılığa “borçluyuz”.

Bu bize, bugün aramızda ifşa edilen nefretle yüzleşme görevimizden kaçamayacağımızı öğretmelidir. Nefret, evrimi ve daha büyük birliği teşvik etmekten başka bir nedenle ortaya çıkmaz. Direnişimizle yüzleşmekten ve yeni ve daha sert nefret seviyesinin üzerinde birleşmekten kaçınırsak, kendi türümüzün evrimini engelleyeceğiz ve bunun bedelini ağır ödeyeceğiz.

Gezegenimizi saran toplumsal krizlere karşı tavrımız bu nedenle aile içinde olduğu kadar doğal değil, bilinçli ve niyetle olmalıdır. Kendimizi aile gibi hissetmediğimizi kabul etmeli, aile ilişkilerini örnek almak için çaba göstermeli ve aramızda bu tür ilişkiler kurmak için birlikte çalışmalıyız.

Buradaki anahtar kelime “birlikte”dir. Karşılıklı yabancılaşmanın üstesinden gelmek, nüfusun tüm kesimlerinin katıldığı karşılıklı bir çaba ile olmalıdır. Aksi takdirde, bir parça diğerini sömürecek ve tüm başarı bir iskambil destesi gibi yuvarlanacaktır. Gerçekten tek bir aile gibi hissedene kadar, ayrılığımızın üzerinde birlik oluşturmanın ne kadar önemli olduğunun bilincini yerleştirmeliyiz. Bugün hayatlarımız ve sevdiklerimizin hayatları buna bağlıdır.

Yaradan Sevgisine Ne Zaman Ulaşırız?

Soru: Komşuya duyulan sevgi ile Yaradan’a duyulan sevgi arasında bir fark var mıdır?

Cevap: Bizim ıslahımızda, denildiği gibi bir fark vardır: “Yaratılan sevgisinden Yaradan sevgisine.”

Biri olmadan diğeri olamaz. İlk olarak, komşumuza olan sevgiyi yeniden oluşturmalıyız.

Ve o zaman Yaradan için sevgiye ulaşırız. O’nun aramızda olduğunu ifşa ederiz. Başkalarıyla, verme ve onların koşulları için sorumluluk hissiyatıyla ilişki kurmaya başlarsam o zaman sevme koşulu gelir. Yani, kişinin komşusuna olan sevgisi sebeptir ve Yaradan’a olan sevgisi sonuçtur.