Category Archives: Sevgi

“Acı ve Bağışlama Arasında” (Medium)

Başkaları tarafından incitildiğimizde, son derece acı verir ve bu hayatımızda her an olabilir. Hemen sorular ortaya çıkar: Ne zaman affetmek için yer vardır ve ne olursa olsun affetmek nedir?

Haz almak, bize iyi gelen her türlü şeyle kendimizi tatmin etmek insanın doğasında vardır. Yemekten, seksten, aileden, paradan, onurdan, kontrolden, bilgiden ve her şeyden önce bunların birleşiminden haz almak isteriz. Arzularımızı yerine getirmek için sürekli çalışırız ve beklenen sonuca bağlı olarak belirli bir şeye ne kadar enerji yatırmamız gerektiğini düşünürüz.

Örnek olarak, özellikle bayram zamanı için güzel bir takım elbise almak istediğimizi varsayalım. Neredeyse bir haftalık bir işe eşdeğer miktarda para yatırırız ve büyük bir keyifle satın alırız. Uzun zamandır beklenen gün gelir, yeni takım elbiseyi giyer ve ağzı kulaklarına varan bir gülümsemeyle herkesin arasında dolaşırız. İnsanlar, “Ne güzel bir takım elbise” derler. Göğüs gururla kabarır.

Ve aniden birisi herkesin önünde, “Giydiğin o komik takım elbise nedir? Bu nasıl bir kostüm?” der. Ve o andan itibaren gerçeklik değişir. Herkes kıkırdar ve biz utançla dolarız.

O akşamın ilerleyen saatlerinde yine aynı kişiyle karşılaşırız ve o bize sessizce “Daha önce uygunsuz bir şey söylediysem özür dilerim” der. Hemen bir reddetme ile cevap veririz. Böyle bir af talebi, yapılan zararın tazmini midir? Kesinlikle değildir. Bu yüzden onu kabul etmeyiz.

Gerçek bağışlama, takım elbiseyi satın almak için yatırdığım büyük meblağ için, iltifat, saygı ve tanınma umutları almak için sahip olduğum ve aşağılama, alay ve utançla yer değiştiren tüm beklentilerimi telafi eden biri olmalıydı. İçimde biriken her şey için uygun bir telafiye ihtiyacım vardır.

Özür, genellikle yapıldığı gibi intikam yoluyla veya alternatif olarak, söz konusu kişinin samimi bir gönül almayla bana gelip, bana verilen zararı ve korkunç hakareti anladığına beni ikna etmesiyle yapılabilir. Diyelim ki kişi, örneğin on takım elbisenin daha satın alınmasını kapsayacak bir çek yazdı. Bu durumda, özrün gerçekten samimi olduğunu hissedersem ve çek de benim için yeterince saygın görünüyorsa, o zaman a, davayı hiç affetmeye ve olayı hiç olmamış gibi silmeye hazırımdır.

Esasen darbenin boyutu, onu kapsayabilecek telafinin boyutudur. Bağışlama, intikam, küçümseme, hakaret, yatırım, bunların hepsi yalnızca benim egosal haz alma arzumla ilişkili olarak ölçülür. Ego hala incinmiş hissediyor ve intikam istiyorsa, incindiği yer uygun telafi ile doldurulmadığı anlamına gelir. Kalpte açılan oyuk hala açıktır, bu yüzden gerçekten affedemeyiz.

Şimdiye kadar, hepimizin bildiği fenomenleri analiz ettik. Bir noktada, bir insanda intikam alma, onur arama, kontrol için mücadeleler ve savaş arzusunun bizim için son derece yorucu hale geldiği bir duygu ortaya çıkabilir. Bu, sağlığımızı, ilişkilerimizi, tüm hayatımızı mahveder. “Bütün bunlardan ne kazanacağım” diye kendimize sormaya başlarız, “Yaşamaya değer ne var? Hayattaki görevim bu mu, tek yapmam gereken bu mu?”

Bu içsel soruların uyanışı, bizi içsel gelişim arayışına, egoist doğanın sınırlarının üstesinden gelmenin bir metoduna götürür. Bu bilgelik, dünyadaki varoluşumuzun en büyük amacının doğanın evrensel gücünü, sevgi ve verme niteliğini keşfetmek olduğunu öğretir ve ona benzer bir nitelik kazanarak keşfedilir. Bu ifşa, maneviyat olarak adlandırılır çünkü her insanı daha yüksek, ebedi ve eksiksiz bir varoluş seviyesine yükseltir.

Bu nasıl olur? Genel olarak konuşursak, laboratuvar görevi gören küçük bir grupta sevgi dolu ilişkiler geliştirerek, birbirimizi tek başımıza başaramayacağımız şekillerde tamamlarız. Bir bedendeki farklı organlar gibi, birbirimizle uyum içinde bağ kurmayı öğreniriz. İncinme, telafi, intikam, bağışlama, bütün bu oyunlar, birbirimizle savaşmadığımızı anladığımız için, anlamını yitirir ama ortak bencil doğamız karşısında hep birlikte sınırlı hesaplamalarımızın üzerine çıkarız.

Birini incittiğimi fark ettiğimde, doğrudan o kişiye gider ve ona berbat ettiğim şeyi telafi etmek için ne yapabileceğimi sorarım. Ona daha yakın olmak, o kişiyle bağ kurmak ve aramızdaki sevginin gücünü geri kazanmak, elimden gelen her şeyi yapmak için. Ve eğer biri beni incittiyse, bunun onun suçu değil, insan egosu olduğunu hatırlarım ve o kişinin bunun üstesinden gelmesine yardım etmeye çalışırım. Bu şekilde yavaş yavaş dünyamızın, yaşamanın eğlenceli olduğu bir yer haline geldiği bir duruma yaklaşırız. Doğanın en yüksek gücüyle, karşılıklılık, destek ve güven içinde.

“Çocuklarımızı Başkasına Bıraktığımızda” (Medium)

Birkaç haftadır İsrail’in Qiryat Shemona kasabasındaki polis, beş anaokulu öğretmeninin bakımları altındaki on üç çocuğu istismar ettiği, bir çocuk istismarı vakasını araştırıyor. Web kameralarıyla belgelenen olaylar, öğretmenlerin çocukları bir elinden tutup havaya kaldırdıkları, yataklara fırlattıkları, başlarına battaniye örttükleri, üzerlerine yaslandıkları ve başlarının üzerindeki örtüyü kaldırmalarını engelledikleri fiziksel ve duygusal istismardan oluşuyordu. Kameralar, hükümetin birkaç yıl önce başka bir çocuk istismarı vakasının ardından, anaokullarında olan her şeyi belgelemeyi yasalaştırmasından sonra anaokuluna yerleştirilmişti.

Çocukların kimliğini doğrulamak için kaydedilen videoları izlemek zorunda kalan dehşete düşmüş ebeveynler, tamamı eğitimli ve sertifikalı öğretmenler olan kadınların çocuklarına karşı nasıl böylesi canavarlara dönüştüklerini anlamıyorlar. Annelik içgüdüleri neredeydi?

Burada dikkat etmemiz gereken iki şey var: 1. Daha önce de söyledim ve burada tekrar edeceğim, bir anaokuluna veya okula ne kadar çok kamera yerleştirsek de bu istismarı engelleyemeyecek. Birkaç yıl önce ilk söylediğimde insanlar bana inanmadı; her anaokuluna kameralar yerleştirme fikri onlara harika geldi. Kameraların tacizci öğretmenleri dizginleyeceğini düşündüler. O zaman bile bunun olmayacağını biliyordum çünkü insan doğası her türlü nasihatten daha güçlüdür ve kameraların varlığı tacizci öğretmenleri caydırmayacaktır.

2. Hiçbir kültürde ve hiçbir doğal ailede, anne her gün saatlerce evden ayrılırken, bebekleri bakıcıların ellerine bırakmak kabul edilebilir değildir. Bebekler en az iki yaşına gelene kadar her zaman evde annelerinin yanında tutulmalıdır. Doğal olan yol budur ve bundan vazgeçmiş olmamız, daha da ilerlediğimiz anlamına gelmez, doğadan koptuğumuz anlamına gelir. Suçlanacak ilk annelik içgüdüsü, öğretmenlerin değil çocuklarını onlara emanet eden annelerindir.

Bir annenin bebeği olduktan birkaç hafta veya birkaç ay sonra işe dönmesi gerektiği fikri temelde kusurludur. Kariyer ve refahı çocuklardan daha yüksek önceliğe koyuyoruz, bu yüzden çocuklarımızın incinmesine şaşırmamalıyız. İnsanlığın doğuşundan bu yana ve tüm doğada anneler çocuklarını bir başkasının bakımına teslim etmeyi hayal dahi edemezler. Sadece biz, ilerleme sayesinde, doğadan daha akıllı olduğumuzu düşünmeye başladık. Şimdi aptallığımızın bedelini ödüyoruz.

Dahası, insanlar giderek daha fazla narsisist hale geldiğinden, birçok sosyoloğun “narsisizm salgını” dediği şeyi deneyimlediğinden, çocuklarımızın istismar edilme riski şimdi eskisinden daha da büyük ve zamanla artmaya devam edecek. Büyüyen egoyu hiçbir şey durduramaz. Bu nedenle, öğretmenlerin savunmasız çocukları istismar etmesini hiçbir şey engelleyemez.

Kadınların çalışmasına karşı değilim ama bence bunu her çocuğun hayatının ilk birkaç yılında en azından evden yapmaları gerekiyor. Kadınların çocukları için orada olmaları gerekir ve ne kadar profesyonel ve şefkatli olursa olsun hiçbir yardımcı onların yerini alamaz. Okuyucular görüşlerimi geri kalmış veya modası geçmiş bularak alay edebilirler; onları oldukları gibi adlandırmayı tercih ederim: doğal.

Aile, ebeveynlik, çocuklar ve çocuk yetiştirme kavramlarının tamamını yeniden düşünmemiz gerekiyor. Sürekli kariyer işleri ve uzun saatler peşinde koşmamak için, hayatımızı nasıl yeniden düzenleyebileceğimizi anlamamız gerekiyor.

Artık evden çalışmaya alışırız sanıyordum ama görüyorum ki pek çok kişi ofislerine geri dönüyor. Bunun nedenini anlayamıyorum. Bundan kim kazançlı çıkıyor?

Kadınların yapmayı sevdikleri şeyi yapmaları gerektiğini düşünüyorum; geçimleri buna bağlı olduğu için değil, işlerini sevdikleri için çalışmalılar. İşleri onlara tatmin ve doyum vermeli ve onları daha mutlu etmeli, çocukları için daha fazla stresli ve endişeli değil.

Elbette kendi çocuklarını istismar eden anneler ve babalar da var. Bu, hepimizin geçmesi gereken eğitim sürecinin bir parçası. Bununla birlikte, bir bütün olarak, çocuk istismarını önlemenin tek yolu, çocukları annelerinin bakımına bırakmaktır. Düşüncemizi yeniden düzenlememiz gerekebilir, ancak bu anneler dahil herkesi daha mutlu edecek ve benim için önemli olan tek şey bu.

Sevginin Geliştirilmesi

Soru: Gücün bir birey ve bireyin davranışı üzerindeki olumsuz etkisiyle mücadele etmek için etkili mekanizmalar var mı?

Cevap: Uzun yıllar ve hatta belki nesiller boyunca, herkesin içinde, diğer herkes için yavaş yavaş bir sevgi gelişimi vardır. Başka hiçbir şey! Ancak bu şekilde egoist özümüzün üzerine çıkıp sevgi tarafından kontrol edilir hale gelebiliriz.

Yorum: Ancak bu uzun bir eğitim sürecidir.

Cevabım: Başka hiç bir şeyimiz yok.

“Evrensel Manevi Yasa Nedir?” (Quora)

Evrensel manevi yasa, “Komşunu kendin gibi sev.” diye yazıldığı gibi, bir sevgi yasasıdır.

Bizler, doğuştan gelen niteliklerimizden gizlenmiş bir boyutta var olduğu için bu yasanın dünyamızda algılanması ve hissedilmesinden yoksunuz. Bu yasayla bağ kurabilmek için, niteliklerimizi o boyuttaki niteliklerle eşitlemeliyiz.

Evrensel manevi yasayı keşfedebilir ve doğrudan kendimizden çıkarak deneyimlediğimiz boyutu ifşa edebiliriz. Başka bir deyişle, dünyevi dünyamız olarak bildiğimiz şu anda hissettiğimiz arzulardan çıkıp, “üst dünya” veya “manevi dünya” olarak adlandırılan bizim dışımızdaki arzulara girmemiz gerekir. Bunu yaparak, dışımızda olanı: evrensel manevi yasayı gerçekten hissedebiliriz.

“Hayatta En Önemli Olan Şey Sevgi Mi Yoksa Para Mı?” (Quora)

FTX kurucu ortağı Sam Bankman-Fried, cömert bir milyarder olarak bilinir hale geldi. 30 yaşına gelmeden 22,5 milyar dolar kazandı ama mütevazı yaşıyor, giyiniyor ve hayır kurumlarına çok para bağışlıyor. Böyle bir örnek şu soruyu gündeme getiriyor: Para vermek ve çeşitli hayır kurumlarına bağış yapmak gerçekten dünyaya yardım ediyor mu?

Bugün bir insan dünyaya ne kadar dolar saçarsa saçsın, dünya bunun bir kuruşunun dahi tadını çıkarmıyor. Dünyanın paraya ihtiyacı yok. Bugün dünyanın ihtiyacı olan şey sevgidir.

Maddi bir bolluk dünyasında yaşıyoruz ancak sevgi söz konusu olduğunda aynı dünya, bir çöl.

Yakın gelecekte insanların hayatta neyin önemli olduğuna dair farklı bir tavır keşfedeceklerini umuyorum. Artık sadece hayatta kalmak, hatta zengin olmak için bütün hayatımız boyunca mücadele etmemiz gereken zamanlarda yaşamıyoruz. Bugün, bize daha derin ve daha içsel bir bütünlüğü keşfetme fırsatı sunan farklı koşullara sahibiz. Üstelik gerçek mutluluk, bu tür bir bütünlüğü keşfetmeye bağlıdır.

Ve bu bütünlük, sevgidir. Sevgi, paradan çok daha güçlüdür çünkü onun tatmini kapsayıcıdır ve ona ulaştığımızda bizi tamamen doldurur. Bu nedenle, gerçekten ihtiyacımız olan şey sevgidir.

“Sonsuz Enerji Mümkün Mü?” (Quora)

Doğanın bize karşı tutumunda, koşulsuz sevgi ve ihsan etme tutumunda sonsuz enerji vardır.

Doğa bir sevgi, ihsan etme ve bağlantı gücü olduğundan, bu gücü başkalarına fayda sağlamak için kullandığımızda, sonsuz enerji, ışık ve güzellik kaynakları keşfederiz.

Esasen, her şeyi başkalarına fayda sağlamak için kullanmamız şartıyla hiçbir eksiğimiz yoktur. Doğada neden böyle bir durum vardır? Çünkü doğa bir bütündür. Doğayla doğru bir ilişki kurabilmek için,  insanlık olarak bizim de doğa gibi bütün olmamız gerekir.

Bu nedenle, doğanın bizimle; mutlak sevgi ve ihsan yoluyla ilişki kurduğu gibi birbirimizle ilişki kurduğumuz bir noktaya kadar insan bağlarını geliştirmeye yatırım yapmalıyız. O zaman bu enerjiyi başkalarının yararına kullandığımız için sonsuz enerji keşfederdik.

“Anne, Savaş Neden Var?” (Medium)

Ukrayna’nın güneyindeki Mariupol’daki bir çocuk hastanesinin içler acısı bombalanması, gazetecilere oğlunun kendisine “Anne, savaş neden var?” diye sorduğunu söyleyen annenin hikayesini akla getiriyor. Birkaç hafta önce, insanların artık eskisi gibi savaşmadıklarını, bunu geride bıraktığımızı söyleyerek oğlunun endişelerini hafiflettiğini söyledi. Şimdi, o ve oğlu, kocası cephedeyken, derme çatma bir bomba sığınağı olan metro istasyonunda saklanıyorlardı.

Bugünlerde pek çok çocuk, önceden haber verilmeden içine atıldıkları korkunç koşulların bir sonucu olarak, böyle zor sorular soruyor. Ama çocuklar savaşı bizim düşündüğümüzden daha iyi anlıyor. Sonuçta, onların hayatları günlük birer mücadele. Sosyal durumlarda sorunsuz bir şekilde manevra yapmamızı sağlayan sosyal becerileri kazanmadıkları için, anaokulundaki veya okuldaki her gün onlar için bir savaştır.

Onlara doğru ve yardımcı olacak bir cevap vermek için, egomuzun tüm savaşların nedeni olduğunu söylemeliyiz. Ego kendini tatmin etmek ve başkasını dikkate almamak ister.

Daha sonra onlara, çocukların bir oyuncak için çekiştikleri gibi, büyüklerin de toprak parçaları için çekiştiklerini söylemeliyiz. Aynı şekilde, çocuklar kavga ederken sopa veya plastik kürekle birbirlerine vurabilirler, yetişkinler ise tank ve uçak kullanır.

Çocukluktan yetişkinliğe değişen hiçbir şey yoktur: Bir başkasında benim istediğim ya da benim olması gerektiğini düşündüğüm bir şey var ve ben onu gerekirse zorla alacağım. Ego böyle çalışır ve tüm savaşların nedeni budur.

Büyüklerin “oyuncaklarından” saklanan bir çocuk, bu mesajı çok net anlayacaktır. Bu bizim, kavga etmenin iyi olmadığını, birbirimizi önemser ve birbirimizle paylaşırsak herkesin daha fazlasına sahip olacağını ve istediklerimiz için savaşmak veya istediklerimizi korumak zorunda kalmayacağımızı, ne yazık ki çok canlı bir şekilde açıklama şansımız.

Çocuklar paylaşma dersini bir kez içselleştirdikten sonra bu ömür boyu onlarla kalacak. Bu, hayatları boyunca başkalarıyla olan ilişkilerinde onlara yardımcı olacak ve umarım, annelerinin bu net açıklamaları sayesinde gelecekte savaşlardan kaçınabilecekler.

Başkaları Olmasaydı?

Soru: Bir insan neden birini sever ve bir başkasından nefret eder? Herkese eşit davranmak daha iyi olmaz mıydı? Neden böyle zıt kutuplar var?

Cevap: O zaman neden herkese ihtiyacım var? Bir kişi bana yeterdi. Ve böylece birçok farklı insan olduğu gerçeğinden yola çıkarak kendimi geliştirebilir, kendimi başkalarına yansıtabilir ve kendimi inceleyebilirim. Sonuçta, eğer başkaları olmasaydı, kendimi tanıyamazdım.

Soru: İnsana neden nefret verilir? Nefret olmasaydı her şey çok daha kolay olurdu.

Cevap: Hiç de değil. Nefret, sahip olduğumuz en büyük kazanımdır çünkü inşa edilebilecek her şey, nefreti reddederek ve iyiyi inşa ederek; sevgiyi inşa ederek tam olarak nefretin üzerine inşa edilebilir.

Soru:  Nefret duygusu kişinin gelişimine yardımcı mı oluyor?

Cevap: Evet, bu yukarıdan gelen bir yardımdır. Bu nedenle, insanın kötü eğilimi hakkında bunun “size karşı bir yardım” olduğu söylenir. Kötülüğe, sizin karşınızda duruyormuş gibi bakarsanız, size yardımcı olacaktır.

“Sevgisiz Yirmi İki Milyar Dolar” (Linkedin)

Kripto para finans endüstrisindeki en merak edilen kişilerden biri Sam Bankman-Fried’dır. Sadece birkaç yıl içinde, iki üniversite profesörünün sıradan bir oğlu olmaktan, net değeri 22,5 milyar ABD doları olan, otuz yaşın altındaki (yirmi dokuz yaşında) en zengin kişiye dönüştü. Forbes 400 listesine göre, 2021 için dünyanın en zenginleri listesinde 32. sırada yer alıyor. Ancak daha da olağanüstü olan, Bankman-Fried’in bu zenginliği dağıtmayı planlıyor olması. O, Utilitarizme/Faydacılığa inanıyor ve servetinin büyük çoğunluğunu hayır kurumlarına bağışlamayı planlıyor.

Ne yazık ki, amaçları ne kadar asil olursa olsun, daha fazla para hiçbir şeyi çözmez ve hatta iyileştirmez. Dünya her şeye fazlasıyla sahiptir, bolluktan herkesin faydalanmasını sağlayacak tek şey dışında: sevgi. Bundan hiç yok.

Yirmi iki milyar dolar, insanlar arasında sevginin gelişmesine yardımcı olabilir, ancak bunu yapmak için önce sevginin ne olduğunu bilmemiz gerekir. Şu an sevgiden anladığımız, bizi iyi hissettiren şeyi sevdiğimizdir. Başka biri beni iyi hissettiriyorsa, o kişiyi seveceğim. Vermek beni iyi hissettiriyorsa, vermeyi seveceğim. Ama bunlar beni sevgi dolu bir insan yapmaz.

Küçük kızım çocukken bir akşam yemeğe oturduk ve balık yedik. Sevgi hakkında konuşmaya başladık ve ona sevginin ne demek olduğunu açıklamaya çalıştım. Tabağındaki balığı işaret ettim ve “Balık sever misin?” diye sordum. Coşkuyla yanıtladı, “Balığı severim!” Ben de, “Öyleyse balığı öp” dedim. Yüzündeki gülümseme her şeyi anlatıyordu. Sevdiğinin balık değil, ağzındaki onun etlerinin tadı olduğunu anladı.

Sevmek, karşındakinin istediğini karşıdakine vermeyi istemek, sevdiğini memnun edecek şekilde düşünmek, hayal etmek ve hareketlerini planlamaktır. Sevgi, kendinizi diğer kişinin bakış açısına göre gizlemek ve bu anlayışı diğer kişiyi nasıl memnun edebileceğinizi görmek için kullanmaktır.

Para bunu öğretemez. Sadece böyle olmanın nasıl bir şey olduğunu bilen insanlar bunu başarmanıza yardımcı olabilir. Nasıl ki hiç yürümemiş bir insanı zorlayıcı bir yolda rehber almayacağınız gibi, gerçek, özverili bir sevgiye ulaşmak istiyorsak, bunu başaranların peşinden gitmeliyiz.

Tabii ki, herkes bunu başardığını iddia edebilir ve kimin dürüst olduğunu ve kimin olmadığını bilmenin bir yolu yoktur. Bu nedenle, verebileceğim tek tavsiye, kalbinizin sesini dinlemek ve öğretmenin size özverili sevmeyi mi yoksa öğretmenini sevmeyi mi, yoksa başka türlü kötü sevgiyi mi öğrettiğini sürekli incelemenizdir.

Aramızda özverili sevgiyi geliştirmeyi başarırsak, milyarlarca dolara, hatta milyonlara ihtiyacımız olmayacak. Tek ihtiyacımız olan bizleriz ve bunun içinde bolluk vardır.

 

Dil Antlaşması

Soru: Dil antlaşması ne anlama gelir? Bu, hakkında konuşmamıza izin verilmeyen şey midir?

Cevap: Dünyamızda dört manevi antlaşmanın tamamı çok karmaşık ve özel yasalardır.

Dil antlaşması, kişinin sözleriyle, ilk üç yasadaki gibi düşüncelerle değil, tam olarak sözlerle, kendini ifade ederken hiçbir yaratılana zarar vermemeye dikkat etmesi gerektiği anlamına gelir.

Kişi ihsan etme ve bağ için çalıştığında, tüm dünyayı sadece dostlarına göre değil, diğer insanlara ve hatta hayvanlara karşı da mükemmel olarak algılamalıdır. Bu nedenle, kimse hakkında eleştirel açıklamalar yapmayız. Tüm dünyayı Yaradan’ın bir eylemi olarak algılar ve O’nun yarattıklarından herhangi birine sözlü veya zihinsel zarar vermekten kaçınırsınız.