Category Archives: Realite

Gelecek Dünya, Şimdi ve Burada

thumbs_laitman_562_03Soru: Şu anda yaşamımda görmekte olduğum dünya, hangi yönden, gelecek olan dünyadan şu söylenildiği gibi farklıdır: “Dünyanı hayatında göreceksin,” (Berahot 17a)

Şu anda ben canlıyım ve herkesin görmekte olduğunu görüyorum, nefretle dolu bir dünya. Bu, tüm sistemi bir ayrılık, nefret ve ilişkilerimizde birbirimize karşı güvensizlik durumuna getiren, engin, uçsuz bucaksız bilgisayardan, bahsetmiş oldukların hakkında, ne çeşit bir faydam vardır?

Cevap: Bu tüm devasa büyük, daha üst mekanizmayı ve bizleri, O’nun seviyesine yükselerek, O’nun gibi olacağımız gelişime getirmek için bizlerle nasıl oynadığını anlıyorum. Denmiştir ki, “ Çocuklar, cennetteki babalarına (Yaradan) geri dönecektir,” (Vayikra Rabbah 1:3) Sonrasında, O’nu haklı çıkarırım, O’nu anlarım ve şimdi, beklemeye gerek kalmadan, her zaman o seviyede yaşamak için, ne şekilde davranmam gerektiğini görürüm.

Kabala bilgeliğini çalışmaya başladığım anda, bunu yöneten gücün seviyesine yükselme olasılığım vardır. [158743]
Israeli Radyo Programı 103FM, 12/04/2015

Tüm Evren İnsanın İçindedir

thumbs_laitman_433_02Soru: Neden Kabala Bilgeliği, kişiyi parametrelerden biri olarak çalışmanın içine getirip, tüm evren üzerinden doğanın tüm kanunlarını araştırır?

Cevap: Bu çalışmayı gerçekleştirmek için başka bir fırsatımız var mı ya da bedenimizden dışarı çıkmak gibi? Dünyanın tüm resmi, içimde sadece hislerim olarak belirir. Ve eğer ben yok olursam, o zaman resim de benimle bağlantılı olarak yok olacaktır.

Bu dünya ben olmadan mevcuttur ve eğer böyleyse benim onu gördüğüm şekilde mi vardır ya da farklı başka bir formda, söyleyemediğim farklı dalga boylarında mı? Ben hâlâ herşeyi vücudum üzerinden algılıyorum.

Soru: Bir Kabalist dünyayı nasıl görür?

Cevap: Kabala Bilgeliği “almanın” bilimidir, yani, bir Kabalist, kişinin gerçekliği algılamasını araştırır. Belli bazı aksiyonlar sayesinde, kişi kendini değiştirmeye başlar ve içsel değişikliklerine bağlı olarak, kişinin dünya görüşünün de nasıl değiştiğini araştırır.

Bir Kabalist, kişinin içsel özelliklerini, arzusunun şeklini, algılamasını, dışarıda onu çevreleyen gerçeklikte  neler olduğunu ve bunlarla nasıl iletişime geçeceğini değiştirir. Kişi, arzularıyla ve dışsal gerçeklikle olan bağlantısıyla, bunların üzerine yeni dünyaların inşa olacağı şeklinde  çalışmaya başlar.

Şimdi, bir çok farklı nesneler ve olayları içeren geniş bir dünya içerisinde olduğumuzu hissediyoruz. Arzularıyla aktif olarak çalışmaya başlayan kişi, bunlar üzerinde yeni bir dünya, yeni bir gerçeklik inşa eder.

Kişi, fiziksel bedeni içerisinde yaşamaya ve beş duyu organı vasıtası ile dünyevi resmi algılamaya hâlâ devam eder. Bu resim, gerekli temel olarak sabittir. Ancak, buna ek olarak, Kabalist, ilave dünyayı onlarla hissedeceği yeni beş duyusunu yaratır.  Kabalist, beş fiziksel duyu organında varolan bedenine ilave olarak, bu yeni dünyayı görür, hisseder, onunla çalışır ve içinde yaşar.

Bu yeni duyu, üst dünya ya da manevi dünya olarak adlandırılır. Ve beş fiziksel duyusuna göre, kişinin daha önce varolduğu ve orada kaldığı, eski algılama, bu dünya ya da dünyamız olarak adlandırılır.

Eğer, “bedenimiz dışındaki”, bu ilave beş duyusal algılamaya sahip başka kişiler de varsa, bu kişiler birbirleriyle iletişime geçebilirler.

Soru: Eğer benim tarafımdan algılanan bütün dünyanın resminin, içsel özelliklerime göre olduğunun farkına varabilseydim, bu bana yeni bir çok olaylar açabilecek miydi?

Cevap: Herşeyden önce, tüm algılamanın kişiye, gözlemciye bağlı olduğu konusunda hemfikir olmalıyız. Ve eğer hiç bir insan olmasaydı, bu evrenin gerçekliğini ifşa edemeyecekti. Evren, sadece bizim algılamamızda mevcuttur.

İnsanların dünyada ortaya çıkmalarından ve onu keşfetmelerinden önce var değildi. Nihayetinde, evren sadece kişi ile olan ilişkisine göre ortadadır. Örnek olarak, 10 yıl kadar önce, evrenin 14 milyar yıl önce ortaya çıktığını öğrenmiştim. Ancak aslında, bu gerçekliği, bu gerçekliğin objektif olarak zaman ve yer gibi sınırlamalarına karşı aklımda algılayan benim. Tüm bunlar görecelidir ve sadece kişinin içinde mevcuttur.

Kab TV “Dünyaların Buluşması” 05.12.2014

Bir Kabalist’in Gizli Uygulamaları

Soru: Kabala Bilgeliği’ne niçin gizli bilgelik adı verilir? Bir Kabalist’in gizli çalışması nedir?

Bir Kabalist’in uygulamalı çalışması şu şekilde olur: o bir asansör gibi, egosunun seviyelerinde veya ihsan ediş seviyelerinde inebilir ve çıkabilir.

En alt kattan egoya kadar düşebilir ve daha sonra da zemin kata yükselebilir ve 125 basamağı tırmanmaya başlayabilir.

Bununla birlikte, kişinin içinde her çeşit içsel değişimler olur. Bir çocuk seviyesinden, bir genç seviyesine, yetişkin veya yaşlı bir adam seviyesine yükselme fırsatı olur ve bundan sonra da yeniden en alt seviyelerden birine kadar devamlı olarak inebilir.

Kabalistlere ilişkin merdiven üzerinde inişte veya çıkışta, içinizdeki tüm parametreleri ve özellikleri değiştirebilmeniz mümkün olup, kendi içinizde bunu ayırabilir ve değiştirebilirsiniz. Bizler sanki bir programcı gibiyiz, kendimizi yönetiriz ve her seferinde de dünyayı aynı şekilde ve aynı biçimde, hedeflediğimiz şekilde görürüz. Bunlara da Kabalistler’in gizli uygulamaları adını verebiliriz.

Bizler dünyamızın çerçevesi içerisinde bulunuyorsak, zaman içinde, uzay ve dünyalar içerisinde zamanlara göre; bizler dinazorlar devrinde kendimizi bulabilir ve aramızdaki bütün seviyeleri seyredebiliriz.

Büyük Kabalist Baal HaSulam, dünya kürenin yaratılış tarihini ve onun tüm oluşum periyotlarını yazılarında anlatmıştı. Fakat kendisi bunu yapabildi. Jeoloji tahsilini yapmış olduğundan dolayı değil, çünkü bütün bu seviyeleri görmüş olduğundan dolayı bunu yapabildi.

Bunların içine girebilmek kendisi için zor değildi. Sanki eline dürbünü, mikroskobu veya teleskobu almıştı. Nitekim kendisinin kişisel ve içsel aygıtlarına göre, o her devri görebilmek ve edinebilmek için doğru şekilde kendisini odakladı.

Bütün bunlara gizli Kabalist uygulamaları adı verilir. Aslında bütün bunlar gizli değildir. Fakat bir Kabalist bunu diğerlerine nakledemez veya ifade edemez. Yalnızca kendisi için bunu kullanabilir, çünkü bunlar onun içsel özellikleridir. Herkes kendi içsel vizyonunun alanını genişletmeyi öğrenebilir. Bunu yapabilmek için de, metotsal açıdan, ciddi şekilde Kabala Bilgeliği ile ilgilenmesi ve kendisini bir Kabalist’e dönüştürmesi gerekir.

Böylece kendisini doğru şekilde odakladığında, kişi kendisi dışına çıkabilir ve dünyamız üzerinde, evrimin her safhasında seyahat edebilir. Nitekim dünyamız bizim için küçücük, önemsiz ve gri olup,  Kabala Bilgeliği’ne göre ise, dünyamız yalnızca bizim düzeltilmemiş algılayışımız ve hayal gücümüz içinde yaşar.

22.10.2014 tarihli Kabtv’den ”kısa hikayeler”

Var Olan Her Şey Tam Etkileşimle Bağdadır

Haberlerden (The Epoch Times): “Japonya’daki Tohoku Teknoloji Enstitüsü ve Kyoto Üniversitesi’ndeki bilim adamlarının ortak çabaları sayesinde, araştırmacılar insanların aslında bir amaca yönelik biyoluminesans organizmalar olduğu keşfettiler.

“Doğal olarak, insanların yaydığı ışık çok parlak değil. Hatta, gözlerimizin görebileceğinden 1000 kat az. Bununla birlikte, bilim adamları bu sönük ışığın aşırı duyarlı donanımlar olan kriyojenik CCD Kameralar tarafından çekilebileceğini keşfettiler.”

“Dr Fritz-Albert Popp. Biyofotonu keşfeden Alman Fizikçi, Neuss-Almanya’daki Uluslararası Biyofizik Enstitüsü’nün Kurucusu.

“Biyofotonlar, ya da biyolojik sistemlerin aşırı zayıf foton ışımaları, tayfın görüş mesafesindeki zayıf elektromanyetik dalgalardır – başka bir deyişle: Işık. Bitkilerin, hayvanların ve insanların bütün yaşayan hücreleri; gözle görülemeyen ancak Alman araştırmacılar tarafından geliştirilmiş özel donanımlar ile ölçülebilen biyofotonlar yayar.

“Bu keşiflere dayanan biyofoton teorisine göre, biyofoton ışığı organizmanın hücrelerinde – daha doğrusu, çekirdeklerindeki DNA moleküllerinde –  depo edilir. Dinamik ışık ağı sürekli açığa çıkar ve DNA yoluyla emilerek hücre organellerini, hücreleri, dokuları ve organları beden ile birlikte bağlar, organizmanın başlıca iletişim ağında görev yapar ve bütün hayat işleyişinde ana düzenleyicidir.”

Kaynak: http://transpersonal.de/mbischof/englisch/webbookeng.htm

Benim Yorumum: İşte hücrelerin biyofoton ışınımı vasıtasıyla var olan her şeyin eksiksiz bağlantısının bir başka ispatı. Bu iletişim yollarından biridir.

 

Bilincin Bir Tıklaması İçin Dünya Savaşı

Soru: Yolumun tüm safhaları önceden belirlenmişse yaşamımın mutlak bir sonucunu özgür irademle değiştirebilir miyim? Yaşamım Kabala Bilgeliği ile veya bu bilgelik olmaksızın nasıl farklı olacaktır?

Cevap : Bu çok devasa bir farktır.

Farz edin ki okula gitmek istemiyorum ve ayrıca ailem tarafından da dövülüyorum. Aynı şey de burada: Bacağımı kırdım, ülkem savaş halinde, doğal afetler var; anne babaya ait tutumlar daha gerçekçi olarak hissedilir. Bu problemler vasıtasıyla yapmam istenenleri yapacağım. Ve dahası; bazen okuldaki cezadan kaçmayı başarsam bile bundan daha fazla indirim şansım yok; kaçacak hiçbir yer yok.

Ben Maneviyat’ın yoluyla, ızdırabın yolu arasındayım ve buradaki seçimim hayatımı değiştirir. Bunu ızdırabın değişik çeşitleri olarak hissetmemize karşın, bu gerçekten de hayat veya ölüm meselesidir. Piyangodan bir milyon dolar kazanmak isteyen ama sadece yüz bin dolar kazanan bir kişinin durumuyla 15 yıldır yatalak olan birinin durumu aynıdır; her iki durumda da hissedilen ızdıraptır.

Soru: Ama hala daha bir bacak kırmak zorunda mıyım?

Cevap : Eğer bu yaratılışın amacına doğru davranışını değiştirecek tek unsursa: O zaman evet. Ancak sen “zamanı hızlandırma” yolunu takip edebilir ve tutumunu değiştirebilirsin ve işte o zaman ızdırapları hayvansal seviyeden konuşan (insan) seviyesine doğru aşacağından dolayı bacağını kırmak zorunda kalmayacaksın.

Işık ve kaplar, biri tek diğerine ters olmak zorundadır. Hayvansal seviyede, bu durum şöyle ifade edilir; hadi şöyle diyelim: Bacağını kırmak, birinin maaşından mahrum kalması, veya bir yangın, ciddi bir hastalık, vs.. Ancak eğer konuşan seviyeye doğru acıların üzerine yükselirsen bunu deneyimlersen ve şu anda ihsan edememekten dolayı üzgün hissedersen, işte bu senin problemindir ve senin nereden ızdırap çektiğindir. Düzelten Işık, sana bu hissi verir ve o zaman artık dünyevi felaketlere ihtiyacın kalmaz.

Ayrıca daha birçok dünyevi sorun manevi olandan daha fazla istenir. Örneğin binlerce yıl yataktan kalkamayacak kadar hasta olmak, sevginin sızılarının bir anını deneyimlemek gibidir. “Yaradan’ı neden sevmiyorum?” İşte bu, seviyeler arasındaki farklılıktır ve evde ışıklar söndüğünde küçük bir çocukla bir yetişkinin durumunu kıyaslamak gibidir. Bu kıyaslanamaz bile.

Krizin nasıl yayıldığına bir bakın: Hiç kimse korunmuyor ve güvende değil. Hislerinin arasından sadece küçük bir çomak koymak için, dünya insanı yoldan çıkarmak anlamına gelen korkunç ızdıraplar tarafından tehdit ediliyor. O zaman bir Üçüncü Dünya Savaşı’ndan sonra insan doğanın etkisi altında olduğunu keşfedecektir. O zaman da bu savaş, bir başka küçük çomak anlamına gelecek Dördüncü Dünya Savaşı’yla yer değiştirecektir: “Ahh, doğayla dengelenmem gerekiyormuş.” Diğerlerinin üzerinde Beşinci Dünya savaşı, insana ihsan etmenin gerekliliğini gösterecektir ve bu böyle gider.

Işık’ın sadece birkaç ay içinde açabileceği elektrik düğmesini, korkunç felaketler yıllar sürecek ızdıraplarla açabilecek. Doğru çalışmadan geçerek, kişi başka bir seçeneğinin olmadığını bir ay içinde anlayabilir. Bu sebeple mesajımızı olabilecek en hızlı şekilde tüm dünyaya aktarmak zorundayız.

(15 Kasım 2012, Günlük Kabala Dersi 4. Bölüm, Kabala Bilgeliği’nin Özü)

Öteki Boyuta Geçmek

Soru: Beden olmaksızın ya da onun dışında bir başka formda var olmanın anlamı nedir?
Cevap: Bilgi var; bilgi taşıyıcıdır ve bu bilgiyi hisseden insan var.  Ve onların hepsi değişebilir. Bilgi (zihin ve daha üzeri) sadece bir proteinde, silikonda veya diğer bir taşıyıcıda, bir materyalde bile ve hatta beyinde bile var olmaz.
Bilgi kendi özünde bir materyal değildir. Bilgi, bir materyal taşıyıcıdan geçmesi suretiyle onu algılayan bizleriz. Biz halihazırda bir proteinden, bir canlı taşıyıcıdan (beyinden) cansız olana bilgi aktarabiliyoruz. Bütün evrimimiz, bize aşamalı değişimlerle, ilk doğal formundan aşamalı uzaklaşarak bilgi taşıyıcısının içinde yol göstermektedir: Konuşmadan geçip, değişik taşıyıcılar üzerinde yazmaya ve ardından sanal uzayda bilgiyi kaydetmeye ve programlamaya.
Bugün, vücudun önemini kaybedeceği, hislerin başka bir boyuta aktarım yapacağı (verme niteliği) başka bir duruma açılan bir eşikte duruyoruz; şöyle ki bilgiyi beynin taşıyıcısından daha mükemmel olmak için alma niteliğinden daha başka bir niteliğe; verme niteliğine doğru değiştireceğiz.

Çocukluk Dönemi Bittiğinde

Her geçen gün dünya bizlere daha sert şekilde, ciddi ve inatçı bir biçimde davranıyor. İnsanlar, isteyerek ya da istemeyerek, bir şeyler olmalı veya zaten oluyor diye hissediyorlar. Dindar olanlar bu durumu daha yüksek bir güce bağlıyorlar; laik olanlar ise suçu doğaya yüklüyorlar. Öyle ya da böyle, dikkatimizi odaklamamız ve harekete geçmemiz için bizi zorlayan güçlü bir baskı altındayız.

Kabala bize, gelişimimizi en iyi koşula getirmek ve hızlandırmak için bir yol olduğunu öğretir. Bunun için, ne olduğunu fark etmeliyiz ve süreci bir bütün olarak gözlemlemeliyiz. Gelişmeye nasıl devam edeceğimizi her an seçmeliyiz. Bu, doğru ya da yanlış olma meselesi değil, aksine gelişimimizin doğanın programına uygun olması meselesidir. Her şey, doğanın bizden talep ettiği algoritmayı anlamamıza, kavramamıza, edinmemize ve onaylamamıza bağlıdır.

Bunu nasıl biliyoruz? Bugün, kendi deneyimimiz sayesinde bu sonuca ulaşabiliriz.

Bilim adamları, psikologlar ve felsefeciler, kötü ve iyi olmak üzere iki güç tarafından geliştiğimizi bir ağızdan tekrarlıyorlar. İyi, bize iyilik getirir ve kötü, kötülük getirir. Buna dair hiçbir şüphemiz yok, çünkü her birimiz iyi ve kötüyü değerlendirebilir.

İyi gücün etkisi özellikle, büyürken sevildiğimiz ve korunduğumuz çocukluk döneminde hissedilir. Doğa (veya Yaratan), anne ve babalarda, yakın ailede ve hatta uzak çevrelerde bile çocuklara karşı iyi bir yaklaşım ve sevgi ortaya çıkarır. Çocukların yaramazlık yapması veya bir şeyler kırması önemli değildir. Çocuk, bir yetişkin yaptığında asla affedilmeyecek şeyleri yaptığı zaman affedilir. Herkes çocuğun bir dediğini iki etmez ve çocuk onların iyi yaklaşımını kullanır.

Çocuk büyür büyümez, bu sevecen ve hoşgörülü yaklaşım birdenbire durur. Bu andan itibaren kendisine ve başkalarına bakması gereken biri olur; başkalarına “borçlu” olmaya başlar ve hareketlerinden sorumlu tutulur. Kısacası, talepler sevginin yerine geçer.

Bu neden olur? Çocukluk dönemini sorgulamıyoruz, ama neden doğa yetişkinlik döneminden bu kadar talepkâr oluyor, neden daha önce olduğu gibi sevecen olmayı durduruyor?

Bu durumun olumsuzlukla hiçbir ilişkisi olmadığını, aksine bizi büyümeye teşvik etmek için olduğunu anlamak şarttır. Eğer doğru şekilde gelişirsek, o zaman kötü etkiler hissetmek yerine, iyilik hissederiz. Bu yüzden, fark etmeliyiz ki, tüm doğa, yaşam ve dünya bize, dünyaya olan uygunluğumuza göre davranıyor. Dünyaya uyumlandığımız zaman, daha önce iyi ve kötü diye düşündüğümüz güçleri yeniden değerlendirmeye başlarız.

Bu olumsuz gücün bizi kendimizi düzeltmeye doğru teşvik ettiğini hissetmiyor olmamızın nedeni nedir? Eğer bu güç ile yeniden bağ kurarsak, yaşam tekrar, tıpkı her günün yeni bir şeyler getirmeyi vaat ettiği çocukluk dönemi gibi görünmeye başlayacak.

Her şey bizim hazırlıklı olmamıza ve eğitimimize bağlıdır. Eğer erken yaşlarımızdan itibaren doğru şekilde yetiştirilseydik ve olumlu tepkiler sağlamak üzere çevreyle nasıl doğru şekilde ilişki kuracağımıza dair ve doğa, toplum, aile ve kendimizle nasıl doğru şekilde ilişki kuracağımıza dair bir anlayışla olgunlaşan yetişkinler olmamızı sağlayacak şekilde eğitilseydik, o zaman yaşamlarımız mükemmel şekilde, sorunsuzca devam ederdi.

Ancak çocukluk döneminde, yetişkinlik dönemine dair doğru direktifleri almıyoruz. Kabalistlerin sözlerini kullanarak bu meselelerden bahsetmek kolaydır, fakat eğer Kabala öğretisine aşina değilsek ne yapabiliriz? Doğanın ipuclarını dinleyerek belli yönler bulabilir miyiz? Bizi çevreleyen her şeye karşı doğru yaklaşımı oluşturabilir miyiz? İnsanlık, acı çekmekten kaçınmanın yolunu bulma sorunuyla yüz yüze ve en az miktarda üzüntü yaşamak üzere hayatla nasıl ilişki kuracağını keşfetmeye çalışıyor. Şu an bile acı çekmeye devam ediyoruz ve daha da fazla acı çekeceğiz çünkü henüz bu sorunun cevabını bulamadık.

Ne istediğimiz ile aslında realitede neye sahip olduğumuz arasındaki karşıtlık, yetişkinleri daha ilerisini araştırmaya iter. Sonuç olarak, tarih boyunca bu soruna çeşitli yaklaşımlar geliştirdik. Baal HaSulam, “Barış” makalesinde bunlardan bahseder; eğer biz, dürüst ve gerçekçi bir şekilde doğayı, insanlığı ve yaşamı incelersek, Kabala öğretisinin bizlere öğrettiği aynı sonuçlara ulaşacağımıza işaret eder.

Esas olan, egoizmimiz tarafından ayartılmamak, aksine onun üzerine, mevcut hislerimize, eğilimlerimize ve düşüncelerimize bağlı olmadığımız objektif bir seviyeye çıkmaktır. Eğer bağımsız araştırmacılar olarak kendimizin üzerine çıkabilirsek, Kabala’da bulunan bazı bilgileri fark ederiz.

Öğretinin yaptığı budur: Kişiyi, kendi ego prizması olmadan realiteye bakabildiği bir seviyeye çıkarır. Eğer egoizmin “lenslerini” kaldırabilirsek, kolaylıkla Kabala bilgeliğini ediniriz. Baal HaSulam’ın “Barış” makalesine göre, bu bir bilimsel araştırmadır; istisnasız herkes için geçerli olan deneysel, deneyimsel ve uygulamalı bir temeli vardır ve bu herkesin komşumuza ihsan etme ihtiyacını keşfetmesine imkân verir.

Günlük Kabala Dersi, 4. Bölüm, 11/11/2011, “Barış”

Ne Kadar Dengedeyiz?

Entegral ve global bir tabiatın parçasıyız. Bu her zaman böyleydi, ancak bunu hiçbir zaman düşünmedik ve fark etmedik, ta ki tabiat bizi bunun farkına varmaya zorlayana kadar. Hatta son zamanlarda hayat bizi bu yönde sürekli daha fazla itmeye başladı: Her yönden tokat yemeye başlamış bulunuyoruz.

Diğer bir deyişle, sahip olduğumuz bu egoist hayatı idare edemiyoruz ve hiçbir konuda başarılı olamıyoruz. Ne ailede başarılı olabiliyoruz, ne çocuklarımızla, ne kendimizle, ne dünyayla, ne de güvenlik konusunda. Zor günler için yeteli birikimimiz var mı bilmiyoruz ve emeklilik fonları çöküşe geçmiş durumda.

İnsanda geleceğe dair emniyet, güven ve rahatlık hissini veren; güçsüzlük, hastalık ve yaşlılık durumlarında kendisine ve sevdiklerine emniyet sağlayan tüm sistemler değerlerini kaybetmekte ve yok olmakta. Kim bilir, belki yarın kendimizi sokakta bulacağız; cebimizde ve banka hesabımızda beş kuruşumuz olmadan.

Bu sorunlar insanı düşündürüyor. Eğer bu problemleri yaşamasaydık bu yönde düşünemezdik, çünkü hepimiz egoist bir alma arzusuyuz. Ancak bu durumla karşılaşınca “Neler oluyor?” diye kendimize sormaya başlıyoruz.
Durumu doğru bir şekilde incelediğimizde, kendimiz için yanlış sistemleri kurmuş olduğumuzu görürüz. Sonuçta, ben tabiatın bir parçasıyım ve bu durumda, sadece kendimi düşünerek, kafama göre hareket edemem; yani, realitede işleyen kuvvetleri göz önünde bulundurmadan, rastgele bir şekilde davranamam.

Gelişimimin seviyesine bağlı olarak, tabiatta daha derin ve hassas şeyler keşfederim. Önceleri benden gizli olan bu şeyler, şimdi yavaş yavaş meydana çıkmaya, ifşa olmaya başlar ve tabiatın bütün parçaları arasında olan kuvvetli ve karşılıklı bağı keşfetmeye başlarım. Tabiatın tümünde ve insanların da arasında bulunan bu bağ, tabiatın bütün seviyelerinde bulunan karşılıklı ihsan bağıdır ve sonuç olarak hepimizi etkiler.

Öyleyse; belki de tabiatta, bende ve insan toplumunda bulunan, ancak benim algılayamadığım veri, kanun ve ilişkileri göz önünde bulundurmuyor olabilir miyim? Gerçek şu ki, bunları hiçbir zaman göz önünde bulundurmadım, çünkü karşılaştığım bütün durumları aldırış etmeden, kaygısız ve ihmalci bir şekilde, sadece kendi çıkarımı düşünerek kullandım.

Bu kanunları nasıl öğrenebileceğim konusunda bir sorun mu var? Sonuçta; fizik, kimya, biyoloji, zooloji, botanik veya astronomi olsun, istediğimiz herhangi bir bilimi tabiatın mikro, makro ve tüm seviyelerinde incelediğimizde görüyoruz ki, tüm seviyeleri kapsayan tek bir kanun mevcut ve hüküm sürmektedir… Ve bu kanun, denge kanunudur.

Tabiatın tümü, denge sağlamak zorundadır ve sürekli olarak bu yönde hareket eder ve buna, Dünya gezegeni dediğimiz ufacık sistemimiz de dâhildir.

Yani, eğer barış içinde, dingin olarak ve diğer insanlar, aile vs. ile iyi bağlar içinde yaşamak istiyorsak, o zaman denge halinde bulunmamız gerekir. Formülümüz, alma ve vermeye ait olanı tüm pozitif ve negatif eylemlerimizin, biri bir diğerini geçmeyeceği şekilde denge halinde olmasıdır ki böylece her biri doyuma ulaşabilsin.

Bu durumda herkesin var olma hakkı olur; kimse bir diğerinden üstün olmaz ve hepimiz, genel olarak denge halinde olmamız gerektiğini ve bu dengeyi korumamız gerektiğinin farkında oluruz. Bu, tabiatın tüm kuvvetleri için geçerli olduğu gibi, insandaki tüm kuvvet, arzu ve düşünceler için de geçerlidir. Bu, küçük bireysel sistemler ve entegral global sistemden oluşan sistemin bütününün iyiliği için gereklidir ve tamamen sistemin tüm bileşenlerindeki içsel dengeye bağlıdır.

İster bilgisayar sistemleri, ister kibernetik, sosyoloji, psikoloji, fizyoloji veya herhangi diğer bir sistem olsun, global tabiatı ve tüm alt sistemlerinin çalışma şeklini incelediğimizde, bu içsel dengenin gerekliliğini görürüz. Hatta gelişme aşamasında olan sistemler bile sürekli olarak kendilerini dinamik biçimde dengelerler ve düzeltilmesi gereken dengesizliklere karşı hassastırlar. Bu sebepten dolayı gelişimleri ve eylemleri daima başarıyla sonuçlanır, çünkü her zaman, pozitif ve negatif kuvvetleri arasında eşitlik sağlama kanununa göre çalışırlar.

Dolayısıyla, elbette ki, bu kanunu ailede, toplumda, eğitimde ve genel olarak insan seviyesine ait olan her yerde ne kadar uyguladığımıza bakmamız gerekir.

Yayınlanma tarihi 15 Ocak 2012, saat 14:52

Gerçek Nerede? – Doğada

Düşünce (Mikail P.Barbolin,PhD, Rus Eğitim Akademisi, Yetişkin Eğitimi Enstitüsü): “Ahlak bilim ve hayatın anlamı bugünün en tartışılan konuları haline geldiler. Ancak, genellikle birbirine bağlı olarak görülmüyorlar.

“Modern sosyal yaşamda insan ahlâkının gelişimi önemli bir rol oynuyor. Bu dürüst bir yaşama işaret ediyor, fakat kişinin ahlâksal nitelikleri ve içsel ahlâkıyla ilgili hiçbir şey söylemiyor. Şu açıktır ki, hayatın belirli kurallarının, sakıncalı olanın ihlâli söz konusudur, çünkü bir başkasına zarar verebilir.

“Fakat bildiğimiz gibi, iyi ve kötü kavramları görecelidir. Başkalarına, kendimize ve sadece insanlara değil, aynı zamanda doğaya ‘zarar vermemek’ için, takip edilmesi gereken sınır nedir? Bunu dengeleyen ve insan davranışını yönlendiren mekanizma nerededir? Bundan faydalanmak için ne yapmalıyız?”

Benim Yorumum: Öğretmenler, bu dünyadaki muhtemelen en tutucu insanlardır, subay, doktor, koruyucu ve anne arasında bir yerde dururlar. Uzun zamandır okullarımızın durumuyla ilgili mutsuzuz; her şeyden evvel eğer yetişkin eğitimine ihtiyaç varsa, bu demektir ki hayatları boyunca onlara “nasıl öğrenecekleri” öğretilmemiştir.

Fakat bu doğaldır, çünkü tüm plânlarımızda ve eylemlerimizde genel bir krize girdik. Bunun içinde yaşama ve hayatımızı kurma beceriksizliğimizi keşfettiğimizde, egoist arzuların gelişiminin sonunun, neticesi gibi olacaktır.

Öyleyse, hayata karşı ihsan etmeye dayanan yeni bir tavır seçtiğimizde, tüm eğitim sistemini yeniden yapılandırmak zorundayız. Bu hali hazırda bozulmuş olduğundan, sadece alışılmış değil fakat zararlı olan davranışları da, net bir zihniyetle temizlemeli ve doğayla benzer olmaya dayanan, dolayısıyla gerçek ve daimi olacak yeni bir eğitim sistemi yaratmalıyız.

Yayınlanma 14 Jan 2012

Yedi Milyar Dünya

Öylesine gizlilik altındayız ki bu gizliliği dahi hissetmiyoruz. Bütün realiteyi sadece kendi içimizde algılarız ve hissettiğimiz herşey gerçek anlamda var olmayan egoistik arzumuzun içindeki izlenimlerdir. Maneviyatta kendi hatırına almak olan haz alma arzusu gibi bir nosyon yoktur. Eğer arzu kendisine doğru yönelmeye niyetlenmişse hiç bir şey alamaz ve karanlıkta kalır. Ancak, bizim egoistik arzumuz, realitenin bir çeşidinin bize realite gibi görünen bir izlenimi, kendi içinde olduğunu hissetmemize olanak sağlayan alçak bir seviyede temellenir.

Bizler gelişmeye başlayınca ve ihsan etmek için daha büyük arzular ve niyetler kazanınca, üst sistemi hissetmeye başlarız. Bu durum olmadan önce her birimiz var gibi görünen hayali bir dünyayı sayıklama içinde hisseden bilinçsiz bir kişi gibiyiz, bir hayalde gerçekleşen birşeyler gibi, kendi kafasında değişik imajlar gören komadaki biri gibi.

Uyandığımız ve duyularımıza döndüğümüz zaman, arzumuz zaten başka bir seviyededir ve ihsan etmek niyetine sahiptir. Dolayısıyla, herşeyin arzumuzun içinde olduğunu ve dışarıda hiç birşeyin olmadığını hissettiğimizin farkına varırız. Daha önce dışımızda gibi görünende aynı zamanda alma arzumuzun içindeki bir hissiyattır.

Bizler maneviyatı alma arzumuzun içinde de ediniyoruz. Doğanın duran, bitkisel ve hayvansal seviyeleri, tüm insanlar, tüm bu büyük dünya ve bu dünyanın içinde olan herşey sadece, bana bu dünyanın değişiyor olduğunu hissettiren alma arzumun içindeki değişimlerdir. Diğer ruhları keşfederim yani yabancı arzuları öyle ki onları kendime ihsan etmek niyetiyle bağlayabilirim ve daha sonra onlar benim ne kadar ihsan etmek ölçüsünde olduğumu ölçmek için bana yardım eden parçalarım haline gelirler.

Kasıtlı olarak bu puslu, bulanık durumun içinde tutuluyorum öyle ki onları yakına getirmek için ve onları kendi ayrılmaz parçam olarak hissetmeye çalışırken onları hissedemeyeceğim durumda olayım. Bana dışsal olarak görünen tüm bu realiteyi kendime yakınlaştırmaya çalışırsam kendi ihsan etme kablarımı düzeltebilirim.

Dışsal, yabancı arzuları yakına getirebildiğim ölçüde: duran, bitkisel, hayvansal ve konuşan ve onları tek bir bütün içinde, ”beyin- kemikler- tendonlar- et- deri” yi (Mohin – Atzamot – Gidin – Basar – Orh) veya ”kök- ruh- beden- kıyafetler – saraylar” ı (Soreş – Neşema – Guf – Levuş – Heyhal) kapsayan tek bir manevi organizmanın içinde birleştirmek, benim gerçeğe yaklaşmamın ölçüsüdür. Daha doğrusu, tüm realiteyi kendi içimde hisseden ve dolayısıyla içinde Yaratanı algılayacak bir kap inşa eden benden başkası yok.

Tüm parçaları ”tek kalp tek adam” haline gelene dek bir araya getirmek zorundayım ve bana yabancı gibi görünen tüm insanlar benim ruhumun parçalarıdır. Haliyle, herbirimiz hiç kimseyi rahatsız etmeden ilerleriz. Her birimiz kendi dünyasını kendi düzlemi üzerinde, kendi parçasının içinde kendi içsel dünyası olarak bunu edinerek inşa eder. Ve Yaratan bu dünyayı doldurur yani kişi Işıkla, kendisini dolduran Yaratanla bağlanmak durumunda olur.

12.10.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin ilk bölümünden, Rabaş’ın Yazıları