Category Archives: Realite

Bir Fikrin Arkasındaki Liderlik

Soru: Tarihte önemli değişikliklerin özel kişiliklerle ilişkili olduğunu görüyoruz: Büyük İskender, Napolyon, Lenin, vb. Şimdi bir şeyler değişti mi? Modern liderin rolü nedir?

Cevap:  Liderin rolünün şu an için amaca uygun olacağını düşünmüyorum. Şimdi fikrin rolü ortaya çıkacak. Dünyanın buna ihtiyacı var. Ve eğer dünya bu fikri kabul ederse, ona uygun olarak değişmeye başlarsa, o zaman, elbette, bir sonraki varoluş seviyesine, herkesin herkesle bütünsel etkileşim seviyesine ulaşacaktır.

Soru: Küçük bir grup insan,  tüm insanlık için bir değişim, katalizör örneği olabilir mi?

Cevap: Genel olarak olabilirler. Ancak bunun için kendi üzerlerinde çok çalışmaları gerekir.

Hayat Dersleri

Soru: Her birimiz hayatta zor anlar yaşıyoruz. Sonra kendimize bir soru soruyoruz: “Bunu neden hak ediyorum?” Karmik yasalar gerçekten var mı ve her kişi başına gelenleri hak ediyor mu?

Cevap: Bu kısmen doğrudur ve kısmen değildir. Her insanda ruhunun bir kaynağı vardır. Belli bir dizi özellik ile doğar ve önceki döngüleri deneyimlerine sahiptir. Ve şimdi onlara devam etmeli ve varlığının amacına ulaşmalıdır: Yaradan’la tam benzerliğe ulaşmak.

Bunun için, kişinin başlangıç noktası geçmiş döngülerinde bir yerde kaybolur ve gelecek döngülerinde bitiş noktası kaybolur. Ve şu anda o, belli bir planı yürütmektedir. Bu nedenle, başına gelen her şey kazara olamaz. Bütün bunlar tamamen önceden belirlenmiştir. Bu şekilde kişi, hedefe yönlendirilir.

Soru: Her insan bundan bir ders almalı mı?

Cevap: Evet, eğer almak isterse. Bunun için çabalarsa, o zaman ona yukarıdan yardım edilir, kendisine belli bir çevre verilir ve daha sonra bu dersleri öğrenebilir ve oldukça bilinçli hareket edebilir.

Soru: Bugünkü duruma göre, insanlık bu dersi öğrendi mi? Koronavirüs ile olan durumdan ne anlamalıyız?

Cevap: Şimdi bir pandemi dalgasından geçmekte olan bizim dünyamız, bütünsel bir sistemdir. İlk defa bu, tüm gezegenden geçiyor. Tarih boyunca, dünyada istisnasız herkese dokunacak hiçbir şey olmamıştır.

Bizlere dünyamızın tamamen bütünsel, kapalı bir sistem olduğu gösterilmektedir ve bu nedenle kendimizi tamamen içsel dengeye getirmeliyiz.

Sosyal Salgın İçin Aşılama (KabNET)

Kaygıyı, bilinmeyenden daha güçlü bir tetikleyici yoktur. Ve bizler şu anda bilinmezliğe doğru zorlu bir dönemden geçiyoruz.

Bu bizi korkutuyor. Kafa karışıklığı, karantina ve endişe, COVID-19’un yansımaları nedeniyle Amerikan akıl durumuna yönelik bazı tehditlerdir. Uzmanlar durumun sosyal bir salgına yakın olduğuna inanıyorlar. Bu çalkantılı sularda, su üzerinde kalmanın tek yolu bir destek ağı aracılığıyla, insan bağlantısı yoluyla kaygıya karşı bir bağışıklık sistemi inşa etmektir.

Gerçekte, sayısız gizli nedenlere dayanan, toplumumuzun çeşitli yönlerine olan güveni kaybettiğimiz, öngörülemeyen ve kontrol edilemeyen birçok unsur var. Bu insanları endişelendiriyor.

Elli yıl önce, gelecekten bu kadar korkmuyorduk. İlerleyeceğimizi ve her şeyin daha iyi olacağını düşündük. Şimdi yarının ne getireceğini ve çocuklarımız için bir şeylerin iyileşip iyileşmeyeceğini bilmiyoruz. Bu artık bir spekülasyon değil, görüyoruz ki dünya geriliyor. Yaklaşmakta olan sıkıntılar konusunda gerçek bir korkuyla karşı karşıyayız.

Kişi doğal olarak gelecekteki ihtimalleri bilmek ister; aksi halde şimdiki zamanda nasıl hareket edeceğinden emin olmaz. Geçmişte çoğu insan hayatlarının akışının ne olacağını büyük ölçüde düşünebilirdi. Hayat sade, toprağa yakın, mevsimlerin rehberliği eşliğinde ve doğaya yakındı.

Yıllar geçtikçe, doğanın yaşamın kökü olarak, içinde bulunduğumuz yüce sistem olarak algılanmasından uzaklaştık. Kendimizi birbirimizden uzaklaştırdık, bireysel başarıları yücelttik ve büyüyen egoizmin bize hizmet etmek için yaratıldığını hissetmemize sebep olan, acımasız rekabeti teşvik ettik.

Bundan sonra ne olacağını bilmiyoruz. Bizi neyin etkilediğini veya nasıl doğru bir şekilde tepki vereceğimizi bilmiyoruz. Doğadan uzak ve toplum olarak parçalanarak, sürekli belirsizliğin içine düştük.

Giderek dünyayı etkileyen şoklara alışmaya devam ederken, gerçekte hangi gücün hareket ettiğini ve tüm bu olayları bize getirdiğini merak ediyoruz. Çevremizdeki her şeyin kaynağını bulmaya çalışmak ve bunun doğa olduğunu anlamak, bizim için belirsizlik unsurunu gerektirir. Bu, bizi ona benzer hale getirmeye, birbirine bağımlı ve karşılıklı olmaya zorlayan aynı kuvvettir.

Muazzam acılar ve sıkıntılar aracılığıyla, güçlü ve anlamlı insan ilişkilerinin kalesi inşa etmenin önemini yavaş yavaş kabul ediyoruz. Bu önermeyi içselleştirdiğimiz ve bağlantılarımız üzerinde çalışmaya başladığımız için, sıcaklık ve şefkati, destekleyici düşünceler ve başkaları için endişeyi doğuruyoruz. Bu eylemler geleceğe olan güvenimizi artıracak ve mevcut belirsizlik durumumuzda bizi güvenli bir şekilde yönlendirecektir.

Gelecekteki toplum, insanların aralarında bağ kurmak için yaşadıkları bir toplum olmalıdır çünkü bağın içinde neşe ve bütünlüğü keşfedeceklerdir.

İnsanlar sosyal varlıklardır. Topluma o kadar bağlıyız ki, kıtlık ve korku hissettiğimizde, o bizlerin güvenli cennetimiz olmalıdır. Güven duygusu, karşılıklı garanti veren bir çevre yaratmalıyız. Sosyal salgının iyileşmesi için gereken tek şey budur.

Ortak İpliklerle Bağlı (Linkedin)

Her şey ortak ipliklerle birbirine bağlıdır. Demir, Dünya ‘ dan ve yıldızlardan gelir ve kanımızda oksijen taşımaya yardım ederek bize hayat verir. Bakteriler, yaklaşık 2.5 milyar yıl önce fotosentez yoluyla oksijen üretmeyi öğrendiler ve bu da sonunda insanlığın evrimini sağladı. İnsanlık on binlerce yıl boyunca gelişti ve günümüz bebekleri insanlığın birikmiş bilgisiyle doğmaktalar.

Aslında, doğum veya ölüm yoktur, ancak aynı varlığın tüm gerçeklikten oluşan sürekli bir gelişim süreci vardır. Kabala’nın “ruh” dediği varlık tüm özelliklerimizi, hislerimizi, deneyimlerimizi ve düşüncelerimizi içerir.

Her şey ortaktır. “Biz” olarak gördüğümüz şeylerin hiçbiri gerçekten kişisel değildir. Benliğimizi korumak için mücadele etmek yerine, ortak ruha bağlanmalı ve tam bağlı olmamızın sistemini hissetmeliyiz. Ve bu olmadan, tek bir varlık gibi yalnız hissederiz. Ancak bu, gerçek durumumuz hakkında yanlış bir fikirden başka bir şey değildir.

Gerçekte, bize başkalarından gelmeyen ve bizden tüm insanlığa ve tüm evrene gitmeyen tek bir hücre, düşünce, arzu veya dürtü yoktur. Egomuz olmasaydı hepimiz bunu hissederdik. Egoizm, hakkaniyet, ayrılık ve başkalarından yabancılaşma hissi, bu bütün bağlılığı deneyimlememizi engelliyor. Birlikteliğimizin mutlak bilinci yerine, tamamen karanlığın içinde, egomuzun duvarlarıyla çevriliyiz.

Ama biz bu şekilde kalmaya mahkum değiliz. Kaderimizde bu duvarları yıkıp, bilinçli insanlar olmak var. Bu yüzden toplum bize verildi, böylece birbirimizle bağ kurarak “pratik” yapabiliriz. Aramızda şefkatli bağlar kurmaya çalışırken, gerçekliği oluşturan önceden var olan bağları taklit ediyoruz ve böylece onları hissetmeye başlıyoruz.

Gerçek bilgelik, bilgi biriktirmekten değil, başkalarından gelen bilgiler, bize ve bizden başkalarına akarken, diğerleriyle bağı güçlendirmekten gelir. Öğrenmemiz gereken tek beceri başkalarını sevme zanaatıdır ve o zaman dünyanın tüm bilgisi kalbimizde ve aklımızdadır. İşte bu yüzden tüm sorunlarımızın çözümü samimi bağlarda, önemsemede ve karşılıklı sorumlulukta yatmaktadır. Bu duygular ve bu tutum bize sadece sosyal dayanışmayı değil, egoist benliklerimizle sınırlı kaldığımız sürece hayal bile edemeyeceğimiz bilgi ve farkındalığı kazandıracaktır.

Koronavirüs – İçsel Yakınlaşmaya Doğru Bir İtiş

Soru: Bugün doğa bizi Koronavirüs vasıtasıyla ayırıyor. Teoride, içsel doğamızı göz önünde bulundurduğumuzda, bundan haz almamız gerekiyor gibi görünüyor çünkü herkes bireyselliğini göstermek için kendine özgü olmak ister.

Öte yandan, iletişim için çabalıyoruz, karantinadan çıkmak ve hayata eskisi gibi başlamak istiyoruz. Bu çatışmanın özü nedir?

Cevap: Öncelikle, dönemimizin hali hazırda Koronavirüs sonrası olduğuna inanmıyorum. Onu henüz geride bırakmadık ve ne zaman geride bırakacağımız bilinmiyor.

Koronavirüs mutasyona uğramakta, bütün virüsler ürer ve çoğalır, ortaya çıkar ve kaybolur. İnsanlar tekrar hastalanıyor gibi görünecek, ama aslında bu virüsün biraz farklı varyasyonları kendilerini bu şekilde gösterecekler. Çok yakında değil ama yine de virüsle ayrılacağız.

Öte yandan, virüs bizleri çok fazla ayırdı. Yavaş yavaş, fiziksel olarak birbirimize yakın olmaktan bizleri vazgeçirdi. Şu anda halka açık yerlerde: postanede, marketlerde, gişede vb. sıranın nasıl olduğunu görüyorum. Kimse birbirini sıkıştırmıyor. Aksine, herkes birbirine dayanmadan, mesafeli durmaya çalışıyor.

Genel itibariyle, bu övgüye değerdir çünkü geçmişte birbirimizin tepesine binme istekliliğimiz, kötü, nezaketsizdi ve birbirimize yakın olduğumuza dair yanlış bir fikir dışında, hiçbir şey vermedi.

Bugünkü durum daha kibar ve yardımseverdir. Bu arka plana karşısında, birbiriniz arasında gerçek bir yakınlaşma geliştirebilir ve gerçekten daha yakın olabileceğinizi, ancak içsel olarak, daha yararlı, sosyal, fakat farklı –  daha hassas, vücudun dışsal hareketlerinden değil, kalpten gelen bir dalgada olabileceğinizi hissedebilirsiniz.

Bu nedenle, Koronavirüs iletişimlerinden birçok olumlu, sağlıklı belirtiler görüyorum. Sonuçta virüs, içsel olarak yaklaşmamız gerektiğini göstermeli ve sonrasında aradığımız şifayı bulacağız.

Bu, arzularımızın gelişiminde yeni bir evrimsel aşamadır.

Birbirine Bağlı Bir Dünyada İnsan, Bölüm 4

Değişmez Doğa Programında Özgürlük Unsuru

Soru: Baal HaSulam’a göre, karşılıklı garanti yasası tüm canlı organizmaların etkileşiminin temelini oluşturur ve alma ile ihsan etme arasındaki denge üzerine kurulmuştur.

Dahası, alma yasası, toplumun her üyesinin kendi bireysel, egoist sisteminin gerektirdiği şekilde yaşamak için ihtiyaç duyduğu her şeyi elde etmeye çalışmasıdır. İhsan etme yasası, her insanın tüm toplumun refahını önemsemesidir.

Kişi ihsan etme yasasına uymazsa, o zaman doğa tarafından kendisine gönderilen felaketler ve sorunlar tarafından darbe alır. Kişi bu yasaya nasıl uyabilir?

Cevap: Nasıl uyulacağı bir sorundur. Ve kişinin bu yasaya uymakla yükümlü olduğu gerçeği, bizde ortaya çıkan doğa imajından kaynaklanır.

Önümüzde tamamen bütünsel bir resim görürüz: İnsanın tüm egoizmleriyle, bilimsel ve bilimsel olmayan  “izmleri” ile dâhil edildiği, tek bir doğa. Doğanın bütünsel resminden kaçamadığımız ve kurtulamadığımız ortaya çıkar. İstesek de istemesek de, bu sistemin içindeyiz ve bunun dışında var olamayız.

Bu sistem sürekli olarak gelişmektedir: yüz binlerce yıl boyunca cansız seviyeden, on binlerce yıllık bitkisel seviyeye, binlerce yıllık hayvansal seviyeye ve tam anlamıyla onlarca yıldır insan seviyesine. Başka bir deyişle, doğa ne kadar yüksek organize edilirse, gelişim aşamaları o kadar hızlı gerçekleşir.

Tek soru, bu sistemde ne zaman kendimizi keşfetmeye başladığımızdır. Çok basit bir nedenden dolayı buna karşı olduğumuzu anlarız. Doğayla içgüdüsel olarak ilgilenmeyiz çünkü bizi özgürlük unsuruyla etkiler.

Doğanın üzerimizde nasıl çalıştığı konusunda hemfikir olabilir ya da aynı fikirde olmayabiliriz ve bu kapsamda kaderimizi belirleriz. Mutsuz insanlar olduğumuz ortaya çıkıyor. Doğa bize verilir, onun içinde yaşayabilir, çalışabilir, çoğalabilir, hayvanlardan farklı olarak akla gelebilecek her şeyi yaratabiliriz; bir sonraki, bilinçli seviyede. Ve bununla ne yapacağımızı bilmiyoruz.

Her şeyi, başkalarının zararına ve görünüşte kendimizin yararına hareket ederek, doğal egoist doğamıza dayalı olarak yaratırız. Bütünsel doğanın, bizi farklı olmaya zorladığını anlamıyoruz. Kendi yararın için demek, başkalarının yararına demektir.

Yaradan Bizi Yavaş Yavaş Islah Edecek

Eğer etrafta olan şeylerin içsel hissiyatları ve izlenimleri her gün yıkımı tamamlamaya daha yakın hale geliyorsa, günbegün doğru gerçeklik algısına nasıl ulaşabilirim?

Ben bunu yıkım olarak değil, Yaradan tarafından gerçekleştirilen ve bize kim olduğumuzu, ne olduğumuzu ve hangi durumda olduğumuzu düşünme fırsatı veren, manevi bir çalışma olarak görüyorum. Düşüncelerimizi henüz doğru yöne çevirmemiş olsak da, gerçek şu ki tüm dünyanın, ne olacağını ve neyin meydana geleceğini düşünüyor olunması, zaten büyük bir ıslahtır.

Yaradan bizi yavaş yavaş ıslah edecek. Bununla henüz hemfikir değiliz ama O, bunu da düzeltecektir.

Bir İşe Mi İhtiyacınız Var? Bağ Koçluğu Yapmayı Düşünün (Linkedin)

Eskiden sizin için doğru düğmeye basacak asansörcüler vardı.  Ve buzdolapları bulunmadan önce, büyük buz bloklarını kesip müşterilere teslim eden buzcular vardı. İş dünyası sürekli bir evrim geçiriyor ve bu günler, bu her zamankinden daha hızlıdır. Şu anda Koronavirüs sayesinde, bu nerdeyse anında çok çabuk hızlanmış ve artmıştır.

Temel/gerekli iş olmayan her şey, mücadele halinde ya da elenmenin çeşitli aşamalarındadır. COVID-19, işlerini kaybettikleri için insanları alışveriş yapma dürtüsünü kaybettikleri veya ellerinde olanı korumak zorunda oldukları noktaya kadar şok etti.

Yine de, biraz dinozor döneminin sonu gibi, eski “türlerin” ölümü yenilerine yol açar.  Kavramak zor olabilir, ancak bu süreç zaten gerçekleşiyor.  Bir sürü yeni meslekler var ve bunların çoğu tek bir alana ait olacak: insan bağları.

Daha önce akıl hastalıkları, DEHB ve çeşitli davranış anomalileri ile uğraştık.  Umutsuzca parçalanmış ilişkileri düzeltmekle uğraştık ve zorbalığa karşı savaştık.  Ama bunlar yarın ortaya çıkacak olan meslekler değil.

Yarının insan bağlarının/ilişkilerinin uzmanları; ortaya çıkan medeniyetin – insanları birbirine bağlı ve bağımlı bir insanlık- kurallarına meraklı insanlar olacak. Bizler asla bütün insanlık için sorumluluk hissetmedik, ancak bugün daha azına razı olabiliriz ve bunu nasıl başarılı bir şekilde yapacağımızı öğrenmemiz bilgi ve beceri gerektirir.

İnsan ilişkilerinin koçları, onlu bir grubu ya da tamamen yabancılardan oluşan bir grubu alıp, birbirlerine karşı bir yakınlık hissetmeyen,  bazen de karşıtlık hissedenleri, bir saat içinde en iyi arkadaşlara dönüştüren, insanlar olacaktır. İntegral Eğitim (IE) uygulayacak olan bu koçlar, herkesin aynı şeyi yapma yeteneğini veya arzusunu tehlikeye atmadan, kendilerini rahat, kabul edilmiş ve kendilerini tam olarak ifade edebilmelerine nasıl yardımcı olacaklarını bileceklerdir.

Bu eğitimlere katılacak insanlar, tam potansiyelinizi gerçekleştirmek istiyorsanız, bunu, ancak her biri ortak bir hedefin- grubun birliği- başarısına azami katkıda bulunan, diğer insanlarla birlikte çalışırsanız yapabileceğinizi göreceksiniz.

Spor takımları, şampiyon olmak istiyorsanız, takımın iyiliği için kendinizi feda etmeniz gerektiğini bilir.  IE (integral eğitim) farklıdır. Hiçbir şeyden fedakârlık etmezsiniz ve her zaman verdiğinizden on kat daha fazlasını alırsınız.  Ve bunun en iyi yanı, IE’de kaybeden olmamasıdır;  herkes kazanır çünkü birlik ancak herkes herkesin başarılı olmasını istediğinde elde edilir.

Aramızda bu yaklaşımı hiç denemedik, ama şimdi başka seçeneğimiz yok.  İnsanlık, benmerkezci bir zihniyetten, işbirlikçi bir zihniyete geçiş aşamasına ulaşmıştır ve başkalarına yardım edecek olanlar, dünyanın en mutlu ve en meşgul insanları olacaklardır.

Hayatın Gerçek Değerini Anlamak

Soru: Koronavirüs, bir yandan insan yaşamının değerinin ne kadar büyük olduğunu, diğer yandan, ona bir darbe vurmanın ne kadar kolay olduğunu gösterdi. Bu iki karşıtlık nasıl birbirine geçmekte?

Cevap: Hayatta her zaman olan şey budur. Bir yandan paha biçilemez; öte yandan, değersizdir. Bu paradoksu çözemeyiz çünkü yaşamın gerçek değerini anlamıyoruz.

O, hayvansal seviyede değil, maddesel seviyeden daha yüksek olan manevi seviyede bulunur çünkü o, sonsuz ve mükemmeldir. Sadece orada hayatlarımızı ve özlemlerimizi karşılaştırabilir, ilişkilendirebilir ve tartabiliriz.

Dünyevi yaşamımız hakkında gerçekten hiçbir şey bilmiyoruz. Eylemlerimizin anlamını ya da tutumlarımızın anlamını bilmiyoruz. Bize gerçekten ne olduğunu bilmiyoruz. Bize sanki yaşıyoruz, kalkıyoruz, işe gidiyoruz, eve gidiyoruz, hobilere sahip oluyoruz ve çocukları büyütüyoruz gibi geliyor. Bu hayatta ne yapıyoruz? Hiçbir şey.

Sadece, eğer hayatın anlamını ciddi bir şekilde bilmek ve buna dayanarak ve ona göre hayatımızı inşa etmeye başlamak istiyorsak, o zaman gerçekten var olduğumuzu söyleyebiliriz.

İki Realite Nasıl Birleştirilir

Soru: Bir sonraki gerçeklik algısındaki bir Kabalist, mükemmel gerçekliği, ıslah olmamış, bütünleyici olmayan, kötü, dünyevi bir gerçeklikle nasıl birleştirir?

Cevap: Kabalist bunu kendi içinde birleştirir. Biz insanlar her iki dünyada da var olan özel canlılarız: mükemmel bir üst dünyada, bütünsel bir sistemle birleşmeye girebildiğimiz ölçüde ve aynı zamanda dünyamızda, egoist dünyamızdan hala çıkamayacağımız ölçüde.

Dünyamızı kötü ve berbat olarak düşünmeyin. Bu, realitenin dilinde, sadece içimizde var olan özel bir sistemdir. Sadece içimizde algılanır.

Bu nedenle, sadece kendimizi ıslah etmeliyiz. Subjektif olarak dünyamız olarak algıladığımız hiçbir şey yoktur. Bize gerçek gibi görünen şey bizim içimizde vardır. Sen benim içimde var olmaktasın, ben de senin. Bu, genel resmin algısını biraz karmaşıklaştırır, ancak genel olarak bu böyledir.