Category Archives: Realite

Bir Köprü İnşa Etmek, İki Taraf Gerektirir (Linkedin)

Sol ve Sağ taviz vermeyecek. İnsan benmerkezciliği sürekli arttığı ve insanlar giderek daha inatçı ve hoşgörüsüz hale geldiği için bunu yapamazlar. Buna yardım edemeyiz; doğa her bitkiyi ve hayvanı geliştirdiği gibi egoizmimizi de geliştirmektedir. Yapabileceğimiz tek şey, egolarımızı olumlu ya da olumsuz nedenlere yönlendirmektir. İlkini seçersek, insanlık hayatın her alanında yeni zirvelere çıkacaktır. İkincisini seçersek, kendimizi  III. Dünya Savaşı’nın içinde bulacağız.

Doğa, egolarımızı daha yoğun hale getirdiğinden, halihazırda olduğumuzdan daha da bölünmüş olmaya mahkumuz. Dahası, Amerika’da gördüğümüz gibi, bu bizi neredeyse aynı büyüklükte iki yarıya ayırıyor. Doğa da bizi giderek daha inatçı hale getirdiğinden, bize iki seçenek bırakıyor: ölümüne savaşmak veya anlaşmazlıklarımızı aşmak ve onların üzerinde birliği bulmak.

İkinci seçeneği seçmek ve kendimizi yıkımdan kurtarmak için birliği hayatımızdaki en önemli tek değer haline getirmeliyiz. Bunun, Tanrı’ya bağlılık, çevreyi önemseme, kadın hakları için kampanya yürütme, vatanseverlik ya da şu anda önem verdiğimiz herhangi bir değer için, mevcut değerlerimizle çatışması gerekmez. Birlik,  kendi başına bir seviyede olmalıdır ve bu, her konuda anlaşamayabileceğimiz ancak günün sonunda,  tek bir millet olduğumuz anlamına gelmelidir.

Bu milletin içinde her türlü inanç, ırk, renk, cinsiyet, siyasi gündem ve aklınıza gelebilecek her şeye sahipsinizdir. Ancak canlı bir demokraside olması gerektiği gibi, çeşitlilik her fraksiyonun daha da parlamasını sağlar. Çeşitlilik olmasaydı, bireyler olarak düşünemez, yargılayamaz, öğrenemez ve büyüyemezdik. Çocuklukta bakış açıları içlerine yerleştirilmiş robotlar olurduk ve asla oradan gelişmezdik.

Ama hayat gelişim ve değişimdir! Hayat doğum ve ölümdür, gece ve gündüz, gelgitler, fırtına ve sükûnettir. Hayat, sayısız renk ve ton yaratmak ve sonsuz uyum ve dengeyi sürdürmek için birbiriyle iç içe geçmiş sayısız zıtlıktır. Çeşitliliği yok etmek isteyenler, yaşamı yok etmek isterler.

Ortak zemine sahip olamayız olmamalıyız da çünkü bu insan olarak varoluşumuzun sonu olurdu. Ancak zıt olduğumuzu düşünenleri alıp onlarla farklılıklarımızın üzerinde bir birlik örtüsünü inşa ettiğimizde neden ayrı olduğumuzu keşfederiz: çünkü bir köprü inşa etmek iki taraf gerektirir.

Hayatın Anlamı Tüm İnsanlık İçin Aynı Mıdır?

Soru: Tarih boyunca insanlar hayatın anlamı hakkında sorular sormuşlardır. Semavi dinlerde, yaşamın amacı Tanrı’nın bilgisi, itaat ve O’na hizmettir; Budizm’de acının son bulması; Hinduizm’de, yüce mutluluğun elde edilmesi ve Konfüçyüs’e göre, cennete benzer şekilde mükemmel bir toplum inşa etmektir.

İlginçtir ki bilim, hayatın anlamı sorusunu hiç incelemez. Yalnızca yeryüzünde yaşamın ortaya çıkış koşullarını inceler.

Hayatın anlamı tüm insanlık için aynı mı olmalı, yoksa herkes kendine ait bir anlama mı sahip olmalıdır?

Cevap: Gerçek şu ki, sürekli gelişen ve yavaş yavaş büyüdükçe dünya ve yaşam hakkındaki görüşleri değişen çocuklar gibiyiz. Bu doğaldır. O yüzden, çocuğa bu şekilde davranırız. Beş yaşında anladığı şey, 10, 15 ve 20 yaşlarında anladığı şeyden farklıdır. Bir bakıma tamamen farklı insanlardır. Çocuk büyüdükçe, kendi varlığının farkındalığının da arttığını görürüz. İnsanlıkta da durum aynıdır.

Bu nedenle, tüm insanlık için ortak bir şey hakkında konuşamayız. Onu bulunduğu seviyeye bağlamalıyız. Örneğin, rastgele iki kişiyi alıp karşılaştırmaya başlarsak, o zaman önce her birinin neden böyle düşündüğünü ve inandığını ve başka türlü düşünmediğini anlamanız gerekir ve ancak bundan sonra onlara karşı doğru bir tutum sergileyebilirsiniz.

Soru: Yani insan hayatının en yüksek amacı kendini anlamaktır, doğayı tanımak sonu olan bir şey değil midir? Hakikaten, başka hedefler de var mıdır?

Cevap: Prensip olarak, ne için var olduğumuzu anlarsak, bu zaten bizi yaratan gücü incelemeye başladığımız yüce bir eşiktir. Bu, ilk olarak bizden daha yüksektir. Bizler bir sonraki bilinç seviyesine yükseleceğiz ve yeni bir seviyeye ulaşacağız.

Bu seviyeye çıkanlara, daha sonra ne olacağını söyleyemem. Bu, on yaşındaki bir çocuğun mantığını anlamayan beş yaşındaki bir çocuk ile yirmi yaşındaki birini anlamayan on yaşındaki bir çocukla aynı örnektir.

Sıkı Kısıtlamalardan Kurtulmak

Soru: Bir insandaki egoizm ne kadar büyükse, yaşam çerçevesine o kadar çok uyması gerektiği anlamına mı gelir?

Cevap: Elbette.  Bir kişinin egosu ne kadar büyükse, dünyamızın çerçevesi içinde bu onun için o kadar kötüdür, bu onu itaat etmeye zorlar ve sınırlarına hapseder. Ek olarak, büyük egoizminin içinde hissettiği Yaradan’ın hükmünü tam olarak kabullenmek amacıyla yüksek dünyayı anlamak için, daha fazla çaba sarf etmesi gerekir.

Soru: Öyleyse, temel arzular (yemek, seks, aile) seviyesinde olan insanlar, en özgür olanlar gibi mi görünüyor? Ve daha yüksek arzu seviyelerinde olan insanlar, kendilerini sıkı kısıtlamalar içinde mi hissederler?

Cevap: Elbette. Biri diğerinden daha yüksekte olan herkesin egoizmi daha büyüktür ve buna göre onunla çalışması gerekir.

Soru: Doğa ve toplum kanunlarına uymak isteyen bir kişi, sistemde faydalı bir unsur olmak için ne yapmalıdır?

Cevap: Bu yasaları incelemek/çalışmak, sebep ve sonuçlarının gerekliliğini anlamak yani bu yasaların arzu edilir hale geldiği bir düzeye ulaşmak.  Ve o zaman, onların, üzerindeki baskılarını hissetmeyecektir.

Yeni Hayat 1155 – Sağlıklı Yaşam Biçimi

Dr. Michael Laitman, Oren Levi ve Nitzah Mazoz ile söyleşide

Kabala bilgeliğine göre kişi orta çizgide var olmalı çünkü denge sağlığa götürür. Ne için yaşadığımızı anlayıp, düşüncelerimizi, arzularımızı ve niyetlerimizi netleştirerek orta çizgiye ulaşırız. Kendimizi insanlar, toplum ve doğa arasındaki orta çizgide ayarlamamız, sıkıntılardan ve problemlerden kaçınmamız mümkündür. Sağlıklı bir yaşam tarzı, genel doğa sisteminin merkezine ulaşmamızı ve orada kalmamızı gerektirir.

 

Söyleşinin tamamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://www.kabala.info.tr/kutuphane/michael-laitman/dr-laitman-ile-yeni-hayat/yeni-hayat-1155-saglikli-yasam-bicimi/

Doğru Çözüm Nerede Aranmalı?

Soru: Tüm hayatımız, kendimiz, ailemiz, işimiz ve bazı genel görevler hakkında kararlar vermekten ibarettir.

Birçok ünlü kişi bu konudaki düşüncelerini dile getirmiştir.  Örneğin, Romalı yazar Publilius Syrus (M.Ö. 100 civarı) şöyle yazmıştır: “Kesin olarak neye karar verilmesi gerektiğine uzun süre kafa yormalıyız.” ki bu “Sık sık tartış, bir kez karar ver” şeklinde popüler hale getirilmiştir.

Mikhail Saltykov-Shchedrinı: “Açık tartışmayla, sadece hatalar değil, aynı zamanda absürtlükler de kolayca ortadan kaldırılır.” diye yazmıştır.

Ve Albert Einstein, “Sorunlarımızı, onları yaratan aynı düşünce seviyesiyle çözemeyiz” şeklinde ifade etmektedir.

Karar vermek ne demektir?  Sizin bakış açınızdan bu nasıl bir süreçtir?

Cevap: Bir çözüm veya birkaç tane olması bir şeydir ve bunlardan birini kabul etmem gerekir.  Çözüm yoksa bir sorun ortaya çıkar.  Onu bulmalıyım.  Diyelim ki birkaç kişisel seçeneğim var ve en doğru, uygun maliyetli olanı arıyorum. Bu birçok soruyu gündeme getirir.  Hangi parametreleri seçmenin daha iyi olduğunu araştırmam gerekir: maliyet etkinliği, işletme hızı, güvenilirlik vb.

Soru: Doğru çözüm her zaman açık mı yoksa gizli mi olmalı?

Cevap: Doğru çözüm her zaman bir sonraki aşamadadır.  Bir kişinin doğru çözümü bulabilmesi için bir sonraki aşamaya yükselmesi gerekir.

Bu Dünyayı İncelemek

Yorum: Yüzlerce filozof ve bilim adamı, tüm insanlığın tek bir aile, tek bir organizma olduğunu yazdı. Yani, bir şekilde bizim ortaklığımızı hissettiler.

Cevabım: Birçok insan bugün hala bu ortaklığı hissediyor. Bunun için Kabalist veya bilim adamı olmanıza gerek yok. Dünyayı inceleyen bir kişi olmak yeterlidir. O, doğanın içindeki her şeyin birbirine bağlı olduğunu – cansız, bitkisel, canlı ve insan seviyelerinin tek bir ortak organizma, tek bir ortak sistem olduğunu görür.

Ancak kişi onu nasıl hissetmeye başlar, onu kontrol eden gücü hissetmek için bu sistemle nasıl çalışılır? Bunu sadece Kabala öğretir.

Üç bin beş yüz yıl önce yaşayan İbrahim, bu ortaklığı ilk hisseden kişiydi. O, tezahür eden üst güçleri Yaradan olarak adlandırmaya başladı.

Hayat Nasıl Ortaya Çıktı?

Soru: Yunancadan çevrilen “Biyoloji”, “hayatın incelenmesi” anlamına gelir. Ancak bu bilimin dünyadaki yaşamın nereden geldiğine dair hiçbir fikri yok. Hayatın nasıl ortaya çıktığını ve ne olduğunu biliyor musunuz?

Cevap: Hayat, bilincin özel bir formudur. Başlangıçta yaratılan arzudan ortaya çıktı.

Yavaş yavaş, bu arzunun gücü o kadar gelişti ki, birçok değişimlerinin içinde kendisinin var olduğunu, geliştiğini ve bir ölçüde öldüğünü hissetmeye başladı.

Soru: Öyleyse yaşam arzusunu yaratan bir tür güç var. O zaman ölüm nereden geldi?

Cevap: Gerçekleşmeyen ya da kendini gerçekleştiremeyen arzu ölmekte olduğunu hisseder. Yani ölüm, bir arzunun gerçekleşmesinin olmamasıdır. Gerçekleşmiş  hissediyorsa, o zaman hayatı hisseder.

Kabala ilminde açıklandığı gibi, ışığın gücü bir arzu yaratır ve onu doldurur. Işığın etkisi altında arzu sürekli değişiyor. Işık birincildir ve arzu ikincil şeydir.

Soru: Prensip olarak, tüm bunlar irdelenebilir mi?

Cevap: Elbette burada sır yok.

Bizi Daha Çok İlgilendiren Hangisidir: İyi Haber Mi Kötü Haber Mi?

Yorum: Kitle iletişim araçlarının kişisel gelişimi etkilediği bilinmektedir. Bununla birlikte, herhangi bir şiddet eylemi, askeri çatışma veya doğal afet içerikli kötü haberler, birbirine iyi davranan, birbirlerine yardım eden veya vahşeti önlemeye çalışan insanlarla ilgili haberlerden sürekli olarak çok daha fazla ekran süresi alır. Ve izleyici bundan daha çok etkilenir.

Cevabım: Elbette. Televizyonda savaşın dehşetinden, çatışmalardan, hükümetteki veya insanlar arasındaki anlaşmazlıklardan bahseden bir program izlersem, onun hakkında daha çok endişelenirim çünkü bu tür olaylara karışabilir ve zarar görebilirim.

İnsanların toplanması, konuşması, şarkı söylemesi veya birlikte çalışması, hastanelerde yardım etmesi ve benzerlerinden bahseden iyi programlar benim için herhangi bir tehlike oluşturmaz. Bu nedenle, sakin bir şekilde yaklaşırım ve bu konuda biraz ilgisiz bir tavra sahip olabilir.

Yorum: Sadece olumlu haberleri yayınlama girişimlerinin olduğunu, ancak hiç popüler olmadıklarını belirtmeliyim.

Cevabım: Elbette. Bu, insanı rahatsız etmez. Kişi olumsuz haberler, acı ve trajedilerle beslenir. Müzik ve sanatta bile büyük anlamlı işler her zaman trajiktir ve komediler hafife alınır. İnsanlar onları sıradan bir şekilde takdir eder.

Özgür İrade Yanılsaması

Soru: Bütünüyle idare edilen bir kişi, nasıl bir şeyi ifşa edebilir? Görünüşe göre her bir ifşa yukarıdan gelmektedir.

Cevap: Bu doğrudur. Var olan tek şey, ne hissettiğimiz ve uygulama ne olduğudur. Bu tutarsızlık devam ettiği sürece, özgür irade yanılsamasına sahibizdir.

Doğayı ve onun mutlak yasalarını ve bir günden diğerine gitgide daha bütünsel olarak ifşa ettiğimiz, bütün karşılıklı bağı gözlemleyerek, istediğimizi yapmakta, istediğimizi düşünmekte özgür olduğumuzu söylemek mümkün mü? Hayır! Gerçek realite algısından yoksun olduğu için, sadece insan bu şekilde düşünebilir.

Bir Fikrin Arkasındaki Liderlik

Soru: Tarihte önemli değişikliklerin özel kişiliklerle ilişkili olduğunu görüyoruz: Büyük İskender, Napolyon, Lenin, vb. Şimdi bir şeyler değişti mi? Modern liderin rolü nedir?

Cevap:  Liderin rolünün şu an için amaca uygun olacağını düşünmüyorum. Şimdi fikrin rolü ortaya çıkacak. Dünyanın buna ihtiyacı var. Ve eğer dünya bu fikri kabul ederse, ona uygun olarak değişmeye başlarsa, o zaman, elbette, bir sonraki varoluş seviyesine, herkesin herkesle bütünsel etkileşim seviyesine ulaşacaktır.

Soru: Küçük bir grup insan,  tüm insanlık için bir değişim, katalizör örneği olabilir mi?

Cevap: Genel olarak olabilirler. Ancak bunun için kendi üzerlerinde çok çalışmaları gerekir.