Category Archives: Rabaş

Sadece Herşey İçin Hazır Olan Kişi Egosundan Kaçabilecektir

Rabaş, Dargot HaSulam (Merdivenin Basamakları) 924, ‘‘Ve Yaratan Musa’ya konuştu’’: Aslında bizler Yukarıdan, doğadan hiçbir şey alamayız ta ki kişi doğanın içinde olamayacağı kararına gelene kadar. Kişi doğadan umudunu kaybettikten sonra ancak Cennetten yardım talebinde bulunabilir ve bu anda ona üst doğadan yardım edilecektir.

Bağ kurmaya çalışmalı ve Islah Eden Işığı uyandırmak için aramızda ihsan etme aksiyonlarını yerine getirmeliyiz. Işık bizi etkilediği zaman hissedeceğiz ki aramızda çok ve çok az bağın kıymeti var. Şöyle denir: ‘‘Firavuna Gel, onun kalbini Ben ağırlaştırdım.’’ Yaratana benzemeyi isteyerek, O’na yakınlaşıyoruz ve aynı zamanda O’ndan uzaklaştığımızı hissediyoruz.

Burada kişinin özel bir çaba sarf etmesi gerekmektedir: Kişi savaştan kaçmaz ve kalbinin bu ağırlaştırılmasının sebebinin ihsan etmenin gücünün gerekliliği ifşa etmek için olduğunu anlar, konunun ne olduğu önemli değildir. Nihayetinde kişi herşey için hazırdır, konu ne olursa, koşulların bağlantısız olması, grup, dünya. Öyle veya böyle önemli olan şey ihsan etmenin gücünü, bağın gücünü edinmektir.

  • Ne için? Bundan kazancın ne?
  • Hiçbir şey, ihsan etmenin kendisinin gücünün dışında hiçbir şey.

Bunun hakkında sadece konuşmak yeterli değildir. Dağıtımda ve grup içinde çalışarak diğerlerine yönelik bu yaklaşımı edinmeye çalışmalıyız. Dışsal olarak açıklanmak zorunda değil fakat kişi diğerlerine ulaşmak için çaba harcarsa işte o zaman gerçek anlamda Mısır’ın kralı ile yüzyüze gelir ve görür ki kişinin egosu hiç bir şey yapmasına müsaade etmeyecektir.

Daha sonra kişi ‘‘Mısır’ın On Vebasından’’ geçer ve ne kadar çok Yukarının özel bir gücünün etkisi altında olduğunu görür, kişinin egosu aşama aşama kendisini bırakır. Her defasında ‘‘Firavun’’ başını kaldırır ve ısrar eder ve bir diğer darbeyi alır. Bu durum kişiyi egosundan ayırır ve sonunda egosundan kaçmasını sağlar.

Nereye kaçar? Kişi Firavundan kaçar yani kendini diğerlerinden ayıran bu güçten kaçar. İlkönce bu sadece bir kaçış, bunun üzerine yükselmek ve daha sonra kişi bağ kurmak üzerine pratik olarak çalışmaya başlar. Mısır’da, kendi arzusu içinde, kişi bunu yapamazdı. İşte bu şekilde ‘‘Işığın Alınmasına’’ ulaşırız yani ortak sorumluluk ve ‘‘çölde kırk yıl’’ın süreci başlar.

04.04.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. Bölümünden, Rabaş’ın Yazıları

Düşüşe Geçen 999 Kişiden Biri Olmayınız

Rabaş’ın bir dersinden: Maneviyatın önemli olmadığı bir yerde, kabuklaşma (Kli olabilme)   durur. Örneğin kişi sabah dersine kalkmak için niyetlendiğinde fakat “Neden kalkmalıyım?”, “Ne öğreneceğim?”, “Bunu yapmamdaki sebep nedir?” gibi düşünceler ve hesaplamalar zihnini kaplarsa.

Maneviyatın pek önem taşımadığı anda bu şekilde düşünceler ortaya çıkar ve kişiyi yatağına kalın ipler ile bağlar ki kalkması mümkün olmaz. Bu yüzden, “bize eşlik eden güce ihtiyacımız var ki bizim düşüşümüze mani olsun.”

Tüm grupların ve aslında her bireyin şöyle veya böyle eksikliği, bize eşlik eden güçtür. Nitekim bu güç olmayınca birer birer düşeriz, aynı şöyle denildiği gibi: “1000 kişi sınıfa girer ve bunlardan 1’i öğretmen olur”. Bu kalan 999 kişinin düşmesi demektir.

Gerçekte onların düşüşü fiziksel olmayabilir fakat içsellikte zayıflaşırlar ve bu şekilde “devam etmeye” hazır olabilirler yani yaratılış amacına ve yaşamın amacına tam ulaşamadan. “Yaşamımın anlamı” ile ilgili soruya cevap bulmanın gerekliliği konusunda tartışma çıkarmazlar ama büyüdüklerini ve bunu yapmalarının gerektiğine güçleri yetmeyeceğini düşünürler. Bunların hepsi, kendileri için destekleyici inşa etmemiş olmadıklarından kaynaklanır. Bir ”trabzan” oysa onlara destek olur, yükselmelerini sağlar ve düşmelerini önler. Bu çok önemlidir.

Bu sanki karşılıklı bir anlaşma yapmak gibi; dostlar arasında ve dostlar arasındaki ilişkiler ile ilgili bir taahhüt gibidir. Bu sebeple birbirimize yardım edebilmemiz için, her grubun içinde nelerin olduğu bilmemiz çok önemlidir.

Şöyle söylendiği gibi: “Kendi şehrinde peygamber olunmaz.” Başka gruplardaki uzaktaki dostlar bazen o kişiye daha fazla yardımcı olabilir ve yanında olan dostlarından onu daha fazla etkileyebilir. Yakın dostlarına, onların kişisel çıkarlarından kaynaklanan şüphe duyabilir ve onların bencilce oluşan niyetlerinden dolayı suçlayabilir. Fakat kişi diğer gruplar hakkında böyle hissetmez. Diğer gruplardaki başka yerlerdeki insanların kendisi hakkında konuştuklarını görür ve onların kendisini ne kadar önemli olarak gördüğünü göstermek istediklerini görür. Diğer yandan kişi kendi içindeki bazı şeyleri de düzeltmesi gerektiğini anlar, aynı şöyle denildiği gibi: “Hakimleri ve polisleri kendi görevlerine göre ayırarak kabullenip görevlendirmeliyiz.”

Bu çok önemlidir. Genellikle her kolektif yükselişten sonra birçok insan düşüşe geçer çünkü bir yükselişten sonra hep kalplerin katılaşması söz konusudur. Bizler buna karşı tedbirli olup korunmalıyız!

18 Mart 2012 tarihli günlük Kabala dersinin birinci bölümünden, Şamati #8
19 Mart 2012 tarihinde, 14:33’te blogda yayınlanmıştır

Doğa Kanunları Dirençlidir

Soru: Rabaş’ın, “Toplumun Amacı(1)” makalesinde şöyle yazar: “Biz burada doğanın kanunlarını çalışmayı ve takip etmeyi arzu eden herkes için bir toplum oluşturmak amacıyla bir araya geldik.” Doğanın bu kanunları nedir?

Cevap: Gematriya’ya (numeroloji) göre “Tanrı”, “doğa”dır. Yaratan’ın arzusunu çalışmak ve uygulamakla, doğa kanunlarını çalışmak ve uygulamak aynı şeydir.

Dünya çözümü olmayan bir krizin içinde ve neler olduğunu anlamak zorundayız. Neden doğayla uyum içinde olamıyoruz? Neden her geçen gün üzerimize yeni felaketler getiriyoruz? Hayvanlar ve bitki türleri yok oluyor; ormanlar yok oluyor; insanlar kirlenme sebebiyle ölüyor… Açık söylemek gerekirse, doğayı bozuyoruz. Doğanın buna nasıl karşılık verdiğini görüyorsunuz.

Peki ya kazancıma ne oluyor? Bankada birkaç milyonum olsa bile, onunla ne yapacağımı bilmiyorum. Bugün kimse bana güvenli bir yatırım önerisi veremiyor.

Dolayısıyla gelecek karanlıkta. Çocuklarım ve torunlarım için ne bırakacağımı bilmiyorum, yiyecek bir şeyimizin olup olmayacağını ve bunu nasıl sağlayacağımızı bilmiyorum. Hepimiz güvenlik ve doyum istiyoruz ve yarın için kimse bana doyum vaat etmiyor. Tersine herkes çöküşten bahsediyor.

Neden? Şu açıktır ki bugün kimse bunun sebebini bilmiyor. Krizin idrakine vardık ve şunu anladık ki dünyada bize gerçekte neler olduğunu açıklayacak tek kişi bile yok.

Bu durumda, elbette eğer mümkünse, doğaya dönmek ve ondan öğrenmek gereklidir.  Kendim için daha iyi bir gelecek sağlamak için, bana gerekli bilgiyi verecek bir bilimden ve fırsatlardan bahsedildi. Bende çalışmaya başladım; belki işler bu kadar da karmaşık değildir? Aynı şekilde bir işadamı, altın almak ya da fabrikasını satmak için ona doğru tavsiyeyi verecek danışman şirketlerine yönelir.

Bu aynı zamanda basit arzulara da işaret eder: Sağlıklı olmak, yaşayacak bir yerimin olması, ailemi geçindirmek, çocuklarıma iyi eğitim vermek, güvenli ve genel olarak iyi olmak. Bu normaldir ve kişinin taleplerinin makul bir seviyesidir. Fakat bugün bunlar kriz nedeniyle elde edilemez gözükmektedir.

Öyleyse bundan nasıl çıkacağız? İçinde bulunduğumuz doğanın kanunlarını çalışmak zorundayız. Her şeyden evvel bununla ve insanla ilgili fazla şey bilmiyoruz. Muhtemelen insanlar bunu daha az kötü, yıkıcı ve zararlı hale getirmeye yardım eden niteliklere ve yeteneklere sahipler ve bu dünyayı daha iyi hale getirecektir.

Aslında, tüm bu talihsizliklerin kaynağının  sadece insan olduğu açıktır. Herkes bununla hemfikir fakat, bunu önemli bir soru takip ediyor: “Öyleyse ne yapabiliriz?” Neticede insanın nasıl ıslah olacağını açıklayan bir bilim var. Onu yap ve her şey çözümlenecek.

Aksi halde dinozorların yolunu takip ederiz. Türler hızlıca yok oluyor ve biz bunu gelecek yıllarda “merdivenin dibine geri dönmek” haline getirebiliriz. Toplumundaki panikten kaçınmak için, bize her şey söylenmedi bile. Gerçekten, yaklaşan tehdit eğer akıllarını kaybetmelerine sebep olacaksa, neden insanlar tüm gerçeği bilmek zoruna olsunlar ki?  Eğer onu durdurmayı bilmiyorsak, yaklaşan felakete gözlerimizi kapatmaya hemen hazırız. Bununla ilgili şöyle yazar: “Yarın öleceğimizden, yiyelim, içelim.”

Bu sebeple ıslahın metoduyla ilgili mesajının dağıtımı gereklidir ve herkesin ulaşabileceği şekilde açık ve keyifli olmalıdır.  Eğer doğa için ve insan için işleyen kanunlardan haberdar olursak ve eğer onların birbirleriyle etkileşiminin yolunu anlarsak, iyi yöne doğru değişimlerin anahtarı bizim ellerimizde olur. Eğer bu olmazsa, kriz yayılmaya devam eder. Bunu durduramayız; tersine her şey daha da kötüye gider.

Günlük Kabala Dersi 4:Bölüm 11/03/2012

Son Kapı

Kabalistlerin, açıklamalarında hep aynı prensibe geri döndüklerini görüyoruz. Maneviyatta çok fazla kural yoktur. Yükselişlerin ve düşüşlerin tek ve aynı olan aşamaları sebepleriyle beraber, değişik yollarla bize geri gelir fakat temelde her zaman aynı prensip geçerlidir. Gerçek bir eksikliğe gelmeden yeni bir güç elde edemeyiz.

Yaratan’ın hizmetkârı olan kişi, sürekli olarak O’na yaklaşmak için yeni yollar arar. Bu yaklaşma, yeni kabın edinimini ve bize zıt olan ihsan etme arzusunu içerir.

Çalışmaya yeni başlayan bir kişi henüz arzunun “ne için” ya da “neye karşı” olduğunun anlamını tam olarak anlayamaz. Maneviyatın aslında hem kolay hem de zor olduğunu görmeye başlayana kadar bu böyle devam eder. Bunun ne olduğunu anlamaya başlayana kadar çok zaman geçer.

Bu, kişinin manevî çalışmada daha ziyade pasif olarak yer almasıyla, içinde oluşan bir çeşit içsel gizli bir süreçtir. Maneviyatı, ona bilgiyi, başkaları üzerinde daha büyük bir güç ve haz veren egoizmine iyi gelecek bir şey olarak, hayal etmeyi sürdürür. Gerçekte gelme sebebi budur; bu dünyada mutlu olma umudunu kaybetmesi. Bu sebeple manevî doyum edinmeye karar verir.

Herkes bu şekilde düşünür. Aksi halde neden çalışsın ki? Kişiyi çekmek için Üst Güç, doğa tarafından bu şekilde ayarlama yapılmıştır. Başka bir şey söyleseniz bile sizi duymayacaktır. Ama bu faydalı yalan, egosunun, alma arzusunun, daha fazla almak üzere olduğunu kişiye hissettirerek, onu bu süreçte tutar. Aslında ona söylenenleri duymaz, hatta “ihsan etme arzusu” “mantık ötesi inanç” gibi cümleleri sürekli tekrarlasa bile, gerçekte ne anlama geldiklerini tam olarak idrak edemez.

Bu kavramları, kendi içsel yorumu olarak tarif eder çünkü başka şekilde algılayamaz. Bu, Kabala ilmini çalışmasına ve ışığın bir orda bir burada yanmasına kadar, bu şekilde sürer gider ve ihsan etme arzusu, dost sevgisi, egoist arzuların üstüne çıkmak gibi kavramların gerçek anlamını bir şekilde anlamaya başlar.

Gittikçe daha fazla duyar ve ihsan etmeye hazır hale gelir. Önce, genel teorik bir uzlaşma, soyut bir şey olmalıdır: tüm dünyaya, insanlığa, Yaratan’a ihsan etmek. Bu kavramlar biraz karışıktır; kişinin kendinden, alanından ve idrakinden uzaktadır.

Bu sebeple, “Yaratanına mutluluk vermeye” hazırdır. Ancak iş pratik eylemlere ve başkasını, dostlarını sevmeye gelince, buna hazır değildir. Burada yapılacak çok iş vardır.

Tekrar üst Işık onun üzerinde etki eder, kaplarını değiştirir ta ki ihsan etmenin grubun içinde olduğunu idrak etmeye başlayana kadar. Yaratan, yapabildiğimiz kadarıyla başkalarını sevmeyi anlamamızı, bizden talep eder.

Bu elbette bir yalandır, fakat bir başlangıçtır. Bununla kişi Yaratan’ın hizmetkârı haline gelir –eğer yaptığı eylemler gerçekten ihsan etme arzusuna hizmet ederse. Elbette, kişi kendisi bu ihsan etme arzusunu yaratamaz, bu eylemlerinin direkt bir sonucu değildir. Tohumu eken ve hiçbir şeyin filizlenmediğini gören, bir kişi gibidir. Sonra, hiçbir sonuç almadan birçok hayal kırıklığıyla tekrar başlar.

Aynı zamanda bazı kısmî başarılar da elde eder: biraz anlayış ve his. Ancak sonunda “gözyaşları içinde olanlardan” haline gelir ve görür ki çalışması onu bir yere götürmüyor, ama bir talebe, isteğe, duaya ve Yaratan’a getiriyor. Bu aşamaya geldiğinde buna “çoğunluğun duası” denir ve bu ona Cennetin kapılarını açar. Açılan gözyaşı kapısı haricinde bütün kapılar kapalıdır. Kişinin keşfettiği şey budur.

“Kapılar” (İbranîcede “Shearim”, “hayali – Meshuar” kelimesiyle aynı kökten gelir), kişinin hayal ettiği beklenen ödülün yolunu belirtir. Tüm bu kapılardan, ihsan etme haricinde bir şeyler almak ister, ama ihsan etmekle ilgili olarak sadece ağlar çünkü şu açıktır ki kendi başına buna ulaşamaz. Aynı zamanda gerçekten bunun önemini anlayana kadar, edinmeyi istemez.

Böylece kişi birçok gözyaşı akıtır, ta ki gözyaşı kapısını oluşturana, ihsan etmeyi isteyerek onun inşasını sonunda bitirene ve ona ulaşmasının mümkün olmadığını görene kadar. Bu sebeple Yaratan’a doğru olmaya itilir. Ta ki O’na ihtiyacı kalmayana kadar ama şimdi Yaratan’ın gerekli olduğunu görür.

Sonuç olarak, ihsan etmeyi ister ve bunu sadece Yaratan’dan alır. Tüm bunu grubun içinde edinir, çünkü başka şekilde bu imkânsızdır ve sonra “meyveyi toplar.” Islah eden Işık gelir ve onu dostlarına bağlar ve onların içinde Yaratan ifşa olur. Kişi sonra manevî çalışmasında mutlu olur. Yaratan’ın hizmetkârının, yolu budur.

Günlük Sabah Dersi 27/02/2012  “Rabaş’ın Yazıları”

Dostlara Bir Gülücükle Dön

Rabaş, Şlavey Hasulam (Merdivenin Basamakları), “Her biri dostuna yardım etti”: Bilakis, dostunun düştüğünü gören bir kişi dostuna yardım edebilir. Yazıldığı üzere “Kişi kendini zindandan kurtaramaz”. Aksine, kişinin ruh halini yükseltebilecek olan yine kişinin dostudur.

Bu şu anlama gelir; kişinin dostu kişiyi içinde bulunduğu koşuldan çıkartıp, onu canlılık koşuluna yükseltir. Daha sonra kişi yeniden güç kazanır ve hayat ve bolluğun getirdiği güveni yeniden edinir. Ve kişi sanki amacı şimdi daha yakınmışcasına yola koyulur.
Rabaş, 34. Mektup: Tarz, dostunun bir etkinliğine giden kişininki gibidir. Kendini düşünmez – iyi ya da kötü bir ruh haline sahip olup olmadığını düşünmez – dostunun sevincine katılmak zorundadır. Somurtmamalı, mutlu bir yüz sergilemelidir.

Kişi, dostlarının birliği zaten hissettiklerini görmelidir. Ve eğer bir daire inşa ederse, grupla bağı amaçlarsa, eğer onun içinde olmayı isterse, o zaman neşe ile birlikte hem negatif hem de pozitif güçler edinir. Dostlarla birbirlerine olan bağda Yaratan’ı ifşa etsin diye her şey ona gereken güçle ve doğru miktarda gelir.

Dostlarla birleşmek, yardım almak için gerekli bir koşuldur. Fakat dostların bana gelmeleri gerektiğini düşünmek doğru değildir. İlk önce (a) ben onlara dönüyorum ve daha sonra onlardan güç alıyorum (b):
a – gruba dahil olmak.

b – güç almak.

Akıl ile Kalp Arasında Denge Olmalıdır

Yayınlanma tarihi 03 Şubat 2012, saat 10:31

Bazı anlarda öyle bir duyguya kapılırız ki, içimizden yoğun bir şekilde ihsan etme, verme, yakın olma, kucaklama, kalpler arasında birlik kurma isteği gelir; ancak bir sonraki an, bu duygu kayboluverir. Bunun sebebi, henüz ıslah olmamış oluşumuz ve izlenimlerimizin egomuzdan geliyor olmasıdır.

Egomuz, bağı hissedebilmek amacıyla, bir anlığına teslim olup bir başkasına egoistçe yapışmayı kabul eder. Ardından da, bağ kurmayı başardığım için gurur duyarım; ve beni tutan şey de budur. Bunu takiben ortaya çıkan yeni bir Reşimo (anı), hevesimi söndürür.

Öyle zamanlar olur ki, kişi onuncu kattan atlamaya; kırık kalbinde hissettiği ümitsizlik sebebiyle her şeyi yapmaya hazır olur. Ancak bu durum kısa sürer ve kişi hemen ardından mantıklı düşünmeye başlar. Durumun bu şekilde işlemesinin sebebi, kişide bulunan bir ve tek egoist arzudan kaynaklanmasıdır.

Islah olmuş durumda, hem zihnimizde hem kalbimizde, daha uzun bir süre nasıl kalabiliriz? Almış olduğumuz kararı, her ne kadar bizden daha üstte ve tabiatımıza karşı olsa da, nasıl pişman olmadan tutabiliriz? Yani, sanki onuncu katta duruyormuşçasına, kendimizi bilinçli olarak nasıl bırakabiliriz? Havada asılıyken, kendimizin ve olanların farkında olarak, olacak olana nasıl hazır olabilir ve olacak olanın olmasını nasıl isteyebiliriz?

Burada bahsettiğimiz şey, kırık bir kalbin yarattığı ümitsizlikten doğan, gözü kara bir şekilde atılmış olan çılgın bir adım değildir; aksine, aklıselim bir şekilde alınmış olan, mantıklı ve sağduyulu bir karardır. Ancak bu, yalnızca başka bir kuvvete sahip olduğumuzda; alma kuvvetine karşı çalışan ihsan etme kuvvetine sahip olduğumuzda yapılabilir. Kişiyi etkileyen Işık, kişinin bilinçli bir karara varmasını ve kendisini bu şekilde tutmasını sağlar.

Manevi bir eylem, asla sadece kalbin arzusu sayesinde gerçekleşmez. Manevi bir eylem ölçüp biçilmiş, bilinçli ve hem kalpte hem akılda tartılıp hesaplanmış bir eylem olmalıdır. Üst Işık kişiye ne kadar işler ve onu ne kadar aydınlatırsa, kişi de doğru kararı o kadar alabilir, kendi hayatını ve ruhunu beraberce o kadar verebilir ve kararına uzun bir süre sadık kalabilir; ta ki kişi o seviyeyi tamamlayıp bir sonraki seviyeye yükselene kadar.

Kişinin mevcut durumuna istinaden, kişi asla kararını değiştirmez. Ancak bir sonraki seviyeye ulaştığında ve içinde yeni bir arzu büyümeye başladığında, kişi düşer ve ardından bir sonraki seviyeye yükselir. Böylesine bir ilerlemenin işareti, sürekli olarak duyulan mutluluk hissidir.

29/01/12 tarihli Günlük Kabala Dersi’ndenRabaş’ın Yazıları

İki Katı Çalışmaktan Sevinç Duy

Bir kural vardır: “Eğer Beni bir gün bırakırsan, Ben seni iki gün bırakacağım”. Bu “bir parçayı ifşa etmek ve iki parçayı gizlemek” kuralına benzer… Bu, kabın inşası için başlangıç niteliğinde bir şarttır.

Kişiye bilerek başarısız olmak gibi bir opsiyon verilmiştir ki bu da “Eğer Beni bir gün bırakırsan” diye adlandırılır ve sonrasında kişinin kendini düzeltmesi için iki gün çalışması gerekir. Bunun anlamı şudur; kişi içinde bulunmuş olduğu seviyeyi bırakır, düşer ve günah işler. Fakat bundan daha da düşük bir seviyeye düşer: Ulaşmış olduğu ihsan etmenin seviyesinin tam tersi olan egoist seviyeye değil, daha da düşük bir seviyeye. Eksi bir (-1) seviyesine değil, eksi ikiye (-2). Ve daha sonra ikinci seviyeye, yani artı ikiye (+2) yükselmelidir. +2 seviyesine eriştiğinde, -3 seviyesine düşer ve daha sonra +3 seviyesine yükselmesi gerekmektedir. Bu şekilde ilerleme kat ediyoruz; tüm bu eylemler ilerleyişimize fayda sağlıyor. Düştüğümüzde iki katı yoğun çalışmalıyız. Esas olan, herhangi bir ödül elde etmediğini gördüğün için hareketsiz hale gelmemek ve sürekliliği kaybetmemektir. Her seferinde dünyevi hayatla bağlantısı olmayan daha büyük bir ödül bulmaya ihtiyacımız vardır. Ödülü herkesin iyiliğine ilişkin ölçmeyi öğrenmeliyiz: Ben ne ölçüde çalışabilirim ve diğerleri alabilir.

Kendime bir fayda sağlamak için değil, diğerlerine fayda sağlamak için çalışmam için gereken yakıtı gittikçe daha fazla aldığım bu yaklaşıma Islah Eden Işığın beni getirmesi için çaba sarf etmeliyim. İlerleyişim bununla ölçülür.

– 18.01.12 tarihli Günlük Kabala Dersinin ilk bölümünden alıntıdır, Şamati.

Kalbinize Bir Mektup Yazın

Eğer bizler Yeni Yılda birbirimize mutluluk ve ‘hayat ağacının imzasını’ dilersek sözlerimiz Üst Gücü barındırır. Tüm her şeyden sonra, bizler birbirimizle ortak hazırlık, doğru kayıtla bağlanırız bunun vasıtasıyla bizler beyaz zemin üzerindeki tüm niteliklerimizi tarif ettik.

Üzerine yazdığımız beyaz zemin, aramızdaki müşterek sorumluluktur, bunu grubun “beyazlığı” olarak görün ve bunun üzerine arzularımı, niteliklerimi değerlendirip ne kadar gruba zıt ve ne kadar birliğe uygun olmadığımı görürüm. Yine de bu yazıyı tamamlarım ve umudumu kesmem. Daha ve daha fazla, karşıtlıkları incelemeye devam ederim.

Yeni yıldan bir ay önceki bu çalışma ‘kişinin İsrail, Yaratan ve Tora birdir’ koşulunu özlemlemesi prensibiyle ilişkilendirilir. İsrail bağ kurmak isteyen kişiye denir. Tora sadece grup içindeki çalışma ile ifşa olan kötü eğilimi ıslah eden Işıktır. Bizler sadece grubun içinde kötü eğilimi keşfederiz eğer ben grubu tamamen ıslah edilmiş ‘beyaz’ olarak resmedersem beyazın üzerindeki siyah gibi kötü eğilimi keşfederim.

Ve eğer bizler Yaratan’ı aramızdaki bağda keşfetmek için bu genel beyazlığa ulaşmak istersek, O ifşa olur ve bizler O’nun ‘imzasını’ alırız.

Bizler tüm bütün bu ‘kayıtları’ kalbimize yazıyoruz, her birimiz kendi kalbine. Adam’ın kalbi bu an için bağlanmamış olan 613 arzunun toplamıdır; kötü, bozuk ve kırık kalptir. Islah etmeyi özlemlediğimiz kalp budur. Ve onun ıslahı kalplerimizin hep beraber bağlanması sonucu olur.

Gelecek durum, tüm kalplerimiz, tüm düşüncelerimiz kalbin ve aklın tek bir olarak kaynaşacağı bir şekilde bağ kuracaktır ve hepimiz bir olacağız. Bu konumu ulaşmak umuduyla, her birimiz kendi mektubunu yazacak.

Ve eğer bizler bu şekilde yazarsak, sadece bir mektup yazmıyoruz. Tora’nın (Işık) kitabını kalbimize yazıyoruz. Bu özellikle bu şekildedir zira tüm Tora içimizdeki kötülüğün ifşasını ve ıslahını bize anlatır öyle ki bizler o zaman ‘beyazlığı’ Yukarıdan, Üst ‘beyazlık’’tan alabilelim. İşte bu yüzden bizler beyazdan siyahı ayırt ediyoruz ki sonrakinin üzerinde önceki ile beraber yazabilelim. Fakat aynı zamanda bizler beyazın kendi niteliklerini, Saran Işığı kendisini de incelemeye ihtiyacımız vardır. Ve bizim için, ‘yazmayı’ öğrenmek Saran Işığın bize gelmesi ve içimizde bizi aydınlatması için bir hazırlıktır sadece.

Dolayısıyla, siyah siyah ve beyaz ise beyaz olarak kalır. Onlar bizim yapımızın köküdür. Ancak bizler bu her ikisini de içimizde barındırır ve siyahın ve beyazın tek bir bütün gibi kaynaşmış olduğu ‘Tora’nın sırları’ denen yere, içimizde daha derine incelemeye gireriz. Ancak bu bağlanmayı yazarak açıklamak mümkün değildir.

Yazılı dilde, Tamim (tatlar), Nekudot (sesli harfler, noktalar, harflerle ilgili) ve Tagin(harflerin üzerindeki taçlar), kesin form ve yazmayı belirtmiyoruz. Bunun sebebi kişi bunları içsel çalışmasında edinmelidir ve o zaman bunları harflere aktarabilir.

Böylece özetleyebiliriz: bizler grubu son ıslahta tamamen ‘beyaz’ koşulunda resmettiğimiz zaman siyahlığımızı gruba ilişkin olarak keşfediyoruz. Ve bizler bu işi bitirdiğimiz zaman, Yaratan’ın bu işin altına ‘imza atmak’ için bunu tamamlamaya ihtiyacının olduğu bu konuma ulaştığımızı hissederiz.

25.09.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Rabaş’ın Yazıları

Umarım Herkes Finale Ulaşır

Soru: Manevi amaç için her şeyden vazgeçmek ne anlama geliyor?

Cevap: Maneviyat için her şeyden vazgeçmek, amacımın ihsan etmeye ulaşmak olduğunu tanımlamaktır öyle ki benim artık ‘kendimi’ hissetmeyeceğim ölçüde, sadece bu nitelik bende hüküm sürecek. Nasıl ki şimdi Yaratanı hissetmiyorsunuz, kendinizi de o zaman hissetmeyeceksiniz. Ne olduğu, insanların sizin hakkında ne söylediği, size kızdığı bunlar hiç önemli değil – dışsal hiçbir şey sizi etkilemeyecek.

Egonuz daha ve daha fazla büyüyecek ancak siz sürekli ihsan etme gücünüzle bunun üzerine yükseleceksiniz. Ve o zaman belli bir dereceye kadar Yaratana benzer hale geleceksiniz.

Göreceksiniz ki O’na ne kadar kızgın olursak olalım, bu O’nu etkilemeyecek. O, bu durumu nasıl yönetiyor? Üst Gücün aklı ve duygusu yok mu? Hayır, O her şeyin üzerinde sevgi ve ihsan etme yaklaşımıdır. ‘Sevgi bütün günahları örter!’ ve eğer biz bu koşula gelirsek, bu demektir ki bizler yeni yıla hazırız.

Bunlar çok zor koşullardır ve ne kadar ilerlerseniz, o kadar çok düşersiniz. Bu spordaki gibi aynıdır: final çizgisine ilk ulaşan kişi amaç için en iyi hazırlığı yapmış olandır. Seçim daha ve daha fazla uzlaşmaz hale gelir ve böylece daha ve daha azı amaca ulaşır. Bu yüzden, insanların yol boyunca düşmeleri şaşırtıcı değildir. Bu üzücü bir durumdur ancak bu eşyanın doğasıdır.

26.09.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Rabaş’ın Yazıları

Kişi, Sadece Diğerlerini Çalışarak Kendisini Anlayabilir

Soru: Bir kişi kendi öz niteliklerini ihsan etmek için nasıl kullanabilir?

Cevap: Bunun hakkında düşünmeye gerek yok çünkü bu durum otomatik olarak gerçekleşir. Kendi öz niteliklerime ve eğilimlerime karşı çalışmak veya onları değiştirmek veya ‘düzeltmek’ zorunda değilim. Kendimle yapılması gerekenler hakkında bir ipucuna sahip değilim.

Tüm işimiz, kendimizi doğru bir çevre içine dâhil etmeyi ve bu çevrenin mümkün olabildiğince bizi etkilemesini sağlamayı kapsar. Kesinlikle, ilk önce bu çevrenin benim ihtiyacım olan çevre olduğunu kontrol etmeliyim. Ancak kontrol ettikten ve bu çevreye girdikten sonra tüm isteğim bu çevrenin beni etkilemesidir.

Çevreden aldığım gücün benim öz niteliklerimi ve eğilimlerimi nasıl etkileyeceğini bilmiyorum. Bu bağlantıdan ne geleceği hakkında bir şey varsayamam. Benim tek seçimim ve aydınlanmam, anlayışıma ve hissiyatıma göre bu çevrenin Yaratan’ın ifşasına ve ihsan etmeye yönelmiş olan tek toplum olup olmadığının tanımının içindedir.

Ancak, beni ve niteliklerimi nasıl etkilediği ve birinin diğerini nasıl etkilediği şu an benim için bilinmeyen bir şeydir. Bu, manevi seviyeleri ifşa etmeye başlayacağım ve gerçek anlamda bu şeylerin nasıl çalıştığını anlamaya başlayacağım zaman, sonradan ortaya çıkaracağım şeylerdir. Daha ötesi şeyler benim şimdiki seviyemde bana gelmeyecek. Sadece bir sonraki seviyeye yükselince ve oradan daha önce olduğum yere, aşağı doğru bakınca, süreci gözlemleyebilecek ve anlayabileceğim.

Tüm manevi çalışma, mantık ötesi çalışmanın içindedir, alma gücünün üzerinde ihsan etmek gücünün ediniminin içindedir. Bu sistem benim içimde inşa edilinceye dek, algım gerçekten ne olduğunu anlamaya, edinmeye ve algılamaya bana müsaade etmeyecektir.

Kendi özümüzü değiştirmek bizim amacımız değildir. Kişi ihsan etmek için ihsan etmenin içerisinde olduğu zaman, kendi öz niteliklerinin ve çevrenin etkisinin amacını edinmek için hiçbir gücü yoktur. Sadece kişi diğer ruhlarla bağ kurmaya başladığı ve ihsan etme niyetini aldığı zaman sadece o zaman bu bağdan dolayı, kişi kendisi hakkında öğrenmeye başlar.

Diğerlerine ihsan etmeye başlamazsam eğer kendim hakkında hiçbir şey asla öğrenemeyeceğim. Daha sonra, onlarla ilişkim içinde ve onlara olan yaklaşımım vasıtasıyla kendimi anlamaya başlayacağım. Onlar ilişkim içinde ölçebileceğim bir referans noktası haline gelecekler. Tüm bunlardan sonra, bizim bir şeyleri ölçmek için iki noktaya ihtiyacımız vardır. Eğer tek başıma isem, ilişkimde neyi ölçeceğim ki?

İşte bu yüzden diğerleriyle doğru bir bağ kurduğum ve onlarla çalıştığım zaman, aynı zamanda ben kendimi çalışırım.

23.09.2011 tarihli Günlük Kabala Dersinin ilk Bölümünden, Rabaş’ın Yazıları