Category Archives: Medya

Hızlı Kabala İpuçları – 10/7/20

Soru: Sanal bir topluluk ile manevi bir topluluk arasındaki fark nedir?

Cevap: Sanal bir topluluğun birçok farklı hedefi vardır. Manevi topluluk ise çok net, farklı ve büyük öğretmenleri tarafından belirlenen tek bir hedefin peşindedir. Ve biz öğrenciler olarak bu hedefe doğru ilerliyoruz.

Soru: Twitter, Facebook ve YouTube gibi sosyal ağların sahiplerine ne önerirsiniz?

Cevap: İnsanlara, birbirleriyle en açık iletişim içinde olma fırsatı vermek için, sosyal ağların gelişimini doğru yöne yönlendirmelerini tavsiye ederim ve insanlık bunu çabucak anlayacaktır.

Ama günümüzde bu ağlar, insanların doğru şekilde bağlanmasını engelleyecek şekilde çalışıyor. Doğanın güçlerinin, insanları doğru hedefe yönlendirmesine izin vermelidirler. Ama müdahale ederler ve bu onların en büyük kötülüğüdür.

Soru: İnsanlar arasındaki iletişimi geliştirmek için ne tür bir teknoloji önerebilirsiniz? Hiç fikriniz var mı?

Cevap: Hayır. Bence tüm fikirler ihtiyaç duyulur duyulmaz ortaya çıkacaktır.

“Sosyal Medya Ve Her Şeye Gücü Yeten Para” (Medium)

Son sosyal medya devlerinin eylemlerinin de gösterdiği gibi, yine para ve kontrol,  Amerikan ideallerini gasp ediyor. Bizi bir araya getiren, aramızdaki mesafeleri azaltan ve küresel bir köy oluşturan bu yeni iletişim platformları, YouTube, Facebook ve diğerleri, Amerikan siyasi yelpazesinin bir tarafının gücünden yararlanmak ve onu güçlendirmek için siyasi içeriği sansürlemeye karar vererek, Amerika’nın temel demokrasi, çoğulculuk ve ifade özgürlüğü değerlerini baltalıyorlar.

Google’ın sahip olduğu,  YouTube kanalı, görevdeki cumhurbaşkanının hukuk ekibi dolandırıcılık iddialarının ortasında hala sonuçlara itiraz ederken, iddialarını kanıtladığı varsayılan video kayıtları da dahil, 2020 başkanlık seçimine itiraz eden videoları kaldıracağını duyurdu. Ayrıca WhatsApp ve Instagram’ın sahibi Facebook da bir başka tartışmanın merkezinde yer alıyor. ABD hükümeti ve 48 eyalet ve bölge, şirketi daha küçük rakiplere zarar vermek için gücünü kötüye kullanmakla suçlayarak dava açıyor.

3 Dolarlık Banknot Kadar Sahte Çoğulculuk

Günümüzde medya ve özellikle sosyal medya, sanki açık bir çekmiş gibi sınırsız faydaya sahiptir. Daha önce hiç olmadığı kadar yaygın etkisinden ve gücünden yararlanmaktadır. Herhangi bir anda, kamuoyu şu ya da bu şekilde etkilenebilir. Milyarlarca dolarlık bir çanta ile herkes cumhurbaşkanı veya başbakan olabilir. Sosyal medyanın bir siyasi tarafı diğerine tercih ettiği ideolojik bir tercihi varmış gibi görünebilir ama aslında, hepsi her şeye gücü yeten para ile ilgilidir.

Para kontrolü satın alabilir ve kontrol her şeyi alt edebilir ve etkileyebilir, asi davranış özgürlüğü ve aşırı güç sağlar. Gün geçtikçe, sosyal platformlar, insanlar yavaş yavaş zayıflayıp teslim olana kadar herkesin üzerinde gitmekten zevk alan insan egosunu besleyerek, birbirlerine iftira etmeye ve ağır eleştirilere açık yerler haline gelmekte. Sınırsız bir alan, tamamen üstünlük için izin verir. Her gün, diğer insanlara duyulan nefret, insan toplumunun bedenini yiyip bitiren ve bedenin ölümüne neden olan bir kanser gibi büyüyor.

Medyanın doğru rolü bizi bir araya getirmek, tüm organları tek bir sağlıklı bedende, birbirine bağlamaya hizmet etmektir. Toplumun tüm farklı kesimlerinin (sol ve sağ, tüm farklı çıkar gruplarının temsilcileri, hatta toplumun kenarındakiler) bir arada oturması ve halkın yararı için birlikte çalışması ne kadar iyi olurdu.

Ne Pahasına Olursa Olsun Birleşme

Her görüşün kendine ait bir alanı olmalı, hiçbir görüşe boyun eğdirilmemeli ve hiçbir ses susturulmamalıdır, ancak bu, dünyanın hiçbir yerinde hiçbir zaman olmuyor. Mevcut durumun sürdürülemez olduğu gerçeğiyle uzlaşmalıyız – her şey çürümüştür ve bu nedenle köklü bir değişime ihtiyaç vardır.

Sosyal medyanın böylesine bir birleşme rolü oynadığını hayal etmek ütopik bir fantezi gibi görünse de, bunun tek nedeni, toplumun sağlığına ve ruh sağlığına zararlı bir yalan ve yanlış bilgilendirme dünyasına sürekli olarak maruz kalmamızdır. Sosyal medya, onun şu anki çalışma şekli, tamamen kapatılmalıdır; aksi takdirde toplumu yok edecektir. İnsanlar bunu değiştirme gücüne sahiptir ama sadece güçlü ve birleşik bir talep yoluyla.

Yeni bir kural, medyanın ve tüm sosyal medya platformlarının çalışmalarına rehberlik etmelidir: halkın refahına katkıda bulunan haberler ve içerikler yayınlayın ve insan toplumunu birleştirmeye çalışın. Kimsenin bir başkasının görüşünü, sadece onu farklı bir durumla dengelemekten,  değişen bakış açılarına karşılıklı olarak tamamlayıcı olmaya, bütünlüğe doğru rehberlik etmekten başka, baltalamaya hakkı olmayacak.

Tam olarak zıtlar, karşılıklı kabule ulaştıklarında, toplum yeni bir gelişim aşamasına ulaşır. Bu değerleri besleyen sosyal medya, bugün küresel ve birbirine bağlı dünyamızın ihtiyacı olan şeydir. Herkese sağlanan faydalar, paha biçilemez!

“Şimdiye Kadarki En Kötü Yıl Mı?” (Medium)

Time dergisinin film eleştirmeni Stephanie Zacharek, “Şimdiye Kadarki En Kötü Yıl” adını verdiği 2020’yi özetleyen baş makalesinde şunları yazdı: “2020 distopik bir film olsaydı, muhtemelen 20 dakika sonra kapatırdınız. Bu yıl, kurgusal bir kıyamet gibi ölümcül derecede heyecan verici değildi. Acı ile işlenmesinin yanı sıra, çıldırtıcı derecede sıradan bir şeydi, gündelik rutinler aleyhimize döndü.” Dahası, “Bu yılki en zayıflatıcı tehdidimiz”, “bir çaresizlik duygusuydu” ve “1930’larda faşizmin yayılmasından bu yana … bu kadar çok anormal olayla karşılaşmadık” diye ekliyor.

Seçkin film eleştirmenine tüm saygımla, kesinlikle katılmıyorum. Bu pandemide anormal hiçbir şey olmadığı için, bu yıl anormal bir şey olmadı. Bilakis, bu yıla kadar çıldırtıcı, anormal bir yaşam tarzına öncülük ediyorduk ve virüsten aldığımız “kısıtlama emri”,  Dünya Gezegeninde normalliği eski haline getirdi. Yüzyılı aşkın bir süredir ilk kez, hayat normal bir şekilde işledi!

Doğanın sınırlarını, kopuşun eşiğine kadar zorluyorduk ve virüs, gezegenin geri kalanıyla birlikte kendimizi havaya uçurmadan önce bizi durdurabilmenin en hafif yoludur. Doğa bize Covid-19’dan daha nazik olamazdı.

Ayrıca, mantıklı olan herhangi bir kişi,  orman yangınları, kasırgalar, pandemi ve depremler hakkında anormal olduklarını nasıl söyleyebilir? Doğal olaylar nasıl anormal olabilir? Sadece çarpık bir perspektif, doğal olayları olağanüstü olarak ve yapay olanı normal gibi görür. Sadece bu da değil, Time gibi seçkin bir derginin 2020’deki bir baş yazısında, doğanın doğal olmadığını ilan etmesi, yaşadığımız dünyayı yanlış anlamamızın bir kanıtıdır.  Bu yıl için pişman olunacak bir şey varsa, bu da bizim aptallığımızdır.

Time’daki insanlar, bir iletişim aracı olarak rolleri ve medyanın rolü hakkında açıkça hiçbir fikre sahip değiller. Dergilerini eğitim amaçlı kullanmak, insanlara nerede olduğumuzu ve nereye gittiğimizi öğretmek için kullanmak yerine, süslü anlamsız sözlerini yaymak için kullanıyorlar.

2020, şimdiye kadarki en iyi yıldır!  Bu, doğanın bizlere,  sistemine kurduğumuz çarpıklıklara nasıl tepki verdiğini açık bir şekilde gösterdiği ilk zamandır. Bize sınırı aştığımızı ve gittiğimiz yola devam edersek kendimizi yok edeceğimizi söylemektedir. Doğa Ana nankör çocuklarını kurtarmak için elinden geleni yapıyor, bizler de şımarık veletler gibi, bize istediğimiz şekeri vermediğinden mızmızlanıyoruz.

Ne yaptığınızı bilmediğinizde, ellerinizi cebinizin içine iyice sokun ve daha akıllı olana kadar onları orada tutun. Bizler tam tersini yapıyoruz: bir şekilde doğadan daha fazla eğlence çıkarmak için, her butonu çeviriyoruz ve bulabildiğimiz her düğmeye basıyoruz. Bugüne kadar hayatta kalmamız sadece bir mucize. Koronavirüs, bizi eve gitmeye ve tek evimizi kötüye kullanmamızı sınırlamaya zorlayarak, hayatımızı kurtardı. Bu, açıkça bir lütuftur ama yine de aptalca, en beğenilen yayınlarımızdan birinin ön sayfasında onu lanetliyoruz.

Medya bizim bir numaralı eğitim aracımızdır. Onu, kendimizi ve çevremizi öğrenmek için kullanmalıyız, doğanın öğretilerinden şikayet etmek değil, evrenimiz olan ekosistem içinde nasıl çalışmamız gerektiğini açıklamak için kullanmalıyız. Bu kapalı bir sistemdir ve her bir kötülük, sonuçlarına katlanır. Bunu hemen hissetmeyebiliriz, ancak bunun nedeni çevremize karşı duyarsız olmamız ve birbirimizle olan bağlarımızdan habersiz olmamızdır. Karşılıklı bağımlılığımızın daha fazla farkında olsaydık, kötülüklerimizin olumsuz etkisini hemen görürdük ve bu suçlar bize zarar verdiğinde, bunun bizim hatamız olmadığını düşünmezdik. Bu kadar “olaylı” bir yıl geçirmemizin nedeni sadece bizim yaptıklarımız değil, başka kimsenin de değil.

Covid-19’un 2020’de bize öğrettiği dersi alamazsak, 2021 bize aynı dersi daha da acı bir şekilde öğretecek. Bu, doğanın kötülüğünden değil, bizim aptallığımızdan dolayıdır. Doğa Ana için üzülüyorum; böyle inatçı çocukları yetiştirmek kolay değildir. Aynı zamanda, bize yapması gerekeni öğretmek için her zaman en az acı veren yolları seçtiği ve sonunda bize kendi yollarını göstermeyi seçtiği için minnettarım, böylece onları inceleyebilir ve kendi dünyamızda da yetişkinler olabiliriz.

“Asla Olmamış Demokrasi” (Medium)

Bu başkanlık seçimi, medyanın ne kadar güçlü olduğunu her zamankinden daha açık bir şekilde gösterdi. Neyin gösterilip, neyin gösterilmeyeceğine ve seçtikleri şeyi nasıl göstereceklerine karar verme marifetleri, yüksek tabakadaki insanların isteklerine uygun olarak, onların görüş ve düşüncelerini göstermektir. Cumhurbaşkanlığı seçiminin resmi sonuçlarının açıklanmasını bildirmek için beklemedikleri bir noktaya gelindi; onlara karar verirler ve Kongre’nin resmi bir reddi bile haberciliklerini değiştirmelerine neden olmaz.

Medya bir gecede öne çıkmadı. Yıllar geçtikçe, insanların görüşleri üzerindeki gücünün farkına vardılar ve bu gücün çok paraya değer olduğunu anladılar. Bu güç, zenginlik ve bilgi aktarımı arasında bir bağlantı yarattı. O andan itibaren, demokrasi artık yoktu. Sanki insanlar daha önce gerçekten egemen değillermiş gibi, ama en azından yöneticiler, “halka hizmet etmeye” devam etme, yani yeniden seçilme ve görevde kalma arzusundan dolayı kendi seçim bölgelerine karşı bir şekilde sorumluydular.

Ancak, politikacılar yeniden seçilmek için insanlara değil, halka haber veren kişilere hizmet etmeleri gerektiğini bir kez anladıklarında, seçim bölgelerine olan bağlılıkları ortadan kalktı. Bunun yerine, politikacılar olumlu haberler yaptırmak için basının gönlünü almaya başladı. Daha sonra, iş adamları her yönden gazete ve TV kanallarını satın almaya başladılar ve medya patronları oldular.

Bunu, medyanın çok kazançlı bir iş olduğu için değil, bir gazetenin veya bir televizyon kanalı sahibinin, neyin yazılacağına veya yayınlanacağına, medya hikayelerinin ilgi alanlarına ilişkin hangi sonuçlara varacağına ve nasıl çıkaracağına karar verebileceği için yaptılar. Şimdi, siyasetçiler iyi bir haber yapmak istediklerinde, enerji üretim sözleşmeleri, belirli yasaların geçirilmesi, arazi mülkiyeti yasaları, para yasaları, uygun gümrük tarifeleri, daha düşük vergiler vb. gibi avantajlarla medya patronlarına ödeme yapmak zorundadırlar. Zenginlerin, politikacıların karşılayabileceği birçok ihtiyaçları vardır. Tek yapmanız gereken televizyonda onlar hakkında güzel sözler söylemek ya da yazmaksa, neden olmasın? Halk dışında herkes yararlanır.

Son başkanlık seçimleri bu kasvetli durumu önceki seçimlerden daha fazla ortaya çıkardı ve şimdi tüm yapı parçalanıyor. Bunu yapmanın tam zamanı. Şimdi soru, bozuk yapı yerine ne geleceğidir.

Sonunda sadece iki yol var: yukarı veya aşağı. Şu anda durum hızla kötüye gidiyor. İki taraf arasındaki gerilim tırmanıyor, medya onları körüklüyor, nefret sınırsız ve her iki taraf da milletin geleceği için savaştığını düşünüyor. Bu bir savaş reçetesidir.

Bununla birlikte, başka bir seçenek daha var: yukarı çıkmak. Yukarı çıkmak, Boykot Kültürünü iptal etmek ve her iki tarafın da değişmeyeceğini kabul etmek anlamına gelir. Dahası, ancak her iki taraf da pozisyonlarını korursa, demokrasinin enkazından yeni bir şey çıkacaktır: yeni bir düşünce, yeni bir dünya algısı.

Bu bir uzlaşma değildir; her iki taraf da görüşlerini koruyacak ve bir santim bile vermeyecektir. Bununla birlikte, diğer tarafın konumunu korumasına da izin verecekler ve her iki taraf da diğeri olmadan kendilerinin var olmadıklarını anlayacaklar. Bir tarafın varlığı, diğer tarafın varlığını sağlar ve tanımlar. Tıpkı ısı olmadığı ve soğuğun yokluğunda ısıyı bile tanımlayamayacağınız gibi, Sol’un yokluğunda Sağ, Sağ’ın yokluğunda da Sol yoktur. Ya da tanımlanamaz.

Karşı tarafın varlığına değer vermeye başladığımızda, ona karşı yavaş yavaş olumlu duygular geliştirebiliriz. Ancak bu daha sonra olacaktır. Demokrasinin sona ermesinden sonra Amerikan toplumunu onarmanın ilk adımı, tüm siyasi görüşlerin, hiçbirinin değişmesini beklemeden ve bir uzlaşmaya varmaya çalışmadan, ancak tüm görüşlerin gerçek olduğunu ve insanların gerçek duygularını yansıttığını kabul etmektir ve bu onları meşru kılan şeydir.

Bir İş Modeli Olarak Sosyal Medya

Soru: Sosyal ağların temel görevi, başlangıçta insanlar arasındaki iletişimi geliştirmek için inşa edilmiş olmalarına rağmen,  kişiyi ona bir şey satmak için televizyona veya bilgisayar ekranına yapıştırmaktır.

Böyle bir sanal ortamı değiştirmenin mümkün olduğunu düşünüyor musunuz? İnsanlar üzerindeki iktidar kimin elinde olmalı? Ne izlemeliler? Ne okumalılar? Ne satmalılar? Sonuçta her şey sizler için belirlenir.

Cevap: Elbette her şey bizim için belirlenir. Kimse bize sormaz. Kısacası, güvenebileceğimiz, eğitimimizi ve yetiştirilmemizi yönetecek özel bir kuruluş oluşturulmalıdır. Sadece bu kuruluş neyi izlememiz ve dinlememiz gerektiğini açıklayabilir, genişletebilir, küçültebilir, değiştirebilir ve dikte edebilir.

Soru: Eğer hükümetlerin veya özel kişilerin elindeyse, o zaman hiçbir şey işe yaramaz mı?

Cevap: Böylesi hükümetler yoktur. Onlar her türlü finansal ve politik kodamanlar tarafından yönetiliyorlar. Bunun birinin elinde olması gerekiyorsa, o zaman kesinlikle hükümetlerin elinde olmamalı.

Duyguları İfade Etme Yeri Olarak Sosyal Ağlar

Soru: Önceden,  kişi bazı olumlu veya olumsuz duygularla boğulduysa bunları birkaç arkadaşıyla paylaşabiliyordu, bugün bunları milyonlarca insanla paylaşabilmekte. Bu fırsat bizi insan olarak geliştirir mi?

Cevap: Hayır, bu anaokulunda olduğu gibi saçmalıktır. Kişi neyi paylaşır? Başkaları ondan hangi duyguları alır? Buna nasıl tepki verirler? Bütün bunlar ilkel bir seviyededir ve hiçbir şey ifade etmezler. Sonuçta, her birimize rehberlik eden şey sadece günlük egoizmdir.

Soru: Özellikle genç nesil için, kişinin düşüncelerini ve duygularını sözlü olarak ifade etmesi giderek zorlaşmaktadır. Ek olarak, çoğu kişi yazım yetersizliğinden utanmaktadır, bu yüzden insanlar ifadeleri, beğenileri ve diğer sembolleri kullanmaktadır. Mağara zamanlarına geri döneceğimizi düşünüyor musunuz yoksa bu bir tür gelişim mi?

Cevap:  Bence bu iyi bir şey. Bunlar mağara zamanları değil.

Mağara dönemlerinde, teknik olanlar dışında bilgi aktarımında herhangi bir kısıtlama yoktu. Bugün, bilgi aktarımında bir kısıtlama var çünkü bilginin kendisi sadece mevcut değildir; çok sabittir. Bu nedenle, herhangi bir sorun yaşamadan ifadelere sığar.

Bozulma ifadelerden değil, kendinden kaynaklanıyor. İfadeler, bu bozulmanın yan ürünüdür.

Krizler Kişinin Bilincini Değiştirir

Soru: Bugün milyonlarca insan neden bahsettiğinizi anlıyor ama sadece kanunları koyan politikacılar kamunun düşüncesini değiştirebilir. Ve onlar medya tarafından seçilirler. Dahası, medya zenginlerin elindedir ve zenginler hiçbir şeyi değiştirmek istemezler. Bunun bir kısır döngü olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumdan bir çıkış var mı?

Cevap: Doğa bize çıkış yolunu söylüyor. Yine de bizi büyük bir patlamaya, egoizme, hayal kırıklığına götürecektir. Ve o zaman her şeyi değiştirebiliriz. Güç ve paradan oluşan hiçbir güç, dünyayı insanların kendilerinin istediğinden daha fazla yönetemez.

Ve insanlar yavaş yavaş bu şekilde var olmaya devam etmenin doğayı, kendilerini ve çocuklarını bozmak anlamına geldiğini ve bununla ilgili bir şeyler yapılması gerektiğini anlamaya başlıyor.

Öyle bir nesilde ve öyle bir zamanda yaşadığımıza inanıyorum ki virüsün bize gerçekleştirdiği bütünsel, küresel saldırılar, insanlığın dünyaya, hayata, doğaya ve kendisine nasıl davranması gerektiği konusundaki görüşünü hızla değiştirecektir. Sonunda her şey değişecektir.

Krizler kişinin bilincini değiştirir ve onlar olmadan daha fazla gelişmek imkansızdır.

Bizi Daha Çok İlgilendiren Hangisidir: İyi Haber Mi Kötü Haber Mi?

Yorum: Kitle iletişim araçlarının kişisel gelişimi etkilediği bilinmektedir. Bununla birlikte, herhangi bir şiddet eylemi, askeri çatışma veya doğal afet içerikli kötü haberler, birbirine iyi davranan, birbirlerine yardım eden veya vahşeti önlemeye çalışan insanlarla ilgili haberlerden sürekli olarak çok daha fazla ekran süresi alır. Ve izleyici bundan daha çok etkilenir.

Cevabım: Elbette. Televizyonda savaşın dehşetinden, çatışmalardan, hükümetteki veya insanlar arasındaki anlaşmazlıklardan bahseden bir program izlersem, onun hakkında daha çok endişelenirim çünkü bu tür olaylara karışabilir ve zarar görebilirim.

İnsanların toplanması, konuşması, şarkı söylemesi veya birlikte çalışması, hastanelerde yardım etmesi ve benzerlerinden bahseden iyi programlar benim için herhangi bir tehlike oluşturmaz. Bu nedenle, sakin bir şekilde yaklaşırım ve bu konuda biraz ilgisiz bir tavra sahip olabilir.

Yorum: Sadece olumlu haberleri yayınlama girişimlerinin olduğunu, ancak hiç popüler olmadıklarını belirtmeliyim.

Cevabım: Elbette. Bu, insanı rahatsız etmez. Kişi olumsuz haberler, acı ve trajedilerle beslenir. Müzik ve sanatta bile büyük anlamlı işler her zaman trajiktir ve komediler hafife alınır. İnsanlar onları sıradan bir şekilde takdir eder.

Sosyal Ağların Kalabalıklığı

Soru: Neden Facebook’ta bulunan bir milyar insanın, kendileri ve doğa arasındaki ilişkinin ve bağların açıklanmasının bir tezahürü olmadığını düşünüyorsunuz?

Cevap: Bizler kendi aralarında sürekli savaşan vahşi hayvanlara çok benziyoruz. Ancak bu insanlar, en azından bu ilişkiyi açıklığa kavuşturmaya sahipler ve bu sonuç Facebook’ta gözlemlenmemektedir. Her şey “kendinizi kandırma” prensibiyle çalışmaktadır.

İnsanların böyle bir iletişimden dolayı, daha akıllı ve daha iyi bir hale geldiklerini görmüyorum. Ne yazık ki, sosyal ağlar hala uyku halindedir.

Soru: İnsanlar arasındaki ilişkilerin gelişimi dediğinizde, ne demek istiyorsun? Başka bir alan mı, başka yasalar mı, yoksa başka değerler mi?

Cevap: Bütün bunları ve hatta daha fazlasını: insanlar arasındaki doğru ilişki, kişi niyetinde tek bir hedefi takip ettiği zaman,  diğer kişi de kendini iyi hissedecektir.

Bizim kapalı, bütünsel, insan toplumu sistemimiz buna göre ayarlanmıştır. Eğer herkes insanlarla bu şekilde etkileşime girerse, o zaman birlikte her şey iyi olacaktır.

Barış için Umut

Dünya Erdemlik Konseyi’ne hazırlık için yazılmış bir makale, İsviçre, Ocak 2006.

Kötüliğin nedenini arıyoruz. O sadece bizim içimizde.
Jean-Jacques Rousseau

Yaratılışın alma arzusu ihsan etme yönünde değiştirilmediği sürece dünya varolmaya devam edemeyecektir. Dünyadaki tek yıkıcı güç bizim egomuzdur. İnsan egosu dışında dünyada olan tüm güçler kendi içlerinde mükemmel uyumda olan doğanın güçleridir.  Bunların arasında, ‘Pozitif veya ’negatif’ diye kendi anlayışımıza göre değerlendirdiğimiz güçler bulunuyor. Fakat bütün hepsi doğanın tek kuralı ile başlayıp, sürekliliğini korur.  Cansız, bitkisel, hayvansal ve madde seviyelerinde bütünsel bir uyum içinde varolurlar.

Geçmişte böyle bir uyumun varolmadığını düşünüyorduk. Doğanın ‘zararlı’ gibi görünen inandığımız kısımlarını yıkmak için istekliydik. Doğaya müdahale etmemiz ile yaşadığımız acı tecrübe bize gösterdi ki doğadaki herşey birbirine bağlıdır, herssey özdenge durumununda varolur veya arzu eder- diğer bir deyişle maddenin tüm halleri ve biçimlerindeki etkileşimin bütün aşamalarında uyum olmasıdır. (daha&helliip;)