Category Archives: Maneviyat

İfşa İçin Gizlilik

Soru: Dünya çok büyük ve bizden çok az insan var. İlk bakışta buna hiç ulaşma şansımız yok gibi duruyoruz. Fakat diğer taraftan Yaradan’dan gelen kurtuluş ‘bir göz kırpması anı içinde’ diye yazılır…

Cevap: Yaradan’ın etrafını sarar durumda oturmuyoruz. Bir kişi gördüğü ile ilerler. “Yaradan” (Bore), arzularımızı, kaplarımızı hazırladığımız ölçüde içimizde ifşa olan bir niteliktir. Ben O’nu kendim için ‘‘gel ve gör’’ (Bo – Re) prensibine göre inşa ederim.

İçimde hiçbir temel yok ve sadece içimde, çevremin içinde uyanan güçlere kendimi dayandırabilirim. Eğer onları uyandırmakta doğru form ve doğru zamanda başarısız olursam o zaman onlar olumsuz formda ifşa olurlar. Ancak öyle veya böyle, her şey benim içimdedir. Dışarıda hiçbir şey yok.

Sıralamaya uyar ve gelişimimizin programını takip edersek, Yaradan’ı ifşa ederiz. Ancak eğer geride kalırsak, tembellik yaparsak, bu gecikme O’nu bizden gizler, diğer bir ifade ile bu gecikme, ihsan etmenin karşılıklı güçlerinin içinde olduğu ıslah olmuş sistemi bizden gizler. Manevi dünya budur. Basitçe başka bir Yaradan yoktur. En kötü senaryoda, sen kendin için bir put yaratırsın, “dışsal” bir imaj.

Olanaklarımız içerisinde bazılarımız niceliklerinde ve diğerleri de niteliklerinde güçlüdürler. Ve işte bu yüzden az oluşumuz gerçeğinden korkmuyoruz. Esas şey insanlara mesajı getirmektir ki böylece onlar da bunu duyacaklardır. İşte bundan dolayı sınırları silen internete sahipsiniz.

Bu www bizim için ortaya çıktı. Eğer biz bunu doğru bir şekilde kullanırsak o zaman herkese ulaşacağız ve insanlar mesajımızı kabul edecekler. Unutulmamalıdır ki, realitede bunlar küçük, çaresiz arzulardır, çocuklar gibi ve bizler onlara dikkat etmeliyiz.

Soru: Öyleyse, doğru dağıtım neye benzemelidir?

Cevap: Bunu sürekli analiz etmeliyiz. Kabalist Abba sırrın içinde ifşa oldu ve bizler tam tersi ifşanın içinde kendimizi gizlemeliyiz. Gizliliğin içinde ifşa yerine ifşa için gizlilik, insanlara bu şekilde davranmayı öğrenmeliyiz..

05.09.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. Bölümünden, ‘‘Mesih’in Borazanı’’

Dua Ve Güven

Baal HaSulam, ‘Mektup 24’: “Önceden bilmelisin ki dua ve güven el ele yürür. Ve bütün bir güven içinde inanmalısın ki Yaradan her ağzın duasını işitir. Ve bu inanç sayesinde Yaradan’ın yardımını elde ederiz ve o zaman güven içinde kurtarılacağımıza dair duamız bütün hale gelir. Ve daha sonra sanki zaten kurtarılmışız gibi tüm gün boyunca güven ve neşe ile ödüllendiriliriz.”

Baal HaSulam dua ve güvenin aynı daldan kaynaklandığını söyler ve bu çok önemli bir prensiptir. Dünyevi hayatımızda bu tam tersidir: Dua kişide hiçbir güven duymadığı ve kafası karışık olduğu zaman ortaya çıkar. Kişi tamamen muhtaç, korku ve endişe durumunda Yukarıdan yardıma ihtiyaç duyar; kişi kendini hayatta kayıp hisseder ve nereye döneceğini ve ne yapacağını bilmez. Bu umutsuzluk ve kaygı içindeki kişinin içinde bir dua uyanır zira o gelecekten umudunu kesmiş ve dayanacak hiçbir şeyi kalmamıştır.

Ancak manevi bir dua tam tersidir: Manevi bir dua, dünyayı ve kişinin tüm hayatını yöneten ve her şeyi düzeltecek olan bir Ev Sahibi olduğunu hissettiği zaman kişinin içerisinde uyanır. Kişi anlar ki Yaradan her şeyi ilerleyiş içinde hazırlamış ve kişinin tek ihtiyacı sadece O’nunla bir temasta kalmakmış. Bu demektir ki kişi Üst Güç’ün içinde, Yaradan’ın içinde yani O’ndan başkası yok durumundadır, güven içindedir ve bu güvenle kişi O’na döner ve Yaradan’dan aklını ve kalbini açacak ve onu ilerletecek olan talepte bulunur.

Dünyevi hayatımızdaki beklentimizden tamamen zıttır, söylendiği gibi: ‘‘Işığın düşüncesi ile kiracının düşüncesi zıttır.’’

Bu yüzden dua sadece hazırlıktan sonra, ‘‘duadan önce dua’’ durumundan sonra olur. ‘‘Duadan önce dua’’ sayesinde kendimi kaynağa doğru hızlandırmalıyım. Kişi kaynak ile bir güven ve bağ hissettiği zaman, Yaradan’a bir yardım talebi yükseltebilir.

02.09.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. Bölümünden, Baal HaSulam’ın Yazıları

Kim için Dua Etmeli: Herbirimiz İçin mi? Ya da Herkes İçin mi ?

Soru: Yaradan’a herkes için dua ederek ve her birimizin zaten herkese Işık için istekte bulunacağını istemek suretiyle hareket ediyor muyum? Şunu istiyorum ki herkes kendini bu topluluk, Işık içinde bulacaktır ve Yaradan her birimize onu edinmek için yardım edecektir.

Yanıt: Neden “herbirimiz” için de hepimiz için değil? Herkes bir arada olursa daha iyi değil mi? Neden birleşme hakkında, birliğe şiddetli arzu duyma hakkında konuşuyoruz. Çünkü maneviyatta “Ben”, “O”, “Sen” ve buna benzer bir koşul yoktur. “Biz” için istekte bulunmak daha iyidir.

Deneyin ve göreceksiniz ki hayat anında daha anlaşılır ve herkes için daha iyi hale gelecektir. “Biz” içerisinde var olan tek koşulu keşfedeceksiniz. Ve mevcut koşul yavaş yavaş sizden uzaklaşacak ve gerçekten bir illüzyon olarak hissedilecektir; Tıpkı daha evvel bu şekilde amaçlandığı gibi.

30 Ağustos 2012 tarihinde yayımlandı

Bir Bebeğin Manevi Dünyadaki İlk Adımları

Eğer ihsan etmeye yönelik bir arzun yok ise o zaman manevi dünyayla da ilişkin yok demektir. Dünyamız sadece içgüdüsel arzulara şükrederek var olur ancak manevi arzuyu sen kendin ortaya çıkaracaksın. Ona özlem duyarak onu kendi başına ifşa edeceksin.

Sen, tutku, kıskançlık ve çevrenin etkisinin yardımıyla kendi içindeki ihsan etme arzusunu uyandırabildiğin ölçüde var olursun. Bu arzuyu kaybettiğin an, sen de anında yok olur ve varlığın sona erer. Basitçe bitersin.

Bizler böyle bir arzuyu ancak gruptan alabiliriz. Bu hiç birimizin içinde var olmayan ortak arzumuzdur.

Duamızın yardımıyla Islah Eden Işık bu arzuları etkiler ve onlar gerçek ihsan etmenin doğru manevi formunu edinirler. Bununla beraber grubun bir parçası olduğum halde bile bunu yanlış bir durumda talep ederim. Dostları sevmeyi, onlarla bağ kurmak istediğimi bağırırım ancak şunu anlamalıyım ki tüm bütün bunlar bir yalan. Fakat bu büyümek isteyen bir çocuğun gerçek bir yalanıdır! Çocuk basitçe bundan daha büyük bir şeyin olduğunu hayal edemiyor.

Ancak görünüşte de olsa ihsan etmeyi istemek gerçeğine şükür, bununla birlikte arzunu ıslah eden Üst Işık’ı üzerine çekersin. İşte bu yüzden denir ki: “Çaba harcadın ve buldun”. Amaca ulaşmak için çabanı eklediğinde, sadece o zaman Işık üzerinde işler ve sen başka bir şeyler bulursun: Maneviyat için gerçek bir arzu.

Aldığın bu arzuyu nasıl ve ne ölçüde doldurabilirsin; bunu incelemeye başlarsın. Akıllı olmaya başlar ve bu arzuyla çalışırsın. Bu arzuyu analiz eder ve bir bu şekilde bir başka şekilde çabalarsın, tekrar dua yükseltirsin; öyle ki üst olan sana öğretsin ve sana bir örnek versin.

Önceleri ihsan etmeyi gerçek anlamda istemedin ancak şimdi bu arzuyu istiyorsun; üst olanın bunun nasıl yapılması hakkında sana bir örnek vereceğini talep ediyorsun. O zaman Yaradan bu arzuyu senin için biraz da olsa ifşa eder ve nasıl hareket edeceğini sana gösterir ve sen O’nun aksiyonlarını taklit etmeye çalışırsın.

İlk aksiyonunu yerine getirdiğinde, göründüğü kadarıyla başarılı olmayarak, aniden her şey çöker ve düşer. Bu durum küçük bir çocuğun bir küpü bir diğerinin üzerine tam yerleştirememiş olması ve tüm yapının yıkılmasına benzer. Daha sonra biraz ağlarsın zira başaramadın ancak inatçılığına, çevreden aldığın desteğe, karşılıklı garantiye şükür ki her şeye tekrar başlarsın!

29.08.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 3. Bölümünden, On Sefirot’un Çalışılması

Sadece Yukarıya Doğru Çaba Göstermeliyiz

İhsan etmeye doğru daha güçlü olarak çekilirken, kendimiz için olan alma kablarımız genişler. Eğer alma kablarımız büyürse aniden düşer ve kendimizi karanlığın içinde buluruz ve bu arzuları düzeltmemiz gerekir. Ve işte bu yüzden tekrar ihsan etme kablarına ihtiyacımız vardır.

Böylece eğer bizler ihsan etmenin içine doğru bağlanmayı özlemlersek, bu bir salıncakta sürekli aşağı yukarı doğru salınmak için yeterlidir: Bir alma kabında ve bir ihsan etme kabında. Her seferinde ihsan etme ve alma kablarının her ikisinin de genişlemesi sonucu ilerlersin.

Ancak sen sadece kendi alma kablarını ve sürekli bu kabların içini kontrol ederek, bunların suistimalini düşünürsen, bu durum seni hiçbir yere götürmez. Bunların daha büyük boşluklarını sadece keşfedersin; daha başka bir şey bulamazsın.

Kırılmanın gerçekleşmesinin sebebi, ıslah için hiçbir umut olmaksızın egoistik alma arzularımıza düşmemiz değildi. Öyle ki sonuç olarak bu alma arzularının içerisine ihsan etmenin kıvılcımları girdi. Şükür bu kıvılcımlara, alma arzuları ihsan etme arzularına bağlanabilir ve kendi huzurunu rahatsız eder. Böylece onlar kendi egolarının içerisine ihsan etme arzularını, yani Galgalta ve Eynaim’i yerleştirirler.

Bu şekilde alma arzusu yani AHAP, aynı zamanda ıslah olmak için bir şans yakalar. Bunun sonucunda, Kabala Bilgeliği’nin esaslı dağıtımının ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz.

30.08.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 2. Bölümünden, Şamati 45

Ağırlık Hissi İle Nasıl Mücadele Ederiz?

Soru: Ağırlık hissi ile nasıl mücadele ederiz?

Cevap: Kişi karanlık hissiyatından dolayı ağırlık hissederse, engeller, yol üzerindeki zorluklar ve ızdıraplar; herşey kişinin kendisini her şekilde gelen engelde ne kadar uyandırdığına, manevi anlamını ve manevi ayrıntıları ne kadar gördüğüne, özellikle bunlar hakkında ne kadar duada bulunduğuna bağlıdır.

Birey, ifşa olmaya başlayan, maddi mülkiyet arzusunun zıttı olan, manevi özellikleri tasavvur etmesi gerekir. Sonuçta, bana kötü görünen herşey içimde var olan kötünün değişik şekilde ortaya çıkışının, egomun, arzularımın şimdiki ifşasıdır. Birinden nefret ederim, diğerini kıskanırım, üçüncü kişi beni tedirgin eder-ben bu değerlendirmeleri, hem olumlu hem de olumsuz, yalnızca kendimle bağıntılı şekilde ortaya koyarım.

Nitekim tüm bu ayrıntıları farklı bir şekle çevirerek, onları ilişkiler, arzular ve düşüncelerimin zıt alanındaki bir yerde toplamaya başlayabilir miyim? Bunlar ile yüzleştiğimde, nasıl Yaradan’a, Işık’a dönebileceğimi, nasıl bunların bana inanç, ihsan etme gücünü vereceğini anlarım.

10.6.2012 tarihli Günlük Kabala Dersi’nin 1. Bölümü’nden, Şamati  No.113

Bu makale Dr. Laitman’ın blogunda 11 Haziran 2012 tarihinde, saat 09:09’da yayınlanmıştır.

Kongre Sonrası Yeni Bir Gün Başlar

Çalışmada ve grupta ilham aldığımızda veya belli hareketleri uyguladığımızda biliriz ki, yani çevre tarafından etkilendiğimizde, bizler hemen kendi değerlerimizi bu uyanışa göre değiştirmeye hazırızdır. Nitekim ”koşulsuz inanç” konusunda ilerlemeye, ihsan etme ve sevgi çalışmasına hazırızdır.

Bu uyanış yittiğinde, bizler sıradan değerlerimize geri döneriz. Soru, sıradan fiziksel, dünyasal değerlere tekrar düştüğümüzde ne yapacağımızdır. Sonuçta, bir önceki zamanda Üst değerlerden nasıl etkilendiğinizi hala hatırlarsınız. Nitekim çevrenin etkisi altında idiniz ve şimdi bulunduğunuz seviyeden birkaç seviye yukarıda idiniz. Neden size bu durum verildi?

Daha önce bulunduğunuz seviyenize basit bir şekilde dönmeniz için indirilmediniz. Fakat şimdi içinde bulunduğunuz bu duruma, sizi daha önce etkilemiş olan Üst değerleri takdir etmek için geldiniz. Üst durum yok olsa ve sizi artık aydınlatmasa da, grubun etkisi altında ulaşılmış değerler ile yaşamak istemelisiniz.

Aydınlanma, bizlerin fiziksel, dünyasal hatıralarımızdan yitmiş olsa da, yenileyebilirsiniz ve aynı Üst değerleri kendi çabalarınız ile kendinizi kışkırtarak tutmaya devam edebilirsiniz. Bu bizim çalışmamızdır.

Buna anlaşmayı devam ettirmek denir. Kişi daha önceki çıkış seviyesinde olmasa dahi, aynı Üst değerler ile hala birlikte, içiçe geçmiştir.

Bu sanki, belli bir seviyeye yükseltilmiş ve daha sonradan indirilmişsiniz gibidir ve şimdi aynı seviyeye kendi başınıza dönmeniz gereklidir. Daha sonra, daha da yüksek bir seviyeye getirilmişsinizdir ve tekrar alçağa düşürülmüşsünüzdür, kendi başınıza yükselirsiniz. Işık sizi artık aydınlatmasa bile, siz o seviyedeki tüm koşulları ”koşulsuz inanç” seviyesinde tutmak istersiniz. Aynı şekilde kendinizi, grup ve Yaradan’a adamaya, şimdi onlardan herhangi bir destek almamanıza rağmen devam edersiniz. Bu şekilde ilerleme sağlarsınız.

Bu, anlaşmanın koşullarını tutuyorsunuz anlamına gelir. Bu anlaşmaya imza attığınız zamanda, aşikar sevgi hisleri ile taşmış olsanız ve çokca etkilenmiş olsanız da, şimdi bu davranış ifşa olmamıştır. Fakat kendi içinizde, daha önceden olduğu gibi, anlaşmayı, içinde bulunulan koşullara uygun şekilde tutacak gücü bulursunuz.

Nitekim kişi ilerleme sağlar. Öncelikle kendisine bir örnek verilir ve bir sonraki zamanda kendisine gösterilmiş olanı kendi başına uygulaması gerekir. Zaman zaman bu durum gerçekleşir. ”Koşulsuz inanç” seviyesine ulaşmak ve aynı değerlere yükselmek için kişinin çaba harcayarak güç bulmasına, kendisi için ”bir gün” denilir.

21.8.2012 tarihli Günlük Kabala Dersi’nin 1. Bölümü’nden, Rabaş’ın Yazıları

Bu makale Dr. Laitman’ın blogunda 26.8.2012 tarihinde, saat 09:11’de yayınlanmıştır.

IŞIK ADAMI

Soru: On Sefirot Çalışması’nda (TES) denir ki, kişi kendini ıslah edince ”aydınlatmaya” başlar; bu hareket nedir ?

Cevap: Kişinin ”aydınlanmaya” başlayışı, kabının ihsan etmeye başladığı zamandır. Bu aydınlanma yalnızca bir insanın uygulayabileceği kişisel bir değişimdir. Başka hiçbir yaratılmış, yani cansız (durağan), bitkisel ve hayvansal doğa aydınlatamaz. Çünkü Yaratan ile herhangi bir şekilde bağlantıda değildir; bağımsız şekilde, Işık gibi, ihsan etme hareketlerini uygulayamaz.

Işık, yaratılmış olanı doldurur ve nitekim aydınlatır. Bir ”insan”, bununla beraber, Işık’a doğru kendini kışkırtan kişidir ve Işık aydınlatır, çünkü Işık geldiğinde, onun kendi doğal yoğunluğundan daha fazla yoğunluğu vardır. Kişi Işık için bollaştırıcı hale gelir: Işık kendisini doldurduğu için, kendi kendine aydınlatır.

Kişi tarafından oluşturulan Işık’a bir ek vardır! Bu böyledir, çünkü alma arzusunu dönüştürerek, yakıta çevirerek aşmıştır, bunu kolay tutuşabilir hale getirmiştir. Işık geldiğinde bu madde, bir mum gibi yanmaya başlar ! Böylece der ki: kişi aydınlatır.

Kişiye ”Işık’ın adamı” denir. Işık’ı yayabilir mi? Kişi alma arzusunu öyle bir şekilde hazırladı ki, Işık’a eşdeğer olacak şekilde oldu. Şimdi Işık, kişinin arzusunun içinden geçtiği zaman, onunla, sanki bir floresan lambası veya içi özel bir gaz ile doluymuş gibi veya fosfor ile doluymuş da Işık etkisi ile parlamaya başlamış gibi aydınlanır.

Işık geldiğinde, arzu etkilenir ve kendi içinden aydınlatmaya başlar. Kişi kendini Işık ile aynıymış gibi benimsediğinde, bu durum gerçekleşir. Bu böyledir, çünkü kişi kendi içindeki Işık’ı bencilce yutmaz ama onun etkisinin devam etmesini ister. Arzunuzun aydınlatması için bilmeniz gereken, onu kısıtlamanız gerektiğidir ve onu Masah (ekran) altına yerleştirmelisinizdir ki, Işık’ı kendiniz için yutmayı istememelisiniz; fakat bunun yerine ihsan edilmiş bu Işık hareketleri ile bağ kurup, herkes için bu Işık’ı çekmelisiniz. Daha sonra aydınlatırsınız ve size ”Işık adamı” denir !

Nasıl bir yoğunluk ile aydınlatacağınızı, sizin manevi seviyeniz belirler.

23.8.2012 tarihli Günlük Kabala Dersi’nin 3.Bölümü’nden, On Sefirot Çalışması

Bu makale Dr. Laitman’ın blogunda 26 Ağustos 2012 tarihinde, saat 11:16’de yayınlanmıştır.

YARADAN’DAN İSTEMEK

Soru: Yaradan’dan istemek ne demektir?

Cevap: Yaradan’dan istemek demek, saf yaradılışı düzenleyen sistemin farkında olmak demektir. Buna bağlı olduğunuzu idrak ediyorsunuz; hiçbir şey değil; sadece O’dur oynayan. Böyle bir gücün gerçekten var olduğunu, düzenlediğini ve idare ettiğini hissetmeye başlıyorsunuz. İşte o zaman kime ve ne ile döndüğünüzü anlıyorsunuz.

Bunu yapmak için oynayanın siz olmadığını, iyilik olsun kötülük olsun sadece O olduğunu ifşa etmeniz gerek. O ne yapıyorsa sizin ihtiyacınız olduğu içindir. Ve O, sizin herhangi sınırlı bir şeyin kapasitesinden öte olduğunuza; yani gerçekte kim olduğunuza dikkatinizi çekmek için tüm potansiyel kötülüğe sebep olur. İşte, mevcut kriz içindeki dünyaya ifşa edilen de budur.

Ve bu farkındalıkta ilerlemeye ve öncelikle kötü hissettiğiniz için O’nu kötü/kötülük olarak ifşa edene kadar neye bağlı olduğunuzu öğrenmeye başlarsınız. İşte tam o an yavaşça ileri hareket edersiniz; daha da bilge olursunuz ve fark edersiniz ki tüm bunlar sizin iyiliğiniz içindir ve hatta siz kötü hissetseniz bile anlarsınız ki O, bir düzen içinde liderlik ederek tıpkı bir eğitmen gibi sizi iyiye doğru yönlendirir. Dünyevi hislerin içindeyken iyi olmadığını düşünseniz bile, O’nun sahne eşyalarının farkına varırsınız; eylemlerinin farkında olursunuz ve anlarsınız ki hepsi de gerçekte iyidir.

Kötü hissetmenize rağmen O’nunla işbirliği yaparsınız. Ve bu size, dünyevi olandan ziyade manevi anlamda yeni bir bilinç ve his verir. Ve bedeniniz acı çekse de bedeninizden çok daha ötesi olan bu amaç için yaratılışın planına bağlanmak istersiniz. Sonrasında sizi yükseltmesi için O’na talepte bulunursunuz, Yukarısı size bu performansınız doğrultusunda yeni değerler verir öyle ki haz alma arzunuzda kalmanıza rağmen O’nun bilincine, hislerine, planına ve her şeyine bağlanırsınız. Bunu ölçünüze göre istersiniz, öyle ölçü ki, ihsan etme ve sevginin gücü başkalarından alma ve onları reddetmekten daha fazla önem taşır. Böylece daha ve daha fazla ilerlersiniz.

Yaradan’la Dans Etmek

Edinmemiz gereken tek şey, ‘‘O’ndan başkası yok’’ koşuludur. Bu, sadece zıtlıktan, “karşı yardım” denen koşul tarafından edinilir. Yaradan bizlere şans eseri ve Yaradan’a zıt ve yabancıymış gibi görünen farklı güçlerden, farklı kesintiler gönderir. Sanki kesintiler tesadüfi gibi: Saf olmayan güç, Firavun, bu bütün dünya. Bizler bu yabancı kaynakları sorunlarımızın sebebi zannederiz.

Ancak bu hissiyatın üzerine çıkmalıyız ve sürekli bir biçimde, olan her şeyin içerisinde Yaradan’ı ifşa etmemiz gerektiği düşüncesini aklımızda tutmalıyız. Eğer bu dünyada olan her olayın içerisinde O’nu görürsek, bu olayların içerisindeki kaynağı yani Yaradan’ın yolunu ve O’nun niteliğini görmeye başlarız. Haliyle Yaradan bizlere en ince gizli yolların içerisinde olanın Kendisi olduğunu öğretir.

Yaradan, tekrar ve tekrar dönüşümlü olarak, Kendisini gizleyerek ve ifşa ederek bizlerle oynar. Kendisini gizlediği zaman, bizler bu gizliliği bu hayatta hoş olmayan koşullar olarak hissederiz. Bunun sadece bir kukla oyunu olduğunu ve Yaradan tarafından yönetildiğini keşfetmeliyiz. Kuklalar, cansız, bitkisel, hayvani doğa ve bu dünyadaki insanlara gerçek gibi görünür. Sanki canlılarmış, kendi başlarına hareket ediyormuş ve kendilerinin özgür seçimi varmış gibi görünür. Ancak eğer bizler bu dünyaya cansız bir ambalaj olarak bakar ve buna sadece üst gücün hayat verdiğini görürsek, Yaradan’ın ifşasına yakınlaşırız.

Bu iş kolay değildir ve sadece zorlukların üstesinden gelmekle mümkündür. Bunu yapabilmek için “O’ndan başkası yoktur” düşüncesini sürekli tutan ve bu çalışmayı kişiye unutturmayan karşılıklı garanti, dostların desteğine ihtiyacımız vardır.

Kişi zayıflığa ve umutsuzluğa düşerse, anlamalıdır ki bu düşünceler de kendisi ile oynayan Yaradan’dan gelmektedir. Kişi hemen Yaradan’la direkt bir şekilde yüzleşmek ve daha net olmak için O’nunla bir diyalog başlatmalı ve içsel arınmaya başlamalıdır. Tüm bu çabalar nihayetinde, kişiyi “gözyaşlarının kapısına getirecektir”.  Diğer birçok arzu tarafından kontrol ediliyor olsa bile bu arzuların merkezinde bir yerde bir arzu kendinin üstüne çıkmak ve sevgi ve Yaradan korkusuna ulaşmak için, bir an için ortaya çıkar. Kendini tüm bu yabancı düşüncelerin ve durumların arasında gerçekten gizleyen Yaradan ifşa olur.

Kişi kendisine gerçek ve bağımsızmış gibi görünen bu hayali dünyanın her imajında Yaradan’ın gücünü görmek ve Yaradan’ın bunu neden böyle yaptığını anlamak için elinden gelenin en iyisini yapmak zorundadır. Bunu yapabilmek için, ne olduğunu incelemeli ve tüm bunları keşfetmelidir. Her şeyden sonra Yaradan’ın tek bir niyete sahip olduğu anlaşılır: Kişiye ifşa olmak.

Bu çabalara çok şükür ki kişi Yaradan’ın kendisine yönelik olan tavrının doğasını öğrenir; böylece kişi, O’nun aksiyonlarından O’nu bilir. Yaradan, Kendisini gizlilik vasıtasıyla gizler ve O sanki kişinin de kendisini nasıl gizlemesi ve ifşa etmesi gerektiğini öğretmek için kişi ile oynar. Yaradan ifşa olduğu zaman, kişi kendisini gizlemelidir öyle ki kişi bu ifşaya kendi başına ulaştığını düşünmesin. Böylece kişi kendisini Masah (perde) ile örter.

Yaradan gizli olduğu zaman kişi O’nu keşfetmek için özlem duymalıdır. Böylece bu karşılıklı çalışmada bir adım ileri ve bir adım geri sanki beraber dans ediyorlarmış gibi, öyle ki beraber gizliliği ve ifşayı oluşturuyorlar, bir Yaradan’ın tarafında ve bir yaratılanın tarafında: Aralarında istikrarlı bir Masah (perde) inşa ederler.

Bir kişinin egosu, Masah’ın arkasında saklı iken o, kalbindeki arzular, egonun üzerine, Masah’ın üzerine çıkar ve Yaradan’ın önünde ifşa olurlar. O zaman aynı şekilde Yaradan da kişinin önünde ifşa olabilir.

Bu gerçekleştiği an, gözyaşlarının kapısı açılır, kişi bu oyunu anladıktan sonra, bunu kabul eder ve kendi ile temasta Olan’ın yüceliğini gördüğü için mutludur. Daha sonra kişi hayatında olan bütün her şeyi memnuniyetle kabul edebilir, ne kadar zorlu ve şaşırtıcı olduğu önemli değildir. Her şeyden sonra, tüm çabaları sonucu kuruş kuruş biriktirdiği bu büyük hesabı idare etmeye şükürler olsun!

03.08.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin Hazırlık Bölümünden