Category Archives: Maneviyat

Gizlilik Kendi İyiliğimiz İçin

Biz dünyaların yada gizliliklerin 125 derece aşağısındayız. Bu gizlilik bizim faydamıza çünkü bu Sonsuzluğun kusursuz koşuluna kıyasla bizim ne kadar önemsiz olduğumuzu görmemize engel oluyor. Bunun yerine sadece daha yüksek bir manevi dereceye benzer olmaktaki acizliğimizi gözlemleyebiliriz.

Yine de kendimizi ıslah etme yolunda ilerlemek için ızdırabı hissetmeliyiz. Eğer gruptayken ıslahtan geçiyorsak o zaman ızdırabımızı oyun oynayan bir çocuk gibi ifşa ederiz. Çocuk bir şeyin üstesinden gelmek istiyor, başaramıyor ama yine de elinden gelenin en iyisini yapıyor ve zorlu bir oyuncağın üstadı olmaya uğraşıyor.

Çabalarınız, acılarınız ve eylemde bulunmaktaki acizliğiniz aracılığıyla aşama aşama Işığa olan zıtlığınızı keşfediyorsunuz. Işığa karşı çalışmak zorundasınız aksi takdirde Işık ile sizin aranızda bir fark hissedemezsiniz, bu farklılıkların genel toplamı olmasaydı Yaratan’ı hissedemezdiniz.
Bir kralın sarayında olduğunuzu varsayalım, ama bundan haberiniz yok ve bu yüzden takdirle karşılamıyorsunuz. Daha sonra onu deneyim etmeye ve araştırmaya başlıyorsunuz. Etraftaki tüm nesneleri ve koşulları gözlemlemeli ve aralarındaki çelişkilerin ve bağlantıların tüm çeşitliliğini öğrenmelisiniz. Böyle yaparak tıpkı bir kral gibi dünyayı yönettiğiniz bir koşulu elde ediyorsunuz.

– 03/09/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin (Şamati 50) birinci kısmından alıntıdır.

Bir Harf Nasıl Doğuyor?

Soru: Eğer manevi Kelim ihsan etme formuna sahip ise “kötü güçler” onlara nasıl yapışabiliyor?

Cevap: Klipot (kötü güçler) olmadan şekil olamaz. Eğer bir kısıtlama yoksa bir şekil nasıl var olabilir? Eğer hudutlar vasıtasıyla sınırlandırılmamış ise bir figürü çizmek imkansızdır. Daha öteye değil belirli bir noktaya kadar genişlemelidir.

Fakat bizi sınırlayan kimdir yada nedir? Haz alma arzumuz. Eğer biraz aşırıya kaçarsam bu “kendi arzularının esiri olma rızası için” diye nitelendirilir ve durduğum yer orasıdır. Ancak bu noktada hala verme kapasitesine sahibim öyle ki “yön”’ü ve ihsan etme formunu aramaya devam ediyorum. Harflerin şekilleri böyle biçimlendi.

Bir nokta ile başlıyorsun: “İhsan etmek için bir arzum var.” Peki sonra? Yukarıya birazcık sağa yada sola doğru yükselebilirsin ve sınırlamaları kullanarak bir harf (manevi bir kap), içinde Işığın iki gücünün – Hassadim ve Hochma Işıkları – bağ kurduğu bir Kli çizersin. Sadece iki bileşen vardır: haz alma arzusu ve “ihsan etme rızası için” olan niyet. Bir Kli haz alma arzusundan yapılmıştır ama üzerinde Yansıyan Işık – ihsan etme gücü – ile bir perde vardır. Bir noktadan bir figür bu şekilde meydana çıkar.

– 21/07/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin (Talmud Eser Sefirot) üçüncü bölümünden alıntıdır.

Kendi Gözlemcin Ol

İçimizde bir çok farklı arzu var ve bunların herbiri özel bir düzene göre ıslahtan geçmek zorunda. Ruhun içindeki arzuların bağlantısına bağlı olarak kişi diğer insanlarla olan bağını ifşa eder.

Bu yüzden geçirdiğimiz safhaların gerçek sebeplerini bilmiyoruz ama onların düzeninin önceden belirlenmiş olduğunu anlamalıyız. Bize bağlı olan tek şey bu safhalardan ne şekilde geçtiğimiz: Işığın yolundan yada ızdırabın yolundan geçerek. Ne olursa olsun bunun neden olduğunu anlamadan herhangi bir koşulun ifşasını faydalı bir hadise olarak kabul etmeliyiz.

Zaten vuku bulan şeyler üzerinde herhangi bir kontrole sahip değiliz. Bize gelen şeyleri minnettarlıkla kabul etmeliyiz, onları ıslah etmeli ve ilerlemeye devam etmeliyiz. Bir sonraki koşulu asla geri çevirmemeliyiz çünkü böyle yaparak ilerleyişimiz için bize verilen araçları almayı  reddederiz.

İlerleyişe yardımcı olmayan hiçbir koşul yoktur. Bu yüzden şüphelerle kendimize işkence çektirmemeliyiz: Bu iyi yada kötü bir koşul mu? Onlara kişisel bir tavır göstermemeliyiz. Sana olan şeylere sanki dışarıdan gözlemleyen biriymişsin gibi “yandan” bakmak en iyisidir. Bu koşuldan geçmeliyim ve bu eylemde bulunuyorum, o koşuldan geçiyorum ve ileriye doğru yol alıyorum demektir. Her şey en iyi olan için (HaKol Le Tova)!

– 19/08/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin (Zohar) ikinci kısmından alıntıdır.

İnsan Olmak Zor

Kişi gerçek ve yalan arasında seçim yapmalıdır, ama “tatlı ve acı”’ya gelince başka seçeneği yoktur, zira her zaman iyi ve tatlı olanı kötü ve acı olana tercih edecektir. Kötü bir koşulu iyi bir koşula tercih etmem olanaksızdır. Fakat eğer “tatlı ve acı”’ya karşı “gerçek ve yalan”’ı görürsem o zaman muhtemelen acı gerçeği, kötü bir algıyı seçebilirim çünkü gerçek benim için çok daha önemlidir.

Bunlar iki farklı boyuttur: Hayvansal seviye “tatlı ve acı” arasında analiz yapar, insan seviyesi ise “gerçek ve yalan” arasında analiz yapar çünkü insan “mantık ötesi inanç”’a göre çalışır. Eğer tüm diğer güçleri ve ihtimalleri içeren yalnızca “gerçek”’i göz önünde tutmaya yükselirseniz, bu Yaratan ile birleşmeyi edinmeniz anlamına gelir.

Ancak sadece “tatlı ve acı”’yı göz önünde bulundurursanız o zaman hayvansal bir analiz ve seçim yapıyorsunuz. Bir hayvan kendi seviyesinde asla bir hata yapmaz. Her zaman onun için iyi olan ne ise onu seçer. Ancak “insan seviyesi”’ne doğru ilerleme kaydetmez. Doğa hayvansal seviyede kalmamıza müsade etmez ve bizi gelişmeye mecbur bırakır.

Doğanın duran, bitkisel ve hayvansal seviyelerinde, davranış tarzının hayvansal analizi sadece kişinin tatlı olanı tercih ettiği “tatlı ve acı”’nın analizinden geçer. Diğer taraftan bir insan iki seviye arasında bir ayrım yapar: içindeki “tatlı ve acı”’nın analizini yapan hayvan ve içindeki “gerçek ve yalan”’ın analizini yapan insan. Bu yüzden kişi sürekli karışıklık içerisindedir, içindeki hayvan ve insan arasında gidip gelir, “neyi seçeceğine” dair arayış içindedir. Bir orta yol arar çünkü tatlı olanı ister ama en faydalı şeyin gerçek olduğunu görür.

– 17/08/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin (Panim Meirot uMasbirot Kitabına Giriş) dördüncü bölümünden alıntıdır.

Kalbe Giden Kanalı Açmak

Kişinin Zohar’ı edinmek için kalbe götüren kanalı açmaya ihtiyacı vardır. Ve bunu akılla anlama eğilimi ona karşı koymamız ve Zohar’ın kalpte ifşa olmasını dilememiz için verilmiştir. Diğer türlü işe yaramaz.

Zohar Kitabının metninin sadece kişinin kelimeleri birbirine bağladığı dışsal akıldan ziyade içsel edinimlerde, arzuda hissedilmesi için “kalbi aralamak (açmak)” gereklidir. Sonuçta kişinin zihinde tasavvur ettiği dışsal resim, kelimelerin anlamının hatırlanması ve kelimeler arasında mantıklı bağlantılar kurulması onun Zohar’ı daima çok istemesine izin vermez.

Bu tür bir yaklaşım başarısızlığa mahkumdur. Kişi zihninde görünüşte birkaç şeyi ilişkilendirdiği gerçeğinden tatmin olur ve onun için sorun çözülmüştür. Geriye hissedilecek ve edinilecek pişmanlığı yada arzusu kalmamıştır. Kitaptan dışsal (onun için anlaşılır olan) tanımları öğrenir ve onları birbirine bağlayarak onlardan bir “Lego” inşa eder.

Ancak sadece kişinin Zohar’da yazılanları zaten hissediyor olması ve algıları birleştirmeyi istemesi şartıyla metnin kelimelerine bakabilir ve bu kelimelere göre algıları birleştirir. Eğer algı yoksa aklı faaliyete geçirmemek ve sadece sizi etkilemesi için Zohar Kitabının içerdiği “olağanüstü güç”’ü (Segula) beklemek daha iyidir.

– 11/08/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin (Zohar) ikinci kısmından alıntıdır.

Manevi Haz

Soru: Manevi haz nedir? Sadece çok yoğun bir zevk mi yada bütünüyle farklı birşey mi?

Cevap: Fiziksel ve manevi haz arasındaki tek fark onu hangi arzularda tecrübe ettiğimde yatar: egoist yada özgecil. Egoist alma arzularım sınırlıdır. Kendi boşluklarını yavaş yavaş ifşa ederler ve daha büyük bir haz aramaya mecbur kalırım. Sonuç olarak hiçbir zaman tatmin olmam.

Kendimi hazla doldurmayı denedim ama başaramadım çünkü haz “artı”’dır ve ben “eksi”’yim. Haz almaya kalkıştığımda sadece “kısa devre”’ye benzer geçici bir haz duyarım: beni tekrar boş bırakmak üzere kısa bir süreliğine aydınlatır ama şimdi boşluk hissiyatı iki kat fazladır. İki katına çıktı çünkü hevesle aradığım haz, önceden hissettiğim boşluğun üzerine bir boşluk hissiyatı daha oluşturarak gitti. Sonuç itibariyle her zaman iki katı zarardayım. Sonuç olarak boş egoizmimiz çoğalaraktan nesilden nesle dünyamızda gelişiyoruz.

Bu günlerde yeni bir problem doğuyor: Bir zamanlar büyüyen ego bana bir boşluk hissiyatı getirdi ve büyümeyi durdurdu.  Mantık olarak bunun beni hoşnut kılması gerekirdi ama bundan sonra hiçbir şeyden zevk almayacağımı hissediyorum. Bu yeni problem bir öncekinden çok daha kötü çünkü doldurulmak için hiçbir umut yok. Bunun yanı sıra egoizmin entegral olduğunu, yedi milyar bireysel egoist arzuların toplamını temsil ettiğini hissediyorum. Herkese bağlı olduğumu ve herkesin bana bağlı olduğunu keşfediyorum. Bu yüzden beni olağanüstü bir çaresizliğe iten bu durumla ne yapılması gerektiğini bilmediğimi keşfediyorum.

Bu süreç esnasında kişi topyekûn krizin idrakini belli bir süre için erteleyen uyuşturucu maddelerde teselli buluyor. Zira bu kişiye bu yolun yanlış olduğunu ve hayattan kopmanın ölümü kabul etmek demek olduğunu gösterdiği için bu “çözüm” bile geçerliliğini yitiriyor. Ama doğa buna izin vermiyor! “Bundan sonra ne yapacağız?” sorusuyla yüzleştik. Ve cevap “almaktan haz duymaktan” “ihsan etmekten haz duymak”’ta yatıyor.

– 06/08/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin (Kabala Öğretisi ve Özü) dördüncü kısmından alıntıdır.

Işığın Çalışması İçin Bir Yer Hazırla

Soru: Kabala çalışan bir kişinin kalbinde bir yer açmak zorunda olduğu yazıyor. Burada neden bahsediyor, içsel bir çalışma metodundan mı?

Cevap: Zohar çalışırken kalbimizde Islah eden Işığın çalışmaya başlayacağı bir yer açmak için endişelenmeliyiz. Işığın üzerinde işleyeceği mataryeli hazırlamalıyım. İçimde olan şey şu an kötü ve kaynağa, iyiliğe geri mi dönmesi gerekiyor?

Işık için boş bir alan (kırılmanın, kötülüğün olduğu yer) hazırlamalıyım ki Işık bunun tamamını iyiliğe çevirsin. Bu yüzden önce farkına varmalıyım: Kötülüğün olduğu bu bölge içimde nerede ve bu ne anlama geliyor? Ve iyiliğe dönüştürülecek ne demek? Bu koşul Işığın eylemine benzer olmalı çünkü diğer türlü Işık bunu yapmaz.

Eğer arzularım, niyetlerim ve beklentilerim Işığın yaptığıyla örtüşmüyorsa o zaman beni etkilemez. O sadece gerçek arzuma, doğru talebe cevaben beni etkiler. Bu yüzden ne bakımdan kötü olduğumu (kendi fikrime göre) anlamalıyım ve kötü nosyonumu Yaratan’ın (Işık) nosyonuna benzer hale getirmek için onu değiştirmeliyim. Yaratan’a göre kötülük komşunun zararına düşündüğün ve diğerlerinden nefret ettiğin egoist bir eylem. Seni ıslah etmesi için Işığı arzulamalısın ve seni ihsan etmeye, komşuna sevgi duymaya ve diğerleriyle bir bağ kurmaya getirmesini istemelisin.

Eğer şimdiki koşulumu kötü olarak tanımlarsam ve hangi koşulu iyi olarak gördüğümü ve birinden diğerine değişimin tam olarak Işığın yapması gerekenle örtüştüğünü kavrarsam, o zaman Işık bunu yapar. Ancak hala kötülüğün ve iyiliğin ne olduğuna ve Işığın içimde ne gibi bir değişim gerçekleştirmesi gerektiğine dair çok iyi bir anlayışa sahip değilsem o zaman hiçbirşey yapmaz! Işığı bunu yapmaya mecbur etmeliyim! Bu değişimi “Oğullarım beni yendi!” dizesini icra edecek kadar çok istemeliyim. Beni ıslah etmesi için O’nu zorlamalıyım. O’na “Bunu yapmalısın! Bana bunu söz vermiştin!” demeliyim. Arzum hedefi tam olarak vurmalı.

Bu, çalışma esnasında ve öncesinde, hazırlık esnasında yapmak zorunda olduğumuz şeyin açıklaması. Bunun üzerine ıslah çok hızlı gerçekleşir.

– 03/08/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin (Zohar) ikinci kısmından alıntıdır

İçteki Almak, Dıştaki İhsan Etmek

Şöyle yazar: “Kötü eğilimi  ve içindeki Islah Eden Işık yüzünden Tora’yı onun ıslahı için şifa olarak Ben yarattım.” Bir taraftan egoizmimi, kötülüğümü biriktiriyorum diğer taraftan da Yaratan’dan Işığı, ihsan etme gücünü alıyorum. Bu iki bileşenden “insan” – yani Adem, Yaratan’a “benzeyen” (ibranicede “Domeh” kelimesinden gelir) – diye adlandırılan kendi yeni formumu inşa ediyorum. Bu formun içinde egoizmim ikamet ediyor, ancak dışında ihsan etmeye eş değer. Başka bir deyişle iç tarafta almak dış tarafta ise ihsan etmekyim.

Bu yüzden eylemim “ihsan etme rızası için almak” diye adlandırılıyor ve çalışmam üç çizgide: sağ, sol ve orta çizgi. Sağ ve sol çizgiler Yukarıdan, Yaratan’dan iniyor, orta çizgi ise aşağıdan yukarıya doğru yükseliyor, insandan Yaratan’a doğru. “Kötü eğilimi Ben yarattım” sol çizgiyi, “Onun ıslahı için şifa olarak Tora’yı Ben yarattım” sağ çizgiyi ve “içindeki Islah eden Işık yüzünden” de orta çizgiyi temsil ediyor. Daha sonra kişi Yaratan kadar iyi oluyor. “Ben iyi ve iyilik yapanım ve sen de öyle” Bu yüzden “insan”, yani Yaratan’a “benzeyen” diye adlandırılacaksınız.

– 30/07/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin (Zohar) ikinci kısmından alıntıdır.

Yukarıdan Gelen Koruman

Doğa çeşitli seviyelere ayrılmıştır: duran, bitkisel, hayvansal ve konuşan. Benzer şekilde insanoğlu ve bireysel olarak ta her birimiz onlardan oluşuruz. Bu dört seviye kendi menfaatimiz için alma arzumuzun evriminin dört derecesini temsil eder.

Kıskançlık, ihtiras ve hırs tarafından bu seviyelerden geçiriliriz: zenginliği arzu etmekten gücü arzu etmeye ve gücü arzu etmekten bilgiyi arzu etmeye. Seviyeden seviyeye bu şekilde gelişiriz. Kişinin yükselişi ne kadar büyükse doğa onun hata yapması ve hakikatten sapması için daha fazla fırsatlar getirir. Gerçek şu ki kişi daha da ilerledikçe kişi kendisini daha da incinebilir hale getiren ve çeşitli etkilere açık kılan daha fazla farklı nitelikler geliştirir.

Fakirlerin aklı çoğunlukla kendi refahları ve zenginlerin parasıyla meşguldür. Güç peşinde koşan “Kahramanlar” diğerlerinin kanaatine bağlıdırlar, bilgi için yanıp tutuşan “bilge insanlar” tereddütlerle doludurlar ve asla tatmin olmadıkları için bir şeyi aramaya devam ederler.

Kişi ne kadar çok gelişmişse herhangi yabancı bir düşünce tarafından çekilme sorunuyla yüzleşme olasılığı ve amaca (Yaratan’a yapışmak) giden en direk ve kısa yoldan sapma ihtimali daha büyüktür. Baal HaSulam “Panim Meirot uMasbirot Kitabı’na Giriş”’te  ilerlemiş insanların faziletli arzularının kırılıp  onların zenginlik, güç ve itibar sahibi olma peşinde koşmaya başladıklarını (bunun “kişinin” sonu demek olduğunu unutarak) yazar. Bu noktada sadece şans ve “Yukarıdan gelen koruma” yardımcı olabilir.

Biliyoruz ki gerçek (manevi) bir arzuya sahip insanlar vardı ama onların bile dünyevi arayışların ağırlığı altında nihayetinde süreleri doldu. Bu yüzden arzunu titizlikle incelemelisin: Amacın senin için önemli olduğundan kesinlikle emin misin, dünyanın geri kalanı senin için var olmayacak kadar önemli?

Yaratan kişiye yolunda yardımcı olur ama sadece eğer kişi daimi korku içerisinde yaşar ve doğru yoldan sapmaktan korkarsa. Bu manevi korku ona Yukarıdan yardım getirir. Bu koşulda kişi ruhunun Yaratan’ın avuçlarının içerisinde olduğunu anlar.

– 29/07/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin “Panim Meirot uMasbirot Kitabı’na Giriş” dördüncü kısmından alıntıdır.

İyi Ve Aynı Şekilde Kötü Olan İçin De Yaratan’a Şükret

Soru: Kişi doğru şekilde bir dua (Yaratan’a bir talep) yükseltmeyi nasıl öğrenir?

Cevap: Kişinin tüm çalışması Üst Işık onu etkilediğinde Yaratan’ın çağrısına nasıl doğru şekilde karşılık vereceğini öğrenmeye yöneliktir. Işığın yayılışının beş seviyesi (beş dünya) tarafından (0-1-2-3-4) Yaratan’dan ayrıldım ve “ne ve nasıl”’ı idrak edebildiğim sonuncu, yani dördüncü seviyede ondan izlenimler almaya başlıyorum. Ancak eğer dördüncü seviyeye erişmediysem uyanışımın Yaratan’dan geldiğini daha anlamıyorum ve bir taleple karşılık veremiyorum.

Kalpteki noktamız (daha büyük birşeyi, manevi birşeyi edinme arzusu) uyandığında dahi hala nereye gitmemiz gerektiğini, ne yapmamız gerektiğini ve çağıranın Kim olduğunu anlamıyoruz. Sadece hayatımızın sebep ve amacını aramaya başlıyoruz.

Başka bir deyişle gerçekten uyandırılmış olan şey Yaratan ile ilgili bir soru ama kişi daha bunu idrak etmiyor. Kabala ilmini çalışmaya başladığında neyi yada daha ziyade Kimi aradığı ona daha anlaşılır hale geliyor. Kişi orada onu uyandıran ve kişinin O’na karşılık vermesini isteyen Biri olduğunu keşfediyor.

Sadece iki şey var: Yaratan ve yaratılan. Gördüğümüz şekildeki dünya bize kendimizi Yaratan’a geri yansıtmamıza yardımcı olmak için belli bir yol olarak gözüküyor. Şöyle yazar: “Tüm dünya bana yardımcı olmak için yaratıldı ve ben Yaratan’a hizmet etmek için yaratıldım.” “Dünyamız” diye adlandırdığımız gözlerimizin önündeki bu tiyatro, tüm gösteriyi oynatan Yönetmeni bulmamız için algımızı ve tepkimizi odaklamamıza yardımcı olmak adına yaratıldı.

En sonunda tüm bu şaşkınlığın ve kafa karışıklığının ortasında O’na odaklandığımızda doğru yönü buluyoruz ve O’nunla doğru şekilde nasıl iletişim kurulacağını öğreniyoruz. Bir yanıt hak etmek için talebimizin ne olması gerektiğini (güç, konsantrasyon ve içerik açısından) keşfediyoruz. Bu yüzden dünyayı ihmal etmemeliyiz, özellikle yakın çevreyi, çalışmaları ve gruptaki dostları. Hayatlarımızın her anını, Yaratan’ın çağrısının geldiği kök noktasının daha iyi farkına varmak ve bu  “ana kapı” aracılığıyla bir karşılık yollamak için kullanmalıyız.

Eğer duamı (Yaratan’a bir talep) aşağıdan Yukarıya doğru, doğru şekilde düzenlemenin yolunu bulursam dünyadaki herşeyin bir amacı olduğunu ve onlar olmadan Yaratan ile temas kuramayacağımı anlarım.

– 28/07/10 tarihli Günlük Kabala Dersinin (“Duaya sebep olan O kim” makalesi) birinci kısmından alıntıdır.