Category Archives: Maneviyat

Firavun’un Yardımıyla Yükselmek

Soru: Kendi mantığımın üzerine yükselmek için ne kadar çok çalıştığım önemli değil ancak kendi mantığımın içinde olarak yaptığımın hiç sonu gelmeyecek olmasında garanti nerededir? Bunun üzerine yükseliyor olduğumu nasıl kontrol edebilirim ve yükselmeme ne yardımcı olacak?

Cevap: Mantık daima bilgi ve almaya yönelik gayret gösterir. Ve mantık ötesi ise inanç ve ihsan etmektir. Şimdi açıklamaya ihtiyacım var: İhsan etmeye yönelimimin sebebi mantığım mı yoksa inancım mı bunu istediğinden dolayı?

Eğer ben bu iki noktanın sadece birinde yer alırsam ve koşuluma bağlı olarak, burada kesinlikle ya mantık içinde veya mantık altı hareket ederim yani kendi egoizmim için hareket ederim. İki nokta her zaman birlikte olması gerekir. Düşünün ki hocanızdan nefret ediyorsunuz, ona karşı sinirden köpürüyorsunuz, onun yanlış biri olduğunu düşünüyorsunuz. Ve bununla beraber sevgi, ihsan etme ilişkisini inşa ediyorsunuz ve tamamen kendinizi reddederek ona bağlanıyorsunuz. O zaman arzunuz tamamen bu iki nokta arasında, bu noktaların farkında, kendini bu iki birbirine zıt olan koşula göre sürdürebilme gerçeğine göre gelişir.

Aksi halde, eğer tüm bu nefretin üzerinde dostuna sevgiyi inşa etmiyorsan, kendi bilgin, düşüncen ve mantığın yerine hocanın düşüncesini kabul etmek için,  burada firavundan olan kullanım nedir? Ancak, bu iki noktadan birini kayıp edersen, hiç bir şekilde yükselemezsin. Genellikle insanlar bu durumda mantık altına düşerler.

Manevi İnce Ayar

”Küresel Eğitimin Prensipleri” adlı dersten: Gelişimimizin özü kötü eğilimin tanınmasında yatar.

Bizler ancak kötü eğilimin tanınmasına göre, iyi ve kötüye olan hassasiyetimizin derecesine göre, aksiyon üstüne aksiyon icra etmeyi başarabiliriz. Her şey,  bu iki durum arasındaki farkı ölçmesine olanak sağlayan niteliklerimizin derecesine bağlıdır.

Arzum bir ölçüm cihazı gibidir. Onun göstergesi kişiyi ölçüme hareket ettirir diyelim ki içsel gerilimimi değiştiririm veya içsel skalamda bir şeyleri tartarım. Orada ağır olanlar için ve miligramları ölçmeye yarayan skalalar vardır.

Benim ölçümlerim aynı zamanda hassasiyetime bağlıdır. Kendi içimde iki güç arasında bir boşluk hisseder hissetmez, arzum benim aksiyonumu, cevabımı tetikler. Bu boşluktan dolayı kendimi kötü hissederim; tatmin edilmemişimdir. Daha sonra içimden bir dürtü belirir ve bu beni kökenimin olduğu denge noktasına doğru geri iter.

İşte bu yüzden her şey kötü eğilimin tanınmasına bağlıdır. Bu hissiyatı tekrar ve tekrar ince – ayar ”butonuna” basarak daha ve daha fazla yoğunlaştırmalıyım. Yaratılışın ilk noktasının kendisini Işık’tan ayrık hissettiği gibi ta ki bu farklılık onu tamamıyla zıtlığın karanlığı içine getirdi, aynı yolda nihai düzeltmeyi edinmek için kendi içimden Işık’a olan hassasiyetimi artırırım.

Her şey Doğru Hazırlığa Bağlıdır

Manevi bir aksiyon tamamen hazırlığa bağlıdır. Bunun sebebi aksiyonun kendisi zaten ilerleyişin içinde önceden belirlenir ve yer alır. Yaratılışın başlangıcından sonuna kadar tüm program içinde hiç bir şey değişemez. Tüm bu safhalar daha önceden mutlak olarak belirlenmiştir.

Adam bu programın belli bir bölümüne müdahale edebilir ancak sadece hızını değiştirmek için. Bununla beraber, onun içinde açılan, programın karakterini değiştirebileceği bir bölüm de vardır yani kendi gelişimini nasıl tecrübe edeceğini belirlemek.

Programın bu bölümü vasıtasıyla kişi kendi bağımsızlığı kurar ve kendisini açıklamak fırsatına sahip olur. Bu, gücü olan, entegre olan ve yaratılışın bütün programını sadece bu amaç için niyeti ile anlayan ve edinen bireyin bağımsız olarak nasıl yükseldiğidir.

Bu yüzden, gelecek olan bir aksiyon için hazırlık, onun karakterini başlangıçtan sonuna dek değiştirir. Her şey hazırlığa bağlıdır, işte bu yüzden bizler bunun öneminin altını çiziyoruz.

Şimdi ise, bu yüzden bütün dünya için özel bir anda New Jersey’de yapılacak Kongre beklentisi içinde, ıslah olmak ve daha sonra kongre de birleşmemizden getireceğimiz iyi sonuçlar için hazırlığımız aşırı derecede önemlidir.

Bırakalım güçlü dalgalar buradan New York’a, Amerika’nın merkezine, dünyayı ihsan etmenin gücü ve sevgi ile yıkayacak iyi bir tsunami dalgası gibi yayılsın. Bu durum insanların yenidünyanın beklentisi ve doğanın programına gitmemiz gereken değişimlerin içinde birbirlerine ilişki kurmaya başlamanın gerekliliğini anlamalarını sağlayacak.

Bu durum, ne olduğunu ve ne yapması gerektiğini anlamayan hayvanlar gibi dövülerek, tarihin kırbacıyla ileriye doğru mahmuzlanmak yerine bunlara hazırlanarak ve nelerin olduğunu fark ederek dünyaya bu değişimlerden usulca, çabucak ve iyi bir yolda geçmesine yardımcı olacak.

Dolayısıyla, her şey kongreye olan hazırlığımıza bağlıdır öyle ki kongreyi değerli kılarak dünyayı her ne şartta olursa olsun geçmesi gereken değişimler için hazırlayacağız. Onları iyi hazırlayarak, dünya onları doğru bir şekilde kabul etmeyi ve onların daha iyi için olduğunu görmeyi başaracaklardır.

Önümüzdeki 10 gün boyunca, Kongre öncesi son kalan saatlere kadar, büyük bir güç sergilemeliyiz. Her anı son derece önemli bir olaya hazırlık için görmeliyiz ve kendimiz ve dünya için ümit edilen sonuçları elde etmek için bu anlar aracılığıyla gitmeyi nasıl istediğimizi sezinlemeliyiz.

İfşanın Mucizesini Beklemek

Soru: Bir kişinin yıllardır çalışıyor olması ve halen ıslah için dua’yı ve gerçek yakarışı edinmemiş olması nasıl olabilir?

Cevap: Görüyoruz ki, doğanın cansız, bitkisel ve hayvansal seviyelerinin gelişiminde adam milyarlarca yıl sonra yer aldı. Deniliyor ki Evren 15 milyar yıl önce ortaya çıktı. Yeryüzü 5 milyar yıl önce var oldu. Yeryüzündeki ilk insan 200 bin yıl önce ortaya çıktı. Ve adam manevi ıslahına 5770 yıl önce Adam HaRishon ( ilk insan, Hz. Adem) ile başladı.

Biten bu süreçler şans eseri değildir. Burada kırılmanın ve kırılmanın düzeltilmesinin özel bir sırası vardır. Ve bu gelişime bakarak, anlamalıyız ki, ortak Malkut’un içerisinde yapılması gereken çok büyük sayıda eylemler talep ediliyor böylece elle tutulur önemli değişiklikler meydana gelebilecek.

Bu yüzden, amacı mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde edinmek için özlem duysak ve şimdi, hemen şu anda,  ifşa olmasını arzulasak ve hemen tüm mükemmelliği ile ifşasını istesek bile yine de sabırlı olmalıyız. Ve herşeye rağmen, hemen şimdi Mesihin gelmesini ümit etmeliyiz yani Mesih derken bizleri ıslah edecek ve ıslahın tümünü tamamlayacak genel gücün gelişi.

Ancak günler geçer ve her geçen yeni günde, ıslahlar içimizde olur. Gün ve gece birlikte bağ kurarlar ve ilerleyişimiz bu şekilde. Şöyle diyelim, biz ifşa etmekte olduğumuz sonsuzluk dünyasının Malkut’unu yani onların ifşasının aşamalı olduğunu her bir adımdan sonra diğer adımın geldiğini, bir çok aksiyonları barındırdığını anlamak zorundayız.

Yaratan’ı ifşa eden arzu veya kabın bütün derinliğini, bir seferden hissedemez ve anlayamayız. İfşa’nın bir çok çeşidine hazırlandığımızı düşünün – bu, Yaratan’ın ifşasıdır! Bu, insan üstü bir kuvvettir ve bir çok sayıda gölge ile yapılabilir. Bu öylesine muazzamdır ki bizler neyin hakkında konuştuğumuzu bile anlamıyoruz. İşte bu yüzden bu ifşaya hazırlık içimizde böylesi küçük adımlarla oluşur.

Bu adımlar daha sonra bize ifşa olduğu zaman, bunlardan birçoğunun orada olduğunu göreceğiz! An be an, gün be gün ve hatta aylar geçer biz düşünmeye devam ederiz, ancak hiçbir değişiklik olmaz. Ancak daha sonra bu değişiklik içimizde ifşa olur ve onların bize gerçekten neler yaptığını anlarız ve genellikle, gerçekleşen zamanın ötesindedir.

Nefeş Işığından Yehida Işığına

İlk manevi dereceyi ifşa etmek için, birliğimizi ifşa etmeliyiz, ”tek, eşsiz, birleşik”, en azından en küçük seviyede dahi olsa. Birliğimizin derecesi ilk manevi derecemizin seviyesini tanımlar.

Nefeş, Ruah, Neşama, Haya ve Yehida (beş manevi derece) Işıkları, bu Işıkların birliğinin gücü ve özel ayrıntılarının toplamı tarafından karakterize edilir, bu gerçeğe rağmen onların hepsi biri diğeri ile çelişki içindedir. Bu durum Üst Işığın ifşasını tanımlayan tek faktördür. Eğer bizler birliği en küçük derecede bulabilirsek, aynı anda en zayıf Nefeş Işığı ifşa olacaktır.

Ancak, neden Işık aniden daha güçlü hale gelir ve Ruah denir? Bunun sebebi tüm bağlaşımlı parçaların hareketleri ve değişimlerine rağmen, onlar halen düğümlenebilir ve dengelenebilir. Bu durum fırtınalı bir denizde dalgalar tarafından çalkalanan bir botu sanki tutuyormuşuz ve botun sabit olmasını sağlıyormuşuz gibidir.

Birliğin ilk derecesinde, karşılıklı dönüşümler henüz ifşa olmaz. Herkes sabit bir koşulda tek bir olarak durur ve bizler birbirimizle nasıl bağlanacağımızı araştırırız. İkinci derecede, aynı birlik durur ancak her parça dönüşmeye başlar; ortak mekanizmanın dişli çarkları sanki birbirleriyle ilişkili olarak dönmeye başlar. Ve bizler tüm değişimlere rağmen birlik olabilir ve hep beraber bağlı kalabilirsek, Ruah Işığını ifşa ederiz.

Herşeye rağmen bunlar çok sınırlı değişimlerdir: Her birimiz kendi yerimizde ”toprağa bağlı” bir bitki gibi duruyorken, bireysel niteliklerimizin dönüştüğünü görürüz. Bu halen aynı birleşmenin Işığıdır ancak daha yüksek derecede (”bitkisel”). Bunu üçüncü derece takip eder, Neşema (”hayvansal”), birbirimize ilişkin serbest olarak hareket etmeye başladığımız yerdir ancak yine de kendi aramızda ”tek, eşsiz ve birleşik” birliği ifşa ederiz.

Bu demektir ki, maneviyatta deneyimlediğimiz Işık sürekli birliğimizin gücüne bağlıdır, bunun yanısıra oluşabilecek herhangi bir dönüşüm bireysel olarak herbirimizin içinde ve hepberaber. Bu büyümeye devam eder, ta ki ıslahın sonuna (Gmar Tikkun) ulaşıncaya dek, Biz, tek Işık, bir, ilişkisi içinde bizi birleşmekten engelleyen tüm her çeşit değişimi deneyimlerken, ne olursa olsun, yine de biz birlik olabiliriz.

Bir dediğimiz budur, birleşik manevi kap ( Echad, Yachid ), tek Işığı alan: Yehida.

05.05.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin ilk bölümünden, Şamati 56

Haktan Yana Olmanın Onurlu Görevi

Soru: Yaratan’ı haklı çıkaramayan ”bir günahkâr” konumundan ‘haktan yana olan bir insan” konumuna nasıl kayabiliriz?

Cevap: ”Bir günahkâr” olarak hissetmek çok iyi, yararlı ve kaçınılmaz bir durumdur. İçinde egoizm uyandığında, ”Işık’ın koruması altındasındır”, yani yönelmen gereken bir şeyler var demektir: Sana kendinin düşüş içerisinde olduğunu gösteren bunu anlamana yardımcı olan Işık’a sahipsin.

Düşüşte olursun çünkü şimdi içinde açılan yeni arzunu henüz düzeltmedin. Böylece kendini ”bir günahkâr” olarak görürsün. Bir ”günahkâr” manevi bir seviyedir ve çok onurlu bir durumdur. Bu demektir ki ben Yaratan’ın bana daha ağır bir yükü kaldırabileceğimi ve bunu düzeltebileceğimi realize ettiği bir konuma erişmişimdir! O beni daha anlamlı, ek bir göreve atıyor ve davet ediyor olarak görünür.

Ancak ben bu ek yükü henüz düzeltmedim; henüz kendimi bununla ilişkilendirerek ihsan etmeye yönlenemiyorum, böylece bu koşulda kadar kendimi halen bir günahkâr olarak kabul ediyorum. Ancak bunun için kendime kızmam; Yaratan’ı haklı çıkarırım, O’na şükrederim ve şimdi bana ifşa olan bu fırsatın içinde tekrar bağlanırım.

Bu, sıradan insanların ”günahkâr” kelimesini yorumlamasından taban tabana zıttır. Bu durum çok saygın bir konumdur. Emreden bütün her şeyin içinden beni işaret etti ve dedi ki: ”Sadece sen bu görevi taşıyabilirsin!” Diğer bir ifade ile ben kalbin ek yüküyle bahşediliyorum ve ben bunu yeni bir mücadele misyonunu üzerine alırım. Ancak şu an için, kötü bir insanım, ta ki bunu tamamlayıp haktan yana olana dek.

Firavun kendisinin günahkâr olduğunu ve Yaratan’ın haktan yana olduğunu anlamıştı. Diğer bir ifade ile manevi merdiven boyunca her konum manevidir. Kötü, haktan yana derecesinin önünden yürüyen derecelerdir. Ve böylece bu koşullar sürekli dönüşümlü olarak gelir: Bir an günahkâr ve diğer an haktan yana ve bir kez daha, günahkâr ve haktan yana olan, tekrardan daha ve daha fazla. Bu, kişinin iki bacağı ile yürümesine benzer: Bir bacak günahkârın ve diğeri ise haktan yana olanın.

Acı Hazza Dönecek

Baal HaSulam’ın YazılarındanMektup 19: Bir kişi ilk seferden Yaratan’la tümüyle bağlanmaya hazır değildir, ancak aşamalı olur, yazıldığı gibi ”Tanrısallık ve merhamet beni takip edecek.” İşte bu yüzden O özlemleri yaratır ki bunlar bağlanmanın başlangıcıdır, yazıldığı gibi, ”Haktan yana olan acı çeker”. Acı çekmesinin sebebi Yaratan’ın onunla bağlanmak arzusunda olmadığıdır. İşte bu yüzden kişi bağlanmak için gerekli olan sevgi olmaksızın acı ve özlem çeker. Kişinin hissettiği acı bağlanmanın hazzına dönüşecektir.

Soru: Yaratan bize ıstırap gönderiyorsa o zaman bizler bu koşulun içinden nasıl olurda onunla bağ kurmayı arzulayabiliriz?

Cevap: Yaratan bize ıstırap göndermez. O’ndan gelen tek şey sadece Tanrısallıktır ancak egomuz O’nun bu hoş yaklaşımını zıt yönden hisseder, yani kişi bunu ıstırap olarak deneyimler. Ancak bu, egomun ihsan etmeye yönelik değişmesi ve amacı edinmesi için gerekli olan kesin bir ”uyanış” tır. O zaman acı hazza döner.

Dünyaya olan yaklaşımımın dışında hiçbir şey değişmez, yazıldığı gibi, ”yaşlı olanı yiyeceksin”. Olan olaylara karşılık kendini ve yaklaşımını değiştirdin. Zevk alma arzunun üstüne yükselmiş oldun ve böylece ıstırap yerine hazzı deneyimlersin.

Doyumun hayali kaynaklarına özlem duyuyordun, ancak şimdi özlemin Yaratan içindir, acın ve ıstırabın doyuma dönüşür zira bundan başka birşey istemiyorsun. Sen sadece O’nu arzulamak istiyorsun ve bu şimdiden seni doldurur.

Maneviyatı Algılamak Neden Bu Kadar Zor?

Cevap basittir: Çünkü maneviyat bize, özümüze, egoistik doğamıza zıttır,

Egoizm bize hükmeder, onu tatmin etmek isteriz. Bu yüzden bize çevreleyen herşeyin dışında, sadece egoizmimizde ne görmek istersek onu görürüz: Hoş birşey ya da en fazla korkutan birşey.

Bunun nedeni, üst dünyaları ifşa etmek isteyen, kendini çevreleyenleri keşfetmek isteyen fakat egoistik algılamasında tespit edilemeyen olarak kalan kişinin, kendisini yeniden incelemeye ihtiyacı vardır. Bu nedenden dolayı çevre kişi için çok önemlidir: Kişinin egoizmin hoşuna gitmeyen ve ona zıt olan algılamasını yeniden inşa etmesine, kişinin kendini algılamanın önemine uydurmasına yardımcı olur. Sonrasında kişi, tüm dünyanın onu her zaman çevrelediğine şahit olabilecek. Bu manevi dünya olarak adlandırılır çünkü bu egoistik olanın üzerindedir.

Görüşlerimiz, bize deneyimlerimizin sonuçları olduğu gibi görünür, fakat onlar egoizmimiz için uygun bilgilerin birikimlerinin sonuçlarıdır ve doğru ya da yalan ne derlerse hiç fark etmez: Bizim için doğru olan görüşümüz ile çakışandır, egoizm.

Her zaman sadece görüşümüzü destekleyene bakarız ve görüşümüze karşı çıkanı reddederiz. Eninde sonunda kendimizi şekillendiririz ve değişmek istemeyiz. Sadece acı çekmek, varlığımızın anlamını bulmak için olan girişimlerimiz ve kuvvetli bir çevre, grup, kişiye objektif olmasına, egoistik algılamasını çevrenin düşüncesi ile yer değiştirmeye yardımcı olacaktır. Ve sonrasında, çevresinde her zaman var olmuş olan üst dünya onun için açılacaktır.

Manastıra Kapanmaya Gerek Yok

Soru: İş ve ailemizi de içeren maddesel hayatımız hakkında endişe etmememiz nasıl mümkün olabilir? Mecburi ihtiyaçlarımız, buna gruptan daha çok dikkat sarfetmemiz şeklinde bizi yönlendiriyorsa ne yapmamız gerekiyor? Tüm dikkatimizi sadece özgür seçim konusunda nasıl odaklayabiliriz?

Cevap: Kişinin evlenmesinin, çalışmasının ve tam bir vatandaş olmasının gerektiği bir dünyada yaşıyoruz. Dışsal şartları, gitmemiz gereken süreçten ayrılmış olarak, kanuni olarak algılıyoruz ,çünkü bu dünya tam olarak bu şekilde kazaran yaratılmadı.Herşey manevi dünyadan aşağıya indi ve bizleri mecburen çevreliyorlar

İnsanlığın bir bütün olarak ve kişilerin bireysel olarak geçirmekte olduğu tüm bükülmeler ve dönüşler, hangi şekilde ifade edildiklerinden önemsiz tam olarak bu şekilde yer almak zorundalar. Kazalar yoktur. Bu yüzdendir ki kişi normal bir hayat yaşamalıdır ve içinde yaşadığı toplumda ortak kabul görmüş tüm ihtiyaçların çaresine bakmalıdır.

“Ortak kabul görmüş” ne demektir? Kişi hayati gereklilik taşıyan şeyleri gözetmeli ve kendisi için normal bir mevcudiyet sağlamalıdır. Bir ailesi, evi, çocukları, emekli aylığı olmalı, tatile gitmelidir ve bu şekilde.

Sabah saatlerini uykudan ve dinlenmeden çalmış olsak da bizlere Kabala çalışmak için ayrılmıştır. Ek olarak, bir ya da bir buçuk saati uykuya gitmeden önce kişi bunu yapmaya fırsatı olduğu sürece Kabala’ya ayırmalıyız,

İşte bu dünyamızın nasıl inşa edildiğidir. Doğal olarak erkek ev işlerinde kadından daha az zaman geçirir ve bu yüzdendir ki bu zamanı Kabala çalışarak geçirmelidir. Bu aynı zamanda geçmişteki Kabalistlerin de yaptığıydı. Rabaş yollar döşeyerek ya da inşaat işleri yaparak basit bir işçi olarak çalışmıştır, buna rağmen çalışmak için herkesten 2 ya da 3 saat önce kalkardı. İşten sonra akşamüstü, herkes dinlenirken aynı zamanda oturur ve çalışırdı. Bu yüzden, tüm materyal endişelerimizi önümüzde bırakmamalıyız. Bu sadece herşeye uygun anlamı vermemiz gerektiğidir.

Bazı kişiler bu hayatı küçümseyerek, ”Artık değer verdiğim tek şey ruhumdur” düşüncesi ile küçük melekler gibi yukarılara yükselmek istiyorlar, Bu doğru olmayan bir yaklaşımdır, çünkü “ruh” , zevk için, komşunuza verme niyeti ile düzeltilmiş olan arzunuzdur.Ancak bu ana kadar ruhunuz yoktur.Bu çok açık bir şekilde anlaşılmalıdır.

Önce bozulmuş egoistik arzunun farkına var ve en azından onun bir parçasını düzeltmeye çalış. Sonrasında, ruhu edineceksiniz. Bu sadece çevrenin yardımı ile yapılabilinir, aynı zamanda normal, ortak olarak kabul görmüş tüm endişeleri olan normal bir hayatın katılımıyla.

Kabala bilimi dünyanın düzeltilmesinden bahseder, tüm insanların düzeltilmesinden, çünkü her insana ve hayatlarına ve insan toplumuna tek kelime ile herşeye, bir bütün olarak çok gerçekci bir tutumu vardır.Kabala bu dünyayı manevi dünyanın bir sonucu olarak görür. Tam olarak düzeltmeyi geçirmek zorunda olduğumuz koşulları burada buluruz.

Kendimizi diğer bazı metodlarda yapıldığı yöntemler gibi hayattan zerre kadar uzaklaştırmayız. Dünyayı terk etmek, bir manastıra, hücreye kapanmak ya da çok uzak bir dağda lotus pozisyonunda oturmak bunların hiçbiri bizim metodumuz ile uyum içinde değildir çünkü kişi normal insan hayatına bağlanmalıdır.

Ruhumun Temeline Beni Ne Getirecek?

Soru: Ruhumun kökünü nasıl daha hızlı ifşa edebilirim?

Yanıt: Kişi gruba bağlandığı zaman, ışığın etkisini kendi üzerine çeker. Işık ona bu bağlantıdaki zıtlığını ortaya çıkarır, diğerlerinden olan uzaklığını, saygısızlığını, nefretini ve tiksintisini.

Ruhun kökü ne demektir? Ruhun kökü, yaratıcı tarafından yaratılan ortak arzular sistemindeki yerimdir. Ruhun kökünü ancak, diğer ruhlar ile tamamen bağlantı kurmam koşulunda ifşa edebilirim, sadece bu sayede ortak organizmadaki rolümü anlayabilirim.

Bu yüzden, düzelmemiz bizi tüm sistem ile bağlayacak olan ışığı uyandırmamızdan oluşur. Sonrasında birleşmeden hissedilecek tiksinti bile, yerimizi ifşa etmemize yardımcı olur. Kişi ortak sistemdeki kendi gerçek yerini ve rolünü ancak idraka ulaştığında ve herkeste dahil olduğunda ifşa ettiğinden, diğer ruhlara göre yerimi anlama süreci kademeli ve uzundur.

Sonrasında, ondaki özgeciliğin gücü almanın şeklini biçimlendirmeye başlar ki bu da özgeciliğin almaya göre daha büyük olduğu anlamına gelir, çünkü ışık onu başarılı bir şekilde etkilemiştir.

Bu yüzden , özgecilik özelliğini almak ile aynı fikirde olmalısın ve haydi ışık görevini yerine getirsin