Category Archives: Maneviyat

Kırılma Önceden Tasarlandı

Dünyaların kırılışı nasıl meydana geldi? Alt seviyedeki, Malchut (kendini dolduramayan ama onsuz da son ıslahın imkansız olduğu) onu ihsan etmek uğruna almak için Üst seviyedekinden (anne, Ima) Işık talep eder. Üst dünyaların tüm sistemi alt seviyedekine bu Işığı vermek için hazırdır.

Şimdi herşey herşeyin ziyafet için hazır olduğunu anlayan alt seviyedekine bağlıdır. Hiçbir utanç duymadan onu alabilir ama yalnızca ihsan etme rızası için. Gerçekten ihsan etmeyi istiyor! Yukarıdan ona şöyle denildi “Bunu al; bunu yapabilirsin.” Yakında olacak düşüşü önceden kestirebilmenin hiçbir yolu yoktur…

İlk kısıtlamada (Tzimtzum Aleph) bir yerlerde yılanın dili gizlenir ama kendisine daha önce hiç ifşa olmadığından onu buradan görmek imkansızdır. Bu daha önce açıkça hiç gösterilmemiş, yaratılanın bağımsızlığının gizli bir noktasıdır. Yaratılan kendisini yaratan Işığa, Yaratan’a tümüyle boyun eğdi ve birşeyin mutlak ihsan etmede olmak için ona engel olacağını söylemek imkansızdı.

Ancak diğer taraftan bu nokta var olmalı. Başka türlü yaratılan bağımsız olamazdı. Eğer Yaratan’ın bana söylediği herşeyi yaparsam o zaman sanki ben, kendim yokum gibidir. Kişiselliğim yoktur. Kendi “Ben”’im özellikle Yaratan gibi olmayı istemem gerçeğinde ortaya çıkar ama içimde birşey bunu yapmama izin vermez. Büyük arzuma rağmen Yaratan’a benzememe izin vermeyen bu nitelik beni bağımsız yapan şeydir.

Kırılışın kökü Yaratan’a zıt duran yaratılanın bağımsızlığını ifşa etmesidir. Eğer yaratılan tüm arzuları şimdi alırsa – yukarıdan Işık, aşağıdan uyandırılış ve ihsan etmek için eylemi yerine getirmek – bir makine olurdu. Aynı zamanda kırılma onun Üst seviyedekinden, Yaratan’dan kopmasına imkan veren ondaki o noktayı geliştirir ve tekrar ele geçirir.

Kırılmadan önce yaratılan sadece makinadır. Kırılma esnasında bağımsızlığı ifşa oldu. Kırılmadan sonra bu noktanın ıslahının sistemi yaratıldı ve bağımsız olarak hareket etme fırsatını sağladı. Yaratılanın ıslahı kırılmadan sonra yaratılanın kişinin bağımsızlığı noktasına dayanarak tüm kararları vermesidir. Böylece kişi aynı zamanda kendini inşa ederken yavaş yavaş aşağıdan yukarıya, Yaratan’a doğru yükselir.

– 14/07/10 tarihli Günlük Kabala Dersi’nin (Talmud Eser Sefirot) üçüncü kısmından alıntıdır.

Kendinizin Üzerinde Olun

İyi, kötü veya ilgisiz; Zohar Kitabını okurken kendimizi nasıl hissettiğimiz önemli değildir. En önemli şey ne hissedip, hissetmeyeceğimizi düşünmeden çabamızı devam ettirmek. Biz onun telkin gibi, içimize işlemesine izin verirsek; O işini yapacaktır. Bencil arzumuzun ne hissettiğine aldırmadan; bu bencil duyguların üzerine yükseliriz. Korku içinde veya eğlenceli de hissetsek; rahatsız olsak da; kafamız karışsa da onun üstündeyiz.
Yaratan bilerek, zevk için  bizi egolarımız ve arzularımızla eğitir. Bununla birlikte sürekli olarak bu duygunun üzerine çıkmalı ve hiçbir şey olmuyormuş gibi yürümeye devam etmeliyiz. Yaratan’ a “benim için önemli olan Senin hediyelerin değil; ihtiyacım olan Sensin; diğer duygularla beni şaşırtma” dememiz gerekiyor. Sonucu; ancak böyle bir sebat getirecektir.

MANEVİYATTA FOKUS NOKTASI

Yaratan’ın kendi niteliklerini bilmiyoruz. Bizler onu Neşama’mızın yaklaşımına uygun olarak görüp biliyoruz. Peki bize nasıl ifşa oluyor? Malhut’un Yesod ile birleşmesinde. Neticede tek bir nokta kanalıyla, Yesod ile birleşmesi sayesinde önünde bulunan Yaratan’ın resmini içinde ifşa ediyor.

Bu aynen optik mercekte olanlara benziyor. Işığın onun aracılığı ile bize ulaşması gibi. Ayrık boynuzların tek bir noktaya odaklanarak bize keşfedebileceğimiz  bir yol açması Malhut’ta ve  odaklanma, fokus ise-Yesod’dadır. Tek değinilen birlik noktası ve onun ifşası Malhut’ta.

Yesod, boynuzların süzülüp bizde, Malhut’ta, noktanın önünde oluşturduğu resimdir. Bizler, Üst-Mekanizmayı bilmiyoruz, onunla bağımız yok. Ancak, onun en altta oluşturduğu nokta ile bağlandığımızda Üst sistemde var olan tüm resmi içimizde ifşa edebiliyoruz. Bize düşen sadece yukarıyla bağlantıda olan bu noktayı Yesod’u bulmak ve bunun için iyice ona bağlanmak, benzemek. Malhut yönünden ise Tek adam Tek kalp olmak tek amaç için, arzu ve niyeti Kalpte ve Akılda tutmak.

Dışımızda bulunan Yesod’a ulaşmanın yolu, sunacağımız bir damlacık Birlik arzusunda ve o tüm Üst Dünyayı ifşa edecek içimizde. Yazıldığı gibi: “İğne deliği kadar yer açın bana, tüm dünyayı açayım sizlere”. Tüm Üst sisteminifşası sadece küçücük bir Fokus noktasında, Yesod’da  ve ondan başka hiçbir şey. Herşey Malhut’un içinde ifşa olur, işte bu yüzden Yaratan’ın  Resmi (Yansıması) denir.

04-02-10-Zohar Kitabı dersinden alıntıdır.

Saran Işığı Nasıl Hissederiz

Soru: Etkisi altında olduğumuz Saran Işığı nasıl hissederiz ?

Cevap: Mümkün olduğunca genel bir arzuda -Işık Kabında- birleşmeyi arzuladıkça Onu hissedebiliriz. Işık tek kaynaktan gelir ve biz ona benzer hale gelme ihtiyacı duyarız.

Verilmiş bir derecede , Yaratıcı ile yaratılan tek olmak üzere birleşirse, bir bağ kurulur ve bir his-duygu yükselir. Bu nedenle biz, birlikte olma arzusuna ihtiyaç duyarız ve bu sayede Işığı ifşa edebiliriz.

Işık  değişmez veya dönüşmez. Biz Ona yönelerek onu farkederiz ve bu onun bizi etkilemesini sağlar. Biz Işığı hissetmek için kendimizi keşfederiz fakat Işıkta birşey değişmez. Sonuçta, biz daima var olanı ifşa ettik. Buda bizim işimizi şekillendirdi.

Yaratıcıyı arzulayan biri için, vakit yoktur. Böyle biri kendisinin önüne, git gide artan resimler ifşa eder, kuşkusuz bu resimle her zaman vardır. Şu söylenebilir ki kişide ilk olarak içsel bilgiler (Reshimo) açığa çıkar ve sonra çalışmayla o bu bilgileri (Reshimo) gerçek bir resme dönüştürür.

MANEVİ YOLCULUKTA İLK ADIM

“Kötü” olduğunu keşfetmen için çok büyük çaba harcaman gerekiyor. Ancak çok güçlü, bir yükselme arzusu içinde olup, koşulsuz  ve kendimiz için olmayan sevgi ve ihsan temin etmek istediğimizde bunların zıddına sahip olduğumuz ifşa olur bizlere.

Gerçek doğamızı ifşa etme çalışmamızın ilk basamağında (hazırlık-safhası), kötü niyetlerimizi keşfederiz. Kişinin Gruba katılmasının ve doğru bir tarzda çalışmasını hemen ardından, arzusu diğerleriyle karşılıklı aravut içinde bağlanmak ve onları sevmek olmasına rağmen, hiçte manevi birşeyler istemediğini, onlardan nefret ettiğini ve herkesi boşverdiğini ifşa eder.

Bireyselliği Ötekinin karşısında ifşa olur, buna “Gerçeğin İfşası” denir. Kişi kötü niyetlerini keşfetmediği sürece Mahsomu (sınırı) aşması olanaklı değildir. Mahsom, bende var olan kötü dürtünün bilincine ulaştığımın simgesidir.  Artık ötekilerle birleşebilmem veYaratan’a benzeyebilmem için ıslah eden Işığın bana ulaşması gerekecek ve o zaman tüm sistem bir olacak: Üst Işık –Nur, bizim genel arzumuza kıyafetlenerek onu birleştirecek.

Nur – Bizim bütünleşme kriterimiz. Bize izlenimler ve haz veren olarak çağrılan Işık.

Yaratan  Arzu içinde hissedilen sevgiye ve birliğe ulaşmak. Bu nedenle (Yaratan) Bore deniyor “BoUre” (gel ve gör).  Arzu içinde İhsan niteliğini edinmeye Nur ve Yaradan deniyor.

Dolayısıyla, manevi dünyaya girmek için yapmamız gereken tek şey bütünleşmek. Ancak önce nefreti ifşa etmeliyiz ve sonra da, ötekini , tüm kusurlarıyla, bana olan nefretine rağmen sevmek istiyorum! İşte o zaman, başkalarına olan nefretimden, bana bir yarar olmadığını ve aslında o nefretin kendime olduğunu ifşa ederim! Bu bizim içsel temel yapımız ve onu ifşa için çok güçlü Işık gerektirir. Bu nefrete Sina (nefret) Dağı denir, eteklerinde Toranın (Yaşam Kılavuzu) Kabulunun yaşandığı yer.

03-02-10-Zohar Kitabına Önsöz dersinden alıntıdır.

ÖNEMLİ OLAN KÜÇÜK BİR ADIMA İSTEK

Soru: Yaratan’ın bizlere iyilikle yaklaşmasından kasıt nedir?

Cevabım: Eğer Yaratan bize iyilikte bulunmasa idi asla kendimizi ıslah etmemiz mümkün olmazdı. Başından itibaren bulunduğumuz koşul gereği iyi ve kötüyü ayırt edemediğimiz gibi özümüzün doğası da tabii olarak kötüye meyillidir. Eğer Üst Yönetim, iyi ve kötüyü her zaman eşit güçle uygularsa, her zaman seçimim kötü taraf olacak ve Yukarısı da tüm kötülere yaptığı gibi beni reddedecek ve asla amaca ulaşamayacağım.

Dolayısıyla doğal niteliklerim kaale alınarak, ilave bir ıslah yapılır Yukarıdan. Kötü-Dürtüyü veren Yaratan, doğama ve niteliklerime uygun olarak nasıl sömüreceğimi bildiğinden, bunu gerçekleştireceğim araçlar (grub, eğitmen, kitaplar) sunarak, en azından ıslah için küçük bir adım atmamı sağlar. İşte buna, Yaratan sana iyilikle yaklaştı denir.

03-02-10-Zohar Kitabı dersinden alıntıdır.

TÜM DÜNYA BANA AİT

Defolu yaratılışım nedeniyle çevremde birçok dışsal arzular görürüm. Ancak bunların, hiçte üstesinden gelemediğim kendi içsel arzularım olduğunu ifade etmeliyim. Aynen kötü dürtülerime hakim olamadığım gibi ve bu nedenle de dışsalmış gibi görünürler. Onları eğer tekleştirebilir ve niteliklerime de egemen olabilirsem,tüm dışsallığın sadece bana ait olduğunu görebileceğim.

İçimde, onlara hükmedemediğim onlarca nitelikler, arzular, tutkular var olduğundan, dışımda da insanlar ve dopdolu bir dünya görürüm; yıldızlar, gezegenler, cansız, bitkisel, canlı, konuşan ve hepsi de bana karşı olarak işleyenler. Ve ben onları kendi yararıma kazanmaya ya da olduğunca çok uzaklarına kaçmaya çalışırım. Fakat tüm bunlara neden benim içsel yapım ve onun neticesi olarak dünyayı bu tarzda algılayışımdır.

Eğer yukarıdan, arzularıma mukavemet etme gücü lütfuna nail olabilirsem, tüm dünyanın bana ait olduğunu, ötekilerin benden ayrık olmayıp dışımda bulunmadıklarını, dolaysız bir şekilde keşfedip kendi gücümü hissedeceğim.

01-02-10-Zohar Kitabı dersinden alıntıdır.

CEHENNEM YERİNE CENNET, KARANLIK YERİNE AYDINLIK

Karanlıkta olduğumuzda Yaratan’ın arzusunu ifşa edip bu koşulun onun tarafından ne kadar istenilen ve saygı görülen olduğunu anlamalıyız. Çünkü maneviyatta zaman ve koşul değişimi yoktur. İnsan yaklaşımını değiştirir ve aniden cehennem yerine-cenneti, düşüş yerine yükselişi, karanlık yerine, aydınlığı keşfeder. Değişen sadece insanın yaklaşımıdır, Yaratan tarafından değişen hiçbir şey yoktur, tersine  yaratılanın, onun için oluşturulan koşula nasıl yaklaştığı onu nasıl algıladığıdır söz konusu olan.

Yaratan’ın, O’nun için hazırladığı koşul değişmez ve sabittir. O sadece, bizlerin onunla daha ve daha çok uyum içinde olmamızı, bize hazırladıklarını sevgiyle ve taktirle kabullenmemizi, oluşan koşulları, beklenen ve hayrımıza olduklarını anlamamızdan başka birşey istemez.

Bu şekilde bizim kabulümüz büyür ve genişler, sevgimiz, anlayışımız ve teslimiyetimiz. Yaratan bizden bunu inatla keşfetmemizi diler-içinde bulunduğumuz koşul karşısında takındığımız tavrın sadece bizim kendi algımıza bağlı olduğunu farketmemizi. Bu realitede benim yaklaşımım dışında hiçbir şey mevcut değildir.

01-02-10-Zohar Kitabı dersinden alıntıdır.

YAŞAMI TESPİT EDEN BÜYÜK ARZU

Azu her zaman haz-alma arzusu olarak kalır. İçinde birbirinden farklı ve birbirlerine hiç benzemeyen ve bağımlı olmayan bir çok parçaları barındırır. Aynen, insan bedeninde olduğu gibi. Kalbin, ciğer ya da akıl veya böbrekler arasında hiçbir fonksyon benzerliği olmadığı gibi, her organın kendine has yapısı ve fonksyonu mevcuttur. Hatta birinden diğerine aktarma yapıldığında zehirlenme ya da ölümüne neden olabilmektedir. Organlar bu derecede birbirlerine yabancı ve farklıdırlar. Aralarında ortak bir çalışma ile kurdukları armoni birlikte oluşturdukları tek bedenin fonksiyonu içindir.

Ruhsal bedende bulunan büyük manevi sistemi de bu şekilde okuduğumuzda, aynen Paro, Yisrael, Avraam, Eyüp misali bize birbirleri ile çelişkili gibi görünürler. Ancak hiçbir nitelik iptal edilmez! Sadece ıslah edilir, nihayetinde tek bir niyete, Yaratana bağlanmak için.

O zaman hem Paroya, Bilama ve Balaka ve hatta hem Amelek için de yer bulacağız. İhsan Etme niyetinde olmayan hiçbir arzu kalmıyacak. Arzular ayrı olarak kalacaklar ancak hiçbiri aralarındaki farkı hissetmeyecek! Sistemin tüm bölümleri armoni içinde bulunup, Yaratana benzemek, Onun gibi olabilmek için, aralarında bağ kurup çalışacaklar. Ona benzemekten kasıt ise, Zohar kitabının bize sunduğu gibi sistemi kopyalamak.

Dünyamızda nasıl davranılacağını, oluşturduğumuz modelle, çocuklarımıza gösterdiğimiz ve onların da bizlere olan benzeme özlemleri gibi, tüm arzu ve düşüncelerimizi Zohar kitabında okuduğumuz bu sisteme nasıl birleştireceğimize özlem duymalıyız. Aslında çok azıcık anlıyoruz, aynen annesinin dediklerini zorlukla anlayabilen çocuk misali, o henüz hiçbir şey bilmiyor ve sadece bilmenin özlemini çekiyor! Çocuk annesini anlamakta ne kadar zorlanıyor ve ne büyük çaba sarfediyor! O, konuşulan lisanı ve kullanılan semboller alemini tanımıyor, bulunduğu dünyayı bilmiyor, hiçbir şey tanımıyor! İşte kendinizi onun yerine koyun. Bu aynen Zohar kitabının bizlere anlattığı tablodur.

Şu an, ermiş insanların, uluların, kabalistlerin önündeyim. Bana hiç bilmediğim, tanımadığım bir dünyayı anlatıyorlar, ancak benimle bu dünyanın çocuğu arasında fark var. Çocukta dünyamızı tanıma, bilme arzusu güdüsel olarak mevcut! Yaşamını vareden büyük arzu bu.  Oysa ben, ruhsal dünyayı anlıyabilme ve tanıma arzusunu kendim oluşturmalıyım. Demek ki aynı bedenin farklı organlarını, neşamanın bölümlerini, sistemi tanıma adına birleştirir ve teklerim.

17-01-10-ZoharKitabı-Dersinden alıntıdır.

RUHSAL DÜNYA-ÇOK KOLAY BU

Tüm dünya o, arzumun parçaları, benim parçalarım! Ancak ben onları bana ait değillermiş gibi hissediyorum. “Tüm Dünyaya Lanet”, hiçte yazık gelmiyor bana bu!

Kabala Bilgeliğinin bize öğrettiği realiteyi ifşa etmek; herşey benim, benim arzum. Benim görünmediğim ya da benim sanki dışımdaymış gibi görünen resimler, benim için birtek arzuya birleşmek zorundalar. Yaratan sadece Arzu yarattı. Onun içinde varolur ve dışında ise hiçbir şeyi ne hisseder ne de algılarız. Bizler Yaratanı arzumuz yoluyla ifşa ederiz. Bu yüzden Yaratan-Bore deniyor, “Bou-Gel ve Re-Gör”. Bu dünya benim şu anda hissettiğim, gelecek dünya ise bir an sonar hissedeceğimdir. Herşey, benim daha ve daha çok diye hissettiğim herşey, hep aynı arzu içinde oluşur. Zaman, mekan ve harekete bağımlı olmadan, sayısız ve sonsuz bir şekilde ebedi izlenimler oluşurlar yolumda.

Dışarıda olan birşey gerçekten yok, herşey arzumun içinde beliren farklı fenomenlerden ibaret. Bu yer-hayal ve bu dünya-hayal ve tüm gerçeklik ve sonradan bunlara: “Rüyada Gibiydik” diyeceğiz. Demekki uyanıcağız, aynen bilincini yitiren kişinin tekrar bilincine kavuşması gibi ve gerçekte neler olduğunu farketmeye başlıyacağız.

Kabala Hikmetinin amacı da tam olarak bu. Bizleri bilinçle tanıştırmak. Kişi bilinçten yoksun olduğunda onunla konuşmanız faydasız, önce uyandırılması, farkındalığını kazanması gerekir. Dolayısıyla Zohar kitabını açtığımızda arzumuzun dışında hiçbir şeyin olmadığını hayal etmeliyiz. Bu dünya yok, ben yokum ve aynen dışımdakiler de yok, tüm bunlar, sadece benim hayalim, ilüzyonumdan ibaret! Var olan tek şey arzu, haz-alma arzusu ve herşey onun içinde oluşuyor: Bu dünya ve gelecek dünya, yaşam ve ölüm, cansız, bitkisel, canlı ve konuşan.

Zohar kitabı bizlere, RuhsalDünyayı hissetmemizi sağlıyacak yolu açar!

15-01-10-Zohar Kitabı- dersinden alıntıdır.

Toplam 56 sayfa, 54. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030...5253545556