Category Archives: Maneviyat

Işık Olmadan Değişim İmkânsızdır

Baal HaSulam, ‘‘Barış’’: İnsanlar arasındaki kaba egoistik direnç, uluslararası ilişkileri de kötüleştirir, tüm bütün bunlar her ne olursa olsun dünyadan hiçbir insan aklı veya tavsiyesi tarafından durdurulamayacaktır.

Dünyanın kendisini düzeltebileceğini düşünmeyin. Hatta insanlar egoizmin dünyanın kötülüğünün kaynağı olduğunu fark etseler dahi, düzeltme ‘‘şifa’’ yani Kabala metodu olmaksızın imkânsızdır. Bizler dünyaya Islah Eden Işığı vermek zorundayız. Bu, bir veya diğer formda arzuların değişik çeşitlerine göre yani dünyamızdaki insanların Kabala Bilgeliğini çalışmasıyla sadece mümkün olabilir.

Herhangi bir şekilde, onlara Işığı vermeliyiz. Egoizm başka bir şekilde düzeltilemez. Burada başka hiçbir şey yardımcı olamaz, ne psikoloji ne de sosyoloji, ne harika çabalar ne de sıkıntılar. Yardımcı olabilecek tek şey Işığın çekilmesidir. Bunun dışında hiçbir şansımız yok.

Daha doğrusu, Işık, amacı ve onun edinimi için olan programı, yani geçmemiz gereken tüm safhaları içerir. Işık olmaksızın tek bir hareket bile yapamayan hayvanlar gibiyiz. Işık gelmeli ve bizleri etkilemelidir. O zaman hareketin içerisine gireceğiz.

Öyleyse neden sıkıntıları ve tüm bu değişimleri tecrübe ediyoruz? Aslında, onlar değişimler değil daha ziyade sorunlar, bizlerin veya en azından bazılarımızın Işığın bir kısmını dahi olsun çekene dek şiddetini artıracaktır.

Gelişim sadece Işık tarafından tamamlanır. Bizler derinlemesine bunun farkında olmalıyız. Egoistik arzunun kendisinin gelişim yolunu bulmasının hiçbir şansı yoktur. Asırlar boyunca, bu fırsat, çağrının gelmesi beklenmeden Işık vasıtasıyla bulunmuş ve Işık bizleri sürekli ileriye doğru itmiştir.

Bugün bizler, tamamen Işığa yönlenmiş arzumuz tarafından Işığın gelişini ilerletmek zorunda olduğumuzdan sonra kritik eşiği geçmiş bulunmaktayız. Şimdiden sonra, her şey artık ‘‘önceliğimizle’’,  ‘‘dua ve iyi işlerle’’ başlar. Bu tanım şunu ifade eder, biz, kendimiz gelişimi istemek zorundayız, yeni egoistik arzuların peşinden koşmak değil, daha ziyade egoizmin üzerinde olmak. Uyanış, yükseliş, bizim tarafımızdan gelmelidir.

Daha ötesi, bizim kendi içimizden bir talep gelmezse gelişemeyeceğiz, umarız dönüşünde, Işığın gücü gelip bizleri etkileyecek ve birliğin ve sevginin yeni niteliklerini bizlere vererek, tek bütün entegral bir koşulda bizleri kaynaştıracaktır. Sadece bu Işık bizlerin gelecek koşullarını tamamlar. Bizler bunların ne olduğunu ve nasıl aktarıldıklarını bilmememize rağmen işimiz, özümüz, basittir: bizi geliştirecek olan gücü arıyoruz.

Hepsi bu; herhangi özel bir bilgeliğe ihtiyacımız yoktur. İlerleyişimde beni neyin beklediğini bilmiyorum. Bazen, aklımda ve hissiyatımda, yeni bir şeyler fark ediyorum,  yeni bir ifşa, hissiyatın ve anlayışın ince bir katmanı. Bu biraz da olsa Işığın arzularımızı uyandıran ve düzelten etkisine benzer. O’nun işine karışmamalıyız daha ziyade mümkün olabildiğince gelişimimizi hızlandırmalıyız.

Biz talep etmeyene kadar Işık bizleri asla etkilemeyecektir. Bu yüzden ilkönce talep eden olmalıyız. O’nun bizden talep ettiği de budur. Bu istek, bu gereklilik, arzunun maddesi üzerinde manevi bir aksiyon başlatır. Şükür buna ki kim olduğumuzu ve Yaratan’ın kim olduğunu ifşa ederiz.

Bu alçak seviyemizde, en azından az da olsa daha yüksek bir dereceyi anlarız ki onunla kaynaşabilelim. O’nu bütünüyle anlamayız fakat sadece onunla ilişki kurduğumuz yeri anlarız. Annesinin rahminin içerisinde bir noktaya yapışarak, kişi annesinin nitelikleri içinde eşit hale gelmelidir.

Bu şekilde, yaratılan varlık büyük bir iş yapar, algının ince bir katmanı içerisinde Üst Olan’la kaynaşmayı dilemesi. Daha sonra, gelişiminin kendi Işıklarıyla doldurularak, Üst Olan’dan kendilerinin iptalini isterler. Bir embriyo gibi, bizler Işık’tan gelişimi getirmesini talep ediyoruz, hazlar getirmesini değil. Bu şekilde, Yaratan’la form eşitliğine ulaşırız.

Her An’ın Şifresini Çözmek

Soru: Maneviyatın düşüncesini kaybettiğiniz zaman Yaratan’a şükretmelisiniz diye yazar. Bunun için O’na şükretmemiz nasıl mümkün olabilir?

Cevap: Biliyoruz ki bizim tüm işimiz arzu üzerinedir ve doğru arzunun dışında başka hiçbir şeye ihtiyacımız yoktur. Yaratan’ı, ihsan etme niteliğini ifşa etmemiz için, kendimizi her gelen bir sonraki an için sadece hazırlamaya ihtiyacımız vardır. Tüm yapmamız gereken bunu doğru şekilde deşifre etmektir: hayatta olma hissiyatını kimden alıyorum ve neden o yaptığı o formda geldi?

Bunun hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Ancak, eğer onu Işık’tan, yaratılışın amacına doğru beni yönlendiren Üst Güç’ten alırsam o zaman ihtiyacım olan tek şey farkındalığım ve doğru yanıtımdır. Şöyle ki, içinden geçtiğim her koşul vasıtasıyla, hissettiğim zıtlık gerçeğinin yanı sıra, O’nu ve O’nun bana tavrını görebilmeliyim.

Dolayısıyla, benim üzerimde iyi ve iyilik yapan olarak O’nu görmeyi dilemem ve şimdi yaşadığım hoş ve iyi olmayan dünya arasında bir çelişki yükselir. Öyle ki bana çalışmam için bir yer verilir zira arzuladığım şey ile gerçek olan arasındaki fark,  olması gerektiğini düşündüğüm ve benim şimdiki durumumun düşüncesinin arası, dua için esastır.

Eğer verilen her anı mükemmel hissetmiyorsam, bu demektir ki beni bundan ayıran bir aralık hissederim– benim kendi yetersizliğim. Böylece, ben artık ileriye doğru nasıl hareket edeceğimi bilirim zira ben amaçtan anlaşmazlığımı hissederim.

Doğru yön her şeyin birleşik hale geldiği yerdir: ‘‘İsrail, Tora ve Yaratan’’. Şöyle ki, kendisi, grubun içsel anlamı ve birliğimiz ve bunun içinde ihsan etme niteliğinin ifşası, bunların hepsi tek birdir. Eğer ben bunların hepsini birlikte bağlayamazsam, Yaratan’ın bana yaklaşımını kötü olarak görüntülerim.

Diğer bir ifade ile ben kendimi ve içinde yaşadığım dünyayı bozuk hissediyorum. Yaratan’ın bana verdiğini yargılayarak,  O’nu iyi ve iyilik yapan olmayan ve kendimi sonsuzluk dünyasında yaşamayan olarak keşfederim. Kusurlu algımdan dolayı, mükemmelliği hissedemiyorum.

Dolayısıyla (eğer kendimi amaca yönlendirirsem) ne olduğuma kıyasla nasıl olmam gerektiğine yönelik elimde tam olarak net bilgi olur. Her durumun içerisinde, tam bir bilgi setine sahibim ve tüm yapmam gereken ise gerçek anlamda ne istediğimi tayin etmek için bunları doğru kullanmaktır. Kendi kötü hissiyatımdan Yaratan tarafından bana verilmiş olan mükemmellik hissiyatına geçmek ve algımı başka türlü tamamlayacak olan ihsan etmenin eksikliği içerisinde olduğum daha açık (net) hale gelecektir.

Yaratan bana mükemmelliği öneriyor, oysaki ben eksik hissediyor ve kusurlu bir dünyada yaşıyorum. O’nun bana gönderdiği ile benim hissettiğim arasındaki fark, gerçek anlamda, benim içsel eksikliğimdir. Hemen şimdi, eğer ben tüm arzularıma ihsan etmeyi ekleyebilseydim aniden kötü bir konumdan iyi olana hareket ederdim. Hissettiğim bu eksiklik hemen şimdi O’na dönerek ihsan etme niteliği, Bina’nın gücü veya ıslah için talep etmek olan duadır.

Gerçek yakarış oluşur oluşmaz, gerçek anlamda daha kötü bir koşulda olabilsem bile hemen anında yanıt alırım. Şöyle ki, kendimi otantik ihsan etmekten uzaklık hissiyatım hatta daha keskin hale gelecektir. Uzaklığımı değerlendirmek için daha kaba bir ölçüm aleti kullanıyordum ve şimdi ise daha büyük sapmayı görebileceğim çok daha keskin bir ölçüm aleti kullanıyorum.

Bununla beraber, bu demek değildir ki benim konumum kendi içerisinde daha kötüye gitmiştir. Ben bunu daha iyi için değiştirdim, ancak aynı zamanda, kendi durumumu daha iyi anlamaya gelmeliyim. Bununla daha büyük algıyı kazandım.

Kabalistlerin Kabala Bilgeliğinin Çalışılmasına Yaklaşımı Üzerine Bölüm 1

Kabala Bilgeliğine Bağlanmadaki Şifa

Neden hepimiz Kabala bilgeliğini çalışmaya zorunlu kılındık? Neyi öğrendiklerini anlamasalar bile bunu çalışan kişiler, öğreniyor oldukları şeyi anlamak için gösterdikleri büyük arzu ve özlem vasıtasıyla, kendi üstlerinde kendi ruhlarını saran Işık’ı uyandırırlar.

Baal HaSulam ‘‘On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş’’ Madde 155

Zohar’da şöyle yazar ‘‘Bu anlaşma ile birlikte, İsrailoğulları [Yaratan’ın ifşasını arzulayanlar] sürgünden [Yaratan’ın gizliliğinden] kurtarılacaklardır.’’ … Sadece Kabala bilgeliğinin kitleler içinde yayılması vasıtasıyla bütün kurtuluşu [bu dünyanın ıstıraplarından] edinebiliriz.

Baal HaSulam ‘‘Panim Meirot uMasbirot Kitabına Giriş’’ Madde 5

Kişi Kabala bilgeliğine bağlandığı zaman, kendi ruhuna ilişkin olan kabların ve Işık’ların adlarını zikretmesi ile bu kablar ve Işık’lar kişinin üzerinde belli bir dereceye göre etki gösterir ve zaman geçtikçe bilgeliğe bağlanması süresince bunlar kişiyi mükemmelliği edinmeye getirir.

Baal HaSulam ‘‘On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş’’ Madde 155

Bizlere Işığı Çeken Dua

İster sevelim isterse sevmeyelim, her seviyenin içinde eksiklik hissiyatına gelmemiz lazım, şöyle ki, şu an ki seviyemizin dışındaki gelecek seviyeyi hayal etmek. Eğer ben bunu doğru bir şekilde organize edersem, o zaman yaptığım tüm çabalara rağmen, bundan gerçek anlamda ne kadar uzak olduğumu hissedeceğim. Diğer bir ifade ile gerçekten bunu isterim ve yine de bunu edinmeyi başaramam.

Buna bir ”eksiklik” denir, gelecek koşul için hazırlık ki her zaman yeni bir seviyeye girmeden önce bu ifşa olur. Bu eksiklik hissiyatı çok boyutlu ve hiç hoş olmayan bir durumdur.

Bir sonraki seviye üzerimde parıldar ve şimdiki seviyemi yetersiz ve kusurlu algılıyorken, bu aydınlıkla beraber bende buna daha fazla değer vermeye başlarım. Ben bunu arzuladığım ve yükselmek için kuvvet eksikliğim ölçüsüne göre hissederim.

Sonuç olarak, yükselmek için tutkulu arzumun koşuluna gelirim ve realizasyonum bunun gerçekleşmesi için başka hiçbir şansımın olmadığıdır ve duanın içine patlamaya, yani haykırışa geldiğim zaman Üst Işık yardımıma gelir. Tüm bunlardan sonra, bu haykırış (dua) bana büyük arzumu gösterir ki bu büyük arzum doğru Işığı çekendir, bir sonraki dereceye yükselmeme yardım eder.

İki bileşenden oluşan bir duaya gelmeliyim: 1) Büyük arzum ihsan etmeyi kazanmalı ve 2) Bunu asla edinemeyeceğimin realizasyonu. Işığın bu acıya reaksiyon verdiği ve beni etkilediği an, yalnızca benim arzumun ve güçsüzlüğümün sebep olduğu bu basınçtan patlamak üzere olduğum zamandır.

Işığın kendisinin gelmesi için beklemek anlamsızdır. Işık benim ihsan etmek için olan arzuma karşılık gelir ve beni daha yüksek bir seviyeye yükseltmek için yeterli bir kuvvetle çeker.

Firavun’un Yardımıyla Yükselmek

Soru: Kendi mantığımın üzerine yükselmek için ne kadar çok çalıştığım önemli değil ancak kendi mantığımın içinde olarak yaptığımın hiç sonu gelmeyecek olmasında garanti nerededir? Bunun üzerine yükseliyor olduğumu nasıl kontrol edebilirim ve yükselmeme ne yardımcı olacak?

Cevap: Mantık daima bilgi ve almaya yönelik gayret gösterir. Ve mantık ötesi ise inanç ve ihsan etmektir. Şimdi açıklamaya ihtiyacım var: İhsan etmeye yönelimimin sebebi mantığım mı yoksa inancım mı bunu istediğinden dolayı?

Eğer ben bu iki noktanın sadece birinde yer alırsam ve koşuluma bağlı olarak, burada kesinlikle ya mantık içinde veya mantık altı hareket ederim yani kendi egoizmim için hareket ederim. İki nokta her zaman birlikte olması gerekir. Düşünün ki hocanızdan nefret ediyorsunuz, ona karşı sinirden köpürüyorsunuz, onun yanlış biri olduğunu düşünüyorsunuz. Ve bununla beraber sevgi, ihsan etme ilişkisini inşa ediyorsunuz ve tamamen kendinizi reddederek ona bağlanıyorsunuz. O zaman arzunuz tamamen bu iki nokta arasında, bu noktaların farkında, kendini bu iki birbirine zıt olan koşula göre sürdürebilme gerçeğine göre gelişir.

Aksi halde, eğer tüm bu nefretin üzerinde dostuna sevgiyi inşa etmiyorsan, kendi bilgin, düşüncen ve mantığın yerine hocanın düşüncesini kabul etmek için,  burada firavundan olan kullanım nedir? Ancak, bu iki noktadan birini kayıp edersen, hiç bir şekilde yükselemezsin. Genellikle insanlar bu durumda mantık altına düşerler.

Manevi İnce Ayar

”Küresel Eğitimin Prensipleri” adlı dersten: Gelişimimizin özü kötü eğilimin tanınmasında yatar.

Bizler ancak kötü eğilimin tanınmasına göre, iyi ve kötüye olan hassasiyetimizin derecesine göre, aksiyon üstüne aksiyon icra etmeyi başarabiliriz. Her şey,  bu iki durum arasındaki farkı ölçmesine olanak sağlayan niteliklerimizin derecesine bağlıdır.

Arzum bir ölçüm cihazı gibidir. Onun göstergesi kişiyi ölçüme hareket ettirir diyelim ki içsel gerilimimi değiştiririm veya içsel skalamda bir şeyleri tartarım. Orada ağır olanlar için ve miligramları ölçmeye yarayan skalalar vardır.

Benim ölçümlerim aynı zamanda hassasiyetime bağlıdır. Kendi içimde iki güç arasında bir boşluk hisseder hissetmez, arzum benim aksiyonumu, cevabımı tetikler. Bu boşluktan dolayı kendimi kötü hissederim; tatmin edilmemişimdir. Daha sonra içimden bir dürtü belirir ve bu beni kökenimin olduğu denge noktasına doğru geri iter.

İşte bu yüzden her şey kötü eğilimin tanınmasına bağlıdır. Bu hissiyatı tekrar ve tekrar ince – ayar ”butonuna” basarak daha ve daha fazla yoğunlaştırmalıyım. Yaratılışın ilk noktasının kendisini Işık’tan ayrık hissettiği gibi ta ki bu farklılık onu tamamıyla zıtlığın karanlığı içine getirdi, aynı yolda nihai düzeltmeyi edinmek için kendi içimden Işık’a olan hassasiyetimi artırırım.

Her şey Doğru Hazırlığa Bağlıdır

Manevi bir aksiyon tamamen hazırlığa bağlıdır. Bunun sebebi aksiyonun kendisi zaten ilerleyişin içinde önceden belirlenir ve yer alır. Yaratılışın başlangıcından sonuna kadar tüm program içinde hiç bir şey değişemez. Tüm bu safhalar daha önceden mutlak olarak belirlenmiştir.

Adam bu programın belli bir bölümüne müdahale edebilir ancak sadece hızını değiştirmek için. Bununla beraber, onun içinde açılan, programın karakterini değiştirebileceği bir bölüm de vardır yani kendi gelişimini nasıl tecrübe edeceğini belirlemek.

Programın bu bölümü vasıtasıyla kişi kendi bağımsızlığı kurar ve kendisini açıklamak fırsatına sahip olur. Bu, gücü olan, entegre olan ve yaratılışın bütün programını sadece bu amaç için niyeti ile anlayan ve edinen bireyin bağımsız olarak nasıl yükseldiğidir.

Bu yüzden, gelecek olan bir aksiyon için hazırlık, onun karakterini başlangıçtan sonuna dek değiştirir. Her şey hazırlığa bağlıdır, işte bu yüzden bizler bunun öneminin altını çiziyoruz.

Şimdi ise, bu yüzden bütün dünya için özel bir anda New Jersey’de yapılacak Kongre beklentisi içinde, ıslah olmak ve daha sonra kongre de birleşmemizden getireceğimiz iyi sonuçlar için hazırlığımız aşırı derecede önemlidir.

Bırakalım güçlü dalgalar buradan New York’a, Amerika’nın merkezine, dünyayı ihsan etmenin gücü ve sevgi ile yıkayacak iyi bir tsunami dalgası gibi yayılsın. Bu durum insanların yenidünyanın beklentisi ve doğanın programına gitmemiz gereken değişimlerin içinde birbirlerine ilişki kurmaya başlamanın gerekliliğini anlamalarını sağlayacak.

Bu durum, ne olduğunu ve ne yapması gerektiğini anlamayan hayvanlar gibi dövülerek, tarihin kırbacıyla ileriye doğru mahmuzlanmak yerine bunlara hazırlanarak ve nelerin olduğunu fark ederek dünyaya bu değişimlerden usulca, çabucak ve iyi bir yolda geçmesine yardımcı olacak.

Dolayısıyla, her şey kongreye olan hazırlığımıza bağlıdır öyle ki kongreyi değerli kılarak dünyayı her ne şartta olursa olsun geçmesi gereken değişimler için hazırlayacağız. Onları iyi hazırlayarak, dünya onları doğru bir şekilde kabul etmeyi ve onların daha iyi için olduğunu görmeyi başaracaklardır.

Önümüzdeki 10 gün boyunca, Kongre öncesi son kalan saatlere kadar, büyük bir güç sergilemeliyiz. Her anı son derece önemli bir olaya hazırlık için görmeliyiz ve kendimiz ve dünya için ümit edilen sonuçları elde etmek için bu anlar aracılığıyla gitmeyi nasıl istediğimizi sezinlemeliyiz.

İfşanın Mucizesini Beklemek

Soru: Bir kişinin yıllardır çalışıyor olması ve halen ıslah için dua’yı ve gerçek yakarışı edinmemiş olması nasıl olabilir?

Cevap: Görüyoruz ki, doğanın cansız, bitkisel ve hayvansal seviyelerinin gelişiminde adam milyarlarca yıl sonra yer aldı. Deniliyor ki Evren 15 milyar yıl önce ortaya çıktı. Yeryüzü 5 milyar yıl önce var oldu. Yeryüzündeki ilk insan 200 bin yıl önce ortaya çıktı. Ve adam manevi ıslahına 5770 yıl önce Adam HaRishon ( ilk insan, Hz. Adem) ile başladı.

Biten bu süreçler şans eseri değildir. Burada kırılmanın ve kırılmanın düzeltilmesinin özel bir sırası vardır. Ve bu gelişime bakarak, anlamalıyız ki, ortak Malkut’un içerisinde yapılması gereken çok büyük sayıda eylemler talep ediliyor böylece elle tutulur önemli değişiklikler meydana gelebilecek.

Bu yüzden, amacı mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde edinmek için özlem duysak ve şimdi, hemen şu anda,  ifşa olmasını arzulasak ve hemen tüm mükemmelliği ile ifşasını istesek bile yine de sabırlı olmalıyız. Ve herşeye rağmen, hemen şimdi Mesihin gelmesini ümit etmeliyiz yani Mesih derken bizleri ıslah edecek ve ıslahın tümünü tamamlayacak genel gücün gelişi.

Ancak günler geçer ve her geçen yeni günde, ıslahlar içimizde olur. Gün ve gece birlikte bağ kurarlar ve ilerleyişimiz bu şekilde. Şöyle diyelim, biz ifşa etmekte olduğumuz sonsuzluk dünyasının Malkut’unu yani onların ifşasının aşamalı olduğunu her bir adımdan sonra diğer adımın geldiğini, bir çok aksiyonları barındırdığını anlamak zorundayız.

Yaratan’ı ifşa eden arzu veya kabın bütün derinliğini, bir seferden hissedemez ve anlayamayız. İfşa’nın bir çok çeşidine hazırlandığımızı düşünün – bu, Yaratan’ın ifşasıdır! Bu, insan üstü bir kuvvettir ve bir çok sayıda gölge ile yapılabilir. Bu öylesine muazzamdır ki bizler neyin hakkında konuştuğumuzu bile anlamıyoruz. İşte bu yüzden bu ifşaya hazırlık içimizde böylesi küçük adımlarla oluşur.

Bu adımlar daha sonra bize ifşa olduğu zaman, bunlardan birçoğunun orada olduğunu göreceğiz! An be an, gün be gün ve hatta aylar geçer biz düşünmeye devam ederiz, ancak hiçbir değişiklik olmaz. Ancak daha sonra bu değişiklik içimizde ifşa olur ve onların bize gerçekten neler yaptığını anlarız ve genellikle, gerçekleşen zamanın ötesindedir.

Nefeş Işığından Yehida Işığına

İlk manevi dereceyi ifşa etmek için, birliğimizi ifşa etmeliyiz, ”tek, eşsiz, birleşik”, en azından en küçük seviyede dahi olsa. Birliğimizin derecesi ilk manevi derecemizin seviyesini tanımlar.

Nefeş, Ruah, Neşama, Haya ve Yehida (beş manevi derece) Işıkları, bu Işıkların birliğinin gücü ve özel ayrıntılarının toplamı tarafından karakterize edilir, bu gerçeğe rağmen onların hepsi biri diğeri ile çelişki içindedir. Bu durum Üst Işığın ifşasını tanımlayan tek faktördür. Eğer bizler birliği en küçük derecede bulabilirsek, aynı anda en zayıf Nefeş Işığı ifşa olacaktır.

Ancak, neden Işık aniden daha güçlü hale gelir ve Ruah denir? Bunun sebebi tüm bağlaşımlı parçaların hareketleri ve değişimlerine rağmen, onlar halen düğümlenebilir ve dengelenebilir. Bu durum fırtınalı bir denizde dalgalar tarafından çalkalanan bir botu sanki tutuyormuşuz ve botun sabit olmasını sağlıyormuşuz gibidir.

Birliğin ilk derecesinde, karşılıklı dönüşümler henüz ifşa olmaz. Herkes sabit bir koşulda tek bir olarak durur ve bizler birbirimizle nasıl bağlanacağımızı araştırırız. İkinci derecede, aynı birlik durur ancak her parça dönüşmeye başlar; ortak mekanizmanın dişli çarkları sanki birbirleriyle ilişkili olarak dönmeye başlar. Ve bizler tüm değişimlere rağmen birlik olabilir ve hep beraber bağlı kalabilirsek, Ruah Işığını ifşa ederiz.

Herşeye rağmen bunlar çok sınırlı değişimlerdir: Her birimiz kendi yerimizde ”toprağa bağlı” bir bitki gibi duruyorken, bireysel niteliklerimizin dönüştüğünü görürüz. Bu halen aynı birleşmenin Işığıdır ancak daha yüksek derecede (”bitkisel”). Bunu üçüncü derece takip eder, Neşema (”hayvansal”), birbirimize ilişkin serbest olarak hareket etmeye başladığımız yerdir ancak yine de kendi aramızda ”tek, eşsiz ve birleşik” birliği ifşa ederiz.

Bu demektir ki, maneviyatta deneyimlediğimiz Işık sürekli birliğimizin gücüne bağlıdır, bunun yanısıra oluşabilecek herhangi bir dönüşüm bireysel olarak herbirimizin içinde ve hepberaber. Bu büyümeye devam eder, ta ki ıslahın sonuna (Gmar Tikkun) ulaşıncaya dek, Biz, tek Işık, bir, ilişkisi içinde bizi birleşmekten engelleyen tüm her çeşit değişimi deneyimlerken, ne olursa olsun, yine de biz birlik olabiliriz.

Bir dediğimiz budur, birleşik manevi kap ( Echad, Yachid ), tek Işığı alan: Yehida.

05.05.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin ilk bölümünden, Şamati 56

Haktan Yana Olmanın Onurlu Görevi

Soru: Yaratan’ı haklı çıkaramayan ”bir günahkâr” konumundan ‘haktan yana olan bir insan” konumuna nasıl kayabiliriz?

Cevap: ”Bir günahkâr” olarak hissetmek çok iyi, yararlı ve kaçınılmaz bir durumdur. İçinde egoizm uyandığında, ”Işık’ın koruması altındasındır”, yani yönelmen gereken bir şeyler var demektir: Sana kendinin düşüş içerisinde olduğunu gösteren bunu anlamana yardımcı olan Işık’a sahipsin.

Düşüşte olursun çünkü şimdi içinde açılan yeni arzunu henüz düzeltmedin. Böylece kendini ”bir günahkâr” olarak görürsün. Bir ”günahkâr” manevi bir seviyedir ve çok onurlu bir durumdur. Bu demektir ki ben Yaratan’ın bana daha ağır bir yükü kaldırabileceğimi ve bunu düzeltebileceğimi realize ettiği bir konuma erişmişimdir! O beni daha anlamlı, ek bir göreve atıyor ve davet ediyor olarak görünür.

Ancak ben bu ek yükü henüz düzeltmedim; henüz kendimi bununla ilişkilendirerek ihsan etmeye yönlenemiyorum, böylece bu koşulda kadar kendimi halen bir günahkâr olarak kabul ediyorum. Ancak bunun için kendime kızmam; Yaratan’ı haklı çıkarırım, O’na şükrederim ve şimdi bana ifşa olan bu fırsatın içinde tekrar bağlanırım.

Bu, sıradan insanların ”günahkâr” kelimesini yorumlamasından taban tabana zıttır. Bu durum çok saygın bir konumdur. Emreden bütün her şeyin içinden beni işaret etti ve dedi ki: ”Sadece sen bu görevi taşıyabilirsin!” Diğer bir ifade ile ben kalbin ek yüküyle bahşediliyorum ve ben bunu yeni bir mücadele misyonunu üzerine alırım. Ancak şu an için, kötü bir insanım, ta ki bunu tamamlayıp haktan yana olana dek.

Firavun kendisinin günahkâr olduğunu ve Yaratan’ın haktan yana olduğunu anlamıştı. Diğer bir ifade ile manevi merdiven boyunca her konum manevidir. Kötü, haktan yana derecesinin önünden yürüyen derecelerdir. Ve böylece bu koşullar sürekli dönüşümlü olarak gelir: Bir an günahkâr ve diğer an haktan yana ve bir kez daha, günahkâr ve haktan yana olan, tekrardan daha ve daha fazla. Bu, kişinin iki bacağı ile yürümesine benzer: Bir bacak günahkârın ve diğeri ise haktan yana olanın.

Toplam 61 sayfa, 54. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030...5253545556...60...Son »