Category Archives: Maneviyat

Gruptaki Tüm Koşullar İyidir

Soru: Oldukça sık, ilk his bir şey söyler ve sonra zihin devreye girer ve hissi düzeltir. Yaradan için çalışan kişi hangisini dinlemelidir?

Cevap : Manevi yolda, bir taraftan diğer tarafa fırlatılırız ve her türlü koşullardan geçeriz: hayal kırıklığı, haz, doyum, yıkım, dostlarla etkileşim ve onlardan, yalnızlığa doğru bağını kesme vb.

Bu, kişinin tüm bunları hissetmesi için gerekir. Kişinin, bunlardan Yaradan’la temas noktasını seçmesi için, kasıtlı olarak böyle koşullardan geçer. Her şeyden önemlisi kişi, böyle koşullarda kalmamalıdır.

Grupta geçirdiğimiz tüm koşullar iyidir. Onlar, manevi gelişime yol açarlar. Yarısı boş ve gereksiz gibi görünseler bile, öyle değillerdir. Bu nedenle, siz ve dostlarınız arasındaki bağa mümkün olduğunca çok zaman ayırmaya çalışın.

Mesela ben, her gün ders veririm, tweetler yazarım, soruları cevaplarım, blog yazıları yazarım vb. Bundan dolayı ilerlerim.

Yaptığım işte özel olan nedir? Yeni başlayanların sıradan sorularına cevap vermekteyim vs. Yine de, diğer ruhlarla olan bağları vasıtasıyla onların yükselmelerine ve bağlanmalarına yardım ederim – kesinlikle her birimizin gelişmesi böyledir.

All States In The Group Are Good

 

Faydalı Izdırap

Soru: Izdırabın, beni onlardan kaçmaya doğru değil de manevi çalışmaya doğru ittiğinden nasıl emin olabilirim?

Cevap: İşin gerçeği, bizi yaratılışın amacına doğru yönlendiren faydalı ızdıraplar ve hiçbir fayda getirmeyen sadece tecrübe ettiğimiz ızdıraplar vardır.

Faydalı ızdırap, bizi gruba daha çok dalmaya, onunla birleşmeye zorlar, kendimizi inşa etmeye yardım eder. Tıpkı arabayla bir yere giderken ve yanlış yoldan gittiğimiz için kaybolmamız gibi, bundan dolayı acı çekmek doğru yolu bulmamıza yardımcı olur. Böyle darbeler olmadan, doğru şekilde hareket edemeyiz. Biz her zaman iki çizgiye göre hareket ederiz: sağ ve sol, haz ve acı.

Bu nedenle, bizi ileriye doğru iten ve her zaman nasıl doğru hareket edileceğini gösteren ızdırap, doğru ızdıraptır.

Örneğin, bir takip sisteminde, hareket eden bir roket kendini sürekli ayarlar. Bizler de her zaman yolumuzu izlemeli ve bizi sürekli düzelten ve rotada tutan olumsuz geri bildirimlere göre kendimizi ayarlamalıyız. Böyle bir bağ, zorunludur ve ıstırap olarak değil, ıslah için gerekli olarak algılanmalıdır. Bize bu eğitimi verdiği için Yaradan’a şükürler olsun.

Useful Suffering

 

Egoizm Üzerinde Hâkimiyet

Soru: Onluda çalışırken egoizm ne hisseder?

Cevap: Onludaki her birey, kendi egoizmini geri çeker ve diğer dokuz dostuna yönelik ihsan etme ve sevgi niteliğini hedefler. Buna “ilk dokuz Sefirot” denir. Onuncu Sefira (egoizm), aşağı iner.

 

 

 

 

 

 

Sonunda anlaşılır ki aramızda, nitelikleri ile Yaradan’a eşit olması gereken bir ağ inşa ederiz.

“O’na eşit” ne demektir? Kendimden çıktığım ve onlu içerisinde dostlarımla bağda, bir ya da iki birim yükseldiğim ölçüde, bu benim manevi seviyemdir. Bu dereceye kadar Yaradan’ı edinirim ve Nefeş, Ruah, Neşama, Haya ve Yehida’nın ışıklarını ifşa ederim.

Soru: Aynı zamanda, hislerimde onu kaybetmeden, kendimi sürekli egoizmden uzaklaştırır mıyım?

Cevap: Evet. Egoizm seviyesine (1, 2, 3, 4 veya 5) bağlı olarak, Yaradan’ı, O’nun ruhtaki gücünü edinirim. Yaradan ışıktır ve kendi içindeki tüm sistem bir ruhtur.

Ego ne kadar fazlaysa, ben de o kadar onun üzerine yükselirim; egoya kesinlikle ters bir biçimde, onu dostlarımla bağ kurmak için kullanırım ve bu ölçüde Yaradan’ı ifşa ederim. Sistem böyle düzenlenmiştir. Bizler birlikte çalışmalıyız. Bütün sorun uygulamadadır çünkü bunların hepsi içimizdedir.

Domination Over Egoism

 

Yaratılışın Amacı

Kabala bilimi, sadece iki gücün varlığına dayanır: alma ve verme. Tüm evren, tüm dünya bunun üzerine kurulmuştur. Kabala, bu iki gücü dengeleyen, onları orta çizgiye yönlendiren sistemdir.

Orta çizgiyi, onun her seviyede istikrarını, dengesini araştırmak – sıfırdan tamamen bütüne, tamamlanmış, kalıcı, sonsuz egoizm – Kabala biliminin konusudur.

Bu, çelişkilerden kurtulmamız için gerekli olan tamamen uygulamalı bir bilimdir ve pratiktir. Dahası, bu çelişkiler teorik değildir, bir şey veya biri arasında değil, yaratılış ile Yaradan arasında, yani biz ve O’nun arasındadır.

Bu çelişkileri dengelemeliyiz, onları ortak bir paydaya, biz ve O’nun arzularımızda, niyetlerimizde ve eylemlerimizde tamamen bir olacağı, sözde orta çizgiye getirmeliyiz.

Bu şekilde, kabul etmede/benimsemede, mümkün olan her seviyede, tüm güçlerde, arzularda ve eylemlerde birbirleriyle kaynaşmış ortaklar, dostlar olacağız.

Dvekut adı verilen, yani tamamen zıt iki güç arasında tam bir birleşme olan yaratılışın amacı budur.

The Purpose Of Creation

 

 

Bireyselliğimizi Nasıl Kullanabiliriz?

Soru: Kişi, kendi bireyselliğini grup ve ilerleme yararına nasıl kullanabilir?

Cevap: Grupla çalışmaya başladığınızda, niteliklerinizin nasıl açıkça dostlara karşı/ters olarak yönlendiğini görürsünüz. İçinizde onlarla bir şekilde bağ kurabilecek hiçbir şey yoktur.

Sizler tamamen farklısınız, birbirinizden uzaksınız. Birbirinizle karşı koyar ve birbirinizden nefret edersiniz. Birbirinizle bağ kurma olanağınızın olduğu yer, kesinlikle burasıdır. O halde öyle olsun.

Soru: Kişi, bunu ıslah olmamış koşulundan yaparsa, grubun, dostların, öğretmenin ve Kabala hakkındaki algısının gerçek olduğunu nasıl doğrulayabilir?

Cevap: Bu önemli değildir. Grupla ilgili olarak çalışmaktasınız, bu nedenle yalnızca dostlarınızla ilgili kendinizi kontrol edin. Endişelenmeyin, bu sabit/yerleşmiş bir metodolojidir. Bu yaratılışın gerçek amacından, aramızdaki bağdan gelir. Başarısız olamaz. Genel itibariyle, dünyada onun dışında hiçbir şey işlemez.

How Can We Use Our Individuality?

 

Doğanın Karşısında Çaresizlik

İnsanlık kendini belli bir alanda yaşıyormuş gibi hisseder. İçinde var olduğumuz şeye, dünyamız deriz. Bu, etrafı saran doğa, onun cansız, bitkisel, hayvansal seviyeleri ve insanlardır.

Dünyamız bir şekilde yönetilmekte ve kendi yasalarına göre yaşam sürmektedir. Bizler bu yasaları öğrenir ve onların arasındaki bazı bağlantıları, bizi nasıl etkilediklerini, onları nasıl etkileyebileceğimizi,  doğanın özelliklerini ve bu dünyada var olmamız için, onu kazançlı ve rahat hale getirmek için doğaya nasıl boyun eğdirileceğini bulmaya çalışırız.

Dünyada binlerce yıl süren gelişimimizin bir sonucu olarak, dünyamız hakkında hâlâ çok az şey bildiğimiz sonucuna varırız, çünkü onun içinde tahmin edemediğimiz olaylar gerçekleşmektedir ve kontrol edemediğimiz güçler vardır. Onlar bizi korkunç bir şekilde etkilerler, korkuturlar ve bizi küçük, önemsiz ve berbat hissettiren durumlara sokarlar.

Bilimin başarılarına rağmen, ne zaman bir deprem veya bir kasırga olacağını ve bunların etkilerinin ne olacağını bilmemekteyiz. Genel olarak, gelişmekte olan, bize büyük sıkıntılara neden olan, muazzam doğa güçleri vardır ve bu konuda hiçbir şey yapamamaktayız.

Yaşamlarımızla hiçbir şey yapamamakta, iyi bir toplum yaratamamakta, eşler, çocuklar ve ebeveynler arasında doğru ilişkileri kuramamaktayız. Hayatımızda sınırlı olduğumuz, doğanın karşısında ve kendimiz karşısında zayıf olduğumuz gerçeği hakkında hiçbir şey yapamamaktayız. Yaşam ve ölüm karşısında çaresiziz ve bunu çok iç karartıcı buluruz. Bilinçaltında bu bizi küçük düşürür/utandırır.

Genel olarak, hakkında hiçbir şey bilmediğimiz bir dünyada yaşamaktayız.

Soru: Doğanın bizi geliştiren, fakat bizim bilmediğimiz belli algoritmaları(işlem süreci) var mıdır?

Cevap: Onları biraz anlasaydık ve yavaş yavaş onları bilmeye gelseydik bile, bu bize yönetim konusunda yardımcı olmazdı. İnsanlığın gelişimi, sadece bir şekilde kendimizi doğanın olumsuz etkilerinden koruduğumuz gerçeğini ortaya koyar, daha fazlasını değil.

Kişi kendisinin, onu her seviyede yöneten güçler sisteminin içinde var olduğunu keşfeder. Ekonomi, aile ilişkileri, devlet ilişkileri veya ekoloji alanında hiçbir şey yapamayız. Bizim çağımızda, böyle bir refah, böyle bir güç ve bu tür doğa anlayışını elde ettiğimiz zaman, ancak çok zayıf olduğumuza ve bunu bilmediğimize ikna olmuş oluruz.

Helplessness Before Nature

 

Yaradan’ın Modern Modeli

Soru: Bilim adamları, mutlak bir Yaradan’ın, uzamsal boyutları mutlak sıfıra eşit olan, böyle görkemli bir dünyayı nasıl yaratabildiğini ve yönetebildiğini merak ediyorlar mı?

Bir örnek veriyorlar: Bir blok etrafında dolaşan bir arabanın hızının, diyelim ki on kilometrede sonsuzluğa yükseldiğini hayal edersek, sonuçta bu arabayı göremeyeceğiz.

Cevap: Kelimenin tam anlamıyla O, tüm hacme yayılmış, her zaman her noktada bulunacaktır. Einstein’ın dediği gibi: kütle sonsuzluğa yaklaşacak.

Soru: Yaradan nedir, O nerededir? Böyle tamamıyla akıl almaz bir durumda olan dünyayı nasıl yönetiyor?

Cevap: Açık konuşayım mı? Yaradan yoktur.

Yaradan, tüm daha yüksek ve daha düşük maddeleri tutan güçtür. Evrenin bu ortak gücüne Yaradan denir. Sadece bize gelince, onu bir Yaradan olarak keşfedebilir ve algılayabiliriz, bunun dışında bir şey yoktur. Bunun ötesini anlayamayız, O artık bizim için uygun değildir. Bizden başka nelere sahip ve orada nasıl adlandırabileceğini, o konuda hiçbir şey bilmiyoruz. Biz sadece bizle ilgili biliyoruz ve O’na “Yaratıcımız”, “Yaradan” diyoruz.

Bu sadece bir düşünce, bir modeldir. Bu düşünce yaratılışın gücüdür, biz dahil her şeyi yaratmıştır. Bizler bu düşüncenin, yaratılış planı denilen bu planın içindeyiz.

Bizler onun içindeki parçalarız ve tüm eylemleri (düşünme, düşünmeme, ne ve nasıl olduğunu anlamadan bile), içimizde kendini nasıl gerçekleştirir diye, bu fikrin bize dikte ettiği her şeyi yerine getiririz. Bizim davranış şeklimiz böyledir.

Bu düşünce kesinlikle her yerdedir. Var olan tek şey budur. Bundan başka, her şey sadece varmış gibi görünür çünkü bizler onu, bu düşünceyi, bu niyeti anlamayız. Eğer onu anlarsak, o zaman ilk önce, daha fazla sorulacak bir şey olmaz, O’ndan başka hiçbir şeyin olmadığını anlardık.

Soru: Yaradan neyin gücünü kontrol eder ve nasıl yönetir?

Cevap: Yaradan, özellikle her şeyi kontrol eden evrensel bir güçtür: hükmeder, kontrol eder ve programlar! Ayrıca içimizdeki bütün eylemleri yaratır ve tüm tepkileri bizden alır. O, kesinlikle her şeydir!

Bize tek bir fırsat verilir: O’nu nasıl idrak edebileceğimizi düşünmek. Diğer her şey O’nun tarafından yapılır ve O’na ulaşmak için bizim bu niteliğimiz, O’ndan arındırılır ki böylece bunu kesinlikle özgür irade ile yapalım.

Soru: Kişi, bahsettiğiniz bu küresel düşünceyi, Yaradan’ın düşüncelerini okumayı/anlamayı nasıl öğrenebilir?

Cevap: Kişi, O’nun düşüncelerini okumak, O’nu anlamak ve O’nu hissetmek için, Yaradan’ın seviyesine yükselmeli, O’nun niteliklerini edinmelidir.

Soru: Bunu nasıl yapabilirsiniz?

Cevap: Bu zaten bir teknolojidir: Kendimi, Yaradan’ı anlayabilecek, O’nu hissedebilecek ve O’nun ile etkileşime girebilecek bir oluşum nasıl yapabilirim? Bunu yapabilmek için kendimde değişiklik yapmam gerekir, içimde tam olarak hangi niteliklerin O’na karşı olduğunu, O’ndan faklı olduğunu ve onları, O’na benzeyecek şekilde nasıl değiştirebileceğimi belirlemeliyim.

Soru: Karşılaştırılabilsin diye, Yaradan’ın niteliklerinin listesi nedir?

Cevap: Büyük bir listeye gerek yok. Sadece bir nitelik var. O’nun niteliği mutlak sevgidir ve benim niteliğim mutlak nefrettir. Bu yüzden, Yaradan’a ulaşmak için mutlak nefret niteliğimi mutlak sevgiye dönüştürmem gerekir.

Soru: Kişi, bir insanın niteliğinin mutlak nefret olduğu konusunda nasıl hemfikir olur? Kişi kendini elbette iyi düşünür.

Cevap: Bu, kendi egoist doğasından kötülüğün ifşası olarak adlandırılan, yeniden eğitim dönemidir.

Soru: Kişi kendisini anlama noktasından, Yaradan’ı anlama noktasına nasıl gidebilir?

Cevap: Kendimi mutlak bir egoist nitelik olarak algıladığım ölçüde – yalnızca kendisini önemseyen ve düşünen ve diğerlerinden ne kadar yüksek olduğundan veya başkalarını nasıl küçük düşürebileceğinden haz alan bir nitelik – bu kapsamda, zıt özelliklere dayanarak, Yaradan olmanın ya da Yaradan’ın yerinde olmanın ne demek olduğunu hayal edebilirim ve kendimi buna doğru ilerletmek zorundayım.

Soru: Burada bir kilit nokta var mı?

Cevap: Kilit nokta, insanın içinde hayatın anlamı, varoluşun anlamı, onun değersizliği vb. hakkındaki soruların uyanmasıdır. Bu durumda, zaten dünyaya karşı, hayata karşı, kendinize karşı ve Yaradan’a karşı tutumunuzu değiştirmek hakkında konuşabilirsiniz.

Modern Model Of God

 

Kabala ipuçları– 9/16/18

Soru: Başlangıçtaki yaradılış ile ıslahın tamamlanması arasındaki fark nedir? Farkındalığın ya da benzerliğin derecesi mi?

Cevap: Bilinçlilik ve benzerlik (edinim) aynı şeylerdir.

Soru: Eğer, Yaradan’a benzer olursak ve O’nunla yapışmaya ulaşırsak, asla var olmamış bir şeyi, yoktan bir şeyi var edebilir miyiz?

Cevap: Hayır. Sizler, zaten var olan elementlerden olmayan bir şey yaratabilirsiniz. Bu, ıslah olmamış arzularınızı ıslah edebileceğiniz ve doğru arzuları yaratabileceğiniz anlamına gelir.

Soru: Yaradan’dan, iyiliğe yönelik doğru tutumu hissetmem için içimdeki kötülüğü ifşa etmesini istemeli miyim?

Cevap: Asla!  Bir kimsenin kendi içindeki kötülüğün ifşa olmasını istemeye asla ihtiyacı yoktur. Sadece iyiliği: iyiliğin kendi içinde ifşa olmasını talep etmelidir. İçinizde küçük bir iyilik ifşa olduğunda, ondan sonra nasıl kötülüğün ortaya çıktığını göreceksiniz.

Soru: Adem ile Şehina (Kutsallık) kavramı arasındaki fark nedir?

Cevap: Adem, Yaradan tarafından yaratılan arzulardır. Şehina, bu arzuları yerine getiren ışıktır. Şehina’ya, ışıkla dolu arzu denir. Şehina, Malhut’tur ve Şohen ( ikamet eden), arzuları yerine getiren şeydir: Işık, Yaradan.

Soru: Yaradan’ın, isteğimize yanıt olarak, egoizm nedeniyle birini ıslah ettiğini nasıl hissedebiliriz? Islah olmuş bir insanın belirtileri nelerdir?

Cevap: Gerçekten dostunuzdan daha yüksek olduğunuzda, onun için taleplerinizin, Yaradan tarafından ne kadar fazla yerine getirildiğini göreceksin.

Soru: Kişisel manevi seviyemi +1 olacak şekilde değiştirmek nasıl olabilir, +1 seviyede diğer ruhlarla  daha yakından bağlanmam gerekir mi? Bu dikeydir, yatay bir hareket değildir.

Cevap: Dikey ve yatay aynı şeydir. Siz kendiniz değişmezsiniz. Bu sadece sizin diğerleriyle bağınız nedeniyledir.

Soru: Öğretmenin fiziksel davranışlarından örnek almak mümkün mü?

Cevap: Hayır. Benim içimde gördüğünüz, hatta gözlerinizle gördüğünüz şeylerden örnek almanıza gerek yoktur. Bu iyi değildir. Bir şey dışında, benden bir şey öğrenmek gereksizdir: Yolda sebat/azim. Geri kalan her şey sizindir.

Soru: Bu dünyadaki her insanın kendi görevi, kendi ıslahı olduğunu söylemekteler. Kabalistler, diğer insanlarla bağ kurarak, diğerlerinin görevlerini kendileri üstlenmez mi?

Cevap: Hayır, bu imkânsızdır. Başkalarının ıslahını nasıl üstlenebilirim? Benim kendi kişisel özelliklerim var. Ben sadece kendimi ıslah edebilirim.

Blitz Of Kabbalah Tips – 9/16/18

 

Onluda Bir Sorunu Nasıl Çözebilirsiniz?

Soru: Eğer onluda birlik olmadığı ortaya çıkarsa ve ortak bir görüşe varamazsak, bir sorunu nasıl çözeriz?

Cevap: Hiçbir şeyi çözmenize gerek yoktur. Birbirinizle çalışmaya ve Yaradan’a dönmeye devam etmelisiniz. Bırakın sorunlarınızı O çözsün. Kendi kendinize neyi çözebilirsiniz? Hanginiz o kadar zeki? Ben kimseyi göremiyorum.

Sadece Yaradan tüm sorunları çözebilir.  O, onları verir, ama size sorunların kaynağı dostlarınızdan biriymiş gibi gelir. Hiç de böyle değildir. Tüm sorunların kaynağı, Yaradan’dır. Bu konuda şöyle yazılmıştır: “Ben ilk ve son olanım.” O’na dönün.

Soru: Her dost, O’na bireysel olarak mı yardım için başvurmalı, yoksa hepimiz birlikte mi yapmalıyız?

Cevap: Birlikte daha iyidir.

Grupta bazı problemlerin ortaya çıktığını varsayalım. Bunu çok fazla tartışmayın, ancak basitçe birlikte Yaradan’a dönün, böylece O, sorunu çözecektir. Ve sorunu çözüp çözmemesi sizin için önemli değilse, daha da iyidir. Sizin için önemli olan şey, bu problemin üzerinden O’na dönebilmenizdir.

Eğer bu sorunu, O’na dönmek ve bunun vasıtasıyla Kendisi’ne inatla yapışmak için bir sebep olarak görürseniz, sorunun ortadan kaybolduğunu göreceksiniz. Sorun, sadece bunun için ortaya çıkmıştır.

How Can You Solve A Problem In The Ten?

 

Yaradan’a, Grup Aracılığıyla Hitap Edin

Soru: Gruba dahil olmanın anlamı nedir? Kişi, bu konuda başarılı olup olmadığını kontrol edebilir mi?

Cevap: Birincisi, bu, herkesi bir araya getirmek ve bu bağlamda Yaradan’ı ifşa etmek için gruba olan talebinizin sıklığına bağlıdır.

İkincisi, tüm engellerin üzerinde Yaradan’a kişisel olarak, kendisinden mi dönüyor, yoksa gruba dönüyor ve grup aracılığıyla Yaradan’a mı hitap ediyor? Bunlar farklı şeylerdir.

İlk başta, Yaradan’a bireysel olarak hitap ederiz çünkü bu çok daha kolaydır. Bu tür uygulamalar sürekli olmalıdır.

Daha sonra, aşağı yukarı bir alışkanlık haline gelirler ve bunu sürekli hatırlayarak, sanki kişi Yaradan’a otomatik olarak bağlanır gibi ve her saniye bir dur-başla hareketidir: “evet-hayır, hayır-evet”. Eğer kişi sürekli olarak bu titreşimli ritimle çalışırsa, kişi Yaradan’a grup aracılığıyla bağlanmış olur.

Kişi kendini gruba bağlar, onunla ilerler ve diğerlerinin, dostları “nehrin akıntısı” ndan (Hassadim Işığı ile ilgili) veya “zindan”dan (Hohma Işığı ile ilgili) çıkarmasına yardımcı olur.

Address The Creator Through The Group