Category Archives: Maneviyat

Manevi Doğum Günü

Eğer bizler yaratılışın amacını realize etmek ve Yaratan tarafından bizler için hazırlanan hazzı hissetmek istiyorsak, kendimizi O’na zıt olan yaratılanlar olarak hissetmeliyiz. Diğer taraftan da Yaratana benzer hale gelmeliyiz çünkü mükemmellik sadece bu konumda mümkündür.

Bu durumda ortaya çıkan şey bizlerin bu iki zıt konumu, noktayı ve niteliği kendi içimize dahil etmemizdir. Ve bunlar içimizde uyandığı zaman, manevi doğumumuzu kutlarız. Maneviyata doğduktan sonra, bizler bu iki niteliği kendi içimizde dahil ederiz: almak arzusu ve ihsan etmek arzusu, biri ötekine karşı ve biz bu ikisinin arasında var oluruz, her ikisini de hissederek.

Bu durum aşama aşama, adım adım gerçekleşir, öyle ki bizler tüm önceki formlardan geçeriz: duran – bitkisel – hayvansal – maymun – bu dünyanın insanı. Bundan sonra, kişinin içinde yeni hissiyatlar ve tecrübeler uyanır: kişi kendisini kötü hisseder ve neden yaşadığını, hayatının anlamını öğrenmek ister.

Gerçek adamın gelişimi bununla başlar. Ancak bu henüz manevi bir doğum değildir. Bu durum bir kişinin Yaratan’ın doğasını referans alarak kendi doğasını araştırmak için doğru kriteri gerçek anlamda kullanmaya başlayana dek onlarca yıl ve birkaç yaşam döngüsü alabilir.

Ve eğer bu zaman gerçekten gelmişse ve kişi bu niteliklerin analizini yapabiliyorsa eğer, bu kişi gruba ve çalışmaya getirilir. Kişi alma arzusundan ibaret olduğunu, bunun üzerinde ihsan etmek arzusu olan Yaratan’ın olduğunu öğrenir. Bir amacın var olduğunu ve kendisinin de bu amacı edinmenin sürecinde olduğunu keşfeder; öyle ki burada en önemli şey, kendisini yükseltmek ve düzeltmek için inşa etmeye ihtiyacı olduğu çevredir.

Bir kişi tüm ıslahların Yaratana ulaşmak ve O’nun gibi olmak için kendisi tarafından anlamları inşa ederek gerçekleşeceğini öğrenir. Bununla kişi kendi özgür seçimini realize eder ve hayatının amacının Yaratana benzer hale gelmek olduğunu görür.

Bu sebepten dolayı kişi kendisini etkileyecek olan ihsan etmek tavrını inşa eder. O zaman, toplumdan, çevreden aldığı ihsan etmek niteliği kendi egoistik eğilimini yalanlamaya başlar.

Kişi sürekli bu iki nitelik arasında gider gelir ve böylelikle özgür seçimini edinir. Kiminle beraber olacağını seçer: egoistik arzusuyla ki kendi doğası bu veya Yaratan’ın doğası olan ihsan etmek arzusuyla mı?. Ve belki de o Yaratan’ın doğasını bile kendi haz almak arzusunu buna doğru çekmek için kullanır ve kendi almak arzusunu ihsan etmek için kullanır. Dolayısıyla, sol çizgi sağ çizgi içine dahil olur.

07.10.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Şamati 167

Kâğıdın Üstündeki ve Ruhun İçindeki Arih Anpin

On Sefirot’un Çalışılması veya ‘Pitiha’ ( Kabala Bilgeliğine Önsöz) çalıştığımız zaman, ilk önce diyagramları mekanik olarak öğrenmeliyiz. O zaman tüm sistem gözlerinin önünde olduğunda, ‘Neden bu böyle?’ diye sorabilirsin.

İlkönce, bizler her şeyi yazıldığı ‘gibi’ yani gerçeklik olarak kabul etmeliyiz ve o zaman neden her şeyin bu şekilde düzenlenmiş olduğunun sebebini ayırt etmeye başlayacağız. Tüm bilgeliği bir defadan içimize çekemeyiz zira kaplarımız büyür, daha arı bir hale gelir ve belli bir düzene göre birleşir.

Dolayısıyla, yeni teoriler inşa etmeye gerek yok; daha iyisi her şeyi doğadan öğrenmek zorundayız. Doğa’da, bizler dışsallıktan içselliğe doğru hareket ediyoruz. Öyleyse, bizler ilk önce resmi (skeç) algılıyoruz ve daha sonra daha faza ve daha fazla derine iniyoruz ta ki öze gelene dek.

Aksi halde, realitenin ifşası için tüm yaklaşımı bozarız. Çalışmayı bırakan insanların yüzde doksan dokuzu ifşa için olan doğru yaklaşımı kendilerini düzenlemekte başarısız olanlardır. Bizler hepimiz üst dünyayı ifşa etmek için buradayız. Ancak, ‘O’ndan başkası yok’ koşulunu, her şeyin Yaratan’dan geldiğini, bizlerinde O’nu haklı çıkarmaya ihtiyacımız olduğunu anlamayan, tüm olumsuz şeylerin ‘bana yardım olarak’ geldiğini görmeye ve bu engellerin özellikle bizlerin yükselmesi ve ince ve keskin bir anlayışa gelmesi için teşekkür etmemiz gerektiği bir şekilde düzenlemeyen bir kişi başarısız olacaktır.

Eğer bir kişi birbiri ardına bu şeyleri doğru algıya erişmek için düzenlemekte başarısız olursa, bu durumda ‘odaya bin kişi girer ancak bir kişi Işığı alır’ koşulu ortaya çıkar. Bizler çocuk örneğini takip etmeliyiz ve Doğadan öğrenmeliyiz. Bir çocuk fazla bilmez; babasının ne yaptığı hakkında bilgisi yoktur ancak onun yaptığının aynısını yapmak ister. Çocuk yetişkinlerin içsel hissiyatlarını almadan onların eylemlerini kopyalar ve çok fazla düşünmeden plastik bir çekiçle oynar. İhtiyacımız olan budur: çok fazla üzerinde kafa yormadan, Keter’in, Aba ve İma’nın, Arih Anpin’in resmini çizmeye ihtiyacımız vardır… Şimdilik benim için bu yeterlidir.

Daha sonra derin ve daha fazla derine dalarım. İlerleyiş için tek yol budur; bu bir bilimdir ve bu şekilde öğrenilmesi kabul görmektedir. ‘mucizevî bir şifa’ (Segula)olarak çalıştığımız Zohar kitabı gibi değildir. On Sefirotun Çalışılması veya ‘Pitiha’ diyagramlar ve çizimlerle ilgilidir; aksi halde ayrık, ilgisiz olursunuz ve Islah Eden Işık için beklersiniz. Ancak o bu şekilde işlemez. Halen bu bilgelikten ilham almaya ihtiyacımız vardır zira Kabala dilindeki kitaplarda bahsedilmiş olan tüm bu elementleri kendi içimizde bulmayı istiyoruz.

26.09.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. bölümünden, ‘Pitiha’

Kalbinize Bir Mektup Yazın

Eğer bizler Yeni Yılda birbirimize mutluluk ve ‘hayat ağacının imzasını’ dilersek sözlerimiz Üst Gücü barındırır. Tüm her şeyden sonra, bizler birbirimizle ortak hazırlık, doğru kayıtla bağlanırız bunun vasıtasıyla bizler beyaz zemin üzerindeki tüm niteliklerimizi tarif ettik.

Üzerine yazdığımız beyaz zemin, aramızdaki müşterek sorumluluktur, bunu grubun “beyazlığı” olarak görün ve bunun üzerine arzularımı, niteliklerimi değerlendirip ne kadar gruba zıt ve ne kadar birliğe uygun olmadığımı görürüm. Yine de bu yazıyı tamamlarım ve umudumu kesmem. Daha ve daha fazla, karşıtlıkları incelemeye devam ederim.

Yeni yıldan bir ay önceki bu çalışma ‘kişinin İsrail, Yaratan ve Tora birdir’ koşulunu özlemlemesi prensibiyle ilişkilendirilir. İsrail bağ kurmak isteyen kişiye denir. Tora sadece grup içindeki çalışma ile ifşa olan kötü eğilimi ıslah eden Işıktır. Bizler sadece grubun içinde kötü eğilimi keşfederiz eğer ben grubu tamamen ıslah edilmiş ‘beyaz’ olarak resmedersem beyazın üzerindeki siyah gibi kötü eğilimi keşfederim.

Ve eğer bizler Yaratan’ı aramızdaki bağda keşfetmek için bu genel beyazlığa ulaşmak istersek, O ifşa olur ve bizler O’nun ‘imzasını’ alırız.

Bizler tüm bütün bu ‘kayıtları’ kalbimize yazıyoruz, her birimiz kendi kalbine. Adam’ın kalbi bu an için bağlanmamış olan 613 arzunun toplamıdır; kötü, bozuk ve kırık kalptir. Islah etmeyi özlemlediğimiz kalp budur. Ve onun ıslahı kalplerimizin hep beraber bağlanması sonucu olur.

Gelecek durum, tüm kalplerimiz, tüm düşüncelerimiz kalbin ve aklın tek bir olarak kaynaşacağı bir şekilde bağ kuracaktır ve hepimiz bir olacağız. Bu konumu ulaşmak umuduyla, her birimiz kendi mektubunu yazacak.

Ve eğer bizler bu şekilde yazarsak, sadece bir mektup yazmıyoruz. Tora’nın (Işık) kitabını kalbimize yazıyoruz. Bu özellikle bu şekildedir zira tüm Tora içimizdeki kötülüğün ifşasını ve ıslahını bize anlatır öyle ki bizler o zaman ‘beyazlığı’ Yukarıdan, Üst ‘beyazlık’’tan alabilelim. İşte bu yüzden bizler beyazdan siyahı ayırt ediyoruz ki sonrakinin üzerinde önceki ile beraber yazabilelim. Fakat aynı zamanda bizler beyazın kendi niteliklerini, Saran Işığı kendisini de incelemeye ihtiyacımız vardır. Ve bizim için, ‘yazmayı’ öğrenmek Saran Işığın bize gelmesi ve içimizde bizi aydınlatması için bir hazırlıktır sadece.

Dolayısıyla, siyah siyah ve beyaz ise beyaz olarak kalır. Onlar bizim yapımızın köküdür. Ancak bizler bu her ikisini de içimizde barındırır ve siyahın ve beyazın tek bir bütün gibi kaynaşmış olduğu ‘Tora’nın sırları’ denen yere, içimizde daha derine incelemeye gireriz. Ancak bu bağlanmayı yazarak açıklamak mümkün değildir.

Yazılı dilde, Tamim (tatlar), Nekudot (sesli harfler, noktalar, harflerle ilgili) ve Tagin(harflerin üzerindeki taçlar), kesin form ve yazmayı belirtmiyoruz. Bunun sebebi kişi bunları içsel çalışmasında edinmelidir ve o zaman bunları harflere aktarabilir.

Böylece özetleyebiliriz: bizler grubu son ıslahta tamamen ‘beyaz’ koşulunda resmettiğimiz zaman siyahlığımızı gruba ilişkin olarak keşfediyoruz. Ve bizler bu işi bitirdiğimiz zaman, Yaratan’ın bu işin altına ‘imza atmak’ için bunu tamamlamaya ihtiyacının olduğu bu konuma ulaştığımızı hissederiz.

25.09.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Rabaş’ın Yazıları

Umarım Herkes Finale Ulaşır

Soru: Manevi amaç için her şeyden vazgeçmek ne anlama geliyor?

Cevap: Maneviyat için her şeyden vazgeçmek, amacımın ihsan etmeye ulaşmak olduğunu tanımlamaktır öyle ki benim artık ‘kendimi’ hissetmeyeceğim ölçüde, sadece bu nitelik bende hüküm sürecek. Nasıl ki şimdi Yaratanı hissetmiyorsunuz, kendinizi de o zaman hissetmeyeceksiniz. Ne olduğu, insanların sizin hakkında ne söylediği, size kızdığı bunlar hiç önemli değil – dışsal hiçbir şey sizi etkilemeyecek.

Egonuz daha ve daha fazla büyüyecek ancak siz sürekli ihsan etme gücünüzle bunun üzerine yükseleceksiniz. Ve o zaman belli bir dereceye kadar Yaratana benzer hale geleceksiniz.

Göreceksiniz ki O’na ne kadar kızgın olursak olalım, bu O’nu etkilemeyecek. O, bu durumu nasıl yönetiyor? Üst Gücün aklı ve duygusu yok mu? Hayır, O her şeyin üzerinde sevgi ve ihsan etme yaklaşımıdır. ‘Sevgi bütün günahları örter!’ ve eğer biz bu koşula gelirsek, bu demektir ki bizler yeni yıla hazırız.

Bunlar çok zor koşullardır ve ne kadar ilerlerseniz, o kadar çok düşersiniz. Bu spordaki gibi aynıdır: final çizgisine ilk ulaşan kişi amaç için en iyi hazırlığı yapmış olandır. Seçim daha ve daha fazla uzlaşmaz hale gelir ve böylece daha ve daha azı amaca ulaşır. Bu yüzden, insanların yol boyunca düşmeleri şaşırtıcı değildir. Bu üzücü bir durumdur ancak bu eşyanın doğasıdır.

26.09.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Rabaş’ın Yazıları

Gizlilik Bizi İnsan Yapar

Tüm çalışma gizliliğin üzerinde gerçekleşir. Eğer her şey ifşa olmuş olsaydı, yapılacak başka ne kalırdı? Gizlilik bağımsız olmamı ve çalışmamı kurmamı ve kendimi konumlandırmamı sağlar.

Şimdilik, bir çocuk bizler kadar bilgili değil ve ne yaptığımızı anlamaz. Ancak bu bilgi eksikliği özellikle onu daha yükseğe çıkarmayı ve bizden daha zeki hale gelmesini sağlar. Bu durum çocuğa bizim bilgimizi bizden almasına yardımcı olur ve bunun yanı sıra kendisinden de bir şeyler ekler.

Eğer ki bir çocuk bizim bildiklerimizi bir defadan alsaydı büyüyemeyecekti. Dolayısıyla, bir hayvan kendi doğal içgüdüleriyle kendi doğal programında doğar ve daha fazla gelişmez.

Bizler gizlilik vasıtasıyla gelişiriz, hiçbir şeye sahip olmamamız vasıtasıyla. Aşama aşama, sayısız arınmalardan sonra kendi kişiliğimi inşa ederim: Yeni, tüm diğerlerinden farklı ve ataların ötesinde. Ve hiçbir gizlilik olmamış olsaydı, eklenecek hiçbir şey olmazdı. Gizlilik bizim tam bir yüksekliğe ve algıya yükselmemizi sağlar.

Eğer her şeyi hazır almış olsaydım, nelerin olduğunu bilmeyecektim. Ancak her detayı inşa ederek ve tüm bunlarla kendimi birleştirerek, benim kişiliğime, ruhumun noktasına dayanarak Sonsuzluk dünyasının Malhut’unu bir araya getiririm – zamanla yaratılışı baştan sona bilirim.

01.09.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. Bölümünden, Şamati 101

İyi Bir Alışkanlık: İhsan Etmek Arzusu

Herkes bilir ki alışkanlık ikinci doğa haline gelir. Diyelim ki ben bazı el sanatlarını öğrenmek istiyorum ve kendimi bir tornacı veya bir marangozun yanına bir çırak olarak veririm. Henüz materyale alışkın değilimdir ve bana bununla nasıl çalışacağım yavaş yavaş öğretilir. Şöyle ki, bu işteki alışkanlıkları kazanırım ve materyali hissetmeye başlarım: Materyalle yapıyor olduğuma ve materyalle nasıl en iyi şekilde çalışmama karşılık materyalin nasıl davranacağı.

Tecrübe kazanmam sonucu dokunduğum materyalden ek bir hissiyat alırım. Alışkanlık ikinci doğa haline gelir dediğimiz zaman budur. Ve daha önce bana tanıdık gelmeyen, anlaşılmaz olan, hissetmediğim ve seçilemez olan şeyleri daha iyi bir şekilde tanımaya ve hissetmeye başlarım. Daha önce hiç dikkat etmediğim ve gözümden kaçmış olan detayları bile incelerim.

Açıkçası hiçbir şey bir sebep olmadan gerçekleşmez öyleyse neden alışkanlık aniden benim ikinci doğam haline gelir?  Her zaman için maddemiz, haz alma arzumuz üzerinde işleyen Işık vardır. Adamın belli bir yere ulaşmak arzusuna göre, Işık kişinin üzerinde işler ve onu bu konuma yakınlaştırır, anlamasını ve hissetmesini sağlar.

Binlerce yıldır evrimimiz boyunca bu şekilde geliştik: Doğamızın parçası olmuş alışkanlıklarımız vasıtasıyla. Işık her arzumuzun arkasında durdu ve onun gelişmesine yardım etti. Arzu, Işığı çeker, bu arada adam gelişir yani biz büyürüz.

Küçük bir çocuğun bir şeye alışana (öğrenene) kadar aynı eylemi ne kadar çok tekrarladığını görüyoruz ve alışınca durur. Genç çocuklar çok aptalca şeyler yapıyorlarmış gibi görünürler ancak bu yaptıkları onlar için mutlak surette gerekliliktir ve doğa onları bu şekilde iter çünkü onların büyümesi için gereken koşul böyledir.

Bizler de daima zıt durumların karşıtlığında büyüyoruz, yükselişler ve düşüşler, bir hissiyatın eksikliği ve onun doyumu. Yol bu şekilde.

Şu anda bile sonsuzluk dünyasında olduğumuza inanmamız bizler için anlaşılması zor bir durum! Ancak içinden geçtiğimiz yükseliş ve düşüşlerin yardımıyla, bu fikre yavaş yavaş alışmaya başlıyoruz. Tüm bunlardan sonra dünyanın bizim ona hangi gözle baktığımıza bağlı olduğunu görüyoruz. Sabah iyi bir ruh hali ile uyandığım zaman, dünya bana tamamen güzel ve iyi bir şekilde görünüyor. Ve eğer ruh halim bozuksa o sabah tüm dünya aniden kötüye dönüyor.

Ve yine aynı anda, niteliklerimiz değişmiyor; niteliklerimiz sadece kendi dengesini biraz kaydırabiliyor. Eğer bizler niteliklerimizi değiştirmeye başlarsak o zaman Kabalistlerin dediği gibi, farklı bir dünya, farklı bir realite görürüz.

Her şey kişinin edinimine bağlıdır. Ancak realitenin kendisi aynı sonsuzluğun Işığıdır ve sizler bu realitenin arka kısmında kendiniz için mevcut durumda çizebildiğinizi görürsünüz. Bu sizin dünyanızı tasvir eder: Şu anda niteliklerinize göre içinde bulunduğunuz, Sonsuzluğun Işığının gizliliğinin seviyesi. Böylece, eğer biz bu Işıkla benzer olmayı istersek ve onun yaptığı gibi ihsan edersek, bizleri düzeltecek ve zevk alma arzumuzu dönüştürecek olan Islah Eden Işığı çekebiliriz. Ve Işık bizlerin ihsan etme formunda var olmamızı isteyecektir.

Bu aksiyonlar bizlerin alışkanlığı haline gelecektir. Ancak bu alışkanlık sürekli arzumuza terstir ve çaba gerektirir ta ki bizler kendi içimizde Yaratan’ın formunu, ihsan etme formunu deneyimleyeceğimiz nitelikleri ifşa edene dek. Buna Yaratan’ın yaratılanlarına ifşası denir.

Her şey, ikinci doğa haline gelen alışkanlığa verdiğimiz değer sayesinde gerçekleşir. Bizler kendimizi, içimizde yükselen arzuyu, çevrenin ve çalışmanın yardımıyla,  ihsan etmekten çok uzak bir konumdan ona yakınlaşmak için eğitiriz.

19.08.2011 Tarihli Günlü Kabala Dersinin 1. bölümünden, Şamati 7

Adam Neyle Birlikte Başlar?

Adam mümkün olan en küçük kabın içindeki düşüncelerimizin ve arzularımızın birliği ile başlar. Ve daha sonra bu, daha ve daha küçük parçaların eklenmesi sonucu büyümesini genişletir. Bu şekilde kişi adam olmaya başlar Adam, evrenin sonuna dek genişler. Ve onun bağı, aklı ve kalbi her birimizin içindeki kırık parçalardan inşa edilir çünkü her parça kendi içinde akıl ve kalbi dâhil eder.

Bu güçlerin bağı dünyamızda duran, bitkisel ve hayvansal tüm gelişim boyunca maddenin nasıl form aldığına benzerdir. Madde de birleşmeye aynı formda başladı. Ve bizler de kendi parçalarımızı birleştirmeye başladığımız zaman, biz de aynı adımlar, duran, bitkisel ve hayvansal, insanlar arasındaki birlik vasıtasıyla ilerliyoruz. Bunlara manevi adımlar denir: anne karnında gelişme  – emzirme – gelişim (Ibur – Yenika – Mochin)

İşte bu yüzden bizim tüm işimiz bağ kurmamıza bağlıdır – içimizdeki ihsan etme niteliğinin bizi yönetmesi için, yani Yaratan için çalışmak, O’nun arzusu için veya kendimiz için kendimizi daha iyi yapmak için bu dünyada sadece kendi koşullarımızı ve kendi bedenimizi düşündüğümüz zaman. Yani kendi parçalarımızdan insan görüntüsünü bir araya getirmek yerine bizlerin kendi bedensel var oluşumuzla ilgili olduğumuz anlamına gelir.

İşte bu yüzden ’18 kutsamanın duası’ dünya ve insan toplumu üzerinde şimdi yükselmesi gereken manevi yolu aynı zamanda, yönü, niyeti bir sonraki adımın aciliyetini tarif eder. İşte birliğin ifşa olmasının gerekliliği budur. Tek soru: neyin hatırına bu oluyor?

Ve burada, insanlık iki parçaya ayrılır. İnsan görüntüsüne, insan seviyesine ulaşmak için birliğin gerekliliğini anlayanlar. Onlar bu oluşum için aktif olarak çalışıyorlar. Ve diğerleri arzularına bağlı olanlar ve onlar da bu dünyada daha iyi bir hayat için bağ kuracaklar.

İşte onlar bu yüzden ikiye bölünür: perdeye İsrail (Yaratana doğru arzusu olanlar) denir ve çalışmayı yapacak olan İsrail’e (fiziksel İsrail değil) yalnızca bağ kurmak isteyen tüm insanlara da arzu denir.

25.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Şamati

Sonsuza Dek Maneviyatta Kalmak

Sonsuza dek maneviyatta kalmak demek egonun asla dolmayacağı ile hemfikir olmak demektir. Hâlihazırda bizler manevi yolun başındayız ve zevk alma arzularımız artık doyum bulmuyorlar. Alma arzularımız daha ve daha fazla boş kalmaya devam edecekler ta ki bizlerin alma arzularımızın üzerine yükselmemiz gerektiği bizlere açık bir şekilde netleşene dek.

Bizlerin başka şansı yok. Önceki tüm yaklaşımlar kendisini bitirmiştir; bütün bu oyun bu dünyanın arzularının içimizde bittiğini büyütmek için Yukarıdan ayarlanmıştır. Bizlerin şimdi arzuların başka bir çeşidi üzerinde çalışmaya ihtiyacımız olacaktır. Ve bizler bu fenomeni çok yakında küresel ölçekte göreceğiz.

Egoistik arzularımızın içinde her şeyde bir eksiklik hissedeceğiz: güvenlik, güven, canlılık ve gelecek kaygısı. Aynı zamanda, Yaratan’la bağ kurmak ve O’na bağlanmayı talep etmek için bir fırsat yükselecektir.

Ve sizler O’na eksiklik ve boşluk hissiyatından saklanmak için geri dönmeyin zira bu durumda daha küçük bir doyumu daha büyük bir doyuma tercih etmiş olursunuz. Kim bunu ister ki? Sürekli gerçekleşen şey budur kişi ne zaman darbelere maruz kalırsa hemen Yaratan’ı hatırlar ve dua etmeye başlar.

Normalde hayvani bedeniniz sizin Yaratan’ı düşünmenize izin vermez ancak ne zamanki korkar veya tedirgin olursa sizi Yaratan’a yardım etmesi için iter. Ve sen (içindeki insan) Yaratan’ı arzularsın çünkü hayvanın seni O’na doğru iter. Bu sanki onun sana yiyecek bir şeylerin olmadığını söylemesi gibidir ve seni Yaratan’a yiyecek talep etmen için gönderir. Ve sen, insan, hayvanın için gider ve talep edersin. Yaşamımız bu şekilde…

Ancak eğer sen, insan, Üst Olan’ı arzularsan sıradan bir doyum içindeki bir eksikliği hissettiğinden dolayı değil, çevrenin sana sağlamış olduğundan ihsan etmenin önemini hissetmeye başlamış olduğundan dolayı, o zaman sen kişisel boş arzularının üzerinde manevi arzuları geliştirirsin. Eğer sen bunu kendi bireysel menfaatin için, kendini tatmin etmek için yapmazsan bu demektir ki sen manevi kabların için endişe duymaya başlamışsın ki bu da senin içsel bir devrimi kazandığını ifade eder.

18.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Şamati 53

Ne Hissediyorsak Onu Görürüz

Kabalistlerin yazılarında tarif ettikleri son ıslah, dünyamızda, maddemizde, tüm bayağılığımızın içinde, en ‘materyalistik’ ilişkilerimizde gerçekleştirilmelidir. Bu, ‘karanlık Işık gibi parıldar’ (Psalms 139:12) ve ‘onun ayağı Zeytin Dağının üzerinde duracak’ (Zechariah 14:4) sözlerinin olduğu yerdeki ıslahtır.

Hayvansal parçam aynı kalacak. Bedenim ihsan etmek için çalışmaya başlamaz. Bunun yanı sıra, beden başlangıçtaki durumdaki şekilde hareket eder. Tüm doğa ihsan etmek için çalışır sadece adam buna uymaz. Bizler bu durumu her şeyi kendi standartlarımızda değerlendirdiğimiz için göremeyiz.

Bizler hayvanların her şeyi kendileri için yiyip bitirdiğini düşünürüz ancak realitede, bu gerçek değildir. Bizler temelde onlara ihsan etmek niyetiyle davranamıyoruz çünkü onları ne anlıyor ne de hissediyoruz. Ancak gerçekte, doğa onları ihsan etmeye yönelik hareket etmeye zorluyor ve onlar doğanın kurallarına boyun eğiyorlar. Hâlbuki aynısı adam için söylenemez. Adam kuralları kendi egoizmi için kullanıyor ki bu almak içindir ve daha ötesi adam doğayı kendi hatasına göre yargıladığı için doğayı da çamura batırıyor.

Adam kendini düzelttiği zaman, küresel formun üzerine gelir ve tüm resmi görür. Aynı anda, doğanın cansız, bitkisel ve hayvansal seviyeleri de düzeltilmiş olur fakat bu durum bizim yeni algımızda düzeltilmiş anlamına gelir. Hayvanların gerçek anlamda ıslah olmasına gerek yoktur. Kurt ve kuzuyu barış içinde yaşadığını görecek olan sensin, öyle ki bugün birinin ötekini yediğini gördüğün gibi.

Baal HaSulam’ın ‘Yaratan’ın Gizliliği ve İfşası’ makalesinde dünyadaki savaşları ve kargaşaları biz öyle olduğumuz için gördüğümüzü yazmaktadır.

18.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 5. bölümünden, ‘Ulus’

Atlayın Ve Ardınıza Bakmayın

Soru: O’nun zamanında, Baal HaSulam, sanki kapalı bir kapıya dayanmış gibi görünüyor, halkı tehlike konusunda uyarmak için çaba sarf ediyor. Ve o neler olduğunu anlamıştı. O bu çıkmazda nasıl pes etmedi?

Cevap: Bu bir çıkmaz değil. Başarı bizim ellerimizde ve bizim gidecek başka bir yerimiz yok – hareket etmeliyiz, özellikle bu zamanda, tüm dünya krizde iken. Bugün bizler artık özel bir ulusun, İsrail’in hayatta kalması hakkında konuşmuyoruz çünkü çöküş gördüğün her yerin yakınına kadar geldi.

Herkesin artık her şeyin kötü olduğunu gördüğü ancak hiç kimsenin çözümünün olmadığı özel bir durum ortaya çıkmıştır. Bunlar zayıf ve güçlü arasındaki çelişkiler değil veya zengin ve fakir arasındaki ilişki ancak tersine, bir kaç ay içinde en radikal formda ifade edilir hale gelecek küresel bir problemle karşı karşıya kalacağız.

Bu koşullar altında bizler daha ve daha güçlü bir şekilde birlik olmalıyız. Şüphesiz, bu zor olacak. Kızıl Denizi geçmek gibi: suya atlayana kadar hiçbir yere gitmeyeceksin. Fakat atlamak için tüm koşullara sahipsin.

Mahsomu geçmek sorunlu bir çabadır. Ardınıza bakmadan atlamanız gerekmektedir ama bunu yapmayı başarabileceğiniz konuma erişmelisiniz.

14.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 5. bölümünden, ‘Ulus’

Toplam 58 sayfa, 49. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030...4748495051...Son »