Category Archives: Maneviyat

Şeker Hastası için Çikolata

Kabala bilgeliğine göre “haktan yana olan” bir insan Yaratan’ı haklı çıkartan, içinde bulunduğu koşulun özünü ve sebeplerini anlayan ve içinde bulunduğu koşulu sebep sonuç ilişkisinin dilimlerine ayırabilen bir insandır.

Aynı zamanda Yaratan’dan çift gizlilik koşulunda olabilir. Bu nasıl mümkün olabilir? En önemli nokta, gizlilik ve ifşanın sadece kişinin, “iyi ve iyiliksever” olan Yaratan’a karşı tutumuna göre belirleniyor olmasıdır. İyi ya da kötü hissediyor olmam önemli değildir: önemli olan Yaratan’ın bana nasıl ifşa olduğudur. O’nu iyi ve iyiliksever olarak ifşa etmek benim için önemlidir, O’nun iyiliğinden egoist bir biçimde zevk almak değil. Çünkü bunlar birbirinden bütünüyle farklı iki şeydir.

Diyelim ki şeker hastasıyım ve sen bana bir çikolata veriyorsun. Tatlı şeylere olan doğal düşkünlüğüm açısından bu iyi bir durumdur. Fakat senin yaklaşımın açışından bu kötü bir durumdur. Yani her şey ona göre durumu değerlendirdiğim içsel bir kıstasa bağlıdır. Egoizm için tatlı olan bir şey, yaklaşımına baktığımızda acı bir şey olabilir. Bu nedenle çift gizliliği keşfetmek tüm bu muhakemeleri hissetmektir: alma arzumun üzerine çıkıyorum ve ona yandan bakıyorum. Daha sonra onun içinde, kendini iyi hisseden egoist bir niyet olduğunu görürken, ihsan etme arzusunda, yani ihsan etmek için olan niyette ise kendimi kötü hissediyorum. Bu Yaratan’ın çift gizliliğidir.

– 17.01.12 tarihli Günlük Kabala Dersinin üçüncü bölümünden alıntıdır, “On Sefirot’un Çalışılması”

Dünyaya Nasıl Geliyoruz

Yaratan Kendisinden küçük bir parçayı (söz gelişi) alır diyelim ve bunu bencilliğin içerisine yerleştirir. Bu evrensel “bencillik” daha sonra daha küçük bencil parçalara ayrılır. Sonrada, bu parçalar aşamalı olarak tekrar kaynaşır ve bu kaynaşma Üst Dünyaların, Atzilut, Briya, Yetsira, Assiya oluşmasını sağlar. En “arı olan parçalar” en üst seviyedeki manevi dünyaların yaratılması için kullanılır. Arkasından daha bencil arzular gelir, yaratılışın merkez noktası, Eyn Sof dünyasının Malkut’u Adem’in ruhunun oluşturulmasını sağlar, ilk insan. Adem’in günahından sonra, tekrar Kutsal olan o parça, bencilliğin kıskacında bölünerek daha küçük parçalara ayrılır, bunlar ruhu oluşturur.

Yeni Kabala çalışmaya başlayan birisi dünyaların nasıl idare edildiğini algılayamaz. Davranışlarımızın kendimi seçimimize mi yoksa Yaratan’a mı bağlı olduğunu sorgularlar. Kişi herhangi bir girişimde bulunmadan önce yaptıklarının belli bir sonuca ulaşacağına ikna olmalıdır. Ancak başardıktan sonra, “paradoksal olarak”, her şeyin sadece Yaratan’a bağlı olduğunu anlamalıdır. Eğer böyle düşünürsek, doğru bir şekilde ilerleriz.

Bazı şeyler vardır, sadece hissedilebilir ve açıklanamaz. Maddenin içerisinde ruhaniyetin tekrar canlanmasını kelimelerle anlatmak zordur. Modern bilim kendisini doğrulayabilir, ancak bir dünyanın başka bir dünyanın şeklini alabileceği nasıl anlatılabilir? Kabalistik açıklamalar sadece Adem’in ruhunun parçalara ayrılmasına kadar anlatmaktadır. Bu Kabalistlerin daha fazla bilgi vermek istemediklerinden değil, ama yazılanlar insanın hisleri olduğu için anlatılamamaktadır.

Bencillik o kadar güçlü bir ruhani etkidir ki bundan kendimizi kurtarmak aklımızın ucundan bile geçmez. Kendimizi tanıyabilmemiz için kendimize dışarıdan bakmamız lazım, kendimizin dışında bir şeyler hissetmemiz gerekir, kendimizi dışımızda olan bir şeyle kıyaslamamız gerekir.

Etrafımızdaki cisimlerin algılanabilmesinin nedeni, cisimlerinde aynı bencillikten oluşmuş olmalarındandır. Yoksa görünmez olurlardı. Bencillik birçok form alır. En sınırlı formu sadece kendisini hissedebildiği koşuldur. Bu bizim dünyamızdaki insanın algıladıklarıdır. O kadar benciliz ki sadece kendimizi algılayabiliyoruz.

Biraz ”büyüdüğümüz” zaman, bencilliğimiz dünyamızın sınırlarının dışına taşar ve o zaman Yaratan’ı algılamaya başlarız. Bencilliğimiz ruhani olur. Arzularımız artık fiziksel veya dünyevi zevklerden değil ama Yaratan’ın yansımasından duyulan zevke döner.

İnsan sadece bilinçaltında ya da bilinçli arzularla hareket eder. Aklımız tüm arzularımızı hissetmek ve yerine getirmek için verilmiştir. Dolayısıyla insan arzularının üzerine çıkamaz. Arzuları ve duyguları tarafından motive edilir, önce hareketini yönlendirir ve ancak seçimden sonra erekbilimsel bilinç sahibi olur.
Nasıl insan gerçekleşen bir olayın bilinç sahibi olabilir? İnsanın davranışlarına karşılık olarak Yaratan kendisini aşamalarla, Kendisinin yüceliğini insanın hareketlerinin sonucunu algılayabilmesi için ifşa eder. Yaptıklarımızın sıralamasını hatırlamamız bile Yaratan’a bağlıdır. O yaptıklarımızın anlamını bizlere karşılık vererek öğretir, yaptıklarımızın iyi ya da kötülüğüne göre bize mutluluk veya ıstırap vererek.

Dolayısıyla eğitimimiz bir süreçtir ve her saniye daha fazla açıklık kazanır, ancak kendimizi hiçbir şekilde ıslah etmemize olanak sağlamaz. Sadece bencilliğimizin farkına varmamız ve onunla yüzleştiğimiz zaman ne kadar çaresiz kaldığımızın farkına varmalıyız. Yaratan bu bilince dahil olmayan her şeye kendi bakar. Kişi manevi yolda ilerledikçe, gururunu giderek törpüler ve gerçek doğasını daha yakından tanır. Yaratan Kendisini insana ifşa ettikçe, insan Yaratan’a kıyasla kendisinin ne olduğunu görür.

Bunun farkına vardığımız zaman, manevi yolda ilerlemeye başlarız. Bir insanın ıslahının %99’unu başardığını düşünün. Geriye ıslah olmamış kalan %1 geçirdiği %99’luk ıslahtan daha büyük gözükür. “Havva’da ki o küçük tahıl kabuğu” çok büyükmüş gibi gözükür.

Manevi çalışmamız ve yaptıklarımız hem Yaratan’ın hem de kendimizin farkına varmasını sağlar. İnsan önemsizliğinin boyutunun farkına varınca çaresiz kalır. Yaratan’ı görmez ve tüm dünya kendisine karanlık gözükür. Bu karanlık safhadayken eğer tüm olanların manevi kaynağının Yaratan’dan başkasının olmadığının farkında olursa ve O’na talepte bulunabileceğini hatırlarsa, zira her şey Yaratan’a bağlıdır, kişi o zaman Yaratan’la arasındaki ruhani bağı keşif eder. Çaresiz olmayı bırakır. Bu “sanki” olumsuz koşulların kendisine Yukarı’dan geçici olarak geldiğini ve önüne geçilemez olduğunu anlar.

Yaratan’la nasıl bağ kurduğumuz Yaratan için önemsizdir. En önemli şey insanın O’nun var olduğunu anlamasıdır. Yaratan bize arzular gönderir ve bu şekilde reaksiyon gösterebilir ve manen gelişebiliriz.

Bir Gram Arzu

Soru: Eğer doğamız sadece doldurulmayı isteyen alma arzusu ise ihsan etme arzusunu nasıl talep edebiliriz?

Cevap: Tüm işimiz tam olarak bu. Şunu anlamalıyız ki, doldurulma (tatmin) her zaman orada ve o hiçbir zaman değişmez. Yaratan tarafından herhangi bir eylem sebebiyle bize aktarılmaz. Hepsi halihazırda benim içimdedir ve ben sadece dolduruluşun ifşası için uygun arzuları keşfetmeliyim.

O doldurma, ihsan etmedir. Yaratan, O’nu nasıl dolduruyorsa bizi de aynı şekilde dolduracak olan ihsan etme niteliğini bize vermek istiyor.

Yaratan alma arzusunu “yoktan” var etti. Fakat bu sadece “bir gram”’lık bir arzudur. Bu bir gram dışında başka bir alma arzusu yok. Geri kalan her şey Işığın, yani ihsan etme gücünün etkisi altında onun içerisinde gelişiyor. Yaratılan varlık dolumu en son seviyesinde, yani gelişimin dördüncü safhasında hissettiğinde, Yaratan’ın kendisine karşı tutumu ile doldurulur. Bunun üzerine, utanç hissettiği için kendisini kısıtlar…

Yaratılan varlık alma arzusunun içindeki o bir gramdan daha çok dolum almaz. Bunun sebebi alma arzusunun içinde o bir gramdan başka hiçbir şey olmayışıdır. Onun içindeki diğer tüm şeyler ihsan etme niteliği sayesinde eklenir.

İhsan etme niteliği, kendini doldurmak isteyen alma arzusunu diğerlerini dolduran bir arzuya dönüştürür. Bu ihsan etme niteliği “yoktan var oluşa” yapılan tek ilavedir. Yani her şey ihsan etme niteliğine, Yaratan’a bağlıdır ve her şey ihsan etme niteliğine, Yaratan’a ilişkin olarak ölçülür.

– 15.01.12 tarihli Günlük Kabala Dersinin birinci bölümünden alıntıdır, Rabaş’ın Yazıları.

Evini İnşa Et Ve O Canlansın!

Her zaman öğrencilerde aynı soru ortaya çıkıyor: Ne yapmalıyım? Hayatın anlamı ile ilgili soruda, öğretmeni, grubu buluyorum ve çalışmaya başlıyorum. Kişi tüm bunları doğru bir şekilde öyle organize etmelidir ki, öğretmeninin talimatlarının ve çalışmasının yardımıyla, bu manevî formu grubun içinde ifşa etsin.

Bu tıpkı bir blok yığını arasında olmam gibi: Bu gruptur. Şimdi, babasıyla ve blokları bir araya getirip nasıl ev haline getireceğimi çizimle gösteren bir el kitabıyla beraber oturan, küçük bir çocuk gibiyim.

Kitaba bakıyorum, fakat hala küçük ve eğitimsiz olduğumdan, bu benim için yeterli değil. Bana yardım edecek bir yetişkine ihtiyacım var. Grubu oluşturan bloklardan bir ev inşa etmem için babam bana yardım ediyor. Bu bizim durumumuzdur.

Bir ev inşa ediyor olmam sayesinde, bilgelik ediniyor ve daha iyi anlıyor ve hissediyorum.  Evi bitirdiğim zaman, onun içinde hayatı ifşa ediyorum! Birden, bir çeşit küçük ışıklar beni aydınlatmaya başlıyor, onun içinde bir şeyler hareket etmeye başlıyor, bazı sesler ve kokular beliriyor, harika bir masal gibi canlanmaya başlıyor.

Bu noktada, tüm blokları doğru bir şekilde bir araya getirdiğimde, her şey aydınlanıyor ve hareket etmeye başlıyor.

Soru: Fakat baba önce çocuğa evi nasıl inşa edeceğini gösteriyor, sonra da onunla beraber inşa ediyor. Neden onu inşa etmemiz için yardım ediyor?

Cevap: İnşa etmeye yeni başlıyoruz ve O’nun yardımını talep ediyoruz. Belki, grupta henüz bir ev inşa etmeye başlamadın bile ve halen daha soruyorsun, babam nerede? Ama eğer daha başlamadıysan, O’na ne için ihtiyacın var?

İnşa etmeye başladığında göreceksin ki bunu yapamıyorsun ve o zaman O’nun seninle beraber olmasını isteyeceksin. Kendin gidip, elinden tutup O’nu getireceksin ki bu şekilde sana yardım etsin. Fakat şimdi sana öyle geliyor ki, her şeyi kendin inşa ediyorsun ve bir babaya ihtiyacın yok.

Yayınlanan 14 Jan 08:44 Am

Gerileten Değil Fakat İlerleten Güçler

Soru: Her şeyi yerine getiren insanlar neden sürekli olarak geri itiliyor?

Bu harika! Ne kadar daha güçlenmesi gerektiği kendisine gösteriliyor. Bu, çocuğa nasıl yürümesi gerektiğini öğreten ebeveynler gibi. Sanki onu iter gibi, ondan gittikçe daha çok uzaklaşıyorlar!

Çocuk sanki onu desteklemek istemiyorlarmış gibi hissediyor. Bunu bu şekilde algılıyor. Onun her zaman yakınında olan bu destekleyen eller, sürekli olarak ondan uzaklaşıyor ve sanki hiç gücü yokmuş gibi onun tedirgin olmasına neden oluyor.

Onunla ne yapmak istediğimizi anlamayan bir çocuğa karşı neden böyle acımasız olabiliyoruz? Zavallı çocuk ağladığında onu tutup, kucaklamak yerine, onu yürümeye zorlayarak bize doğru gelmesi için onu kışkırtıyoruz.

Yaratan’da bize aynı şeyi yapıyor.

Yayınlanan 14 Jan 2012 07:36 AM

Ölüm Uykusundan Uyandığın Zaman

Kişinin kalbinde bir arzu yoksa o kişi uykuya dalar ve maneviyatta ölü olarak kabul edilir. Tüm bunlardan sonra, kişinin kalbinde arzu uyandığı zaman maneviyat başlar. Arzu asla kendiliğinden gelmez.

Hatta kişi Yukarıdan uyandırılır ve aniden kalbinde bir özlem, farklı bir arzu hissetse bile bu Üst’ün hesabınadır. Yukarının dışında başka bir yerden bize birşey gelmeyecektir. Hatta bununla beraber kişiye Yukarıdan verilmiş olan arzu ile kişinin ilerleyebileceği, kendi başına ilerleyemeyeceği kişiye daha net hale gelir. Bu durum neredeyse hiç bir iz bırakmadan ortaya çıktığı şekilde devam edecektir.

Arzularımızın nereden geldiğini açığa çıkarmak için her an çaba harcamalıyız. Arzularımız sadece, gruptan, bir dosttan, bir etkileşimden, belli bir olaydan ve belli bir hatıradan gelir. Kişi tüm bunları kendisi ile ilişkilendirir çünkü bunların dışından geldiğini hissedemez ve bilemez. Ancak kişi bu arzuyu edinmek için gerilim içinde çaba harcadığını, ortaya çıkmadan bir an önce araştırmış olup olmadığını hesap ve kontrol etmeli. Eğer bu arzunun ortaya çıkmasını önceki ana bağlayacak hiçbir şey yok ise, bu arzu o kişinin değildir ancak bu durumda bu arzu basitçe ondan geçer ve onun hesabına kaydedilmemiştir.

Bu arzu ona ıslah getirmez daha ziyade bir çocuğa öğrenmesi için verilmiş bir pratik gibidir. Ancak bu adamın kişisel ilerlemesi olarak kabul edilmez. Bir çocuk için bir örneğin yeterli olup bizlerin açısından bu örneğin yetersiz olduğu gibi. Tüm ilerleyişimiz sadece kendi arzumuza şükretmektir.

Bu demektir ki önceki hiçbir arzuya sahip olmadığım ve bunu yapamadığım durumun olduğu yerde çabamı çevrem ve kitaplarla ilişkili olarak harcamalıyım. Bu durumlar çaba sarf etmem gereken ve uyandırmam gereken koşullardır.

Buradaki çalışma alışkanlığının net bir plana göre olması çok önemlidir öyle ki ne yapmam gerektiğini şimdi bilmeliyim. O zaman hatırlayacağım ve kendimi yapmam gerekene yönelik zorunlu kılacağım. Bu yüzden bize sürekli amacı hatırlatan gruba şükretmeliyiz.

Eğer ben kendi etrafımda bana daima maneviyatın önemini hatırlatan ve tekrar analiz yapmamı sağlayan bir sistem inşa edersem ek destek alabilirim.
Ancak yine de Yukarıdan anlamadığım bir şekilde amaç bana hatırlatılırsa “Yaratan’ın direkt veya dolaylı etkisi ile” saklı şekillerde Yaratan’ın üzerimizde işlediği gibi kendi arzumu keşfedene kadar devam etmeliyim.

11.01.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 2. Bölümünden, Zohar

Niyetin Uç Noktası

Bu dünyada bunun içinde yaşamak için yaptığımız herşey ve bizleri hayatın anlamını sorgulamaya getiren tüm izlenimlerimiz aşama aşama daralır bir küllah gibi ta ki en uç noktaya ulaşana kadar ki bu da niyettir: Tüm bunlardan ne istiyoruz? Burada en önemli olan şey niyettir.

Fiziksel dünyada niyet doğal olarak yükselir ve kişinin doğası, arzusu tarafından belirlenir. Bu yüzden, bununla ilgilenmiyoruz. Ancak sadece birisinin bize yalan söylediği konusunda şüphelenirsek niyeti hakkında sorgulamaya başlarız. Şöyle ki gördüğümüz davranış  gizli niyetinden ayrılmıştır.

Ancak eğer basitçe hareket edersek, materyal dünyadaki aldatma olmaksızın o zaman niyet ve aksiyon beraber giderler. Ancak , manevi dünyada bu daima zıttıdır. İlk önce, bu bize sanki maneviyatta birşeyler yapıyormuşuz gibi görünür. Materyal dünyada, aksiyonlar dünyasında daha fazla bir şeyler yaparsak daha fazla ilerleriz gerçeğine alışmışız, yani birşeyler inşa etmek, oluşturmak gibi. İyi veya kötü sonuçlarla bitirebiliriz ancak sonuçlar aksiyonlar vasıtasıyla edinilir.

Manevi dünya hakkında şöyle yazılır, “Hareketin sonu başlangıçtaki planda yatar.” Bu durum şu şekilde açıklanabilir: Sadece hareketlerden sonra neyin olduğunu düşünmeye ve anlamaya başlarsın. Manevi dünyada hareketler,  hiçbir şey üretmedikleri, işleyen ve yaratıcı olan tek gücün Işık olduğu anlayışına bizleri getirir öyle ki bizlerin tüm yapması gerekenin bizim kendimizin birşeyler yapmasının yerine bunu harekete geçirmek için talep etmektir.

Bir kişi, manevi çalışması, yaptığı çaba vasıtasıyla iyi bir şeyler yapabileceğini, içsel basınç ve konsantrasyonuna verdiği değer vasıtasıyla kendi içinde ihsan etme niyetini bulabileceğini, manevi istekler, dost sevgisi ve iyi bir yaklaşım edinebileceğini düşünür. Kişi bu çalışmada eğer kendisine daha fazla baskı uygularsa o zaman bunun içinde manevi güçleri ve manevi dünyayı bulacağını düşünür.

Ancak çalışma gerçekten bunun zıttıdır: Manevi çalışma Yaratan’ın çalışmasını, yukarıdan bir aksiyonu talep etmekte yatar, yazıldığı gibi, “seni Araştıranı çağır!.”

04.01.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. Bölümünden, Şamati

Ruhun İçin Çalışmaya Ne Kadar Zaman Ayırdın?

Soru: Eğer ıslah için talepte bulunamadığımı ve dostlarıma ilham veremediğimi hissediyorsam daha fazla ne yapabilirim?

Cevap: Hayatını idame etmen için her sabah kalkıp işe gidiyorsun. Niye gittiği sormuyorsun çünkü biliyorsun ki eğer çalışmazsan hayatını geçindiremeyeceksin.

Neden manevi çalışmanı soruyorsun veya bu olmaksızın da birşeyler alabileceğini düşünüyorsun?

Maneviyat için çalışma yapmadan yaşabileceğin ve bu çalışma için de çaba harcamakta tembel hissedebileceğin durum, her ne şekilde olursa zaten burada ilerleyeceğin düşüncesi sana kasıtlı olarak verilir çünkü bunun içinde senin özgür seçimin yatar.

Dünyevi hayatında, tembel olamazsın çünkü hiç kimse sana ekmek vermez. Yaşamak için kazanmaya zorlanırsın ve bu yönde çaba harcarsın. Aynı prensiplerin de manevi hayatın için  geçerli olduğunu düşünmüyormusun?

Fiziksel bedeninin ihtiyacını karşılamak için günde 8 saat çalışıyorsun ancak  ruhunun manevi hayatını doldurması ve manevi besenini sağlaması için kaç saat çaba sarf ettin?

Eğer bunu yapmazsan o zaman fiziksel bedeninin seviyesindekalmaya devam edeceksin. Ne yapılması gerektiğini bilmiyorsan eğer, şöyle denir: ‘Elinden geleni yap!’

01.01.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 3. Bölümünden ‘On Sefirot’un Çalışılması’

Saldırıdan Önce

Bizim asıl işimiz arzu ve düşüncelerin üzerine yükselmek, onlardan ayrılmayı başarmak ve hepimizin hep bir arada var olduğu yüksekliğe, ruha çıkmaktır. Dünyada sadece tek bir ruh vardır.

Bu yüzden Tora’yı (Işık) almadan önce İsrailoğullarının (kalpteki noktası olanlar, Yaratana doğru arzusu olanlar) üç gün için kendilerini sakınmaları gerektiği yazılır. Herkes daha yüksek bir amaca kendilerini adamak için kendi maddesel ilişkilerinin, düşüncelerinin, arzularının ve hesaplarının üzerine çıkmaya çalışıyorlar.

Bu çok zor, özverili ve titiz çalışma gerektirir, bu küçük tanelerin hepsini birer birer toplamaya ve egoistik hesaplamalarımızı bitirmeye benzer; kişinin içinde uyanan onu farklı yönlere iten yararsız düşünceleri ve arzuları durdurana dek. O zaman kişi çevrenin arzuları ve düşünceleri içine kendini az veya çok dâhil edecektir.

Bu tasarruf ve kaçınma, bu büyük çaba kişinin kendisini hazırlar, kolay bir iş değildir. Bir kişi kendi egosunu kırmalı, kendinin dışına çıkmalı, gerçek fiziksel çaba ile birlikte kendini kendi koşulundan çekmeli ve diğerlerine fiziksel olarak ta dâhil hale gelmelidir. Daha sonra kişi başını eğmeye çalışmalı ve onu etkileyecek olan onların ruhunu onlardan almayı kabul etmelidir. Kendi düşüncelerine hiçbir özgürlüğe izin veremez çünkü bu düşünceler onu tekrar toplumun, grubun sınırlarının dışına fırlatabilirler.

Kişi kendisini hem fiziksel hem de içsel anlamda, ruhsal olarak düşüncelerinde ve arzularında eğmeli ve konsantre olmaya zorlamalıdır öyle ki her şeyi grubun gücü altında alabilsin. Kişi kendisini kaybetmeli! Kişi kendi içinde ne kalp ne de akıl var olmayacak şekilde kendisini grubun etkisi altına bırakmalı ve kendisini kontrol eden şey sadece grubun varlığı olmalıdır.

Bir diğerinin içine dâhil olmak için bu durum hazırlığın ilk safhasıdır. Eğer bunu başarabilirsek, grubun gücünü,  üst gücün etkisini konuşmaya başlayabiliriz.

Grup hayal ettiğimiz gibi fiziksel biçimlenim değildir; fiziksel bedenlerden oluşan bir grup değildir. Grubun içsel gücü, grubun içinde var olan Islah Eden Işık’la beraber bizleri etkileyecek, herkese kutsallık verecek ve herkesin kendisinin üzerine yükselmesini sağlayacaktır. O zaman bu yükselişin içinde kişi tüm evreni dolduran genel gücü hissetmeye başlayacak ve kitaplarda yazılmış olanı anlayabilecektir.

Bu sebepten dolayı kongre boyunca ve kongreden en az üç gün önce (ve kongre gününe kendimizi hazırlamaya başlamalıyız) bizim için en önemli şey tüm yabancı düşüncelerin ve hesaplamaların üzerinde olmak ve bize hiçbir seçim bırakmayan kendimizi gerekliliğe sınırlamaktır. Her derecede mantık ötesi ile hareket edin.

Özellikle kongreden önceki üç gün boyunca, gerçek bir saldırıya başlamalıyız, kaçınmanın günleri, hem fiziksel hem de düşünce ve arzularda öyle ki tek bir isteğimiz olmalı ve sorunları en az etkide hissetmeliyiz.

11.11.2011 Tarihli İsrail Arvut Kongresinin 1. Dersinden

İfşa Burada Ve Şimdi Olmalıdır

Kongre salonuna girdiğimiz an, hemen büyük ve kolektif arzuyla birleşmeli, bağ için hazır olmalı ve bu durumun burada ve şimdi olacağını ümit etmeliyiz! İfşa’nın burada ve şimdi gerçekleşmesinin gerekliliğini düşünmeliyiz (Bunun hakkında söylendiği gibi; her gün Mesih’in gelişini beklemek). Bu durum aksiyonu ilerletir ve gerçekten gerçekleşir.

Sadece kongreye gelmek yeterli değildir – bunun için hazırlık yapmalıyız. Kongre materyalini çalışmak iyi bir fikir, orada yeni düşüncelerle şaşırmış olmanız planımın parçası değildir. Bilakis, materyal ile daha içli dışlı olacaksınız, ben daha fazla bilinen şeyleri konuşuyor olacağım bunun karşılığında arzunuz okuduğunuza, duymuş ve çalışmış olduğunuza yönlenir, gerçek anlamda yeni açıklamalar getirebileceğim.

Kongre’de materyali anlayan, hisseden ve ne söyleyeceğimi ilerlemek için bilen insanları görmek isterim. Derslerin konusu ve kaynaklar kongreye hazırlık materyallerinde bulunabilir. Bunu çalışmak zorundayız zira hiçbir sürpriz olmamalı. Tüm ilerleyişimiz içsel olmalı, yeni seviyeleri ifşa ederek ve onlara bağlanarak.

Buna ilerleyiş denir. Materyalin sözleri aynı olabilir ancak bıraktığı izlenim, ifşalarının derinliği yeni olacaktır. Onları yeni bir şekilde ve yeni bir seviyede hissedeceğiz.

Bu yüzden, materyali ve şarkıları kalben çalışmalıyız ki böylece bunlar hepimize alışkın hale gelsin. Bu çok önemli. Eğer bir şeylerin tadına bakmışsak daha sonra tekrar bakarız, bize hoş ve yeni görünür. Ancak bir şeyi ilk kez tattığımız zaman, tadını güç bela ancak hissederiz.

Bir günah hakkında bu aynı şey söylenir: ilk ihlal günah olarak kabul edilmez çünkü kişi ne olacağını bilmedi ve sadece bunu denedi. Ancak tadına bakar bakmaz ve devam etmesi ister, Bilgelik Ağacının meyvesi hakkında konuşan Hz. Âdem gibi: “Yedim ve daha fazla yiyeceğim!”, o zaman işte bu problem.

Böylece, kongrenin materyalini ilerlemek için ‘tatmalıyız’ öyle ki kongrenin kendisinde ‘yemeye devam’ edeceğiz ve gerçek tadı keşfedeceğiz. Yarım sayfa okumak ve hazır olduğumuzu düşünmek yeterli değildir. Kapları, algımızın araçlarını inşa etmeliyiz ve onları hamuru yoğurur ve ısıtır gibi düzenlemeliyiz. Kalbimizi bu şekilde ısıtmalıyız. Bir şeyleri hissedeceğimizi ve hissetmeyeceğimizi genel hazırlığımız belirler.

Daha fazla hazırlanırsak, kalpte ve akılda daha hızlı edinebileceğiz. Eğer kalp ve akıl her ikisi de doğru bir şekilde çalışırsa ifşayı edineceğiz.

02.11.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 2. bölümünden, ‘Yaratan İçin Sevgi ve Yaratılanlar İçin Sevgi’

Toplam 60 sayfa, 49. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030...4748495051...60...Son »