Category Archives: Maneviyat

Cansız Bir Kaya ile Yaşayan Bir Tohum Arasındaki Fark

Tüm çalışmamız ve derslerimiz eksikliğimizi, hayattaki amacımızı açıklamaya ve hayatımın beni neye doğru götürdüğünün ve kim olmak istediğimin netleştirilmesine adanmıştır. Bu kişinin tamamıdır. Her şey sadece kişinin eksikliği tarafından ve doğadan alınmış olana kişinin ekledikleri tarafından belirlenir.

Eğer bir yere gitmem için ya da grupta bir şeyler yapmak için ya da dostlarla bağ kurmak için içimde birtakım arzular uyanırsa, bunlar benim arzularım değildir. Beni şu an çöle gitme arzusu ile etkileyen bir grubun içine dahil oldum; dostlardan etkilendim fakat bu ben değilim. Çünkü bu bakımdan bir kaya gibiyim. Çevreden herhangi bir şey alıyor mu? – neredeyse hiçbir şey almıyor.

Fakat eğer güçlerimi yatırmak istersem ve doğru çevredeysem, toprağa ekildikten sonra kocaman bir ağaca dönüşen bir tohum gibi o çevrenin içinde büyümeye başlarım. Sadece kendi çabamı eklemem ve öylece durup etrafımdakilerin beni uyandırmasını beklememem lazım.

Kendimi ve diğerlerini harekete geçiriyorum. Beni etkilesinler diye onların hepsini canlandırıyorum. Ve onlardan almış olduğum şey manevi kabım. Manevi bir kap her zaman çevreden alınır ve her zaman kişinin aldığı ilhamın ve çevre için çalışmasının bir sonucudur.

Çevrenin içinde fakat çevreden tamamıyla izole olmuş kişiler var, bunlar sanki kendilerini elektronik bir teyp ile kuşatmış gibiler. Çevreden nasıl fayda sağlayabilirler? Böyle bir durumda kişinin içinde manevi bir kap oluşmayacaktır. Diğerleriyle birlikte, çevrenin onu sokacağı o genel ruh halinden etkilenecek ve ayakları yerden kesilecektir fakat kendi bireysel manevi kabı gelişmeyecektir.

– 16.02.12 tarihli Günlük Kabala Dersinin ikinci bölümünden alıntıdır, Zohar.

Geri Çekilmemeliyiz

Soru: İsrail’deki son kongrede, eşi görülmemiş bir bağ hissettim. Fakat hemen sonrasında bir hafta boyunca daha önce hiç hissetmediğim bir düşüş yaşadım. Şimdi kongrelerden korkuyorum. Ne yapabilirim?

Cevap: Bu çok iyi, mükemmel. Gerçektende korkuyor olmalıyız. Bunu aynı zamanda İsrail halkının Mısır’dan çıkışından öncede görürüz.

Alıştığın bir yerden atıldığını hayal et, gecenin bir yarısı nereye gideceğini bilmeden kaçıyorsun. Firavunun felâketi seni bırakmıyor. Kafan karışık, Kızıl Denize atlıyorsun ve birden bir mucize oluyor. Aslında bu o kadar da hoş değil. Sonra insanlar Yaratan’a şükrediyor: “Sürücü ve atı suda boğuldu.” Fakat şunu anlamalıyız ki kişi doğuma benzer birçok zorlu aşamalardan geçer; doğum sancıları sırasındaki bir embriyo gibi büyük baskı hisseder.

Çöldeki yolculuktan sonra neredeyse binlerce yasa sana “yüklenir”: ne yapmalısın ya da ne yapmamalısın ve bu yasaları yerine getirmezsen ne ceza alacaksın? Diğer bir deyişle, Sina Dağının eteklerine gelmeden önce, gelecek ıslahının plânını elde edersin: “İstesen de istemesen de, bu beklenen şeydir. Hiç fark etmez. Al ve yapmaya başla.”

Şimdi yalnızca Yaratan’ın işinin ne olduğunu keşfedersin. Şimdiye kadar, kaybedenlerin arasında bir kahraman olduğunu düşündün ve şimdi önünde gökyüzüne kadar uzanan bir liste var. Her bir satırında şöyle yazıyor: “Eğer yerine getirmezsen, sorunlar, afetler ve ölümle karşılaşırsın…”

Buna ilâveten şöyle de denir: “Bütünde bağ kurmazsan, bu senin mezar yerin olacaktır.”

Sonra her kalbin içinden Yaratan’a doğru bizi çeken, Musa noktası ortaya çıkar. Bu noktaları birleştirir ve bir ölçüde üst güçle bağımızı keşfederiz. Bu aşamalı olarak yapılır: Dağın eteklerinde diğer noktalar -bilgeler, atalar, rahipler, Levitanlar, İsrail, kadınlar, köleler ve çocuklar- beklerken, önce sadece Musa noktası O’nu keşfeder. Onlar şöyle söyler, “Yapacağız ve duyacağız.” Diğer bir deyişle, boyun eğmeyi bekleyen tüm arzularımız, gücü elde eder.

Bugün olan budur ve hemen ertesinde altın buzağını inşa edeceğiz.

Şunu anlamamız önemlidir: Hepsi bizim ulaşabileceğimiz şekildedir. Egodan kaçarız ve bu kaçışı gerçekten hissetmek zorundayız. Kongreye tam hazır bir halde, görevi tamamlayamamaktan ve istenilen amaca ulaşamamaktan, korkarak geliyorsunuz. Kısıtlanmaktan ve zorlanmaktan korkarak geliyorsunuz, tıpkı Mısır’dan kaçış gibi.

Diğer yandan tüm dostlarınıza karşı kendinizi yükümlü hissediyorsunuz. Onlara çaresizce bakıp, bağın ortak noktasını arıyorsunuz.

Sonuç olarak, tüm güçlerimizi bir ana toplamalıyız. Bu an için, tüm kongre boyunca gergin olmalıyız tıpkı gerilmiş bir tel gibi. Aramızdaki bağda, zamanda, eylemde ve mekânda bağ kurmalıyız. Şöyle denir: “İsrail, Tora ve Yaratan birdir.” Bu, Yom Kippur’daki Kutsalların Kutsalı büyük rahiplerin durumu gibidir… Hepimiz o eşsiz tek bir ana erişmeliyiz ve işte o zaman arzumuz gerçekleşir.

Sonra yol devam eder fakat bu Yansıyan Işığın bağı vasıtasıyla gerçekleşir.

Şu durum söz konusudur: Aslında kaçıyorsunuz; bir önceki hayatınıza geri dönmeniz sizin elinizde değil; arzulanan amacı elde etmelisiniz; aynı zamanda tüm güçlerinizi, bu tek bir an için bir araya getirmelisiniz. Bu sizi hedefe doğru kesin olarak yönlendirir. Nasıl olacağını hep birlikte görelim.

Zohar Kitabında (Nasso 98-99) şöyle der: “…ve onlar dağın eteğinde bir araya gelecek. Dağın eteğinde onlara şöyle dendi: ‘Eğer Tora’yı alırsanız, iyiyi alısınız eğer almazsanız orası size mezar olur.’”

Bu şu demektir, egoist arzularımızla bu kötü hayatımızı “muhteşem” olarak görürüz. Bu “sevimsiz mezarda” olduğumuzu hissederiz, ama bazıları bunu bile hissetmez. Zihinsel, hedef odaklı, insan kargaşası yerine, bütün dünyanın acı çektiği gerçek problemleri aramalıyız.

Dolayısıyla, kongreye çok ciddî hazırlanmalıyız. Eğer bunu üzerimize alırsak, geri çekilmemeliyiz. Bu dar bir köprüdür ve önemli olan tek şey korkmamaktır.

Günlük Kabala Dersi  19/02/2012 “Arava Kongresi için Tavsiye”

Köke Bak

Soru: “Yaratan’a memnuniyet vermek” ne anlama geliyor? Yaratan ihsan etme niteliği, ben kime memnuniyet veriyorum?

Cevap: Dünyanı bu şekilde hayal ediyorsun: Onlarla bir şey yapabileceğin ve karşılığında onlardan reaksiyon alabileceğin imajlar olarak. Tüm bu figürlerin arkasında Yaratan’ın olduğunu ve hepsinin sadece Yaratan’ın ayakta tuttuğu figürler olduğunu ve bu figürler vasıtasıyla Kendisini sana milyarlarca açıdan teşhir ettiğini hissetmiyorsun.

İhsan etme niteliği, ihsan edendir. Sonuçta, birine karşı yaklaşımını onun dışsallığına göre oluşturmuyorsun, yaklaşımını karşındakinin özüne uygun olarak oluşturuyorsun. Bir çok anlayıştan yapılmış gibi gözüküyor, fakat neredeler? Etin içinde mi ya da bir figürün mü içinde? Bir insan figürünü “havada”, bedenden arındırılmış bir şekilde hayal etmeye çalış. Tüm maneviyatı ondan al ve tüm arzularını, tutkularını ve aslında hayvansal bedenin dışında bulunan düşüncelerini ondan çekip al. Bedeni kıyafetlerinden arındır ve dikkatini o kişinin özüne ver.

Daha sonra aynı şekilde Yaratan’ın özüne bak. İkisi arasındaki fark, Yaratan’ın özünün bütün olması ve her şeyi içermesidir. Herkesi yönetir. O doğanın genel gücüdür, doğanın genel kanunudur, doğanın iyi ve iyiliksever olan genel aklıdır. Genel akıl iyidir ve yürüten güç de iyilikseverdir.

Gördüğümüz şeyden aklımız karışmamalı. Özleri dikkate almanın zamanı geldi. Beden yoktur. Kişinin özü aslında ebedidir ve ben onunla bağ kurmak istiyorum. Bu, gözümde sanki bir “hayalet”’miş gibi canlanıyor olabilir fakat aslında sonsuz ve sınırsızdır. Özlerimiz Eyn Sof’un Malhut’unun farklı bölümleridir. Bağ kurduğumuzda bu sanki, tüm bu farklı bölümlerin onun üzerine “yayılması”, en sonunda onun bir araya getirilmesi ve düzeltilmiş kabın yaratılması gibidir. Gruba içsel gözlerle bakmanız gerektiğini unutmayın.

– 14.02.12 tarihli Günlük Kabala Dersinin dördüncü kısmından alıntıdır, “On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş”.

İçinize Odaklanın

Her şey niyete bağlıdır. Bu, içsel yanma motorundaki bir vana gibidir, eğer doğru niyete sahipsem açılır. Ve niyet gider gitmez de vana kapanır. Her zaman bu şekilde çalışırım: Vanayı açarım ve kaparım. Bu motoru çalıştırabileceğimizi umut edelim.

Niyetin hangi arzuların üzerine hükmedebileceği, niyetin boyutunu belirler. Belki benim niyetim sadece arzularımın cansız seviyesi için yeterlidir, ya da bitkisel veya hayvansal seviyesi için veya insan seviyesi için. Ve şüphesiz, en kuvvetli, en etkili ve en güçlü niyetler, aynı zamanda küçük ve daha aşağı arzuları da etkiler.

Dolayısıyla, bizim için en önemli şey, grup birliğini, karşılıklı sorumluluğu düşünmektir, çünkü bunun etkisiyle sahip olduğumuz diğer tüm daha aşağı arzulara kesinlikle hükmedebiliriz. Bu nedenle karşılıklı sorumluluk koşulu çok gereklidir.

Dostların benim dışımda olduğunu düşünürüm. Tüm dünya, bütün insanlık ve Yaratan da benim dışımdadır. Fakat ben bunların hepsini, karşılıklı sorumluluk içinde, doğru bağ ve karşılıklı güven içinde, kendime eklemeye çalışmalıyım ki, böylece bu arzular birleşsin: ben ve içimdeki Yaratan. Tüm dışsal sistemler de benim olsun. Bunun dışında hiçbir şey görmemeliyim. Sadece, bir araya getirdiğim ve özen gösterdiğim bir tek insan imajını görmeliyim.

Ve eğer bu içsel algıdan dışarı çıkarsam ve diğer insanlarla konuşursam, bu dünyada yaşadığım için doğal olarak, bu içsel algı ve dışsal dünya arasında bir çarpışma olur ve bu benim duyularımda ortaya çıkar. Fakat şimdilik bu dualiteyi kabul etmem gerekecek. Bu da psikolojik bir problemden başka bir şey değildir. Ve yavaş yavaş, daha içsel bir resim görmeye başlayacağım.

Bu, bir yetişkinin ve bir çocuğun sahip olduğu algıya benzer. Çocuk sadece dışsal tarafı görür, oysaki yetişkin kişi olayları daha derinlemesine anlar ve olan şeyin içsel nedenlerini görür. Bu tek bir yöne hedeflenmiş olsa da, hem niyetlerimiz hem de dışsal davranışımız egoist olduğu için, konuya daha derinlemesine işler.

Ancak, bir alışkanlık geliştirerek ve çaba sarf ederek, yeni ve doğru bir realite algısı edinebiliriz.

Dolayısıyla, niyetlere dair tüm muhakemeler ve çalışmamın tamamı, bu içsel algı, Kabala bilimi denen içsel bilgelik ve Tora’nın iç kısmı aracılığıyla, vizyonumu değiştirmeye çalışmaktır. Sonra, tüm dünyayı, her şeyin bana ait olduğu ve benim dışımda hiçbir şeyin olmadığı tek bir organizma olarak göreceğim.

Bu algıya ulaşmaya çalışalım, özellikle de Zohar Kitabı’nı okurken.

Günlük Kabala Dersi, 2. Bölüm, Zohar, 10.01.2012

Kötü İyiye Hizmet Eder

Soru: Egomuzla kuşatılmamak ve kötülüğü Klipa’ya (kabuk) eklememek için, grup içinde bir netleştirme yapmak nasıl mümkün olur?

Cevap: Seninle olan ilişkimi netleştirdiğimde, sadece kırılma noktasına ulaşır ve hemen ıslahı talep ederim. Grup da bunun içinde yer almak zorundadır. Bununla birlikte sadece ikimizin arasındaki kötülüğü keşfetmem, aynı zamanda genel bir edinim içinde olmak isterim ki bu şekilde aramızdaki bağı keşfedelim.

Bu bozukluklar, özellikle onun üzerinde sevginin keşfedildiği yerdir ve bozukluklar olmadan sevgi olmaz. Hiçbir inançta ve dinde görülmeyen, üç çizgide yapılan tüm bu çalışma bundan oluşmuştur. Egomuzu kullanırız, özellikle kullanırız ve onu yok etmeyiz.

Prensipte, Klipa (kabuk) egoyu kullanma arzusunun eksikliğidir. Tüm dinlerde, inançlarda yapılan ve genel olarak yaşamdaki tüm yanlışlıklar, kötülüğün gücünde yaşamın sırrının saklı olduğunu bilmeyen insanda bir araya gelmiştir.  Bunu saklamanız, silmeniz veya değiştirmeniz yasaklanmıştır. Bunu sadece iyi davranışlarla örtmek zorundasınız, bu kadar. Kötülüğün formu kalır; siz sadece Hassidim (merhamet) niteliği ile bunu örtersiniz ve kutsallığın kabını, ihsan etme kabını edinirsiniz.

Sadece içimdeki kötülüğü uyandırmak zorunda değilim: “herkese duyduğum nefretim nerede?” Buna en doğru yaklaşım, iyiye özlem duymamız ve kötülüğe düşmememizdir. Problemleri uyandıran bir Mitzva (sevap) yoktur. Bağ kurmak için özlem duymalıyız ve daha sonra kesinlikle eksikliği keşfederiz. Sadece yükselmek için bir özlem duymak gereklidir ve buna göre düşüşü keşfederiz.

Eğer yukarıda olana özlem duymazsak, o zaman üst bize bozuklukları gösterir ve bu değişik şekillerde olabilir: ailede ya da gruptaki dostların arasında ortaya çıkan hoş olmayan şeyler gibi; her şey mümkündür. Fakat tüm bu işaretler, grubun yukarıya yükselmeye çabalamadığının işaretidir ve maddesel seviyede sorunlar ve trajediler ortaya çıkar. Eğer grup yeteri kadar bağ kurmamış ama birliğe gelme arzusu içindeyse, o zaman bağın eksikliği ifşa olur. Eğer üst seviye için yeteri kadar özlem duymazsa, o zaman maddesel seviyede hatta bundan daha alt seviyede eksiklikler açığa çıkacaktır.

Günlük Kabala Dersi, Zohar’dan 2/6/2012’dan alınmıştır.

Tüm Arzular Gereklidir, Tüm Arzular Önemlidir

Soru: ‘Fakir adam’ın seviyesine ulaşmak için dünyevi maddesel arzularımızdan kopmalımıyız?

Cevap: Hiçbir arzumuzu kesip atmamalıyız. Sadece ıslah için talepte bulunmalıyız başka birşeye ihtiyaç yok. Üst Işık ne yapacağını bizden daha iyi bilir. Hiç bir şeyi kesip atmamalıyım. Hatta en kötü niteliklerimi görsem bile, bunları kesip atmamalıyım çünkü bu sanki kollarımı, bacaklarımı kesip atmama benzer. Ben kendimi düzeltmiyorum; beni düzeltmesi gereken Işık’tır.

Eğer sana gelir ve sana saldırır, bağırır ve hakaret edersem, kendimi ‘kapatmamalıyım’. Üst Işık’tan bu ıslahı yapması için dua etmeliyim çünkü ancak bu gerçek bir düzeltme olacaktır, baskı altında yapılan herhangi bir şey değil. Burada büyük bir fark vardır.

Baal HaSulam eğer bir şeyi bastırıyorsanız  bu yaptığınız şey vasıtasıyla dünyaya zarar verdiğinizi söyler  ve bu şekilde dünya asla ıslah olmayacaktır. Bu koşulu olmuş olduğu duruma geri getirmek ve ıslah etmek için daha fazla çaba sarfetmeye ihtiyaç vardır.

Benzer şekilde, bir hastalığı bastırmak ve içte iyileştirmek için ilaç kullanırız ve bu durum bir hastalığı tam olarak teşhis etmekten ve ancak böylece onu yok etmekten daha kötü bir yöntemdir. Yılanın çalışması bu şekildedir: İçte saklanır ve sen onu görmezsin ve daha sonra sürünerek dışarı çıkar.

Bu yüzden bizim suçlara, insanlar arasındaki kavgalara ve farklı ihtilaflara yaklaşımımız tamamen farklıdır: Onları olduğu gibi bırakın onların üzerinde ıslahı inşa etmeliyiz  çünkü onları ıslah etmek için en iyi zaman şimdidir.

Eğer bir kişi olumsuz ifşaları kapatmak ve onları saklamak isterse bu en kötü şeydir. Onlar tartışmalardan ve ihtilaflardan korkanlardır, onlar bu tür ifşalardan korkanlardır ve bu kötüdür zira bu durumda ıslaha yönelemez.

02.02.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 2. Bölümünden, Zohar

Saldırı Öncesi Açıklamalar

Kendimize her geçen gün sürekli şunları daha iyi anlayıp anlamadığımızı sormak zorundayız: Kurtarılma için ihtiyaç nedir, kurtarılmaya hazırlık nedir ve çöle gitmek için hazırlamamız gereken manevi kap nedir? Bunun için bir eksikliğimiz var mı?

Eksiklik iki parçadan yapılmalıdır: Malhut ve Keter. Malhut eksikliktir, yoksun olduğum şeydir ve Keter bu eksikliğe duyduğum saygıdır, en büyük öneme sahip olan bu arzuya biçtiğim değerdir.

Bir Masah’a (perde) ve geri yansıyan Işığa, yani diğer bir deyişle ihsan etmeye ihtiyacımız var. Sonuçta Masah’ın kendisi daha ihsan etmek değildir ve yansıyan Işığın kendisi de aynı şekilde; bu ikisi sadece şartlardır. Fakat onlara ihtiyacımız var. Çünkü manevi kap için bu iki şeyden başka bir şeye ihtiyaç duyulmaz. Dolduruluş, Masah ve geri yansıyan Işığa göre gelir. Dolduruluş diye adlandırılmasının nedeni, Yaratan’ın, yani Hohma Işığının  dolduruluşta daha sonra kıyafetlenmesidir: Kabın düzeltilmesinin doğrudan sonucu olacaktır.

Masah ve geri yansıyan Işık arzuların üzerine inşa edilir ve arzunun derinliği ve gücü (Aviut) olmadan var olamaz. Bu nedenle sevgi nefret olmadan var olamaz, güçlü derin bir arzu olmadan onu aşmak imkansızdır. Bu şekilde inşa edilmelidir: Biri diğerinin içine.

Bu sebeple, saldırmak üzere olduğumuzda, egoizmimizi acaba gerçekten de ifşa edip etmediğimizi, hangisine saldırmamız gerektiğini görmemiz gerekir. İçselliğimizde neye saldırıyoruz? Alma arzusu ve ihsan etme arzusu dışında başka hiçbir şey yoktur ve saldırıdan önce bunu netleştirmemiz gerekir.

– 01.02.12 tarihli derse hazırlıktan.

Cevaba İhtiyaç Duymayan Bir Talep

Soru: Kişinin tüm enerjisini ıslah için talebe yatırması ve bunun tekrar tekrar “eli boş” bir şekilde sonuçlanması çok zor bir şey. Yol boyunca hayal kırıklığına uğramamak için ne yapmalıyız?

Cevap: Neyi soruyorsun? Doğru talebe sahip olmak ya da başka bir şey? Doğru talep dışında bir şeye ihtiyacın yok. Eğer O’na bir taleple dönüyorsam, bunun, amacı tam hedeften vuran ve karşılığında ondan herhangi bir şey beklemediğim en iyi, en düzgün ve kesin bir talep olup olmadığından emin olmak için sürekli kontrol halinde olmalıyım. Neden başka bir şeye ihtiyaç duyayım? Sonuçta, buna verilecek herhangi bir cevap halihazırda bir ödeme olurdu ve ben buna karşılık bir ödeme arzu etmiyorum.
Neye özlem duyuyoruz?

– Özlem duyduğum şeyler birlik, beraberlik, ihsan etmek, Yaratan’a memnuniyet vermek!

– Lütfen, devam et bunu yapıyorsun.

– Sadece O’nun bundan hoşnut olup olmadığını bilmek istiyorum…

Fakat eğer ki Yaratan’a memnuniyet veren bir şey yaptığını keşfedersen, bu senin için en büyük haz olur ve bunu kendi rızan için alırsın.

Hiçbir şey almadığın ve devam ettiğin ve tekrar tekrar aynı şeyi yeniden yaptığın tüm bu koşullardan geçerek, O’na haz verdiğin, onun vasıtasıyla Yaratan’dan bir reaksiyon aldığın perdeyi inşa ediyorsun ve bu senin alma arzularına giriş yapmaz, alma arzularının üzerinde olur.

Fakat eğer ki şuan karşılık olarak bir reaksiyon alsaydın, bu sana muazzam bir tatmin verirdi. Diyelim ki çok yüce birisine bir mektup yazdın ve o kişi de bu mektubu aldı ve sana şu şekilde cevap verdi “Mektubunu aldım.” Bu yeterli olurdu, sadece bununla zaten mutlu olurdun.

Bu nedenle, bu tür hazdan korunmadığın sürece, karşılık olarak bir reaksiyon almayacaksın.

– 25.01.12 tarihli Günlük Kabala Dersinin ikinci kısmından alıntıdır, Zohar.

Dümen Olmadan

Soru: Birbirimizi unutmamamız için bize ne yardımcı olur?

Cevap: Manevi çalışma için ihtiyaç, amacın öneminin farkına varma. Benim için önemli olan bir şeyi unutmam.

Eğer manevi amaç benim için önemli değilse, o zaman onun önemini dostlardan edinmeliyim. Peki ya onlar buna değer vermiyorsa? Hep birlikte, dümen olmadan okyanus boyunca  yüzdüğümüz ortaya çıkar. Güvertede birçok insan var fakat bir yöne sahip değiller. Güvertedeki birkaç denizci kara parçasına gitmemiz gerektiğini bağırıp çağırıyor fakat diğerleri sadece eğleniyorlar ve dünyayı umursadıkları da yok…

– 24.1.12 tarihli Günlük Kabala Dersinin üçüncü bölümünden alıntıdır, Talmud Eser Sefirot.

Kısa Zamanda İyileş!

Soru: Bazen alışılmamış ve çok güçlü koşullardan geçiyoruz. Eğer grupla, öğretmenle ve dostlarla bir aradaysan çok iyi fakat evde tek başına, sanal ortamdan çalışan bir insan bu durumda ne yapmalı?

Cevap: Şöyle yazılmıştır “Yaratan tüm kırık kalpleri iyileştirir.” Ben senin koşullarının efendisi değilim. Bilakis, kişiye gelen Işık kişinin seviyesini, koşulunu, kişiliğini, ruhunun kökünü ve tüm parametreleri tam olarak göz önünde bulundurur. Biz, tüm bunları hesaplamaya ve her durumda bunun nasıl olması gerektiğini söylemeye muktedir değiliz.

Fakat eğer gereken her şeyi yaparsak, o zaman ilerleyişimiz her zaman en uygun şekilde olur. Kişi, şu an içinde bulunduğu koşuldan bir sonraki koşula yükselmesi için milyonlarca parametreye göre eksiksiz bir biçimde hesaplanmış bir yolla yukarıdan etkilenir.

Tüm bunları değerlendirmek ve kontrol etmek senin işin değildir. Bunu anlayamazsın – bunların tamamı sadece yukarıdan aşağıya genel sistemi edindiğinde görülür. Atzilut dünyasına yükseldiğinde – Atzilut dünyasının en üst kısmına (GAR) – ve Aba ve Ima (Üst Baba ve Anne) Partzuf’larına bağlandığında ki bunlar çok üst seviyelerdir, o zaman yaratılış planının nasıl çalıştığını görmeye başlarsın. Bu, mümkün olabilecek tüm hazlar içinde en büyüğüdür.

Bu, Şehina’nın aydınlanması diye adlandırılır – yaratılışın amacının, üst zihnin, üst gücün, yaratılış planının – ki bunların tümü sevgidir – Sonsuzluk dünyasının Malhut’unun tamamını nasıl doldurduğunun ve onu tüm detaylarında nasıl bir ıslaha getirdiğinin algısı. Bu, kişinin mutlak surette kusursuz koşuludur.

Fakat kişinin geçirdiği koşulların, aynı zamanda kişiye herhangi bir zarar getirebileceğinden korkmayın. Aslında bu koşullar ruhun iyileşmesinin, şifa bulmasının safhalarıdır. Bu tıpkı çok uzun zamandır hasta olan ve birden ani bir iyileşme hissedip, sağlıklı olmaya başlayan bir insanın durumuna benzer. Birden algıları keskinleşir, gözleri açılır ve içinde güçler kazanır ve böylece hastalık yavaş yavaş geçer. Bu şekilde yavaş yavaş iyileşiyoruz…

– 23/1/12 tarihli Günlük Kabala Dersinin birinci kısmından alıntıdır, Şamati.

Toplam 61 sayfa, 49. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030...4748495051...60...Son »