Category Archives: Maneviyat

Zıtlıkların Birleşimi

Bir konuda iki zıtlık – bu, üst dünyaya, manevi boyuta, yani Yaradan’ın iki gücün kaynağı olduğu alana girişini belirleyen ana noktadır. Bize göre, kötülüğün gücü ve iyinin gücü, Klipa ve kutsallık, ihsan etme ve alma, iki zıt güç olarak ortaya çıkarlar. Ancak, Yaradan’ın çelişkisi yoktur ve her şey tek olana bağlıdır.

Bu sadece bize, duyularımıza ve anlayışımıza göre, birbiriyle çelişen iki güç olarak kendini gösterir. Yaratılış hakkında ne kadar çok öğrenmeye başlarsak, aralarında gördüğümüz mesafe ve çatışma o kadar büyük olur. Bu nedenle, maneviyatı algılayamayız, yazıldığı gibi;  ‘‘Çünkü İshak’ın içinde bir tohum çağrılır ve ona yanık bir adak sunar.” Bir şey diğeriyle çelişir: Bir yandan, onu öldürmeniz emredilir, öte yandan, o sizin yolunuzun devamı olmalıdır.

Bu nasıl mümkün olabilir? Bunu aklımızla anlamıyoruz; bu yüzden üst olanın aklını edinmeliyiz. Bu ilkelere uymaya çalışırsak, bizim için yeni bir realite inşa eden, ıslah eden ışığı çekeriz. Orta çizgi olarak adlandırılan, ifşa ettiğimiz bu yeni alanda, bu iki zıt çizgi, bir bütün olarak, birbirlerini tamamlayarak bir arada var olabilirler.

Bunu algılamak çok zordur, neredeyse imkânsızdır. İki çizgiyi orta çizgiye bağlayacak olan bir toplum ve yukarıdan gelen ıslah eden ışık olmalıdır. Orta çizgi Yaradan’dır. Yaradan’ın ifşası ya da iki zıt çizginin bağlantısı, bizi yavaş yavaş yaratılışın amacına, ıslahın sonuna götürür. Adım adım bu zıtlıklar büyür ve giderek daha fazla bağlanır. Tüm işimiz budur.

Uzun yıllar boyunca yeterince hazırlık yaptık ve bu adımı atabilecek birçok insanı bir araya getirdik. Geri kalanı, zaten doğru hazırlıktan geçmiş olanlara bağlanarak bunu yapabilecektir. Tıpkı dünyamızda olduğu gibi, bugün 21. yüzyılda doğan çocuklar daha önce elde edilen tüm ilerlemelere katılıyor ve geçmiş nesillerin ötesine geçiyorlar, çünkü ebeveynlerine bağlanıyorlar ve onlardan sahip oldukları her şeyi alıyorlar.

Kimin az ya da çok gelişmiş olduğuna bağlı olmadan, Kabalistik bir grupta da bu böyledir. Herkes hedefe, herkesin gücüne ve hazırlığına göre ulaşmaya çalışırsa, o hedefe ulaşacaktır.

Umarım bu konuya karşı ciddi bir tutumunuz vardır, çünkü Kabala bilgeliğinde, manevi çalışmada, Yaradan’ın edinilmesinde, üst realitede ve doğanın mükemmelliğinde, bu iki çizginin bağlantısından daha önemli bir şey yoktur. Zıtların bu birleşimi, bir insana ifşa edilen manevi alandır. Buraya girdiği zaman, bir sonraki dünyayı hissetmeye başlar. Birlikte çalışarak tüm bunları ilerletip başarabiliriz, herkesi bu dereceye yani gerçek manevi merdivenin başlangıcına çekebiliriz.

Bu andan itibaren her zaman üç çizgide, mantık üzeri inançla devam ederiz. O zaman tüm Tora ve tüm dünya bizim için netleşir. Tüm gerçeklik üç çizgiye ayrılarak etkileşimlerini ortaya koyan bir perspektif kazanmaya başlar. Sonuçta, şimdi artı ve eksinin nereden geldiğini ve bizi nereye götürdüklerini bilmiyoruz. Yine de, dünyamızın üstündeki ve dünyevi aklımızın zıtlıklarını manevi hisler ve akılla nasıl doğru bir şekilde bağlayacağımızı bilirsek, sınırsız ifşa elde ederiz, Yaradan’ın nasıl işlediğini, O’nun ne yaptığını ve O’nun gibi olmak için, “Tanrı gibi, iyi ve kötüyü bilmek.”  için ne yapmamız gerektiğini anlarız.

The Combination Of Opposites

 

Dünyanın 70 Ulusu — Manevi ve Tarihsel Yorum

Soru: Kabala’da dünyanın 70 ulusu kavramı vardır. “70” sayısı nereden gelmekte?

Cevap: Manevi köklerin dünyamızda buna karşılık gelen sonuçlar yaratması gerçeğinden kaynaklanmaktadır.

Zer Anpin, yedi Sefirot’tan ve her Sefira onludan oluşur ve toplamda 70’tir.

Soru: Kabalistler, manevi açıdan arzularımızın 70 ulusa bölündüğünü yazdılar. Ancak tarihsel olarak çalışmaya başlarsak, farklı olabilir, 70 olması şart değil dimi?

Cevap: Hayır. Josephus Flavius bunu onayladı; sonuçta, büyük bir tarihçi olarak kabul edilir.

Romalılar tarafından yakalandı ve onlarla zapt edilen, yıkılan Judea’dan ayrıldı. Roma’da, yüzlerce kişinin gözetiminde, onun incelemelerini yazabilmesi için büyük bir enstitü kuruldu. Bu nedenle, bu gerçeklerin yanlış veya bir şekilde gerçekten uzak olduğunu söyleyemeyiz.

Soru: Kabalistler onun tezleriyle nasıl ilgililer?

Cevap: Özel olarak ilgili değiller çünkü o, manevi koşullar hakkında yazmamıştı. O, sonuç olarak dünyamızda olanları açıkladı. Fakat yine de kitabı şu sözlerle başlar: “Başlangıçta Yaradan, göğü ve yeri yarattı…” vb., Tora’da anlatıldığı gibi.

Soru: Bir Kabalist olarak, onun dünyamızda tanımladığı sonuçların, manevi dünyadan bildiğiniz, manevi yasalara açıkça karşılık geldiğini doğrulayabilir misiniz?

Cevap: Tabii ki. O, her şeyi tam olarak tarif etti.

Soru: Tarihçilerin bir şeyleri çarpıtması mümkün değil mi?

Cevap: Romalılar da Flavius da o seviyede değildi. Gelecek nesiller için yaptıkları her şeyi kaydetmek zorundaydılar. Romalıların gözünde, onları sonsuza dek yüceltti. Bu yüzden onun için bu tür koşullar yaratıldı ve her şeyi tarif edebildi.

70 Nations Of The World—Spiritual And Historical Interpretation

 

Neden Bu Kadar Yavaş İlerliyoruz?

Soru: Yaradan mükemmelliktir. Öyleyse neden bu kadar ilkelce, çok yavaş ve böyle acıyla ilerliyoruz?

Cevap: Bizler hareket etmediğimiz için.

Sadece daha fazla bağ kurarsanız, Yaradan’a doğru hareket edebilirsiniz. Yaradan’ı ifşa eden cihaz, mümkün olduğunca çok farklı insan birlikte bağ kurar ve Yaradan’ı bulmak için aralarındaki tüm farklılıkları yok etmeye hazırdır.

Eğer Yaradan, tek, birleşik bir güç, değişmeyen bir alansa o zaman aranızda hiçbir fark olmadığından emin olmalısınız; yani farklılıklarınıza rağmen bağ kurmalısınız. Bu durumda, bu alanın bir detektörü haline gelirsiniz ve Yaradan sizin içinizde ifşa olur.

Soru: Yaradan’ı bu düşünce noktasından etkileyebilir miyim? Bunu nasıl yapabilirim?

Cevap: O’nu sadece tek bir yönde etkileyebilirsiniz, böylece O sizi ve tüm insanlığı hızlı bir şekilde İfşasına götürecek ve sizi O’nun yakınına çekecektir.

Why Are We Advancing So Slowly?

 

Kabala Ve İnançlar, Bölüm 3

Yorum: Kabala’da, kişi sadece Yaradan’a inanmak değil, Yaradan’ı edinmek, hissetmek zorundadır. Yaradan’ın seviyesine ulaşmanız gerektiğini ve ancak o zaman onun amacını ve size karşı tutumunu anlayabileceğinizi söyleyen neredeyse hiçbir metod yoktur.

Cevap: Kabala ve diğer metodolojiler arasında,  inanç ve edinim ile ilgili büyük bir karışıklık vardır çünkü diğer metotlar kör inanç uygular: Belli bir önermeyle hem fikir olurum böylece bu, benim için gerçek haline gelir.

Kabala bunu uygulamaz. Kanıt olmadan hiç bir şeye inanılmaz. Her şey edinilir. Bu çok ilginç bir cümleyle açıklanır: “Yargıç sadece gözlerinin görebildiği şeye sahiptir.” Bu görme yeteneğinin, gerçeklik algısının en kesin ve önemli organı olduğu anlamına gelir. Bu nedenle, gördüğünüz şey gerçek olarak kabul edilir. Güvenilebilecek/ inanılabilecek tek şey budur, diğer her şey göz ardı edilebilir.

Dünyamızda da mahkeme tanıklarına “Gördün mü?” diye sorulur. “Hayır, duydum.” “Duymuş olmak” kanıt değildir. Eğer gördüyseniz ki çapraz sorgulama altında ayrıntılı olarak araştırılır, bu tanıklık gerçek olarak kabul edilir.

Soru: “Yaradan’ı görmek ve duymak” ne demektir?

Cevap: Yaradan’ın edinimi, dünyamızda olduğu gibi, seslerde ve görüntüde gerçekleşir. Sesler, “ses duydum” daki gibidir. Ayrıca, “bir vizyon gördüm” ki bu tamamen güvenilir bir kanıt olarak kabul edilir.

Soru: Öyleyse, Yaradan’ı görmek veya duymak, edinimin farklı seviyeleri midir? Yani bu kendi gözlerimizle görmekten mi bahsediyor?

Cevap: Hayır. Bizler bedensel algı organlarımızla hiçbir bağlantısı olmayan içsel görme ve işitmeden bahsediyoruz. Görme, Hohma ışığında ve duyma, Hasadim ışığında edinimdir.

Yaradan’ı görmek, en derin edinim, anlayış ve hissiyat seviyesidir. Duymak çok daha düşük bir seviye olsa da, yine de bir edinimdir.

Kabbalah And Beliefs, Part 3

 

Üst Amaca Ulaşma Yolu, Bölüm 1

Kabala Bilgeliğinin Temeli

Baal HaSulam, “Kabala İlminin Özü”:  “Bu ilim; sebep ve sonuç ilişkisi yoluyla, sabit ve belirlenmiş kanunları kullanarak, yukarıdan aşağı sarkan ve “Yaradan’ın Tanrısallığının, O’nun bu dünyadaki varlıklarına ifşası” olarak tanımlanan tek ve yüce bir amaçta, birbirinin içine girmiş bir kökler silsilesinden ne daha fazlası ne de azıdır.”

Kabala bilgeliği, dünyamızda var olmayla, doğa yasalarının tutarlı bir şekilde incelenmesi ve keşfiyle, üst dünyanın, üst gücün, Yaradan’ın edinimine gelebileceğimizi söylemektedir. Dahası O’nu, yaratılışın tüm parçalarını birbirine bağlayan mutlak, net, üst bir yasa olarak ifşa edeceğiz. Yaradan’ı ifşa ederek, tüm yaratılışı tamamen edineceğiz çünkü O her şeyi kapsamaktadır.

Biz dahil her şey O’nun içindedir. Sadece bu tekliğe, bu ortak güce, ortak sisteme ulaşma yolunda çeşitli küçük, özel güçler ve bağlantılarla bocalarız. Yine de, genelde O’nda başkası olmadığı için bizler yalnız Yaradan’ı ifşa ederiz.

Bu aynı zamanda şöyle yazılmıştır: “O’ndan başkası yok.” Bu, Kabala bilgeliğinin temelinin ne olduğunu belirlemenin ilk şartıdır. Yani Kabala ilmi, Yaradan’ın bizim dünyamızda, araştırmasında kendisinden Yaradan’a kadar tüm güç zincirinden geçen ve böylece yavaş yavaş O’nu ortaya çıkaran bir kişi tarafından ifşasıyla ile ilgilenir.

Path To Achieving The Upper Purpose, Part 1

 

Dünya Gerçeklik Mi İllüzyon Mu? Bölüm 3

İnsan, Doğanın Etkisine Tepkidir

Baal HaSulam, “Kabala Bilgeliğinin Özü”:  Bu isim bize somut ve sanki duyularımızla tamamen algılanıyormuş kadar yakın. Küçük çocuklar bile “elektrik” kelimesini biliyorlar, tıpkı ekmek, şeker ve benzer kelimeleri bildikleri gibi.

Dahası, eğer araştırma araçlarınızı biraz test etmek isterseniz size bütün olarak, Yaradan’ın hiçbir algısı olmadığından, O’nun varlıklarının herhangi birinin özünü edinmenin de imkânsız olduğunu söyleyeceğim, ellerimizle hissettiğimiz somut nesnelerin bile.

Görünüşe göre her şey bizim için net, ama gerçekte hiçbir şey açık değil. Bizler bir şekilde elektrikle çalışabiliriz çünkü etrafımızdaki her şey bu gücün tezahürüdür. Peki bu güç nedir? Bilmiyoruz.

Dahası, eğer araştırma araçlarınızı biraz test etmek isterseniz size bütün olarak, Yaradan’ın hiçbir algısı olmadığından, O’nun varlıklarının herhangi birinin özünü edinmenin de imkânsız olduğunu söyleyeceğim, ellerimizle hissettiğimiz somut nesnelerin bile.

Dolayısıyla, önümüzdeki eylem dünyasındaki arkadaşlarımız ve akrabalarımızla ilgili tüm bildiğimiz onların  “hareketlerine aşina” olmaktan başka bir şey değildir. Bunlar, onların bizim duyularımızla karşılaşmalarıyla harekete geçer ve doğarlar ki, konunun özünün herhangi bir algısına sahip olmasak da bizi tam olarak tatmin ederler.

Gerçek şu ki, elektrik, yerçekimi, manyetizma vb. gibi herhangi bir doğal olgunun özüne değil, sadece içimizdeki etkisine erişiriz. Bir şey beni çekiyor – “ ah, bu bir çekim kuvvetinin olduğu ve onu ölçebileceğim anlamına geliyor.” Yine de, bu kuvvetin gerçekte ne olduğunu bilmiyorum.

Kabala ilmi, böyle bir formda dahi Yaradan’ı edinebileceğimi söylüyor. O’nu Eylemlerinden ediniriz. “Biz Seni yaptıklarından biliriz” diye yazılmıştır.

Bu bizim için çok ciddi bir sınırlamadır. Olguların özüne hiç kavuşacak mıyız? Asla! Onu çok istesek bile.

Aslında, genel olarak, bizler bunu çok arzulamıyoruz bile. Bir çeşit hareketlere, dürtülere sahibiz ama buna sahip olmadığımız gerçeğinden acı çekmiyoruz ve bu nedenle doğal olguların özünü ifşa edecek hiçbir şeye sahip değiliz. Sadece onların etkilerini görüyoruz çünkü biz kendimiz etkiyiz.

Yine de, bunun üzerinde mutlak edinime yükselmek mümkün mü? Orada, Yaradan’ın tam olarak ediniminin çok ötesinde, her şeyin geldiği noktaya bağlanmaya başlayacağız. Belki de orada, etkilerin hissiyatından kurtulmak ve öze, gerçeğe ulaşmak için bir fırsat vardır.

İçeride derinlerde bir yerde bunu istiyoruz, buna rağmen böyle bir hissi, böyle bir eksikliği nereden bulabiliriz? Gerçeklerin, kökün, temelin, kaynağın, gerçekleşmekte olan her şeyin hissiyatı, bizim için bu kadar gerekli mi?

Burada çok fazla nüans vardır ve bunu ortaya çıkarmak isteyeceğiniz heyecana neden olmak için, sizi biraz sıkıştırmak isterim.

Başka bir deyişle, elde ettiğimiz tüm maddi olgular sadece duyu organlarımızın etkilerine tepki göstermesi yoluyla olur. Yani biz etkiyiz, bir tür etkiye tepki.

World—Reality Or Illusion? Part 3

 

Onluya Talep

Soru: İlk etapta zarar vermemek için onluya olan talep ne olmalı? Bu ne zaman bir istek, ne bir zaman talep olmalı?

Cevap: Eğer onlumdan egoistçe bile olsa birlik talep edersem, böylece onların arasına dahil olabilirim ve Yaradan’ın etkisini bu şekilde alabilirim. İşe yarar. Bir deneyin.

Burada egoist arzularımızın sınırlarını aşmıyoruz, ama bunun işe yaradığını görüyoruz. Öyleyse, ne olursa olsun, onludaki egoist bağınızdan talep edin böylece kendinizi unutmak ve onlunuzu hissedebilmek için, onun içinde var olabilirsiniz. Hepsi bu, başka hiçbir şeye gerek yok.

Bu ölçüde Yaradan’ı onlunuzda hissetmeye başlayacaksınız. Kli’yi (kabı) keşfedeceksiniz ve her şey o noktadan ilerleyecek.

Soru: Bir talebi manipülasyon değil de, bir talep olacak şekilde nasıl formüle edebilirim?

Cevap: Kongrede herhangi bir bağ hissettiniz mi?

Not: Evet.

Yorumum: Bu sizin çabaladığınız şeydir. Bu sizin talebinizdir. Uzun bir süre formüle edemezsiniz. Daha sonra duyusal bir formda değil, bir arzu (Aviut), perde (Masah), yansıyan ışık (Ohr Hozer) vb. şeklinde yani tamamen farklı terimler biçiminde – maddesel ve fizyo-teknik  formülasyonlara sahip olabilirsiniz.

Demand To The Ten

 

Kabalistik Bir Grubun Amacı, Bölüm 1

Herkesin Yaradan’a Doğru Kendi Yolu Vardır

Soru: Tarih boyunca bazı Kabalistler öğretmen olmadan manevi edinime ulaşmışlardır. Kaynaklar olmadan Yaradan’ı edinenler ve hatta bunu grup olmadan yapmış olanlar bile vardı. Bu etkenler olmadan kişi hedefe nasıl ulaşılabilir?

Cevap: Bu; amaç, koşul ve zaman içindeki noktaya bağlıdır.

Açıklama: Kabala çalışanların amacı Yaradan’ı ifşa etmektir.

Benim Yorumum: Bu bile oldukça farklı olabilir. Tıpkı dünyamızda olduğu gibi, kişi farklı düzeylerde, çeşitli yönlerde eğitilebilir: derinlemesine veya enine, vb.

Gerçek şu ki, tüm ruhlar çeşitli kısımlardan farklıdır yani ortak ruhun farklı kısımlarını ifade eder. Böylece, Adem’den İbrahim’e kadar 20 nesil boyunca, Kabala’ya ihtiyaç duymayan böylesi ruhlar vardı çünkü edinime yönelik doğal bir içsel eğilime sahiptiler.

Soru: Tıpkı günümüzde, doğal olarak insanları iyileştirme yeteneğine sahip kişilerin olduğu gibi mi?

Cevap: Kesinlikle. Bunu nereden edindiklerini bilmiyorlar. Bu kişilerin aksine, bunu öğretmenler aracılığıyla, küçük insan grupları aracılığıyla bilgi ve anlayışla edinen insanlar da vardır. Herkesin Yaradan’a doğru kendi yolu vardır; bunun hakkında söylenebilecek bir şey yok.

The Purpose Of A Kabbalistic Group, Part 1

 

Erkek Ve Kadın, Bölüm 3

Erkek ve Kadın Kısımlar Nereden Geldi?

Soru: Yaratılışın tümü haz alma arzusudur. Kendi iyiliği için haz alma arzusuna kadın kısım ve Yaradan uğruna olana erkek kısım denir. Bu ne anlama gelmektedir?

Cevap: Kadın ve erkek kısımlar, başlangıçta yaratılan varlıkta ortaya çıkmadı çünkü yaratılan varlık gelişmek zorundaydı.

Bu, evrenimizin, enerjinin en küçük parçacığından, ancak en üst sınıfın en yüksek seviyedeki enerjiden nasıl yaratıldığına benzer. O enerjiden hakkında  hala hiçbir şey bilmediğimiz uzayımızda olan her şeyi yaratacak kadar vardı. Onu dolduran her şeyle bugün hayal edebileceğimizden milyarlarca kat daha büyüktür.

Her şey üst dereceden bizim derecemize giren küçük bir enerji parçacığından doğdu.

Bu parçacık kendi içinde her şeyi içeriyordu: daha sonra genişleyen, gelişen ve birbirine zıt olan her türlü olumlu ve olumsuz nitelikleri. Yine bu niteliklerin hepsi, aralarında hiçbir fark olmaksızın potansiyel bir durumda olduğu tek bir noktadan geldi.

Bu nedenle, bir erkek ve bir kadından bahsediyorsak, o zaman onların prototipi,  Adem denilen ne erkek ne de kadın kısımlarının bulunmadığı böyle bir nitelik,  bir imajdır. Onlar potansiyel olarak var oldular ve bu nesneden yavaş yavaş geliştiler.

Dünyamızda bu, yaratılış konusunun kademeli bir gelişimi olarak kendini gösterdi: cansız, bitkisel ve hayvansal doğa ve insan.

Kabala’da anlatıldığı gibi bu, cansızdan bitkisele, bitkiselden hayvansala ve bir maymundan gelişen hayvansaldan insana ara aşamalar aracılığıyla meydana geldi.

Male And Female, Part 3

 

Arzuların Gelişimi, Bölüm 3

İki Kat Harap Olmak

Yorum: Arzumuzda, doyum sadece kısa bir süre için hissedilir ve sonra kaybolur. Bu en sorunlu durumdur.

Benim Yorumum:  Memnuniyet/doyum  yok olmaz ama diğer arzular tarafından bastırılır çünkü onlar her zaman içimizde değişirler.

Çok sayıda arzuya sahip olduğumuz için, birbirleri ile belirli bir ilişki içerisindedirler ve onların sürekli karşılıklı ilişkileri bizi rahat bırakmaz.

Bu nedenle geçmişi unuturuz ve şimdiden, geleceği düşünürüz. İzlenim kaybolur. Ona geri dönmek istiyor olsak da, artık yapamayız.

Soru: Yani doyum sabit değil midir?

Cevap: Hayır! Doyum arzunun içinde var olur. Arzular değişir ve her türlü kombinasyonda daima birinden diğerine akar. Sonuçta kişi çok sayıda arzuya sahiptir. Bu nedenle sürekli kendimizde değişiklikler hissederiz.

Soru: Doyum kaybolduğunda neden iki kat boşluk hissederiz?

Cevap: Eğer doyum olmasaydı, onun yokluğunda kendimizi hissedecektik. Doyum zaten yapılmış ve geçmiş olduğundan, sonrasında doyumun eksikliğini ve doyum olarak bu yerin eksikliğini hissederiz yani iki kat boşluk.

Şimdi sıfır seviyesinde olduğumu, belli bir eksiklik, boşluk hissettiğimi ve sonra bana doyum verildiğini varsayalım (diyelim ki iki milyon) ve sonra bu doyum kaybolur, o zaman iki milyon için doyumun eksikliğini, artı sahip olduğum şeyin eksikliğini hissederim yani kaybettiklerimin. Sadece sıfır hissetmekle kalmam aynı zamanda “eksi iki milyon” hissederim.

Evolution Of Desires, Part 3