Category Archives: Maneviyat

Kabala’da Dua Ne Anlama Gelmektedir?

thumbs_Laitman_729_02Gerçek bir Kabalist kendi egosunun baskısı altında olduğunu fark eder ve yalnızca içindeki tek bir noktada yani  kalp noktası denilen yerde kişi bencilce etkilerden uzak olup,  Yaradan ile bağ kurabilir.

Kişi eğer çabalar ve kendi kalp noktasını Yaradan ile birleştirirse, o zaman kişi egosunun üzerine kendisini yükseltecek bir kuvvet alır. Nitekim bu şekilde derece derece kendi egosunu özgecilik uğruna kullanarak düzeltmeye başlar.

Bizim manevi ıslah çalışmamızın tümü Yaradan’dan egoyu ıslah etmesi için güç talebinde bulunmaktır.

Bizler Yaradan’a döndüğümüzde O’ndan ıslah için gereken gücü alırız ve ıslah edilmiş ego içinde  bizler Yaradan ile ilişkili bir bağı hissederiz. Bu belli bir noktadaki irtibat değil, fakat geniş ve güçlü bir birlikteliktir. Daha sonra daha da büyük bir ego belirir, daha kalınca bir ego ve  yine bir kez daha bizler bu hissiyatı ıslah etmesi için Yaradan’dan güç  talebinde bulunuruz.

Bu demektir ki, sürekli şekilde ifşa olan ego bizi Yaradan ile bağ kurmak üzere uyandırır ve bu nedenle buna egoya karşı yardım denir. Bizim sürekli şekilde Yaradan’a yönelerek, O’ndan egonun ıslahını talep etmemize dua denir.

22.10.201 tarihli  KabTV’den “Kısa Hikayeler”

Kısa Hikayeler: İbrahim’in Grubunun Evrimi – Yusuf

thumbs_Laitman_724Kabala metodunun özü, özgeci sağ çizgiyi kullanarak büyüyen ego ile doğru şekilde çalışmaktır. Aynı zamanda da manevi dünyaların seviyelerini yükseltmektir. Nitekim bir sonraki manevi evrimin seviyesi ise içimizdeki dev egonun ifşasıdır.   

Burada sorumuz Yaradan’ın seviyesine kadar bizi yükseltecek büyük ego nereden gelecektir?

Şayet manevi şekillenmenin ilk kademelerinde belirdiyse, bizler bununla çalışma yapamadık ve bu seviyeden bilinçdışı şekilde kaçardık. Bu nedenle, egonun içine batmak ve onun kendi içsel büyümesi derece derece olur. Bu derece egoya yaklaşmak, onun kocaman koyu boşluğu içinde aslında ifşa olması ve onun her şeyi yutan güç içinde ifşa olması konusu, Yusuf ve kardeşleri hakkındaki hikayede anlatılır.

İlk önce, Yusuf’u kıskanan küçük ve zararsız kardeşlerinin egosu kocaman Mısır adı verilen mücadeleye dönüştü. Mısır (Mitzraim) ibranice ”Mits Rah – kötü sıvı” kökünden gelir. Bu kötü eğilimin bir yerde odaklanmasıdır.

Bir taraftan bu durum kötü gözükmüyordu fakat diğer taraftan da bir sorunla karşılaştılar: eğer kötü eğilime yaklaşmasalardı ve içlerinde bunu toplasalardı ve sanki münakaşaları sakinleştirmek istiyor gibi olsaydılar da, devam edebilmeleri mümkün olamazdı. Bu nedenle Tora’da yazar ki, İsrail ülkesinde kıtlık vardı.

Bu şekilde yani ego olmadan maneviyatta ilerleme sağlamaları başka şekilde mümkün olmayacaksa ne yapabilirlerdi? İşte bu şekilde onlar büyüyen bir egonun ihtiyacını ve onun doğru şekilde tamamlanmasını hissetmeye başladılar. Nitekim Mısır’ın içine battılar ve bu onlar için faydalı oldu çünkü bu durum onları güçlendirdi ve uyandırdı.

Buna ek olarak, babaları Yakup da aynı seviyeye girmişti. Çünkü bulundukları bu orta çizgide olmadan ve nitekim bunun üzerinde çalışma yapabilmek için büyük bir egoya ihtiyaçları olduğunu, yani başka türlü ilerleme sağlanamayacağını anlamıştı. Egoyu inşa etmeye, yedi senelik tokluk adı verilir.

Bu seneler esnasında ego çok çekicidir çünkü manevi yola karşı olduğunu göstermez. Egonun işgali altında iken yaşam tatlı, iyi ve anlamlı görünüyordu. Daha sonra da onun kölesi oldular.

Bu zaman esnasında İsrail gelişir, büyür ve katlanır yani burada demek istenilen, egonun doğru şekilde kullanılması ve ilk yedi senedeki doğru rehberliği ile çok bereketli idi. Çünkü dişi doğanın parçası olarak egonun ilk boyun eğen tavsiyesi şu olur : ”beni kullan ve ilerle.”

Fakat egoyu ilk yedi iyi senede sonuna kadar emdikten sonra, onun emilişinin sonuna gelinmişti. Yedi sene bütünüyle HGT NHYM  seviyesidir.  Yedi iyi sene yerini sonrasındaki yedi kötü seneye (açlık) bırakmıştır.

Onlar egonun içindeki kötü eğilimi fark etmeye başlarlar. Bundan önce görünüşte elde edilmiş olan fayda aslında tamamıyla boştur. Kötü eğilimin fark edilmesi de bu yedi sene içinde, aynı  HGT NHYM  seviyeleri içerisinde olmuştur. Bu seviyelerin her birinde fark etmeleri gereken şey ise, sürekli olumsuz neticeye varıldığıdır.

Yedi kötü senenin sonuna doğru onlar son niteliğe ulaşırlar, en bencilce olana, Malhut‘a. Burada onların ciddi düşüşler yaşamaları gerekir; Mısır’ın on musibetini ki, bir önceki şekildeki ego kullanımlarından vazgeçsinler.

15.10.2014 tarihli KabTV’den “Kısa Hikayeler”

Kabul ve Niyet Sistemi

Kıvılcımı yani daha yüksek doğada bir parçacığı olan insanlar kendilerini, geri kalan yedi milyar insanla aynı biçimde ıslah etmezler, çünkü bu kıvılcım yoluyla biz Işığın kaynağına, ihsanın kaynağına, ihsan etme gücüne bağlanabiliriz.

Yani bu iki sistemi kendi içimize dâhil edebiliriz; kabul sistemini ve niyet sistemini. İçimizde, kendimize yönelik bir istek vardır. Bunun yanı sıra, bu isteğin içinde bir nokta, bir kıvılcım vardır ve bununla ayrı bir sistem geliştirebiliriz.

Eğer bu kıvılcımdan ihsan sistemini geliştirirsek, diğer bir deyişle, eğer başkalarının iyiliği için hareket etme niyetini edinebilirsek, o zaman yaptığımız işlerin önemi kalmaz. Bu işler daima ihsan etme niyetinin denetimi altında olacaktır.

Bunun sonucu olarak benim tüm yaptığım ve tüm davranışım bu ihsan etme niyeti ile belirleyecektir. Bu dünyada fiziksel olarak başkalarından alıyor veya başkalarına veriyor olmamın bir önemi kalmaz. Niyetim her zaman her yaptığımı, başkalarının iyiliği amacına göre belirleyecektir ve bu her zaman benim kendi iyiliğimden daha önemli olacaktır.

Ortak ruhun bu programa göre çalışan parçası, manevi Partzuf’un başına aittir. Işık yoluyla, gerçekten de başkaları için iyi olan düşünceler, eylemler, niyetler ve planlar yaratabiliriz ve bunları kendi menfaatimiz ötesinde kullanabiliriz. Tüm düşüncemi, gücümü ve anlayışımı başkalarının iyiliğinin hizmetine koyabilirim. Başkalarına bağlıyım ve onların iyiliği için her şeyi yaparım.

Böyle bir değişim Islah Eden Işık yoluyla mümkün olur. Tüm bu yedi milyar insan ne kadar birbirleri ile bağ kurarlarsa o kadar Işık ortaya çıkar ve birbirlerine kötülük yapmayı bırakıp tek bir beden haline gelirler, ancak bu hala bencildir. Onların hepsi kendi iyilikleri için tek bir aile gibi davranırlar.

Biz aramızda, burada niyetimiz tamamen başkalarının iyiliği için olan başka bir bağ kurmalıyız, “Komşunu kendin gibi sev,” diye yazılmıştır. Bu yalnızca, başkalarına zarar verirsem bunun kendime de zarar vereceğini bilmek demek değildir. Bunun bir şekilde bana geri dönüp dönmeyeceğine bakmam. Aksine yalnızca başkasının iyiliğini düşünür ve buna göre davranırım, bunun beni nasıl etkileyeceğini hesaplamaksızın. Buna egomun ötesinde çalışmak denir. Bu inanç içinde çalışmaktır, başka bir deyişle ihsan etmektir.

13.07.2014 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. Bölümden, Şamati #60

Dünyadaki En Önemli İş

İnsanlığın gelişiminde çok özel bir aşamaya girmiş bulunuyoruz. Evrimleşme bize bu dünyanın rahatsız edici, yanlış ve bize uygun olmayan bir yer olduğu duygusunu getirdi; bunun bizim hatamız olup olmadığı önemli değil.

Ne ölçüde suçlanabiliriz, bunu bilemem. Eninde sonunda ancak yapabildiğimizi yaparız. İnsan neyse odur! Bu konuda ne yapılabilir? İnsanlardan daha fazlasını isteyebilir miyiz? Dünyayı daha iyi bir yer yapabilir miyiz yoksa onunla beraber “yuvarlanıp” gitmeye devam mı etmeliyiz? Genelde, biz gerçekten de doğamıza karşı gelerek farklı davranma yeteneğine sahip miyiz? Doğamız tarafından yönetiliriz, böyle yapılmışız. Peki, bir şey değiştirebilir miyiz?

Görüyoruz ki hayatımız zor ve rahatsız edici; geleceğimiz pembe görünmüyor. Peki hayatımızı değiştirmek elimizde mi?

Bu noktada, bu tablonun içine Kabala Bilgeliği girer. Bu bilgi tüm gerçekliği ve bu gerçekliğin içindeki insanı araştırır. Kabala doğayı son derece derinlemesine araştırır, bu araştırma günümüz bilimlerinin hepsinin yaptığından daha derinlemesine olmalıdır. Bu bilim gerçekliğimizi daha iyiye doğru değiştirmek için ne yapmak gerektiğini tam olarak açıklar.

Özünde çok kolay ve apaçık ortada olan bir sonuca varırız, bu bizim için yeni değildir: Sorun bencil doğamızdır. Bencilliğimiz tarafından güdülürüz, bu aramızdaki ayrılığa neden olan güçtür. Herkes kendi kişisel çıkarlarını gözetir ve başkalarını “aşağı, değersiz” bularak kendi “üstünlüğünü”  beğenir. İnsanlar kendilerini komşularından üstün hissettiklerinde mutlu hissederler.

Eğer bu güç tarafından güdülüyor olmasaydık, eğer birlik ve eşitlik için çaba gösterseydik, çok daha iyi hissederdik. İnsanoğlu her zaman eşitliğe ve adalete erişebileceğini hayal etmiştir. Tarih boyunca pek çok savaşlar ve devrimler olmuştur, ancak bunların hepsinin de boş yere olduğunu görürüz.

Kabala bize nasıl iyi bir yaşam sürebileceğimizi öğretir. Pek çok başka yararı yanı sıra, doğayla dengeye ve benzerliğe nasıl erişileceğini açıklar. Kasırgaların, tsunamilerin, volkan patlamalarının, sıcak ve soğuk dalgalarının, küresel ısınmanın, bitki ve hayvan türlerinin yok oluşunun vb.nin nasıl önüne geçileceğini gösterir. Yalnız insanlar doğanın tüm katmanlarına denge getirebilirler ve böylece doğanın tüm parçaları (cansız, bitkisel, hayvansal ve konuşan) ahenge ve uyuma erişebilecek ve homeoztas durumunda iyi bir yaşam sürebilecektir.

Ancak bu doğru biçimde birliğe erişme görevi bir özellik içerir; tüm dünya içinden, bu görev Babil zamanından, insanlık tarihinin beşiğinden gelen, bunu yapabileceği kanıtlamış olan, buna ilgi duyan ve bu rol için tasarlanmış olan küçük bir gruba emanet edilmiştir. Bu grup birlik için özlem duyar ve özü – böyle bir şeye ilgi duymayan – insanlığın geri kalanına iyi bakmaya hazırdır.

Antik Babil’de bu grup ortaya çıktığı zaman, bu gruba “İsrail” adı verildi anlamı “doğrudan Yaradan’a (Yaşar-El)” demektir. Birliğe erişmeye özlem duyar. Yaradan (El) özünde “Bu Bir”dir, birleşmiş olan gerçekliktir.

Bugün, üç bin beş yüz yıl sonra, bu grup seçildiği bu role uymaz. Ancak antik Babil’e benzer olarak günümüz Babil’inde de birliğe özlen duyan insanlar ortaya çıktı. Bu nedenle onlar da “İsrail” diye adlandırılırlar. Yazgılı olduklarını gerçeğe dönüştürmek onlar için bir zorunluluktur.

Tarihin bir noktasında bu “İsrail” denen grubun parçası olan insanlar vardı, ancak sonradan bu ideallerinden vaz geçtiler. Bunlar da birlik arayışına katılmaya zorunludurlar. Böylelikle, dünyanın ıslahatı sürecinde yer almakla görevli olan birkaç insan çevresi vardır.

1. İlk önce, İsrail’in kendiliğinden bu görevi yerine getirmek için uyanmış olan parçası. Hangi ülkede doğmuş olurlarsa olsunlar, insanlığı kurtarma arzusunun parçasıdırlar.

2. Doğuştan ve soydan İsrail’e ait olanlar. Bunlar da bu sürece dâhildirler, bunun farkında olmasalar, anlamasalar ve istemeseler bile dâhildirler.

3. İnsanlığın geri kalanı.

Bugün, birlik evrensel bir mirasa dönüştü. Tüm dünyada insanlar, doğayla zıtlığımız nedeniyle neden olduğumuz felaketlerden yalnız birliğe erişerek kaçabileceğimizi anladılar, içinde bulunduğumuz krizlere çözüm bulmak için çok çaba gösteriyorlar. Giderek er veya geç Kabala bilgeliğine gelecekler. Bu bilginin ıslahaın kaynağı ve anlamanın ve enerjinin başlangıcı olduğu ortaya çıkar.

Kabalistler insanlığın neyle tamamen kurtulabileceği ve kurtulacağı hakkında pek çok şey yazdılar. Üstelik Kabala bilgeliği yanan bir ormandan kaçan vahşi hayvanlar gibi felaketlerden kaçmamamız gerektiğini de açıklarlar. Tam tersine, içinde bulunduğumuz durum, bize felaketler yollayarak, doğanın bizi bir üst seviyeye çıkarma niyetini derininde “gizler”,  bizi yalnızca bu felaketlerden kurtuluş aramaya zorlamayı değil. Böyle bir senaryo doğanın mükemmelliği değerinde olmazdı.

Kendi kendini ıslah etmek ve birliğe varmakla yeni bir var oluşa yükseliriz, geniş ve kusursuz bir dünyaya, maddenin ötesindeki bir gerçekliğe çıkarız. Asıl hayatın, gerçek bedenimiz ve ruhumuzun orada olduğunu göreceğiz.

Gerçek hayata uyanış yolunun ne olduğunu Kabalistler bize açıklarlar. Kabala bilimi bu amaç içindir.

10.07.2014 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. Bölümden, Baal HaSulam Yazılarından

İletişim Yoksa Barış da Yoktur

Bizler etrafımızdaki her şeyi aklımız ile mantıklı kanıtlar ve açıklamalar ile algılamaya alıştık. Bizler halen Yaradan’ın gizliliğinde olsak da, halen tam net olmayan konular arasında bazı kısımlar var, hâlihazırda bu parçaları birleştirerek bir resim meydana getirmek ve onunla yaşamamız mümkün. Ancak, genel halkın bu tarz açıklamalara ihtiyacı yok. Onların algılamaları daha duygusal.

İhtiyacınız olan tek şey kendi tarihimiz üzerine inşa etmek. İsrail; İbrahim ve Musa tarafından bir araya getirilmiş, kişinin komşusunu kendisi gibi sevmesi kanununa göre, tek yürek tek adam olarak yaşamakta olan özel bir insan topluluğudur. Bu İsrail ulusunun var olmasının koşuludur. Eğer bu seviyeden, boş nefret etme durumuna düşersek, o zaman bu topluluğun yok edilmesine gelir ve sürgüne gideriz.

Şimdi, tüm gerekli koşulları yerine getirerek, birliğimizi yeniden güçlendirmemiz ve tek yürekte tek adam haline gelmemiz gereklidir. Sonrasında, İsrail topraklarındaki, İsrail halkı olarak adlandırılacağız.

Etrafımızda olan hiçbir şey fark etmez. Tüm bunlar sadece bizleri bu koşulu yerine getirmeye zorlamak için gelmektedir. Tüm bunlar yavaş yavaş, insanların kalpleri sayesinde hissedebilecekleri bir şekilde getirilmelidir. Özet olarak, hangi koşullar altında var olmaya devam edebileceğimizi onlara açıklarız.

Tüm bunlar garip, mantıksız ve irrasyoneldir. İsrail halkı bu dünyada garip bir fenomendir ve herkes de bunu bilir. Ancak, bu irrasyonel topluluk, tarih boyunca var olmuş, tüm diğer halklardan daha güçlü ve sağlamdır.

Tüm bunlar, derhal ve tamamen açık bir şekilde, hiçbir eksiklik olmadan izah edilmelidir. İnsanlar buna hazır durumdalar ve her geçen gün durumları daha da kötüye gitmektedir. Günümüzde yeni moda, ana kontrolün geniş toplumda olmasıdır. Ana silah da, her ülkenin buna göre hareket etmesini gerektiren geniş bir dünya görüşüdür.

Bu şekilde, Yaradan bizleri insanlığın parçaları üzerinden yönetmiş olur. Günümüzde silahın gücü hiçbir şeyi çözememektedir. Savaş başka bir seviyeye geçmektedir: fikirlerin yüzleşmesi ve karşılaşması. Aslında, bu bir medya savaşıdır. Her şey, hangi tipte olduğuna göre, medyada hüküm sürenler tarafından belirlenmiştir. Sonuç olarak, şunu anlamamız gerekmektedir ki, insanlar arasında iletişim yoksa o zaman barış da yoktur.

21 Temmuz 2014’de yayımlandı.
Günlük Kabala Dersinin 1.Kısmı 17 Temmuz 2014, Şamati #68

Bu Savaş Teröristlere mi yoksa Yaradan’ın Gizliliğine mi?

Soru: Eğer şu anki savaş farklı ideolojiler arasındaki bir mücadele ise, İsrail’deki farklı ideolojiler arasındaki savaş nedir?

Cevap: İlk olarak şunu anlamalıyız ki, bizler üst güç, yaradılışın düşüncesi tarafından yönetiliyoruz ve bu sayede de Islah eden Işığı bizleri kurtarması ve kazanmamız için kullanabiliriz. Ancak nasıl kazanmalıyız?

Tüm bu savaş bir düşman terörist organizasyonu yenmek için değil, tüm dünya üzerinden var olan Yaradan’ın gizliliğini yenmek içindir.

Bunu ortadan kaldırmamız gerekiyor, en azından bir dereceye kadar ve sonrasında hangi dünya içerisinde yaşamakta olduğumuzu, bizlere, tüm yaratılan canlılara neler olduğunu, Üst Gücün bizlerden ne istediğini görebileceğiz. Bu arada, bu da, İslam perspektifine karşıt bir görüş hiç değildir. Bu sadece bir açıklama gerektirmektedir, başka da bir şey değil.

Savaş, iki görüş arasındaki çatışmadır. Bu savaşın özü, her iki tarafın da kendi egosunu kullanarak kazanmak istiyor oluşudur. Fakat şunu anlamalıyız ki, günümüzde bu tarz bir savaşa yer yoktur. Bu savaşın başka bir şey olması gereklidir: bizlerden Yaradan’ın gizliliğini ortadan kaldırmamız istenmektedir. Bizlere gönderilen engeller ile sanki belli bir bölgede belli bir hâkimiyet sürmekte ya da belli bir politik ideolojide olan teröristler ile savaşmakta olduğumuzu düşünmeye zorlanmamız istenmiştir.

Aslında, gerçekte olan, tamamen farklı bir savaştır ve sadece bu yaşanan durum ile bizleri bu şiddetli ani koşullara sokanın Üst Güç olduğunun farkına varabilecek ve bu sayede O’nu ifşa edebileceğiz.

Bizler O’nu sadece, bu güçten gelen her şeyin aslında O’nu ifşa etmek için olduğu ve O’nunla form eşitliğine ulaşmamız için olduğu mesajının toplu dağıtımı ile ifşa edebiliriz. Çünkü bu form eşitliği O’nu ifşa etmek için gerekli olan araçtır.

Üst Güç ile form eşitliği, bizlerin “Dostunu kendin gibi sev” ve kişinin düşmanını, sevdiği kişiye dönüştürmesi koşulunu yerine getirmesini gerektirir. Bu da düşmanları, dosta ve dışsal düşmanları, içsel düşmanlara dönüştürmemizi gerektirir.

20 Temmuz 2014 tarihinde yayımlandı.

Yaradan’ın Reklamını Yapmak İçin 500 Milyar Dolar

Soru: Bağ kurma yönteminin reklamını yapmak için 500 milyar doları nereden elde edebiliriz?

Cevap: Bu soruyu ciddi olarak tartışmamız ve bunu nasıl başarabileceğimizi netleştirmemiz gereklidir. Ancak oldukça nettir ki, bunun için hiçbir seçeneğimiz yok; grubumuzdaki ya da dünyadaki genel olarak Yaradan’ı algılamak isteyen herkes bu reklam çalışmalarının bir parçası olmalıdırlar.

Bu tam olarak bizim yapmakta olduğumuz şeydir; Yaradan’ın reklamını yapmak istiyoruz. Eğer bunun için 500 milyar dolara ihtiyacımız varsa o zaman bunu bulmamız gerekiyor. Yaradan’ın reklamını yapmamız gerekiyor: O’nun planını, O’nun amacını, O’nun hedefini.

Bunun ötesinde hiçbir yerde insanları ikna etmemiz gerektiği yazılı değildir. Hiç kimseyi ikna etmek zorunda değiliz ve bu neredeyse imkansızdır. Yapmamız gereken tek şey, onlar için Islah Eden Işığı açmaktır ve bu onların iyiliği için onlara geri dönecektir.

Fakat sizler savınız aracılığıyla onları ikna etmek için nasıl daha bilge ve daha dokunaklı olabileceğinizi düşünüyorsunuz. Bunlara aslında hiç gerek yok! Bu aşılamayı sadece Işık ile açmak gereklidir böylece çalıştaylar ve bazı ilave aktiviteler ile bu onların içine damlamaya başlayacaktır. Bu çalışmaları nasıl beklemeye başlayacaklarını göreceksiniz.

Soru: Bunu doğru mu yorumluyorum ben, yani Islah eden Işık aramızdaki bağda bir sıcaklık, sevgi ve güven hissiyatı mıdır?

Cevap: Bu Üst Işık’tır ve her şey onun içindedir. O’nun nasıl çalıştığını bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey onun bizleri ıslah ediyor olduğudur. Bu, kişiyi onun anlayamayacağı ve onu değiştiren tarzda etkileyen üst bir güçtür.

Dikkat edersek, bazen bizler de değişiyoruz. Bazen anlamadığım kafa karışıklıkları yaşadığım bir dönem oluyor ve kendimi bir sisin içinde, bir çeşit bulanık bir durumda hissediyorum ve bundan sonra birdenbire benim için berraklaşma başlar ve bir anlayış ifşa olur, yeni bir his.

Soru: Ama burada bir bilimden bahsediyoruz.

Cevap: Bu soyut bir teori değildir aksine, bu gerçek bir bilim ve yaşamanın, bunun sayesinde her zaman daha da yükselmenin gerekliliğini açıklayan hayat bilgeliğidir.

Soru: İnsanlar için bir rehber olarak çalıştığım zaman ve musluğu Işık ile açtığımda, başarımı değerlendirebileceğim bazı kriterler var mıdır?

Cevap: Başarı için kriter, daha fazla anlamaya başlamanız ve daha fazla hissediyor olmanızdır. Diğerleri ile olan daha güçlü bir bağın, sizin ihtiyacınız olduğunu anlamaya başlarsınız. Tüm dünyada ve genel toplumda Yaradılış amacının gerçekleşmesini daha da fazla görmeye başlarsınız.

6 Haziran 2014 tarihinde yayımlandı.

Günlük Kabala Dersinin 4.Bölümü, 28 Mayıs 2014 Baal HaSulam’ın Yazıları

Bitiş Çizgisi Yakın

Soru: Bir yandan birbirimize ortak garanti vaat etmeliyiz fakat diğer yandan da kişinin kalbi gençlik yıllarından kalan şeytani eğilimleri taşıyor ve bu eğilimleri her yıl büyümektedir.

Cevap: Şeytani eğilimi düzelten ve iyiliğe dönüştüren bir sistem olmalıdır. Ama bunun yerine şeytani eğilimi büyüten ve arttıran başka bir sistem vardır ve buna farklı biçimler verir. Bu sistem çalmayı bilen ve hatta daha fazla sofistike bir şekilde başkalarından nasıl yararlanılacağını bilen insanları takdir eder.

Beni arkamdan iten bu şeytani eğilime ek olarak, başka bir sistem olan reklamcılık da beni farklı şeytani zevklere çeker.

Soru: Ortak garanti fikri hiç şüphem yok ki doğru, yaşadığım ve çocuklarımı büyüttüğüm bir toplumda bunun gerçekten yerine getirilmesini isterdim. Sadece tek bir şüphe var o da evrimin bizi yönlendirdiği yerden tamamen zıt olan bu durumda başarılı olabilmek için bir şans olup olmadığı.

Cevap: Ortak garanti fikri ya kişiye hiç bir seçim hakkı bırakmayan dünyadaki büyük bir ızdıraplar ve problemlerle başarıya ulaşabilir (ve dünya doğal evrim yolunu zamanında izlerse bunun meydana geldiğini görürüz). Ya da hala dünyayı doğru yola, Işığın yoluna koymayı başarabiliriz.

Buna hiç şüphe yok ki bununla birlikte durumumuz bir sonla bitmek zorunda. Herkes bitiş çizgisinin yakın olduğunu ve dünyanın patlamak üzere olduğunu anlıyor. Günlük olaylardan gördüğümüz kadarı ile dünya kötü bir yöne doğru ilerlemekte. Hiç kimse artık iyi şeylerin olabileceğini beklemiyor. Radyoyu veya televizyonu açtığımızda herhangi iyi bir haber beklemiyoruz.

Sadece iki seçenek var: Işık yolu ya da ızdırap yolu. Kollarını kavuşturup kendi etini yiyen bir aptal gibi oturabiliriz. Fakat bu hedefe doğru dürtü almış insanlara, Yaşar El (Yaratana doğru) ve üst ışığı keşfetmek isteyen denir. Bu onlara ışığı diğerleri için ortaya çıkarmalarını mecbur kılar (bu önemlidir).

Bu yüzden, bağlantı yoluyla insan toplumunun düzeltilmesi yöntemi insanlara ifşa oldu çünkü bağlantı üst kuvvetleri veya Islah eden Işığı içerir. İnsanlar Islah eden Işık hakkında bir açıklama alacaktır ve bunun mümkün ve zahmete değer olduğunu hissettirebildiğiniz sürece bunda sakınca görmezler.

Başka bir seçenek yok çünkü bu zaten bir toplumsal eğilimdir, dünya zaten bilinçaltında bunu anlıyor ve kabul etmeye hazır. Çünkü aksi şekilde insanlar, diğerini kolayca yok edeceğimizi anlıyor. Bunun için Ukrayna ve Suriye’de olanları görmek yeterli.

Soru: Böyle bir felaket durumunda dünyada dönen oyunları ve Kabala bilgeliğini anlatmamız mümkün olabilecek mi?

Cevap: Tabii ki, bu tam olarak da bu realitede yapılır. Bu yöntemi şimdi kullanmazsalar yarın öldürülmüş olacaklar. Felaketler zaten üzerimizde işlemeye hazır şekilde Yukarıdan sıralanmıştır, uçaktan birer birer atlayan paraşütçüler gibi.

Bize Vermek İstediği Her Şeyi Almak

Soru: Yaradan ile form eşitliğini istemeliyim ancak bunu nasıl hayal edebilirim?

Cevap: Form eşitliği eşit demektir. Bu içsel olarak bir başkasından tamamıyla farklı olduğunuz anlamına gelir ancak üçüncü bir şahısa göre aynı tutum içinde davranıyormuşsunuz gibi görünür, dışarıdaki biri için aranızdaki ilişkide form eşitliği vardır.

Bu sadece biçimdedir. Farklı arzulara, farklı düşüncelere sahipsiniz, her şey farklıdır ancak kendinizi eşit bir formda sabitlersiniz.

Eğer kendimi birisine benzetirsem, bu ona eşit olduğum anlamına gelmez. Eğer tamamıyla onun gibiysem birbirimizle iletişim kuramayız. İkimiz de balıktan nefret eder, kırmızı eti severiz bu yüzden birbirimize verecek hiç bir şeyimiz yoktur.

Ona sahip olduklarımı vermeliyim, o da bana sahip olduklarını vermeli. Burada bir çeşit uyuşma olmalı, birbirine dahil olmuş bir erkek ile bir kadın gibi. Ve daha sonra ihsan eden ve alana göre bir uyumluluk olur.

Yaradan ile form eşitliğine bana vermek istediği her şeyi alarak ulaşırım. O’na ihsan ettiğim için, ikimiz de birbirimize ihsan etmiş oluruz ancak O’nunla O’ndan alarak temas kurabilirim. O’na karşı bir dişi gibiyim ve O Zer Anpin’dir.

Eğer alışım sadece O’nun içinse, bu ihsan etmek gibidir. Gelin damata bir hediye vermek isterse, bu önemlidir, bu gelinin damattan alması gibidir.

Form eşitliği çok karışık bir kavram haline gelir. Kendi arzumun içinde Yaradan’ın bana vermek istediği her şeyi almayı istemeliyim ve O bana Sonsuzluk Dünyasını vermek ister, Sonsuz Işığı. Ancak benim niyetime göre, bu tersi olmalıdır, O’nun bana verdiği kadar vermeyi istemeliyim.

Eylemlerimiz farklıdır, ben alırım ve O verir ancak niyetimize göre bu tersidir, aslında veren benim ve O zevk alır. Bu sayede durumu kurtarırım çünkü başka türlü O’na memnuniyet veremem. O’na memnuniyet verme şansım sadece bu şekilde olur.

Sadece O’nun her şeye sahip olduğunu kabul ettiğim koşulda O memnun olabilir, tıpkı taşıyamayacağı kadar sütle O’nu memnun etmek isteyen bir inek gibi.

Arzu, Işık, Arzu

Soru: Grubun gücü bana dağıtım yaparken ve fikirlerimizi insanlara anlatırken yardımcı olabilir mi?

Cevap: Elbette, bu grubun gücü adı verdiğimiz bizi etkileyen genel kuvvettir. Ama aslında, bu işleyen ışığı işleten bizleriz. Biz grubun ve dostların gücünü kullanırız ve bağa olan arzumuzla, üzerimizde işlemeye başlayan Işığ’ı çekeriz ve daha sonra başarılı oluruz. Her şey Yaradan ‘dan geçer, genel kuvvetten.

Arzuyu ben işletirim, arzu Işığı işletir ve Işık arzuyu işletir. Bu nedenle, her eylemden sonra Yaradan’a şükretmeliyiz çünkü nihayetinde her şeyi yapan O’dur. Ancak ben arzuyu işletirim ve bunu yaparak O’nu bunu yapması için işletirim.

Bir arzu bir arzuyu etkileyemez. Bizler bir diğerini etkiliyoruz derken bile, bu doğrudan etki değildir ancak sadece Yaradan yoluyla, Işık vasıtasıyla olan etkidir. Doğrudan bağ kuramayız ve küçük parçalarla aramızdaki işbirliğini işleten Işık’tır.

Toplam 61 sayfa, 30. sayfa gösteriliyor.« İlk...1020...2829303132...405060...Son »