Category Archives: Maneviyat

Firavun’un Kölesi mi Yoksa Yaradan’ın Hizmetkarı mı?

Manevi dünya, ihsan etme kuvveti, sevme ve verme nitelikleri ile birlikte  ihsan etme ile yönetilen özelliklerin olduğu bir dünyadır. Eğer bir kişi bu özelliklere sahipse bu onun manevi dünyada olduğu anlamına gelir.

Kişi, üzerinde bu özelliklerin zıttı olan nitelikler, alma nitelikleri baskın ise ve kişi tamamen bunların içine batmış durumdaysa bu da kişinin fiziksel dünyada olduğu anlamına gelir.

Herşey sizin içinizde işlemekte olan kuvvete bağlıdır, size baskın gelen ve sizi yöneten kuvvet. Bu kuvvet, egoistik arzular ve hesaplamalar ile bir alma kuvvetiyse, bu sizin fiziksel dünyayı hissetmekte ve onun içinde yaşamakta olduğunuz anlamına gelir. Ancak bir an’da ihsan etme kuvvetini edinir ve onunla birleşirseniz bu da sizin artık manevi dünyada olduğunuz anlamına gelir. Bizler bu iki dünya arasındaki farkı hayal dahi edemeyiz. Bunu tarif etmek ya da açıklamak mümkün değildir.

Çünkü, alma arzusunun düzeltilmesi gereklidir ve alma arzusunun kuvveti geçici olarak ifşa olur, bu bittiğinde ve ihsan etme arzusuna yenik düştüğünde bizler aynı zamanda alma arzusunda da oluruz, bozulabilen geçici bir madde içinde, doğuşumuzda olduğu gibi, yaşarız ve ölürüz. Bu manevi kuvvetlerin bir kopyasıdır, alma arzusu, yetmiş yıl sonra, yetmiş seviye sonra, ortadan kalkmalıdır ve ihsan etme özelliğine dönüşmelidir.

Sürgün, alma arzusu içinde, bir değişime uğraması ve ihsan etme formuna ulaşması gereken bir histir. Yaratılan varlık ihsan edemez, o sadece bir alma arzusu olabilir, bu sırada ihsan etme özelliği ise Yaradan’a ait olan bir niteliktir. Ancak, alma arzusu, ihsan etme niyeti ile hareket ettiğinde ve kendini diğerlerine ve Yaradan’a köle ederse, işte o zaman ihsan ediyor anlamına gelir.

Bu yüzden, bizler sadece iki durumda olabiliriz; Firavun’un kölesi, alma arzusu için çalışan ya da Yaradan’ın hizmetkarı, ihsan etme arzusu için çalışan.Tüm çalışmamız kendimize yardım etmek içindir ve tüm dünya ihsan etme arzusuna erişir ve Yaradan’a memnuniyet verir.

Eğer bu hedefi eklemezsek, bu artık ihsan etme arzusu olmaz. İhsan etme arzusu sadece tek bir yönde ifade edilebilinir, Yaradan’a memnunluk vererek, çünkü sonrasında bu arzu, bu eğilim benden ayrı hale gelir ve herhangi bir ödül almaz. Bu benden gelir fakat bana geri dönmez.

Eğer ben yaratılan varlıklar için hareket edersem, dostlarım, grup için ve bununla Yaratan’ı memnun etmeye niyetlenmezsem bu benim ihsan etme çizgisini sonuna kadar  takip etmediğim ve hala kendim için çalıştığım anlamına gelir. Olması gereken, sadece, sahip olduğum seviyeye göre, saf bir şekilde tamamen Yaradan’a ulaşmak için niyetlenmiş olmamdır.

11 Nisan 2014’de yayımlandı.

7 Nisan 2014 tarihli Günlük Kabala Dersinin 4.kısmından, Ari’nin yazıları

Kötü (Saf Olmayan) Ruh

Soru: Dağıtım için fiziksel eylemler gerekir mi yoksa kişinin içsel düşünceleri yeterli midir?

Cevap: Eylem yapmadan sadece düşünenlere saf olmayan ruh denir. Ruhani dünyada, güçler vardır, her türden ruhlar ve şeytanlar, hiç bir eyleme eşlik etmeyen düşünceler vardır.

Kişi bir kısıtlamadan geçip bir masah edindiğinde, yansıyan Işık gerçekten kişinin ruhsal kabı ile çalışır. Bu durumda, kişi maddiyat ile uğraşmadan manevi eylemler gerçekleştirebilir. Ancak bu duruma bağlıdır; biliyoruz ki, Baal HaSulam İşçi Bayramı gösterilerine katılan işçiler ile görüşmek için Polonya’ya gitti. Hayatının son günlerine kadar muazzam derecede olumsuz bir reaksiyona neden olan Ulus adlı gazeteyi İsrail’de yayımladı.

Dünyamız eylem dünyasıdır. Bu realitede hiçbir şey yapmazsanız, onun hakkında hayal bile edemezsiniz. Sonuçta, pratik bir uygulama, o eyleme soktuğumuz düşüncelerimizin doğrulamasıdır.

Yani zaten masahlarınız varsa ve onlarla çalışabiliyorsanız, maddiyat olmadan yapabilirsiniz. Ancak, bu konuda, kişi hiç kuşkusuz halk ile bağlantı kurmak için bir fırsat ve bu eylem vasıtası ile düzeltme arayacaktır. Sonuç olarak, kişi “Yaratıcı’nın O’nun insanları arasında yaşadığını” anlar, en alt seviyede ve işte tam orada ıslahınıza başlayabilirsiniz.

Sizi durdurabilecek tek şey, halka yaklaşmanın Kabala bilgeliğinin yayılması ve dünyanın bir uçtan diğer uca düzeltilmesi konusuna zarar verebileceğini açıkça gösteren objektif bir değerlendirmedir. Böyle bir durumda kişi durmalı ve beklemelidir. Buna rağmen bu koşul artık günümüzde devam etmiyor, çünkü her şey zaten açıldı. Şimdi, oldukça uzun bir süredir uygulanabilir bir düzeltilmeye ihtiyaç duymuş bir dünyadayız.

Yeterli olduğunu varsayıp sadece Internet üzerinde çalışamazsınız. Grubunuz özellikle şu veya bu çalışma alanında size ihtiyaç duyulduğuna karar verse bile, hala fiziksel eylemlere ve ortak çalışmalara katılmak zorundasınız. Gerçek insanları ilgilendiren ilgili fiziksel eylemler olmadan, onların ruhlarını asla ıslaha davet edemeyiz. Nokta!

Yayın tarihi: April 9th, 2014 at 8:44 am

Dürüst Hırsız

Bir kap sadece kendine ait olan materyali alabilir, o da haz için olan arzudur. Aksi takdirde yaratılış olmazdı. Ancak bu yaratılan, ihsan etmek için alma niyeti ile, Yaradan gibi ihsan etme davranışları da gerçekleştirmektedir, fakat bu ihsan etmeyi alma özelliğine sahip olan kabı vasıtasıyla gerçekleştirmektedir.

İster ihsan etme amacı ile almış olsun ya da tüm alma için arzusuna rağmen, kabının içine hiçbirşey almamış olsun, bu kendi ihsan etmesinin derecesi olarak adlandırılır.

Örnek olarak, altın ve gümüşten yapılmış çatal bıçak takımları olan bir eve bir kutlama amacı ile davet edilmiş olayım. Partiye gelince, ev sahibi bana şöyle demiş olsun: “Senin bir hırsız olduğunu biliyorum, fakat senden bu seferlik kendini tutmanı istiyorum. Bu akşam senin burada olmanı gerçekten çok istiyorum bu yüzden senden bir insan gibi davranmanı istiyorum. Şunu bilmelisin ki sana inanıyorum, lütfen kendini utandıracak hiçbirşey yapma.”

Eve varırım ve tüm gece boyunca tek bir kırıntı bile yiyemem, bir kaşık dondurmanın tadına bile bakamam ya da bir damla şarap bile içemem. Bunun nedeni eğer elime servis takımlarından bir parça alacak olsam onu yerine geri koyamayıp cebime koyacak olmaktan korkuyor olmamdır.

Bu yüzden tüm gece boyunca hiç bir şey yemem, hiç bir şey içmem, hiç bir şeye dokunmam ve herkesin arasında etrafta dolaşırım. Fakat, manevi dünyada olmak için bir çaba sarfederim ve bu çabam için bir ödülü hakederim. Bu, kendimizi durdurmak ve hiçbirşeye dokunmamak ile başlar.

Fakat bu çok zor bir iştir çünkü çok açtım ve susamıştım ve takımdan bir parça çalmak için yani almak için olan arzum ile kıvranıyordum. Bu benim için bu kadar çok değerli bir parçaydı. Tek bir çalınmış parça bile iyi geçirilecek tüm bir sene için yeterli olacaktı. Küçük bir parça maneviyat çalabilirsek, o zaman, bu fiziksel dünyada iyi bir halde varolmamızı mümkün kılacaktır…

Günlük Kabala Dersinin 4.kısmından, 23 Mart 2014, Baal HaSulam’ın Yazıları

1 Nisan 2014’de yayımlandı.

Sonsuzluğun 620 Durumu

Soru: Herkes kendini arkadaşının, diğerlerinin arzusunu yerine getirmek için kullanıyor ne demektir?

Cevap: Arkadaşımın arzusunu bilirsem ona bağlanabilirim. Onun alma arzusuna bağlanabilmemin başka bir yolu yoktur. Ne istediğini bilmem gerekir ki çaba sarfederek onu yerine getirebileyim.

Alma arzusundan başka hiçbirşey yoktur ve eğer sana bağlanmak istiyorsam, seni doldurmam gerekir ve senin de aynısını benim için yapman gerekir. Bu durumda hiç kimse maddesel seviyede kendini tamamlayamaz ancak herkes diğerini manevi seviyede doldurabilir.

Bunu gerçekleştirebilmek için, senin ne istiyor olduğunu bulmam gereklidir. Bu tablo şuna dönüşür; ben sana göre üst Partzuf’umdur ve sen de alt Partzuf  olursun. Arzularını senden alırım, onlarla birleşirim ve onları yukarı doğru yükseltirim; bu yüzden Yaradan ile senin aranda bir iletken haline gelirim. Bu şekilde seni hissetmiş olurum.

Herkes bunu diğeri için aynen gerçekleştirir. Milyarlarca Partzufim hayal ediniz, herbiri bir diğerinin içinde farklı anlayış seviyelerinde, herbiri bir diğerini doldurmayı istiyor.

Bu yüzden eksiklikler ve bunları doldurmalar, Sonsuzluk Dünyasına erişene dek, seviyeler zincirinde, birinden diğerine doğru gider. Bu nedenle, herkesin herkeste birleştiği ve tek bir arzuya bağlandığı, parçalanma (Adem’in ruhunun, 600.000 parçaya bölünmesi) öncesinde olduğu gibi, tek bir genel kap keşfederiz.

Ancak bu tek arzu oldukça karmaşıktır, çünkü bizlerin bağlanmasına izin vermeyen parçalanmayı, uzaklığı, egoyu içerir. Bu arzu karmaşıktır çünkü herkes herkeste birleşmiştir ve bu yüzden yoğunluğu ilk basit arzuya göre 620 kat büyümüştür.

Herkes bir diğerinin eksikliğini içine alır ve onu doldurmak ile ödüllendirilir, bu yüzden kendimizi de yoğunlaştırırız. Genel ruhun tüm parçalarına bağlanırsam en sonunda hepimiz için dua yükseltmem gerekir, sonrasında Sonsuzluk Işığı benden herkese yukarıdan aşağıya doğru geçer.

İşte bu hepimize olandır. Birbirimize bağlanır ve sonsuzluğa kadar büyürüz ve en sonunda inanılmaz büyük bir güce ulaşırız. Bunu 620 kez büyümek olarak adlandırırız, aslında bu bir sayıyı değil, niteliksel bir konsepti ifade etmektedir.

27 Mart 2014’de yayımlandı

Gören Bir Kalp

Soru: “Tanrı kalbinin gözlerini açacak” denir. “Kalbinin gözleri” ne demektir ve nasıl açılabilir?

Cevap: Kalbin gözlerini açmak, kalbin bilge olduğu ve anladığı anlamına gelir. Gözler Hohma‘nın, kalp Bina‘nın araçlarıdır. Bu araçlar Aba ve İma (anne ve baba) gibi, Hohma ve Bina gibi bağlandıklarında, kişi Hohma‘yı kalbinde hissetmeye başlar.

Kalbimiz alma arzusudur, tadını çıkarma arzusudur. İhsan niteliğini, Hasadim Işığı’nı edindiğinde, kalp düzeltilir. O zaman kalpte kıyafetlenmiş Hasadim Işığı’na göre bizi yöneten gizli realiteyi anlayabilirim. Daha sonra, kalbim bilge bir kalp olabilir, anlayan bir kalp, hisseden bir kalp.

Bu, zevke yönelik bedensel arzuyu hissetmek gibi değildir, gerçek realiteyi hissetmektir. Kalbin bilgeliğini edindim demektir. Arzunun düzeltilmesi demek kalbin Hasadim Işığı tarafından çalıştırılması ve sonra da Hasadim‘de kıyafetlenen Hohma tarafından. Sonrasında kalbin anladığı söyenebilir ve bu tür insanlar, arzularının ve Hasadim‘in düzeltilmesinden sonra bilge kalpli olarak anılırlar. Hasadim o kadar düzeltilir ki, Hohma ‘nın ışığını da alabilirler, ihsan etmek için alırlar, böylece kalp görmeye başlar.

Yayım tarihi: March 30th, 2014 at 10:08 am

Bariyer’den (Mahsom’dan) Geçiniz

Soru: Gruba geldiğimiz zaman tam olarak açıklanamayan bir özelliğe doğru büyük bir özlem duyuyoruz. Sonrasında bazı tatlar almaya başlıyoruz ve anlıyoruz ki, ihsan etmenin karakteristik özelliklerine doğru çekiliyoruz. Ancak, “Tüm bunları Bir olarak hissetmeye çalışın” dediğiniz zaman son derece korkuyoruz. Kaçmak için bir arzu duyuyoruz, ancak nereye doğru olduğu belirsiz çünkü bu durum bizi arkadan itiyor.

Cevap: Bu gerçekten çok güzel çünkü, kendi doğamıza, ihsan etme ve sevmeden daha zıt durumda olan başka hiçbir şey yoktur. Bundan feci derecede korkarız, bunu istemeyiz ve ona ulaştığımız zaman da arkamızı döner ve geriye gideriz.

Soru: Aslında kendimize bile yardım edemezken, birbirimize nasıl yardımcı olabiliriz?

Cevap: Sadece grup sizi Mahsom’u geçmeniz için yönlendirebilir. Harry Potter filminden bir örneği çok seviyorum. Platform 9 ¾. Buraya ulaşabilmeleri için 9. ve 10. platformları birbirinden ayıran bir bariyerden geçmeleri gerekmektedir. Bu sırada orada bulunan çocuklardan birinin annesi Harry’e şunu tavsiye eder. “Yapman gereken tek şey, direkt olarak bariyere doğru gitmek. Sakın bariyere çarpacaksın diye durma ve korkma, bu çok önemli.” Bu şu demektir, bu engeli görmemelisiniz, o aslında mevcut değil ve bu sayede de onun içinden geçebileceksiniz.

Soru: Fakat, onu görmemek nasıl mümkün olabilir ki?

Cevap: Bağınızda eksiklik var. Eğer kendi aranızda bağlanır ve birleşirseniz, engel ortadan kaybolacaktır. 10’lu gruplarda da kendinizi erittiğiniz zaman, engel olarak gördüğünüz duvar eriyecek ve ortadan kalkacaktır.

21 Mart tarihinde yayımlandı.

Dünya Zohar Haftası’ndan  İntegral Eğitim Kongresi 4 Şubat 2014, Ders 1

 

Düzeltmenin Direkt ve Dolaylı Davranışları

Eğer kendimin dışında negatif şeyler görürsem, bu, kendimi düzeltmem gerektiği ve sonrasında kötü ya da negatif olan hiçbirşey görmeyeceğim anlamına gelmektedir. Problemleri olan bir arkadaşım, kendimi düzeltmem sonrasında bana çok başarılı bir kişi olarak görünmeye başlayacaktır.

Baal HaSulam, “Yaradanın Yüzü’nün Gizliliği ve İfşası” isimli makalesinde şunu demektedir: Bizler arkadaşlarımızı kaybeden, hasta, başarısız v.b. olarak görürüz. Fakat, kendimizi düzelttiğimiz andan itibaren, onları sağlıklı, zengin ve başarılı olarak görmeye başlarız. Bu, aslında benim kendimi düzeltmem gerektiği anlamına gelmektedir.

Fakat, onların sağlıklı, zengin ve başarılı hale gelmelerine yardım etmek için başka bir yol daha vardır. Arkadaşlara yaklaşarak bu konuları düzeltirim ve kendimi direkt olarak onların içinde düzelterek sonrasında onların başarılı olduklarını görürüm.

Doğru düzeltme yaklaşımı aslında benim kendi içsel düzeltmemdir. Arkadaşları düzelterek ve bu sayede onların başarılı olduklarını görmek dolaylıdır, alternatif bir düzeltmedir, direkt bir düzeltme şekli değildir.

Direkt düzeltme, Yaradan ile olan ilişkimi düzeltmem ve tüm dünyanın onarıldığını ve düzeltildiğini görmemdir. Tüm dünya benim kabımdır ve eğer kabıma ait eksiklikleri tanımlayabilirsem o zaman bu, problemin benim içimde olduğu anlamına gelir çünkü, herşey, zaten düzeltilmiş konumundadır.

Dünya, parçalanmaya (ruhların parçalanmasına atıf) uğramamıştır. Parçalanan tek kişi benim. Bozulmaları tanımlayan parça, parçalanmaya uğramış olandır. Bunun dışındaki herşey bir bütündür. İhtiyacım olan tekşey kendimi düzeltmemdir ve sonrasında tüm dünyanın Cennet Bahçesi’nde, Ein Sof (sonsuzluk) dünyasında olduğunu göreceğim.

Ancak bizlere kendimizi düzeltmemiz için, kolay bir yol verilmiştir: karşılıklı birbirimizi kapsama ve içerme. Dünyaya gelirim ve dünyada bölünmeye uğramış parçaları alarak, onları MAN olarak, dua olarak,  yükselterek dünyayı düzeltmeye yardım ederim. Dünya alçakta olan seviyedir, ben orta seviyeyim ve Yaradan üst seviyedir, bu da benim erdemlilerin işlerini yerine getirdiğim anlamına gelir. Ancak, bu direkt bir düzeltme şekli değil ve karşılıklı, ortak kapsama ve içerme ile sürekli yerine getirilen hareketler ile dolaylı bir düzeltmedir.

Soru: Anlaşılan o ki, düzeltmenin sonucunu ancak öncesinde kendimi içsel olarak düzeltmem sonrasında görebilirim.

Yanıt: Elbette ki öyle! Aksi takdirde, nasıl “Görüyorum ve anlıyorum” diyebilirsin ki? Eğer kendini düzeltmezsen, asıl düzeltilmeyi de göremezsin. Tek soru ise şudur: Direkt olarak Yaradan’a doğru mu çalışacağım yoksa alternatif dolaylı şekilde mi çalışacağım?

19 Mart 2014’de yayımlandı

Günlük Kabala Dersine Hazırlıktan 16 / 03 / 2014

Sevgi’nin Dört Fazı

Soru: Allah korkusunu edindiğimiz zaman, sevgi de otomatik olarak uyanır mı?

Yanıt: Sürekli olarak sevgi üstüne çalışmamız gerekiyor. Yaratılış’ın amacına doğru yaklaştığımız seviyeler, sevginin dört fazı olarak adlandırılırlar. Denir ki, “Arkadaşını kendin gibi sev.” Denmemiştir ki, önce arkadaşından kork sonra onu seviyor olduğunu hisset.

“Arkadaşını sev” demek, bizler her zaman birlik olmaya doğru gelişiriz, oysa, korku birliğe doğru bizleri yönlendirmez. Bizler her zaman için, sevgiye ve bir araya gelmeye doğru çekiliriz ve bu yüzden sevginin de dört fazını edinme süreci içinde oluruz.

Yaradan’a, üst sisteme doğru olan uygun tutum ve davranış hakkında konuştuk ki bu da bize bu yüzden Yaradan ile karşılıklı çalışmamızı başlatmak konusunda yardım ederek yanıt verir. Bu yanıt Yaradan’ın bizlere sağlık, para, başarı, bu ve sonraki dünyada mutlu bir hayat vermesi gerektiği ile ilgili maddesel bir korku değildir. Bu sadece sevgi ve ihsan etmeyi edinmenin gücü ile ilgilidir. Korku sürekli olarak buna doğru yöneltir; bu sevgiyi edinememenin korkusudur.

Eğer sevginin belli bir seviyesini zaten edinmişsem, onu kaybetmekten ve daha fazla gelişemeyip daha büyük bir sevgiye ulaşamamaktan korku duyarım. Bizler her zaman için, sevgiye, yargının değil, şefkatin bir parçası olarak özlem duymalıyız.
Günlük Kabala Dersine Hazırlıktan 14 Mart 2014

17 Mart 2014’de yayımlandı

Çok Önemli Bir Soru

Soru: Herşey zaten Yaradan tarafından, başlangıçta belirlenmiş olduğuna göre, formların eşitliği koşulunu O’nunla edinmemiz nasıl mümkün olabilir?

Cevap: Şüphesiz, herşeyin Yaradan tarafından önceden resmedilmiştir! Ancak bu koşula nasıl ulaşacağınız resmedilmemiştir. Bu gönüllü olarak mı gerçekleşecektir yoksa darbeler yiyerek mi gerçekleşecektir? Ve bu gerçekten çok önemlidir.

Bazen şöyle düşündüğümüz olur: “Bu neyi farkettirecek ki? Belki zaten er ya da geç darbeler yiyeceğim ve ben de “düzeltmelerin tamamlanma”sında bulunarak, herşey tastamam olacak. HAYIR.

Darbeler ile gelişmek tıpkı söz dinlemeyen çocuk gibidir, bu Yaradan’a memnuniyet getirmez. Bu fırsatı tepmiş olursunuz. Bu şekilde düşünerek şunu demiş olursunuz, “Benim için fark etmez, ben artık yoruldum”, aslında bununla birlikte şunu da demiş olursunuz, “Sana mutluluğu ihsan etmek istemiyorum.” Bu soruyu doğru bir şekle döndürün, bunu Yaradan’a döndürün. Bu takdirde kendinizi doğru bir şekilde yönlendirmiş olursunuz.

Gerçekte, her seviye başlangıçtan belirlenmiştir, tüm 125 seviye. Ancak bir seviyeden diğer seviyeye nasıl yükseleceğiniz, bu sizin tarafınızdan belirlenir.

Yani kısacası şunun altını çizmek istiyorum: Bir seviyeden diğer bir seviyeye yükselmek isteyen kişiler egoisttirler! Sadece hangi seviyeye yükselmeleri gerektiği hakkında düşünürler. Oysa, Yaradan’a mutluluk vermek isteyen kişiler şunu söylerler: “Bir sonraki seviyeye yükselmenin kendisi benim için önemli değil. Benim için önemli olan, bu seviyeler arasında benim nasıl bir davranış sergilediğim ki, Yaradan’a mutluluk verebileyim. Benim seviyelere ihtiyacım yok, onları sizler alın. Ben O’na mutluluk vermek istiyorum ve başka hiçbirşey istemiyorum.”

Ve bu, “tamamen ihsan etmek” olarak adlandırılır, kişi bunun hakkında düşünmediği ve geri bir ödeme istemediği zaman. O zaman burada şu soru çok önemlidir: Şu anda yapmakta olduğundan zevk mi almak istiyorsun, yoksa Yaradan’a memnunluk vermek mi istiyorsun?
11 Mart’ta yayımlandı.

Dua Etmek Kalbimin Yanıp Tutuşması için Yalvarmak Demektir

Soru: Neden, kişi kendini, erdemliğinin ölçüsüne göre yargılamalıdır denir? Bunu kendi başına mı gerçekleştirir? Kişinin üstünde işleyen ve çalışan, Üst Işık değil midir?

Cevap: Üst Güç, herşeyi yapıyor olmasına rağmen, biz, O, burada çalışıyor demeyiz. “Kişi düzeltmelidir” dediğimiz zaman, bu kişinin Üst Işık’tan kendisini düzeltmesini istemesi anlamına gelmektedir.

Büyük bir mimar tarafından yapılmış bir ev hakkında konuşurken, bu bizim dünyamızda da aynı şekildedir. Aslında evi gerçekte yapan mimarın kendisi midir? Evi mimar planlamıştır ancak onu inşa edense yüzlerce çalışandır. Fakat bizler, evin mimar tarafından yapıldığını söyleriz ve hatta bazı büyük yapıların girişlerinde bir plakanın üzerinde evi yapan mimarın adının olduğu bir plaka asılı olur.

Aynı zamanda çalışan güçler hakkında da konuşmayız. İyi ve iyiliksever olan Yaradan vardır, “O’ndan başkası yoktur”, O, bizlere karşı gelinemez bir kanun verdi: Manevi merdivendeki tüm seviyeleri belirleyen, formların eşitliği kanunu. Fakat tüm yakarışlarımız, tüm çalışmamız sadece bize bağlıdır. Eğer doğru özlemi hissederek, kendimizi harekete geçirirsek, o zaman Işık’ı alabileceğiz.

Bu hiçbir zaman bitmeyen ve değişmeyen, sürekli bir kaynaktır. Herşey, sadece bizlerin Işık ile olan formlarımızın eşitliğine bağlıdır. Bu yüzden, Işık bizi düzeltiyor demeyiz. Eğer herşey hazırsa ve O, iyi ve iyilikseverse, pozitif değişiklikler için herşey arzum ile belirlenir ve Işık aniden tüm güçte çalışır.

Aslında, bunu yapması için Işık’tan talep etmeme bile gerek yoktur. Bu yüzden, Yaradan’a “yalvarmak” değil de “dua etmek” deriz çünkü, kendimi harekete geçirmek için aslında kendime yalvarmam gerekiyor, O’na değil. Arzularını ifşa etmesi gereken benim ve tüm hareketler kalbimizi yakıp tutuşturmak içindir. Üst Işık, kesin dinlenme durumundadır ve problem sadece kalbimizdedir.

8 Mart 2014’de yayımlandı

Günlük Kabala Dersine Hazırlık’tan, 5 Mart 2014

Toplam 58 sayfa, 30. sayfa gösteriliyor.« İlk...1020...2829303132...4050...Son »