Category Archives: Maneviyat

Mahsom Psikolojik Bir Bariyerdir

Mahsom sadece kendi hazzım için çalışmaktan Yaradan’ın veya dostumun, dışımdaki birinin hazzı için çalışmaya geçişteki psikolojik bir noktadır. Edinmemiz gereken budur.

Bu sınıra, bu dereceye Mahsom denir. Dünyamız ile manevi dünya arasındaki bu sınır basit olarak psikolojiktir. Eğer kendim için endişelenirsem, aynı zamanda Yaradan’ı, maneviyatı arzulasam bile halen kendim için hareket ediyorum, bu durum hâlihazırda Mahsomun altındadır ve “Lo Lişma” denir. Öyle ki hiçbir hazzım kendim için olmayacak şekilde sadece Yaradan’ın hazzı için düşünmeyi edinirsem o zaman arzularım ve niyetlerim Mahsomun ötesine geçmiştir yani Mahsomu aşmışımdır ve bu durumuma “Lişma” denir.

Mahsom aşmam gereken psikolojik bir sınırdır ve o zaman maneviyatta, ihsan etme niyetinde olacağım. Daha sonra, Mahsomu aştığımda, Mahsomun üzerinde arzularımın ve niyetlerimin daha ve daha çok üzerine çıkmalıyım.

Veya bunu aynı zamanda şu şekilde tutabilirim: İçimde büyüyen egomla beraber, büyüyen tüm hazlarla beraber, kendi Mahsom noktamı yükseltirim; hazzı hisseden arzunun temelinde iken, bu durumda kötü eğilim olarak ifşa olur, daha sonra adım adım, ta ki tüm arzularım gerçek anlamda ihsan etmek için oluncaya dek, Mahsom noktasını Ein Sof’a doğru yukarıya yükseltirim. Bunu nasıl tuttuğunuz önemli değil: Niyetleri Mahsomun üzerine yükseltmek veya Mahsom durumunu Ein Sof’a kadar yükseltmek, yani büyüyen arzuları kendim için değil de Yaradan için kullanmak adına niyeti düzeltmek için ne üzerinde çalıştığım önemli değildir.

Bolluğu Dağıtan Bir Kap

Baal HaSulam, ‘‘Panim Meirot uMasbirot (Niyetler Kapısı) Kitabına Giriş,’’ sayfa 4: “Şimdi onların sözlerini anlayabilirsiniz” (Sanhedrin 98a): ‘‘Davut’un oğlu ya tümüyle layık olan ya da tümüyle layık olmayan bir neslin içine gelir.’’ Bu çok kafa karıştırıcı bir durumdur. Anlaşıldığı üzere nesilde bir avuç haktan yana kaldığında, onlar kurtuluşu tutarlar. Ve eğer haktan yana topraktan çürürse, Mesih gelebilecek mi?

Soru: Yani günahkâr bir nesilde mi Yaradan’ın ifşası gerçekleşecek; diğer bir ifadeyle zıt taraftan, Yaradan’ın arkası denilen taraftan?

Cevap: Yaradan, ilk önce Yaradan’ı doğrudan özlemleyenler olarak ifade edilenlere; yani Yaşar-El olanlara,  İsrail’e (Yaradan’a direkt arzusu olanlara) ifşa olacaktır. Daha sonra bu İsrail, aşama aşama etrafındakileri – merkezden gittikçe uzaklaşan daha geniş daireler içindeki dünya milletlerini –  etkileyecektir.  Eğer İsrail halkı bir kap olur ve kendilerini doldururlarsa o zaman bereket bu kabın dışına tüm dünyaya dökülür.

Bu yüzden bizler AB – SAG Işık’ı ile yani ihsan etmek niyetiyle kendimizi nasıl doldurmamız gerektiği konusunda endişe duymalıyız. Hasadim içinde kıyafetlenmiş Hohma Işık’ını aldığımız zaman, bu model herkese akacaktır.

Bir kişi aniden AB – SAG Işık’ı tarafından aklında ve hissiyatında dönüşür zira AB Işık’ı başa aittir ve SAG Işık’ı da kalbe aittir. Eğer bir kişi aniden dönüşür ve bağı keşfederse aklını ve hislerini nasıl bağlaması gerektiğini anlar öyle ki aklı ve kalbi beraber çalışsınlar.

AB – SAG Işık’ının çalışması böyledir: Bize önemi şudur ki yeni değerleri tanımamıza fırsat verirler. Eğer bu bizde gerçekleşirse, o sırayla akacaktır. İsrail’e (Yaradan’a doğru arzusu olanlar) Lİ – Roş (bir başım var) denmesi tesadüfi değildir.  O zaman bu yere göre o bağlantı boruları vasıtasıyla diğer milletlere yayılacaktır.

İlk önce onlar bile bunun nereden geldiğini anlamayacaklar ancak sonra onlar, onların arasında olmak ve onlarla bağ kurmak için İsrail’e dönecekler. Yazıldığı gibi: “Ve en küçüğünden en büyüğüne kadar herkes Beni bilecek.”

19.09.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. Bölümünden, ‘‘Panim Meirot uMasbirot Kitabına Giriş’’

Ya Şimdi Ya Hiçbir Zaman

Düşün ki derse geliyorsun ve kolunu çok kötü incitmişsin; tüm ders boyunca kolundaki acıyı düşünüyorsun. Bu durum çalışmana zarar veriyor ve sana çok rahatsızlık veriyor: Bu acıdan nasıl kurtulacağını bilmiyorsun ve bunu unutamıyorsun.

Soru şu: Henüz ıslahın sonuna ulaşamamış olmamız, nihai amacımıza ulaşamamız olmamızdan dolayı aynı acıyı nasıl hissetmeliyiz? Tek bir gün bile artık beklemek istemiyorum! Eğer bu benim için çok önemli olursa sabırsızlıkla yanarım; bir bebek gibi  bunu şimdi istiyorum ve hemen şimdi!

Problem şu ki ne istemem gerektiğini istemiyorum. Doğru arzuyu nereden alabilirim? İşte bu dua için bir sebeptir.

Dostlarla bağ kurmak ve manevi amaca ulaşmak için dost sevgisine ulaşmakta hiçbir acele görmüyorum. Bu durum, birbiri ardı sıra önüme birçok sorunları çıkaracak diğer problemlerin hepsinin en önündedir. Eğer ben gerçekten amaca ulaşmayı isteseydim, dostlarımı severdim; unutmayın ki onlar olmadan maneviyat edinilemez. Ancak buradaki nokta, bu amaca ihtiyacım yok: Kim vermek istiyor ki? Ve bu yüzden benim dostlara ihtiyacım yok ve dost sevgisiyle amaca ödeme yapmak istemiyorum. Tüm bunlar hepsi uzak, puslu ve mantıksız görünüyor. Ders boyunca kitabın karşısında oturuyorum ve düşünüyorum: “Ben burada ne yapıyorum ki?”

Bu yüzden bizi amaca getirecek gücü içeren Tora denen bir araç verilir. Bizim için bu seviyede Işık denen güç gelir ve bizi ileriye doğru çeker. İşte ders boyunca bizlerin düşünmesi gereken budur nasıl ki sen de incinmiş kolunun iyileşmesini düşündüğün gibi.

Şu anda ne okuduğun önemli değil, “hastalığın” hakkında düşünmek zorundasın. Eğer bunun için bir eksikliğin yok ise, sana bu eksikliğin verilmesini talep et, dostlarla bağ kur, onların arzularını kontrol et.

24.09.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 3. Bölümünden, On Sefirot’un Çalışılması

Kalpteki Bir Valf

Eğer düşüş için hazırlanmış olsaydık, şimdi diyebilirdik ki buna hazırlanmak için çok şey yaptık. Ancak şimdi ortaya çıkan şey, düşüş bizden daha güçlü. İlerleyişte inşa ettiğimiz güçle tutabildiğimiz kadar tutmaya çalıştık ancak halen, bir an için bile bunu tutamıyoruz ve düşüş gerçekleşmiş oluyor. Ancak daha önceden zayıf noktalarımızı netleştirebilir ve düşüşün neden olduğunu anlayabilirdik.

Yaradan bize bir yerlerde “hileler” yapıyor, fakat neden? Belki de Yaradan, farklı, daha ilerlemiş bir seviyede, yaratılışın daha derininde, bize eksiklikleri göstermek istiyor. Ancak bundan bir şey alamadık ve basitçe ölüme düşüyoruz.

İşin aslı düşüş olmadan yükseliş olmaz, birbirimize sadık kalmalıyız, bir bedendeki hücreler gibi öyle ki her bir hücre bir diğer hücreye karşı sorumlu olsun ve eğer tüm diğer hücreler bir hücre için sorumlu olmazlarsa bu hücre ölecektir.

Bu sanki aramızdaki oksijen borusuna benzer. Borudan oksijen bana binlerce dostumdan geçerek ulaşır ve daha fazla ne olduğunu onların kim olduğunu kimse bilmez. Herkes herhangi birini fark etmeden musluğu kapatabilir ve bu durumda oksijen bana ulaşmaz ve ölürüm.

Musluk bizim dikkat eksikliğimizdir, arzu eksikliğimiz. Arzu valfi daha fazla açabilir veya kapayabilir; bu tamamen bana ilişkili olarak dostlarımızın arzusuna bağlıdır: dostum beni ve tüm sistemi düşünüyor mu? Eğer dostum böyle bir eksiklik eklerse o zaman valf açılır ve eğer dostum eksikliği azaltır ve eksiklik yok olursa bu durumda valf kapanır, boruyu tıkar ve hepimiz ölürüz.

Herkesin senin yüzünden öldüğünü anlayabiliyor musun? Bunun tek sebebi senin kalbindeki valf kapalı. Yaradan’dan yardım talep et, senin ortağın olması için, zira dostların ölüyor ve sen yardım edemiyorsun. Yaradan’a dön; sanki bir insandan yardım istiyor gibi. En azından O bir insan olabilir.

Soru: Bir insana döner gibi Yaradan’a dönüp yardım talep edebilir miyiz?

Cevap: O’na lanet etmekten korkmuyorsun öyle mi? Öyleyse neden O’na bir insana döner gibi dönemiyorsun ki O düzeltsin ve sana yardım etsin? Bunun yasak olduğunu mu düşünüyorsun?

O’na dön ve söyle “Ben Senden yardım talep ediyorum! Haydi, beraber gruba gidelim ve ölüyü dirilt öyle ki dostlarım tekrar canlansınlar!” Bunu kalbinden birkaç kez söyle ve bunun ne kadar yardımcı olduğunu göreceksin.

Yaradan seninle çalışmak ve her şeyde seninle beraber iş yapmak için hazırdır. Bunu engelleyen hiçbir şey yoktur. Her an O’na herhangi bir taleple dönebilirsin.

Biliyoruz ki O’na giden talep grup vasıtasıyla gitmelidir zira aksi takdirde bu talep duyulmayacaktır ancak bu durum grup sana cevap vermeye ve seninle karşılıklı olarak çalışmaya hazır olduğu zaman olur. Eğer başka şansın yoksa O’nunla beraber Firavuna gitmek için Yaradan’a direkt dön. Bir sürü soğan, sarmısak ve kaplarca etlerle meşgul olanlar için bekleme.

24.09.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 3. Bölümünden, On Sefirotun Çalışılması

Manevi Dünya’nın Tanımı Hakkında Muhtelif Ayrıntılar

Soru: Manevi Dünya’da iken, neler beklememiz gerektiğini birkaç kelime ile bize anlatır mısınız?

Cevap: Manevi Dünya hissiyatını kelimeler ile ifade etmek mümkün değildir. Sonsuzluk hissi, zaman ötesi yükseliş-  iki zıt kutup birleştiğinde ve geçmiş, şimdi ve gelecek aynı noktada birleştiğinde- kendisini nasıl, yalnızca şu anki dünyasal hissiyatları ile bu dünyayı algılayan bir kişiye devredilebilir?

Bakış açınızdaki bir milimetrelik yeri bu uzayın içinde değiştirebilirseniz eğer, tamamıyla farklı bir dünya görürsünüz. Bir milimetre daha değiştirebilirseniz eğer, o zaman  başka bir yeni dünya daha görürsünüz.  Bunun hepsi  Eyn Sof (sonsuzluk) dünyası ile ilgili konumunuza bağlıdır. Bakış açınızı siz kendiniz seçersiniz ve sonra sonsuz bir gerçeğin başka bir bölümü ardından hemen size ifşa olur.

Bununla beraber, bu resimlerin alışagelmiş olduğumuz görsel  imgelerden olmadığını anlatabilmemiz pek mümkün değildir. Bir kişiye manevi mekaniği öğretmek mümkündür, bir durumdan diğer duruma geçişin nasıl gerçekleştiğini anlatmak ve değişik hareketleri nasıl uygulayacağını göstermek de öyledir,  fakat o zaman ne hissedeceğini  ifade etmek mümkün değildir. Bunu yapabilmesi için, manevi bir hissiyata hazır olması gerekir.

Her manevi seviyede, zihnin genişlemesi  durumu ve bu dünya içindeki herhangi birşey ile karşılaştırılamayacak kadar istisnai bir hissiyat vardır. Bunun ifade edilmesi, müzikte veya renklerde bile pek mümkün değildir.

Sanatçılar buna, resim sanatının tarihsel son aşamalarında ne kadar  ağırlıkla yaklaşmak istemiş olsalar da, empresyonizmde (sanatta izlenimcilik akımı), tüm bu akım sona erip, çıkmaz bir sokağa ulaşmıştır. Bu demektir ki, iç dünyasını  ifade ederken, kişinin kendisinden daha yücesi yoktur.

7.9.2012 tarihli bir Dağıtım Konuşması’ndan

Bu makale Dr. Laitman’ın blogunda 21 Eylül 2012 tarihinde, saat 08:40’te yayınlanmıştır.

Niyet Filtresinden Nasıl Bir Dünya Göreceğiz?

Soru: Doğru niyete nasıl tutunacağım?

Cevap: Niyeti bir düzende sürekli olarak tutmak için gruba, çalışmaya, dostlara ve tüm dünyaya saygı duyarak çaba sarf edin. Niyetiniz tıpkı kaçtığında yakalayacağınız bir mahkum veya sık sık üzerine titreyeceğiniz bir bebek gibidir.

Bu, büyük bir çaba gerektirir. Ancak dünyaya, niyetlerin manevi önemde olup olmadıklarını anlamak suretiyle, tasarlanmış bir sonuç olarak bakarsanız, bu dünyanın dışında bırakılmış hemen hemen hiçbir şey olmadığını görürsünüz.

Bu, durumun maneviyattan bakıldığında neye benzediğidir. Dünyevi gezegende birçok unsur göze çarpmaktadır; bir sürü olaylar ve bunların üzerinde bulunan insanlar var ancak bu kovalamaca insanları çaresizliğe ve karmaşaya maruz bırakıyor ve dünyanın bilinen fiziksel eylemlerle değil sadece niyetlerle çalıştığını fark etmek gerekiyor.

Niyet, bir eylemin ya da kesin bir eylemi kim için yaptığımın beklenen sonucudur. Eğer bir niyet hakkında konuşuyorsak, artık bunu basit fiziksel bir eylem şeklinde adlandırmayız ve fakat eylemin niteliğini hesaba katarız; bu, kimin iyiliğinin içinde kimin hedef gerçekleştirdiğini belirten içsel bir istikamettir. Acil niyet, sizi eylemlerin kalitesine bağlar.

Bir eylem sadece bir arzu da olabilir. Ben şu an kanepede elimde sigara ve bir şişe birayla sakince oturabilirim ama kapalı bir daire içinde farklı istikametlere giden ve bu daire içinde dönüp dolaşan tüm arzu ve düşüncelerimi doğru istikamete odaklamak için bir araya getirmeyi özlemlemek suretiyle yoğun bir içsel çalışma da yapıyor olabilirim.

Eğer birine böyle bir filtreden (niyet filtresinden) bakarsanız, onun gerçekten hangi koşul içinde olduğunu bilirsiniz. İşte o zaman anlarsınız ki o, içsel çalışma yapmakta. Ama kalkıp da eylemin kendisine bakarsanız göreceğiniz şey; elinde sigarayla bira, kanepeye oturmuş anlamsızca vaktini harcayan bir aylak görürsünüz.

Ulaşılamaz Bir Dua

Aksiyonlarımız arasındaki tek fark bu aksiyonların Yaradan’a yönlenip yönlenmediğidir. Eğer ilk önce herkes, herkesin genel iyiliği için aralarında hiçbir fark olmaksızın bir bağda bağlanmamışsa Yaradan’ı ifşa edemeyiz.

Artık yalnız başıma var olmadığımı hissetmeliyim; sadece bu aksiyonları sergilersem kendim hakkında endişelenmeyi unuturum. Hatta ne yapmış olduğumu ne bilirim ne de görürüm. Buna ihtiyacım yok zira aksi halde kendi değerlerimle haz almaya başlar ve kendimi haklı çıkarmanın yollarını ararım.

Bu bir ölçüye kadar ihsan etmeyi yansıtır. Şüphesiz ki bu gibi tavırlara ulaşmak mümkün değildir. Bunu kendimize daha fazla netleştirdiğimiz zaman bunun ulaşılamaz olduğunu keşfederiz ve yavaş yavaş bunun bize dışarıdan bir yerlerden gelmesi gerektiğini fark etmeye başlarız.

Daha fazla çaba sarf ettiğimizde daha çok görürüz ki bunu yapamıyoruz ve böylece inanılır olmayan bir şeyin, sadece üst gücün ancak bize yardım edebileceği daha anlaşılır hale gelir. O zaman bunun olması için talepte bulunuruz. Bu zaten bir duadır.

20.09.2012 Tarihli Birlik Kongresi Öncesi Bir Konuşmadan

Melekler Yerine Islah Edilmiş Kişilere İhtiyacımız Var

Soru: Günah ile doğmuş birinin günah yapmaması mümkün müdür?

Cevap: Tabii ki değildir. Hepimiz gühah içinde doğmuşuz ve günah yapmaktan kaçamayız. Kimse bizden melek olmamızı beklemiyor. Bizden beklenen bunun farkında olmamız ve günahın gerçekte ne olduğunu anlamamızdır.

Günah, diğerleri ile bağ kurmaya karşı olan herhangi bir arzu, kırılan bağı düzeltmeye karşı olmaktır. Ortak ruh kırılmıştı ve nitekim şimdi her birimiz kırılmış bir sistem içinde, bencilliği ile yalnız başına varolmayı sürdürmektedir. Ben bu bencilliğim ile bir şekilde başkalarını kullanmak isterim, fakat bu kötü değildir, bu doğal bir arzudur.

Gerçek bencillik içimizde yükselir; bizim karşı koymamız gereken, buna karşı çalışma yapmamız gereken şey ise, diğerleri ile bağ kurmaya çalıştığım zaman bağ arzusu eksikliği ile ortaya çıkar. Sıradan insanlar, alışılagelmiş şekilde bu dünyada yaşamını sürdürenler, egoist değildirler. Onlar tek bir sisteme doğru bağ kurmaya çalışmıyorlar.

Bencillik kendini ancak, kişinin kırılmayı düzeltme niyetinde olduğu, bağ kurmayı planladığı koşulda, yani Yaradan’ı ifşa etmek için bağ kurma gayesinde olduğu zaman belli eder. Nitekim bunu  istememem bile mümkündür. Buna rağmen çaba gösterirsem, o zaman içimdeki kötü meyil veya kırılma gücü meydana çıkar. Bu gerçek bencilliktir.

Fakat sıradan bir kimse, yani bu şekilde çalışma yapmayanların bencilliği yoktur! Öncelikle, aramızda kırılmayı meydana getiren gücün keşfedilmesi gerekir. O zaman bunu düzeltebilir ve birlik gücüne dönüştürebiliriz. Bu şekilde kötü meyilin farkındalığına erişilir, bundan dua doğar ve ardından ıslah, iyilik gelir.

Tüm bu süreç ile yüzleşenler, yalnızca kırılan bağı düzeltmek gayesiyle bağ kurmak isteyenler ve Yaradan’ı  ifşa etmek isteyenler  yani  O’nu bu şekilde çalışarak memnun etmek için uğraşanlardır. Bizim için kesinlikle netlik kazanmış olması gereken ise, bu durumun yalnızca bu niyette iken gerçekleştiğidir. Bu sebeple, kötü meyili ifşa etmek için gereken hareketleri birleştirir, yardım talep eder ve ıslahı gerçekleştirebilmek için güç kazanırız; bu şekilde bizler ifşa seviyesine ulaşırız.

14.9.2012 tarihli Günlük Kabala Dersi’nin 1. Bölümü’nden, Rabaş’ın yazıları

Bu makale Dr. Laitman’ın blogunda 20 Eylül 2012 tarihinde, saat 11:17’de yayınlanmıştır.

Endişelenmeyiniz: Herşey Yaratılış Planına Göre İşler

Baal HaSulam’ın mektubundan (No:52): O yakınında iken O’nu talep et. Gerçek şu ki, Yaradan’a çağrıda bulunursanız bilin ki, O yakındadır. Bu demektir ki, şimdi sizin bir fırsatınız vardır; eğer dikkatinizi verirseniz, Yaradan’ın yakınınızda olduğunu hissedersiniz ve bu da Yaradan’ın yakın olduğunun işaretidir.

Şayet bir arzu kişinin içine doğar ise, bu demektir ki, Yaradan bunu kendisine iletti. Arzularımız; minnettarlık, talepler, şikayetler veya hoşnutsuzluklar olarak hissedilebilir. Kişi ne hissederse hissetsin, bu hep Yaradan’dan gelir. Bireyin fark etmesi gereken, kendi arzularını kendisinin meydana getirmediğidir. Kişinin Yaradan’ı içsel olarak kalbine yerleştirmesi için kullandığı sözler bile ona Yaradan tarafından gönderilir. Birey herhangi bir bağımsız hareketi, hiçbir zaman  uygulayamaz.  Işık, arzuları aydınlığa çıkarır ve onların reaksiyonlarını tamamıyla tanımlar.

Kişi Yaradan’ın, kendi dualarına karşılık verdiğini düşünür: fakat bu Işık’ın, yeni oluşmuş bir arzuya doğru, kişinin üzerinde çalışma yaptığı, Işık’ın reaksiyonunun tetiklendiği bir  durumdur. Böylece  bu, adım adım yaratılış planına göre ilerler; bizim hepimizin içinden geçmesi gereken bir süreçtir.

Herşeyin üzerinde olan ise, kişinin karşılaştığı şeyler sonucu, yapması gereken en temel şeyin farkındalık ve Yaradan’ın çalışmasına dahil olmuş olduğudur. Öyle bir süreç  ki, Işık kişinin üzerinde ve kabında/arzusunda  çalışmasını yapar. Kişinin kendisi ile gerçekleşen herşeyi kabul etmesi gerekir,  bununla barışık olmalıdır ve kendisine olacak şeyleri neredeyse kendisi hazırlayacak şekilde, bu sürece istekli başlamalıdır. Daha sonra bu Yaradan’a bağlı olduğu anlamına gelecektir.

23.8.2012 tarihli dersten, Baal HaSulam’ın yazıları

Bu makale Dr. Laitman’ın blogunda 20 Eylül 2012 tarihinde, saat 09:32’de yayınlanmıştır.

Yaradan’ı Harflere Göre Okumayı Öğrenmek

Işık, ihsan etme niteliği, karanlığa, kaba doğru, bir arzu, alma niteliğine doğar. Daha sonra, Işık onu dört seviyede geliştirir-seviyeler, durumlar-birbiri ardına gelir, ta ki arzu varolduğunu hissetmeye karar verdiğinde ve sonunda Işık’ın, Yaradan’ın ondan ne beklediğini anlayana kadar.

Işık onunla bağ kurmak, tam bir olmayı ister, buna sonsuzluğun dünyası denir.  Fakat haz alma arzusu buna dayanamaz çünkü Işık’ın zıttını, Işık ile bir olamamayı (birleşememeyi) hisseder. Yaratılmış insan geliştiğinde, Işık’ın niteliğini anlamaya başladığında, sonra, bunun zıtlığı sayesinde kendisini anlamaya başlar. Kendisini Işık’ın niteliklerinden zıt olarak görmeye başlar. Yaradan bir olmak, sevgi ister. Bu şekilde Yaradan ile olan böyle bir bağa “sonsuzluğun dünyası” denir.

Bu, zengin bir adamın fakir arkadaşını evine çağırıp, tüm zenginliğini vermesi ve şunu sorması gibi: “Daha ne istersin?”, fakir adam der ki: “Ben  bu zenginliği kendi başıma kazanmak isterim”.  Nitekim zengin adam ona bunu veremez.

Daha sonra Yaradan, yaratılmış olana, arzusunu yerine getirmesi için yardım eder. Nitekim, yani bağımsız ol ve Yaradan’a benzer tutum ile kendince özgür irade ile bu sunulanı geriye öde. Bu sebeple, Yaradan kulunu ilk durumdan yani sonsuzluk dünyasından, dünyamızdaki en düşük seviyeye, herşeyin kişinin kendisine bağlı olduğu duruma getirir.

Şimdi yaratılmış kulun bu durumu düzeltmesi için, kendi başına o ilk seviyesine dönebilmesi, bu durumu mükemmelleştirmesi için, sonsuzluğun dünyasına geri dönmesi ve Yaradan ile bir olmaya ulaşabilmesi şeklinde kendisine olanak sunulmuştur. Nitekim yaratılmış olan mükemmel hale gelir ve Yaradan ile tam bütünlüğe ulaşır.

Yaradan kulunun işini kolaylaştırmak ister ve Işık’ın etkisini kapta ayrı ayrı seviyelere yani “22 harfe” ayırır. Böylece yaratılmış olan bu çalışmayı Işık’a istinaden uygular. Kul işine en alttan başlar, sanki zıt bir yöne doğruymuş gibi, Yaradan’a ihsan ederek ve “ihsan etmek için” niyetini inşa ederek; fakat seviyelere, 22 harfli çalışma olarak ayrılmıştır. Kul, geriye dönecek Işık’ın 10 sefirotunu (Yehuda Aşlag’ın Talmud Eser Sefirot -On Sefirot Çalışması) inşa eder, Yaradan’a olan tutumunu kul, direkt Işık’ın on sefirotundan öğrenir.

Yaradan kulunu “hiç yoktan bir şey” olarak yarattı, fakat yaratılmış olan bu seviyeden bile değil, daha da aşağı seviyeden başlamalıdır; fakat bu aşağı seviyeden, dünyalardan, Klipot (kaplar), Yaradan’ın zıttı olanın üzerine yükselmelidir. Yaradan, sıfırdan artı dizisindeki sonsuzluğa doğru çalışır nitekim kul  ise, eksiden başlayıp artıya doğru ilerlemelidir. Her seferinde, kendisi kendi başına bunu keşfedip daha büyük bir eksiyi düzeltir. Aynı zamanda kul kendi kabını Işık’a doğru, eksi sonsuzluktan artı sonsuzluğa doğru uyarlar.

Ortaya çıkan şey kulun Yaradan’dan aldığı herşey-kuvvet, arzular, kaplar (çalışmanın harfleri), önceden hazır oluşturulmuş merdivenin her seviyesi ve nitekim bunlar kulun hesabının parçası değildir -tüm bunlar şimdi kulun kişisel hesabının parçası haline gelir. O anda, tüm bunlar Yaradan’ın hazır sunduğu değil, yaratılmış olanın kendi hareketleri olarak algılanır.

Bütün bunlara göre, kişi, bilgeliğe ulaşan, bu hareketleri nasıl uygulayacağını, kaynaklarını nasıl kullanacağını bilen yaratılmış olandır. Kişi kendi başına, ihsan etme gücünün değil de,  kendi içindeki alma arzusunun aktif olduğunu keşfeder. Nitekim bu şekilde yaptıkları ile Yaradan ile eşdeğer hale gelir. Bunu yapabilmesi için, yaratılmış olanın, parçalanmış olandan başlaması gerekir ki, “çalışmanın harflerine” kendi başına zıt niteliklerdekilere ulaşsın.

Buna “konuşma”, “nefes” denir, haz alma arzusunun Masah (perde) ve geriye dönen Işık ile uyguladığı hareketlerdir. Sonuç olarak, Yaradan parçalanmış gibi gözükür ve haktan yana olanlar yeniden inşa eder ve düzeltir. Nitekim, konuşma kuvvetine şükrederiz ki, yaratılmış olan, Yaradan ile eşdeğer hale, yani “ağızdan ağza” bağ konumuna erişmiş hale gelir.

7.8.2012 tarihli Günlük Kabala Dersin’nin 1. Bölümü’nden, Baal HaSulam’ın Yazıları

Toplam 49 sayfa, 30. sayfa gösteriliyor.« İlk...1020...2829303132...40...Son »