Category Archives: Maneviyat

Hanuka Mucizesi

Mucize, bir hareket ve bir sonuç arasında anlamadığım bir bağdır; bu benim hareketimin aniden olması muhtemel olmayan ama beklenmedik büyük bir neticeye ulaşmasıdır. Bu bahsi geçen, ”çalıştım ve buldum.” sözlerinin tanımıdır. Çalışmalar esnasında çaba harcamamız ve kendi içimizde tartışılan her şeyi bulmaya çalışmamız gerekir. Fakat bulacağımız şey, onun hakkında konuşmamıza ve gerçekleşmesini beklememize rağmen, tamamıyla beklenmedik şekilde ortaya çıkacaktır. Buna eriştiğimizde, bu keşfettiğimizi doğru şekilde hayal etmemizin bile mümkün olamadığına şaşarız! İşte bu sebepten dolayı buna mucize deriz.

Işığını yakacağım yağın kabı nedir? Bu içimde bulunan ve kendi içimde bulmam gereken özelliklere  işaret eder. Yağ benim haz alma isteğimdir. Bunu nasıl yakacağımı anlamam gerekir; çaba ile uğraşarak içinde nasıl yeni bir fitil yaratacağımı ve bunun sonrasında fitilin nasıl dışarıya çıkacağını anlamam gerekir. Fitil benim arzumu doğrudan kullanmaya, kendim için alma arzuma karşıt olmamdır; ben bunu Işığa eşdeğer hareket tarzı ile kullanmak isterim. İşte bu yüzden arzumun dışına fitili, yani buna dahil olan alma arzumun ufak bir parçasını dışarıya çıkarırım. Fakat bunu kendimi Işığa eşdeğer şekilde yapacak biçimde ve egomu iptal edecek kadar yaparım. Ben bunu diğerleri uğruna kullanmaya hazırımdır.

Şimdilik ben yalnızca ince ve küçük bir fitili ihsan etmeyi isterim; ve ben devamlı şekilde kontrol ederek, bunu kendim için yapmadığıma emin olmalıyımdır. Ben devamlı olarak bunu edindiğimi düşünürüm. Fakat fark ederim ki edinmemişim. Bu ardı ardına devamlı şekilde olur, çünkü kendi içimde devamlı yeni bencilce arzular ifşa olur. İşte bu şekilde, derece derece bunları sonuçta kendi içimde bir fitil oluşturuncaya kadar fark ederim-arzularımdan ince bir çizgi (Kav Dak), benden Yaradan’a doğru gerilir. Fitilin özelliği Işığa benzer ve bu nedenden dolayı yakılır. Karanlık o zaman Işık gibi parlar.   

Şayet kendi içimdeki bu seviyeyi hayal edebilirsem, yani arzularım ve özelliklerim içerisinde; bu demektir ki ben zaten bunun içindeyimdir. Bu Hanuka’nın gelişini önemsetir, Işığın bayramını.  Küçük bir mum içimde tutuşur ve benim dev bencilce arzumun içinde, minicik bir parçada ihsan yakılmış olur.

Arzunun bu bölümü içinde parlayan Işık ile birlikte haz almayı arar. Buna ruhum denir. Şimdilik bu küçüktür. Fakat ben dev arzumu ıslah etmeye devam ettikçe, derece derece bunun bütününü Işığa çeviririm.

Bütün manevi çalışmamız içimizde yatan bütün bu özellikleri bulmak üzerinedir.

(sabah dersinden, Hanuka’nın manevi anlamı hakkında)

Yaradan’ın İfşasının Dili

Baal HaSulam, “‘Kabala Öğretisi ve Öğretinin Özü’”: İsimler, tanımlar, numeroloji tümüyle Kabala ilmine aittir. Diğer dillerde de bulunmuş olmasının sebebi tüm dillerin Kabala bilgeliğine dâhil olmasındandır. Bu böyledir çünkü bunlar özel durumlardır öyle ki diğer diller tarafından desteklenmelidir.’’

Kabala dili Yaradan’ın ifşasının temel dilidir. Prensipte edinimin tüm dört dili bunun için vardır. Ancak, diğer üç dil (Tanah, Halaha, Hagada) “eşlik edendir”, bu diller Kabala diline dâhildirler fakat kendi varlıklarıyla farklı dokunuşlar eklemelerinden dolayı kendi başlarına var olurlar.

Böylece, Yaradan’ın ifşası için dört görünüşü de içeren tek bir dil vardır. Kabala dili her şeyi içerir, diğerlerinden daha yüksek seviyededir ve her şeyi içerisinde barındırır. Tüm semboller, varlığın tüm formları, Kabalistlerin kitaplarında okumuş olduğumuz her şey insanoğluna Yaradan’ın ifşasını açıklamak için oluşturulmuş dilde yazılır. Her şey sadece bu amaca yönlendirilir.

Bu yüzden Baal HaSulam “On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş”te yazdığı gibi, farklı nesillerin Kabalistleri yani maneviyatı edinmiş insanlar tarafından yazılan kitapları açan kişi bunu bu amaç için kullanmazsa,  kendisi üzerine olumsuz sonuçlar getirir. Yaklaşan şafağı öven bir horoz yerine sadece karanlıkta yaşayan ve bizim için zaten yaklaşmış olan gün ışığına direnç gösteren bir yarasaya dönüşür.

21.11.2013 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. Bölümünden, Baal HaSulam’ın Yazıları

İki Paralel Dünyada Yaşamak

Soru: Her şeyin buna bağlı olduğunu bilmemize rağmen neden ıslah için talepte bulunmak bu kadar zor? Bu kişiye talep etmesi için sanki çok doğal görünüyor.

Cevap: Evet, talep etmek doğal fakat burada kesin olarak şunu ortaya çıkarmamız gerekiyor: talep etmek için neye ihtiyacımız var, nasıl talep ederiz ve bize cevabı verecek olan kimdir? Dua sadece bir haykırış değildir ve duayı kelimelere dökersek, bu kelimeler kalbin içinden doğmalıdır, bir kitaptan değil.

Eğer bir insan kendisini kötü hissederse, güzel kelimeler seçmez. Problemimiz duanın kalplerimizin derinliğinden gelmiyor olmasıdır.

Sadece çevre bizi böylesi bir duaya yönlendirebilir; eğer çevre bunu isterse sen talep edersin. Neden hepimizin bunu istiyor olduğumuz ve birbirimizi etkilemeye çalışıyor olduğumuz bize görünüyor, fakat bir şeyler işlemiyor? Buradaki esas şey arzunun derinliğine eksikliğimiz var ki gerçek bunun içindedir. Benim için önemli olan şeyi netleştirmenin eksikliği var ve ikincil olarak bizi durduran iki arzu arasındaki kafa karışıklığı: maddesel ve manevi.

Bizler dünyevi ve manevi tamamen birbirinden ayrı iki görünümü birbirine karıştırmadan rol yapmayı öğrenmeliyiz! İşte bu dünya, egoistik, aynı zamanda bu dünyada yaşamaya zorlanıyorum. Ve ihsan etmenin bir dünyası var ve ben bunun içinde yaşayabilmeyi istiyorum. Duamı belirleyen budur.

Halen bizler bunları birbirinden ayırdedemiyoruz, bununla beraber son kongreden beri birçok süreci bunun içinde görebiliyoruz.

21.12.2010 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. Bölümünden, Baal HaSulam’ın Yazıları

Kırmızı Çizgi: Dikkat – İnsan Var!

Soru: Eğer insan temelde doğanın bir parçası ise o zaman doğayı tahrip edecek gücü nereden alabiliyor?

Cevap: Bizlerin hayvansal bedenimizin üzerinde “insan” olarak kabul edilen ek bir parçamız vardır. İnsan iyi de olabilir kötü de olabilir çünkü hayvan da olmayan özgür seçime sahiptir. Bu, doğanın üzerinde var olan insandır, egodur ve seçim hakkına sahip olduğunuz yer burasıdır.

Tüm yaratılış, mükemmellik içerisinde var olur: duran, bitkisel ve hayvansal – her şey, insan hariç. Her birimizin bir hayvansal kısmı vardır, beden ve bir “insan” kısmımız vardır ki bozuk olan tek parça budur. Bu, bedenin temel varlığının ötesine uzanan parçasıdır; bu parça bana doğayı kötüye kullandırtır ve hatta kendimi iyi hissetmem gerekirse eğer doğayı bile tahrip ederim.

Özgür seçimden yoksun olan bir hayvan doğayı tahrip edemez zira o kendi içgüdülerini takip ederek hareket eder. Bu yüzden, maddesel dünyamız sadece duran, bitkisel ve hayvansal düzlemlerde var olur ki bu konum mükemmellik ve dengededir. Fakat insan bu dünyanın üzerindedir.

Adamın hayvansal kısmı da aynı zamanda doğa ile ahenk içindedir. Problem, dünyayı tahrip etmeye başladığım bir derece olan “adamın içindeki insan’da” yatar. Gelişmemiş olduğumuz sürece doğaya fazla zarar vermedik zira bizler birbirimizin hayatta kalması için sade hayvanlar gibi yaşıyorduk. Fakat evrimin şimdiki seviyesine ulaştığımız böylesi büyük gücü aldığımız da problem hemen ortaya çıktı. Hatta Aristo bile bilimin dünyayı ve insanlığı tahrip edecek kötü insanlara ifşa olmayacağı konusunda uyardı.

Eğer onlar insan gücünü doğru bir şekilde kullanamazlarsa o zaman onlar hayvan seviyesinden dışarıya – kırmızı çizginin ötesine –  adım atmalarına izin verilmemelidir; onlar ancak insan gücünü doğru şekilde kullanmayı bilirlerse yapabileceklerdir. Bunu doğru bir şekilde kullanmak demek, Üst Olan’a, Yaradan’a denk hale gelerek kişinin kendi bilinç ve anlayışla çalışarak bu kırmızı alanı doğa ile eşitlemesidir. Diğer tüm parçalar gibi doğa ile aynı dengeyi edinmeliyiz ancak kendi çabalarımız vasıtasıyla zira birincil olarak bu denge eksikliğimiz vardır.

Burada ortaya çıkan hiçbir yerde özgür seçimimizin olmadığı bir doğaya sahibiz ve sadece ihtiyacımız olan onu doğru şekilde kullanmaktır. Doğamızın üzerindeki kısım Yaradan’la ilişkilidir ve insanın özgür seçiminin var olduğu yerdir fakat bu özgür seçimimiz ile ilgili olarak ne yapacağımız veya nasıl kullanacağımız hakkında hiçbir ipucu yoktur. Orada ihsan etmek için dengeye ulaşmalıyız.

Geçmişte, daha önceki Kabalistler maneviyatı “Talmud Eser Sefirot’a Giriş’te” belirtildiği gibi kendi bedenleri üzerine kısıtlamalar yaparak edindiler: “Ekmek ve tuz yiyeceksin, su içeceksin, yerde yatacaksın, ıstırap dolu bir hayat yaşayacaksın ve maneviyat için çaba harcayacaksın” o zaman maneviyata ulaşacaksın. İşin aslı, kişinin hayvansal, bitkisel ve duran seviyeleri ile ilişkili kısmı yalnızca temel gereklilikleriyle yaşadı, bir hayvan gibi ve bunların tepesinde kişi Yaradan’la nasıl benzer hale geleceğini düşünürken maneviyat çalıştı ve ilerledi.

Ancak 2000 yıl önce tüm doğayı sömürmeye, duran, bitkisel ve hayvansal kısımlara tüm bu “iç” halkaya zarar vermeye başladığımız bir konuma ulaştık. Böylece, işte bu yüzden Islah Eden Işık için böylesi bir ihtiyaca gelmiş bulunmaktayız. Kendimizi dönüştürebilmenin tek yolu budur.

Daha önceleri, Islah Eden Işık en üst basamakta çalıştı. Fakat şimdi doğanın tümünde işlemesi için çok daha büyük bir Işığa ihtiyacımız vardır zira doğanın içine nüfus ederek onu tamamıyla egoistik yaparak çok bozduk.

21.12.2010 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. Bölümünden Baal HaSulam’ın Yazıları  

Yabancı Topraktaki Yabancılar

Soru: Kişi neyin içinden geçmeli ki manevi dünyayı isteyebilsin?

Cevap: Bu çok basit, kişi Mısır’da sürgünde iken çok büyük manevi ıstırap hissetmelidir. Hz. İbrahim Yaradan’a şans eseri sormadı: “Bunun bana miras kalacağını nerden bileyim?” Diğer bir ifade ile manevi bir arzuyu nasıl alacağım? Her şeyden öte, “toprak” arzuyu ifade eder ve Hz. İbrahim’in sormuş olduğu “İsrail Toprağı” ihsan etmek için mutlak niyette olan manevi bir arzudur.

Öyleyse bizler buna doğru nasıl ilerleyeceğiz? Buna hiçbir arzum yok ne içsel ne de dışsal olarak.

Yaradan’ın buna cevabı şudur: Git senin gibi insanları araştır. Bağ kurmaya başla, çaba harca, tek bir çadırın altında hep beraber nasıl yaşanacağını onlara öğret. Ve sen gerçek anlamda onlarla bağ kurduğun zaman tüm sorunlarının sebebinin aranızdaki bağ olduğunu hissedeceksin.

Fakat bundan vazgeçme, daha güçlü bağ kurmaya devam et. Bunun çok kötü olduğunu hissedeceksin, bu, senin bağına hükmeden Firavunun, egonun olduğu yer olan Mısırdır.  Yedi yıl doyumdan geçeceksin yedi yıl ise eksiklikten. İlk önce her şey hoş, güzel fakat daha sonra kişisel sevgin seni boynundan yakalar ve seni boğazlar; devam edemezsin ne içsel ne de dışsal olarak. Gırtlağından seni kavrayacak ve kavrulduğunu hissedeceksin: “Dört yüz yıl! Bu durumda nasıl kalacağız?”

Öyleyse, Ben egoyu senin için öyle bir şekilde hazırlayacağım ki ego Mısır’dan çıkmak için seni zorlayacak. Eğer sen daha güçlü bağ kurmak için elinden geleni yaparsan mutlak surette Ben de sana yardımcı olacağım.

Bu durumda bağ kurmaya çalışarak, öyle ki bu çabada “İsrailoğulları manevi çalışmada haykırışa geldiler” sözündeki gibi, egonun içsel derinliğini keşfedeceksin çünkü göreceksin ki bağ kuramıyorsun. Kendini bu işe daha fazla verdikçe içsel ve dışsal sıkıntılarla karşılaşırsın. Artık bunlara dayanamayacaksın ta ki tek bir şey için haykırışa gelene kadar: sadece çıkmak, kendi doğandan ayrılmak. “Böyle bir hayattansa ölüm daha iyidir.”

Daha sonra, doğandan tamamen zıt olan yeni hayatı istediğin zaman, bunu keşfedeceksin bundan önce değil. Bunun sebebi kabın, arzun tam bütün olmalıdır. Buradaki işaret, denize atlamak için hazır olmandır.

Ek olarak, ortak sorumluluğa hazır olacaksın ki bu bile daha kötüdür ego için. Ortak sorumluluk demek ruhunu diğerlerine vermek demektir. Ortak sorumluluk kendimi bu dayanamadığım kişilere aklımda ve hissiyatımda satıyorum anlamına gelirken, ölüm hesabını kapatıyor.

Böylece Mısırdan kaçarız zira birbirimizden ne kadar çok nefret ettiğimizi keşfediyoruz. Kötülüğün bu maksimum keşfi bize başka seçim bırakmaz.

Hz. İbrahim tüm bunları kendi büyük tecrübesinden anladı. İbrahim Yaradan’ın cevabını anladı, “Senin soyun onların olmayan bir ülkede bir yabancı olacak” yani sürgünü hissetmemiz lazım. Maneviyata dönüşümün hemen olacağını düşünmeyin. Hayır, çok güçlü bir arzu ile donatılmış olmalısınız öyle ki bu arzu size kurtuluşun kapısını açacaktır.

02.10.2013 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. Bölümünden ‘‘Toprakların Mirası’’

Aşk’ın Şarkısı

Kabalistler tarafından yazılmış şarkıları söylerken veya Kabalistlerin yazılarını okurken tüm bunların Yaradan’la bağlılık durumunda olduğunu anlamamız gerekir. Bu yüzden, burada üzüntüye, karamsarlığa veya manevi çalışmada zorluk hissine yer yoktur.

Zayıflık veya üzüntü gibi görünen her şey tamamen zıt hissiyatlardır ve özellikle umuttan, sevgi için özlemden, Işıkla beraberlikten gelir, uzaktan ışıldar sanki şafağın doğması gibi.

Bu melodiler üzüntü içinde zayıflık ve ağırlık hissiyatlarıyla minör çalabilir ancak bu kesinlikle böyle değildir. Bunlar tutkulu bir arzudan, yapışmaktan, sevinçten ve bağlılıktan gelir. Bu şarkıları söylemeye çalışın ve onları özellikle bu şekilde hissedin.

Bunlar aynen gerçek ilahilerdir. Hz. Davut’un hemen hemen tüm trajik şiirlerinde ondan nefret ve işkence eden herkesten kaçması gerektiği ve Yaradan tarafından terkedildiği için haykırması hakkındadır, tüm bunların hepsi çok yüksek seviyeden yazılmıştır. Bu melodilerin içerisinde bunu hissetmeye çalışmalıyız.

11.09.2013 Tarihli Günlük Kabala Dersinin Hazırlık bölümünden

İhsan Etmenin Kölesi Haline Gelmeyi Hayal Ediyorum

Şöyle denir: ‘‘İhsan etme Kabı ağzına kadar dolmalıdır.’’ Işığın üzerimde çalışması için, Işık’tan bunu talep etmeliyim böylece Işık, tüm arzularımın dışından düzeltmelidir.

Bunun ne tür bir arzu olduğunu ve kendimin hangi kısmından talep edeceğimi bilmiyorum ancak bu tam bir ölçü olmalıdır. Nasıl gerçekleşeceğini ve gerekli arzuları bulmak için doğru yolda gidiyor olduğumu bilmiyorum. Sürekli kendimi mümkün olduğunca ihsan etme aksiyonuna, düşüncelerine ve arzularına vermek için ve Yaradan’ın benim için organize etmiş olduğu doğru haykırışa gelmek için grubun içine dâhil olmaya çalışmalıyım.

Doğru dua zaten Işığın etkisinin bir sonucudur. Her şeyden öte hazırlıktan başka yaptığımız bir şey yok. Dua’nın kendisi birçok adım ve hazırlığın, duadan önce duanın sonucudur.

Işık karanlığın içerisinde çaresizlik ve güçsüzlük koşulunda küçük ışımalarla bizi ta ki kişi tüm aklını ve kalbini dolduracak ve kendisi üzerinde hüküm sürecek olan ihsan etmenin kölesi olmaktan başka yapacak hiçbir şeyin olmadığına hazır hale gelene kadar aşama aşama etkiler.

16.09.2013 Tarihli Günlük Kabala Dersinin Hazırlık Bölümünden

Bir Seviyeden Bir Sonrakine

Bizler  artık anladık ki, yeni manevi bir seviyeyi yalnızca aramızdaki bağ ve birlik ile keşfedebiliriz; ve şimdi bir seviyeden bir sonraki seviyeye nasıl hareket edeceğimizi şimdi anlamaya başlıyoruz. İlk defa bizler yolumuzu, onun unsurlarını ve içinde dahil olan hareketleri anlama idrakına geldik: ilk defasında sağ ayak ile sonra sol ayak ile adım atmak ve beden ise bunun ortasında. Nitekim bizler orta çizgi ile ilerleme sağlarız:  sağ ayak, sol ayak ve ileriye doğru başka bir adım, sağ ayak ilk önce ve yalnızca ondan sonra sol ayak kendi tarafımızdan yapılır.

Bizler her zaman sağ çizgiden başlarız nitekim ihsan etme, sevgi, bağın koşulsuz inanca doğru olan yol ile ilerleme sağlarız. Fakat sol çizgi ise, Işığın bize bunu nasıl ifşa ettiğine göre ifşa olur. Yani her seviyede şöyle der: ”Ben kötü eğilimi yarattım ve ben Tora’yı da lezzet versin diye yarattım”, ki kötü eğilimi ıslah etsin. Bu kötü eğilimin üzerindeki Işığın etkisi sistemine dayanır. Işık yardımı sayesinde düzeltilir, ıslah olur ki, sizler ilerleme sağlayasınız.

İçinde bulunduğumuz sistem budur. Sağ taraf ihsan etme, sevgi, bağ ve birlik (∑), bu Hesed (merhamet) tarafından gelen her şey demektir. Ben ortada iken, sol çizgi alma arzusu, bilmek, alma kuvveti yani ego anlamına gelir. Ben kendimi neye veririm? Ben kendimi kalp içindeki noktaya veririm ve böylece ben Yaradan‘ı amaçlar ve O’na ulaşmayı arzu ederim.

Soru şudur: nasıl ilerleme sağlarım? Benim ilk hareketim sağ çizgi ile başlamak olur yani ihsan etme arzusu, sevgi, birlik ve azami şekilde Yaradan ile bir olmak.

Alttaki grafiği büyütmek için lütfen üzerine tıklayınız.

Bizim birliğimiz ego üzerinde yer alır ve tabii ki, onsuz manevi çalışma içinde idare edemeyiz. İlerleme sağladığımız zaman içinde o bizimle bağ içinde olup, ilk ve en eski seviyedir.

Ortaya çıkan şudur ki ego (1) kalptir ve içinde kalp noktası vardır; bunun içinde bağ ve birliği gaye edinirim. Bunu yaptığım an, o zaman ben belli bir aydınlanmayı (3) bağımızda ve birliğimizde (2) almaya başlarım. Herhalde bizler birlik hissiyatı içinde henüz Yaradan’ı hissetmeyiz, fakat aslında bu zaten O’nun hissiyatıdır.

Bu niteliği edinmemiz durumunda ego bununla tekrar bağ kurar (1b). Tekrardan biz onu birliğe (2b) yönlendiririz ve nihayet bir sonraki, öncekinden çok daha yüksek olan seviyeye erişiriz. İşte bu şekilde ilerleme sağlarız.

21.7.2013 tarihli Kabala dersinin 2. bölümünden, Şamati 59 : ”Çubuk ve Yılan hakkında” 

Neden Bu Sıkıntıya İhtiyacın Var?

Baal HaSulam, ‘‘ Barış’’ adlı makaleden: Melekler, Yaradan’a sordu: ‘‘Adam nedir ki sen onu gözetiyorsun? Ve adamın oğlunu ziyaret ediyorsun? Bu sıkıntıya niye giriyorsun?’’…

İyi şeylerle dolu bir kuleye sahip olan ancak hiç misafiri olmayan bir kral hakkında bir kinaye vardır. Kule dolusu nasıl bir hazza sahiptir kral?

‘‘Melekler’’ doğanın özüdürler, yer çekimi kuvveti, elektrostatik kuvvet, manyetik alan kuvveti vb. gibi. Ve meleklerin sorusu çok açık, ‘‘Eğer tüm realite Senin kudretin ise, şöyle ki arzunun maddesinin önündeki, Senin görünümlerin ise öyleyse o zaman konumdan konuma hareket eden, her şeyi Yaptırdığın bu arzu maddesinin bundan çıkarı nedir?

Yaradan cevap verir, ‘‘Ben bir insan yaratmak istiyorum – elementlerin kaynaşması gibi, temellerin bir kombinasyonu gibi öyle ki bu kurmuş oldukları bağda doğrudan Benim sonucum olmayan yeni bir şeyler üretilsin.’’

İnsan derecesi (Adem) meleklerin üstündedir – doğa kanunlarının üstünde yani tamamıyla özgür seçiminde. İnsanoğlu bunların üzerinde durur; onun özgür seçimi kullanma kapasitesi vardır. ‘‘Melekler’’ onun yaratılışını anlamazlar çünkü onlar sadece Yaradan’ın yaratılışta hareket ettirdiği güçlerdir. Ve yine bunun içinde, O’nun türevi, değişmez kanunların emrinde, özel bir özgür seçim noktası ifşa olur.

Yaradan’dan kaynaklanır ve yaratılan varlığa gelir. Bu demektir ki, bunun içerisinde O, otonom, bağımsız bir şeyler yaratır – her şeyden önce O’ndan bağımsız…

Öyleyse nasıl? Bir arzu O’ndan ayrık, bağımsız, O’na zıt olabilir mi ve güç olarak eşit, Yaradan’a karşı koyabilir mi? Her şeyden sonra bu, çatışmaya, felakete, ‘‘hastalığa’’ öncülük edecek. ‘‘Melekler, İyi Ve İyilik Yapan Yaradan’ın buna nasıl izin verebildiğini anlamazlar.

Ve Yaradan onlara cevap verdi öyle ki O’nun gerçekten iyi şeylerle dolu bir kulesi vardı ve sadece insanlık buna davetliydi.

Diğer bir ifade ile sadece sıkıntılardan ve problemlerden geçen insanlar ki bu sorunlar onları düşünmek için cesaretlendirecek ve Yaradan’ın onlar için hazırlamış olduğu bağımsız bir arzuyu elde edebileceklerdir.

19.07.2013 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 3. Bölümünden, Baal HaSulam’ın Yazılarından

Bağ Seviyeleri

Baal HaSulam, Makale ”Bilgenin meyvası”: Zohar kitabında bunu kayıkta bulunan iki kişiden birinin kendi altında bir delik açması ile karşılaştırır. Arkadaşını azarlayarak der ki, ”Niçin delik açıyorsun?” ve ahmak onu şöyle cevaplandırır, ”Seni ilgilendirmeyen bir şey, ben kendi altımda açıyorum senin altında değil.” Gerçekten bir insan her şeyi mahvedebilir. 

Fiziksel dünyada, böyle bir durumda hepimiz batarız, peki ya maneviyatta ne olur?

İşte bu çoğunluğun duasının sırrıdır; kollektif olandan ayrılmak birey için yasaktır. Yalnızca kendiniz için talepte bulunmak, Yaradan’a memnuniyet vermek için olsa bile yasaktır. Aksine, bütünsel kollektif için talepte bulunulmalıdır.

Öncelikle diğerlerinin sevgisine ulaşmak gerekir. Bu seviyeden sonra ise, birey Yaradan sevgisine erişir. Burada demek istenen şey, öncelikle bizler birlikte bağ kurmalıyız ve yalnızca ondan sonra bir sonraki seviyeye gidebiliriz. Şayet bunun özü kurulmuş olan bağdan gelmez ise, herhangi bir manevi hareketin olması da mümkün değildir.

Maneviyat kendi başına var olmaz. Aksine bizler bunu Kelim (kaplarımız), kaplar ile oluştururuz. Bizler manevi dünyanın arka planında beyaz Işık olan bir resmi oluştururuz. Tabii ki, bizlere bize gelenin resmini çizmemize izin verilmez. Bizler Işığın zaten içinde potansiyel şekilde var olan resim ile sınırlı kalırız.

Bizler derece derece kendimizi inşa ettiğimiz 125 seviye ile yaklaştırıp, Işığa adapte etmeliyiz. Kelim içerisinde seviyeleri inşa edenler özellikle bizizdir. Bu nedenle bağ olmadan inşa edeceğimiz bir şey yoktur. Bu amaca doğru yönlendirilmemiş bir kişi, manevi bir harekete doğru yönlendirilmez. Diğer başka her hareket bizleri ”diğer yola”, ”beyto’(zamanında) yoluna, ızdırap yoluna getirir. Buradaki uzun ve zor yolda olmak ise, bağ ihtiyacının farkına varmamızı idrak etmemizi sağlayarak, bizleri yeniden geriye getirir.

5.7.2013 tarihli Kabala dersinin birinci bölümünden, Rabaş’ın yazıları  

Toplam 56 sayfa, 30. sayfa gösteriliyor.« İlk...1020...2829303132...4050...Son »