Category Archives: Maneviyat

Umutların Olmadığı Bir Dünya

Yorum: Kabala, arzunun yapısının tüm kısımlarını açıklar ve siz onun nasıl çalıştığını görürsünüz.

İnsanlar neden birçok şeyi yeniden gözden geçirmeleri ve hayatlarını yeniden inşa etmeleri gerektiğini anlayamıyor ve kabul edemiyor?  Bir tür soyut yığınların olduğu büyük bir dünyada yaşamak, ufkun ötesinde umutların olması onlar için daha hoş. Bu bir yetişkin olabilir, hatta hayatını yaşamış ama yine de çocuk gibi düşünen yaşlı bir insan da olabilir.

Cevabım: Bugün umutlar yok, hala umutlarla yaşayan insanlar görmüyorum çünkü dünya onları tüm umutlardan mahrum bırakıyor. Her şey o kadar beklenmedik bir hızla değişiyor ki, her şey kapanıp açılıyor, böylece kişi hiçbir şey planlayamıyor ve bu nedenle tabiri caizse duruma göre yaşıyor. Ayrıca yeni nesil çok özel, dünyaya yönelik tamamen farklı bakış ve yaklaşımlara sahipler.

Soru: Bu ani kavrayış, yeni bir anlayışa geçiş neye bağlıdır?

Cevap: Bu, değişime duyulan ihtiyacın farkındalığına, kötülüğün farkındalığına bağlıdır, mevcut koşul içinde artık daha fazla böyle yaşamayacağım zamandır.

Nihayetinde insan bizim topluluğumuza gelir, çünkü dünyanın amacına ulaşmadan onun içinde olmanın bir gerekçesi olmadığına, var olmanın da bir anlamı olmadığına inanır: “Anlamalıyım, fark etmeliyim, neden yaşadığımı, her şeyin neden var olduğunu; her bir eylemimin ve her günümün ne anlama geldiğini anlamalıyım. Öylece yaşayamam, anlama, amaca, tatmine ihtiyacım var, yoksa hareket için enerjim yok.”

Yaradan’ın Planlarında Savaşlar Yoktur

Kötü egoizmin şu anda dünyaya, doğanın bütününe verdiği savaş şeklindeki korkunç darbeyi hafifletebilir miyiz? Her şeyden önce, dört seviyeden oluşan alma arzusundan bahsettiğimiz basit gerçeği hatırlamalıyız.

Cansız, bitkisel, canlı ve insan olmak üzere alma arzusunun dört derecesinde hissedilen şey, bize dünyada var gibi görünen şeydir. Sonuçta, tüm dünyamız alma arzumuzdur.

Bu nedenle, egoist arzuyu bulmak ve düzeltmek için mümkün olan her şeyi yapmalıyız. Dünyada sakinleştirilmesi, dengelenmesi, nereden ve neden geldiği ve amacının ne olduğunun bilincine getirilmesi gereken egoizmimiz dışında hiçbir şey yoktur.

Dünyanın durumunun, aramızdaki bağ ölçüsünün bir türevi olduğunu görmeliyiz. Daha fazla bağ kurarsak dünya için iyi, bağ kuramazsak dünya için kötü olur. Bu temelde, bizler kötü veya erdemli kabul ediliriz. Yaradan’a memnuniyet veririz veya Tanrı korusun, O’na üzüntü veririz.

Yaradan savaş istemez, O iyidir ve iyilik yapar, bu nedenle O’nun planlarında savaşlar yoktur. Aksine, O’nun planları bizi kötülüğün farkındalığına ve iyiliğin eylemlerine getirmektir, böylece O’nun gibi olacağız.

Bu nedenle Yaradan’dan gelen olumsuz hiçbir şey yoktur, hiçbir kötü tutum yoktur. Islahlara katılmazsak ve bununla başımıza bela açarsak, bu zaten bizim hatamızdır. Bunun için Yaradan’ı suçlamamalıyız; O’ndan aldığımız şeyi ıslah  etmememiz kendi hatamızdır.

Sistem aracılığıyla, her şeyi Yaradan’dan öyle bir şekilde alırız ki onu kabul edebilir, anlayabilir, tepki verebilir ve düzeltebiliriz. Yapabiliriz ama istemiyoruz! Bu nedenle, bize bir ceza gibi görünen bir düşüş alırız.

Aslında bu bizi bir derece aşağı çeken bir ıslahtır. Sonuçta dördüncü sınıftaysam ve dördüncü sınıf öğrencisinin yapması gerekeni yapamazsam, üçüncü sınıfa geri gönderilirim. Üçüncü sınıfta çalışmayı yaptığımda, tekrar dördüncü sınıfa, sonra beşinci, altıncı vb. giderim. Yani her şey sisteme göre olur.

Ruhların Arasındaki Bağ Sisteminin İçinde

Bir insanın hayatında, ona hayatın kendisinde her şeyi belirleyen belirli bir program olduğunu ve onun üzerinde hiçbir kontrolünün olmadığını söylediği bazı durumlar vardır.

Her birimiz, böyle algılanan olayları hatırlayabiliriz. Bazen ne olacağını önceden bilebiliriz ve aniden önümüze daha büyük bir vizyon açılır. Bu doğaldır. Hepimiz biraz bir nevi Wolf Messing’e benziyoruz.

Soru şudur: Bu bizi nereye götürür? Kural olarak, bu hiçbir yere götürmez. Kişi basitçe yaşamaya devam eder; ona sadece geleceğin küçük bir parçası gösterilmiştir ve kişi onunla ne yapacağını bilmez.

Esas olarak bu, kişi için temelde hiçbir şeyi çözmez. Bu sadece geleceğin bir parçasıdır, maddeselliğimizin genel sisteminde açığa çıkar, ancak bir şekilde sıkı sıkıya birbirimizle bağlı olduğumuz manevi ilişkiler bizden gizlenir.

Bizler, kesinlikle sabit ve sürekli bir şekilde işleyen bir bağ ağı içindeyiz. Hiçbirimiz onun içinde herhangi bir şey yapma özgürlüğüne kesinlikle sahip değiliz. Bu ağda herkes, bu dünyada ya da o dünyada vb. algılanan her türlü kendi duyumlarından geçer. Ama yine de, bizler her zaman ruhların, “ben”lerimizin birbirine bağlı olduğu aynı sistem içindeyiz.

Bu sistem biraz açılırsa, iki katman arasındaki, olması gereken katman ile her birimizin bugün bulunduğu seviye arasındaki ilişkiyi görebiliriz. Kişi önceden hiçbir şey görmediği için, bu tesadüfi bir fenomen gibi gelir.

Elbette hayatımızda tesadüfi hiçbir şey yoktur. Her şey kesinlikle önceden belirlenmiştir.

Ama bu neye yol açtı? Belki de kişi daha farklı ya da daha doğru, daha duyarlı davranmaya ve insanlara karşı daha sıcak davranmaya başlamıştır. Ya da mesleğinde iyilik için bazı değişiklikler yapmıştır. Ancak esasen, özde hiçbir şeyi değiştirmemiştir.

Sonuç olarak, insanlık tarihi boyunca tüm peygamberlik rüyalarının, sezgilerinin, karalamalarının, falcıların kehanetlerinin bizi hiçbir şeye götürmediğini görüyoruz. Onlar her zaman çok sayıda vardı ve bugün de varlar ve gelecekte de olacaklar.

Eğer kişiye evrenin tüm sistemini, birbirimizle olan bağımızı, hayatın gidişatını ve gelecekteki hedefimizi elde etmek için açık bir metodoloji ortaya koyarsak, onaylamak ve en önemlisi kaderimizi kontrol etmek için bu bize ifşa edildiğinde ve bize keşfetme fırsatı verildiğinde, o zaman kişiye gerçekten onu kontrol etmesi için bir tür araç verildiğini söyleyebiliriz.

Aksi takdirde gelecek ifşa olmamalıdır. Bu yüzden Kabalistler bundan asla bahsetmezler. Bunun insanlığa zararlı olduğuna inanırlar.

Bir kural vardır: kör bir adamın önüne engel koymayın. Yani, yalnızca kişinin geleceği doğru bir şekilde anlayabildiği, onun uygulanması üzerinde doğru bir şekilde çalışması için kendisine yaklaştırılabileceği kadarıyla, ancak o zaman bu, kişiye ifşa edilebilir ve onu ıslah etmeye başlar.

İki Durum: Küçüklük ve Büyüklük

Soru: Rabbi Nachman, Zohar Kitabı’nı okurken, onu anlamakla ödüllendirilene kadar çok kez ağladığını yazıyor. Bu “ağlama” durumu nedir?

Cevap: Ağlamak, kişinin Yaradan’a yaklaşmak için daha da büyük bir çaba sarf etmek için, daha fazlasını anlayamadığı ve göremediği için üzüntü duyduğu küçüklük durumunu (Katnut) temsil eder.

Soru: Ayrıca şunları yazıyor: “Onlar (Raşbi’nin öğrencileri) birbirleriyle bağ ve birlik içinde olmalarına rağmen, bu bağ geçiciydi ve ilk sütunun birliği yani tek bağ olarak adlandırıldı. Ve sonra Rabbi Şimon, bu bağın güçlü ve sağlam olması için onları ikili bir bağ ile bağlamak istedi.” Bu iki çeşit bağ nedir?

Cevap: Biz yalnızca onları tek bir sistemde, tek bir onluda, tek bir ruhta birleştirmekten bahseden Tora’yı okuyan insanlar arasındaki bağdan bahsediyoruz.

Gerçek şu ki, yalnızca arzuları ihsan etmeye yönelik bir bağ vardır, küçüklük bağı denilen, bir küçüklük durumu (Katnut). Ve bir büyüklük (Gadlut) durumunu, kişinin ıslah olmuş durumdaki güçlü egoist arzularını içeren bir bağ vardır.

Herkes için Zohar‘da, Baal HaSulam’ın yorumlarıyla şöyle yazılmıştır: Birbirini sevmeyen tüm o dostlar, kendi vakitlerinden önce dünyayı terk ederler (Herkes için Zohar, Ki Tissa 54). Raşbi’nin zamanındaki tüm dostların arasında ruh sevgisi ve maneviyat sevgi vardı. Ruh sevgisi, küçüklük (küçüklük durumu) seviyesindeki sevgi demektir. Ve maneviyat sevgisi, büyüklük (büyüklük durumu) seviyesindeki sevgidir.

Bu nedenle onun neslinde Tora’nın sırları ifşa oldu. Rabbi Şimon, “Birbirlerini sevmeyen tüm dostlar, kendilerini doğru yoldan saptırırlar” derdi, çünkü onlar, alma arzuları da ihsan etme için çalıştığında, kendilerini büyük sevgi durumuna geliştirmemişlerdir.

Ayrıca Tora’da sevgi, kardeşlik ve hakikat olduğu için Tora’ya bir leke koyarlar.

“Mısırlılar” – Maddi Hazlar

Soru: Tora’da Musa’nın bir Mısırlıyı öldürdüğü söylenmekte. Manevi çalışmada bu ne anlama gelir?

Cevap: Musa, kendisini “Mısır” denilen tam bir egoizm koşulu içinde tutan arzuyu öldürür. Musa bu arzusundan kurtularak özgürleşir.

Soru: Öğretmeniniz Rabaş, “Mısırlılar”ın maddi hazlar anlamına geldiğini yazar. Nedir bu hazlar?

Cevap: Kendiniz için yaptığınız ve keyif aldığınız her şey. Bu, var oluşunuzun temelidir. Ancak yavaş yavaş içinizde böyle bir niyet öldürülür çünkü herkes için bir ihsan etme ve sevgi durumu içinde kalmak için, sadece kendi arzularının esiri olma durumu üzerine yükselmeyi düşünür ve çabalarsınız.

Soru: Kendi arzularının esiri olma kötü müdür? Sonuçta bu doğaldır, bizim doğamızdır.

Cevap: Bu doğaldır ama yanlıştır çünkü bizi kendi içimize kapatır ve tüm evreni hissedemeyiz. Eğer hazlar, sadece onları düşüneceğim şekilde beni kendi sınırlarıma kapatmıyorsa, eğer hayatım dünyevi hazların üzerine, manevi hazlar denilen ihsan etme ve sevgi hazlarına yükselmekten oluşuyorsa, başkalarını memnun etmekten haz aldığımda, çalışmam, çabalarım beni yalnızca Yaradan’a yaklaştırır.

Düşüncelerin Islahı

Soru: Düşüncelerimizin ıslahı nedir?

Cevap: Yaradan denen, tek düşünceye, birleşik alana benzer hale gelmektir.

Bu düşünce, bağ kurmak için, sistemin bütünsel yönelimi için çalışmalıdır, böylece dünyamızda, hayatımızda tüm arzular, yaptığımız her şey, tek bir bütün olarak bu tek düşüncedeki düşüncelerimizin bağına yönlendirilir.

Yani her birimiz ve hepimiz ortak alanda birleşmeliyiz. Bununla sonsuzluğa, mükemmelliğe ve mutlak bilgiye ulaşacağız çünkü her şey bu alandan gelir. Bu duruma ulaştıktan sonra başka bir boyuta gireceğiz.

İhsan Etmenin Önemini Anlamak

Soru: Zohar Kitabı’nda şöyle yazıyor: Firavun’un niteliği akıldadır ve mantık ötesi inancın gücü dışında, akılla onun kontrolünden çıkmanın bir yolu yoktur. Nedir bu inancın gücü?

Cevap: O, almanın üzerinde ihsan etmedir. Kişi manevi bir duruma geçmek istiyorsa, ihsan etme onun için almaktan daha önemli olduğu zaman, manevi olan her şeyin ihsan etme niteliği üzerine inşa edildiğini anlamalıdır.

Mantık dahilinde anladığı ve kendine açıklayabildiği her şey onun egoist niteliklerinin içinde bulunmaktadır. Ancak kişi bunların üzerine çıkmak ve ihsan etme niteliğini edinmek ister.

“Manevi Kişi Kimdir?” (Quora)

Manevi edinime sahip bir kişi, sevgi, ihsan etme ve bağın üst realitesini hissetmeye başlayan ve o realitede yaşayan kişidir. Mevcut realitemizde bildiğimiz ve hissettiğimiz her şeyin ötesinde, gerçeklikle bağlantı seviyesine yükselen bir kişidir. Bu hissi açıklayacak hiçbir kelime yoktur ve onunla ilgili olarak “Tadın ve görün ki Yaradan iyidir” diye yazılıdır.

“Maneviyata Veya Manevi Doyuma Ulaşmanın Anlamı Nedir?” (Quora)

Maneviyata ulaşmak, başkalarının yararına işleyen yeni bir niyete ulaşmak anlamına gelir.

Bu tür bir edinim bize, dışımızdaki ve bizden bağımsız olan dünyayı hissetme yeteneği verir. Başka bir deyişle, Yaradan’ı hissetmemizi sağlar. Yaradan, havayı, boşluğu ve etrafımızdaki her şeyi dolduran bir ihsan etme ve sevgi gücüdür.

Manevi edinim yoluyla, bizi doğuran ve kontrol eden pozitif alanı hissetmeye başlarız. Bizler, ihsan etme ve sevginin gücüne karşı, küçük egoistler olarak doğup büyürüz. Doğamız gereği, yalnızca başkalarının ve doğanın pahasına kendimize fayda sağlamak isteriz ve manevi edinime doğru ilerlemeye başladığımızda, ihsan etme ve sevginin gücüne (başkalarının ve doğanın yararını isteme) daha çok benzemek için kendimizi geliştirmeye başlarız.

Manevi edinim aynı zamanda “Yaradan’la yapışmaya ulaşmak” olarak da adlandırılır ve bu şekilde sonsuz ve mükemmel bir yaşama ulaşırız. Maneviyatı edinerek, kendimizi ihsan etme ve sevginin gücüyle eşitler, onun içinde yaşar ve bunu sonsuza kadar sürdürürüz. Bizim bedenlerimiz sadece egoist güçleri algılamak için yapılmıştır ve maneviyatı edindiğimizde, ihsan etme ve sevgi gücüyle eşitlendiğimizde aslında bedenimizin olmadığını keşfederiz.

Yaradan’ın Edinimine Doğru

Yorum: Dostlardan biri kendini kötü hissettiğinde otomatik olarak ona destek olmak isteriz ve “Bunun kimden geldiğini hatırla” deriz. Aynı zamanda, her şeyin aynı kaynaktan geldiğinden o kadar emin olmadığımızı da biliriz çünkü henüz manevi edinim içinde değiliz.

Cevabım: Fark etmez. Çabalarımız öyle olmalıdır ki, içimizde Yaradan’ın edinimine götürecek duygular geliştirelim. Duyu organlarımızı geliştirmeye ihtiyacımız var, o zaman O’nu edineceğiz.

Sorun şu ki Yaradan’ı hissetmek için duyu organlarına sahip değiliz, çünkü bizler ihsan etme modunda değiliz, sadece alma modundayız. İhsan etme moduna geçmemiz gerekiyor ve ancak o zaman, bu ölçüde O’nu hissetmeye başlayacağız.