Category Archives: Maneviyat

İyi Eylemler Nelerdir?

Soru: İyi eylemler nelerdir?

Cevap: İyi eylemler, ortak bir arzu ile diğerleriyle bağ kurmak istediğiniz ve kendiniz aracılığıyla dostlarınızı doldurmak için üst ışığı çekebildiğiniz zamandır; yani Yaradan ve diğerleri arasında iletici bir linksinizdir. Diğerlerini doldurmak, bu iyi bir eylemdir.

Soru: Eylemlerimin iyi olduğunu nasıl bilebilirim? Kabalada “iyi” kategorisi nedir?

Cevap: Bu çok basittir. İlk kural “nefret ettiğiniz şeyi başkalarına yapmayın”. Diğerleriyle nasıl ilişki kurmak istediğinizi düşünün. Nasıl muamele edilmek istersiniz? Siz de öyle muamele edin.

What Are Good Deeds?

 

Yaradan’a ve Gruba Karşı Sorumluluk

Soru: Yaradan’a ve gruba yönelik çalışmalarda herhangi kişisel bir sorumluluk var mıdır?

Cevap: Gruba karşı, onlarla birlikte, tam bağa ve ihsan etme niteliğine ulaşmaya kendimi adarım.

Yaradan’a karşı sorumluluğum, O’nunla bağa ulaşmaktır çünkü O, beni bu amaçla yarattı. Bunu yaparak en rahat, en iyi ve en yüksek koşuluma ulaşırım.

Responsibility To The Creator And The Group

 

Realite Önceden Belirlenmiş Midir?

Soru: Realitenin ne kadarı önceden belirlenmiştir? Özgür irademizin içinde ne var?

Cevap: Kesinlikle her şey bizim özgür irademizin içindedir ve kesinlikle her şey önceden belirlenmiştir. Yani program başlangıçta, en basit, temel bölümden giderek daha karmaşığa doğru verilir. Bu, doğanın temel yasalarından gelir. Bağlantı hızı bize bağlıdır.

Islahın içine girmemeliyiz. Bu bizim işimiz değildir. Mümkün olan her yerde bağ kurmak için çaba sarf etmeliyim, ancak hiçbir koşulda sıraya koymamalı ve bağın derecelerinin nasıl olması gerektiğini önceden belirlememeliyim. Sadece ileri itmeliyim.

Bana ıslah olmuş bir koşul olarak ne gösterilirse memnuniyetle karşılamalıyım.

Is Reality Predetermined?

 

Evrenin Yapısı, Bölüm 5

Malhut’un Bağımsız Olma Arzusu

Soru: Diyelim ki alıyorum, kimden geldiğini hissetmiyorum bile ve bu beni ilgilendirmiyor. Bu, bir hayvana bir şey verdiğinizdeki gibidir ve sizin kim olduğunuzun onun için önemi yoktur.

Fakat ışık, Malhut’u bir şekilde geliştirmeye başlar ki son safhada Malhut, kendisine kimin verdiğini anlamaya başlar ve Yaradan’a benzer olmak ister.

Cevap: Evet, bu öyledir, onun orijinal arzusuna aykırıdır. Bunu yapmak için, daha önceden gerçekleştirdiği eylemleri bırakmak zorundadır.

Bu nedenle, Malhut kendini kısıtlar, almayı durdurur ve dolayısıyla en azından bir şekilde alma arzusuna sahip olmayan Üst güce benzer.

Sonra tamamen farklı dürtüler dayatılarak gelişmeye başlar. Malhut kesinlikle bağımsız olması gerektiğine karar vermiştir, aksi halde var olamaz.

Direkt ışığın dört safhasında olduğu gibi, eğer basit bir şekilde alırsa veya almayı keserse, direkt ışığın talimatlarına tamamen uygun olarak hareket eder. Dolayısıyla direkt ışığın dört safhası olarak adlandırılan budur.

Ne zaman bağımsız olabilir? Sadece ışığı engellemeyi isterse. Bunu nasıl yapabilir? Işığın, kendisini etkilemesine izin verdiğinde, onun tüm eylemleriyle hemfikir olarak.

Kendisini ışığın etkisinden koruyabildiği ve ışığın etkisini önce engelleyip, daha sonra dönüştüreceği şekilde kendisini ortaya koyduğu ölçüde; bu onun bağımsızlığını, Yaradan hakkındaki anlayışını ve O’nun eylemlerini onayladığını gösterecektir.

Yani, bağımsızlık eksikliğimi sınırlandırıp hayvan olmayı bıraktığımda, insan olurum. “İnsan” İbranice’de “Adem” dir ve “Domeh- benzer” (Yaradan’a benzer) kelimesinden gelir. Kendimi bilinçsizce alan bir hayvandan kısıtlayabildiğim ve bilinçli bir alıcı yapabildiğim ölçüde, Adam olarak adlandırılırım.

Bu, mutlak bir kontroldür, ne yaptığımın anlayışına gelmek ve içimde Yaradan’ın niteliklerinin bir tezahürüdür.

The Structure Of The Universe, Part 5

 

Avrupa: Modern Zamanların Babil’i

Bugünün Avrupa’sı, insanlar arasında bölünmenin hüküm sürdüğü antik Babil’de yaşanan ayaklanma dönemini andırıyor.

Tarihte bu dönemi analiz etmek, bugün Eski Kıta’nın neden insanlığın özünü temsil ettiğini ve sosyal dokusunu onarmanın, nasıl dünyanın geri kalanında benzer zorlukları çözmek için önemli bir emsal teşkil ettiğini anlamamıza yardımcı olacaktır.

Yaklaşık 3 bin 800 yıl önce, Fırat’ın kıyıları ile Dicle nehirleri arasında, günümüz Irak yakınlarındaki bir çöl bölgesinde insanlık, Babil’de büyük klanlarla yaşadı ve birbirlerini önemsiyorlardı. Bu ilişki parçalanıncaya kadar birlikte akraba gibi yaşadılar. Egoist arzu, Babilliler içinde artmıştı: her biri, başkalarının pahasına giderek daha fazla kişisel yarar talep etmeye başladı, bu da kavga ve krizlere yol açtı. Aşırı şişmiş ego onları göklere kadar bir kule inşa etmeye zorladı, her biri evreni fethetmek için hissettikleri gururlu hırsın sembolik bir tezahürüydü.

Başlangıçta tek bir dil konuşuluyordu. Onların ideolojik ayrılıkları zaman içinde birçok dilin gelişimine yol açtı ve iletişim kurmayı bıraktılar. Karşılıklı yaşamları parçalara ayrıldı, dostluk ve tek bir kişiye ait olma hissi ortadan kalktı ve her yöne dağıldılar.

Babil’in manevi liderlerinden biri olan İbrahim, derinleşen sosyal anlaşmazlığın doğasını merak etti. Anlaşmazlığın, insanlığın egoizminin doğal ve kaçınılmaz büyümesinden kaynaklandığını keşfetti: başkalarını kendi çıkarları için kullanmaktan elde edilen haz, yıkılan insan ilişkilerinin kaynağıydı. İbrahim, çeşitli kabileler ve klanlar arasında dolaşarak yeni bir toplum inşa etme ihtiyacı hisseden herkese seslendi.

İnsanlığın geçmiş medeniyetlerinin 70 ulusundan temsilciler topladı ve İbranice “Yaşar-El” den  (Yaradan’a doğru)  gelen, “İsrail” adında yeni bir halk oluşturdu. İsrail halkı çok çeşitliydi. Herkes farklı diller konuşurdu ve çok çeşitli görüşlere ve algılara sahipti, ancak, İbrahim’in çadırında bir araya gelerek farklılıklarının üzerine nasıl yükseleceklerini öğrendiler. O zamanlar İsrail halkı arasındaki ortak payda, farklılıkların üstünde birlik fikriydi.

İbrahim’in öğrettiği bağ yöntemi, bizi bir arada tutan tek bir gücün olmasıydı: sevginin gücü. Onun metoduna göre, anlaşmazlıklarımız aynen kalmaktadır ancak bizler, “sevgi tüm günahları örter” ilkesiyle onların üzerinde yükseliriz. O, büyüyen egoizmin üzerinde,  sağlıklı ve olumlu ilişkiler kurmayı öğretti.

Babil’de uzun yıllar boyunca, görünürde sakin bir halde yaşadık, ancak daha sonra yüzeyin altında sessizce kaynayan ego taşmaya başladı. Üstelik onun döküntüleri bizim zamanımıza kadar devam etmektedir. Bizim egoizmimiz, varoluşun her seviyesinde değişiklik yaparak büyümeye devam etmektedir. Ego, kişisel çıkarları keskinleştirir ve küresel çatışmalara neden olur, devasa göç hareketlerini bir kıtadan diğerine iter, açlık ve yoksulluğa neden olur, ekonomileri çökertir, ilişkileri sabote eder, terör ve protestoları uyandırır.

Bugün, Avrupa kıtası, yukarıda belirtilen tüm değişikliklerin bir kapsamasıdır. Babil krallığı, bugünün Avrupa’sında gelişti. Zengin tarihine, eğitimine, kültürüne ve ileri bilim ve tıbbına rağmen, Avrupalılar, eski günlerin Babillileri gibi kendi içlerinde kalmışlardır – tecrit edilmiş ve yabancılaşmış bir halk. Tek kelimeyle: egoistler.

Mükemmel olduğu iddia edilebilecek bir kıta ya da ülke yoktur ancak bizler, Avrupa’ya odaklanmaktayız çünkü o insanlığın özünü temsil etmektedir:  38 ülkeye ayrılmış Avrupa’nın çağdaş medeniyeti,  her millet kendi dili, kendine özgü tarzı, kendi bencil karakterine rağmen zayıf bir birlik görünüşü sağlamak için çabalamaktadır.

Bugünün Avrupa’sı, yeni bir dünya düzenini fetheden, yöneten ve dayatan ülkelerin Avrupa’sı değildir. Gittikçe daha fazla Avrupalı, Avrupa’nın belirsiz geleceği hakkındaki sorulardan rahatsızdır. Yabancı kültürlerden, on binlerce göçmeni düzgün bir şekilde özümseyememe ve siyasi liderliğe nüfuz eden aşırılıklar, önümüzdeki yıllarda pek de iyiye işaret etmemektedir. Her şey ellerinde parçalanıyor ve daha da kötüye gidiyor,  hiç kimse gerçek bir çözüm sunmuyor. Ufukta, yeni nesil için parlak bir gelecek sağlayacak bir plan yok.

İnsanlık tarihinin eklenerek artan ümitsizliği yüzünden, aynı gemide birlikte olduğumuzu henüz anlamadık. Ya bir olarak yelken açarız ya da birlikte batarız. Suyun üstünde kalmak ve başarılı olmak için, İbrahim’in bağ kurma yöntemine, sessizce nesilden nesile geçtikten sonra büyüyen ve gelişen ve yalnızca insanlığın onu anlamak için olgunlaştığı zaman ifşa edilmek üzere, kitlelerden gizlenmiş olan Kabala bilgeliğine sahibiz. O zaman geldi, egoizmin zirveye ulaştığı ve onu dengelemek için bir yöntemin herkes tarafından erişilebilir olması gerektiği zaman geldi.

Bulgaristan’da Kasım ayının ortalarında gerçekleşmesi planlanan Dünya Kabala Kongresi, İsrailliler ve onlarca diğer ülkelerin temsilcileriyle birlikte, kıtanın her yerinden yüzlerce Avrupalıyı bir araya getirecek.  Farklı dilleri ve lehçeleri konuşanlar, hayatın her kesiminden, farklı yaşlardan ve çeşitli dünya görüşlerinden erkekler ve kadınlar olacak. Birlikte, farklılıkların üzerinde birliğe doğru,  Avrupalılar arasında ve Avrupa- İsrail ve dünyanın diğer bölgeleri arasındaki bağa doğru – binlerce yıllık ayrılıktan sonra eski uygarlığın yeniden birleşmesine doğru küçük ama önemli bir adım atmak üzereyiz

Amacımız, aramızdaki bağın gücü sayesinde, sıcaklığı yayan ve dünyaya destek veren, bir tek sevgiye dayanan yeni bir kule inşa etmektir. Bu sıcak bağ, yıllar içinde çözülmüş olan bağları yeniden oluşturacaktır. Birleşmiş bir Babil olmaya geri dönelim, ama bu sefer karışıklık olmadan: sadece tek uyumlu bir sesle şarkı söylemek için,  ortak bir arzuyla.

Kongre sona erdikten uzun süre sonra kurduğumuz bağın yararını ve olumlu hissini algılayacağız. Her katılımcı ve grup eve döndükten sonra, görünüşte fiziksel olarak bir kez daha bağ kesilse de hala bir aileye ait olma hissine sahip olacağız. Bizden yayılacak sıcaklık, bize sadece kişisel güvence ve yaşamın müreffeh bir perspektifini sunmakla kalmayacak, ayrıca tüm sorunlara bir çözüm olarak ve daha iyi bir dünyaya giden bir yol olarak farklılıkların üzerinde birliği ön planda tutan bir toplumun olumlu bir örneğini sunacaktır.

Bizler,  birleşebilen ve bağın önemini tüm olası yollarla yaygınlaştırabilen bu nesildeki ilk öncüler gibi hissedeceğiz. Bağımızın gücü, her Avrupalının kalbine dokunacak, kaybedilen umudu geri getirecek, herkesi bir parçamız olmaya: herkesi kucaklayan sıcak aileye katılmaya davet edecek.

Europe: The Babylon of Modern Times

 

Cennet ve Cehennem İçsel Koşullardır

Soru: Gelişimi boyunca ruh çeşitli dönüşümlere uğrar. Dini açıdan cennet ve cehennem ruhun gelişiminin belli bir aşamasıdır. Kabalistik açıdan ne anlama geldiğini bilmek istiyorum.

Cevap: Dinlerin söylediği bu değildir.

Cennet, başkalarına ihsan etmenin hazzıdır. Cehennem, kelimenin tam anlamıyla utançla yandığım koşuldur.

Cehennem utanç hissidir. Cennet sevgiden memnuniyettir. Fakat bunların hepsi manevi seviyededir. Başka bir şey yoktur.

Soru: Ne utanca neden olur?

Cevap: Yaradan’a ne kadar zıt olduğunuzu gördüğünüzde/anladığınızda utanç ortaya çıkar.

Kabala Bilgeliğinin Önsözünde, Kli’nin (kabın), Yaradan’a zıtlığını keşfedip utanç hissettiğinden kendi üzerinde kısıtlama yaptığı için, ilk kısıtlamanın (Tzimtzum Aleph) gerçekleştiğini öğrenmekteyiz.

Heaven And Hell Are Internal States

 

Sevgi, Başkalarının Arzularının Yerine Getirilmesidir

Soru: Kabalistler neden sürekli olarak “sevgi” kelimesini kullanıyorlar?

Cevap: Bizim özümüz ve tüm doğanın özü arzudur. Sevgi, karşılıklı memnuniyettir, sizin arzularınızı karşıladığımda ve sizde benimkileri karşıladığınızda ve yalnızca bu durum sayesinde artılarımız ve eksilerimiz birbirine bağlanır ve tek bir manevi bedene, tek bir arzuya dönüşürüz.

Soru: “Sevgi” yerine, “çekim gücü” dersem, bu doğru mudur?

Cevap: “Çekimin, birliğin veya bağın gücü” deyin.

Yorum: Sonuç olarak, “kişinin komşusuna sevgisi” ve “komşunu kendin gibi sev” cümleleri çok fazla kullanılmıştır ve bu bizim kafamızı çok karıştırmaktadır.

Yorumum: Anlıyorum. Hatırlıyorum, ben de bu konuda bocaladım. Şimdi bazı dünyevi çekiciliği, sevginin eş anlamlısı olarak düşünemiyorum. Sonuçta, bunlar hayvansal içgüdüdür.

Soru: Kabala bilimi, insanlar arasında doğru bağı kurmaktan oluşmaktadır. Bu sayede, Baal HaSulam’ın yazdığı gibi, daha önce içinde bulunduğumuz durumlardan enerji çağırırız. Enerji bizi etkilemeye başlar ve moleküllerin bir araya gelişiyle aynı şekilde, bizi bir araya getirir. Ancak onların yakınlaşması bilinçsizdi ve biz her şeyi bilinçli bir şekilde yapmalıyız.

Soru: Bu, diğer insanları daha yakına çekme eylemi nedir? Ne yapmalıyız?

Cevap: Diğer insanların arzularını algılamalı ve onları doldurmaya çalışmalıyız ve onlar da sizin arzularınızla aynı şeyi yapmalılar.

Belki de, her ne kadar çok zor olsa da, başkalarının arzularını bir şekilde hissedebileceğiz. Bunu nasıl yapacağımız hakkında hiçbir fikrimiz yok. Eğer onları doldurmak istersek, egoizmimizin buna ne kadar karşı koyduğunu hissetmeye başlayacağız. O zaman kendimizle savaşmalı, kendimizi başkalarından aşağı koymalıyız ve bu zaten manevi bir eylemdir.

Soru: Kendi arzularımı bile dolduramazken başkalarının arzularını nasıl yerine getireceğim?

Cevap: Zorunda değilsiniz. Arzularınızı rahat bırakın ve diğerlerininkini doldurun. O zaman sadece bu şekilde kendinizi doldurabileceğinizi göreceksiniz.

Soru: Fakat çok fazla arzuları var,  gün boyu sadece onları doldurmakla meşgul olmaz mıyım?

Cevap: Bu bütün gün kendinizi doldurmakla meşgul olacağınız anlamına gelir. Sadece başkaları aracılığıyla kendinizi doldurabilirsiniz. İşte bu nedenle insanlık giderek daha fazla harap oluyor.

Yorum: Evet, ama öyle hissetmiyorum. Onları doldurmaktan hoşlanmıyorum. Sadece birini seviyorsam, o zaman evet.

Benim Yorumum: Bu nedenle, onlara karşı sevgiye sahip olmayı talep etmelisiniz. Bu zaten egoizminizin üstündedir.

Love Is The Fulfillment Of Others’ Desires

 

Evrenin Yapısı, Bölüm 4

Kısıtlama – Malhut’un, Işığı Almayı Reddedişi

Soru: Dünyanın gelişimi ilk safhada durmuş olsaydı, almak için bağımsız bir arzusu olmayan hayvanlar gibi mi olurduk?

Cevap: Evet.

Soru: Eğer her şey dördüncü safhada durmuş ve daha fazla gelişmemiş olsaydı, o zaman bu arzu bağımsız olmasına rağmen yine de onu kontrol edemez miydik?

Cevap: O hala bağımsız bir arzu değildir çünkü kendi başına hazdan kopsa ve hazza yönelse de, Keter’in belirlediği hazza yönelmiş durumdadır. Doğasına göre doldurulmak ister. Bu arzu, Keter’in isteğiyle aynı şeyi istediğini anlar.

Malhut, Keter’den aldığını ve ondan almak istediği şeyi seçtiğini hisseder. Bu kesin olarak kendisi Keter’den almak istediği içindir,  böylece içsel olarak gelişmeye devam eder ve özgür olmadığının, bu hazlar ve arzular tarafından kontrol edildiğinin anlayışına gelir. Bunun anlamı, artı ve eksi onu tamamen kontrol etmektedir.

Böylece Malhut’ta özgürlük niteliği ortaya çıkar. Dolumun eksikliğine veya doldurulma arzusuna boyun eğmek istemez. Bağımsız hissetmek ister çünkü bu özelliğin Keter’de bulunduğunu hisseder; Keter ilk olandır, ondan önce hiçbir şey mevcut değildir.

Şimdi, Malhut’ta birkaç koşul daha gelişir: Eksik bir yaratılış olduğunu hisseder; Keter’e, Yaradan’ına, benzer olmak ister.

Yaradan’ın tamamen özgür olduğunu, ihsan etme ve almanın üstünde olduğunu hisseder. Ama o,  ya tamamlanma eksikliği ya da tamamlanmış olmayla kontrol edilmektedir. Yani, özgür iradeye, bağımsız “Ben” e sahip değildir ve hem olumlu hem de olumsuz etkiler onu tamamen kontrol etmektedir.

Özgür olmadığını, tamamen kontrol edildiğini hissetmeye başlar. Biz bu hissi, hazza veya onun eksikliğine bağımlı olan; kişinin kendi doğasının kötülüğünün ifşası olarak adlandırırız.

Bu his, Malhut’ta özgür iradesi olmadığı ve prensipte tamamen kontrol edildiği gerçeğinden dolayı, utanma hissine neden olur. Bu, bağımsız bir eyleme ihtiyaç duyulmasına neden olan, tamamen başkasının kontrolü altında olma hissidir. Bu onu o kadar çok durduracak ki, Işık ile her türlü teması kesecektir.

Bu koşula Tzimtzum (kısıtlama) denir. Yaratılanın, tamamen kontrol edildiği ve kendine ait hiçbir şeye, bağımsız bir şeye sahip olmadığı hissi; onu eylemlerini, arzusunu kısıtlamaya zorlar. Tamamen durmak/son vermek ister.

Yaratılan, tamamen kontrol altına alındığında, kendi içinde yok etmek için, önceki koşulu ortadan kaldırmaya hazırdır. Bu nedenle, bu duruma kısıtlama denir. Başka bir deyişle, Malhut özgürce hareket etme imkanı olmadığını hissettiğinde, kontrolü hissetmekten kaçınmak için her şeyi yapmaya hazırdır.

Soru: Malhut’un hissettiği utanç, tamamen kontrol edilmekten mi yoksa onu yaratan Üst güce zıt olmaktan mı gelir?

Cevap: Hemen hemen aynı şeydir.

The Structure Of The Universe, Part 4

 

İyi Gelişmenin İşareti

Soru: Üç yıl önce, Kabala çalışmaya başladım ve her şeyi anladığımı düşündüm. Hem “Kabala Bilgeliğinin Önsözü” (Ptiha) hem de TES gerçekten anlaşılır ve netti.

Şimdi üç yıl sonra, sadece daha önce neyin net olduğunu anlamadığımı hissetmeye başlıyorum, aynı zamanda, Ptiha, TES ve gruptaki çalışma benim içimde biraz nefret uyandırdı. Bu normal bir işaret mi?

Cevap: Bu iyi bir gelişmenin işaretidir. Bu dönemi zorla ve ısrarla geçirmelisin, sonra hem zihnini hem de duygularını, her şeyi anlamaya başlayacaksın.

Soru: Yani, bu rahatsızlıklar aslında yardımcı mı oluyor?

Cevap: Evet. Fakat bu oldukça uzun bir süre devam edebilir, belki de birkaç yıl. Önemli olan bırakmamaktır/ayrılmamaktır ve bunun nasıl ödüllendirileceğini göreceksin.

A Sign Of Good Advancement

 

Geleceği Belirleme

Soru: Bir yandan her zaman gelecekte yaşadığımızı söylüyorsunuz,  öte yandan gelecek olmadığını. Bunu açıklayabilir misiniz lütfen?

Cevap: Gerçek şu ki, her zaman kendimi geçercesine kendimden yarım adım önde giderim. Aksi halde, şu anki durumumda var olamam. Buna sanki gelecekte yaşıyorum deniyor. Ama gerçekten bir gelecek yoktur çünkü onu ben belirlerim. Bir yandan onu beklerim ancak diğer taraftan onu önceden belirlerim.

Kabala bilimi çok basit bir şekilde şöyle der: geleceğin kendisinin size geldiğini düşünüyorsanız, o zaman hayvansal düzeyde var olursunuz. Doğanın cansız, bitkisel ve hayvansal seviyeleri – sizi kontrol eden şey budur.

Geleceğinizi kendiniz belirlemek istiyorsanız,  o zaman lütfen onu kendiniz tanımlayın ancak bunun için geleceğin yalnızca insanlar arasındaki birlik derecesine bağlı olduğunu anladığınız, uygun kontrol seviyesine yükselmelisiniz.

Birliğimiz ne kadar güçlüyse gelecek o kadar iyidir, bizler zamanı hızlandırırız ve olaylar daha koordineli hale gelir. Ne kadar çok insan kendi aralarında daha büyük bir ayrılık yaşıyorsa,  gelecek ve elbette her şey de o kadar kötüdür.

Dolayısıyla birliğimize veya ayrılığımıza karşı olan etkileşimlerimizle geleceği biz kendimiz belirleriz.

Determine The Future