Category Archives: Karşılıklı Sorumluluk

Takımın Tekyürek olarak Birleşmesi

Soru: Çocuklar bizlerin ve dünyanın gelecekleridir. Oyunlar oynayarak birlik olma üzerine çalışıyorlar. Bazen bu birlik olma oyunlarından sıkılıyorlar ve “Artık yeter! Sonunda birinin kazanmasını istiyoruz” dedikleri oluyor. Böyle bir durumda ne yapmamız gerekiyor.

Yanıt: Grubun içinde kazanmak isteyen bir kişinin olması bir problemdir. Bu oyunun doğru bir şekilde yönetilmediği anlamına gelir. Tabi ki, hem yetişkinler hem çocuklar her zaman kazanmak isterler. Bu bir dereceye kadar hepimizin içinde olan psikolojik bir dürtüdür. Ancak  eğitim zaten bir çocuğa yalnız başına kazanmanın imkansız olduğunu sadece birlik olarak kazanılabilineceğini yavaş yavaş düşünmeyi öğretmek demektir. Sonrasında alışkanlık ikinci doğası haline gelir.

Bu psikolojik bir durumdur. Dünyada bulunan birçok grup bu şekilde eğitilmişlerdir. Örnek olarak dalgıçlar, atletler ve bunun gibi. Psikolojik bir eğitim. Kişi bunu anldığı zaman, birşeyi başarsa bile bunu gruba borçlu olduğunu anlar. Bu yüzden, bu mutlaka öğrenilmesi gereken birşeydir. Bunu çocuklara öğretebiliriz bu sayede düşünmeye, hissetmeye ve bu şekilde davranmaya başlayacaklardır.

Batmakta olan bir denizaltıyla ilgili çok trajik bir hikaye vardır. Mürettebatın yarısının kendilerini kurtarma şansları varken diğer yarısının yoktu. Kurtulma şansı olan ekip denizaltıyı terketmeyi reddettiler ve sonunda hepberaber orada yaşamlarını sonlandırdılar. O kadar kendilerini birbirlerine bağlı hissettiler ki arkadaşlarını arkalarında bırakamadılar.

Bu örnek bize birlik için hazırlıklı olmanın ne kadar önemli olduğunu gösterir. “Ben”in olmadığı “Biz” duygusunun kişinin içinde gelişmesi için.

Almanya’daki Avrupa Kongresinden 22 Mart 2013, Ders 2

Karşılıklı Sorumluluk, Manevi Doğumumuz İçin Önkoşuldur

Birisine herkesin ona bir düzen içinde ihtiyacı olan ne varsa sunmasından dolayı karşılıklı sorumluluğa teşekkür edin. Böylelikle o da diğerlerini düşünebilir. Bu onun egosunun üzerine yükselebilmesi için gerekli olan tek koşuldur.

Başka bir güç yok. Ego bizi domine eden tek güçtür ve egoyu sadece grup içinde etkisizleştirebiliriz.

Eğer grup etkisizleştirmezse ve egomu iptal etmezse bunu kendi başıma yapamayacağım kesindir. Onun içinde sonsuza dek gömülü olacağım ve varoluş için doğamayacağım demektir. Karşılıklı sorumluluk, benim için hayatın kanunudur; manevi doğumum için önkoşuldur.

İhtiyacım olan her şeyin tüm korunma ve önleminin güven hissini gruptan almadıkça kendi üzerime yükselemeyeceğim. Esasen bu, bendeki bu hisse yönelik doğumu veren ve bir daha da bana bağlı olmayacak olan karşılıklı sorumluluktur. Eğer dostlarımın karşılıklı sorumluluğu beni etkilerse onlar hakkında hiçbir biçimde düşünmeyi bırakmayacağım. Bu iş böyle işler.

Bu annesinin kucağındayken hiç endişesi olmayan bebeğin durumuna benzer. Bebek, içgüdüsel olarak güvendedir ve ihtiyacı olan ne varsa karşılanacağını hisseder. İşte ben de grubun kucağındayken tüm sorunlarımın, düşüncelerimin, endişelerimin ve sorularımın geçtiğini hisseden bir bebek gibi olmalıyım.

Bana bağlı olan hiçbir şey yoktur; sanki havada süzülüyormuşum gibi. İşte bu hareketin ardından diğerlerini düşünmeye başlayabilirim.

Üzerimizde işleyen güçlerden, değişmez yasalardan bahsediyoruz. Bu benim bir fantezim ya da tahminim değil. Eğer karşılıklı sorumluluğun gücü üzerimde işlerse o zaman kendimi çözerim ve isteyip istemememe bakmaksızın hiçbir fark oluşturmaz. Eğer dostlarım üzerimde bu güçle çalışırsa, egonun gücünden bağımsızımdır. Ve bu andan itibaren diğerlerini düşünebilirim.

(24 Eylül 2012 tarihli günlük Kabala dersinin ilk bölümü, Baal HaSulam’ın yazıları)

Krizler Eğitim Üzerindeki Harcamaları Kamçılıyor

Euronews’in haberinde yer aldığı üzere: “Tüm dünyada ekonomik krizin eğitim üzerinde olumsuz etkisi var. Kamu harcamaları kamçılanıyor ve okullar bundan kaçınmıyor. Şu an öğrencilerin sokaklarda yer almasıyla beraber hükümetler eğitimi temel bir hak olarak sürdürmeye çabalıyorlar.”

Benim Görüşüm: Eğitim sistemi, yetiştirme sistemi ile bağlantılı olmadığından dolayı meyve veremez ve bu olmaksızın krizler toplumun tüm katmanlarında daha derinden hissedilir.

Artık işletmelerin bile çalışanlarını karşılıklı sorumluluk içinde tüm çalışanlarını bir ekipte birleştirmeksizin çalıştırabilmesinin mümkün olmadığı zaman gelecek.

Birleşmenin bir dokuma metodu tüm meslekler içinde her geçen gün daha belirgin hale geliyor.  Tüm eylemlerin başarı için gerekli bir şart olacağı, bireyselliğin yanı sıra bir grup olunacağı ve birliğin sağlanacağı bir zaman gelecek ve bu yöndeki eylemler öne çıkacak.

Böylece üst otorite insanlığı eylemlerden önce niyetleri öğrenmeleri için zorlayacak ve buna ulaşmada herkese yol gösterecektir.

Farklılıklarımızın Üzerinde Karşılıklı Sorumluluk

Kötü olmadan iyi yoktur ve iyi olmadan da kötü yoktur. Sadece ikisi dengede olduğunda, ikisi arasında yaşam hissi ve saadet büyür. Bunu her “yaratı”da görürüz. Müzikte bile, minör ve majör birbiri olmadan devam etmez. Notaların kesiştiği noktalarda müzik, her akordaki dirençle sürekli titreşir, ahenksizlik ve ahenk birlikte var olur. Armoni, uyumsuz sesler arasındaki doğru ilişkidir.

Hatta evde bile, eğer iki zıddı bir araya getirmezseniz, bir anlaşmaya ulaşamazsınız. Aile içi huzura nasıl erişebilirsiniz? Nihayetinde, barış bütünlüktür, orta çizgidir, iki karşıt şeyden oluşur. Onlar yavaş yavaş büyürler ve aralarındaki karşıtlık da daha güçlenir. Onları geçersiz kılmazsınız, aksine, onları birbirine bağlarsınız, onları birlikte yukarıya taşırsınız.

Bu karşılıklı sorumluluktur: Farklılıklara rağmen, bizi birbirimize bağlayacak ortak üst gücü ararız. Sadece o gücü çağırmayı, onu çekmeyi isteriz ki böylece o bizim aramızda olur.

Aslında “o”, gelecekteki “biz”dir. Şu an birbirimize doğru şekilde davranamıyoruz. Dolayısıyla, o karşılıklı ihsan etme gücünün bizde kıyafetlenmesini, bizim içimizde uyandırılmasını istiyoruz.

Günlük Kabala Dersi, 4. Bölüm, “Özgürlük”, 2.01.2012

Kendi Kendine Yetmekten, Bir Alanda Uzmanlaşmaya

Her geçen gün çok komplike ve birbirine bağımlı bir dünyada yaşadığımızı daha da çok hissediyoruz. Bu sebeple, hepimizi etkileyen, bizi birbirimize bağlayan bir kuraldan bahsediyoruz. Bu kural karşılıklı garanti (ortak sorumluluk) diye adlandırılır. İlk bakışta sanki bu kural daha çok devletlerle ve büyük şirketlerle alakalıymış gibi gözüküyor. Fakat acaba bu kural sokaktaki adamın da uyması gereken bir şey mi? Öyle olduğu sonucu ortaya çıkıyor ve yıldan yıla bu gerçeği daha keskin bir şekilde hissediyoruz. Örneğin; eğer ki Amerika ya da Avrupa’da bulunan bankalarda herhangi bir aksaklık yaşanıyorsa, bunun sonuçları tüm ülkelerde hissediliyor ve özellikle de Çin gibi ürettiği her şeyi dışarıya satan ülkelerde daha da fazla. Dolayısıyla bu durum dünyanın yarısını etkiliyor. Diğer bir deyişle, ticari, ekonomik ve finansal bakımdan birbirimize o kadar derinlemesine bağlandık ki, bu tip şeyleri varoluşumuzu tehlikeye sokan şeyler olarak algılıyoruz. Gerçekten de bunlar gıda, elbise, ev ısıtması için tedarik edilen enerji, uluslararası ilaç firmalarının işleyişi ve daha birçok şeyin mevcudiyetini ve kullanılabilirliğini belirliyor.

Bugün dünyada, tüm ihtiyaçlarını kendi kendine karşılayan tek bir ülke yok. Hâlbuki bundan yüz sene evvel bile ülkeler neredeyse tamamiyle kendi kendilerine yetiyorlardı. Hindistan bir İngiliz kolonisi olduktan sonra her şey değişti. İngilizler kendi ülkelerinde üretmek yerine, Süveyş kanalı üzerinden meyve ve sebzeleri Hindistan’dan ithal etmenin daha kolay olacağına karar verdiklerinde herşey değişti. Bunun yerine kendi sanayilerini geliştirmeye başladılar. Zamanla insanlar bir alanda uzmanlaşmanın farkına varmaya başladılar – herkesin sadece belli bir ürünü ürettiği – ve gidilecek yol buydu.
Tam tersine, geçmişte her bir fabrika herşeyi üretirdi, en küçük bir civatadan tutun da tüm bileşenleri de (motor, elektronik kablo donanımı vs.) dahil olmak üzere bütün bir makinenin üretimine kadar. Daha da ötesi, aynı fabrika elektrik üretmek için küçük jeneratörlerden de faydalanırdı. Tüm bu işlemler aynı yerde meydana gelirdi. Fakat daha sonra iş bölümü başladı: bir fabrika civata üretiyor, bir diğeri sabitleme vidalarını, bir başkası elektronik bileşenleri vs. Ve bugün her otomobil üreticisi gereçlerini birçok farklı ülkeden tedarik ediyor.

Son yıllarda bu eğilim bir adım daha öteye taşındı. Otomobil endüstrisini kendi ülkelerinde geliştirmek yerine, örneğin Japonya fabrikalarını Avrupa ve Amerika gibi hedef pazarlarda inşa etmeye başladı. Japonya, üretimi uzaktan yönetmeye devam etti; dahası bu fabrikaları direkt yönetmek yerine, bunu hedef pazarlarda işe aldığı kendi temsilcileri aracılığıyla gerçekleştirdi.

Böylelikle her şey o kadar çok birbiriyle karıştı ki artık kimin ne ürettiğini söylemek zor. Bir ülkenin hudutları içinde aslında bir başka ülkeye ait olan benzin istasyonları ve fabrikalar bulunmakta. Farklı ülkelerden insanların sahip oldukları, her birinin kendi hisse payına sahip olduğu firmalar var. Birçok ülkede yabancı yatırımcı bulunmakta ve yerel yönetimler buna karışmıyor. Çünkü bu onlar için avantajlı bir durum. Vatandaşları iş sahibi oluyor ve herkes mutlu. Ve biz her şeyin bu yönde gelişmeye devam edeceğini düşünmüştük…

– Kab TV’de yayınlanan “Yeni Bir Yaşam” programının 5. Bölümünden.

Barış İçin Umut

Baal HaSulam, “Barış”: “Ve barış için umut etmek, umutsuz bir durumdur… Ve toplumda her zaman, onlara sunulan koşullardan tatmin olmayan büyük bir azınlığın olması bir gerekliliktir… Böylece bu azınlık her zaman, yeni kavgacı insanlar için ve onları daima takip edecek yeni barış sağlayıcılar için hazır ve gönüllü bir yakıt olarak kalacaktır.”

Görüyoruz ki, insan seviyesinde, en iyi niyetler üzerine dayanan bir yaklaşım bile, bizim gerçeğe ve barışa ulaşmamıza imkân vermeyecektir. Bu süreci rahatsız edecek kavgacı insanlar her zaman olacaktır.

Ne yapılabilir? Hiçbir şey. İnsan toplumu ve insan doğası kasten bu şekilde yapılmıştır ki, böylece hayatla anlaşarak geçinip gitmemize imkân verilmez. Bunun bizim gücümüz dahilinde olmadığı gerçeğini kabul edebiliriz, fakat bundan daha fazlasını yapamayız.

Aramızda doğru sosyal ilişkileri asgari olarak bile sağlayamayacağımızı fark edene kadar, daha ne kadar kan dökülmesi ve acı çekilmesi gerekiyor? Doğanın gittikçe daha fazla global ve integral olduğu, birbirine bağlı ve karşılıklı bağımlı olduğu bize ifşa oluyor ve doğa yavaş yavaş, eski bencil formumuzda var olmayı sürdürebileceğimiz “küçük bir yer”e daralıyor. Yeni kanunlar büyük bir hızla yakınlaşıyor.

Birlik olmadan elde edemeyeceğimiz şeyleri telafi etmek üzere, toplum, farklı hayır kurumlarını kullanıyor, fakat bu “hayır işleri”nin bizi aslında nasıl yıkıma götürdüğünü yakın zamanda göreceğiz. Baal HaSulam, yıkımın aslında barış sağlamaya çalışanlar tarafından geleceğini söyler.

Soruna sadece tek bir çözüm vardır: insanları karşılıklı sorumluluk içinde yaşamak üzere eğitmek. Bu sayede insanlık, üzerine dayanacağımız sağlam bir şeyin olduğunu hissedebilir olacak. Bunu, doğru çevreyi yaratarak başarabiliriz. Öğretime ve bilgi edinmeye ek olarak, eğitim, çevrenin insanları etkileyeceği özel aktiviteleri içermelidir. Eğer böyle bir çevreyi düzenlemeye başlarsak, bunu yaratacak içsel güçler bizim aracılığımızla ortaya çıkacaktır. Bu olmadan barış için hiçbir umut yoktur.

Günlük Kabala Dersi 16/10/2011, 4. Bölümden, “Barış”