Category Archives: Karşılıklı Sorumluluk

Doğanın Dilini Anlamak

Ya yabancı bir gezegene geldiysek, yerel yaratıkların dilini konuşmadığımız ya da hareketlerini, kültürlerini anlamadığımız bir yere? Yapacağımız utanç verici gaflar şöyle dursun; asıl sorun bizi ve başkalarını ciddi tehlikelere sokacak hatalar yapmamız olurdu.

Bu teorik bir soru değil, bizim günlük hayatımızdır. Bizler, evimiz olarak düşündüğümüz bu gezegende uzaylılarız. Onun dilini, hareketlerini, ya da kültürünü anlamıyoruz. Bu nedenle yaptığımız hatalar kendimiz, başkaları ve dünya sakinlerinin geri kalanı için ciddi derecede tehlikelidir.

Daha da kötüsü, uzaylı olduğumuzu bilmiyoruz. Son birkaç bin yıldır burada olmamıza rağmen gezegenin yerlileri olduğumuzu düşünüyoruz. Tarih öncesi çağlarda, hominidler (insanlar da dahil olmak üzere Hominidae (büyük maymunlar) ailesinin üyeleri) yaşadıkları doğal sistemlerin ayrılmaz bir parçasıydı. Esasen ekosistemin dokusundaki başka bir hayvan türüydüler.

Zaman içinde geliştikçe, arazi tarım teknolojisini, endüstriyi ve ekonomiyi geliştirdikçe, giderek daha baskın hale geldik. Sonunda en azından kendi gözümüzde dünyanın “hükümdarları” olduk. Şimdi sanki gezegenin sahibiymişiz gibi yaşıyoruz. Ormanları gelişigüzel yerle bir ediyoruz, hayvan türlerini ayrım gözetmeksizin tüketiyoruz, narsist zihnimizin uydurduğu ideolojilere dayalı hükümetler ve rejimler kurup bunların uygulamasında araç olarak soykırımlar yapıyoruz. Bizim gibi düşünmeyen herkesi hor görüyor, onlardan nefret ediyor, iftira atıp şeytanlaştırıyoruz, adalet ve özgürlük adına onları hapsediyor ve öldürüyoruz.

Bizler, Dünya’nın üzerinde ağırladığı en son misafirler, ev sahibimizin evini, izin istemeden, hiç düşünmeden ve hiç pişmanlık duymadan dev bir çöplüğe dönüştürdük. Aslında, ev sahibimizin onayını almak isteseydik bile, doğanın dilinde nasıl iletişim kuracağımızı öğrenmek için hiç uğraşmadığımızdan, bunu yapamazdık.

Yine de, Dünya kendini bizim zehirli varlığımızdan korumak için bize yangınlar, seller ve depremler gönderdiğinde şikayet edecek kadar küstahız. Gerçekten de, insanın küstahlığı sınırsız ve tükenmezdir. Bu yaz tanık olduğumuz doğal felaketler Dünya’nın hastalığının belirtileri değil; iyileşebilmesi için kendisini insan parazitinden arındırma çabalarıdır.

Doğanın kültürü dengedir. Her şeye ihtiyaç vardır ve her şeyin zıttı vardır. Kış ve yaz, med cezir, tropikaller ve çöller, hatta yaşam ve ölüm bile birbirini tamamlayan karşıtlardır. Birlikte, her şeyin doğru zamanda ve doğru hızda gelişmesini ve sona ermesini sağlayan Doğa’nın dinamik dengesini yaratırlar.

Doğanın dili karşılıklı sorumluluk dilidir. Tüm yaratılanlar birbirine ihtiyaç duyar, karşılıklı cömertlikleriyle var olurlar ve gerçekten ihtiyaç duyduklarından fazlasını almazlar. Bu şekilde, herkes herkesi desteklemeye yardımcı olur ve gezegendeki küresel ekosistem gelişir.

Doğa onaylamadığını gösterdiğinde, aşırı hava koşulları, depremler ve aşırı yoğunluktaki diğer doğal afetler gibi “haberciler” kullanır. Bu habercileri anlamadığımız zaman, daha güçlü olurlar. Eğer yine de fark etmezsek, şiddete dönüşür. Eğer hala dikkat etmiyorsak, zarar verenleri yok eder.

Bugünlerde Doğa, bu gezegende istenmediğimizi gösteriyor. Doğanın düşünce ve denge dilini bir an önce öğrenemezsek, her birimize verdiği hayatı elimizden alacaktır. Sonuçta, hepimiz doğanın yarattıklarıyız, tam tersi değil.

Kalbimizde Küresel Isınmaya İhtiyacımız Var

Hükümetlerarası İklim Değişikliği paneli (IPCC), yaygın, hızlı ve yoğunlaşan küresel ısınma hakkında bir rapor yayınladı. Raporda, önümüzdeki yıllarda iklim değişikliğinin tüm bölgelerde artacağı belirtiliyor: aşırı sıcak dalgaları, seller ve kuraklıklar, deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle kıyı kentlerinin su basması vb.

Araştırmacılar iklim değişikliğinin, insan faaliyetinin bir sonucu olduğunu iddia ediyor ve sera gazı emisyonlarını ve hava kirliliğini azaltmak için acil önlemler çağrısında bulunuyor. Bununla birlikte, ben, ortamdaki tüm olumsuz değişikliklerin ana faktörünün, insanın cansız, bitkisel ve hayvansal doğaya ve insanlara karşı egoist tutumu olduğunu düşünüyorum.

Başka bir nedeni yok. Şunları kontrol edebiliriz: yaktığımız yakıt miktarını sınırlayın ve bunun hiçbir şeyi değiştirmediğini göreceksiniz. O zaman başka sebepler aramaya başlayacağız, hepsini tek tek gözden geçireceğiz. Ancak sebebin bu olmadığını anlamak için tüm bu gözden geçirmeler için vaktimiz yok. Bize bağlı olan tek değişikliği yapmamız gerekiyor.

İnsanlar arasındaki ilişkiden daha dinamik bir faktör yoktur. Aramızdaki ilişkiyi düzeltelim ve bunun iklimi nasıl etkileyeceğini ve her şeyi dengeleyeceğini görelim. İkisi arasında doğrudan bir bağlantı olmamasına rağmen, ilişkimizi düzeltirsek, anında olumlu bir etki hissedeceğiz. Kabala bilgeliğinin anlattığı şey budur ve buna inanmamak için hiçbir nedenim yok.

Sera gazı emisyonlarının sınırlandırılması ya da benzeri önlemler yardımcı olmayacaktır. Bu küresel ısınmayı hiçbir şekilde etkilemeyecektir. Çocukça oyunlarıyla doğayı etkileyebileceğini sanan küçük çocuklar gibiyiz. Oysa yapabileceğimiz hiç bir şey yok. Bir yanardağdan atmosfere bir gaz salınımı, yakıtın yanmasını sınırlamaya yönelik tüm çabalarımızı iptal edecektir. Bunlar ciddi önlemler değiller, sadece mümkün olan her şeyi yaptığımızı söylemek içindir.

Aslında, iklimin dengesini etkilemek ve Dünya’yı dengeye getirmek ancak insan derecesinden mümkündür. Cansız, bitkisel ve hayvan derecelerdeki değişiklikler bu konuda yardımcı olamaz. Aramızdaki ilişkileri, insanlar arasındaki iyi ve kötüyü dengelemeli ve herkes arasında iyi bir duruma ulaşmalıyız, yazıldığı gibi “Her biri dostuna yardım etti”, hepimizin sorumlu olduğu küçük bir gezegende yaşayan “hepimiz yoldaş ve kardeşiz.”

Sadece bu şekilde düşünmeye başlamamız gerekiyor ve bu doğanın tüm güçlerini sakinleştirecektir. Başka hiçbir önlem yardımcı olmaz. Başkalarına duyduğu nefretten dolayı insan hariç tüm doğa dengededir. Kişisel olarak kendimize başkalarından maksimum fayda sağlamak için, onları hiç düşünmeden, her birimiz cansız doğaya, bitkilere, hayvanlara ve diğer tüm insanlara egoistçe ve nefretle davranıyoruz.

Başkalarına kendimize gösterdiğimiz gibi özen gösterme konusunda daha dengeli bir hale gelmeliyiz. Ne de olsa, Dünya’da kapalı bir ekolojik sistemdeyiz ve eğer herkesi düşünmeye başlarsak, doğanın tüm güçlerini dengeleyeceğiz.

Hayvanların birbirini yiyip bitirdiğini görüyoruz. Ancak, onlar özgür irade olmadan doğal içgüdülerine göre hareket ederler ve bu nedenle onlardan başka bir şey beklenmez. Birbirlerini yiyerek doğadaki dengeyi bozmazlar. Etrafındaki her şeyi bir hevesle yok eden insanın aksine, hiçbir yırtıcı aç değilse gereksiz yere öldürmez. Elbette, insan cansız doğaya, bitkilere ve hayvanlara dengeli bir şekilde davranmalı yani onları yalnızca yaşam için gerekli olduğu ölçüde kullanmalıdır.

Ancak, asıl önemli olan insanlar arasındaki ilişkidir çünkü bu en yüksek derecedir. Bugün doğal kaynakları gereksiz yere harcıyoruz. Doğayı, her birinin yalnızca doğadan hayati olanı aldığı cansız, bitkisel ve hayvansal derecelerde olduğu gibi kullanmalıyız.

O zaman doğaya zarar verdiğimiz düşünülmeyecek. Yaşam için gerekli olan ölçüde, yiyeceğimizi karşılamada cansız doğayı, bitkileri ve hayvanları kullanmamıza izin verilir. Tıpkı onların da birbirlerini kullandıkları gibi. Bu, doğada herhangi bir felakete yol açmaz çünkü doğayı dengeden çıkarmayız.

İklim değişikliğini araştıran komisyonlar bu süreci sürdürmekle ilgilendikleri için objektif olamazlar. Doğada ne kadar çok felaket olursa, bu uzmanlar o kadar gerekli olacak ve daha fazla fon alacaklardır.

Doktorlar daha fazla hastaya sahip olmakla ilgileniyor, anti-Semitizme karşı komiteler daha fazla anti-Semitizme sahip olmakla ilgileniyor vb. Ne de olsa, her şey başkalarının gözünde önemini arttırmanın yollarını arayan insanın egoizmine dayanıyor.

Bu nedenle, antisemitistler ve Siyonistler faaliyetlerinde birbirlerine yardım ederler ve tüm insanlık her konuda bu şekilde davranır. Bir araba tamircisi işleten komşum daha fazla yağmur için dua eder çünkü yağmurda daha fazla kaza oluyor. Eğer hastalar olmazsa doktorlar ne yapacaklar? Salgınları ve iş yükünün artmasını istemedikleri açıktır, ancak hastalıkları tamamen ortadan kaldırmak da onların çıkarına değildir. Her şeyde bu böyledir.

Ülkeler arasında sürtüşme olmazsa hükümet komiteleri ne yapar? Her şey kötü bir egoistçe eğilime dayanıyor ve onu nasıl düzelteceğimizi ve dengeleyeceğimizi anlamamız lazım.

Aşırı değişikliklerle mücadele eden her komite bu değişikliklerin devam ettiğinden emin olmak istiyor. Çevre komitelerinin öneminin son on yılda nasıl arttığını görebiliriz. Artık azalmaya başlayacak çünkü onların önerdikleri,  yakılan yakıt miktarını azaltarak vb. önlemlerle, doğa güçlerini kontrol edemeyeceğimizi keşfediyoruz.

Dünya, küresel bir sistemde var olduğunu fark etmeye başladı. Koronavirüs, bize küresel sorumluluk almamızı gerektiren, küresel bir dünyada yaşadığımızı gösterdi. Küresel darbeleri ve küresel karşılıklı bağımlılığı hissedeceğiz ve hep birlikte küresel sorumluluğa ihtiyacımız olduğunu anlayacağız. Dünya çok hassas, savunmasız ve kapalı bir sistemdir. Ve bizler onun dengesini bozuyoruz.

“Neden Bağımız Yangınları Durdurabilir?” (Linkedin)

Dünya yangınlar tarafından yanıp yok olurken, sel baskınlarına maruz kalırken ve küresel bir salgın tarafından sekteye uğramışken, bize sadece bir çare gerçekten yardımcı olabilir: birlik! Sadece bizim dayanışmamız, bizim karşılıklı sorumluluk duygumuz bizleri doğanın bize yüklediği bozuklukların üzerine çıkarabilir. Her krizi ayrı ayrı ele almamız gerektiğini düşünebiliriz ama yanılırız. Krizlerin hepsi kökünden birbirlerine bağlıdır, bu yüzden ortak kökü tedavi edersek krizleri çözeceğiz.

Doğanın bize fiziksel cezalandırmalarla vurması ve bizim onlara bağ kurma ve karşılıklı sorumluluk gibi duygusal çözümlerle karşılık vermemiz garip görünebilir. Mesela, sel ve sevgi arasındaki bağlantı nerede?

Doğadaki tüm sistemlerin birbirine bağlı olduğu bilimsel olarak zaten kanıtlanmıştır. Küresel ekosistemimizin yani Dünya gezegenimizin ve hatta güneş sistemimizin, uzayda yer aldığımız Samanyolu Galaksisi’nin ve nihayetinde tüm evrenin parçaları arasındaki bağları ve karşılıklı bağımlılıkları araştıran sayısız bilimsel disiplin ve disiplinlerarası çalışma var. Her şey birbirine bağlıdır ve her şey diğer her şeyi etkiler.

İklimin açıkça ters gittiği bu yılın yazında olduğu gibi, bir işlev bozukluğu ortaya çıktığında, yalnızca olağanüstü olayın meydana geldiği bölgesel bir hava durumunu değil, bununla ilgili her şeyi incelememiz gerekir. Sonuçda, şiddetli dolu fırtınaları gibi yerel olayların bile dünyada olup biten her şeyle bağlantılı olduğunu görüyoruz.

Sorunların nedenini bulmak için sistemdeki hangi öğenin veya öğelerin işlevsiz olduğunu bulmalıyız. Bunları bulup düzeltirsek tüm sistem yeniden dengesini bulur ve afetlerin oluşmasına neden olan kelebek etkisi olmaz.

Doğanın tümüne baktığımızda, eylemleri diğer her şeyle giderek uyumsuz hale gelen böyle tek bir unsur var: insan ya da daha belirgin olarak- insan davranışı.

Özellikle son yıllarda, egolarımızın çılgına dönmesine ve ne isterlerse talep etmelerine izin verdik. Kaygısız, dikkatsiz ve çoğunlukla düşüncesiz davranışları kutsallaştırdık ve sorumluluk düşüncesini kararlılıkla reddettik. Sonuç olarak, özgür olmak yerine gezegenimizi yok eden, milyonlarca insanı öldüren ve tüm türleri yok eden egolarımızın kölesi olduk. İronik bir şekilde, özgürlük adına, sayılamayacak kadar çok başkalarının özgürlüğünü reddettik ve bunu yaparken biz de özgür olmadık; egomuzun hizmetkarı olduk ve dünyamızı mahvettik.

Şimdi mahvolmuş dünyamız artık bizi daha fazla destekleyemeyeceği için parçalanıyor, çöküyor. Oturduğumuz dalı kesen bizler, artık onunla birlikte düşmek üzereyiz. Kendimizi yok olmaktan kurtarmanın tek bir yolu var: aşırı egoizmimizi dizginlemek. Birbirimize karşı düşünceli ve karşılıklı sorumluluk sahibi olursak, doğayı inkar ettiğimiz dengeyi yeniden kurarız ve doğanın yeniden kurulan dengesi fırtınaları dindirecektir. Biz doğayı bir kenara ittik; fırtınaları üzerimize saldık ve dengeyi yeniden kurabilir ve dünyayı sakinleştirebiliriz. Bunun için sadece kendimizi düşünmeyi bırakıp herkesi dikkate almaya başlamaya ihtiyacımız var.

“Sorumluluk Sahibi Yetişkinler Olma Zamanı” (Medium)

Bununla yüzleşelim, biz egoistiz. Birbirimizden hoşlanmıyoruz ve daha da kötüsü, bunda yanlış bir şey olmadığını düşünüyoruz. Başkalarına karşı tutumumuzu sıfır noktasından ölçmeye başlıyoruz. Yani, başkalarına karşı kayıtsızlık hissetmek bizim başlangıç noktamız, sıfırımızdır ve oradan yargılamaya başlarız: eğer başka birisine karşı biraz sevgim varsa, bu iyi olarak kabul edilir. Eğer birisinden hoşlanmıyorsam, bu kötü olarak kabul edilir.

Bu tutum bizi şu an bulunduğumuz yere getirdi ve bununla devam ettiğimiz sürece düşüşümüzü daha da hızlandırıyoruz. Bu, sadece insan ilişkilerinin net bir şekilde ana faktör olduğu toplumsal düzey için geçerli değil, her alan için de geçerlidir. Birbirimize karşı olumsuz tutumumuz, savaşlardan yoksulluğa iklim değişikliğine kadar olan felaketlerimizin nedenidir. Başkalarına karşı egoist, narsist tavrımızla dünyayı aşağı doğru bir sarmalda yönlendirdiğimizi anlamanın zamanı geldi. Şimdi sorumluluk sahibi yetişkinler haline gelmeli ve kendimizi bu şekilde yönlendirmeliyiz.

Gelişimimizde yeni bir aşamaya girdik. Hepimizin oluşturduğu tekil sistem o kadar iç içe geçmiş ki artık tarafsız kalamayız. Yaptığımız her şey tüm insanlara ve her şeye fayda sağlamıyor, onlara ve dolayısıyla bize zarar veriyor.

Ek olarak, hatalarımız ve sonuçları arasındaki süre giderek kısalıyor. Hep birbirimize bağımlı olduk; olumlu ya da olumsuz düşünce ve eylemlerimizle her zaman birbirimizi etkiledik. Bu günlerde, bu karşılıklı bağımlılık belirgin hale geliyor. Bu kesin ve kaçacak hiçbir yer yok. Bu yüzden, her birimiz yaptığımız her şeyde hepimizi etkilediğinden, birbirimize karşı düşünceli, nazik ve şefkatli olmamız gerekli. Hoş olmayan bir haber olabilir, ancak gerçeği kabul etmeyi reddetmemizin sonuçları kadar tatsız değildir. Britanya Kolumbiyası’ndaki 121°F ve Batı Avrupa’daki seller sadece birer başlangıç. Biz harekete geçmezsek, gelecek çok daha kötü olacak.

Bunu insanları korkutmak için söylemiyorum. Bunu herkesin dikkatine sunmak için söylüyorum, çünkü felaketi önlemek için hala zamanımız var. Bunun hakkında ne kadar çok konuşur ve düşünürsek, gidişatı tersine çevirmemiz o kadar kolay olacaktır.

İklime ve dünya çapında meydana gelen doğal ve insan yapımı felaketlere baktığımızda, bunlar gerçekten de tedavi edilemez gibi görünebilirler. Ama unutmamalıyız ki, bizim dışımızda doğadaki her şey diğer her şeyle mükemmel bir uyum içindedir. Uyumun olduğu yerde denge vardır ve bu yaz gördüğümüz gibi felaketler olmaz. Uyumun ve dengenin olmadığı tek yer bizlerin arası, insan toplumudur. Başka bir deyişle, gördüğümüz altüst oluşlar, yalnızca aramızda gelişen ayaklanmayı yansıtıyor. Aramızdaki uyumu yeniden sağlarsak, dengede olmayan unsur dengeyi yeniden kazanacak ve fırtına dinecektir.

Bu nedenle, nezaketi beslemek ve birbirimize karşı şefkat göstermek için çok çalışmalıyız. Hepimiz egoist olduğumuz için, tarafsız bir duruşa sahip olmak, sonrasında varoluşun tüm seviyelerine yansıyan olumsuz güçlere üstünlük sağlar. Doğal olan olumsuz davranışlarımızı dengelemek için eşit derecede güçlü olumlu davranışlar yaratmalıyız. Bu ancak hepimiz bir araya gelip, şu anda nefretin, egoizmin ve hoşlanmamanın olduğu yere sevgiyi, nezaketi ve önemsemeyi yerleştirmeye karar verirsek yapabileceğimiz bir şeydir.

“İnsan Gelişiminin Eşsizliği” (Linkedin)

Fiziksel olarak insanlar diğer maymun türlerine çok benzer. Aslında diğer türlerden çok daha az yetenekliyiz: Çok daha zayıfız, daha yavaş hareket ediyoruz, hastalıklara karşı daha duyarlıyız ve ağaçlara tırmanamıyoruz. Peki nasıl oldu da “Dünyanın efendileri” haline geldik? Cevap yeteneklerimizde değil, sadece insanların sahip olduğu eşsiz bir arzuda yatıyor: bu dünyanın ötesine geçme arzusu, maneviyata duyulan arzu!

Maneviyata duyulan bu arzu, bizi, durumlarını veya koşullarını sorgulamayan diğer tüm türlerden daha akıllı yapan ve beynimizi geliştiren sorular sormamıza neden olur. Ancak sadece hayatı nasıl daha rahat veya kolay hale getireceğimizi sormuyoruz; en önemlisi hayatın ne için olduğunu soruyoruz. Sanattan teknolojiye, sanayiden bilime, dine ve felsefeye kadar geliştirdiğimiz her şey, bizi insan yapan her şey, hayatın amacını aramakla ilgilidir. Bu arayış bizi Dünyanın efendisi olduğumuz noktaya kadar geliştirdi.

Yine de, hayatın amacını arayış, bizi diğer tüm hayvanların çok ötesinde geliştirirken, aynı zamanda bizi yoğun bir şekilde hüsrana uğrattı. Dünyanın bu günlerde içinden geçtiği anlaşılmaz çılgınlık, hayatın anlamı hakkındaki ıztırap verici sorunun cevabını bulma arzusundan kaynaklanıyor. Genellikle bilinçsiz bir dürtü olan bu çılgınca arayışımızda, her yöne doğru koşuyoruz ve yolumuzdaki her şeyi yok ediyoruz.

Ama amacımızı kendi içimizde değil, aramızda bulabileceğimizi yavaş yavaş anlayacağız. Hayatın amacı, bizi her şeyin nasıl ve neden çalıştığını anladığımız yani yaratılışın arkasındaki düşünceyi anladığımız bir düzeye yükseltmektir. Bunu başarmak için, her bir parçayı özel olarak değil, tüm parçaların gerçekliği yaratmak için birlikte nasıl çalıştığını incelememiz gerekir. Başka bir deyişle, aramızdaki bağları anlarsak, gerçeği anlayacağız ve kendimizi anlayacağız. Ancak o zaman dünyanın çılgınlığı sakinleyecek.

Birbirimize olan bağları anlamak için doğanın yarattığı ağı yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Bu yüzden birbirimize sahibiz. Gerçekliğin geri kalanında var olan aynı türden bağları aramızda kurarsak, gerçekliğin geri kalanını anlayacağız. Gerçeği anladığımızda, bunun denge ve uyum üzerine kurulu olduğunu fark edeceğiz. Her parça yalnızca ihtiyaç duyduğu kadarını alırken, geri kalan işlemleri sistemin korunmasına yardımcı olur. İnsan toplumunda, bu ancak insanlar arasında karşılıklı bir sevgi gelişirse yapılabilir. Bu durumda, sadece ihtiyaçları kadarını kendilerine alacaklar, daha da önemlisi toplum yararına canı gönülden çalışacaklar.

Tıpkı aile üyelerinin birbirlerine karşı anlayışlı olmaları ve birbirlerini sevdikleri için birbirlerine yardım etmeleri gibi, gerçekliğin tüm parçaları içgüdüsel olarak saygılı olduğundan ve birbirinin devamlılığına yardımcı olduğundan, tüm insanlık bilinçli olarak bu tür bağları geliştirebilir ve böylece tüm varoluşu anlayabilir. Tüm yaratılmışlara içgüdüsel olarak gelenler, bize zahmetle ve çok geç geldiğinden, içgüdülerle hareket eden otomatik varlıklar değil, hayattaki amaçlarını ve bunu nasıl gerçekleştirebileceklerini bilen bilinçli insanlar olacağız.

“İnsanlığın Bir Sonraki Gelişim Seviyesi” (Linkedin)

Güçlü bir hızlandırılmış insani gelişim patlaması, belirli bir süre boyunca tüm dünyada titreşir. Böyle bir darbe, Orta Çağ’da meydana geldi ve Sanayi Devrimi döneminde, bilim ve teknolojide, kültür ve eğitimde, toplumda ve felsefede tüm alanlarda atılımlara yol açtı. Manevi gelişimde olağandışı sıçramalar da aynı şekilde meydana gelir.

Hızlandırılmış gelişim, toplumun ve tüm yaratılışın altında yatan bir gücün sonucudur: arzunun gücü. İnsan arzusu sürekli genişler ve bunun bir sonucu olarak, yoğunlaşan özlemimizi yerine getirmenin yeni yolları için sonsuz bir arayış vardır. Arzunun gücü, bireylerde ve genel olarak toplumda ben-merkezcilik biçiminde yani başkalarının iyiliği pahasına elde edilenler de dahil olmak üzere kendi zevkimiz için bencil, egoist bir niyetle hareket eder.

Ancak dünyadaki tüm gelişimler tek bir yöne işaret ediyor: insanlığı, hem insanlar arasında hem de doğanın tüm unsurları ile yüce güç arasında mükemmel bir karşılıklılığın manevi bağlantısına hazırlamak. Dolayısıyla görünüşte bencil insan sistemleri geliştirdiğimizde bile, istemeden gelecekteki güzel ve düzeltilmiş bağlar için altyapıyı hazırlarız.

Örnek olarak internetin gelişimini ele alalım. Sosyal medya, iyi bir bağ yaratmanın tam tersine insanlar arasında nefret söyleminin sık sık açık bir şekilde sergilendiği bir yuva haline geldi. Oysa mevcut düzen, sosyal medyanın uyumlu insan bağlarının olumlu mesajlarını taşıması için mükemmel bir hazırlık olarak hizmet edebilirdi.

Günümüzde dünyanın tüm sakinleri arasında daha fazla iletişime doğru itici güç iki can alıcı nokta aracılığıyla aşikârdır: Covid-19 ve göçmenlik. Covid salgını, dünyadaki açık ve ayrılmaz küresel bağlar aracılığıyla bizi birbirimize daha da yakınlaştırıyor. Hastalık tek bir yerde ortaya çıkıyor ve hemen her yere inanılmaz bir hızla yayılıyor.

Kitlesel göç, artık durdurulamayacak başka bir olgudur. Durum kontrolden çıktığı için başbakanlar dirense de, insanlık önceden belirlenmiş siyasi sınırların ötesine çoktan geçmiş durumda. Göçmenler, fırsatlarının daha müsamahakar ve hoşgörülü ortamlarda geliştirildiğini keşfettiler ve bu, kitlesel göç hareketlerini teşvik etti. Her ülkede farklı halklardan temsilciler görene kadar olay yoğunlaşacak, dünya çapındaki toplumlar, aynı zamanda giderek daha çeşitli ve karmaşık hale gelecektir.

Aslında, az önce anlattığımız gibi topluma insan müdahalelerinin, kafa kafaya çarpışma gibi bizi etkilediğini görüyoruz: ülkeler yok oluyor, kültürler çöküyor, şiddet artıyor. Böylece, kafa karıştırıcı soru ortaya çıkıyor: Zor ve karmaşık süreçler nasıl ideal bağlara yol açabilir?

Süreçlerin kendisi ne güzel ne de hoştur, ama onların güzelliği hakikate, gözlerin açılmasına, tam olarak neyin bozulduğunun ve düzeltilmesi gerektiğinin farkına varmalarına yol açmalarıdır. Bu, bir yandan karşılıklı bağımlılığımızın ortaya çıkması anlamına gelirken, diğer yandan bu karşılıklı bağımlılığın açığa çıkması ancak olumsuz olaylar aracılığıyla gerçekleştiği anlamına gelmektedir. Böylece, tek gerçek yavaş yavaş bizim için netleşecek: karşılıklı bağımlılığımız kaçınılmazdır ve aramızdaki olumsuz bağlar dünyadaki tüm sorunların tek kaynağıdır, düzeltmemiz gereken tek şey onlardır.

Ya sonrasında? İnsanlık, maddesel alanı aşıp, doğa düşüncesinin ve onun arkasındaki iyi ve yardımsever gücün ifşa olması aracılığıyla içsel bir birliğe geçene kadar, aramızdaki bağları güçlendirmek için tüm kaynaklarını kullanmak, arzunun gücünün tüm potansiyelini gerçekleştirmek zorunda kalacaktır.

“Covid ile Yaşamak” (Linkedin)

Bana göre uzmanların Covid-19’un hiçbir yere gitmediğini fark etmelerinin haberleri, iyi haber. En başından beri, Covid’i tedavi eden bir aşı veya ilaç olsa bile, virüsün mutasyona uğrayacağını veya başka bir böcek ortaya çıkıp çabalarımızı boşa çıkaracağını söyledim. Salgının başlangıcından bu yana muhtemelen yüzlerce kez söylediğim gibi, doğayı teknoloji ile alt etmeye çalışmak işe yaramayacak. Biz doğanın ürünleriyiz, bu yüzden üreticimizi alt etmeye çalışmak, en hafif tabirle akılsızlıktır.

Şahsen doğanın bizi bu şekilde yönlendirmesinden memnunum. İnsanların acı çekmesinden hiç mutlu değilim ama onlar doğadan dolayı değil, insanlık inatçı olduğundan ve doğanın gitmediği yere gitmekte ısrar ettiğinden dolayı acı çekiyorlar. Başınızı gerçeklik duvarına çarptığınızda, büyük bir baş ağrısı çekmeniz kaçınılmazdır. İnsanlık söz konusu olduğunda bu baş ağrısı, bizim inatçılığımız nedeniyle milyonlarcasının gereksiz ölümlerinde ve sayısız insanın uzun süren semptomlarında kendini gösterir.

Hoşunuza gitsin ya da gitmesin, Covid bize yavaşlamamızı söylüyor. İçinde bulunduğumuz teknolojik fare yarışı insanlığı neredeyse mahvetti ve sakinleşip onu kontrol altına almamız gerekiyor. İnsanların kavga etmeyi bırakması ve gerçekten önemli olan şey hakkında konuşmaya başlaması gerekiyor: ilişkilerimiz.

Fiziksel dünyada birbirimizle pozitif iletişim kuramadığımız için doğa bizi sanal olana kaydırdı. Bu dünyada olumlu iletişim kurmayı öğrenirsek, Covid’in etkilerinin azaldığını ve fiziksel olarak da birbirimizle iletişim kurmamıza izin verdiğini göreceğiz.

Doğa, gerçek bağışıklık sistemimizin bedenlerimizde değil kalplerimizde, birbirimizle nasıl ilişki kurduğumuzda ve birbirimiz hakkında nasıl hissettiğimizde olduğunu öğretmek için Covid’i kullanıyor. Hepimiz birbirimize bağlı olduğumuz için, bir kişinin kötü niyeti herkese sızar ve olumsuz duygularımız virüs gibi yayılır ve bizi hasta eder. Olumlu duygular da sızar ve yayılır, ancak bunlar insanlığın zavallı durumundan dolayı son derece azdır.

Aşılar pandemiyi uzak tutmaya yardımcı oluyor, ancak ilişkilerimizde gerekli değişiklikleri yapmaktan kaçındığımız sürece, yeni bir aşıdan daha temel bir değişikliğe ihtiyacımız olduğunu anlayana kadar, virüs çeşitli biçimlerde ve yoğunluklarda geri dönmeye devam edecek. Covid bir grip türü değil. Bunu ortadan kaldırmanın yolu fiziksel değil, duygusaldır. Ancak bunu anladığımızda, kötü ilişkilerimizi iyileştirdikten sonra kendimizi iyileştirebileceğiz. O zaman Covid ile yaşamaya devam etmek zorunda kalmayacağız.

“Afrikalılar Amerika’ya Köle Olarak Veya Başka Bir Şekilde Getirilmeseydi Dünya Nasıl Farklı Olurdu?” (Quora)

Dünya, tamamen farklı görünen ve hissettiren Amerika dışında, neredeyse aynı olurdu. Amerika daha çok Fransa, Almanya ve İngiltere gibi bir Batı Avrupa ülkesine benzerdi.

Bir yandan Amerika bugün olduğundan daha kapalı olurdu. Öte yandan, doğanın belirli bir plana göre geliştiğini ve dünyayı bir denge durumuna getirdiğini anlamamız gerekir. Bu nedenle tarihi sübjektif bir tarzda tartışmanın bir anlamı yoktur çünkü yaşadığımız gelişme mutlaktır. Dün olanların olması gerektiğini ve başka bir şekilde olamayacağını söylemeliyiz. Ayrıca, geçmişten asla pişmanlık duymamalıyız, ama buna karşılık her zaman bugünü ve geleceği göz önünde bulundurarak düşünmeli ve hareket etmeliyiz.

Belirli bir tarihsel olay akışından pişmanlık duymak, hayata sağlıksız, etkisiz ve zararlı bir yaklaşımdır. Neden? Bunun nedeni, tarihin gelişimi değiştirilemezdir ve olan her şey çok özel bir amaç içindi – bizi doğa ile son bir denge durumuna yönlendirmek. Bu nedenle, şu andan itibaren kendimizi “Ben kendim için değilsem,  kim benim için?” şeklinde ayarlarsak ve geçmişle ilgili olarak “O’ndan başkası yok” yani doğa her şeyi tam da gerektiği gibi yapmıştır dersek,  çok daha iyi oluruz. Geliştiğimiz yolu bu noktaya kadar değiştiremeyiz ve bu yüzden ona odaklanmamalıyız.

Bu nedenle geçmişe dair pişmanlık duyacağımız bir şey yok. Böyle bir yaklaşımla geçmişe bakarsak, böyle yaparak tuz direğine dönüşen ve bununla hiçbir şey elde etmemiş olan Lut’un karısı gibi oluruz.

Bu nedenle geleceğimize odaklanmalıyız. İnsanlık için olumlu bir gelecek neye benzer? Kendimiz ve doğa için olumlu bir gelecek inşa etmeye odaklanırsak, ancak doğa yasalarını anlayarak, doğanın nasıl çalıştığını bilerek ve bu yasalara riayet ederek sonuca varacağız, o zaman herkes için çok daha iyi bir geleceği gerçekleştirme yolunda olacağız.

“Özgürlük Nerede Yaşadığınıza Bağlı Mıdır?” (Quora)

Özgürlük nerede yaşadığınıza bağlı değildir.

Yaşadığınız çevre size doğadan yani kontrolünüz dışındaki güçlerden verilmiştir. İçine doğduğunuz toplumu, aldığınız yetiştirilme tarzını ve birlikte büyüdüğünüz değerleri seçmediğiniz gibi, çevrenizi de seçmezsiniz.

Özgürlüğümüzü tek bir koşula göre gerçekleştirebiliriz: egoist insan doğamızdan özgürleşme. Kendimizi başka hiçbir şeyden özgürleştiremeyiz.

Egoist doğamızdan özgürleşmek, egoizmin bize her an dikte ettiği yasaların ve kısıtlamaların yani insan doğasının içten gelen dürtülerinin dışında yaşamak anlamına gelir. İnsan toplumuna fayda sağlamayı kişisel çıkardan daha öncelikli hale getirirsek, böyle bir özgürlüğü gerçekleştirmek mümkündür. Başka bir deyişle, özgürlük, başkalarına fayda sağlamak için otomatik olarak ve sürekli olarak kendi çıkarları doğrultusunda işleyen egoist doğamızın üzerine çıkmaktan gelir.

Başkalarına fayda sağlama arzusu içinde yaşadığımızda, hayatın egoist seviyesinden özgecil seviyeye yükseliriz ve sonra doğanın mükemmelliği ve sonsuzluğundaki akışına erişiriz. Böylece kendimizi mükemmel, sonsuz ve özgür hissederiz.

Bilinçteki bu değişimi gerçekleştirmek, nerede yaşadığımıza, uyruğumuza veya cinsiyetimize bağlı değildir.

Bu, doğuştan gelen egoist doğamızın üzerine çıkmak için kendimizi nasıl organize ettiğimize bağlıdır.

“Karantina Zamanında İnsan İlişkileri” (Linkedin)

Son gönderilerimden birine bir açıklama; bir yandan Covid-19’un evde kalmamız ve birbirimizden kopmamız için geldiğini söylüyorum.  Öte yandan, bize doğaya nasıl yakın olacağımızı öğretmek için geldiğini söylüyorum. Ama bizler sosyal varlıklar olduğumuz için insanın doğası başkalarıyla bağ kurmak olduğundan, burada bariz bir çelişki var çünkü evde kilitliyseniz bağ kuramazsınız.

“Git Sevgilim” adlı bir Yahudi şiirinde bir satırda şöyle yazıyor: “İşin sonu ilk düşüncededir.” Bu, bir şey yaptığınızda, onu başarmak için çalışmaya başlamadan önce elde etmek istediğiniz nihai sonucu düşünmeniz gerektiği anlamına gelir. Aksi takdirde, yanlış yola gideceğiniz kesindir.

Aynı şey Covid ve insanlığın bununla nasıl başa çıkması gerektiği için de geçerlidir. İnsanların sosyal varlıklar olduğu çok doğrudur. Ayrıca, insanlığın tüm amacı, hem bireylere hem de insan toplumuna fayda sağlayacak şekilde bağ kurmaktır. Ancak bu hedefe ulaşmak için, bu faydaları sağlayacak şekilde nasıl bağ kuracağımızı bilmemiz gerekir. Yanlış bağ kurarsak kendimize, insan toplumuna ve tüm gezegenimize zarar veririz.

Şu anda, yanlış bir şekilde bağ kurduğumuza şüphe yok. Dünyadaki insan ilişkilerinin hızlı bir taraması; ülkeler arasında ve ülkeler içinde düşmanlığın, istismarın, yaygın öldürme ve cinayetlerin, finansal sömürünün, askeri silahlanma yarışının, nükleer silah elde etme hırslarının, ırkla ilgili sosyal gerilimlerin, depresyonun, baskının, saldırganlığın ve akla gelebilecek her türlü kötülüğün korkutucu bir resmini ortaya koyuyor. İnsan toplumu zalimlikle doludur.

Şimdiye kadar doğa, tabiri caizse, “her şeyi kendimiz halletmemize” izin verdi. Ancak geçtiğimiz birkaç on yıl içinde, ya değişmek istemediğimiz ya da değiştirilemeyeceğimiz ve birbirimizi yok etme çabalarımızda ana gezegenimizi yok edeceğimiz ortaya çıktı.

Peki, çocukları kavga etmeyi bırakmadığında ve her şeyi kendi başlarına çözemediğinde ebeveynler ne yapar? Onları ayrı odalarına gönderirler. Açıkçası, ebeveynler sevgili çocuklarının iyi geçinip, en iyi arkadaş olduklarını görmekten başka bir şey istemezler. Ancak çocukları arasında barış sağlamak için tüm çabaları başarısız olursa, çocukları tamamen ayırarak savaşı durdurmak zorunda kalırlar. Daha sonra, kavga durduğunda, ebeveynler ve çocuklar sakince ilişkilerini inceleyebilir ve daha olumlu bir bağ kurmaya başlayabilirler. Ancak, bağ kurmalarına izin verildiğinde bile, çocuklar bir kez daha yaramazlık yaparlarsa odalarına geri gönderilebileceklerini her zaman hatırlamalıdırlar.

Doğa bizimle o ebeveynler gibi ilgileniyor. Artık doğal afetler veya diğer yerel krizler yoluyla bizi yerel olarak “cezalandırmakla” yetinmemektedir. Bize insanlığın başkalarına ve doğaya yönelik düşmanca operasyonlarını durduran küresel bir darbe gönderdi. Örnekteki sevgi dolu ebeveynler gibi, fikir bizi birbirimizden tamamen koparmak değildir. Aksine, fikir birbirimizle nasıl olumlu bir şekilde bağ kuracağımızı öğrenmemize izin vermektir, her seferinde bir adım.

Olumlu bir şekilde bağ kurmayı istemeye başlar başlamaz, doğa olumlu yanıt verecektir. O, bir insan gibi değil, daha çok belirli uyaranlara tepki veren bir makine gibi çalışır. Ona benzer işleyen her şey doğanın olumlu tepkisini uyandırır ve ona aykırı çalışan her şey olumsuz bir tepki uyandırır.

Doğa uyumlu ve dengeli bir sistem olarak işlev gördüğü için, bir önceki yazımda da yazdığım gibi, dengeli ve uyumlu bir insan toplumu inşa edersek, doğa bize herhangi bir kısıtlama veya sınırlama getirmeyecektir. Fakat birbirimize zorbalık etmekte ısrar edersek, doğa hepimizden daha büyük bir zorbadır. Hepimiz için doğanın derslerini, gücünü gösterdikten sonra değil daha erken öğrenmeyi umuyorum.