Category Archives: Kabala

Astroloji, Ölüm, Eşcinsellik ve Daha Fazlası…

Astroloji, Ölüm, Eşcinsellik ve Daha Fazla Konular Üzerinde Kabala’nın Yaklaşımı

Kişinin ismini değiştirmesi, astroloji, falcılar, zaman, ölüm ve homoseksüellik üzerine aldığım sorular:

Soru: Ebeveynlerim soyadlarını daha basit ve kulağa daha iyi geliyor diye Kroni’den Karni’ye değiştirdiler. Kızım Noga 02.07.2003’te doğdu. Noga Karni ismi kızıma hayırlı olacak mı?

Cevabım: Böyle bir soru bir Kabaliste sorulacak soru değil. Kabala sadece egoizmin, insan doğasının ıslahı ile ilgilenir.

Soru: Astroloji bilimi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevabım: Değer vermiyorum.

Soru: Medyumlar veya falcılar diğer insanların yapamadığı bir şeyleri “görmek” yeteneğine sahipler. Altıncı duyuyu geliştirmiş olan Kabalistlerle bunlar arasındaki fark nedir?

Cevap: Duyu dışı algıya sahip ve doğaya yakın insanlar, gerçekte insanlar hakkında “görmek” yeteneğine sahipler. Ancak, onlar bir kişinin hayvani veya dünyevi özüne ilişkin olan şeyleri sadece görebilmektedirler. Kabalistler bu tür şeyleri görmezler. Bunun yerine, Kabalistler ruhun ıslahı ile ilgilenirler ve bedene dikkat etmezler.

Soru: Eğer “zaman” yoksa bu bizlerin zaten birleşik olduğunu mu ifade eder?

Cevabım: Evet doğru fakat bizlerin algısında böyle değil.

Soru: Ölüm nedir?

Cevabım: Bu dünya seviyesinde egoistik arzunun içerisindeki kişinin hissiyatının sonu.

Soru: Kuzenim bir homoseksüel. Eğer gerçekten Kabala çalışmak isterse ne yapmalı? Yaratan ona bir arzu verdi – diğer erkeklere çekim duyuyor ve siz sürekli bizlerin arzularımızın üzerine çıkacak gücümüz yok diyorsunuz çünkü her şey Yaratan’dan geliyor.

Cevabım: Çalışabilir. Işık düzeltilmesi gereken her ne varsa düzeltecektir.

Vermek Dayatmak Demek Değildir

Soru: Kabala Bilgeliğinin dağıtımını yapmam için arzumu güçlendirmeliyim. Daha büyük arzu, daha fazla arzum olursa, bu durumda dünyaya verebileceğim. Dışarıya taşacak yeterli arzuyu nasıl büyütürüm?

Cevap: Bunu yapmak yerine, insanlarla empati yapabilme yeteneğini geliştirmelisin ve böylece onların acılarını hissedersin. Diyelim ki sen Baal HaSulam’ın fikrini kesin bir şekilde benimsedin, Yaratan’ı ifşa etmeye ve O’nunla bir olmaya karar verdin. Şimdi, sen bunu diğer herkese de dayatmak istiyorsun, bu ihsan etmek midir?

Diğerlerine ihsan etmek demek kendi arzunun yerine onların arzusunu doldurmak demektir. Senin için önemli olan şey için onları kabul etmeye zorlamayacaksın. Bilakis, onların arzuları senin için en önemli şey haline gelmelidir. Bu ihsan etmektir. Aksi takdirde, sen onları bazı şeyler için zorlamak istiyorsun anlamındadır.

Örneğin, onlar futbol maçı seyretmek istiyorlar ancak sen tüm stadyumları kapatıyorsun. Bu durumda senin düşündüğün ‘‘Ben size futbolu göstereceğim. Tüm sahaları asfaltlayacağım. Futbolu yasaklayan bir kanun çıkaracağım.’’.Sen sanki onların içsel çalışmalarına zaman ayıracaklarmış gibi bu şekilde düşünüyorsun. Bunu istiyorsun. Ancak onlar herhangi bir ıslah istemiyorlar; basitçe onlar futbol istiyorlar.

Bunun sevgi olduğunu mu düşünüyorsun? Sen gerçekten insanlara zorla bir şeyler verilebileceğini mi düşünüyorsun? Sen onların hayatlarını kırmaya çalışıyorsun. Bu gerçekten doğru bir şey mi?

Birini sevmek demek onun arzusunu alıp yerine getirmek demektir. İşte bu yüzden bizlerin bir eğitim sistemine ihtiyacımız var, bu yüzden aşama aşama, kibarca ve baskı uygulamaksızın ancak yapabiliriz.

Bizler insanlara tüm bu olumsuzlukların sebebinin doğa ile olan denge eksikliğinden ve birbirimizden nefret ettiğimiz için olduğunu açıklamalıyız. İşte bizi doğaya zıt yapan tam olarak budur ve işte bu yüzden farklı seviyelerde ıstırap çekiyoruz.

Fırsatların olduğu her zaman bir şeyleri açıklayın ve mesajınızı alabilecek olanlarla aşama aşama iletişim kurun. Bizim insanlara iyilik sözü ile gitmeye ihtiyacımız vardır.

Örneğin tatil zamanı şimdi. Havaalanında ki insanlara renkli broşürler dağıtabilirsiniz. Uçuş esnasında insanların zevkle açıp bakabileceği renkli broşürler gibi. Bu durum onun ruh haline uyar ve onun memnuniyeti uyanır.

Böyle bir şey yapabilir miyiz? Yakın zamana kadar böyle bir şey yapılmamıştı.

12.07.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 5. bölümünden, Matan Torah (Tora’nın Verilmesi)

Hızlanma ve Sıçrama Arasındaki Nokta

Kabala çalışmaya ve Kabala’nın tüm araçlarını kullanmaya başlayan kimse nihayetinde farkında olmadan güç tarafından geliştirilmek için durması gerektiği zaman kritik bir noktaya ulaşır. İlk safha onu konumu ile bilgilendirilmek için tasarlanır ve bu safha gereklidir.

Ancak, daha sonra kişi çatal bir noktaya, önceki sabit konumunun ani bir değişimine, kendi gelişimine, hayatına, arzusuna, Işığa ve kullanımındaki tüm araçlara olan bütün yaklaşımını değerlendirmesi ve tekrar incelemesi gerektiği zaman bir kırılma noktasına ulaşır. Kişi önceki tüm paradigmasını, bütün hayat felsefesini ve var olduğu sistemin algısını tamamıyla değiştirir.

Daha önce bu sistem onu kontrol ediyordu çünkü o tamamıyla doğanın içindeydi ve o sadece kendisini anlayış eksikliğinden dolayı doğanın üzerinde olduğunu hayal etti. Şimdi, o tümüyle doğaya, doğanın güçlerine ve kanunlarına bağlı olduğunu anlar ve o doğanın yönetimini kendi eline almalıdır, yazıldığı gibi ‘‘Oğullarım beni yendi’’. Daha sonra, kişi olduğu yerdeki özel kırılma noktasını anlar.

Bundan önce, o hayatında bazı şeyleri değiştirdiğini sadece düşünmüştü ancak realitede, o hiçbir özgür seçimi olmadan doğanın yasalarını itaatkâr bir şekilde takip etti. Şimdi ise ona özgürlük verilir. Dünyayı hiçbir düzeni olmayan kaotik bir şeymiş gibi görmeye başlar. Bu hissiyat ona maksatlı verilmiştir öyle ki onun kendisi her şeyi bir düzene getirmek, her şeyle birleşmek ve dünyayı kontrol etmek isteyecekti.

Burada, kişinin Yaratan’dan güç, anlayış almak için eline bir fırsat geçer ve ilerleyiş mantık ötesi inanç ile olur zira kişi daha yüksek konumlarda olmak ister. Kişi, oradan yeni nitelikler ve yeni bir akıl almak ister ve böylece kendi dünyasını dengeye getirir. Bunun sebebi dünya adamın içsel yansımasıdır, realite kişinin içsel algısına göredir, dışsal algıya göre değildir.

07.13.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Şamati 21

Manevi Utancın Yararı

“Kabala Bilgeliğine Önsöz” de Baal HaSulam, bir kişinin Yaratan’la olan ilişkisini yansıtan örnekte, meşhur Ev sahibi ve misafir hikâyesini anlatır. Ev sahibi misafirini en samimi dostu gibi karşılar ve sevgisinin gücünü sırf ona sunmak için kullanır, misafirine her şeyi, ondan hiçbir şey almak niyeti olmaksızın vermek ister.

Misafirine hizmet etmekten haz alır, bundan dolayı mutludur ve hiçbir karşılık beklemez çünkü sevginin kanunu bu şekilde davranması için O’nu zorlar. Aksi halde, eğer misafir almayı reddederse, bu Ev sahibini çok üzecektir çünkü O, misafirinin, dostunun, arzusunu yerine getirmek için çok büyük bir arzuya sahiptir, tamamıyla bütün bollukla.

Eğer misafir biraz rahatsız olursa, bu his direkt bir şekilde Ev sahibinden gelmez ancak misafir istemsiz olarak boş kalmış olduğu ortaya çıktı ama bazıları ona doyum verdi. Ve bu doyumun içinde, hak edilmemiş, utanç dolu bir şeyler vardır; misafirde utancın hissiyatını yükselten kendi (misafirin) katılımının ve çabasının eksikliği.

Utancın bu hissinde, misafir neyi kaçırdığını keşfeder. Misafir düşünür: “Ev sahibi veriyor ve ben alıyorum. Bir alıcı olarak, utanç hissettim fakat Veren’de hiçbir utanç yok. Bu, Veren ve alan arasındaki farktır! O utanmıyor zira O veriyor fakat benim ihsan etme aksiyonunu yapacak kapasitem yok. Eğer bende O’nun gibi verebilseydim, utanç hissetmeyecektim; daha ötesi, onur hissedecektim!

Ev sahibi bana bu ihsan edişinden dolayı onur hissetmiyor çünkü ihsan etmek O’nun için doğal bir eylem; O, Kendi doğasına göre seviyor. Ve haliyle, O verdiği için gurur duymuyor; bilakis böylece O, Kendi arzusunu dolduruyor.

Eğer ben verirsem, bu durum bana utanç yerine onur getirecektir. İşte bu yüzden şimdi hissettiğim utanç yararlıdır; utanç bana zıt durumu hissetmem için yardım edecektir: Veren’in yüksek pozisyonuna ek olarak onur ve haysiyet.”

Alıcı tüm bu anlayışları utancın bir sonucu olarak edinir: sadece utancı söndürmek için değil fakat aynı zamanda Veren’in seviyesine ulaşmak için gerekli adımları niye ve nasıl atmalıdır. Burada, sırf ihsan etmeyi kazanmak değil – kişi sevgiye de gelmelidir! Öyleyse utanç içimde nefreti yükseltsin ki bunu sevgiye dönüştüreyim ve o zaman gerçek anlamda Yaratan’ın durumunu edineceğim.

O’nun doğal olarak sahip olduğu tüm sevgi, benim için kendimin kazandığım ve edindiğim büyük bir kazanım haline dönüşecektir. Ve işte bu yüzden bu utancı sevmeye ve takdir etmeye başlarım! Bunun vasıtasıyladır, nefret hissetmeye başlıyor olduğum bu utancın derinliğinin vasıtasıyla ve bu nefretten, sevgiye gelirim.

Yaratılan içsel arınmaların bir sonucu olarak bu sonuca gelir.

27.06.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. bölümünden, ‘‘Kabala Bilgeliğine Önsöz’’

Zorluklar İfşa İçin Bir Davetiyedir

Soru: Kişi kendisini çok zayıf hissettiği zaman, ailesi ve çevresi amacın büyüklüğünü hissetmedikleri için ona destek veremiyorlarsa, kişi ne yapabilir?

Cevap: Baal HaSulam manevi yolda neden bu kadar çok zorlukla karşılaştığımızı Şamati makale 4’te açıklıyor: ‘‘kişi öylesine bir duruma geliyor ki tüm dünya halen duruyorken, kendisi şimdi yalnız ve bu dünyadan yok gibi görünüyor ve ailesini, çevresini, Yaratan’ın önünde kendisini feshetmek için terk ediyor.’’

Burada, sanki kişi havada asılı hale gelmiş gibi. Ancak tüm bunları Yaratan onun için amaca yönelik düzenledi öyle ki ayağını basması için yeryüzünde toprak aramasın bilakis düşüncelerinde, fikrinde üst olana benzer hale gelmek için araştırma yapsın ve O’nun ruhunu özümsemek için üst olana yönelik istekte bulunsun. Diğer bir ifade ile diğerlerinin arzularının içinde ihsan etme ve sevgi niteliği olan Yaratan’ı ifşa etmeyi istemeye ihtiyacın vardır ve o zaman ‘‘mantık ötesi inanç’’ vasıtasıyla sen kendi arzunun üzerine yükseleceksin.

Kendini havada asılı hissettiğin zaman, her zamanki gibi dünyevi çevrenin alışılmış desteğini bulamadığında, bu durum, ihsan etmenin içinde üst olana bağlanmak için senin davetiyendir. Akılcı destek, mantıksal kanıtlar aramak yerine, mantık ötesi inanç içinde destek aramaya ihtiyacın vardır.

Baal HaSulam der ki: “Bunun basit bir sebebi vardır, buna inanç eksikliği denir.” Yani kişi kimin önünde eğildiği görmüyor, Yaratan’ın varlığı hissetmiyor. Bu onda ağırlığa sebebiyet verir. Ancak diğer taraftan, bu bizim için ihsan etme niteliğini, Yaratan’ı, ifşa etmemiz için bir davetiyedir.

Daha aydınlatılmış kısımlardan tekrar görürüz ki bu inanç Yaratan’ın açık bir ifşasıdır. Görmek inanmayı ifade eder ve denir ki O’nu gören kişi O’na inanır. Bu da bizlere kutsal metinleri ne kadar çarpıtılmış ve ne kadar yanlış okuduğumuzu gösteriyor. Bu sözcükler “Kutsaldır” çünkü bu sözler edinimden ve Yaratan’ın ifşasından bahsediyorlar ve O kutsaldır, O ihsan etme ve sevgi niteliğidir. Bu niteliğe nasıl ulaşacağımızı anlatan kitaplara kutsal kitaplar denir.

28.04.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Rabaş’ın yazıları.

Kim Kime Hizmet Edecek?

Bizler haz alma arzusu olarak yaratıldık ve bu arzuyu ıslah etmek için, niyetimiz “ihsan etmek için” olmalıdır. Bunu yaparak kendimizi ıslah ediyoruz ve yaratılışın amacını ediniyoruz: Yaratan’la tam bir bağlanma. Ancak ıslahı edinmek için, bizler ihsan etmek kuvveti ile birleşmeliyiz.

İhsan etmek niyetine Bina denir ve almak kuvveti ise Malhut olarak adlandırılır. İhsan etme ve almanın bu iki kuvveti birbiri içine girmelidir. Bunlar birleştiği zaman, daha sonra bu iki kuvvetin kombinasyonel analizine göre, dört durum ortaya çıkar:

Malhut’un içinde MalhutBina’nın içinde MalhutBina’nın içinde BinaMalhut’un içinde Bina.

Eğer Bina Malhut’a girerse, kötü bir kuvvet yaratır çünkü Bina Malhut’un egemenliğinin altına düşmüştür. Malhut onun üzerinde hüküm sürer ve onu yönetir, Bina’yı kendi kölesi yapar. Bu durum dünyadaki tüm kötü kuvvetleri yaratır.

Bazen bu kuvvetler kişiyi ayartmak için iyi gibi davranırlar ve ona rüşvet verirler ve daha sonra onu kötülüğün içine çekerler. Bu özel bir hilekârdır, Malhut’un içindeki egoistik güçtür (Klipa: kabuk).  Bu kuvvetin yardımıyla Malhut Bina’yı zapt eder ve onu kullanmaya başlar. Başlangıçta iyi gibi görünmeyen  hiçbir kötülüğün var olamayacağı yazılır. İşte kötü kuvvetler bu şekilde hareket eder ve bu sebeple var olur.

Eğer o basitçe Malhut ise, o zaman o, temelde maddesel, bitkisel, hayvansal ve insan seviyelerindeki almak arzusudur, kiminin içinde bu güçler sadece maddesel, bitkisel ve hayvansal seviyelerdedir. Şöyle ki,  ilkel dünyevi hayatta yaşayan basit biridir.

Bina bir kişinin arzusunda haz almak için var olduğu zaman bu kişi çok akıllı ve kurnaz hale gelir. Bu kişi size nasıl yardım edeceğini ve vereceğini bilir ve daha sonra sizi maksimum seviyede sömürür. Bunlar Bina’nın Malhut’un içine dâhil olması sonucu oluşmuş çok kötü kuvvetlerdir: Egoizmin kontrolü altına düşmüş ihsan etme kuvvetleridir.

Kişi kendi güçlerini kullanarak Malhut’u Bina’nın içine yükselttiği zaman zıt durumlar meydana gelir. O zaman kişi Bina’ya bağlanır zira Bina’nın içine girmek ister ve annenin rahmindeki bir cenin gibi, ihsan etme kuvvetinin ayrılmaz bir parçası, bir kölesi olur. Bina’ya Ima IIaa (üst anne) denir. Şöyle ki, kişi sadece birleşmek vasıtasıyla gelişmek ister ve ihsan etme kuvveti yani Yaratan tarafından yönetilmek ve korunmak ister. Daha sonra iyi kuvvetler oluşur ki bunlar egoistik arzunun parçasını seçerler ve aşama aşama bunların içinden onları ıslaha getirirler.

Edinimdeki İki İzlenim

Şamati (Duydum),makale, 166, ‘‘Edinimdeki İki İzlenim’’: İki izlenim vardır: 1) Dünyaların Yukarıdan aşağıya; 2) Aşağıdan Yukarıya basamaklarla yayılması.

İlk izlenim: ‘‘Yaratan’ın yaratmış ve yapmış olduğudur.’’ Bu demektir ki Yaratan bizlerin manevi çalışması için bir yer hazırlamıştır. İkinci izlenim: bizlerin aşağıdan yukarıya kıyafetlenmeye ve tutunmaya başladığımız zaman. Ancak, derecenin tamamını edinmeden önce kesin olarak herhangi bir şey bilemeyiz. Buna ‘‘ilkönce öğrenmek, daha sonra anlamak’’ denir.

Ekmek yemeye yeni başlamış küçük biri henüz bir şey bilmez sadece ekmeği bilir. Ve büyümeye başlayınca, ekmeğe şekil vermesine sebep olan ekmek için bir mantığın var olduğunu anlamaya başlar…

Dolayısıyla, kişi buğdayın alınıp toprağa ekildiği zamanın durumuna gelene dek araştırmaya devam eder. Ancak o zaman, kişi ekmekten alabilir yani dünyada var olan ekmeği keşfeder. Daha sonraları kişi buna nasıl ekleyeceğini bilir.

Basitçe elime bir parça ekmek alsam ve onu yemeye başlarsam, arzunun içinde kıyafetlenmiş hazzı hissederim sadece, başka bir şey değil. Daha sonra, ekmeğin maddesinin ne olduğunu düşünmeye başlarım. Bu ekmeğin bir önceki safhasıdır. Bu safhaya erişmek için, ekmeğin için dalmalıyım, ona derinliğine girmeli ve onu edinmeliyim.

Bu, ekmekten önce gelen durumdu örneğin hamur. İlerlemeli ve onun özü hakkında bilmeliyim. Kendi üzerimde bir adım yükselirim, ekmekten hamura ve Yukarıdan aşağıya doğru yayılma esnasında ne olduğunu edinirim, hamurdan ekmeğe.

Daha sonra daha fazla yükselirim, hamurdan una ve suya ve hamurun bunlardan yapıldığını keşfederim. Sonra, daha fazla ilerler suyun nerden geldiğini ve un’un maddesinin buğday olduğunu anlarım. Buğday nereden gelir?

Dolayısıyla, kaynağa varıncaya dek daha ve daha derine ilerlerim. Kendi bakış açımdan, köke doğru gittim ancak seviyelerin kökten aşağı bana doğru ‘‘ekmeğe’’ ulaşıncaya kadar basamaklandığını anlarım.

‘‘Ekmek’’ hazzı ifade eder. Her an arzumu incelerim: o hazdır veya haz eksikliğidir, neden dolayı haz alamadığımın sebebini ve ona nasıl ulaşacağımı. İncelemem gereken başka hiçbir şey yoktur. Tüm hayatımız ve hissiyatı bunun etrafında döner.

Aksiyonlar vasıtasıyla, bana yönelik olan tüm yaklaşımdan gelen kökümü, kendimi ve Yukarıdan aşağıya ki aynı zamanda kendisi ile beraber benim aşağıdan yukarıya dönüşümü kapsayan tüm yolu edinirim. Eğer köke ulaşırsam, gerçek durumu edinirim. Benim tarafımdan ifşa edilmiş tüm önceki durumlar o zamana kadar (Yukarıdan aşağıya düşüş esnasında ve benim köke doğru yukarıya yükselişimde oluşan) benim bu tek, var olan durumu ifşa etmem için sadece bir gereklilikti.

27.06.2011 tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Şamati 166

Yaratan’ın Sinyalini Yakalayan Anten

Soru: Kabala hakkında konuştuğumuz zaman bilimden birçok örnekler veriyorsunuz. Guglielmo Marconi adında, radyonun hassasiyetini çok uzak mesafelerde iletişim kurmaya olanak sağlayacak şekilde artırarak ilk radyo alıcısını keşfeden İtalyan bir bilim adamı vardı. Öyleyse, bizlerinde diğerleriyle olan iletişimi geliştirmek için aynı şekilde ruhumuzun hassasiyetini artırmaya ihtiyacımız var mı? İnanç, Yaratan’la bağımızı sağlayan anten midir?

Cevap: Guglielmo Marconi çok büyük bir bilim adamı idi ve birçok sırları vardı. Bize keşiflerinin sadece çok küçük bir kısmını ifşa etti. Halen hakkında bilmediğimiz kolaylıkla dünyamıza tamamen nüfuz eden dalgaları keşfetti. O gerçekten eşsiz biriydi.

Bizler ‘‘dışımıza’’ çıktığımız zaman, aramızdaki bütün boşluğu dolduran genel bir enerji alanını algılamaya başlarız. Bu alan Yaratandır. Bu alanı algılamak Yaratan’ı, yani tüm ruhları bağlayan Üst Gücü edinmektir. O zaman bizler, hepimiz, O, Üst Güç, ‘‘Yaratılışın Düşüncesi’’ denen düşünce, bir bütün haline geliriz. İşte bu yüzden adama, Dome (Yaratan’a benzer) kelimesinden gelen Adem denir.

O’nunla bağlanacağımız bir konuma ulaşırız yani O’nun içinde var olduğumuzun fakındalığına ve anlayışına gelmek.

İnanç Bina’nın ( ‘‘Havana’’ veya anlamak kelimesinden gelir) Sefirasıdır. Diğer bir ifade ile ‘‘inanmak’’, gözlerinizi kapatıp, kör bir adam gibi hareket ederek bazılarının söylemiş olduğu bir şeylere inanmak değildir. Kesinlikle bu değil! İnancın temeli ihsan etmek gücüdür. İçsel ‘‘radyo alıcımın’’ kanalını değiştirebilirsem, bu aynı dalgaya kendimi en ince şekilde ayarlarsam bundan aldığım bilgiye inanç denir.

İtalya kongresindeki dersten.

En kısa zamanda tüm evrenle olan bağ noktamıza hassasiyetimizi artırmak dileğiyle.

Işık Olmadan Değişim İmkânsızdır

Baal HaSulam, ‘‘Barış’’: İnsanlar arasındaki kaba egoistik direnç, uluslararası ilişkileri de kötüleştirir, tüm bütün bunlar her ne olursa olsun dünyadan hiçbir insan aklı veya tavsiyesi tarafından durdurulamayacaktır.

Dünyanın kendisini düzeltebileceğini düşünmeyin. Hatta insanlar egoizmin dünyanın kötülüğünün kaynağı olduğunu fark etseler dahi, düzeltme ‘‘şifa’’ yani Kabala metodu olmaksızın imkânsızdır. Bizler dünyaya Islah Eden Işığı vermek zorundayız. Bu, bir veya diğer formda arzuların değişik çeşitlerine göre yani dünyamızdaki insanların Kabala Bilgeliğini çalışmasıyla sadece mümkün olabilir.

Herhangi bir şekilde, onlara Işığı vermeliyiz. Egoizm başka bir şekilde düzeltilemez. Burada başka hiçbir şey yardımcı olamaz, ne psikoloji ne de sosyoloji, ne harika çabalar ne de sıkıntılar. Yardımcı olabilecek tek şey Işığın çekilmesidir. Bunun dışında hiçbir şansımız yok.

Daha doğrusu, Işık, amacı ve onun edinimi için olan programı, yani geçmemiz gereken tüm safhaları içerir. Işık olmaksızın tek bir hareket bile yapamayan hayvanlar gibiyiz. Işık gelmeli ve bizleri etkilemelidir. O zaman hareketin içerisine gireceğiz.

Öyleyse neden sıkıntıları ve tüm bu değişimleri tecrübe ediyoruz? Aslında, onlar değişimler değil daha ziyade sorunlar, bizlerin veya en azından bazılarımızın Işığın bir kısmını dahi olsun çekene dek şiddetini artıracaktır.

Gelişim sadece Işık tarafından tamamlanır. Bizler derinlemesine bunun farkında olmalıyız. Egoistik arzunun kendisinin gelişim yolunu bulmasının hiçbir şansı yoktur. Asırlar boyunca, bu fırsat, çağrının gelmesi beklenmeden Işık vasıtasıyla bulunmuş ve Işık bizleri sürekli ileriye doğru itmiştir.

Bugün bizler, tamamen Işığa yönlenmiş arzumuz tarafından Işığın gelişini ilerletmek zorunda olduğumuzdan sonra kritik eşiği geçmiş bulunmaktayız. Şimdiden sonra, her şey artık ‘‘önceliğimizle’’,  ‘‘dua ve iyi işlerle’’ başlar. Bu tanım şunu ifade eder, biz, kendimiz gelişimi istemek zorundayız, yeni egoistik arzuların peşinden koşmak değil, daha ziyade egoizmin üzerinde olmak. Uyanış, yükseliş, bizim tarafımızdan gelmelidir.

Daha ötesi, bizim kendi içimizden bir talep gelmezse gelişemeyeceğiz, umarız dönüşünde, Işığın gücü gelip bizleri etkileyecek ve birliğin ve sevginin yeni niteliklerini bizlere vererek, tek bütün entegral bir koşulda bizleri kaynaştıracaktır. Sadece bu Işık bizlerin gelecek koşullarını tamamlar. Bizler bunların ne olduğunu ve nasıl aktarıldıklarını bilmememize rağmen işimiz, özümüz, basittir: bizi geliştirecek olan gücü arıyoruz.

Hepsi bu; herhangi özel bir bilgeliğe ihtiyacımız yoktur. İlerleyişimde beni neyin beklediğini bilmiyorum. Bazen, aklımda ve hissiyatımda, yeni bir şeyler fark ediyorum,  yeni bir ifşa, hissiyatın ve anlayışın ince bir katmanı. Bu biraz da olsa Işığın arzularımızı uyandıran ve düzelten etkisine benzer. O’nun işine karışmamalıyız daha ziyade mümkün olabildiğince gelişimimizi hızlandırmalıyız.

Biz talep etmeyene kadar Işık bizleri asla etkilemeyecektir. Bu yüzden ilkönce talep eden olmalıyız. O’nun bizden talep ettiği de budur. Bu istek, bu gereklilik, arzunun maddesi üzerinde manevi bir aksiyon başlatır. Şükür buna ki kim olduğumuzu ve Yaratan’ın kim olduğunu ifşa ederiz.

Bu alçak seviyemizde, en azından az da olsa daha yüksek bir dereceyi anlarız ki onunla kaynaşabilelim. O’nu bütünüyle anlamayız fakat sadece onunla ilişki kurduğumuz yeri anlarız. Annesinin rahminin içerisinde bir noktaya yapışarak, kişi annesinin nitelikleri içinde eşit hale gelmelidir.

Bu şekilde, yaratılan varlık büyük bir iş yapar, algının ince bir katmanı içerisinde Üst Olan’la kaynaşmayı dilemesi. Daha sonra, gelişiminin kendi Işıklarıyla doldurularak, Üst Olan’dan kendilerinin iptalini isterler. Bir embriyo gibi, bizler Işık’tan gelişimi getirmesini talep ediyoruz, hazlar getirmesini değil. Bu şekilde, Yaratan’la form eşitliğine ulaşırız.

Hoca’yı Duymaya Başlamak Nasıl Olur

Kendi fikriniz tarafından yönlendirildiğiniz zaman doğru bir şekilde ilerlemek imkânsızdır zira siz bütünüyle bu dünyadasınız. Siz yalnızca bu iki kati fikrin varlığını keşfederseniz ancak büyüyebileceksiniz: Kendi fikrinizi ve hocanın fikrini işiteceksiniz, bunlar arasındaki farkı anlayacaksınız ve her zaman mantık ötesi gitmek ve hocanın görüş açısını kabul etmek için bunları birbirleriyle kıyaslayacaksınız.

Her zaman ilerlerken büyüyen egoizmin karşısında bile ve tüm tereddüt ve şüphelerine rağmen, sana bariz bir gerçek ve mantıklı bile olsa ve aklin sana mantığınla gitmiyorsun üzerinde veya altında gidiyorsun dese bile, hep hocanın fikrini tercih edeceksin.

Eğer kişi tüm bu problemlerle baş edebilirse, ilerlemek için başarılı olacaktır. Eğer yapamazsa, başarmak için hiçbir şansı yoktur. Dolayısıyla, sadece çok az sayıda insan manevi dünyaya ulaşır.

Böylesi içsel kavgalarda ayakta kalmak ve her zaman mantığımıza karşı gitmek için, daima hocanın otoritesini güçlendiren grubun desteğine ihtiyacımız vardır. Bu, kendi düşüncemizi yenmek ve hocanın düşüncesini kabul etmek için gruptan güç almak için kendimizi grubun önünde eğmenin gerekli olduğunu ifade eder.

Manevi çalışmada üç etken vardır: kişi, hoca, grup. Yaratan’ın (zıttan ifşa edilebilecek olan) ifşasına erişmek için bunların hepsine gerek vardır öyle ki Yaratan’ın ve hocanın fikri birbiriyle birleşir. O zaman, kişi, grubun ve hocanın, Yaratan’ın ona ilişkisinin içindeki temsilcileri olduğunu anlamış olarak ilerleyebilecektir. Böylece, kişi tüm kavramları, değerlendirmeleri ve seçimi sadece onlara göre hesaplamalıdır.

Eğer şanslıysanız, bunu yapar ve ilerlersiniz; eğer değilse, doğru seçimi yapmıyor olduğunuzu ve doğru yönde ilerlemiyor olduğunuzu bile hissetmezsiniz. Bunu ölçebileceğiniz herhangi bir ölçü aletine sahip olmayacaksınız.

‘‘ Kalpten gelen sözler kalbe girer’’ ne zaman olur? Eğer, düşüncenizi hocanıza olan ilişkiniz içerisinde doğru bir şekilde düzenlerseniz, hocanın ne anlattığını işitmeye başlayacaksınız.

05.25.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünde, Şamati 25

Toplam 65 sayfa, 56. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030...5455565758...Son »